[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 47 (5) }
| Devrimci BültenULUSLARARASI MALÝ  VE EKONOMÝK KRÝZ VE TÜRKÝYE’YE ETKÝLERÝ ÜZERÝNE (K. Erdem)

I-Giriþ


2007 yýlýnýn yaz aylarýnda ABD’de konut sektöründe oluþan spekülasyon balonunun patlamasýyla (þimdi bu noktada küresel bir emlak balonunun patlamasý sözkonusudur) baþ gösteren uluslararasý mali kriz, 2008’in Eylül ayýnda tekrar baþ gösteren nakit krizi ile giderek derinleþme eðilimi göstermeye baþladý. Üstelik nakit krizi baþta Avrupa olmak üzere giderek  dünyaya yayýlmaya baþladý.
    
Bir yýl aradan sonra, baþta ABD Merkez Bankasý (FED) olmak üzere, dünyanýn belli baþlý merkez bankalarý dünya piyasasýna birlikte hareket ederek tekrar nakit para enjekte ettiler. Son ödemeler krizinde ise bir ilk yaþanarak, dünyanýn belli baþlý merkez bankalarý birlikte faiz indirimi yaparak piyasalarý rahatlatmaya çalýþtýlar. Bu merkez bankalarý pratikte tek bir merkez bankasý gibi hareket ettiler. Piyasaya açýlan bu kredilerin çapý dahi dünya finans sisteminde oluþan “kara deliðin” daha doðrusu üretken olmayan yatýrýmlarýn çapý hakkýnda bilgi vermektedir. (1)
    
Dünyanýn dört bir köþesinde kredi yolu ile elde edilen ve uluslararasý sermaye birikiminin sonucu olan para sermayenin çok önemli bir kýsmýnýn, haddinden fazla konut sektörüne yatýrýldýðý ve bundan dolayý da çarçur olduðu dünya çapýnda ödeme araçlarýna olan talebin boyutlarýyla açýk ve seçik olarak ortaya çýkmýþtýr.
    
Krizin patlak vermesinden bugüne deðin, 14 ABD bankasý iflas etti ve bir çok þirket iflasýn eþiðine geldi. Yine bir çoðu da (AIG gibi) devlet  müdahalesi ile sistem tarafýndan iflas edilmesi önlendi. Yine ayný þekilde bir çok banka Avrupa Birliði (AB)’nde devletler tarafýndan kamulaþtýrýlarak kurtarýldý.
    
Þimdi herkes þu soruyu sormaktadýr: Bu krizin sorumlusu kimlerdir?
    
Bugüne kadar bütün ekonomik krizlerde sorumlu kimse bunda da odur. Aslýnda bu tür durumlarda sorumlu aramak boþunadýr. Çünkü herkes þu ya da bu þekilde bu ekonomik yýkýma katýlmýþtýr. Sorun tek tek kiþilerde deðil bir bütün olarak sistemin kendisindedir. Ama ille de sorumlu aranacaksa, bu sorumlular baþta ABD hükümeti olmak üzere, FED ve onlarýn peþine takýlýp giden ekonomik ve politik çevrelerdir.
    
1990’lý yýllarýn sonlarýna doðru Bill Clinton hükümeti döneminde, ABD’de halkýn büyük kesiminin konut edinmesi için bir yasa çýkarýldý. Devlet halkýn konut edinebilmesi için bazý kolaylýklarýn saðlanmasýna çalýþacaktý. Bu durum düþük faiz oranlarý ile çakýþtý. Bu dönemde FED bilerek faiz oranlarýný çok düþük tutu. Böylece düþük faiz oranlarý temelinde kredi ile kamçýlanan konut sektöründe fiyatlar aldý baþýný gitti ve spekülatif bir düzeye çýktý.

II- FED, Düþük Faiz Oranlarý, Yatýrým Bankalarý ve Spekülasyon

Baþýnda Alan Greenpans’ýn olduðu FED’in faiz oranlarýný uzun süre oldukça düþük tutmasý, spekülasyon balonunun oluþmasýnýn ana nedenini oluþturur. FED düþük faiz oranlarý ile spekülasyona göz yummuþtur. Aslýnda herkes emlak piyasasýnda oluþan fiyatlarýn spekülatif olduðunu biliyordu. Baþka bir yazýnýn konusu olmasý nedeniyle burada FED’in ayrýntýlý bir analizini yapma imkanýmýz yoktur. Ancak geçerek belirtmek gerekir ki, FED dünyanýn diðer merkez bankalarýnýn aksine özel bir merkez bankasýdýr. Bir çok bankanýn bir araya gelerek 1913 yýlýnda kurmuþ olduðu bir özel merkez bankasýdýr. Bu bankanýn üyeleri olan bankalar, ABD’nin önemli mali ve ekonomik kurumlarýný ellerinde bulundururlar.
    
