[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 47 (3) }
| Devrimci BültenÝKTÝDAR MÜCADELESÝ, ORDUNUN POLÝTÝK EVRÝMÝ VE EMPERYALÝST PAYLAÞIM SAVAÞI (K. Erdem)


Son zamanlarda Ergenekon operasyonlarý çerçevesinde ortaya çýkan bazý bilgi ve belgeler, bazý politik sorunlarýn (örneðin ordunun politik evrimi ve karakteri sorunu) daha doðru olarak çözümlenmesine olanak sunacak türdendirler. Bu durum ayný zamanda, iktidar mücadelesinin nasýl bir evrime uðrayacaðý noktasýnda da bazý ipuçlarý sunmaktadýr.
    
Bütün göstergeler, son üç-dört yýldan beri, Ýþbirlikçi Tekelci Burjuvazi (ÝTB) içerisinde giderek kýzýþan iktidar mücadelesinin, ordunun iç yapýsýndaki politik evrimin neden olduðunu göstermektedir. Toplumun genelinde yaþanan politik evrim  ordu içerisinde de yaþanmaktadýr. Bütün sorun bu politik evrimin (özellikle de ordunun komuta kademesi ve onun etkisi altýnda bulunan alt-komuta kademesi sözkonusudur) ne yönde olduðu yani bu evrimin  politik karakteri ve buna neden olan tarihsel olaylarýn ne olduðu sorunudur.
    
Türkiye’deki politik olaylarýn mantýðýný ve bu olaylarýn geliþim yönünü doðru ele alabilmek ancak ve ancak emperyalist dünya ekonomisini ve bu temelde yükselen emperyalist dünya siyasetini doðru bir þekilde kavramakla mümkündür. Ama hemen þunu da kabul etmek gerekir ki, bu noktanýn söylenmesi oldukça basit ama gerçekleþtirilmesi oldukça zordur. Bu makalenin temasýnýn dýþýnda kaldýðý için emperyalist dünya ekonomisi ve siyasetinin genel hatlarýna burada deðinmeyeceðiz. Ama sadece kýsaca ve genel olarak vede makalenin mantýðýnýn genel çerçevesini oluþturmasý açýsýndan, Uluslararasý Tekelci Sermaye (UTS) ile Ýþbirlikçi Tekelci Sermaye (ÝTS) arasýndaki iliþkileri hatýrlatacaðýz. (1)
    
Uluslararasý ekonomik sistem, soyut ve biçimsiz bir yapýya sahip deðildir. Bu sistem üretici güçlerin tarihsel düzeyinden dolayý burjuva bir yapýya sahiptir. Ama bu burjuva yapý herhangi bir burjuva yapý deðil belirli bir biçime sahip bir burjuva yapýdýr. Yani belirli bir örgütlenme biçimine sahiptir. Uluslararasý sisteme karakterini veren de burjuvazinin bu örgütlenme biçimidir. Uluslararasý emperyalist sisteme temel karakterini veren, bu sistemin temel ekonomik birimi olan Uluslararasý Tekeldir. Uluslararasý emperyalist ekonominin aðýrlýk merkezi Uluslararasý Tekeldir ve onun etki ve çekim alaný içerisinde bir çok burjuva katman ekonomik faaliyetini sürdürmektedir. Hiç kuþkusuz bu katmanlardan bir tanesi de Ýþbirlikçi Tekelci Sermayedir.
    
Bu noktada en önemli sorun Uluslararasý Tekelin tarihsel yerini ortaya koymaktýr. Çünkü bu ekonomik birimin, tarih içerisinde yerini alan bütün maddeler gibi bir geçmiþi ve bir de geleceði vardýr. Uluslararasý Tekelin geçmiþi Klasik Tekeldir ve geleceði ise Komünist Ýþletmedir. (2) Komünist iþletmenin en küçük ölçeði dahi, uluslararasý tekelin en geliþmiþ ya da büyük katmanýndan daha büyük bir ölçeðe ve üretkenlik yapýsýna sahiptir.
    
Feodalizm ile Komünizm arasýnda yeralan kapitalizmin üç temel geliþme biçimi vardýr: Serbest rekabetçi kapitalizm, Klasik Emperyalizm ve Uluslararasý Emperyalizm’dir. Yine her biçimin de kendi içerisinde üç temel alt-biçimi ya da katmaný vardýr: Küçük, orta ve büyük. Ve yine hatta bu her katmanýn kendi içerisinde alt-katmanlarý ya da çeþitli tabakalarý mevcuttur.
    
Kapitalizmin üretici güçlerinin ilk geliþmeye baþladýðý yerlerden (Ýngiltere, Fransa, Almanya, Ýtalya, Japonya, ABD vs.) bütün dünyaya yayýlmasý belirli bir mekan ve zaman dilimi içerisinde gerçekleþir. Kapitalizmin yayýlma mekaný büyüdükçe, bu mekan üzerinde bir kapitalist örgütlülük de kaçýnýlmaz hale gelir. Serbest rekabetçi kapitalizmin sonlarýndan itibaren (1870’lerden sonra) içpazarda ortaya çýkan tekelleþme eðilimi, Ýkinci Dünya Savaþý’ndan sonra dünya ölçeðinde yaþanmaya baþladý. Tek ticari sermayenin deðil ama üretken sermayenin de dünya ölçeðinde yoðunlaþmaya baþlamasý ve bu yoðunlaþmanýn belirli bir evresinde  dünya ölçeðinde sermayenin merkezileþmesine yolaçmasý vede bu temelde uluslararasý tekelleri ortaya çýkarmasý bugünkü emperyalist dünya siyasetinin temelini teþkil eder.
    
