[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  15-04-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 39 (2) }
| Devrimci BültenBOLŞEVİK-LENİNİST STRATEJİ VE TAKTİĞİN BAZI SORUNLARI ÜZERİNE (1) K. Erdem
I

Bugün herhangi bir ülkenin komünist hareketinin ileriye doğru sıçrayabilmesi ancak ve ancak Marksizmin evrensel ilkelerini doğru ele alabilmesi ve verili ülkenin somutluluğuna doğru bir şekilde uygulayabilmesiyle olanaklıdır. Ancak bu noktada en büyük güçlük, evrensel ilkelerin nasıl ele alınması ve yorumlanması gerektiğidir.

Marksizm özünde devrimcidir yani her şeye eleştirel yaklaşır. Onun bu çok önemli özelliğini unutmak, onu aynı zamanda bir bilim olmaktan da çıkartmak demektir. Kendi tarihine karşı eleştirel olmayan bir Marksizmin kendisini geliştirme ve dünya işçi sınıfının pratik ihtiyaçlarına cevap verebilme özelliği olamaz. Bu noktada onun dogmatikleşmesi kaçınılmazdır.

İçinden geçtiğimiz süreçte, Bolşevik-Leninist strateji ve taktiğin tekrar ele alınması ve bazı sorunlarının belirlenerek doğru bir şekilde çözümlenmesi gerekmektedir. Ekim Devrimi süresince yer yer bilinçli bir komünist iradenin ürünü olan yer yer de rastlantısal olarak ortaya çıkan özelliklerin, hangi tarihsel zorunluluğun baskısı altında oluştuklarını bilince  çıkartmak bugünkü komünist hareketin temel görevleri arasındadır.

Ekim Devrimi’nin tarihsel eleştirisi tam olarak yapılmamıştır.  III. Enternasyonal (1919-1923) döneminde de bunun tam olarak yapılmasını neredeyse imkansız kılan bazı tarihsel koşullar mevcuttu. Ama bugün Ekim Devrimi’nin tam bir tarihsel eleştirisinin imkanları mevcuttur ve bu temelde de teori az çok bütünlüklü bir yapıya kavuşturularak komünist hareketin pratiğinin hizmetine verilebilir.
II

Bolşevik-Leninist strateji ve taktiğin bazı sorunları üzerine olan teorik çalışmalarım, beni, çok ilginç bir görüşe doğru sürükledi. Bu noktada ilk tezim devrimin karakteri ve proletaryanın strateji ve taktiği sorununda, Bolşevik-Leninist teorinin eksik ve zaaflı ve de hatta yer yer yanlış  noktalarının olduğudur. Teoride bazı eksikliklerin, zaafların ve boşlukların olduğunu ileri sürüyorum.

Bu eksiklikler, zaaflar ve de hatalar da bazı tarihsel koşullardan ve etkenlerden kaynaklanmaktaydı.  Bunlardan ilki, Bolşevizmin II. Enternasyonal’in otoritesi altında ve onun etkisinin Avrupa işçi hareketi içerisinde ağırlıkta olduğu bir dönemde ortaya çıkmasıdır. Onun için bu hareket, içerisinde döllenmiş olduğu geleneğin etkilerini de taşıyordu ki, bu etkiler onun içerisinde de kendisini gösteriyordu. Güçlü bir Enternasyonal gelenek içerisinde çıkan bir hareketin ondan etkilenmemesi (olumlu ve olumsuz olarak) imkansızdır.

İkinci olarak Bolşevizm, serbest rekabetçi kapitalizmin emperyalizme dönüşümü sırasında ve bu sonuncusunun temel eğilimlerinin daha tam bilince çıkarılmadığı ama nesnel-tarihsel olarak belirli bir gelişme evresinde olduğu bir dönemde ortaya çıktı. Bu dönem aynı zamanda Marksist teori ile nesnel-tarihsel hareket arasındaki açının da muazzam derecede açıldığı, teorinin biçimlerinin yeni nesnel toplumsal süreçlerin gerisinde kaldığı ve bu süreçlerin yeni biçimlerinin işleyişlerini ve özelliklerini tam olarak yansıtamadığından  dolayı da  II. Enternasyonal’in tam bir oportünizm ve revizyonizm batağına saplandığı bir dönemdir. Bu tarihsel koşullar, Bolşevizmin oluşum ve biçimlenme dönemlerinde onun üzerinde bazı etkilerde bulundular.

Bu sorunun tekrar ele alınması ve çözümlenmesi gerekmektedir. Lenin’in bu noktadaki çözümlemeleri eksiklikler ve hatta yer yer yanlışlıklar içermektedir.  Bunların ne olduğuna aşağıda değineceğim.

Bilindiği gibi Rusya’da proletaryanın strateji ve taktiği sorununu Bolşevikler 1905 devriminden az önce ve devrim sırasında da Lenin’in “İki taktik” broşüründeki görüşleri ile çözmüşlerdi. Bu noktada Bolşevikler devrimin karakterini demokratik ve bu temelde de proletaryanın bağlaşığını da köylülük olarak belirtmişlerdi ve devrimin bütün sorunlarında da bu stratejik çizgiye sadık kalmaya çalıştılar. Yani Çarlık üzerindeki devrim Proletarya ve Köylülüğün Devrimci Demokratik Diktatörlüğü (PKDDD) olacaktı.  PKDDD’nün  1905-1917 arası nasıl savunulduğu ve  bazı evrimlere nasıl uğradığı  aslında bugün Türkiye komünist hareketi tarafından pek az ya da hiç bilinmemektedir. Bu evrimi Devrimci Bülten’in 8.  sayısında kısaca ele almaya çalışmıştım.

Bolşevik Parti’deki Nisan 1917 krizi, uzun zamandan beri varolan ideolojik-teorik zaafın kendisini gösterdiği ya da politik alanda bir kırılmaya neden olabilecek tarzda (iç ve dış olayların etkisi sonucunda) hissedildiği bir tarihsel an olarak belirdi. Çünkü nesnel politik olayların gelişimi ve bu gelişimin biçimleri ile teorinin öngördüğü ilkeler arasındaki açı muazzam bir şekilde açılmıştı ve hatta partinin tarihsel yapısını tehdit ediyordu. Özellikle strateji ve taktik noktasında, teorideki eksik ve zaaflı durum, proletaryanın partisinin ideolojik ve politik bağımsızlığını tehdit edecek düzeye ulaşmıştı.