Düþük faiz oranlarý sayesinde FED’in üyesi olan bankalar ve onlarla iliþkide olan yatýrým bankalarý konut sektörüne dev boyutlarda sermaye akýtmýþlardýr. Konut sektöründeki fiyatlar spekülatif bir düzeye çýktýðý zaman bu sektöre kredi açan yatýrým bankalarýnýn kar haddleri de yükselmiþ ve bundan dolayý bu yatýrým bankalarýnýn borsadaki hisse kaðýtlarý da ayný þekilde prim yapmýþtýr. Düþük faiz oranlarý, borsada iþlem hacmini arttýrdýðý  ve bu kaðýtlara olan talebi yükselttiði için ve bundan dolayý borsa sermayesi büyük paralar kazandý. Ama bu borsadaki önemli sermaye çevreleri FED’i oluþturan ve onun etkisi altýnda bulunan mali çevreler olduðu için aslýnda FED faiz oranlarýný bilerek bu düþük düzeyde tutuyordu. Bunun sonucunda bu borsa sermayesi inanýlmaz karlar elde etti.
    
Ayný þekilde bu durum ABD hükümetinin de iþine geliyordu. ABD hükümeti düþük faiz oranlarý sayesinde kolayca borçlanabiliyordu. Özelikle 2001 yýlýndan itibaren yükselen askeri harcamalarýn finansmanýný bu düþük faiz oranlarý kolaylaþtýrýyordu. Dünyanýn en yüksek cari açýðýný veren ABD bu sayede , baþta Çin olmak üzere dünyanýn çok önemli dolar rezervleri olan ülkelerin birikimlerini kendi ekonomisine akýtýyordu.
    
Bu krizde en çok göze batan, mevduat toplama yetkisi olmayan ama sadece ekonominin çeþitli sektörlerini fonlamaya yarayan yatýrým bankalarýnýn iflaslarýdýr. Bu yönüyle bu kriz Türkiye’deki  2000 ve 2001 krizlerine çok benzemektedir.
    
Türkiye’de 2000 ve 2001 krizlerinde batan bir çok banka, bir tür Hazine’yi fonlayan fon bankalarýydý. Sermayelerinin ezici çoðunluðunu (neredeyse % 80 gibi) arbitraj iþlemlerine yani yurt dýþýndan düþük faiz oranlarý ve düþük döviz kurlarý temelinde borçlanýp, yüksek faizli hazine kaðýtlarýna yatýrmaya ayýrmýþlardý. Böylece bu bankalarýn tek iþleri Hazine’yi fonlamaktý. Ama bu tür bir bankacýlýk faaliyeti bir çok riski de beraberinde getiriyordu. Daha doðrusu riski maksimuma çýkarýyordu:
  • Sermayelerinin büyük bir kýsmýný bir tek iþleme baðladýklarý için;
  • Açýk Döviz Poziayonlarýný ve kur riskini geliþtirdikleri için;
  • Faiz oranlarýnýn deðiþmesinden kaynaklanan riskin altýna girdikleri için.
Ama bu riskler dolaylý olarak baþka risklere de baðlanmýþtý:
  • Ýhracat gelirlerinin düþmesi;
  • Cari açýðýn finansmanýnda zorlanmanýn ortaya çýkmasý;
  • Kýsa dönemli para sermayenin ani çýkýþý ve devalüasyon beklentisi.
Sonuçta kriz anýnda bütün riskler birleþti ya da biri diðerinin pimini çekerek genel bir ekonomik kriz ile sonuçlandý. ABD’deki mali krizde de, yatýrým bankalarý, dünyanýn dört bir köþesinde toplanan para sermayeyi konut sektörünü fonlamaya ayýrdýlar.
 
Emlak piyasasýndaki fiyatlar yükselme trendinde olduðu müddetçe, bu sektöre borçlanarak sermaye yatýran banka sermayesi, bundan yüksek karlar elde edebiliyorlardý ve bundan dolayý da bu þirketlerin Wall Street’te iþlem gören hisse kaðýtlarýna da büyük bir talep oluyordu ve kaðýtlarýn fiyatlarý yükseliyordu. Dönemsel olarak konut sektöründeki spekülatif fiyatlardan dolayý yükselen bu kar marjlarý, bankalarý daha fazla konut sektörüne yatýrým yapmaya itiyordu. Böylece bu yatýrým bankalarý ve mevduat bankalarý (mevduat bankalarýnýn avantajý, mevduat tabanýna dayanmalarýndan dolayý daha saðlam olmalarýdýr. Mevduat bankalarý da emlak sektörüne yatýrým yapmýþlardý) , sermayelerinin büyük bir kýsmýný emlak piyasasýna uzun dönemli krediler biçiminde yatýrdýlar. Bu bankalar spekülatif fiyatlar temelinde emlak piyasasýna yoðun olarak girdikleri için, çok önemli iki riske de açýk hale gelmiþlerdi: Kýsa dönemli faiz oranlarýnýn yükselmesi ve çürük kredilerin belirmesi vede emlak fiyatlarýnýn düþme eðilimine girmesi.