Bu uluslararasý tekeller, emperyalist ülkelerden daha geri bir geliþmiþlik düzeyine sahip olan Türkiye gibi ülkelere önce bir Ýþbirlikçi Tekelci Sermaye (ÝTS) yaratarak sýzar ve daha sonra da onun aracýlýðý ve yardýmý ile de bütün ülke ekonomisi içerisinde yayýlarak bu geri toplumlarý genel olarak uluslarasý emperyalizmin ve özel olarak da bir emperyalist blokun modern sömürgesine dönüþtürür.
    
Kendi taraihsel geliþimini uluslararasý tekelin geliþimine dayandýran ve ancak onun ekonomik ve politik desteði ile belirli bir ülkede kendi toplumsal desteðini sürdürebilen ÝTS ayný zamanda  bir komisyoncu durumundadýr. Uluslararasý tekeller ile birlikte iþçi sýnýfýnýn sömürülmesinde belirli bir pay alýr ve giderek bütün toplumsal ve ekonomik faaliyeti bu payý korumak ve geliþtirmek üzerine oturur.
    

Uluslararasý tekel, dünya çapýnda ve tarihsel olarak tedrici bir þekilde geliþtiði için, geri toplumlarýn bütün ekonomilerini hemen ele geçiremez. Bunu ancak belirli bir zaman dilimine yayarak ve üretici güçlerini bu zaman dilimi içerisinde geliþtirerek tedrici bir þekilde yapabilir.
    
Kapitalizmin üretici güçleri dünya ölçeðinde uluslararasý tekel biçiminde geliþirken, (3) bu geliþimin her bir derecesi farklý bir biçim oluþturacak (küçük, orta ve büyük) þekilde ortaya çýkar ve genel bir eðilim olarak da zaten buna göreceli olarak tekabül eden politik eðilimler de ortaya çýkarýr: Sosyal-demokrasi, Muhafazakar ve Milliyetçi-faþist politik eðilimler. Ama bunlar da kendi içerisinde bir çok ara katman barýndýrýrlar ve sürecin durumuna göre, kopmalar, kaymalar, yeniden oluþmalar, melez yapýlar vs. oluþtururlar. Ama hemen hemen bütün ülkelerde gerek Uluslararasý Tekelci Sermaye (UTS) gerekse de ÝTS içerisinde bu ideolojik ve politik eðilimlerin her ülkenin kendi özellikleri içerisinde ortaya çýktýðý ve birbirleriyle ortak özellikler barýndýrdýklarý çýplak bir gözle dahi görülebilir.
    
Nasýl tarihsel geliþimi içerisinde UTS ve ÝTS küçük katmandan büyük katmana doðru geliþiyorsa, bu ekonomik dinamizme tekabül eden bir de bir politik dinamizm vardýr. Emperyalist devletlerin ve yarý-sömürgelerin burjuva politikalarý da giderek emperyalist dünya ekonomisindeki bu evrimi izlemektedirler. Giderek uluslararasý emperyalizmin temel politik eðilimi sosyal-demokrat biçimlerden muhafazakar biçimlere ve daha sonra da faþist-milliyetçi biçimlere doðru bir tarihsel evrim halindedir. Ama hiç kuþkusuz bu evrimi, yarý-sömürge ülkeler emperyalist ülkelere göre daha hýzlý geçirmektedirler.
    
Teorik olarak baktýðýmýz zaman, UTS’nin büyük katmanýnýn dünya ekonomisi içerisinde aðýrlýk merkezi haline gelmeye baþlamasý ile giderek ÝTS’nin de tasfiye olmasý ya da dereceli olarak UTS içerisinde erimesi ve bu temelde de tam baðýmlý hale gelmesi kaçýnýlmazdýr ve hatta zorunluluktur. Üretici güçlerin kesintisiz geliþimi ve büyümesi bunu zorunlu kýlmaktadýr. Bu tarihsel süreç ortaya çýkmaya baþladýðý andan itibaren, ÝTS’nin büyük katmaný bu sürece direnmeye ve ayak diremeye baþlar.
    
Ýçinden geçtiðimiz süreçte, UTS’nin orta katmanýnýn dünya çapýndaki toplumsal hakimiyetinden, onun büyük katmanýnýn toplumsal hakimiyetine geçme sürecindeyiz ve bu süreç giderek bir emperyalist paylaþým savaþý ile iç içe geçmeye baþlamaktadýr. UTS’nin büyük katmanýnýn geliþimi ayný zamanda emperyalizmin üretici güçlerinin bir büyümesidir ve üretici güçlerin bu büyümesi, eski paylaþým biçim ve metodlarý ile çeliþkiye düþmektedir. Giderek bu çeliþkinin uluslararasý alanda büyümesi ve yoðunlaþmasý, uluslararasý emperyalist sistem içerisinde çok köklü bir dönüþümü de gerekli kýlmaktadýr.
    
UTS’nin büyük katmanýnýn geliþimini karakterize eden en önemli özellik, toplam sermaye yatýrýmlarý içerisinde Direkt Sermaye Yatýrýmlarýnýn (DSY) payýnýn giderek yükselmesidir. 2000’li yýllarýn baþlarýnda DSY’nin toplam sermaye yatýrýmlarý içerisindeki payý % 5’lerdeyken bugün bu oran % 50’leri aþmýþ durumdadýr. Bugün UTS bir ülkeye yatýrýmda bulunduðunda ama özellikle de geri ülkelere, bir yerli iþbirlikçi ortak bulmak zorunda deðildir. Yarý-sömürge ülkeler bu yerli ortak bulma zorunluluðunu giderek tamamen ortadan kaldýrmaktadýrlar ve bir çok ülke zaten kaldýrmýþ durumdadýr.
    