Bolşevik-Leninist teorideki eksikliğin en büyük tarihsel sonuçlarından bir tanesi de ,  komünist partisinin küçük-burjuva partiler karşısında bilinç ve örgütlülük düzeyinin düşük kalmasına neden olmasıdır. III. Enternasyonal’in II. Enternasyonal karşısındaki gecikmişliğinin bir benzerini Rusya’da proletarya küçük-burjuvazi karşısında yaşamıştır. Bütün Çarlık Rusya’sının tek bir homojen devlete indirgenmesi ve bu devletin yayıldığı her yerde bütün sınıflar arası ilişkilerin aynı düzeyde değerlendirilmesi;örneğin merkezi Rusya ile yani ezen ulusun bulunduğu yerdeki sınıflar arası ilişki ile ezilen ve sömürülen ulusların bulunduğu coğrafyadaki sınıflar arası ilişkilerin aynılaştırılması (bu fark Bolşevik teorinin ilk biçiminde yani PKDDD’de yoktur), proletaryanın ideolojik ve politik etkisinin olması gereğinden daha dar kalmasına neden olarak, iktidar mücadelesinde insiyatifin küçük-burjuva ve liberal sınıfların eline geçmesine neden olmuştur.

III

Bolşevik-Leninist strateji ve taktiğin bazı zaaflı ve eksik taraflarına “Tarihsel Marksizm” adlı makalemde de değinmiştim. Orada şöyle yazmıştım:
“ Bolşevik strateji ve taktiğin nesnel temeli ya da proletaryanın Rusya’da genel strateji ve taktiği, Lenin’in 1899 yılında sürgünde kaleme aldığı “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi” adlı yapıtındaki teorik analize dayanıyordu. Birinci Rus devriminden hemen sonra yazmış olduğu ikinci Önsöz’de Lenin şöyle yazıyordu:
“Bu yapıtta, iktisadi bir araştırmaya ve istatistiklerin eleştirel çözümlenmesine dayanarak sunulan, Rusyanın toplumsal ve iktisadi düzeninin ve dolayısıyla sınıf yapısının tahlili, bugün, devrimin ilerlemesi içinde, bütün sınıfların, açık siyasi faaliyeti ile doğrulanmıştır. (abç)(...)

“Ayrıca, devrim, şimdi, köylülüğün ikili durumunu ve ikili rolünü gitgide daha çok ortaya koymaktadır. Bir yandan, angarya iktisadının bir sürü kalıntısı ve serfliğin her çeşit kalıntısı ile birlikte, yoksul köylülünün görülmemiş bir biçimde yoksullaşması,  devrimci köylü hareketinin derin kaynaklarını, bir yığın olarak köylülüğün devrimci niteliğinin derin köklerini tümüyle açıklıyor. Öte yandan da (...) onun içindeki mülk sahipliği ve proleterlik eğilimleri arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı ortaya koyuyor.  Yoksullaşmış küçük mülk sahibinin , karşı-devrimci burjuvazi ile devrimci proletarya arasında bocalaması (...)

Bu iktisadi temelle(abç), Rusya’da devrim kuşkusuz, kaçınılmaz olarak bir burjuva devrimi olacaktır. Bu marksist önerme, hiçbir şekilde çürütülemez.  Bu, asla unutulmamalı. Her zaman Rus devriminin bütün iktisadi ve siyasi sorunlarına uygulanmalıdır.

Ama, bu önermeyi uygulamasını bilmek gerek. Farklı sınıfların durumlarını ve çıkarlarınının somut bir tahlili, şu ya da bu soruna uygulanan bu gerçeğin kesin anlamını tanımlamak için bir araç olmalıdır. ”(Lenin, Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi, s. 21-22, Sol Yayınları. )
Bolşevik stratejide, tarihsel koşullar ile ilişkili olan bir eksiklik ya da boşluk sözkonusuydu. Bu eksiklik, devrimin gelişim seyri içerisinde kendini ortaya koydu ve parti içerisinde bir siyasal krize neden oldu.

Rus devriminde ilginç bir durum ortaya çıktı. Burjuva demokrasisi siyasal iktidarı ele geçirmesine rağmen (Sağ Sosyalist-Devrimciler ile Sağ Menşevikler),  burjuva-demokratik reformları (Kurucu Meclis’in toplanması, köylülere toprakların dağıtılması, ezilen uluslara bağımsızlık vb. ) gerçekleştiremedi. Bunun nedeni ise emperyalizme olan bağımlılığın devam etmesiydi ve burjuva demokrasisi, İngiliz-Fransız emperyalizmine bağımlılığı ortadan kaldırma iradesine sahip değildi. Böylece burjuva-demokratik reformlar, sosyalist devrime bağımlı bir şekilde ortaya çıkıyordu, ki bu reformların en tutarlı temsilcisi ise yoksul köylülük olmuştur. Şimdi sorulması gereken soru şudur: Niçin burjuva-demokratik reformlar, emperyalist sistemin dışına çıkmadan gerçekleştirilememiştir?
      