Ýþin ilginç tarafý bu iki risk iç içe geçti ve bankalarýn önce kar hadleri düþtü ve sonra da gelirleri kýsa dönemli borçlarýný kapatmada yetersiz kaldý. Bu andan itibaren dünya çapýnda zincirleme olarak ödemeler sorunundan kaynaklanan nakit (likit) krizine dönüþtü.

III-Uluslararasý Para Arzýnýn Daralmasý Ve Bunun Faiz Oranlarý Üzerindeki Etkisi

Bankacýlýðýn temel görevi, para sermayenin hemen gerekli olmadýðý yerlerden toplanarak gerekli olan yerlere kanalize etmede aracýlýk yapmaktýr. Bu aracýlýk sýrasýnda ise faaliyetinin geliþmesi, yetkinleþmesi ve sürekliliði açýsýndan kar etmesi zorunludur.  Bu açýdan kar marjý yüksek olan sektörler onun yoðun olarak kredi açtýðý sektörlerdir. Bu noktada en önemli risk, kredi açýlan sektörde oluþan fiyatlarýn niteliði sorunudur. Eðer fiyatlar spekülatif bir düzeye yükselmiþ ise yatýrýlan para-sermayenin zamanýnda geri dönmeme riski vardýr. Çünkü açýlan krediler batabilir ve bundan dolayý geri dönmeye bilir ve bu durum bankanýn bilançosunu bozarak, önce kar marjýnýn düþmesine daha sonra da gelirlerinin borçlarýný karþýlayamamasýna neden olabilir. Eðer bu miktar bankanýn bilançosu içerisinde çok fazla yer tutarsa banka genellikle iflas eder.
    
Önemli olan bir bankanýn yatýrýlmýþ olan varlýklarý deðildir. Önemli olan yatýrýlmýþ olan varlýklarýn kalitesi ve bu varlýklarýn kendisine getirdiði gelirlerin kendi yükümlülüklerini karþýlama durumudur. Eðer bankanýn yatýrdýðý sermayenin getirisi düzenli olarak kendisine akýyor ve o da  borçlarýný kapatabiliyorsa ve bunun dýþýnda da banka sermayesi kendisini yeniden üretebiliyorsa o zaman bir sorun yoktur.
    
Son uluslararasý mali krizde ortaya çýkan durum açýk bir þekilde göstermiþtir ki, uluslararasý mali sermaye, uluslararasý sermaye birikiminin  çok önemli bir kýsmýný, üretken olmayan bir þekilde emlak sektörünü finanse etmekte kullanmýþtýr. Yatýrýlmýþ olan ve geri dönmesi mümkün olmayan kredinin 3-4 trilyon dolar olduðu tahmin edilmektedir. Geri dönüþü olmayan bu 3-4 trilyon dolar, bankalarýn bilanço yapýsýný bozmuþ ve hayali (fiktif) bir duruma dönüþmüþtür. Ama zincirleme olarak ödemeler dünya çapýnda birbirine baðlandýðý için, geri dönüþü olmayan bu sermaye, dünya genelinde ödemeler zincirinin kopmasýna, bankalarýn bilançolarýndaki negatif varlýklarýn pozitif varlýklara baskýn hale gelmesine neden olmuþ ve bankalar batmamak için ve yükümlülüklerini yerine getirmek için merkez bankalarýndan borç para talep etmeye baþlamýþlardýr. Bu dönemde paraya olan talep yatýrým yapmak için deðil borçlarý kapatmak içindir. Bundan dolayý da ödeme araçlarýna olan bir taleptir. Bu talebi de belirli bir noktaya kadar merkez bankalarý yedek rezervlerinden ve hatta para basarak karþýlamaktadýrlar. Þu anda güvensizlik dünya genelinde ekonomik iliþkilere egemen olan durumdur. Bundan dolayý elinde borç verecek parasý olanlar bu güvensizlikten dolayý bu para sermayeyi borç vermeye de yanaþmamaktadýr. Bundan dolayý mali sistemin bir kilitlenmesi söz konusudur ve bu kilitlenmeyi aþmak da devletlere düþen bir görev olmaktadýr.
    
Bu mali krizin en önemli sonucu uluslararasý para arzýnýn daralmasýna neden olmasýdýr. Kriz uluslararasý para sermayenin önemli bir kýsmýný, üretken bir þekilde kullanýlmadýðý için yutmuþtur ve kredi biçiminde verilecek para-sermayenin niceliðini azaltmýþtýr. (2)  Buradan bu azalan para-sermaye için uluslararasý alanda bir talep baskýsýnýn olacaðý ve bundan dolayý faiz oranlarýnýn yükselmesinin kaçýnýlmaz olduðu kendiliðinden anlaþýlýr.
    