Bu durum sermayenin dünya ölçeðinde UTS lehine yoðunlaþmasýný ve merkezileþmesini arttýrmakta ve ÝTS’nin ekonomik tasfiyesini giderek hýzlandýrmaktadýr. Bu katmanýn toplumsal ve tarihsel temelinin daralmasý, bu katmanýn politik ve toplumsal egemenliðini ifade eden devletlerin iç yapýlarýnda ve temel politik yörüngelerinde köklü kaymalara neden olmaktadýr. Politik sistemin bu tarihsel temelinin daralmasý bir evrim halinde geliþir ve çeþitli biçimlerden geçer. ÝTS’nin ekonomik alandaki sýkýþmýþlýðý ve tasfiyesi hýzlandýkça, politik alanda giderek daha çok tutuculaþýr ve kendi içine kapanmaya baþlar ve adým adým da toplumsal egemenliðini tam kaybetmeden önce son kozu olan korkunç bir milliyetçi-faþist diktatörlüðe sürüklenir.
    
UTS le rekabet edemeyen ÝTS (maliyet fiyatlarýnýn düþürülmesi ve yeni pazar alanlarýnýn bulunmasý noktasýnda özellikle), önce UTS ile Ortak-Giriþim faaliyetine yönelir ve daha sonra da bu Ortak Giriþim faaliyeti içerisinde sermaye payýnýn giderek  azaldýðýna ve yönetici konumunu kaybettiðine þahit olur. Bu durumun politik alandaki yansýmasý, ülke, bölge ve dünya politikasýnda çok önemli politik sorunlarda insiyatifin emperyalistler lehine tamamen elden gitmesidir.
    
Ýþte ÝTS tarihsel temelinin bu kayýp gitmesine ilk tepkiyi, “ulusal”cýlýða, “milli”ciliðe geri dönmek gerektiði ideoloji ve politikasýna giderek sarýlma ile vermeye baþlar. Aslýnda buradaki “ulusal”cýlýk ve “milli”cilik ÝTS’nin komisyon payýnýn azalmasýna engel olmak ve bunu durdurmaktýr. Ýþte bu politikayý en uç noktaya faþist-milliyetçilik götürür. Bundan dolayý bu iktidar mücadelesinde ne iþçi sýnýfýnýn ne de genel olarak halkýn hiçbir çýkarý yoktur.
    
ÝTS’nin ekonomik temelinin daralmasý, bu sýnýfýn dekompozisyonunu yani ayrýþmasýný hýzlandýrmaktadýr. Giderek kendi içerisinde ayrýþmaya baþlayan bu sýnýf içerisinde, UTS karþýsýnda çeþitli politik tutumlar  geliþir:
  • UTS’nin tam ekonomik ve politik hakimiyetine karþý olan ÝTS’nin büyük katmaný. Bu katman eski tarz Ortak Giriþim biçiminin devam etmesini istemekte ve bu iliþkinin bozulmasýna karþý çýkarak koyu bir Türk milliyetçiliði ile bu tepkisini ortaya koymaya çalýþmaktadýr. Ýþte faþist Pantürkçü ve Turancý milliyetçiler bu eðilimi savunmaktadýrlar.
  • Belirli bir emperyalist blokun içerisinde erimenin ve kaderini onlarýn eline býrakmanýn daha iyi olduðunu savunan ÝTS’nin orta katmaný. Bu katman kendi yapýsýnda çok deðiþik tabakalar barýndýrmaktadýr. ÝTS’nin küçük katmanýna yakýn olan tabakalardan ÝTS’nin büyük katmanýna yakýn olan tabakalarý tek bir politik blok olarak kendi içerisinde toplamýþtýr. Bu politik eðilimi AKP ve onu destekleyenler oluþturmaktadýrlar. 
  • Ne birini ne de diðerini savunan ve bundan dolayý da ne yapacaðýný bilemeyen vede ilk iki gruptakilerine göre politik baðýmsýzlýðý olmayan ÝTS’nin küçük katmaný. Bu politik eðilimi de daha çok CHP ve benzerleri oluþturmaktadýr.
Ýktidar mücadelesi daha çok ilk iki grup arasýnda geçmektedir ve üçüncüler bu iktidar mücadelesine yamanmaktadýrlar.

ÝTS içerisindeki iktidar mücadelesi, çeþitli biçim ve derecelerde emperyalist sistemin nüfuzu altýndadýr vede bundan dolayý kaçýnýlmaz olarak emperyalistlerin kendi aralarýndaki nüfuz ve paylaþým savaþýna göbekten baðlý ve onun ile içiçe geçmiþ durumdadýr. Onun içindir ki içerideki iktidar mücadelesinde, emperyalist sistem içerisindeki çeliþkiler belirleyici olacaktýr.

Türkiye’deki politik sorunlarýn kendi baðýmsýz dinamiði yoktur. Az yukarýda da belirttiðimiz gibi uluslararasý emperyalist dinamiklerin hareketinin bir sonucudur. Bundan dolayý Türkiye’nin temel politik sorunlarý ister dolaylý olsun isterse de dolaysýz bir þekilde olsun, uluslararasý emperyalizmin ekonomik ve politik süreçleri tarafýndan koþullandýrýlmýþtýr. Onun için hiçbir sorunun “ulusal” bir çözümü mümkün deðildir. “Ulusal” bir çözüm gibi sunulan her politik ve ekonomik çözüm þu ya da bu biçim altýnda uluslararasý emperyalist dinamiklere baðlýdýr ve onun ile karþýlýklý etkileþim içerisindedir.

Türkiye’nin bu ekonomik ve politik baðýmlýlýðý “ulusal”,  “milli” ya da “baðýmsýz” gibi bir politik çizgi izlemeyi olanaksýz kýlar ve bu yönde bir politik angajmana girenler, belirli bir süre sonra, belirli bir emperyalist grup ya da kampýn çýkarlarý ile kendi çýkarlarýný içiçe geçirmeksizin ne iktidara gelebileceklerini ne de iktidarda kalabileceklerini görürler.