  1. Lenin, ”Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi” adlı eserini kaleme alırken ,  Rus sermayesinin niteliği sorununu bir kenara bırakmıştı. Daha çok dikkatini, Rusya’da kapitalizmin gelişemeyeceği tezlerini çürütme üzerine yoğunlaştırmıştı. Giderek oluşmakta olan tekelci burjuvazi ile Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisi arasındaki ilişkiyi görememişti.  Bunun nedeni emperyalizmin (bu dönemde emperyalizm üzerine tahliller yoktu.  Hobson’un eseri ise 1902 yılında yayınlanmıştı. ) belirtileri formülleştirilecek derecede daha tam olarak gelişmemişti. Rus kapitalizmi,  Batı kapitalizminden bağımsız ve kendi dinamikleri temelinde gelişen bir tarihsel oluşum biçiminde ele alınmıştı.  Halbuki,  1950’li yıllardan sonra, Rusya’nın bu dönemi ile ilgili çalışmalar yapan batılı yazarlar ve tarihçiler, çok açık bir şekilde, Rusya’nın Avrupa emperyalizminden ihraç edilen sermaye sayesinde yine aynı şekilde kendi iç birikimlerini de kullanarak bir bağımlı sanayileşme süreci yaşadığını göstermişlerdir.
  2. İkinci olarak Rusya’ya yapılan sermaye ihracı, diğer ülkelerden farklı olarak Rus sanayisine doğru olmuş ve Rusya’da bir işbirlikçi sanayi burjuvazisinin oluşmasına neden olarak, buna bağımlı orta tabakalar yaratmıştır. Böylece küçük ve orta burjuvazi, işbirlikçi burjuvazi aracılığı ile Avrupa tekelci sermayesine bağlanmıştır.  Rusya’da artı-değer üretimine ve bunun sermayeleştirilmesine tekelci sermayenin de katılması,  Rusya’daki burjuva sınıfların tekelci sermaye karşısında bağımsızlıklarını yitirmelerine neden olmuştur. Bundan dolayı burjuva demokrasisi ne savaştan çıkmayı başarabilmiş ne de reformları gerçekleştirebilmiştir.  Reformların gerçekleştirilmesi,  Doğu cephesinin yıkılması demek olacağından,  İngiliz-Fransız emperyalistleri bunu kabul etmemişlerdir.  Böylece bu reformların en tutarlı temsilcisinin yoksul köylülük olduğu ortaya çıkmıştır.
  3. Bolşevik formülasyonda proletarya ile “köylülüğün” DDD’nde bir eksiklik yine mevcuttu. O da, formülasyonun genel olarak bir köylülükten bahsetmesidir, ki Lenin bir çok defa köylülüğü bir çok tabakaya ayırmıştı. Yani Rusya’da yekpare bir köylülük söz konusu değildi.  Köylülük  şu tabakalara ayrılmıştı:Zengin köylü, orta köylü,  yoksul köylü ve proleter köylü.  Ve bunların hiçbirisi de demokrasinin dereceleri bakımından aynı nitelikte değillerdi. Yine Bolşeviklerin teorisindeki genel “köylülük” ile Rusya’daki köylülük arasında da bir fark söz konusuydu. Bu fark, Şubat 1917’den sonra  çok açık bir şekilde ortaya çıktı ve Bolşevikler “zengin köylülüğün” temsilcisinden (Sağ Sosyalist-Devrimci), yoksul köylülüğün temsilcisi olan Sol Sosyalist-Devrimciler’e doğru değnek büktüler. 
  4. Bolşevikler, emperyalizm fenomeni ortaya çıktıktan sonra, Rusya’daki sosyal sınıfları, emperyalizmin Rusya’ya yansıma özellikleri içerisinde tekrar ele alıp incelemediler. Bu eksiklik, Bolşevik strateji ve taktiklerin doğru bir biçimde incelenmesi için mutlaka giderilmelidir.“ (Devrimci Bülten, sayı 30, sayfa 38-39-40)
IV

Şubat 1917’deki kitle hareketi aslında bir devrim değil bir reform hareketinden öteye gitmemiştir. Bazı reformlar ile (örneğin politik özgürlüklerin elde edilmesi vs.) totaliter devlet, demokratik bir cumhuriyete dönüşmüştür.

Peki niçin Şubat bir devrim değildi?

Çar’ın dışında ve ona bağlı olan kabinenin (yani Çarlık kabinesi) dışında herkes yerinde kalmıştır. Ordunun başındaki generaller, devlet bürokrasisindeki önemli mevkiler,  büyük kapitalist ve toprak ağaları ve hatta Çarlık politikasının kendisi. Peki durum böyleyken devrim bunun neresinde?

Rusya’da Şubat 1917’de gerçekleşen durumun aynısı 25 Nisan 1974’te Portekiz’de aşağı-yukarı yaşandı. Rusya’da bu tarihte gerçekleşen ne kadar bir devrim ise Portekiz’de yaşananlarda bu dönemde o kadar bir devrimdir.  Rusya’da olduğu gibi Portekiz’de de devrim (kitle hareketinin burjuva demokrasisinin sınırlarını zorlaması olarak) sonra geldi.

Ama Bolşevik teorideki en büyük zaaf, Şubat’ta Rusya’da yıkılanın yani Çarlığın toprak ağalarının temsilcisi olduğu tezidir. İşte hatanın kaynağı burasıdır.

Şimdi bir kez daha şu soruyu sormak gerekir: Şubat’ta Rusya’da hangi sınıfın politikl iktidarı yıkıldı?

Bu soruya Lenin’in cevabı bilinmektedir:
“Tüm devlet makinesini (ordu, polis, bürokrasi) yöneten bir avuç toprak sahibi feodalden başkasını temsil etmeyen  eski çarlık iktidarı,  yenilmiş, ama işi bitirilmemiştir.  Krallık resmen kaldırılmamıştır.  Romanovlar çetesi, kralcı entrikalarını sürdürüyor. Toprak feodallerinin çok büyük mülkiyeti ortadan kaldırılmamıştır.” (Lenin, Nisan Tezleri,  s. 33, Sol Yayınları)(abç)
Lenin’in teorisinde Çarlık İktidarı feodal toprak ağalarının iktidarını temsil eder. Peki burjuvazinin iktidarını ya da politik temsilciliğini Rusya’da kim temsil etmektedir? Lenin Mart 1917’de olayların analizini yaparken şöyle yazmaktadır:
“Birinci aşama neyi kapsar?
Devlet iktidarının burjuvaziye geçmesini. (abç)
Şubat-Mart1917 devriminden önce devlet iktidarı, Rusya’da, eski bir sınıfa, başında Nikola Romanov’un bulunduğu feodal toprak soylularına aitti. (abç)
Bu devrimden sonra, iktidar, başka bir sınıfa burjuvaziye ait bulunuyor. ” (Lenin, ag. e. s. 21)
Lenin burada burjuvaziden bahsederken bu sınıfın politik temsilcisinin aynı zamanda KADET’ler (yani ANAYASAL PARTİ) olduğunu belirtmektedir.  Lenin’e göre politik iktidarın Çarlık’tan ,  birinci geçici hükümetin eline yani Kadet’lerin çoğunluğunu elinde bulundurdukları hükümetin eline geçmesi aynı zamanda politik iktidarın feodallerin politik temsilcilerinden burjuvazinin politik temsilcilerine geçiş anlamına gelmekteydi. İŞTE BU TAMAMEN YANLIŞTI.