Uluslararasý para arzýnýn azalmasýnýn ve faizlerin kademeli olarak yükselecek olmasýnýn en önemli sonucu, uluslararasý kredi hacminin daralmasýdýr. Özellikle de yüksek oranda borçlanma temelinde ekonomik geliþmesini gerçekleþtiren ülkeler, bu kredi daralmasý karþýsýnda giderek üretimlerini kýsmaya yani iþçi çýkarmaya ve sermaye yatýrýmlarýnýn düzeyini düþürmeye baþlarlar.
    
Emperyalist dünya ekonomisinde yatýrýlan sermayenin önemli bir kýsmý kredi biçiminde yatýrýlmýþ sermayedir ve bunun boyutlarýnýn daralmasý kaçýnýlmaz olarak geniþletilmiþ ölçekte yeniden üretimin daralmasýna neden olur.

IV-Türkiye Ekonomisinin Yapýsý Ve Krizin Kaçýnýlmazlýðý

Türkiye’nin uygulamakta olduðu ekonomik model uzun dönemde çýkmaz ile sonuçlanan bir modeldir. Zaten bilinçli bir tercihin ürünü olmaktan ziyade, tarihsel koþullarýn zorlamasý ile kabul edilmiþ bir modeldir.
    
Türkiye’nin ekonomi politikasý, uluslararasý emperyalist sistemin gönenç dönemlerinde az çok sorunsuz iþleyen ama bunun tersi durumunda ekonomik bir kriz ile sonuçlanan bir politikadýr. Bunun en temel nedeni, Türkiye ekonomisi içerisinde uluslararasý tekelci sermayeden (UTS) daha az bir üretkenlik yapýsýna sahip olan iþbirlikçi tekelci sermayenin (ÝTS) hakim bir konumda olmasý durumudur. ÝTS’nin bu geri üretkenlik yapýsý, rekabetin baskýsý altýnda, dünya piyasasýnda fiyatlar aþaðýya hareket etmeye baþladýðý andan itibaren (kriz döneminde fiyatlarýn bu aþaðýya hareketi daha da artar ve bu temelde rekabetin daha da kýzýþmasýna neden olur) , ÝTS’yi UTS’ye göre daha çok kýrýlgan hale getirmektedir. Bunun nedeni maliyet fiyatlarýný sermaye birikiminin zayýflýðýndan dolayý UTS’ye göre daha aþaðýlara çekememesi ve pazarlarýn daralmasý durumunda daha fazla dayanamamasýdýr.
    
Türkiye ekonomisi Geniþletilmiþ Ölçekte Yeniden Üretimini (GÖYÜ) gerçekleþtirebilmek için her yýl önemli bir dýþ finansman kaynaðýna ihtiyaç duymaktadýr. Bu temelde uygulamaya konulan Para Poitikasý, bu dýþ finansman gereksinimini karþýlamaya dönüktür. Bu temelde 1990’lý yýllarýn baþlarýnda Türkiye sermaye hareketlerini serbestleþtirdi ve Lira’nýn tam konvertibilitesini saðladý. Bununla birlikte yurt içi faiz oranlarýný uluslararasý faiz oranlarýnýn üzerinde tutu. Amaç yüksek faiz oranlarý temelinde yabancý sermayenin giriþini saðlayarak iç piyasada para arzýný arttýrmaktý. Çeþitli yatýrým biçimlerinde ülkeye giren yabancý sermaye, ülkenin döviz rezervlerini geliþtirecekti ve döviz arzýnýn artmasý döviz kurlarýnýn düþmesine neden olacaktý. Ayný zamanda döviz rezervlerini arttýran merkez bankasý, zaman zaman piyasadan döviz alarak ya da satarak döviz kurlarýnýn belirli bir düzeyde kalmasýna çalýþacaktý. Döviz kurlarýnýn düþmesi ayný zamanda enflasyonun düþmesine yardým edecekti. Bununla birlikte hükümet kamu açýklarýný ve karþýlýksýz para basmayý azaltarak enflasyonun düþmesine yardýmcý olacaktý.
    
Türkiye’nin dýþ ticareti sürekli açýk verdiði için yani ihracat gelirleri ithalat giderlerinden düþük olduðu için, bu açýðý kapatacak bir para politikasý zorunludur. Çünkü bu para politikasý cari açýðýn finansmaný için gerekli olan döviz girdisini ülkeye giren yabancý sermaye sayesinde elde etmektedir.
    
Yukarýda kýsaca belirttiðimiz para ve maliye politikasý, ödemeler bilançosunun dengesi için gerekli olan  döviz giriþini saðlamaktadýr. Bu politikadan da anlaþýlacaðý gibi, Türkiye ödemeler bilançosunu dengede tutabilmek için, her yýl belirli bir sermaye miktarýný Türkiye’ye çekmek zorundadýr. Bu durum gerçekleþmediði zaman yani dýþarýya vadesi gelmiþ olan ve döviz cinsinden ödenmesi gereken döviz miktarý olmadýðý zaman ülke ekonomisi genellikle krize sürüklenmektedir. 2000 ve 2001 krizlerinde olan durum budur.
    