Son dönemlerde “ulusal”cý bir politika izlediklerini öne sürenler, bu söylemi çeþitli nedenlerden dolayý ileri  sürmektedirler. Örneðin Ýþçi Partisi (ÝP) gibi liberaller bu söylemlerini politik saflýklarýnýn ve aptallýklarýnýn ürünü olarak ileri sürmektedirler. Öte yandan Pantürkçüler ve Turancý eðilime sahip olanlar, bu “ulusal”cý ve “milli”ci söylemi demogojik olarak liberalleri ve diðer milliyetçileri (CHP gibi örneðin) kendi etki alanlarý altýnda tutmak için  ileri sürmektedirler. Yani bu sonuncular, hükümet karþýsýndaki cepheyi tek bir politik blok halinde bir araya getirmek için “ulusal”cý ve “milli”ci söylemi daha çok taktik olarak kullanmaktadýrlar. Zaten Pantürkçü ve Turancýlarýn, Atatükçü Düþünce Derneði (ADD) ve Kuvayi Milliye Derneði (KMD) aracýlýðý ile liberalleri ve diðer milliyetçileri etki altýna alma çabalarý da bunu doðrulamaktadýr.  
 
Bütün burjuvazi karþýsýnda, politik baðýmsýzlýðýný koruyabilme yeteneðine sahip tek sýnýf devrimci proletarya ve onun komünist öncüsüdür. Ama o dahi, ulusal sýnýrlarý aþmayan bir sosyalist devrim ile birlikte, uluslararasý emperyalizm karþýsýnda baðýmsýz kalabilme yeteneðini kaybeder. Bundan da kolayca anlaþýlmaktadýr ki, burjuvazinin bütün sýnýf ve katmanlarý, emperyalist burjuvazi karþýsýnda hiçbir þekilde baðýmsýz kalamaz.

Baðýmsýzmýþ gibi görünen bütün burjuva politik hareketler, nihai temelde bir emperyalist grup ya da kamp ile uzlaþmak ya da beraber hareket etmek vede onun nüfuzu altýna girmek zorunda kalýrlar. Zaten bu burjuva politik hareketler daha tam olarak biçimlenmeden önce, emperyalist dünya ekonomisi içerisinde bu durum içerilmiþ durumdadýr. Baðýmlý bir ekonomik temel üzerinde yükselen ve biçimlenen bir burjuva politik hareket, hiçbir þekilde baðýmsýz bir politik çizgiye doðru evrilemez. Bu tarihsel açýdan mümkün deðildir. Onun için ÝP’çilerden, CHP, MHP, Turancýlara ve Genelkurmay’a kadar (elbette bunlara ayný kamp içerisinde yeralmasa da AKP de eklenmelidir) “ulusal”cý bir politik çizgi izlemek gerektiði savýný ileri sürenler tek kelime ile politik sahtekarlýktan baþka bir þey yapmamaktadýrlar.

ÝTS içerisindeki politik ayrýþma ve kamplaþmada bir noktayý asla gözden kaçýrmamak gerekmektedir. O da ÝTS içerisindeki her katmanýn bir emperyalist dayanaðýnýn olduðu ve bugün yok gibi görünse de sürecin belirli bir anýnda belireceði ya da ortaya çýkacaðý unutulmamalýdýr. Daha geniþ bir tarihsel ölçekte bakarsak eðer, bu durum tek ÝTS için deðil ama liberal ve küçük-burjuvazi için de geçerlidir. Bu sonuncular  toplumsal ölçekte bir politik güç olduklarý zaman belirli bir emperyalist grup ya da kampýn desteði olmadan iktidara gelmelerinin ve bu iktidarý sürdürmelerinin imkansýz olduðunu farkederler.

Bu makalenin baþýnda ÝTS içerisindeki iktidar mücadelesi kýzýþmasýnýn, ordunun politik yapýsýnda yaþanan bir evrimin sonucunda ortaya çýktýðýný belirttik. Tam da bu noktada komplo teorilerine kapýlmadan olaylarýn mantýðýný doðru ele alabilmek için, ordunun politik evrimine ama özellikle de bu evrimin daha çok Pantürkçü bir milliyetçilik eðilimi üzerinde geliþmesine neden olan nedenleri ele alýp ve çözümlemek gerekir.

