[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 48 (4) }
| Devrimci BültenSOSYALİST DEVRİM VE ULUSLARARASI SERMAYE KARŞISINDA TUTUM SORUNU-1 (IV)

6- Savaş Komünizmi ve Sosyal Şovenizmin Gelişmesi

Bolşeviklerin hemen Ekim Devrimi’nden sonra, ulusal sorunda sosyal-şoven bir konuma sürüklenmelerine neden olan durum, Rus ekonomisini, uygulamış oldukları yanlış politikalar ile içerisine düşürmüş oldukları feci ekonomik durumun bir soncudur.
   
Rus ekonomisinin bu feci durumu, Bolşeviklerin bütün esnek politika araçlarını ellerinden aldı ve onları fazla seçeneği olmayan bir durum ile karşı karşıya bıraktı. Bu noktada ne demek istediğimizi üç somut örnek aracılığı ile kısaca açıklamaya çalışacağız. Bu örnekler Ukrayna, Uzakdoğu Cumhuriyeti (Sibirya) ve Transkafkasya Cumhuriyetleri olan Gürcistan, Ermenistan ve Azarbeycan ile ilgilidir.  Bu noktada başka örnekler de verilebilir ancak bu üç örnek konunun çerçevesinin anlaşılması noktasında yeterlidir.
   
Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevik Parti (BP)’nin karakterinde yaşanan evrim ve değişiklik, devrim tarafından yıkıma sürüklenen Rus ekonomisinin üstyapıya uygulamış olduğu tarihsel baskının ve bu baskının politik parti ve liderleri etki altına almasının sonucunda ortaya çıkan bir durumdur.  Ama altyapının üstyapıya uygulamış olduğu bu tarihsel baskı, üstyapıdaki, deolojik ve politik eğilimler tarafından ama özellikle de BP  tarafından bazen dolaylı bazen dolaysız  bir şekilde algılanırken, dolaylı bir  şekilde de pratik politikaya dönüştürülüyordu.  Ekonominin uygulamış olduğu baskı, parti önderleri tarafından ideolojik bir yanılsamaya uğratılarak yani içeriği değiştirilerek, kitlelere değişik bir biçimde aktarılıyordu.  Örneğin daha önce de gördüğümüz gibi, “kırlarda komünist ekonominin temellerinin atılması” Kulaklar(1)’ın ellerindeki tahılın zor yoluyla ele geçirilmesinde bir taktik manevradan başka bir şey değildi. Aynı politik mantık başka biçimler içerisinde başka sorunlara da uyarlandı: Ulusal sorun, Komünist Enternasyonal, Parti içerisindeki muhaliflere karşı vs.
   
Ekonominin acil ihtiyaçlarının hemen karşılanması zorunluluğu ( şehirler için bu tahıl, kırlar için de sanayi mallarıydı) ama Sovyet hükümetinin  bu acil ihtiyaçları karşılayacak politik araç ve  metodlardan yoksun oluşu ya da yapmış olduğu politik hatalardan dolayı bu araçlardan yoksun oluşu (bu araçlardan en önemlisi ekonominin yeniden-üretimi için gerekli olan toplumsal sermayenin boyutlarını koruyamamış olması ve yarı-proleterlerin toplumsal ve politik desteğini kaybetmiş olmasıdır), BP ve Sovyet hükümetini demogojik, aceleci ve bürokratik bir politik anlayışa sürükledi.  Artık BP’nin Marksist biçime uydurarak ortaya koymuş olduğu politik taktik ve söylemler, Rus ekonomisinin acil ihtiyaçlarının üstünü örten “incir yaprağı”ndan başka bir şey değildiler. İşte parti ve devletin içerisine sürüklenmiş olduğu bu durum, BP’nin ulusal sorundaki anlayışını da etkisi altına aldı ve Rus ekonomisinin ama bazen de Sovyet hükümetinin güvenliğini sağlama doğrultusunda sosyal-şoven bir biçime büründü.  
   
Aşağıdaki üç örnek içerisinde de görüleceği gibi, Çarlık devletinin çökmesinden sonra, politik bağımsızlığını elde eden ülkelerde, sosyalist devrimlerin gündeme getirilmesi ve zamanının belirlenmesi, bu ülkelerdeki işçi ve emekçi yığınlarının politik bilinçlerinin gelişimlerinin belirli bir anında ortaya çıkan bir köklü politik dönüşümlerin değil, yani bu ülkelerin kendi iç dinamiklerinin sonucu değil, Rus ekonomisinin acil ihtiyaçları temelinde ve Sovyet Rusya’nın güvenlik kaygıları temelinde, bürokratik zorlama ve aceleci bir şekilde ve de Kızıl Ordu sayesinde, kitlelerin daha hazır olmadığı bir anda zorlama ile dayatılan sözde sosyalist devrimlerdi.  Lafı fazla gevelemeye gerek yoktur: Sosyalist devrimler adı altında Çarlık Rusya’sının eski klasik sömürgeleri, Bolşevik siyaset altında, modern bir biçimde Sovyet Rusya’nın sömürgeleri haline geliyorlardı.
   
İşin ilginç tarafı aynı dönemde ABD de W. Wilson önderliğinde yeni-sömürgeciliği emperyalist dünya siyasetinin merkezine doğru taşıyordu ve bu noktada Sovyet Rusya ABD emperyalizmi ile yarışıyordu.

Sovyet Hükümeti ve Ukrayna

Ekim Devrimi’nden bir kaç ay sonra, Ukrayna sosyalist devrimi sorununun acil bir şekilde Rus Komünist Partisi (RKP)’nin ve Sovyet hükümetinin gündemine girmesi tesadüf değildi.
   
Bolşevikler uygulamış oldukları yanlış politikalar sonucunda, pratikte tarafsız ve resmiyette Sovyet hükümetine bağlı ve ona daha yakın olan bir Ukrayna’yı, iki ay gibi kısa bir zaman zarfında, Alman emperyalizminin  egemenliği altına sokmakla kalmadılar, Ukrayna’yı ele geçiren Almanya, Ukrayna’ya dayanarak Sovyet Rusya’nın içlerine kadar sokularak, Sovyet hükümetini Brest-Litovsk’taki feci anlaşmaya zorladı.
   