Bu durumdan da anlaþýlacaðý gibi, Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisi ile çok önemli baðlantý noktalarý vardýr. Bunlar ticaret, kredi ve sermaye hareketleridir. Bu üç noktada dünya ekonomisinin pozitif olmasý, ülke ekonomisinin pozitif olmasý için zorunludur. Aksi taktirde bankalar ne kadar saðlam görünürse görünsün ekonomik kriz kaçýnýlmazdýr.
    
Türkiye cari açýðýn finansmanýný borçlanma yoluyla gerçekleþtiren bir ülkedir. Bundan da anlaþýlacaðý gibi dünya ekonomisinin dinamik yapýsý ve gönenç durumu, Türkiye ekonomisinin dengelerinin korunmasý açýsýndan zorunludur. Cari açýðýn finansmanýný besleyen kanallara kýsaca göz atacak olursak, gelecek kýsa dönemde tablonun Türkiye ekonomisi için pek fazla iç açýcý olmadýðý görülür.
    
Türkiye bu uluslararasý mali krize çok yüksek bir cari açýk ile yakalanmýþtýr. Aþaðý-yukarý Türkiye’nin bu yýl içerisinde 55 milyar dolarlýk bir düzeyde dýþ ödeme yapmasý gerekmektedir. Kaldý ki bu miktarýn çok büyük bir bölümü, ihracat gelirleri dýþýndam kredi ve sermaye hareketleri yani ülkeye yatýrým amaçlý gelen sermaye aracýlýðý ile saðlanmaktadýr. Ama dünya ekonomisinin resesyona sürüklenmekte olmasý, cari açýðýn finansmanýný zora sokacaktýr ve iþte tam da bu noktada, cari açýðýn döviz kurlarý üzerinde baský kurmasý kaçýnýlmazdýr. (3) Cari açýðýn döviz kurlarý üzerinde yaratacaðý bu baský, kýsa dönem için Türkiye’ye gelmiþ olan para sermayenin (sýcak para da denilmektedir) ani çýkýþýný tetiklemesi ve bir çýð etkisi yaratarak kitlesel bir þekilde ülkeyi terketmesi kaçýnýlmazdýr. Böyle kitlesel bir kaçýþýn doðal sonucu devalüasyon ve bundan kaynaklanan ülke borcunun katlanmasý ve banka ve iþletmelerin bilançolarýnýn bozulmasýdýr. Elbette bu da  kriz demektir.
    
Türkiye’nin toplam dýþ borcunun (aþaðý-yukarý 250 milyar dolarý bulmaktadýr) neredeyse yarýsý özel sektörün borcudur. Bir devalüasyon durumunda bu borcun katlanmasý ve özel sektörün yoðun bir iflas ve ekonomik daralmaya maruz kalmasý hemen hemen kaçýnýlmaz gibidir.
    
Cari açýðýn tetikleyeceði döviz kurlarýndaki bozulmanýn, Türkiye’nin ekonomik dengelerini iyice bozacak olmasý ister istemez dikkatleri cari açýðýn finansman kanallarýna ve bu kanallarýn istikrar durumuna çevirmektedir. Bu kanallarýn yüksek bir risk altýnda olduðu ve bu uluslararasý konjonktürden dolayý eskisi gibi istikrarlý olmayacaklarý, ekonomiden az-çok anlayanlar için açýk bir durumdur.
    
Kýsaca da olsa cari açýðýn finansmanýný besleyen bu kanallara bir göz atmakta fayda vardýr.
    
Az yukarýda Türkiye’nin ticaret, kredi ve sermaye hareketleri aracýlýðý ile emperyalist dünya ekonomisine baðlandýðýný belirttik. O halde bu noktalarda durum ne haldedir?
    
Son uluslararasý mali krizin de göstermiþ olduðu gibi, uluslararasý para arzý daralmýþ ve bu arz daralmasý temelinde, kredinin toplumsal temeli de daralmýþtýr. Artýk þirketler eskisi gibi kredi elde edemeyecekler ve elde edenler de bu krediyi daha pahalýya elde edeceklerdir yani daha yüksek bir faiz ödemek zorunda kalacaklardýr. Uluslararasý kredi daralmasýnýn en direkt sonucu, üretim kapasitesinin düþmesi ve kredi maliyetlerinin yükselmesinden dolayý maliyetlerin artarak, üretkenliði zayýf þirketlerin iflasa sürüklenecek olmasýdýr. Yani dünya pazarýnda bir daralmanýn olmasý kaçýnýlmazdýr. Bu daralmanýn Türkiye ekonomisi açýsýndan sonucu ihracat gelirlerinin düþmesidir. Ýhracata dayalý bir ekonomik modeli benimseyen ÝTS’nin , pazarlarýn daralmasý karþýsýnda ihracat gelirleri düþecektir. Bununla birlikte kriz fiyatlarýn aþaðýya düþüþünü hýzlandýrarak, pazar fiyatlarýnýn maliyet fiyatlarýna daha fazla yaklaþmasýna ve belkide maliyetlerin altýna düþmesine neden olacaktýr. Bu durumda bir kýsým ÝTS’nin iflasa sürüklenmesi hemen hemen kaçýnýlmaz gibidir. Yine YTL’nin yüksek faiz-düþük kur politikasýndan dolayý aþýrý deðerlenmiþ olmasý, ÝTS’nin maliyet fiyatlarýný daha da yükseltmiþ bulunmaktadýr. Kýsacasý uluslararasý mali kriz, ticaret gelirlerinden bir azalmaya ve bundan kaynaklanan döviz giriþinin düþmesine neden olacaktýr.
    