Toplumdaki politik ayrýþmaya benzer bir ayrýþmanýn ordu içerisinde de yaþandýðý, son dönemlerde ortaya çýkan bilgi ve belgelerde çok açýk  bir þekilde görülmektedir. Bu ayrýþmada önemli rol oynayan iki temel dýþ dinamik söz konusudur:
  • AB ve onun ile olan iliþkiler.
  • ABD’nin Ortadoðu, Kafkaslar, Orta Asya ve Balkanlar’da giderek aðýrlýðýný arttýrmasý ve bu bölgeleri tamamen kendi nüfuzu altýna almaya çalýþmasý.
Sovyet blokunun çökmesi ile birlikte 1992 yýlýnda AB’nin kurulmasý ve Rusya’nýn eski nüfuz alanlarýný NATO ile koordineli bir þekilde doldurmaya baþlamasý ve giderek AB’nin de ABD gibi bir birleþik devletlere doðru evrileceði düþüncesinin ortaya çýkmasý hiç kuþkusuz 1990’larýn ortasýndan itibaren orduyu da etkisi altýna almýþtý. Üstelik NATO’ya üye olan bir çok ülke ayný zamanda giderek AB üyesi de oluyorlardý ve NATO aracýlýðý ile ordu bu politik geliþmelerden etkileniyordu. Yine 1990’lý yýllar boyunca Rus emperyalizminin Sovyet blokunun  çöküþünden dolayý ekonomik ve politik olarak zor bir dönemden geçmesi ve bundan dolayý uluslararasý alanda pek etkin olamamasý, AB’nin uluslararasý alanda daha etkili görünmesine yolaçýyordu. Böyle büyük bir emperyalist gücü karþýsýna almaktansa onun içinde yeralmayý Türkiye daha akýlcý buluyordu. Elbette yine bu 1990’lý yýllar boyunca ABD’nin Türkiye’nin AB’ye üyeliðine vermiþ olduðu destek de ordu içerisinde iyi algýlanýyordu. Bunlara ek olarak 1990’larýn sonlarýnda ve 2000’li yýllarýn baþlarýndaki ekonomik krizler ile Türkiye’nin AB ve ÝMF’ye olan baðýmlýlýðýnýn daha da artmasý, ordu içerisinde ve onun komuta kademesi içerisinde AB’ye üyeliðin kaçýnýlmazlýðýný savunan bir kesimin oluþmasýna neden oldu ve hatta bu kesim kendi içerisinde 2002 yýlýnda Hilmi Özkök aracýlýðý ile de bir Genelkurmay Baþkaný da çýkarttý. Bu uluslararasý geliþmelerin baskýsý ve etkisi atýnda ordu içerisinde bir politik kristalleþme yaþandý ve bu kristalleþmede ordu içerisinde geçici olarak bir düþünce kargaþasý yaþandý ve hatta aslýnda AB’ye karþý olan Pantürkçüler dahi istemeye istemeye AB baskýsýnýn altýnda AB’ye girmeyi savunmak zorunda kaldýlar. Çünkü bu dönemlerde bu faþist-milliyetçi kesimin AB-ABD karþýsýna ideolojik ve politik olarak somut olarak çýkarabilecekleri pek fazla argümanlarý yoktu.

Ama 2000’li yýllarýn baþlarýndan itibaren, sanki uluslararasý emperyalist sisteme sihirli bir el deðmiþçesine çok önemli geliþmeler yaþanmaya baþladý:
  • 2000 yýlýnýn baþýnda Rusya’da Vladimir Putin Boris Yeltsin’in yerine Rusya’da devlet baþkanlýðýna geldi. Bu deðiþiklik ayný zamanda Rusya’nýn eski SSCB nüfuz alanlarý üzerinde tekrar nüfuz saðlama mücadelesine bir geçiþ oldu. Bu temelde V. Putin Rusya’nýn askeri ve politik doktrinini çok kýsa bir zaman sonra deðiþtirdi.
  • 2001 yýlýnýn baþýnda ABD’de Baþkanlýk seçimlerini Cumhuriyetçi Parti kazandý ve George Bush ABD Baþkaný oldu. Bu partinin amacý da ABD’yi 21. Yüzyýla hazýrlamak ve uluslararasý emperyalist hiyerarþinin tepesinde kalmasýný saðlamak ve bunun sürekliliðini garanti altýna almaktý. Bunu ise potansiyel rakiplerin ortaya çýkmasýný (Rusya ve Çin) engelleyerek yapabilirdi. Bunun için AB’den Hindistan’a kadar olan hat üzerinde Rusya ve Çin’in boðazýný giderek sýkýcak bir “Anakonda”  stratejisine ihtiyaç vardý. Bu hat üzerinde ise Orta ve Doðu Avrupa, Balkanlar, Türkiye, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoðu ve Uzakdoðu bölgeleri bulunuyordu. Bu bölgelerin sýký bir þekilde birleþtirilmesi ve Rusya’nýn ve Çin’in içten ekonomik ve politik olarak zayýflatýlmasý vede AB’nin ABD’nin istediði bir hat üzerinde tutulmasý ABD’nin dünya stratejisinin temellerini oluþturuyordu. ABD’nin dünyaya bu ekonomik, politik ve askeri yayýlmasýný onun üretici güçleri dayatýyordu. 
  • 11 Eylül 2001 yýlýnda El Kaide terörünün ABD’yi vurmasý ya da ABD’nin de biraz vurulmaya (!) istekli olmasý. 
  • 2000’li yýllarýn baþlarýnda Ýsrail’de tamamen faþist-Siyonist Ariel Þaron’un iktidara gelmesi. 
  • Afganistan’ýn ve Irak’ýn iþgale uðramasý ve Suriye ve Ýran’ýn da menzile girmesi. 
  • Ýran’da reformcularýn baþarýsýzlýða sürüklenmesi ve Ýslami-faþist M. Ahmedinecad’ýn iktidara gelmesi. 
  • Türkiye’nin Kürt ulusal sorununda hiçbir politik reform açýlýmý yapamamasý ve PKK’nýn askeri eylemlerinin tekrar yoðunluk kazanmasý vs.
Bu politik deðiþiklikler ile birlikte emperyalist dünya politikasýnda çok önemli bir durum ortaya çýkmaya baþladý:AB giderek bütün dünya sorunlarýnda birincil deðil ikincil düzeyde bir emperyalist güç olmaya baþladý. ABD AB’yi peþinden sürüklüyordu ve AB buna engel olamýyordu. Avrupa’lý emperyalist devletler ABD’nin almýþ olduklarý kararlarýn hep arkasýnda sürükleniyorlardý. Bütün bunlara Rusya’nýn enerjiyi þantaj politikasý da eklenince AB iþin içinden tek çýkamayacaðýný anlayýnca daha doðrusu dünya olaylarýnda temel rol oynama kapasitesinin yokluðu ortaya çýkýcýnca AB üyeleri geleceklerini tek AB’ye baðlamaktan vazgeçtiler. Üstelik ABD AB’nin Rusya’ya yakýn olan üyeleri üzerinde (Polonya ve Çek Cumhuriyeti gibi) güçlü bir nüfuza sahip olmayý baþardý ve böylece Fransýz-Alman ittifakýnýn tam baðýmsýz bir AB yaratma ama özellikle Rusya ve ABD arasýnda yeralan bir AB yaratma potansiyelini de yoketti.