Brest-Litovsk anlaşmasına giden yol, Bolşeviklerin yanlış ekonomi politikalarının dış politikaya yansımasının ya da onu etkisi altına almasının bir sonucu olarak ortaya çıktı ve Sovyet hükümetini tek dışta değil ama içte de çok zor duruma soktu.  Çünkü Brest-Litovsk anlaşmasından sonra, Rusya’da Sol Sosyalist-Devrimciler (SD) hükümetten ayrılarak rejime karşı muhalefet hareketinin  başına geçtiler yani Kulaklar ve sağ SD ve sağ Menşevikler ile birleştiler vede Bolşevikleri “Savaş Komünizmi” politikasına doğru ittiler.
   
Peki Sovyet hükümetinin Ukrayna sorunu karşısındaki hataları nasıl başladı ve buna neler neden oldu?
   
Şubat 1917’de Çarlığın yıkılması ve Geçici Hükümet’in  kurulmasından sonra, merkezi devlet yapısının zayıflamasının sonucu olarak, Rusya’da bağımlı ve ezilen uluslar içerisinde bağımsızlık hareketleri daha da gelişti ve merkezi otoritenin  bırakmış olduğu boşluğu doldurmaya başladılar. Bu durum Ukrayna’da da ortaya çıktı.
“Bu gelişmemiş milli hareketi, Şubat Devrimi birdenbire güçlendirdi.  Üç önder buldu kendine:biri Ukrayna’nın Tarihi adlı kitabıyla hareketi edebi ve tarihi bir temele oturtan geniş bilgili profesör Hruşevski’ydi; diğeri, 1905 olaylarına karışmış devrimci aydın Vinniçenko’ydu; Petliyura ise, kendi kendini yetiştirmişti ve sonuncusu gazetecilik olmak üzere çeşitli meslekleri denemişti. İlk ikisi samimi milliyetçilerdi, üçüncüsü de faal bir serüvenci.  Mart 1917’de  Hruşevski’nin başkanlığında, sosyalist devrimcileri, sosyal-demokratları, sosyal-federalistleri (Ukraynalı radikal bir grup) ve milli azınlıkları temsil eden merkezi bir Ukrayna Radası (ya da Sovyeti) kuruldu. Nisan’da milli bir Ukrayna kongresi tarafından onaylandılar. Rada’nın hiçbir resmi niteliği olmadığı anlaşılıyor; ve başlangıçta, hareketin esasında sosyal ve kültürel olan niteliğine uygun olarak, siyasi bir görev üstlenmedi ya da yürütmedi.  Fakat, yavaş yavaş ve zamanla Rada, altı yüz üyeli çekirdek bir millet meclisi olarak ortaya çıktı. Petrograd Geçici Hükümeti ile görüşmelerde bulunmak için yaptığı sonuçsuz girişimlerden sonra, Rada 13 Haziran 1917’de ‘Rusya’dan ayrılmamak ve Rus devleti ile ilişkilerini kesmemekle beraber’, ‘Özerk Ukrayna Cumhuriyeti’nin’ kurulduğunu ilan eden bir kararname (“birinci ilke”) yayımladı ve hızla bir milli hükümet şekline bürünen, hükümet görevlerini yerine getiren bir ‘genel sekreterlik’ kurarak başına Vinniçenko’yu getirdi. O zamana kadar vakit kazanmaktan ibaret bir taktik uygulayan Petrograd Geçici Hükümeti, istemeye istemeye, Kurucu Meclis’in nihai hükmüne bağlı olmak kaydıyla, onlara özerklik tanıdı. Fakat bu sonuç Rada’nın ve genel sekreterliğin güçlü oluşundan çok Geçici Hükümet’in güçsüzlüğünün bir belirtisiydi.”  
(Sovyet Rusya Tarihi, Bolşevik Devrimi, Cilt-I, E. H. CARR, s. 269-270, Metis Yayınları)
Ekim Devrimi’ne kadar gerek Ukrayna Rada’sı gerekse de Geçici Hükümet, birbirleri karşısında dengeli bir politika izliyorlardı. Bu politikada her ikisinin de çıkarı vardı. Ukrayna’nın Rusya’dan ayrılmamasının çeşitli politik, ekonomik ve askeri nedenleri vardı.
   
Ekim Devrimi’nde sonra merkezi otoritenin tam çöküşü ile birlikte  “7/20 Kasım 1917’de Rada, ‘Rus Cumhuriyeti’nden ayrılmamak, onun birliğini devam ettirmek’, ‘eşit ve özgür halklar federasyonu’ haline gelmesi için ona yardım etmek niyetinde olduğunu tekrarlamakla birlikte, bir Ukrayna Halk Cumhuriyeti ilan etti (“Üçüncü İlke”). ”  (E. H. Carr, a. g. e. s. 270)
   
Yeni Ukrayna Cumhuriyeti ekonomik olarak daha çok güçsüzdü.  Öyle ki hükümet, ekonominin çeşitli sektörlerinde devlet için çalışan işçi ve memurların maaşını ödemede zorluk çekiyordu ve bu noktada Rusya’ya bağımlıydı.  Ama Ekim Devrimi ile birlikte Rus ekonomisi çökünce ve Rusya’dan Ukrayna’ya doğru kaynak akışı kesilince, Ukrayna daha fazla bir biçimde bağımsız bir ekonomik sürece doğru yol almaya başladı. Bu noktadaki en önemli girişim de yeni bir Ukrayna parasının tedavüle çıkması oldu:
“Daha 29 Kasım/12 Aralık 1917’ye kadar Rada, demiryolu işçilerinin ücretlerini ödemek için, Petrograd Devlet Bankası’ndan  para talep ediyordu. Bu talebin reddedilmesi, Rada’yı Aralık 1917’de kendi banknotlarını tedavüle çıkarmak mecburiyetinde bıraktı. ” (E. H. Carr, a. g. e. s. 270)
Ukrayna’nın Sovyet sisteminin yasallığı içerisinde kalmak istemesinin bir diğer nedeni de, bir yandan yanıbaşında olan Alman emperyalizminin işgal tehditi ve Çarlık imparatorluğunun restorasyonunu isteyen gerici güçlerin hala daha bir tehdit oluşturmasıydı. Şayet eski rejim tekrar restore edilirse Ukrayna’nın bağımsızlığı da  kısa bir süre sonra ortadan kaldırılırdı.  Bu noktada gerek Ukrayna gerekse de Rusya ortak politik çıkarlara sahiptiler.  Yine aynı şekilde Ukrayna’nın gerek Alman emperyalizminin gerekse de İngiliz-Fransız emperyalizminin boyunduruluğu altına girmesi, Sovyet Rusya’nın açıktan tehdit edilmesine yol açacağı için gerek Geçici Hükümet döneminde gerekse de Sovyet Hükümeti’nin ilk günlerinde Ukrayna’da fiili durumun sürmesi Rusya açısından önemliydi.
   