Türkiye özellikle son iki yýldan beri cari açýðýn çok büyük bir kýsmýný borçlanma yoluyla finanse etmeye baþlamýþtýr. Yani ihracat gelirleri ve yatýrým için gelen sermayenin boyutlarýndaki düþme sonucunda, cari açýðýn geri kalan kýsmýný borçlanarak finanse ediyordu. Üstelik son iki yýldan beri cari açýðýn bu borçlanarak finanse edilen kýsmý % 12’den % 60 gibi rekor bir düzeye çýkmýþtýr. Uluslararasý para arzýnýn daralmakta olduðu ve bu temelde uluslararasý kredi daralmasýnýn olduðu gözönünde bulundurulduðunda, dýþarýdan kredi bulmanýn eskisi gibi kolay olmayacaðý açýktýr.
    
Bir yandan ticari gelirler düþerken, bir yandan uluslararasý kredi kanallarý bozulurken, bir yandan da yatýrým amaçlý olarak Türkiye’ye akan sermayede bir daralma gözlenmektedir. Aþaðýdaki tablo cari açýðýn finansman yapýsýný ve bu yapýnýn mevcut uluslararasý ekonomik konjonktür ile fazla sürdürülemeyeceðini göstermesi açýsýndan öðreticidir.


(Þükrü Kýzýlot, Hürriyet Gazetesi, 15 Ekim 2008 )

Tablo bir yandan ülkeye giren sermaye akýþýnda ciddi bir azalmanýn olduðunu gösterirken, cari açýðýn finansmanýnda borçlanma yoluyla elde edilen kýsmýn boyutlarýnda büyük bir artýþýn olduðunu göstermektedir. Bu ise bu konjonktür ile sürdürülemez bir durumdur. Er ya da geç cari açýðýn bu durumunun döviz kurlarý üzerine yansýmasý ve kurlarýn bozulmasýna vede kýsa dönemli gelen yabancý para sermayenin  kitlesel ani çýkýþýna neden olmasý kaçýnýlmazdýr. (4)
    
Diðer yandan her ne kadar bugün, uluslararasý faiz oraný, uluslararasý merkez banklalarý tarafýndan % 2’lere kadar düþürülmüþ ise de, bu, kriz esnasýnda mali sistemin kilitlenmesini engellemek için, taktik ve kýsa dönemli olarak devreye sokulan bir politikadýr.
    
Bundan sonra giderek faiz oranlarýnýn yükselmesi ve hatta çift haneli rakamlara kadar çýkmasý kaçýnýlmaz gibi görünmektedir. Çünkü bugün merkez bankalarýnýn nakit krizini aþmak için  piyasalara sürmüþ olduklarý kredinin önemli bir kýsmý karþýlýðý olmadan basýlan paradýr. Bunun ise uzun dönemli olarak enflasyonist bir etkisi olacaktýr. Onun için emperyalist ülkelerde tekrar rezerv birikiminin gerçekleþmesi için, faiz oranlarýnýn dereceli olarak yükseltilmesi zorunlu olacaktýr.
    
Bu durumun Türkiye’ye etkisi ise yurt içi faiz oranlarýnýn daha da yükseltilmesi olacaktýr. Ancak Türkiye faiz oranlarýnýn arttýrýmlarý noktasýnda emperyalist ülkeler ile yarýþamaz. Emperyalist ülkelerde gerçekleþen bir puanlýk faiz arttýrýmý, Türkiye gibi ülkelerde 2-3 puan gibi bir arttýrýmý zorunlu kýlmaktadýr. Böyle bir durumda Türkiye’nin uluslararasý faiz arttýrýmýna dayanmasý imkansýzdýr. Bundan dolayý uluslararasý faiz oranlarýnýn artmasý Türkiye’ye akan sermaye miktarýnda bir daralmaya yol açacaktýr. Çünkü emperyalist ülkelerde yükselen faiz oranlarý sermaye hareketlerini maliyetli hale getirecektir. Bu durum ise sermayenin emperyalist üklelerde birikmesine yolaçacaktýr.
    