Çarlığın feodal toprak ağalarının iktidarı ile özdeşleştirilmesi Bolşevik-Leninist teorinin en büyük hatasıdır.
Bunun nedeni feodalizm döneminden kalma bir politik biçimin, 60-70 yıl süren bir dizi gerici reformlar aracılığıyla içeriğinin Rus işbirlikçi tekelci burjuvazisinin toplumsal çıkarlarıyla doldurulmuş olmasıdır. Bolşevikler Çarlığın giderek Rus büyük burjuvazisinin bir politik örgütlenmesi durumuna gelmesini bir türlü göremediler ve bunu anlayamadılar.  Bunun nedeni ,  Çarlığı hep feodalizm ile özdeşleştirmeleri ve bu politik biçimin bir burjuva içerik ile doldurulmasının imkansız olduğu görüşüdür. Ama onlar Çarlığın bir tarihsel evrim geçirdiğini ve sonuç olarak da onun giderek Rus işbirlikçi tekelci burjuvazisinin en büyük katmanının bir politik biçimine dönüştüğünü anlayamadılar.

Rusya’da olan aslında Almanya’da, Avusturya’da ve İngiltere’de olanlardan başka bir şey değildi. Almanya’da krallık nasıl büyük tekelci Alman burjuvazisinin giderek bir biçimi haline geldiyse,  aynı şekilde , Rusya’da da Çarlık Rus işbirlikçi tekelci burjuvazisinin giderek bir politik biçimine dönüşmüştü.
 
Çarlığın krallık biçiminde, Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisi, nüfuz ve yayılma alanının bir biçimini bulmuştu. Feodal bir döneme ait olan Çarlık biçiminin içeriği derece derece  tarihsel süreç içerisinde bu Rus burjuvazisi tarafından doldurulmuştu. Nasıl Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan günümüze kadar biçimsel olarak varolmuşsa ancak içeriği zamanla değişikliğe uğramışsa (örneğin giderek ulusal ticaret burjuvazisinin toplumsal egemenliğinin yerini İşbirlikçi tekelci burjuvazisi almıştır) Rusya’da da durum aynıydı.
 
Şubat’ta Rusya’da yıkılan Lenin’in iddia ettiği gibi feodal toprak ağalarının iktidarı değildi. Şubat’ta yıkılan Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisinin büyük katmanının iktidarı olan ve Çarlık politik biçiminde kendisini biçimlendiren (bu da özellikle 1905’ten sonra gelişmiştir) RUS PANSLAVİST FAŞİZMİYDİ.  Bu Rusya’nın “Pantürkizm”iydi. Çarlığın analizi noktasında bir kafa karaşıklığı vardır. Zaten o zamanlar parti içerisindeki kriz de bunu çok açık bir şekilde göstermektedir. Troçki’nin 1924’te Alman devriminin yenilgisinden sonra o zamanki komünist kadroların durumunu tasvir eden şu satırları yerindedir ve ilginçtir:
“Ancak henüz Ekim devrimi’nin taktik ve siyasal tablosunu sergileyememişken,  Bulgaristan ve Almanya olaylarının analizini düşünmek dahi güçtür. Daha henüz ne yaptığımızı ve nasıl yaptığımızı tam olarak algılayabilmiş değiliz (abç). Ekim’den sonra Avrupa’daki olayların kendiliğinden büyük bir hızla gelişeceğini ve bize Ekim derslerini teorik olarak özümseme vaktini dahi bırakmayacağı sanılıyordu. (...)

“Komünist partilerinin örgütlenme süreci (“kitleler için mücadele”,  ”birleşik cephe” vs. ) gerçek anlamıyla ancak 1921’in ortalarında başlar. Ekim görevleri uzaklara gerilerken ,  Ekim’in incelenmesi de ikinci plana atılır. Geçtiğimiz yıl bizi tekrardan proleter devriminin görevleriyle karşı karşıya getirdi. Tüm dokümanları toplamak ve onları incelemeye başlamak için zaman gelmiştir. (...)

“Tüm karşı-devrim dönemi  1905 deneyinin incelenmesiyle doluydu.  Ancak muzaffer 1917 Devrimi’nin incelenmesi açısından 1905 için yaptığımızın onda birini dahi gerçekleştirmiş değiliz. Elbette ki, bir gericilik döneminde veya sürgünde yaşamıyoruz. Ne var ki bugün elimizdeki olanaklar ve güçler bu acılı yıllara kıyaslanmayacak kadar çoktur.  Partide ve tüm Enternasyonal’de Ekim Devriminin incelenmesini gündeme almak gerek. ”(abç) (L. Troçki,  Ekim Dersleri, yazın yayıncılık, s. 10-11)

Bu satırları Troçki 1924 Eylül’ünde yazmıştır. Bolşevik Parti Ekim devrimini yapmıştır ama devrim hem bilinçli bir iradenin ürünü olarak hem de biraz da sezgisel bir iradenin ürünü olarak cereyan etmiştir. Devrim süresince proletaryanın öncüsünün öngörüsü ile devrimin nesnel-tarihsel gelişiminin biçimleri  arasında önemli sapmalar  yani teorinin önceden kestiremediği ama devrimin nesnel gelişiminin zenginliğinin ya da pratik dayatmasının öne çıkardığı bir çok durum ortaya çıkmıştır. Onun için Bolşevik teori sürekli bir evrim halinde olmuştur ve komünizmin bazı teorik sorunlarının  çözümünde de tarihsel koşullardan kaynaklanan eksiklikler sözkonusudur. Yani teorinin genel yapısındaki bazı boşlukların doldurulması da ancak kapitalizmin daha yüksek evrelerinde olabilirdi ki bu o zamanlar mümkün değildi.