Ukrayna’nın Sovyet sisteminin yasallığı içerisinde kalmak istemesininin bir diğer nedeni de Rada’da varolan Bolşevik ve Sol SD’lerin Ukrayna’daki uzantılarıydı. Rada’nın Rusya’ya karşı düşmanca hareket etmesi Ukrayna iç politikasını krize sokacağından dolayı, Ukrayna’daki burjuva hükümet Sovyet Rusya karşısında dengeli bir politika izliyordu.
   
İşte Bolşevikler bu üç noktadaki politik eğilimleri tersine çevirerek Ukrayna’yı Sovyet Rusya’ya karşı düşmanca bir pozisyona sürükleyerek, onun çok önemli tarafsızlığını yokettiler. O tarafsızlık ki Rusya’ya bir çok manevra alanı açıyordu.
   
Ukrayna’nın Sovyet Rusya’ya karşı düşmanca bir pozisyona sürüklenmesine neden olan olaylara Rus ekonomisinin  hemen Ekim Devrim’inden sonra sürüklenmiş olduğu feci durum neden olmuştur.
   
Ekim Devrimi’nin yanlış ekonomi politikalarının yıkıma sürüklediği Rus ekonomisinin hemen devrimden sonra en önemli sorunu, sanayi ile tarım arasındaki meta değişimi hacminin dramatik bir şekilde  küçülmesi ve bu temelde de kentleri etkisi altına alan açlık tehlikesi ile mücadele etmek olmuştur.
   
Ekim Devrimi’ne kadar kırlardan kentlere tahıl akışı, sanayi ile tarım arasındaki değişime dayanıyordu. Kent merkezlerinde yoğunlaşan sanayi, bir yandan kırsal alan için gerekli sanayi mallarını üretiyordu, bir yandan da ülkedeki toplumsal sermaye birikiminin temelini teşkil ediyordu ve bu temelde kırsal alan ile yapılan ticaret için gerekli olan sermayeyi sağlıyordu. Bu sermaye birikiminin en önemli özelliği ise, Çarlık Ruble’sinin göreceli istikrarını sağlamasıydı ve kırsal alan ile ticarette köylülerin bu paraya rağbet etmesiydi ve güvenmesiydi. Paraya olan bu güven olmaksızın, köylülerin bu para ile ticaret yapmayacakları ve bu temelde kentleri beslemeyecekleri açıktı.  Ama ekonominin ağırlık merkezi olan sanayinin yapısı ise emperyalist dünya ekonomisi ile kurulan özel ilişkilerin bir sonucunda oluşmuştu. Rus sanayisi bağımlı bir yapıya sahipti ve emperyalist ekonomiye göbekten bağımlıydı.  Rus sanayisini güçlendirmenin ve ayakta tutmanın tek yolu, onu emperyalist dünya ekonomisinden tecrit etmemekti. Çarlık devleti 1897 yılında yapmış olduğu büyük ekonomik ve mali reform ile Rus ekonomisini daha fazla dünya ekonomisine bağlamıştı ve dışa açık bir yapıya sokmuştu. Onun bu özelliğini ortadan kaldıran bir politika, Rusya’nın bütün toplumsal damarlarını tek kelimeyle felç ederdi. Çarlık devleti Rus rublesinin istikrarını, yabancı sermayenin Rusya’ya çekilmesi temelinde oluşturmuştu.
   
İşte Bolşevikler Ekim Devrimi’nden sonra, yabancı sermayeye “büyük darbe”  vurmakla aslında “baltayı kendi ayakları”na vurdular.  Yabancı sermaye karşısındaki yanlış politika sanayinin çöküşüne neden olarak, sanayiyi ve bu temelde de kentleri, tarım ve kırlar karşısında olanaksız, ”silahsız” ve çaresiz bıraktı.
   
Rus ekonomisindeki bu köklü bozulma ile birlikte, Bolşeviklerin politikaları da ani bir şekilde değişikliğe uğradı ve müttefikleri ile araları bozulmaya başladı. Bu  durum Ukrayna sorununda da ortaya çıktı. Ekim Devrimi’ne kadar genç Ukrayna Cumhuriyeti devlet memurlarının maaşlarını merkezden aldığı ödenekler ile ödüyordu. Ekim Devrimi’nden sonra demiryolu işçilerinin maaşlarının ödenmesi için yapmış olduğu başvuruya Bolşevik-Sol SD hükümeti olumsuz yanıt verdi. Bunun nedeni Sovyet hükümetinin Hazinesi’nin devrimden sonra çökmüş olmasıydı. Artık ekonomik açıdan Rusya, Ukrayna açısından cazibesini de kaybediyordu, ki bu durum Ukrayna burjuvazisini dönüşü olmayan bir yola yani tam bağımsızlığa götürecek olan ve kendi ekonomisinin yönetimini ele almaya götürecek olan yeni bir para birimini Ukrayna’da tedavüle sürmesine neden oldu.
   
Hemen devrimden bir ay gibi kısa bir süre sonra, Sovyet Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti arasındaki ilişkiler, Rusya’da açlığın boyutlarının artmaya başlamasıyla gerginleşmeye başladı. Ukrayna eskiden beri Rusya için bir tahıl deposuydu ve Ukrayna’nın tahılı Rus kent merkezlerini beslemek için zaruriydi.  İşte tam da sorun bu noktada ortaya çıkıyordu. Madem Rusya’ya tahıl gerekliydi bunu ticaret yolu ile yani parasını vererek elde edemez miydi?
   
Daha önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi, devrimden sonra devlet hazinesi çökmüştü ve elde ticaret yapacak sermaye kalmamıştı. Bolşeviklerin ticaret yapacakları sermayeleri yoktu ve devrimden sonra ele geçirdikleri birikimi de bir iki ay içerisinde harcadılar.  Ülkenin ekonomik aktivitesi yanlış politikalardan dolayı paramparça edildiği için, bu aktivitenin ürünü olan Hazine de çöküşe uğradı. Çünkü Hazine’nin gelirleri şunlardan oluşuyordu:
  • Gelirlerin en büyük kısmı, yabancı ve yerli sanayi, ticaret ve banka kapitalistlerinden elde edilen vergilerden oluşuyordu.
  • Bunu halktan alınan vergiler takip ediyordu. 
  • Devlete ait işletmelerin gelirleri (ki bunlar yerli ve yabancı sermaye ile yakın ilişkilere sahiptiler)
  • Hazine’nin kısa dönemli borçlanması ve uzun dönemli tahvil  ihraç etmesi. 
  • Devletin sinyoraj hakkından yani para basmadan elde ettiği gelir ki bu da bir tür dolaylı vergiydi. 
  • Tüketim mallarından almış olduğu vergiler vs.
İşte devrimden önce devlet, bu kendi ekonomik aktivitesini, yerli ve yabancı sermayeyi de teşvik edecek bir biçimde kullanarak Rus ekonomisini genel çerçevesini oluşturuyordu. Bu ekonomik çerçeve bir bütündü ve birbirleriyle sıkı bir şekilde iç içe geçmişti.
   