AB’nin dünya emperyalist politikasýnda bu profilinin düþüþü ve ABD’nin Ortadoðu’daki savaþta giderek sýkýþmaya baþlamasý, ordu içerisinde 2000’li yýllarýn baþlarýnda azýnlýkta kalan Türk milliyetçilerini tekrar harekete geçirdi. Ama özellikle de AKP hükümetinin Ortadoðu’da ABD politikasýyla tam uyuþamamasý (1 Mart 2003 tezkeresinin redi, Ýran, Suriye ve Filistin sorunlarýndaki farklýlýk örneðin) ordu içerisindeki milliyetçileri daha da cesaretlendirmiþtir. Pantürkçülere yakýn olan bir komuta kademesinin giderek 2002-2006 arasý güç kazanmasý ve 2006 yýlýnda Y. Büyükanýt’ý da Genelkurmay Baþkaný çýkarmasý aslýnda uluslararasý emperyalist sistemdeki ekonomik ve politik geliþmelerin baskýsýnýn  sonucunda ortaya çýkmýþtýr. Böylece ordu bu 2000-20006 arasý dönemde dýþ dinamiklerin baskýsý sonucunda daha fazla milliyetçi bir çizgiye kaymaya baþlamýþtýr. Bu politik eðilimin ordu içerisinde 2006 yýlýnda hakim olmasý ile birlikte AKP hükümeti ile de ters düþmeye baþlamýþ ve devlet içerisinde bir iktidar mücadelesi ortaya çýkmýþtýr.

Ýçinden geçilen süreçte iktidar mücadelesinin evriminde yine dýþ dinamikler belirleyici olacaktýr. Bu noktada çok önemli bir soruna deðinmekte fayda vardýr. Bu sorun AB’nin göbeðinde yaþanan çok önemli bir deðiþikliktir. Çünkü bu politik deðiþiklik AKP’nin kaderini çizecek türdendir.

2007 yýlýnýn Mayýs ayýnda Fransa’da yapýlan devlet baþkanlýðý seçimlerini Nicolas Sarkozy’nin kazanmasýndan sonra, Fransýz emperyalist politikasýnda önemli bir deðiþiklik ortaya çýkmýþtýr. Bu deðiþiklik Fransa’nýn elli yýllýk politikasýnýn da sonu olmuþtur. Fransa özellikle de Fransýz sosyal-demokrasisinin önderliðinde ve yine diðer Avrupa sosyal-demokratlarýný da yanýna alarak önce Soðuk Savaþ döneminde   ABD ve SSCB arasýnda, 1990’lý yýllarýn baþlarýndan itibaren de ABD ve Rus emperyalistleri arasýnda kalarak ve bu ikisinden baðýmsýz ve birleþik  bir emperyalist güç olarak  Avrupa’nýn ayaða kalkýþýna önderlik eden bir politika yürütmüþtür. Avrupa’nýn baðýmsýz bir emperyalist güç olarak ayaða kalkýþý ayný zamanda Fransýz emperyalizminin de baðýmsýz uluslararasý bir emperyalist güç olmasýnýn da anahtarýný oluþturuyordu. Kýsacasý Fransýz emperyalizmi Avrupa aracýlýðý ile büyümek istiyordu. Bu temelde de Almanya’yý tahrik ediyordu ve politik ve askeri olarak eli kolu baðlý olan Almanya’yý yanýna çekerek ama onu denetim altýnda da tutarak emperyalist büyümenin hayalini kuruyordu. Ancak böyle bir yol ABD ve Rus emperyalizminin baskýsýndan kurtulmasýna olanak verebilirdi. Alman emperyalizmi ise bu sayede kurtulmuþ olacak ve elleri kollarý serbest kalacaktý.

Ancak 2000’li yýllarýn baþlarýnda bu politika çýkmaza girdi. Fransýz-Alman ittifaký Avrupa’yý baðýmsýz bir emperyalist güç olarak ayaða kaldýramýyordu. ABD ve Rusya buna izin vermiyorlardý. Özellikle de 2001 yýlýndan beri Fransa dünyanýn çok önemli bölgelerinde (örneðin Ortadoðu ve Kafkaslar’da) hep dýþlanýyordu ve bundan dolayý Fransa bir seçim ile karþý karþýya kalmýþtý:
  • ABD’den uzak durarak ve biraz da Rusya’ya yakýn durarak her ikisinin de kaybetmesini bekleyerek vede ikisinden baðýmsýz olarak AB’yi baðýmsýz bir emperyalist güç haline getirerek emperyalist paylaþým savaþýna katýlmak.
  • Fransa ve AB’yi tamamen ABD’nin yanýna çekerek kaderini onun kaderine endeksleyerek paylaþýmdan pay almak. 
  • Fransa’yý Rusya ve Çin’in yanýna çekerek emperyalist paylaþýma katýlmak.
Sonuncu þýk en zayýf olanýydý. Bu þýkký ancak Fransýz faþistleri gerçekleþtirebilirlerdi. Þu anda iktidarda olmadýklarý için bu politik yön kapalýdýr.

Birincisi elli yýldan beri Fransa’nýn uygulamýþ olduðu bir politikaydý ve politik bir iflas ile bitti.