V

Örneğin Bolşevik teorinin öngöremediği ama tarihsel gelişimin zamanla dayattığı sorunlardan bir-kaçı şöyledir:
  • Emperyalizm teorisi. Bolşevik parti ortaya çıktığı zaman (1903) ama emperyalizm de bir tarihsel eğilim olarak ortaya çıkmış ve temel eğilimleri dünya toplumlarını içine almış olduğu bir dönemde yani nesnel olarak etkisi bütün toplumsal organizmayı etkisine almışken ama bu durum hesaba katılmadan ya da daha bilince çıkarılmadan,  Rus proletaryasının strateji ve taktiği hazırlanılmıştır.  Elbette ki burada strateji ve taktikte bazı sorunlar ve boşluklar kaçınılmazdır.  Nesnel-tarihsel temeli tam olarak bilimsel bir şekilde kavranılmadan oluşturulmuş olan (1903-1905 arası) strateji ve taktiğin eksikleri ve zaaflı durumu daha sonra devrimci bir durum anında (1917’de) bir kriz biçiminde kendisini dışa vurmuştur.  1917’ye kadar Bolşevik strateji ve taktik II. Enternasyonal’in etkilerini de taşıyordu. Emperyalizm ile ilişki halinde Rus toplumunun incelenmemesi, sınıflar arasındaki politik ilişkilerin doğru bir şekilde ortaya konmasına engel teşkil etmiştir. Rus kapitalizminin bağımsız bir biçimde gelişiminin varsayılması, onun işbirlikçi bir şekilde ihracata dönük bir sanayileşme yaşadığının tam olarak bilince çıkarılamaması Rus toplumunun analizinin eksik ele alınmasına neden olmuştur.  Bolşevik Parti’nin 1917’ye kadarki strateji ve taktiklerinin temelini Lenin’in 1899 yılında yazmış olduğu “Rusya’da kapitalizmin gelişimi” kitabı oluşturmaktaydı ki bu kitap Rus toplumunun tam bir tarihsel çerçevesini vermekte eksiktir.
  • Emperyalizm çağında ulusal devrimlerin proleter devrimlerin yedeği olması. Bolşevik Parti II. Enternasyonal içerisinden geldiği için 1917’ye kadar,  bir tek devletin sınırları içerisinde ezen ve ezilen ulus ayrımı ve bundan kaynaklanan devrimin ayrı görev ve özellikleri olduğu ayrımını yapmıyordu. Lenin III.  Enternasyonal’in II. Kongresi’ nde ulusal sorun ile ilgili yaptığı konuşmada şöyle demiştir:
“Birincisi bu tezlerin altında yatan ana fikir nedir? Bu fikir ezilen uluslar ile ezen uluslar arasındaki ayrımdır.  II. Enternasyonal’in ve burjuva demokrasisinin tersine biz bu ayrıma ağırlık tanıyoruz. ”(abç) (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, cilt-I, s. 204, MAYA Kitapları)
Bolşevik teoride 1917’ye kadar,  emperyalizm çağında ulusal devrimlerin sosyalist devrimlerin (yani gelişmiş ezen ülkelerdeki devrimler) bir yedeği olduğu ilkesi yoktu. Bu Ekim’in ortaya çıkarmış olduğu yeni bir durumdur. Daha önceki teori bunu öngörmüyordu. Bu da çok doğal çünkü emperyalizm teorisi Bolşeviklerin gündemine savaş ile girdi ve bu ilke de emperyalizm teorisi ile ilişkili olarak ortaya çıktı. Bu ilkenin en büyük özelliği devrimin karakteri sorununa getirmiş olduğu yeni boyuttur. Bu ilkeye göre, ezen ulusun proletaryasının sosyalist devrimi ile ezilen ulusun ulusal kurtuluş devrimi iç içe geçerek birbirini tamamlar.
  • Sovyetlerin ortaya çıkışı. Rusya’da Sovyetler Bolşevik Parti’nin dışında önce ortaya çıktılar ve geliştiler. Hatta Sovyetler ilk ortaya çıktığı zaman (1905 devriminde) Bolşevikler Sovyetlere önce çekinceli ve ihtiyatlı yaklaşmışlardı. Çünkü Sovyetler içerisinde çoğunluk küçük-burjuva partilerdeydi ve bu durum Sovyetlerin Bolşevik strateji  doğrultusunda kullanılmasına engel teşkil ediyordu.  Sovyetlerin tarihsel önemi, onun bütün proletaryayı birleştiren tek örgüt olma durumu sonradan farkedildi.
  • NEP’in ortaya çıkması. Daha önce öngörülmeyen ve iktidarın ele geçirilmesi ile devrimin tarihsel pratik gelişiminin dayattağı bir önlem. Bu zaten herkes tarafından bilinen bir durumdur.
VI

Lenin III. Enternasyonal’in I. Kongresi’nde Bolşeviklerin devrim dönemindeki durumunu şöyle belirtmiştir:
“Biz kendi devrimimize teorik yoldan değil pratik eylem ile ilerledik.” (Lenin, a. g. e. s. 65)
Ama birde Bolşeviklerin hiç bilince çıkaramadıkları, Çarlığın politik biçiminin Rus faşizminin örgütlenme biçimi olduğu sorunu vardır. Faşizm emperyalizm döneminin ürünüdür. Faşizmin en büyük özelliği sanayi burjuvazisinin en büyük katmanının terörcü diktatörlüğü olmasıdır. Faşizm emperyalist ülkelerde yükselişe geçmeden önce emperyalist toplumlardan daha az gelişmiş toplumlarda önce iktidara gelmiştir. Örneğin Osmanlı’da 1914-1918’de çok açık olarak. Rusya’da 1850’lerden itibaren devlet önderliğindeki bir ithal ikameci sanayileşmenin ürünü olarak ama özellikle de 1905’ten sonra Panslavist biçimde örgütlenen Rus faşizmi olarak. (2) Bu Rus faşizmi olgusu da emperyalizm sorununa bağlıydı. Bu kavram emperyalizm analizinin içerisinde ancak çıkabileceği için Çarlığın tarihsel yeri tam olarak bilince çıkarılamıyordu. Bolşeviklerin gözünde Çarlık feodalizmin bir kalıntısı olarak görülüyordu.

