[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  13-06-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 47 (2) }
| Devrimci BültenRUSYA-GÜRCİSTAN SAVAŞI: EMPERYALİST YENİDEN PAYLAŞIM MÜCADELESİNDE ÖNEMLİ BİR ADIM (K.Erdem)

Gürcistan’ın Güney Osetya’yı politik ve askeri olarak tekrar kendi kontrolüne almak için Ağustos ayının başlarında yapmış olduğu askeri harekata Rus emperyalizminin tepkisi oldukça şiddetli oldu. Gürcistan tek Güney Osetya’yı ve Abhazya’yı fiiliyatta kaybetmekle kalmadı ama ABD ve AB işbirlikçisi M.Saakaşvili kendi iktidarını bile zora soktu.
    
Şimdi herkes doğal olarak şu soruyu sormaktadır: Gürcistan’ı Güney Osetya’ya saldırması için kim itti? Rusya’nın bir provakasyonu muydu yoksa ABD’nin bir dürtüklemesi miydi?
    
Bu sorunun cevabı oldukça önemlidir. Ama bu sorunun yanıtını ise ancak bu savaşa tepki verenlerin tutumlarından ve emperyalist dünya siyasetinin genelinden çıkartabiliriz.
    
Rusya-Gürcistan savaşına genel bir perspektiften baktığımızda, bu savaşın, Rusya’nın Gürcistan’ı kışkırtmasından ziyade, ABD’nin Rusya’yı kışkırtmasının bir ürünü olduğunu ve bunda da Gürcistan’ı kullandığını görmekteyiz. Üstelik ABD planlı ve programlı bir şekilde hareket etmiştir / etmektedir. Zaten ABD’nin Avrasya politikası oldukça planlıdır ve denebilir ki, rastlantıya pek fazla yer yoktur.
    
ABD, Rusya ile gerilimi yükseltme politikasını bilerek gündeme getirmiştir. Bu politikanın çok önemli uluslararası politik hedefleri vardır. ABD uzun zamandan beri (özellikle Sovyet blokunun çöküşünden sonra) Rusya ile taktik olarak “yakınlaşma” ve “dostluk” ilişkileri yürüterek onun nüfuz alanlarına sızıyordu. Bu bir Rusya’yı uyutarak ya da ağzına bir parmak bal çalarak onun politik ve askeri olarak kuşatılması politikasıydı.Zaten bu amaçla da NATO-Rusya Konseyi oluşturuldu. Ama Rus emperyalizmi bu politikayı pek yemedi ve bu politika son dönemlerde bazı politik sorunlarda ABD’ye ayakbağı oluşturmaya başlamıştır. Rusya ile “yakınlık” ve “dostluk” politikası, ABD’nin bazı çok önemli uluslararası politik ve askeri adımlar atmasının önünde engel teşkil etmektedir artık:

  • Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne yerleştirilmek istenen ve Füze Kalkanı Projesi’nin çok önemli bir ayağını oluşturan “Erken Uyarı Radar Sistemi”, Rusya ile “yakınlık” kurularak ve onun ile “dost” kalarak yerleştiremez.”Dost” gördüğünüz bir ülkeye bu kadar düşmanca bir askeri önlemi almayı kimseye kabul ettiremezsiniz. Kaldı ki,Rusya bunu dostça değil düşmanca bir adım olarak gördü.
  • NATO genişleme sorununda gündemine açıkça Ukrayna ve Gürcistan’ı almıştır. Zaten gelecek NATO zirvesinin en önemli gündem maddesi bu iki devletin üyeliği sorunudur.NATO kendisine katılmak isteyen Ukrayna ve Gürcistan’ın bu talebini geri çeviremez. Eğer bunu yaparsa, bu ülkelerdeki işbirlikçilerini hayal kırıklığına uğratır ve Rus işbirlikçileri güçlenerek Ukrayna ve Gürcistan’ı tekrar Transatlantik emperyalist ittifakının etki alanından çıkarmasına neden olabilir. Bu gerilim ortamı ile bu iki ülkenin NATO’ya alınmasına da bahane teşkil edilmiştir.
  • ABD bir uluslararası politik gerilim ortamı yaratarak ve bu ortamdan yararlanarak,Rusya’nın önemli bir müttefiği olan İran’a saldırının da altyapısını oluşturmaktadır. ABD, Rusya ile gerilim politikası aracılığı ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’ni de devre dışı bırakmak istemektedir. BMGK’nin devre dışı bırakılması Afganistan ve Irak savaşında da olmuştu ve şimdi de İran’a ya da Suriye’ye saldırmada da devre dışı bırakılmak istenmektedir. Tabii bu sefer daha özel bir biçimde.
ABD ve müttefikleri, Rusya ile artık “yakınlık” politikası izleyerek ne Doğu ve Orta Avrupa’da ne Kafkasya’da ne Orta Asya’da ne de Ortadoğu’da ilerleyememektedirler. Özellikle de II. Dünya Savaşı’nın ürünü olan BMGK artık ABD için bir ayakbağı haline gelmiştir.ABD kendi uluslararası çıkarlarını daha çok kendi denetimi altında olan NATO aracılığı ile korumaya çalışmaktadır. Zaten NATO’nun operasyon alanı Avrupa’dan Akdeniz’e ve Karadeniz’e, oradan da Afganistan’a ve Irak’a kadar uzanmış durumdadır.Bu son iki ülkede fiiliyatta Birleşmiş Milletler devre dışı kalmıştır.

ABD’nin Rusya ile uluslararası düzeyde politik tansiyonu yükseltmek istemesinin hiç kuşkusuz başka politik hedefleri de vardır:
  • ABD Başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti adayı Barack Obama’yı daha da köşeye sıkıştırmak ve ABD kamuoyunu J.MacCain ve Cumhuriyetçi Parti lehine etkilemeye çalışmak. Bu politik gerilimin zamanlamasının hemen ABD seçimlerinden önce olması oldukça ilginçtir.
  • Rusya’nın direkt nüfuz alanlarına müdahalede vereceği politik ve askeri tepkiyi ölçmek.Çünkü NATO Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğini muhtemelen kabul edecektir ki, Rusya bunu savaş nedeni saymaktadır.
  • Rus hükümetinin girişeceği bir savaş sırasında, Rus hükümeti ile muhalefeti arasındaki çelişkilerin durumunu anlamak.
  • Daha büyük bir savaş durumunda (Örneğin İran savaşı gibi), bölgede kendi müttefiği olarak gördüğü devletlerin (Türkiye,Gürcistan, Ukrayna, Fransa,Almanya,NATO ve AB üyesi diğer ülkeler vs.) müttefiklik kapasitelerini ölçmek.
Bütün bu analizleri bazı somut politik gelişmeler de desteklemektedir. Örneğin Rusya-Gürcistan savaşı sırasında ABD alelacele Polonya ile, Rusya’nın şiddetle karşı çıktığı ve aslında kendisini hedef alan “Erken Uyarı Radar Sistemi” anlaşmasını imzaladı. Zaten Çek Cumhuriyeti ile Temmuz ayının başlarında bu sistemin diğer ayağının anlaşmasını imzalamıştı. Yine son dönemlerde İran’ın politik ve askeri tecritinin geliştirilmeye çalışıldığı (özellikle de Suriye’nin diplomatik yollar ile İran’dan kopartılma çabalarının artması) gözlenmektedir ki, ABD ve müttefiklerinin (başta İsrail olmak üzere) İran’a saldırmanın kararını artık verdikleri anlaşılmaktadır.Bu noktada anlaşılan tek sorunları bu saldırıyı uluslararası alanda nasıl “pazarlayacakları” sorunudur ki son savaş aracılığı ile ortaya çıkan Rusya ile gerilim politikası buna da dert deva olacak görünmektedir.