Yabancı sermayeye vurulan darbe, onun ile yakın ilişki içerisinde olan yerli sanayiyi de vurdu ve çok kısa bir zaman sonra sanayi adeta çöktü ve bunu ticaret ve banka sermayesi izledi. Bu çöküşün devlet hazinesine yansıması ve onu çöküşe sürüklemesi kaçınılmazdı.
   
Sanayi, ticaret ve bankacılık çöküşe uğradığı için milyonlarca işçi ve emekçi işlerini kaybettiler ve onlardan da vergi alınamaz oldu. Bununla birlikte tüketim mallarının hacmi dramatik bir şekilde düştü ve devlet dolaylı vergilerden de mahrum kaldı. Kendiliğinden anlaşılır ki, hazinesi çöken bir devletin borçlanması da imkansızdır. Çünkü çıkaracağı hazine bonolarına ve tahvillere kimse itibar etmez. Böylece Bolşevikler hazine aracılığı ile borçlanmadan da mahrum kaldılar ve  bu durum onların bütün manevra alanlarını yoketti. Böylece tek bir çare elde kalmıştı: Para basma.
   
Bolşevikler çaresizlikten para basmaya yöneldiler. Bastıkları para kadar halkın cebindeki paranın bir kısmını çekip aldılar yani onları daha da yoksullaştırdılar ve belli bir sonra da Rus Rublesi’nin toplumsal itibarını yokettiler.  İtibarı yokolan rubleyi kimse kullanmaz oldu ve böylece “ekonominin ayrışması” denen şey ortaya çıktı.  Yani tarım ve sanayi malları karşılıklı olarak karşıt uçlarda değişmeden birikmeye başladı.  Özellikle bu durum tarım da söz konusuydu.  Köylüler tahılını pazara artık satmak için getirmiyorlardı, çünkü paranın değeri para basmadan dolayı her gün düşüyordu.
   
Toplumsal ekonominin temel işbölümünü oluşturan sanayi ile tarım arasındaki değişimin durması, kentlerdeki açlığı şiddetlendirdi ve bu da rejimi tehdit etmeye başladı. İşte bu andan itibaren Bolşevikler yoğun bir şekilde demogojiye baş vurmaya başladılar.
   
Açlık kentleri ve rejimi tehdit etmeye başlayınca, Bolşeviklerin taktik ve metodlarında köklü bir değişiklik ortaya çıktı. Açlığın neden olmuş olduğu zaman baskısı yani sorunun aciliyeti ve hemen çözümünün zorunlu olması, Bolşevikleri zorlama tedbirlere sürükledi. Bu zorlama ise bürokratik zorun en son haddine kadar geliştirilmesine ve bürokratik bozulma dediğimiz şeyin ortaya çıkmasına neden oldu zaten.
   
Toplumsal eğilimlerin kendi doğal seyirlerine uygun olmayan bir şekilde bu zorlanması, ona başka bir sosyal biçimin geçirilmesi demekti. Bu durum Bolşeviklerin Ukrayna polirikasında da ortaya çıktı. Açlık Rusya’yı etkisi altına almaya başlayınca ve Ukrayna’nın tahıl deposu olduğu düşünülürse, Sovyet devletinin Ukrayna’ya fazla ilgisiz kalması düşünülemezdi.  Bolşeviklerin amacı Ukrayna’da sözde bir “sosyalist devrim”  gerçekleştirmek ve bu “devrim” aracılığı ile para vermeden (çünkü paraları yoktu) Ukrayna köylülerinin  tahılına el koymak ve bu tahılı demiryolu ile Rusya’ya akıtmakı.  Zaten Ukrayna’daki burjuva hükümet ile gerginlik politikasına geçmeden önce  bunu açık bir şekilde belirttiler.  Radek Pravda’da Rusya’daki açlığın giderilmesinin Ukrayna’da bir sosyalist devrim ile mümkün olacağını belirten bir makale yazdı:
“Bu siyasi içerikli kınamaların ardında Petrograd ve Moskova’daki açlık tehlikesi ve Ukrayna’nın buğdayına olan ivedi ihtiyaç yatıyordu. Radek Pravda’da şöyle yazıyordu: ‘Yiyecek istiyorsanız eğer, Rada’ya Ölüm diye bağırın. ” (E. H. Carr, a. g. e. s. 273)
Bolşevikler, bütün sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da asıl niyetlerini gizlemeyi başardılar ve Ukrayna Hükümeti’ni başka bir sorun üzerinden sıkıştırmaya başladılar:
“Don bölgesinde “beyaz” generallerden Kornilov ve Don Kazakları’nın atamanı Kaledin tarafından anti-Bolşevik bir ordu kurulması sonucu, ilişkiler kopma noktasına geldi.  Sovyet hükümetinin Rada’dan özel şikayetleri, esas itibariyle, askeri bir şekle büründü. Rada, tüm Ukrayna birliklerini Ukrayna’ya geri çağırarak, orduları birbirinden ayırmaya çalışıyordu; bu da, mevcut cepheleri biraz daha parçalamaya ve terhis işleminin yarattığı karışıklığın artmasına yol açıyordu; Ukrayna topraklarındaki Sovyet birliklerini ya da Kızıl Muhafız birliklerini silahsızlandırıyordu.  Rada, Sovyet birliklerinin “beyaz”lara karşı bir cephe oluşturmak üzere Ukrayna’dan geçmelerine izin vermiyor, buna karşılık, Don bölgesinde Kaledin’e katılmaya giden Kazak birliklerinin geçmesine ses çıkarmıyordu. Brest-Litovsk’ta İttifak Devletleri, ile 2/15 Aralık 1917’de imzalanan ateşkes anlaşması, Sovyet hükümetinin yetersiz askeri kaynaklarının yükünü hafifletti.  4/17 Aralık 1917’de, Ukrayna Rada’sına, kamuoyuna da açıklanan uzun bir mektup yollandı. Mektup, kendi kaderini tayin hakkı ilkesi adına, “Ukrayna Halk Cumhuriyeti”nin tanındığını bildirerek başlıyor, fakat Rada’yı, “uzun süredir Sovyetleri ve Ukrayna’da Sovyet iktidarını tanımayı reddetmekle ifade edilen kaçamak bir burjuva politikası izlemekle” suçluyor ve yukarıda sayılan üç uygulamaya derhal son vermesi isteniyordu.  Mektup olumlu bir talepte de bulunuyordu: Rada’nın, “karşı-devrimci Kadet-Kaledin ayaklanmasına karşı mücadele eden devrim kuvvetlerine yardım etmesi” isteniyordu. Kırk sekiz saat içinde tatmin edici bir cevap vermediği taktirde Rada’nın “Rusya’da ve Ukrayna’da Sovyet iktidarı ile açık savaş halinde olduğu” kabul edilecektir, deniyordu. ” 
(E. H. Carr, a. g. e. s. 271-272)
Sovyet Hükümeti, Ukrayna Hükümeti’ni Beyaz ordulara karşı safları bölmek ile suçluyordu ve buna bir son vermesini istiyordu.  Hiç kuşkusuz Ukrayna Hükümeti, Ukrayna’da Sovyetlerin gelişmesi, birleşmesi ve Sovyet Rusya tarafından  desteklenmesi karşısında giderek Sovyet Hükümeti’nden uzaklaşıyor yani bir nevi tarafsızlığına son veriyordu ve Kızıl Ordu’nun Ukrayna’ya müdahale etmemesi için, Sovyet Hükümeti’ni mümkün olduğu kadar çok düşman ile karşı karşıya kalmasını sağlayarak yıpratmaya çalışıyordu.  Ama Ukrayna Hükümeti’nin bu tarafsızlığını ortadan kaldıran ve onu zamansız bir şekilde (yani Ukrayna’da daha işçi ve emekçilerin politik gelişimi bir sosyalist devrim yapabilme tarihsel düzeyine çıkmadan) emperyalistlere  doğru iten Sovyet Hükümeti’dir.
   