Bu noktada faşizm üzerine kısa da olsa bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Faşizm ilk defa ideolojik ve politik bir akım olarak, 1920’lı yılların başında İtalya’da ortaya çıkmadı. Faşizm ideolojik ve politik bir akım olarak ilk defa ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıktı. Özellikle de Fransa’daki III. Napolyon diktatörlüğü, ideolojik, politik ve örgütsel bakımdan,  20. yüzyıldaki faşist diktatörlükler ile çok ilginç benzerlikler göstermektedir.  Hatta daha faşizm kavramı Marksist literatüre girmeden önce, bir çok Marksist,  faşizm kavramını kullanmadan, bu tür politik eğilimleri ve diktatörlükleri  “Bonapartist eğilimler” ve “Bonapartist Diktatörlük” kavramlarıyla ifade etmeye çalışıyorlardı. Ama ilginçtir ki, faşizm kavramı Marksist-Leninist literatüre girdikten sonra,  bu kavramlar giderek daha az kullanılmaya ve hatta bazen hiç kullanılmamaya başlandı. Kısacası faşizm kavramı, Marksist literatüre girmeden önce bu tür politik eğilimler ve diktatörlükler başka bir kavram ile ifade ediliyordu.

Alman ve İtalyan faşizminin ideolojik kökenleri 19. yüzyılın sonları ile 20.  yüzyılın başlarına rastlar. Önce ideolojik bir temelde ortaya çıkan bu faşist eğilimler, belli bir zamandan sonra propaganda örgütleri biçimine daha sonraları da, özellikle de birinci dünya savaşından sonra,  politik kitle partileri biçimine bürünmüşlerdir.

İtalyan faşizminin hemen 1920’li yılların başlarında ortaya çıkıp, 1922’de de iktidara geldiğini iddia etmek oldukça gayri ciddi bir iddiadır. Belirli bir ideolojik ve politik tarihsel birikim olmaksızın hiçbir hareket birden ortaya çıkıp, bir iki yılda iktidara gelemez. İtalyan faşizminin de kökenleri 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına kadar uzanır.

Faşizm emperyalizm döneminin tarihsel ürünüdür. Emperyalist ülkelerde,  tekelin en büyük katmanının terörcü diktatörlüğüdür. Yarı-sömürge ya da modern sömürge ülkelerde de işbirlikçi tekelci sanayi burjuvazisinin en büyük katmanının terörcü diktatörlüğüdür.

Faşizm sorununun başka yönlerine başka makalelerde değineceğim. Kaldı ki bu makale bu sorunun ayrıntılı ele alınmasına imkan vermemektedir.
    
VII

Uluslararası devrimin önemli merkezlerinin (Almanya, İtalya, Avusturya) yenilmesine paralel olarak Rusya’da canlanan bürokratik eğilimin ideolojik-politik temsilcisi Stalin’in başında bulunduğu klikti. Bu bürokrasinin en büyük özelliği, uluslararası devrimin yenildiği andan itibaren yükselişe geçmesi ve çok önemli teorik ve politik sorunlarda, Bolşevizmin doruğundan (1917-1923),  önceki, yani Bolşevizmin evriminin daha düşük evrelerindeki biçimlere geri dönmesi, ki bu düşük evredeki biçimler de II. Enternasyonal’in etkilerini ve kalıntılarını taşıyordu. Böylece II. Enternasyonal, III. Enternasyonal içerisinde çok sinsi bir şekilde tekrar türedi. Bu türeme hiç kuşkusuz dünya devrim süreçlerine sıkı sıkıya bağlıdır.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Bolşevik teori, kendi içerisinde sürekli bir evrim halinde olmuştur. devrimin pratik baskısı altında Bolşevik teori, sürekli kendisini geliştirmek zorunda kalmış, teorinin eksik ve aksayan yanları zaman içerisinde giderilmeye çalışılmıştır. Onun için Bolşevizmin ortaya çıktığı dönem ile (1903-1905),  onun doruk noktası (1917-1923) dönemi arasında da bir fark oluşmuştur.

İşte Alman devriminin yenilmesiyle birlikte, Bolşevik Parti içerisinde,  Stalin kliği etrafında, parti ve devlet bürokrasisinin ayrıcalıklı bir tabakası (ki bu durumuyla yarı-proleter bir konuma sahipti), giderek Bolşevizmin ideolojik doruğundan, Bolşevizmin eski ideolojik biçimlerine doğru bir sapmaya girerek modern revizyonist bir yola saptı. Çünkü Bolşevizmin eski biçimleri II. Enternasyonal’in etkilerini taşıyordu. Bolşevizm II. Enternasyonal’in gömleğini bırakıp, III. Enternasyonal’in gömleğini bir çok zorlu ve uzun mücadelelerden sonra giydiği zaman, kendisine yeni bir tarihsel zemin de bulmuştu.

Bolşevizm ilk doğduğu zaman, aslında kendi içerisinde ilginç bir çelişki taşıyordu. Bu çelişki II. Enternasyonal’in oportünist etkileriyle, Marksist düşüncenin belirli bir derecede de olsa iç içe geçmesinden oluşuyordu. Ama bu çelişkide belirleyici olan, sürekli gelişip büyüyen ve diğerinin ideolojik ve politik etkisini daraltan ve sonunda kesin bir kopuş ile de onunla kopuşan Marksist düşünce ve politika olmuştur. Bolşevizmin “saf Marksist” doğduğu iddiası doğru değildir.

Bu noktada Türkiye Komünist Hareketi (TKH)’nin iki önemli eksikliği vardır:

  • Bolşevizm incelendiği ve onların deneyimleri kendi devrimimize aktarıldığı zaman, Bolşevik teorinin doruğu (özellikle de 1917-1923 arası oluşmuştur) değil, kendi içerisinde az çok eski zaaflarından arınmış durumu değil, önceki,  yani zaaflı ve eski durumu hep gözönüne alınmıştır.
  • Bir diğeri ise Bolşeviklerin ve Lenin’in de bazı hatalarının ve eksikliklerinin olabileceğini hesaba katmamalarıdır. (3)
VIII

Bu noktada çok önemli bir sorun beliriyor. Çarlık iktidarı altında Rusya’da proletaryanın strateji ve taktik çizgisinin genel hatları ne olmalıydı?

Bu soruna burada genel ve kısaca değinecem ve de sorunun başka yanlarını (4) ise başka bir makalede ele alacağım.  

Öncelikle Rusya’da devrimin karakteri sorunu tartışılırken Rusya’nın yekpare bir ele alınışı dıştalanmalıydı. (5) Bir tek devletin sınırları içerisinde ezen ulus içerisindeki sınıflar arası ilişkiler ile ezilen uluslar içerisindeki sınıflar arası politik ilişkiler ve bundan kaynaklanan devrimin kapsamı ve görevleri arasındaki fark bilince çıkarılmalıydı.  