ABD, Gürcistan aracılığı ile Kafkasya’da yapmış olduğu politik hamle ile aslında, bir yandan Kafkasya içlerine doğru giderek daha fazla yayılmak istemektedir, öbür yandan da,Doğu ve Orta Avrupa’da, Orta Asya ve Ortadoğu’da uygulayacağı politik ve askeri hamleleri gizlemekte ya da oralarda uygulayacağı bu adımların uluslararası haklılığını oluşturmaya çalışmaktadır. Görünen odur ki, Kafkasya’daki savaşın sorumluluğunu Rusya’nın üzerine yıkarak ve onu uluslararası alanda yıpratarak bunu elde etmiş görünmektedir.

Bizim yaptığımız bu politik analizleri uluslararası alanda destekleyen başka analizler de, bu savaşın asıl nedeninin ABD’nin Gürcistan’ı kışkırtması olduğunu belirtmektedirler. Eski CİA siyasi analizcisi Bill Christison’un yapmış olduğu politik değerlendirmeler bazı eksiklikler içerse de doğru görünmektedir:
“Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CİA) eski siyasi analisti Bill Christison,İran merkezli Press TV muhabirinin Gürcistan’daki krizle ilgili sorularını yanıtladı.

Washington’daki bir çok insanın bu tür bir çatışmayı desteklediğini öne süren Christison, bu yetkililerin,Beyaz Saray’ın Ortadoğu ile Orta Asya’daki pozisyonunun değişmesi gerektiğine inandığını söyledi. Christison, “Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmak için Washington tarafından fiilen cesaretlendirilmiş ve yeşil ışık almış olması yüksek bir ihtimal” dedi.”
(Hürriyet Gazetesi, 18 Ağustos 2008)
B. Christison’un analizi özünde doğrudur. Gerçekten de ABD giderek Doğu Avrupa’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da ve Ortadoğu’da daha saldırgan bir politika izlenmesi gerektiği kanaatine varmıştır ve bunu da Gürcistan’ı provoke etme hamlesi ile gerçekleştirmeye çalışmaktadır. B.Christison’un analizinde eksik olan Doğu Avrupa’yı işin içine katmamış olmasıdır. Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalar ve yine Ukrayna’nın NATO‘ya üyeliğinin önünün açılması çabaları, ABD’nin Doğu Avrupa’da da politik pozisyonun değişmesi gerektiği anlayışını açıkça ortaya koymaktadır.

Ama tam da bu noktada çözümlenmesi gereken çok önemli bir sorun bulunmaktadır:Gürcistan ABD’nin ve müttefiklerinin bu çıkarları doğrultusunda yapmış olduğu katkıdan hiçbir şey almayacak mı? M.Saakaşvili ve iktidarı karşılıksız mı bu provakasyonu gerçekleştirdiler?
    
Elbette değil. Muhtemelen ABD, Gürcistan’a bu siyasi gerilime olan katkısından dolayı, ona NATO üyeliğinin önünü açacaktır. Aynı durum Ukrayna için de geçerlidir.
    
Bu politik gerilim aynı zamanda Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya üyeliğinin de önünü açmıştır. Zaten Saakaşvili’nin bu kadar saldırgan ve meydan okuyucu olması da bunu göstermektedir. Saakaşvili’nin çoktan beri Gürcistan’ı NATO güvenlik şemsiyesinin altına almak istediği ve politik önceliğinin dış politikada bu olduğu bilinen bir durumdur. Çünkü aksi taktirde Gürcistan’da iktidarını uzun süre koruyamaz.
    