Bu noktada şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Madem Ukrayna Hükümeti ortak düşmana karşı safları bölüyor ve Sovyet Rusya’nın cephe hatlarını zayıflatıyor, o zaman Ukrayna’yı da düşman ilan ederek bu zayıflayan cephe daha da zayıflatılmış olmuyor muydu?
   
Bir yandan Beyaz Ordular ile savaşırken, bir yandan Alman emperyalizmi ile savaş mı barış mı yapılacağı belli değilken, Ukrayna’yı da düşman cephesine itmek ve böylece Alman emperyalizmini, burjuva Ukrayna Hükümeti’ni ve Çarlığın restorasyonunu kurmak isteyen gerici güçleri tek bir ortak cephe hattında birleştirmek ve bunların hepsini karşısına almak  ne kadar akılcı ve doğru bir politikaydı?
   
Zaten Bolşeviklerin yanlış bir politika uyguladıkları, bölge ve dünya politik güç dengesini yeterince doğru değerlendirmedikleri çok kısa bir zaman sonra ortaya çıktı. Zayıf bir Ukrayna (üstelik resmiyette kendisine bağlı) ile anlaşmayan Sovyet Hükümeti, iki ay sonra, Ukrayna’yı ele geçiren ve Rusya’nın içlerine doğru yayılan Alman emperyalizmi ile  çok ağır koşullarda anlaşmak zorunda kaldı.
   
Sovyet Hükümeti, Ukrayna’ya ültimatom vermeden bir gün once, Kiev’de Ukrayna Sovyet Kongresi’ni topladı. Sovyet Hükümeti Ukrayna Hükümeti’ne bir yandan dıştan baskı yaparken bir yandan da içten onu sıkıştıracak ve devirecek unsurları topluyordu. Bu noktada Sovyet Hükümeti’nin ültimatomunun ne anlama geldiği açıktı.  Sovyet Hükümeti hiçbir şart altında talepleri kabul edilse de geri çekilmeyecekti ve asıl amacının burjuva Ukrayna Hükümeti’ni devirmek olduğu belliydi.
   
Bunun üzerine Ukrayna Hükümeti köklü bir politika değişikliğine yöneldi. Sovyet Hükümeti’nin ültimatomundan sonra emperyalistler ile yoğun bir görüşmelere başladı. Önce Fransız emperyalizmi ile görüşmeler yapıldı ancak Fransızların Ukrayna’yı öyle maddi olarak destekleyecek bir durumları yoktu.  Ukrayna  Hükümeti emperyalistler nezdinde  arayışlarını sürdürürken, Ukrayna’da sözde bir “sosyalist devrim” için koşullar “zorla” yaratılıyordu.
   
Sovyet Hükümeti’nin Ukrayna’daki faaliyetleri giderek daha fazla bir “acele”ye ve “zorlama”ya büründü.  Acelecilik ve zorlama giderek Ukrayna’da bütün politik faaliyete egemen oldu. Hiç kuşkusuz bunun altında Rusya’daki açlığın yayılmasının ve ekonominin her geçen gün çökmesinin olduğu açıktı.
   
Sovyet Hükümeti açısından Ukrayna’daki sözde “sosyalist devrim”in  (siz boyunduruluk altına alma diye okuyun) aciliyeti, Ukrayna’da Komünist Partisi’nin kuruluşuna da damgasını vurdu. Tepeden tırnağa küçük-burjuva bir parti olan sözde bir Komünist Partisi kuruldu:
“Ültimatom yollanmadan önce Kiev’de, Tüm Ukrayna İşçi, Köylü ve Asker Temsilcileri Kongresi başlıyordu. Bu kongreye hazırlık amacıyla yerel Bolşevik parti kurulu toplanmış ve kendine “Ukrayna Sosyal Demokrasisinin Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik)” adını takmıştı. Bu melez adda, parti birliğini Ukrayna’daki milliyetçi duygulara verilen bir tavizle bağdaştırmak gibi çok acemice bir amaç güdülmüştü. Ancak bu ad değişikliği kongrede Bolşeviklerin Rada taraftarlarınca yuhalanmalarını önlemedi. ”  (a. g. e. s. 273-274)
Ukrayna Sovyet Kongresi, halkın ileri kesimlerinin fiili desteğini almadan ve Rusya’ya özellikle de onun Kızıl Ordu’suna dayanarak, bir savaş hükümeti kurdu.  Kendi öz gücünden ve güveninden ziyade Rusya’ya güveniyordu.  B da “sosyalist devrim”in halkın geniş kitleleri tarafından desteklenmediği, ona yukarıdan  empoze edilmek istendiğinin açık bir göstergesiydi.
   