Ezen ulus (Rusya) içerisinde sınıfların ayrışma durumu ile ezilen uluslar içerisindeki sınıfların ayrışma durumu aynı değildi.

Ezen ulus içerisinde ulusal baskının olmamasından dolayı kapitalizmin gelişme durumu ile ezilen uluslar içerisinde ulusal baskının varlığından kaynaklanan kapitalizmin gecikmişliği ya da zayıflığı; ezen ve ezilen ulusların devrimlerinin kapsam ve görevlerinin farklılığına yol açıyordu. Ama Bolşevik teori ilk başlarda bu farkı göremiyordu. Özellikle de 1917’ye kadar. Ama elbette ki, Ekim Devrimi’nden sonra bu durum emperyalizm teorisi ile ilişkili olarak daha mantıklı bir çerçeveye oturtuldu. Ancak 1905-1917 arası teorinin eski biçimi bu noktaları öngörmüyordu.

Emperyalizm çağında sosyalist devrim ile ulusal devrim arasındaki ilişki yeni bir bağlama oturmuştu. Buna göre ulusal devrimler sosyalist devrimlerin bir yedeği olarak artık ortaya çıkıyorlardı. Bunun anlamı şuydu: Proletarya sosyalist devrimi sonuna kadar götürdüğü zaman ezilen ülkelerde ulusal devrimden çıkarı olan bütün toplumsal sınıf ve katmanlar, ulusal baskıyı da ortadan kaldırdığı için bu sosyalist devrimi desteklemektedirler. Bu da çok doğal çünkü bu sosyalist devrim ulusal baskıyı uygulayan sınıfı ortadan kaldırmakta, böylece de ulusal devrimden çıkarı olan sınıfların işini kolaylaştırarak, toplumsal demokratik hedeflerinin gerçekleşmesine yardım etmektedir. Bu durum ister istemez uluslararası düzlemde sosyalist devrim ile ulusal devrimin yakınlaşmasına neden olmaktadır. Ekim Devrimi bunu çok açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Ama Ekim Devrimi’nin ortaya çıkarmış olduğu bu durum daha önceleri de geçerliydi. Yani emperyalizmin oluşumuyla birlikte (özellikle 1870’lerden itibaren) bu teorinin nesnel-tarihsel temeli, pratikte (1917’de) kanıtlanmadan önce de vardı. Yani Bolşevikler 1905’in başlarında proletaryanın strateji ve taktiklerini hazırladıkları zaman ve bu durumu hesaba katmadıkları ya da katamadıkları zaman teorilerinde bir eksiklik ve zaaf oluşmuştu. Bu durum da daha sonra kendisini parti içerisinde bir kriz olarak ortaya koydu.

Fazla uzatmadan konunun esasına dönersek eğer, Çarlık Rusya’sı altında proletaryanın strateji ve taktiği şu olmalıydı: Ezen ulus olan Rusya’da (ezilen ve sömürülen uluslar bunlara dahil değil),  proletarya yarı-proletarya ile kendi hegemonyasında sağlam bir ittifak kurarak, küçük-burjuvaziyi tarafsızlaştırarak ve de liberal burjuvaziyi de Rus işbirlikçi tekelci burjuvazisinden tecrit ederek, Çarlığın ezdiği ve sömürdüğü ulusların ulusal devrimlerini de yedeğine alarak Çarlık iktidarını şiddet yoluyla yıkarak sosyalist devrimi gerçekleştirmeliydi.  Ekim devriminin de göstermiş olduğu gibi, ulusal alanda başlayan bu devrim, ezilen ve sömürülen ülkelerdeki ulusal devrimlerin sosyalist devrimlere dönüşmesini destekleyerek ve onlarla Sovyet biçimi altında sıkı bir şekilde birleşerek gelişmeli; yarı-proletaryanın yalpalamasına son vererek onu tarafsızlaştırmalı ve de emperyalist bir ülkedeki sosyalist devrim ile  de birleşerek uluslararası sosyalist devrimin  bir parçası olarak bütün burjuvazinin direnişini bastırmalıydı.

Bu strateji ve taktik anlayış 1903-1917 arası Bolşevik Parti’nin temel çizgisi olmalıydı. Ancak böyle bir çizgi ile proletarya,  küçük-burjuvazi ve liberal burjuvazi karşısında Şubat’ta yaşamış olduğu bilinç ve örgütlenme derecesinin düşük kalmasını önleyebilirdi.

Bolşevikler P ve KDDD’de  öngörülen taktikleri uygularken (özellikle de ezen ulus olan Rusya’da) ,  sürekli olarak, küçük-burjuva partilerden kopmamaya çalışıyorlardı. Bundan dolayı da ileriye doğru olan hareketlerini de ister istemez sınırlamak zorunda kalıyorlardı. Bunu müttefiksiz kalmamak için yapıyorlardı.  Ancak küçük-burjuvazi proletarya ile bir müttefiklik ilişkisine yanaşmıyordu.  Bunu yaptığı zaman proletarya politik bağımsızlığını kaybetme tehlikesi yaşıyordu. Özellikle de 1917’nin Mart’ında işler neredeyse çığrından çıktı.  Bolşevik Parti’nin neredeyse küçük-burjuvaziye eklemlenmesi sözkonusuydu.  Lenin’in Nisan müdahalesi buna son verdi.