Ýþte 2007’nin Mayýs ayýnda Fransa’da yapýlan Baþkanlýk seçimlerini kazanan N. Sarkozy ikinci þýkký seçti. Çünkü Fransa þu anda dolaylý bir þekilde süren emperyalist paylaþým savaþýndan izole kaldýðý sürece hem AB içerisinde gücü zayýflamakta (çünkü müttefiklerinin çýkarlarýný korumakta zorlanmaktadýr) hem de uluslararasý alanda nüfuz alanlarýndan dýþlanmaktadýr. Bu durum Fransýz emperyalizmini içeride hem ekonomik hem de politik olarak zor bir duruma sokmuþ durumdadýr. Bu durumun böyle devam etmesi orta dönemde Fransa’yý iç politikada bir bunalýma sürükleyecektir. Çünkü içerideki sýnýf çeliþkilerinin hafiflemesi ancak uluslararasý alanda daha fazla yayýlmasýna baðlýdýr. Bunu ise ancak içinden geçilen süreçte ABD ve müttefiklerinin yanýna tam geçme ile yapabilirdi ki zaten öyle oldu.

ABD’nin yanýna tam geçen Fransa ile birlikte AKP aslýnda çok önemli bir dýþ politika dayanaðýný da kaybetmiþtir. Bunun nedeni ise þudur: Artýk ABD, Ýngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Hollanda, Ýtalya, Ýsrail vs. Ortadoðu’da diyalog ve diplomatik bir yolda Ýran ve Suriye ile bir çözüme ulaþmak istememektedirler. Artýk bu devletler bu rejimleri devirmek ve Ortadoðu’yu ise bu emperyalist grubun tam denetimine ve kontrolüne almak istemektedirler. Ama bunun tersine AKP, taraflarý uzlaþtýrmaya çalýþmaktadýr. Aslýnda Fransa’nýn eski politikasýný þu an sürdürmektedir ki Fransa’nýn kendisi dahi bunu terketmiþtir. AKP aslýnda Fransa politikasýnýn deðiþimini pek anlamamýþtýr. Bu haliyle AKP’nin politik duruþu daha çok Rusya, Ýran ve Suriye’nin iþine gelmektedir. Bu politika ise ABD ve müttefiklerine destek deðil giderek köstek olmaktadýr. Bu tarihin garip bir ironisidir. 1 Mart 2003 tezkeresinin geçmemesinde Türkiye’yi tezkerenin geçmemesi noktasýnda sýkýþtýran Fransa þimdi ABD’nin önemli bir ortaðý haline gelmiþtir.

Fransa’nýn tamamen ABD’nin yanýna geçmesi, AKP’yi aslýnda uluslararasý alanda tam yalnýzlýða itmiþtir. Þimdi AKP hiç kimseye yaranamayacak bir noktada durmaktadýr. Ne ABD’ye yaranabilmekte ne AB’ye ne Rusya’ya ne Ýran’a ne de Ýsrail’e. Bunun nedeni aslýnda basittir: Ýki emperyalist kamp arasýndaki çeliþkilerin keskinleþmesi ve savaþa dönüþmesi ile birlikte tarafsýz kalmanýn da dýþ dinamikleri giderek ortadan kalkmaktadýr.

Üstelik Fransa için þimdi AB’nin rolü farklýdýr. Mevcut AB alanýný sýký sýkýya tutmak istemekte ve onu sorunsuz tutarak emperyalist paylaþým savaþýna ABD’nin yanýnda dinamik bir  þekilde katýlmak istemektedir. AB’nin büyümesi ve iç sorunlarýnýn artmasý Fransa’nýn dýþ politik reflekslerini zayýflatýr. Onun için AB’nin büyümesine karþýdýr. Türkiye’nin AB’ye yapmýþ olduðu politik baskýnýn hafiflemesi ise iþine gelecek ve Fransa’yý rahatlatacaktýr. Onun için mevcut AKP hükümetinin iþbaþýnda kalmasý Fransa’nýn iþine pek gelmemektedir.

Ama dýþarýdaki bu politik geliþmeler giderek içerideki bazý politik geliþmelerle de içiçe geçmektedir.

Ordu içerisindeki iktidar mücadelesi 2006 yýlýnda Y. Büyükanýt’ýn Genelkurmay Baþkaný olmasý ile tamamlanmýþtýr. AKP hükümeti Hilmi Özkök dönemini devam ettirecek bir Genelkurmay Baþkaný çýkaramayarak bu politik mücadeleyi ordu içerisinde kaybetmiþtir. Böylece iktidarýný sürdürmenin ve uzun dönemli olarak garanti altýna almanýn olanaklarýný da kaybetmiþtir. AKP bu noktada hiçbir þey de yapmamýþ deðildir. Hatýrlanacaðý gibi Y. Büyükanýt’ýn Genelkurmay Baþkaný olmamasý için direnmiþ, onu deðiþik yollar ile (örneðin Þemdinli’deki bombalama olaylarýnda sanýk sandalyesine oturtmayý denemiþtir ama baþaramamýþtýr) yýpratmaya çalýþarak Genelkurmay Baþkaný olmasýný önlemeye çalýþmýþtýr ama baþaramamýþtýr. H. Özkök sonrasýný garanti altýna alamayan AKP hükümeti aslýnda 2006’dan itibaren stratejik olarak hep geriye doðru gitmiþ ve ancak 22 Temmuz seçimlerinden sonra üzerindeki politik baskýyý hafifletebilmiþtir. Ama yine de bu durum ordu içerisinde kaybetmiþ olduðu iktidar mücadelesinin yerini tutmaz. Aslýnda AKP bu tarihten itibaren iktidar mücadelesini kaybetmiþtir.

Orduyu politik sistemin yörüngesini deðiþtirmede büyük bir manivela olarak kullanmaya çalýþan Pantürkçü politik eðilim, 2007 yýlýnda, Türk milliyetçilerinde liberallere kadar uzanan bir milliyetçi cephe yaratarak, önce AKP’yi kuþatmýþlar ve daha sonra da devirmeye çalýþmýþlardýr. Her ne kadar AKP bunu savuþturmuþ olsa da, giderek dýþarýdaki dinamikler ile içerideki dinamikler giderek onun aleyhine geliþmektedir.