Sovyet Kongresi’nin Ukrayna’da iktidarı alacak kadar güçlü olmadığının en önemli göstergesi, iktidarın Kiev’de değil önce Harkov’da alınmış olmasıdır.  İktidarın alınmasından önce Sovyet Kongresi Kiev’i terk ederek Harkov’a gitmiş ve orada yeni bir Sovyet Kongresi düzenleyerek iktidarı önce Harkov’da almıştır.  Bunun nedeni de zaten bellidir: Harkov’daki savaş hükümeti Kızıl Ordu ile desteklenecek ve adım adım Kiev’e yürünecekti ki öyle oldu.
   
Harkov’da yeni bir hükümet kurulurken Rada dördüncü ilkeyi yayınladı ve resmiyette Rusya’dan da ayrıldı:
“Rada 9/22 Ocak 1918’de, “Ukrayna halkının özgür, bağımsız ve egemen devleti” olarak Ukrayna Cumhuriyeti’ni ilan eden bir “dördüncü ilke” yayımladı ve bağımsızlığı Alman hükümeti tarafından on gün sonra tanındı. Fakat bu formaliteler yerini getirildiği sırada Sovyet birlikleri Kiev’i kuşatmak üzereydiler ve 26 Ocak/8 Şubat 1918’de Kiev’e girdiler;Rada devrildi; bir kaç gün sonra, yeni Ukrayna Sovyetler Hükümeti orada kuruldu. ” (a. g. e. s. 275)
Rada’nın devrilmeden önce dördüncü ilkeyi yayınlamasının anlamı açıktı: Sovyet Rusya’nın Ukrayna’daki “işbirlikçileri”ne karşılık, burjuva Ukrayna Hükümeti de bir emperyalist devlet ile işbirliğine gidecek ve onları dengeleyecekti.
  
Bolşevikler Kiev’e ilerlerken, Rada da Alman emperyalizmi ile barış imzalayarak onları yardıma çağırdı.  Aslında Alman emperyalizmi bu anı yani Ukrayna Cumhuriyeti ile Sovyet Rusya arasındaki ittifaklık ilişkisinin çözülmesini uzun zamandan beri bekliyordu. Rusya’nın içlerine doğru ancak bu ittifaklık ilişkisi çözüldüğü taktirde kolayca ilerleyebileceğini biliyordu. Bu olmaksızın Almanya bu cephede savaşı devam ettiremezdi. Daha ileride göreceğimiz gibi aynı durum Kafkasya’da da gerçekleşti. Almanya Ukrayna’yı direkt işgal etmekten ziyade oradaki bir gücün kendisini çağırmasını bekliyordu. Bunu yapmamış olsaydı Bolşeviklerin düştüğü durumun aynısına kendisi düşmüş olurdu.  Almanya Rada ile yapmış olduğu anlaşma sonrasında hızla Ukrayna’yı işgal etti.  8 Şubat 1918’de Kiev’i ele geçiren Bolşevikler üç hafta sonra Alman birliklerine dayanamayarak Kiev’i Petliyura komutasındaki Rada kuvvetlerine tekrar geri bırakarak geri çekildiler.
   
Alman emperyalizmi kısa bir sonra Ukrayna’da Skoropadski başkanlığında bir askeri diktatörlük kurdu ve Nisan 1918’de Rada’yı da yani Ukrayna Meclisi’ni de ortadan kaldırdı.  Böylece Rus Sovyet Hükümeti’nin hayallerini süsleyen Ukrayna’nın tahılı tamamen Alman emperyalizminin eline geçti.  Ama bundan başka Sovyet Rusya bölgede politik ve askeri stratejik üstünlüğünü kaybetti.
   
Bu olaylardan önce resmiyette kendisine bağlı ve Alman emperyalizmi ile Sovyet Rusya arasında tarafsız bir tampon bölge konumunda olan ve bundan dolayı Rusya’ya Ukrayna üzerinden  bir askeri müdahale ihtimali olmayan bir durum sözkonusuyken, şimdi Ukrayna tamamen güçlü bir emperyalist devletin eline geçmiş durumda ve üstelik onun üzerinden Rusya’nın içlerine doğru ilerleyen bir Alman ordusu sözkonusuydu.  Bunun sonucunda Bolşevikler feci sonuçları olan Mart 1918’deki Brest-Litovsk anlaşmasını kabul etmek zorunda kaldılar.  Zayıf Ukrayna burjuvazisi ile anlaşamayanlar, şimdi kendi koşullarını acımasız bir şekilde dayatan Alman emperyalizmi ile anlaşmak zorunda kalmışlardı.  Üstelik Bolşevikler hem içeride hem de dışarıda politik ve askeri açıdan  stratejik olarak da kötü bir duruma düşmüşlerdi.  
   
Ukrayna burjuvazisini eski Çarlık güçlerine karşı cepheyi zayıflattıkları için devirmeye kalkan Bolşevikler, şimdi üç önemli düşmanı kendi karşılarında tek bir cephe hattı oluşturacak şekilde birleştirmiş oldular: Alman emperyalizmi, Ukrayna burjuvazisi ve eski Çarlık büyük burjuvazisi, liberal ve küçük-burjuva güçleri.
   
Peki şimdi sormak gerekir: akıl ve mantık bunun neresinde?
   
Üstelik Ukrayna meselesi herhangi bir meseleye de benzemiyordu. Bu sorunda yapılan hata, Rus proletaryasını felaketle sonuçlanacak olan ve Parti yönetiminin aslında ısrarla kaçındığı Savaş Komünizmi’ne götüren yolda önemli bir kilometre taşı olmuştur.
   
Bolşevikler bütün bu olaylar sonucunda Ukrayna sorununda Sol SD’ler ile birbirine düştüler ve diktatörlüğün üzerine oturmuş olduğu çok önemli bir sosyal dayanağı kaybettiler. Yani diktatörlüğün toplumsal temeli daralmış oldu.  Aslında Bolşevikler ile Sol SD’ler arasında daha önceden başlayan sorunlar Ukrayna sorununda kopma ile sonuçlandı.    
   