Savaştan sonra Gürcistan’ın NATO’ya alınacağını gösteren bir çok somut politik gelişme yaşanmıştır. Örneğin Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ateşkesten hemen sonra Gürcistan’a yaptığı destek ziyaretinde, Gürcistan’ın NATO üyeliğinin hızlanması gerektiğini ve bu savaşta Gürcistan’ın Rusya karşısında iyi bir “sınav” verdiğini belirtmişti.
    
Yine Rusya-Gürcistan savaşı vesilesi ile Brüksel’de olağanüstü toplanan NATO Dışişleri Toplantısı’nda “ ‘NATO-Gürcistan Komisyonu’nun oluşturulacağı, bu ülkenin NATO’ya üyelik sürecinde ittifakın söz ve yükümlülüklerinin yerine getirileceği mesajı verildi” (Hürriyet Gazetesi, 20 Ağustos 2008)
    
Bütün bu politik göstergeler, M.Saakaşvili’nin niçin Rusya’ya karşı saldırgan ve kendi boyunu aşan meydan okumalarda bulunduğunu iyi izah etmektedir.Çünkü M.Saakaşvili ABD’nin ve NATO’nun kendi arkasında olduğunu ve NATO ittifakının Rusya kıskacını daha da geliştirmek istediğini iyi bilmekte ve Rusya’yı provoke etmesinin karşılığının da NATO üyeliği olacağı kendisine önceden taahüt edilmiştir.Yoksa tek başına böyle bir politika gütmesinin mümkün olmadığını kendisi de bilmektedir.
    
Kafkasya’daki bütün bu politik gelişmeler,ABD’nin Avrasya politikasından bağımsız değildir.Bunun dışında bir politik yaklaşım yanlıştır.
    
Uzun zamandan beri ABD emperyalizmi ve müttefikleri hem Rusya ve Çin’in etrafını hem de onların müttefikleri olan İran,Suriye ve Kuzey Kore gibi ülkelerin etrafını kuşatmaktalar ve daha sonra da Irak örneğinde olduğu gibi devirmeye çalışmaktadırlar. Bu politikanın uç noktasının Çin’in politik dağılması ve ABD önderliğinde Transatlantik emperyalist ittifakının sömürü ağı içerisine çekilmesi olduğu ve yine Rusya’nın da ekonomik ve politik olarak güçten düşürülüp emperyalist kapasitesinin yokedilerek bu Transatlantik emperyalist ittifakının güdümüne girmesini sağlamak olduğu artık politik bir sır olmaktan çıkmıştır. Bu politika dünyanın çok önemli bölgelerinde kaçınılmaz olarak bir nüfuz ve paylaşım mücadelesine dönüşmüş ve savaş biçimine bürünmüştür.Bundan dolayı da emperyalistler, şimdilik  direkt karşı karşıya gelmeseler de (bu onların gelecekte direkt karşı karşıya gelmeyecekleri anlamına gelmez hatta politik gelişmeler de giderek direkt karşı karşıya gelecekleri yönündedir), işbirlikçileri aracılığıyla birbirleriyle savaşmaktadırlar vede bundan dolayı da dolaylı bir emperyalist savaş yürütmektedirler.
    
Bütün bu politik olgulardan da anlaşılacağı gibi, Rusya-Gürcistan savaşının uluslararası emperyalist politikada önemli sonuçları olacaktır ve bu savaş emperyalist yeniden paylaşım mücadelesinde önemli bir adım oluşturmaktadır.
    
Denebilir ki, Rusya’nın kendisi de uzun zamandan beri bir askeri güç gösterisi için böyle bir fırsat bekliyordu ve onun için Güney Osetya ve Abhazya’da kışkırtıcı çalışmalarda bulunuyordu. Bunun da hiç kuşkusuz doğruluk payı vardır ancak Rusya’nın tam olarak hesap edemediği, ABD’nin Gürcistan aracılığı ile bu bölgedeki politik sorunları, dünyanın başka bölgelerindeki sorunlara müdahalesinde yani “Avrasya Satranç Tahtası”nda bir hamle olarak kullanacağıdır. Böyle bir politik hamleyi dünya çapında ancak ABD gibi bir emperyalist devlet yapabilirdi.
    