Özellikle  ABD’deki Baþkanlýk seçimlerinden sonra ama özellikle Cumhuriyetçi Parti kazanýrsa ve Ýran’daki rejimin devrilmesi politikasý ön plana çýkarsa, AKP’nin mevcut politika ile hükümette kalmasý mümkün deðildir.

ABD ve müttefikleri (bunlara Fransa da dahildir) Ýran ve Suriye’deki rejimleri devirmek istiyorlar, onlar ile uzlaþmak deðil. Uzlaþma görüntüsü altýnda bu devletler ile masaya oturmalarý ise bir taktik olup, savaþýn sorumluluðunu bu devletlerin üzerinde býrakmak içindir. Bundan dolayý bölgede AKP’nin sürekli bir uzlaþma arayýþý içinde olmasý ABD ve müttefiklerinin iþine gelmemektedir. Bu uzlaþma arayýþlarý üstelik Ýran’a mükleer çalýþmalarýnda zaman kazandýrmakta ve ABD ve müttefiklerini zaman baskýsý altýna almaya yaramaktadýr.

Ýþte tam da bu noktada AKP hükümeti ile ABD’nin Ortadoðu politikasýndaki bu uyuþmazlýk ve çeliþki, orduyu ele geçiren Pantürkçüler ile ABD’yi daha da yakýnlaþtýrmakta ve giderek ikisinin stratejik iþbirliðinin temelini hazýrlamakta ve ilginçtir ki ikisi için de bir çýkýþ yolu haline gelmektedir: ABD ve müttefikleri Ortadoðu’da yayýlmak için Pantürkçülere ihtiyaç duymaktadýrlar, bu sonuncular ise tamamen iktidara gelmek için ABD ve müttefiklerinin desteðine ihtiyaç duymaktadýrlar. Kaldý ki Ýran’da rejim deðiþikliði Pantürkçülerin de iþine gelmektedir. Zaten Y. Büyükanýt’ýn Genelkurmay Baþkanlýðý sýrasýnda Türkiye askeri stratejisini deðiþtirmiþtir. Türkiye’nin ulusal güvenliðinin tek kendi sýnýrlarý içerisinde deðil bölgesel temelde kurularak geliþtirilmesinin daha doðru olacaðý kabul edilmiþtir. Bu ise askeri olarak Türkiye’nin bölgesel bazda daha aktif olmasý gerektiði anlamýna gelir ki ancak buna uygun bir politik irade sayesinde bu olanaklýdýr.

ABD belirli bir süreden beri AKP ve ordu arasýnda baðýmsýzmýþ gibi durduðu izlenimini vermektedir. Neo-Con’larýn ise AKP’yi zaten hiç sevmediði bilinmektedir. ABD 2007’nin baþlarýnda Y. Büyükanýt’ý neredeyse bir devlet baþkaný gibi karþýlamýþ ve onun ile bölgenin çok önemli “politik” sorunlarýný konuþmuþtur. AKP’nin kapatýlmasý davasýnda ise “taraflarý uzlaþmaya” davet etmiþtir. Kýsacasý her iki tarafýn da gözlerinin içerisine bakarak birini diðerine karþý kullanabileceði hissini bierek yaratmýþtýr. Bütün bunlar politik sürecin nereye doðru evrildiðini açýk bir þekilde göstermektedir.

Ordunun 2000-2006 arasý Pantürkist bir çizgide geçirmiþ olduðu politik evrim, uluslararasý ekonomik ve politik süreçlerin sonucu olup, Türkiye’nin politik sistemi içerisindeki iktidar mücadelesinin kýzýþmasýna neden olmuþtur.

Ýktidar mücadelesinin kýzýþmasý, ordunun Pantürkist-faþist politik evriminin sonucu olup, politik sistemin bütün toplumsal damarlarý içerisine nüfuz ederek geri dönüþü olmayan bir yola girilmesine neden olmuþtur.

Bu iktidar mücadelesini AKP’nin kazanmasý yok denecek kadar azdýr. Çünkü uluslararasý emperyalist sistemin dinamikleri, onun iktidarýnýn devamýný olanaksýz kýlmaktadýr. Türkiye’deki iktidar mücadelesi, Ortadoðu ve dünyanýn diðer bölgelerindeki emperyalist paylaþým savaþýna baðýmlý hele gelmiþtir ve kaderi de içeride deðil dýþarýda çizilmektedir.
Aslýnda bugün Türkiye’de temelde bitmiþ olan bir politik oyunun son perdesi oynanmaktadýr. Ama bu oyunun final sahnesinin, AKP’nin hükümetten indiriliþi ve Türkiye’nin Pantürkist-faþist bir çizgiye doðru tamamen kaydýrýlmasý noktasýnda olacaðý hemen hemen kesin gibidir.


Devrimci Bülten Sayý 47, Devamý... 


(1) Bu nokta ile ilgili daha fazla bilgi Devrimci Bülten’in çeþitli sayýlarýnda ve yine www.komunistdunya.org sitesinde bulunabilir.

(2) Klasik Tekel ve Komünist Ýþletmenin geniþ ve ayrýntýlý bir analizi baþka makalelerin konusudur.Konuyu daðýtmamak için burada bu noktalara ayrýntýlý bir þekilde girmiyoruz.

(3) Bu noktayý doðru anlamak gerekir. Elbette bütün dünya toplumsal sermayesi uluslararasý tekel biçiminde geliþmez. Sadece bu dünya toplumsal sermayesi içerisinde aðýrlýk merkezini oluþturan ve tarihin sürükleyici yapýsýna sahip olan sermaye bu biçimde geliþir ve diðer sermaye gruplarýný da peþinden sürükler.
|
_ _