Türkiye’nin cari açýðýn finansmanýndan kaynaklanan bir ekonomik krizden az etkilenmesi için, Türkiye’nin ÝMF ile bir ihtiyati Stand by anlaþmasý yapmaktan baþka bir çaresi kalmamýþtýr. Aslýnda uzun zamandan beri yapýlmasý gereken bu anlaþma, Hükümet tarafýndan  bilerek geciktirilmiþtir. Nedeni ise yerel seçimlere doðru gidilirken hem bu anlaþmanýn muhalefet tarafýndan istismar edilmesini önlemek istemektedir hem de bu yerel seçimlerin kazanýlmasý için ekonomik disiplini gevþetmek isteðidir. ÝMF ile yapýlacak bir ihtiyati Stand by anlaþmasý, Hükümet tarafýndan seçim için ayrýlan miktarý azaltacaðýndan, Hükümet ÝMF ile seçimlerden sonra anlaþmayý uygun bulmaktadýr.
    
Ancak uluslararasý konjonktür ve Türkiye ekonomisinin hassas yapýsý mevcut durumun uzun süre sürdürülemeyeceðini göstermektedir. Kaldý ki, 2001 krizi göstermiþtir ki, kriz anýnda yapýlan  bir kredi anlaþmasýnýn koþullarýnýn önceye göre çok kötü olduðudur. 2001 krizi sýrasýnda yapýlan anlaþmada Türkiye, uluslararasý faiz oranlarý % 5’lerde gezerken ÝMF’ye % 12’ler üzerinde faiz ödemek zorunda kalmýþtýr. Bundan dolayý Türkiye’ye ÝMF tarafýndan dayatýlan Faiz Dýþý Fazla (FDF) yani borç stokunu eritmek için ödediði miktar % 6, 5 olarak belirlenmiþti. Diðer ülkelerde % 2-3 olan bu düzey Türkiye’ye % 6, 5 gibi rekor bir düzeyde dayatýlmýþtý.
    
Türkiye artýk ÝMF ile bir anlaþmaya da geç kalmýþtýr. 2001 krizinden sonra, ABD politik vaadler karþýlýðýnda ÝMF kredilerini onaylamýþtý. Þimdi de bunun böyle olacaðý ve belki daha büyük politik istekler temelinde bu kredinin saðlanacaðý artýk sürpriz olmayacaktýr. Bunun ise Türkiye’nin ekonomik ve politik baðýmlýlýðýný daha da arttýracaðý ve Türkiye’yi biraz daha modern bir sömürge ülke statüsüne yaklaþtýracaðý hemen hemen kesin gibidir.

-------------------------------------

(1) Bu makaleyi yazdýðým sýrada yaklaþýk 2 trilyon deðerinde olan yüksek riskli Hedge fonlarýnýn, baþta petrol fiyatlarý olmak üzere bazý emtia fiyatlarýnýn düþmesi sonucu sallantýlý olmaya baþladýklarý haberleri gazetelerin haber sayfalarýna düþmüþ bulunuyordu.

(2) Kriz ayný zamanda bu üretken olmayan yatýrýmlara da bir son noktayý koymuþtur. Bu haliyle düzenleyicibir iþleve sahiptir.

(3) Bu makaleyi yazdýðým sýrada Dolar 1.7’ye, Euro da 2.1 YTL’ye dayanmýþtý.  Bu durum karþýsýnda Merkez Bankasý kurlarý tekrar baský altýna almak için piyasaya döviz rezervlerinden döviz satmaya baþladý.

(4) Bu makaleyi yazdýðým sýrada Hedge fonlarýnda baþgösteren ödeme sýkýntýsýndfan dolayý, Türkiye’ye kredi açan bir kýsým uluslararasý mali sermayenin pozisyon kapatma iþlemlerinden dolayý kredileri geri çaðýrdýklarý ve tekrar kredi açmadýklarý haberleri yine  medyaya düþmüþ bulunuyordu. Yine Merkez bankasý sermaye çýkýþlarýný durdurmak için faiz oranlarýný %24’lere kadar çýkardý.Bundan bir ay önce % 18’lerde olan faiz oranlarý iç piyasada para arzýnýn daralmasýndan dolayý (sermaye çýkýþýndan dolayý)  % 24’lere fýrladý.

------------------------------

DEVRÝMCÝ BÜLTEN’DEN OKURLARA
    
Bugün tek Türkiye Komünist Hareketi (TKH) içerisinde deðil ama Dünya Komünist Hareketi (DKH) içerisinde oportünizm oldukça güçlü bir yapýya sahiptir. Çok çeþitli biçimlere sahip olan bu oportünizm oldukça derin tarihsel köklere sahiptir ve basit vede raslantýsal bir fenomen olmaktan ziyade, uluslararasý kapitalist sistem içerisinde temel bir yere sahiptir. Bundan dolayý uluslararasý bir karaktere sahiptir. Zaten geçmiþteki tarihsel deneyimler de oportünizmin bu uluslararasý karakterini (II. Ve III. Enternasyonal örneklerinde olduðu gibi) açýk bir þekilde ortaya koyar.
 
Peki gerek TKH ve gerekse de DKH içerisinde güçlü bir þekilde yeralan oportünizmin bu gücü nereden kaynaklanýr?