Rus emperyalizmi ya ABD’nin Gürcistan aracılığı ile yaptığı uluslararası saldırgan politik hamleyi tam olarak anlamadı ya da bunu anladı ama elinde şiddetli bir askeri karşılık verme dışında başka bir seçeneği yoktu. Zaten olaylara geniş bir çerçevede baktığımız zaman, Rusya’nın elinde fazla bir seçeneğinin olmadığını görmekteyiz: Ya şimdi yaptığı gibi sert bir askeri karşılık ya da Kosova’da yaptığı gibi pasif bir direnme ve kınama vede dolaylı tehdit diplomasisi.
    
G.W.Bush’un ABD Başkanı olmasından hemen sonra 11 Eylül saldırıları ile başlayan I.Gerilim döneminde, ABD ve müttefikleri, Afganistan ve Irak’ı işgal ederek İran ve Suriye’yi kuşattılar ve Ortadoğu’ya direkt ve fiili olarak yerleştiler. Rusya-Gürcistan savaşı ile başlayan II.Gerilim döneminde de İran ve Suriye’deki rejimlerin yıkılışını,NATO ve Gürcistan’ın NATO üyeliğini ve Polonya ile Çek Cumhuriyeti’ne “Erken Uyarı Radar Sistemi”ni yerleştirmeyi gerçekleştirerek tamamen  Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Avrupa’ya yerleşmek istiyorlar.

Rusya-Gürcistan savaşı öncesindeki uluslararası politik durum çerçevesinde, İran ve Suriye rejimlerinin devrilmesi güç gözüküyordu. Ama bu uluslararası gerilim politikası, dünyanın çok önemli bölgelerinde haydutça hareketlere bir uluslararası politik zemin hazırlayacak ve bu haydutça politikaları hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır.

ABD’nin Avrasya’da planlı hareket ettiğinin en önemli göstergelerinden bir tanesi de Hindistan ile ittifak arayışıdır. Sovyet blokunun çöküşünden sonra ABD, SSCB’ye karşı 1970’lerin başında Çin ile yaptığı ittifak politikasını adım adım çözmekte ve onun yerine Hindistan ile ittifakı koymak istemektedir. ABD’nin Çin’den diplomatik olarak uzaklaşması ve Hindistan’a yanaşması vede onun ile  ittifak araması, dünya çapında ve tarihsel  bir olaydır vede Transatlantik emperyalist ittifakının bu emperyalist savaşı kazanmasının anahtarlarından birisini oluşturmaktadır.

ABD geçen yıl Hindistan ile yaptığı ve onun uluslararası alanda meşru olmayan askeri nükleer çalışmalarını kabul ettiği anlaşma ile Hindistan’a bu ittifaklık eğiliminde büyük bir politik ödünde bulunmuştur. İran’ı askeri nükleer çalışmalarından dolayı tehdit eden ABD, Hindistan ile uzlaşmış ve bunu kabul etmiştir. Elbette böyle bir politika çok önemli bir uluslararası stratejinin ürünü olabilir.

Zaman zaman dünya politikasını germe zaman zaman da gevşetme politikası aslında emperyalist dünya ekonomisi içerisinde önceden varsayılmış bir durumdur. Emperyalist dünya ekonomisi de zaman zaman ekonomik krizler aracılığı ile gerilir ve bunu izleyen dönemlerde de bir gevşeme eğilimine girer. Bunun emperyalist politikaya yansıması kaçınılmazdır. Ama ABD açısından göze batan durum, bu gerilim ve gevşeme politikasının belirli bir uluslararası strateji temelinde yapılıyor olmasıdır. Bunu ise ancak dünya ekonomisi ve politikası içerisine derinlemesine yayılmış olan ABD gibi bir emperyalist devlet yapabilir.