Ekim Devrimi’nden sonra kurulan Sovyet Hükümeti, Bolşeviklerin çoğunluğunu oluşturduğu Sol SD’ler ile oluşturulmuş bir koalisyon hükümetiydi. Lenin, kır yoksullarının politik temsilcisi olan Sol SD’ler ile ittifakı çok önemsiyordu. Bu ittifak olmaksızın Rusya’yı yönetemeyecekleri açıktı. Ama devrimden kısa bir zaman sonra, ekonomide yapılan hataların sonucunda halk perişan bir duruma düşünce, şehirlerde huzursuzluk artınca ve Çeka giderek daha fazla terör eylemlerine başvurunca, BP ile Sol SD’lerin arası açılmaya başladı.  Sol SD’ler bu durumda hükümette kaldıkları sürece BP’nin yanlış politikalarının cezasını da ödüyorlardı ve halk önünde giderek daha fazla teşhir oluyorlardı.  Mart 1918’e kadar bu duruma dayandılar ancak BP’nin yanlış politikaları sonucunda Ukrayna’nın tamamen kaybedilmesi ve Alman emperyalizmi ile çok kötü koşullar altında anlaşılmasını kabul etmediler. BP artık Sol SD’leri kontrol edemiyordu.  Sonunda BP ie Sol SD’ler arasındaki ittifak koptu ve bu durum BP’yi daha fazla Savaş Komünizmi’ne yaklaştırdı.
   
Ukrayna’da Almanların kurmuş oldukları askeri diktatörlük Kasım 1918’e kadar sürdü. Almanya yenilince Ukrayna’daki askeri diktatörlük de yıkıldı ve Vinniçenko ve Petliyura tekrar devletin başına geçtiler. Askeri rejimin devrilmesinden sonra bile Bolşevikler iktidarı ele geçiremediler:
“ Alman yenilgisinin ve Skoropadski’nin kaçışının yarattığı kaos içinde bile, Bolşeviklerin Ukrayna’da iktidarı doğrudan doğruya ele geçirememiş olmaları burada örgütlü bir desteklerinin bulunmadığını gösterir. ”  (a. g. e. s. 276)
Çok kısa bir süre sonra Kursk’ta Piyatakov önderliğinde bir Ukrayna İşçi ve Köylü Hükümeti kuruldu. Daha sonra da Kızıl Ordu yardımı ile Kiev ele geçirildi.  Yeni Ukrayna Hükümeti’ni temsil eden:
“Rakovski, Piyatakov, Bubnov ve Kriving tanınmış bolşeviklerdi; fakat Ukrayna halkının sözcülüğünü üstlenecek bir nitelikleri yoktu. ” (a. g. e. s. 278)
Eylül 1919’da İtilaf devletleri tarafından desteklenen Denikin’in “gönüllü ordusu” Kuzey’e doğru ilerlemeye başladı. Bu durum karşısında Bolşevikler geri çekildi ve Kiev önce Petliyura birliklerinin daha sonra da Denikin’in eline geçti.  Yani eski Çarlık güçlerinin eline geçti. Hiç kuşkusuz bu durum Bolşevik siyasetin yanlışlığını gösterir. Eğer Denikin burada iktidarı ele geçirdiyse, bu durum, Sovyet Hükümeti ile Ukrayna burjuvazisi arasındaki müttefiklik ilişkilerinin kopmasının sonucudur ve bu ikisinin arasında Denikin karşısında bölünmesi, Bolşeviklerin başlatmış olduğu düşmanlığın sonucunda ortaya çıkmıştır.  Az ileride aynı durumun Sibirya’da da yaşandığını göreceğiz.  Denikin’in kurmuş olduğu gerici rejim o kadar zalimdi ki bu durum halka Bolşeviklerin yapmış olduğu kötü muameleyi unutturdu:
“Köylüler arasında Denikin’in işgal kuvvetlerinin çok daha sert baskısına karşı duyulan nefret, Sovyet hakimiyetinin yarattığı hoşnutsuzluğu unutturmuştu. ” (a. g. e. s. 279)
Aralık 1919’da Kızıl Ordu Denikin’i yenince Kiev tekrar Sovyetlerin kontrolüne geçti.  Ukrayna’da Sovyet otoritesi 1921’in ortalarından itibaren sağlamlaşmaya başladı.
   
Ukrayna’nın başında olan “siyasi elit”, Rusya’da komünizm ve bolşevik biçim altında ortaya çıkan yeni bürokrasinin bir tür işbirlikçisi konumundaydı.
   
BP, zaman içerisinde kendi bünyesindeki farklı milliyetlerden gelen kadrolar aracılığı ile “işbirlikçi bir kast” yarattı. BP Komünist Parti’den yarı-proleter bir partiye dönüşürken kendi bağrındaki geri ulusların komünistlerinin bir kısmını da işbirlikçi bir tabakaya dönüştürdü. Aksi taktirde bu geri ulusları yönetemezdi. Sömürgecilik her zaman bir işbirlikçi tabaka gerektirir.
   
Ukrayna’nın Sovyet Rusya’nın bir yeni-sömürgesi olduğu o kadar çok açıktı ki, Troçki 2 Kasım 1920 tarihinde Lenin ve Politbüro’ya göndermiş olduğu bir mesajında şöyle yazıyordu:
“Ukrayna’daki Sovye rejimi, bugüne kadar, (zayıf da olsa) büyük ölçüde Moskova’daki otoritenin, Büyük Rus komünistlerinin ve Kızıl Ordusu’nun marifetiyle varlığını sürdüregelmiştir…Ekonomik açıdan, Ukrayna hala Moskova’nın bürokratik merkeziyetçiliğinin himayesinde anarşik bir yapıya sahiptir. ”
(Troçki, aktaran Tony Cliff, LENİN cilt 4, s. 240, Z Yay. )
Zaten Ukrayna’daki Sovyet yönetiminin kadrolarının büyük bir çoğunluğu Ukrayna’nın ulusal özelliklerini yansıtmaktan ziyade, Rus ulusal özelliklerini yansıtıyorlardı ve bu durum da göze batıyordu:
“Ukraynalı burjuva aydınlara göre yeni rejimin kusuru önderlerinin büyük bir kısmının, doğuştan bile değilse kafaca ve yetişme tarzı bakımından Büyük Rus olmasıydı. Bu izlenim kolay silinmedi. ” (a. g. e. s. 282)
Ukrayna Komünist hareketi adına ortaya çıkan “Ukraynalı komünistler”, Ukrayna milliyetçiliğini geliştirecek korkusuyla Ukrayna’nın ulusal özelliklerinin gelişmesine karşı çıkıyorlardı. Öyle ki Lenin’in Ukrayna’nın ulusal özelliklerinin gelişmesi için verdiği bir önergeye karşı dahi direndiler.
   