Rusya’da Çarlığın devrilmesinde dahi küçük-burjuvazi tereddüt etti.  Bolşevikler ve bazı yarı-proleter örgütler kendiliğinden patlayan gösterileri ayaklanmaya çevirmeye çalışırlarken ama bunu da gerçekleştirirken küçük-burjuvazi yalpalıyordu. Bunu da bir çok bahaneye sığınarak yapıyordu.  Orhan İyiler  «Bir Gün Bile Yaşamak» adlı kitabında, Şubat 1917 ayaklanmasında küçük-burjuvazinin yalpalamasını iyi anlatmıştır:
“Partiler de Viborg’luların kendi oluşturdukları komiteyle kendi başlarına aldıkları genel grev kararı nedeniyle bunalıma düşmüşlerdi.  Kitlelere bolşeviklerden çok öncülük eden menşevikler en çok bunalıma düşen partiydi. Sosyalist-devrimciler genel greve karşı olduklarını hemen duyurmuşlardı. Bu partinin özellikle liberal-burjuva kanadı, kendi denetiminden çıkacak bir girişimi tümüyle kuşkuyla karşıladığını kendisiyle işbirliği yapan ve Viborglular içinde daha ağırlıklı olan menşeviklere hemen o gece  duyuruverdi. Menşeviklerin bir bakıma iki gündür süren bunalımları buradan kaynaklanıyordu. Partililer artık kitleleri denetimlerinde tutmakta zorluk çekiyorlardı. Bunu parti üst yöneticilerine de sık sık bildiriyorlardı. Ama bu aşamada partilerin hemen hemen hepsi şöyle düşünüyordu:’Dış düşmana karşı savaşım vermekte olan Rusya’nın şu aşamasında devrimci bir ihtilale hazırlıklı olması olanaksızdır.  Cephelerde yenilgiden yenilgiye sürüklenen generallerin öçlerini, içteki kıpırdanmalardan, yarımyamalak girişimlerden vahşice çıkarmaları beklenebilir. Bu nedenle hiç olmazsa savaşın bu baharda belli olması beklenen yazgısının bitmesine dek herhangi bir girişimden kesin olarak kaçınmak gerekir. ’

Bu nedenle menşeviklerle Sosyalist-Devrimci Parti,  kitlelerin bir girişimde bulunmalarını engelleyebilmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.  Ama denetimin artık kendilerinden çıktığını gösteriyordu bir bakıma bu genel grev kararı. Sosyalist-devrimcilerin şimdiden yarın olacaklardan ötürü menşevikleri sorumlu tutmaya başladıkları bile söyleniyordu. Tüm partiler 24 akşamı tam bir kargaşaya düşmüşlerdi.  Kargaşaya düşmeyen tek yapı Viborgluların bütünleşmiş proleter birlikleriydi. ” (Orhan İyiler “Birgün Bile Yaşamak” s. 62-63,  Ceylan Yayınları)  

Küçük-burjuvazi Çarlığın yıkılması ayaklanmasına katıldı ama bunu devrimi durdurmak ve onun kapsamını daraltmak için yaptı!

IX

Teorideki bu soruna olan yaklaşımımın hiç kuşkusuz bir yöntemi vardır.  Bu yöntem Marx’ın insan ile maymun anatomisini karşılaştırırken belirtmiş olduğu yöntemdir. Yani hareketin yüksek biçimlerinin çözülmesi sayesinde ve tümdengelim yoluyla hareketin daha düşük evrelerinde beliren sorunların çözülmesi yöntemidir. Zaten Marx sermayenin bilimsel eleştirisi sayesinde geçmiş toplumların tekrar mantıksal bir şekilde ele alınıp düzenlenmesi sorunuyla ilgileniyordu.

İşte şu an tartıştığımız sorunda da durum aynıdır. Ancak uluslararası emperyalizmin devrimci eleştirisi ve onun tarihsel ve mantıksal bir şekilde az çok doğru ortaya konulmasıdır ki, kapitalizmin daha önceki evreleri içerisinde cereyan eden olayların doğru bir şekilde ele alınması ve değerlendirilmesini olanaklı kılmaktadır.

Bu çağın temel eğilimlerinin ve özelliklerinin tümdengelim yoluyla kapitalizmin daha düşük evrelerine bağlanması (bu bağlama aynı zaman da ayrımdır) ve böylece bir tarihsel ve mantıksal sürekliliğin elde edilmesi, bize,  bu genel eğilim üzerinde,  geçmiş dönemdeki komünist öğelerin tarihsel pratiklerinin olumlu ve olumsuz yanlarının bir görünümünü sunmaktadır. Bu tek bilimsel  yoldur.

Bolşevik-Leninist teorinin bazı zaaflı ve hatalı taraflarının gösterilmesi, onların tarihsel büyüklüklerine ve komünizme giden yolda tarihsel olarak yapmış oldukları katkılara zerre kadar gölge düşürmez. Bu iki şeyi birbirine karıştırmamak gerekir.

Devrimci Bülten Sayı 39 Devamı...

(1) Bu makalenin ana gövdesini bir yoldaşa gönderdiğim mektup oluşturmaktadır. Mektubun bazı yerlerini çıkararak ve bazı eklemeler yaparak yayınlamayı uygun gördüm. Uzun zamandan beri bu nokta üzerine bir makale yazmayı düşünüyordum. Hatta «Tarihsel Marksizm» makalemde bu noktaya da değinmiştim. Ancak o günden bugüne kadar geçen zaman zarfında bu konuya değinemedim. Daha sonra farkettim ki bu yoldaşa gönderdiğim mektup, bu noktadaki sorunların ele alınıp çözümlenmesinde bir giriş olabilir. Bu makale bu tür teorik sorunların ele alınmasında bir tür giriş olarak yorumlanmalıdır.
(2) Başka ülkeler de incelenmelidir. İtalyan faşizminin en büyük özelliği ise ilk defa bir emperyalist ülkede iktidara gelmesini karakterize etmesidir.
(3) Stalinist ve Troçkist modern revizyonist klikleri ile Marksizm arasındaki farklılıkların somut biçimlerini başka bir makalede ele almaya çalışacağım.
(4) Bu sorunda Lenin, Troçki ve Stalin’in nasıl bir ideolojik pozisyona sahip olduklarını, aralarında ortak ve farklı taraflarının neler olduğunu vede aynı zamanda bu noktadaki eksik ve hatalı noktalarının neler olduğunu başka bir makalede ele almayı düşünüyorum.
(5) Rusya neresidir? Ukrayna mı? Polonya mı? Azarbeycan mı? Ermenistan mı? Kazakistan mı? Gürcistan mı? Letonya mı ? vs. Biz bugün Kuzey Kürdistan’a nasıl Türkiye diyemiyorsak, o zaman, «Çarlık Rusyası»nı da tek bir RUSYA’ya indirgeyemeyiz. Bir tek devletin sınırları içerisinde ezen ve ezilen ulus ayrımının yapılmaması II.Enternasyonal anlayışının kalıntısıdır. Zaten III.Enternasyonal bu ayrımı sonradan vurgulamış ve belirginleştirmiştir.


|
_ _