ABD’nin uluslararası emperyalist politikayı Gürcistan aracılığı ile germe politikasına stratejik düzeyde yani uzun dönemli politik kazanımlar temelinde baktığımız zaman, bu noktada ABD’nin Rusya’ya göre daha kazançlı çıktığını görürüz. Rusya Gürcistan’da taktik bir kazanım elde etmiştir ancak bu taktik başarı stratejik hedefleri ile çelişmektedir. Rusya ABD’nin provakasyonuna düşerek kendi politik, ekonomik ve askeri tecritini zamansız olarak daha fazla geliştirmiştir.

Rusya-Gürcistan savaşına kısaca genel bir perspektiften baktıktan sonra şimdi de kısaca bunun Türkiye’ye yansımalarına bakmaya çalışalım.

ABD’nin Kafkaslarda bilerek devreye sokmuş olduğu gerilim politikasını Türkiye uzlaşma arayışı ile aslında kösteklemektedir. Üstelik de tam bu anda İran Cumhurbaşkanı M.Ahmedinecad’ı da Türkiye’ye davet etmiştir. Yani AKP hükümeti tek Ortadoğu’da ABD ile ters düşmekle kalmamış Kafkasya’da da ABD ile ters düşmeye başlamıştır. Bütün bunlar AKP’nin uluslararası politik gelişmeleri “doğru okuma” kabiliyetinin olmadığını gösterdiği gibi kendi hükümetinin politik ömrünü de her geçen gün kısaltmaktadır.

Türkiye’nin ABD’den bağımsız bir şekilde devreye sokmak istediği “Kafkas İttifakı ve İstikrar Paktı” politikası, ABD’nin bölgesel ve küresel çıkarları ve politikaları ile çelişki oluşturmaktadır. ABD Kafkasya’da Rusya’yı dışlayan ve onun bölgede nüfuzunu azaltan NATO ittifakını sokmak isterken, Türkiye’nin Rusya’nın da içinde yeralacağı ve somut bir politik hedefi olmayan  bir bölgesel organizasyonu devreye sokması, olayların gelişiminde pek fazla bir şey anlamadığını ve her iki tarafı da tatmin etmeye çalıştığı izlenimini vermektedir ki, ABD ve Rusya  uluslararası çapta her geçen gün karşıt kamplara doğru bölünmektedir vede bundan dolayı denge politikasının temelleri de giderek yokolmaktadır.

ABD, bölgede ve dünyada gerilim politikasını devreye soktukça, Türkiye’nin denge politikasının temelleri de giderek yokolmaktadır. Bölgesel çelişkilerin savaş biçimine bürünmesi (özellikle de Ortadoğu ve Kafkasya’da) Türkiye’nin tarafsız kalmasını olanaksızlaştırmaktadır. Hiç kuşkusuz ABD, devreye sokmuş olduğu bu politik gerilim sayesinde adım adım İran’a askeri müdahale sorununu gündeme getirecektir ve bu sorun İran’a komşu olan ülkeleri direkt etkileyecek unsurları içermektedir.

İran’a bir askeri müdahale sorununda Türkiye’nin tarafsız kalması oldukça zordur. Hatta bazı provakatif hareketler onu sorunun içine çekmeye yetebilir. ABD İran’daki rejimi devirmeye çalışırken onun içindeki ulusal, etnik ve dini çelişkileri kışkırmaya çalışarak rejimi içten zayıf düşürmeye çalışabilir. Bu noktada Azarbaycan’ın daha milliyetçi bir çizgiye kayması ve Güney Azarbaycan (Şu an İran’ın devlet sınırları içinde kalan) üzerinde hak iddia etmesi iki devlet arasında bir savaş durumunun ortaya çıkması hiç de gözden ırak tutulmaması gerekn bir durumdur. Böyle bir durumda Türkiye’nin tarafsızlığı sona erer. Böylece Türkiye istemese de bölgedeki olayların içine çekilebilir. Gürcistan’da bunu yapan ABD Azarbaycan’da bunu niçin yapmasın?