Bu kliğin, Lenin ile başlayan ve Stalin kliği ile zirveye ulaşan Büyük Rus Şovenizmine ve SSCB biçiminde kurulan Rus sosyal emperyalizmine adapte olmada zorlanmadığı kendiliğinden anlaşılır.
   
Buraya kadar Ukrayna meselesinde Bolşeviklerin hatalarını ortaya koyduk. Ama burada sorun tek yanlışı belirlemek değil bunun alternatifi olan politikayı da belirlemektir.
   
Bolşeviklerin hatalarının kökenleri, Sovyet Hükümeti’nin emperyalizm karşısındaki yanlış  uluslararası ekonomik ve politik mevzilenmesinden oluşur. Bu genel stratejik düzeyde yapılan bir hatanın sonuçları hiç bir zaman taktik alanda elde edilecek bir ya da bir kaç başarı tarafından ortadan kaldırılamaz.  Yanlış stratejik yapının olumsuz sonuçları er ya da geç kendisini dayatacaktır.
   
Yanlış ekonomi politikalar Bolşeviklerin stratejik önceliklerini değiştirdi ve “zamanın stratejik kullanımı” olanaklarını ellerinden aldı.  Bundan dolayı onları aceleci ve zamansız hareketlere doğru sürükledi ve bu da bir çok hatalar zincirine neden olarak, rejimin içten ve dıştan kuşatılmasına ve tarihsel ve toplumsal temelinin daralmasına neden oldu. Eğer bu duruma düşmeselerdi hem zamanın stratejik kullanımını hem de stratejik öncelikler noktasında daha avantajlı bir konumda olacaklardı ve tarihsel olaylar göstermiştir ki süreç onların lehine gelişecekti.
   
Eğer Sovyet Hükümeti, emperyalizm karşısında Stratejik Saldırı değil Stratejik Savunma pozisyonunda kalsaydı ve bu stratejik biçim altında ekonomik, politik ve askeri taktiklerini belirleseydi hiç kuşkusuz sonuç daha farklı olurdu.
   
Stratejik saldırının taktikleri olan yabancı sermayeyi kamulaştırma, dış borçları iptal etme ve dış ticaret tekeli oluşturma yerine, tek yerli büyük sermaye kamulaştırılsaydı ve bu  temelde sanayinin çöküşü engellenseydi aynı zamanda devlet bütçesinin çöküşü de engellenmiş olacaktı. Yabancı sermaye ile belli bir süre uzlaşma, ona teslim olunduğu anlamına gelmez.  Devlet bütçesini ayakta tutabilen Bolşevikler, devletin elindeki sermaye birikimine dayanarak ya da onun borçlanma olanağına dayanarak halk için gerekli olan tahılı ticaret yolu ile elde etmiş olacaklardı. Bu politikada yeni olan bir şey yok. Zaten Geçici Hükümet tarafından bu politika uygulanıyordu. Bu noktada sadece onun politikası devam ettirilecekti.
   
Gerekli tahılı ticaret yolu ile elde eden Sovyet Hükümeti zamansız bir şekilde ve zorlama ile ne Ukrayna’da ne de başka bir yerde “sosyalist devrim” gerçekleştirme işine girmemiş olacaktı ve böylece de ne içeride ne de dışarıda sıkışmamış olacaktı. Hatta dış ticaret yolu ile elde ettiği tahılı iç piyasaya sürerek içeride spekülatif fiyat oluşumunu da piyasa mekanizmalarını kullanarak kırmış olacaktı.  Bunun sonucunda ne Sol SD’ler hükümetin dışında bir politik oluşum arama işine girişeceklerdi ne de Kulaklar devrime düşman olurlardı. Çünkü rejim onları zorlamayacaktı. Böylece Sol SD’ler ile Kulaklar değil bir ittifak kurmak, araları daha da açılacaktı.
   
Böylece Bolşevikler bu ekonomik manevra ile zaman kazanacaklardı ve Ukrayna’nın özellikle de onun burjuvazisinin düşmanlığını zamansız bir şekilde üzerlerine çekmeyeceklerdi.  Tam tersine sıkışmış olan Alman emperyalizmi Ukrayna’yı sıkıştıracak ve ona her seferinde kabul edilemez istekler sürerek Ukrayna burjuvazisini ve hükümetini daha fazla Sovyet Hükümeti’ne yaklaştıracaklardı. Bu aynı zamanda Ukrayna Hükümeti’nin içeride Ukrayna Komünist Hareketi’ne ve Sol SD’lere daha fazla yaslanması anlamına gelirdi ki bir adım sonrası iktidarın bu sonuncular lehine kaybedilmesi olurdu. Bu durum aynı zamanda Ukrayna işçi ve emekçilerinin politik eğitimi için gerekli zamanı da sağlardı ve devrim dış dinamikler üzerine değil iç dinamikler üzerine otururdu. Ama bütün bunlar Ukrayna burjuvazisinin ve Alman emperyalizminin hataları sonucunda ortaya çıkardı ve onların tarihsel teşhirini Ukrayna halkı nezdinde tamamlardı.
   
Hatta bu strateji emperyalistler ile Rus işbirlikçi  burjuvazisinin arasını da açardı ve Rusya’da ekonomik çıkarları korunan emperyalistler Rusya’yı işgale birleşik bir şekilde yeltenmezlerdi.  Sovyet Hükümeti karşısında yalnız kalan  eski Çarlık artıklarını yoketmek de halk için tek kolay değil aynı zaman da zevkli bir iş olurdu.
   
Böyle bir stratejiyi bilinçli değil ama sezgisel bir şekilde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşları uygulamışlardır. Osmanlı imparatorluğunun borçlarını devralarak ve  emperyalistlerin Türkiye’de yapmış oldukları yatırımları güvence altına alan yeni hükümet bu emperyalistler ile savaş yapmadan çekilmelerini sağlamıştır. Bunun sonucunda Yunanistan savaş alanında yalnız kalmıştır ve yeni hükümet böylece Yunanistan karşısında kolay bir askeri zafer elde etmiştir.  


Devrimci Bülten Sayı 48, Devamı...  


(1) Aslında bu Kulak terimi de tartışmalıdır. Burada bunu kullanmamın nedeni devrimci literatürde yaygın bir şekilde kullanıldığı içindir.  Kırlardaki zenginler için kullanılan bu terim aslında Bolşevikler tarafından daha çok küçük ve orta boy işletmelerinin sahipleri için kullanılmıştır. Bu noktayı akıldan çıkartmamak gerekir.
|
_ _