Komünist hareket içerisindeki oportünizmin güçlü ve dinamik bir þekilde kendisini üretmesine neden olan durum, kapitalizmin tarihsel olarak güçlü ve dinamik yapýsýdýr. Uluslararasý kapitalizmin kendisini geliþtirebildiði ve tekrar üretebildiði (elbette üretici güçleri geliþtirerek) her durumda, komünist hareket saflarýnda kararsýz ve sallantýlý unsurlar, bir entellektüel ve politik dinamizm olanaðý elde ederler. Bunun nedeni, burjuvazinin sermaye birikiminin boyutlarýnýn büyümesi ile birlikte iþçi sýnýfý ve komünist hareket içerisinde, direkt olmasa da dolaylý bir þekilde, bir iþbirlikçi katmaný ya da farkýnda olmasa da bu rolü oynayacak bir sosyal katmaný oluþturabilme yeteneðidir. Bundan þu sonuç çýkmaktadýr ki, oportünizmin gücü ve direnci, burjuvazinin kendisini tarihsel olarak üretebilme yeteneðine baðlýdýr. Burjuvazinin tarihsel olarak bir ekonomik ve politik krize doðru sürüklendiði hemen hemen her durumda, oportünizm de bir ideolojik ve politik krize sürüklenir /sürüklenmiþtir.

Oportünizmin temel tarihsel rolü, komünist hareketin kendisini toplumsal ölçekte üretmesine engel olmak ve burjuvazinin komünist hareket içerisindeki dolaylý etkisi olarak, tasfiyeciliðin geliþmesine, yerleþmesine ve sürekliliðine neden olarak, komünist hareketin saflarýnýn daðýnýk kalmasýna yolaçmaktýr. Komünist hareket içerisinde bu “ajan” rolünü oynamaksýzýn zaten toplumsal varlýðýný ayakta tutamaz. Onun toplumsal varlýðýný ayakta tutmasý, komünist hareketin dezorganize edilmesine baðlýdýr.

Oportünizmin komünist harekete karþý mücadelesi, genellikle þiddet araçlarý içermez. Daha çok ideolojik ve “barýþçýl” metodlar ile yürütülen bir mücadeledir. Onun için komünist hareketin de ona karþý mücadelesi bu temelde olmak zorundadýr. Ýþte komünist hareketin oportünizm üzerinde toplumsal zafer kazanabilmesi çok önemli iki etkene baðlýdýr:
  • Oportünizm karþýsýnda iyi bir ideolojik konumlanmaya sahip olma zorunluluðu;
  • Bütün dünya kapitalizmini saran burjuvazinin tarihsel  bir krize sürüklenme zorunluluðu.
Oportünizmin komünist hareket karþýsýnda, ideolojik ve politik krizi genellikle burjuvazinin giderek genelleþen bir ekonomik ve politik krizi ile içiçe geçer. Onun için burjuvazinin giderek genel bir tarihsel krize sürüklenme eðiliminin, çeþitli ülkelerde eþitsiz olarak geliþen bir süreç olarak, oportünizmin toplumsal devrilmesinin olanaklarýný da ortaya çýkaracaðýný unutmamak gerekir.
 
Bütün bu özellikleri Rus devrim tarihinde bulmak mümkündür. Rus büyük burjuvazisinin 1905 krizine sürüklendiði dönemde, Rus oportünizmi de sosyal bir bocalamaya uðrayarak Rus Komünist Hareketi’nin Parti biçiminde geliþmesine engel olamadý. Daha sonra da I. Dünya Savaþý sýrasýnda da , uluslararasý burjuvazinin politik krizi sýrasýnda, komünist hareketin politik iktidarý ele geçirmesine engel olamadý. Elbette devrimden sonra hem komünist hareketin ideolojik zaaflarýnýn ortaya çýkmasý hem de uluslararasý kapitalist sistemin  tekrar dinamik bir yapýya bürünerek güçlü bir þekilde kendisini üretmesi, oportünizmin tekrar güçlenip ve komünist hareketi yenilgiye uðratmasýna neden olmuþtur.
    
Ýçinden geçtiðimiz süreçte de uluslararasý kapitalizm giderek yine tarihin büyük bir ekonomik ve politik krizine doðru sürüklenmektedir. Bu dönemde oportünizmin teþhirine olanak saðlayacak bir çok aracýn ve olanaðýn ortaya çýkacaðýný unutmamak gerekir. Nesnel-tarihsel koþullar, oportünizm ile böyle bir tarihsel hesaplaþmayý komünist hareket açýsýndan olanaklý hale getirirken, komünistlerin öznel eksikliklerini yani felsefi-ideolojik ve politik eksikliklerini gidermelerini zorunlu kýlmaktadýr.
    
Burjuvazi ile birlikte oportünizmin nesnel-tarihsel krizi yaklaþýrken, onu altedecek öznel faktörlerin de ayný þekilde, komünistler tarafýndan geliþtirilmesi ve yetkinleþtirilmesi gerekir.

DEVRÝMCÝ BÜLTEN



|
_ _