Yine Türkiye’nin İran savaşında ABD’nin yanına çekilmesine neden olacak en önemli sorun Kürt sorunudur. ABD, Türkiye’ye savaşın dışında kaldığı taktirde bölgede bir Kürt devletini de kabul etmesi gerektiğini uygun bir dil ile belirtecektir. Türkiye savaşın dışında kalarak bölgede bir Kürt devletini kabul etmekle; savaşta taraf olarak Kürt devletinin oluşumunu durdurma seçeneği ile karşı karşıya kalacaktır.

Politik olaylar giderek Azarbaycan’ın ABD dış politikasında önemli bir yere sahip olacağını göstermektedir. Gürcistan ile Azarbaycan arasındaki karasal bağlantı, Azarbaycan’ın daha fazla ABD politikalarına bağlanmasını gerektirmektedir. Böylece İran’ın kuşatılması, Afganistan’dan başlayarak, Azarbaycan ve Türkiye üzerinden geçerek Irak ile birlikte tamamlanmış olacaktır. Böyle bir politik ve askeri kuşatma altında, İran’daki rejimin fazla dayanması zordur. Böylece ABD’nin bölge politikasının çerçevesi, uluslararası stratejisinin gereği olarak şekillenmektedir: Orta ve Doğu Avrupa’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’ya ve Ortadoğu’ya kadar uzanan hat üzerinde kendine tam bağımlı işbirlikçi rejimler aracılığıyla ve bunların karasal bağlanmaları sayesinde birleştirilmesi yoluyla politik, askeri ve ekonomik egemenlik kurmak. Bu bölgelerin birlik oluşturabilmeleri için bağlantı noktalarının ele geçirilmeleri gerekir. İşte bundan sonraki politik ve askeri hamlelerin amacı ABD açısından bu olacaktır.

Bundan dolayı Türkiye ve Azarbaycan’ın İran ve Suriye sorununda ABD açısından önemli bir yeri olacaktır vede kendi işine gelmeyen ve kendi bölgesel politikalarına uyum göstermeyen hükümetlerin (örneğin AKP gibi) devrilmesi ve daha saldırgan ve işbirlikçi politik biçimlerin yerlerine geçirilmeleri giderek daha çok öne çıkacak gibi görünmektedir.

Bütün bu olaylardan ortaya çıkan durum şudur: Bölgesel savaşların birlikteliğinden giderek bir emperyalist dünya savaşı ortaya çıkmaktadır. Ama emperyalist paylaşım savaşının kendisi ne kadar kaçınılmaz ise aynı şekilde sonuçları da o kadar kaçınılmaz olacaktır. Bu emperyalist savaş, kaçınılmaz olarak dünya emperyalist politikasında zayıf halkalar yaratacak, bu zayıf halkalarda emperyalist zincirin kırılmasının olanaklarını yaratarak,sosyalist devrimlerin ortaya çıkmasının tarihsel temellerinin gelişmesine neden olacaktır.

Emperyalist ülkelerde,kapitalizmin üretici güçlerinin, komünizmin tarihsel sınırına doğru ilerlediği bu süreçte, gelecekteki dünya sosyalist devrimi, Ekim Devrimi ve III.Enternasyonal dönemindeki başarısızlığı ve olumsuzluğu yaşamayacaktır.

Tartışmasız bir şekilde yeni bir devrimci dönem açılmaktadır. Bu dönemde komünist hareketin görevi, ideolojik, politik, örgütsel ve askeri eksikliklerini ve yanlışlıklarını gidermek ve sosyalist iktidar savaşını daha da geliştirmek için bütün çabasını yoğunlaştırmak olmalıdır.  


Devrimci Bülten Sayı 47, Devamı... 


|
_ _