[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  13-06-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 48 (6) }
| Devrimci BültenPROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU’NUN İDEOLOJİK EVRİMİ VE TARİHSEL GERÇEKLİĞİ (II) (K. SALMAN)

IV-PDK ve Ekim Devrimi’nin Eleştirisi


Marx teorik çalışmalarının  ilk yıllarında, “dinin eleştirisi bütün eleştirilerin öncülüdür” diyordu.  Günümüzde ise, Ekim Devrimi’nin eleştirisi “bütün eleştirilerin öncülü” konumuna gelmiş bulunmaktadır.
   
Dünya Komünist Hareketi Ekim Devrimi’ni, Marksist ilkeler temelinde ele alıp eleştirel bir şekilde yaklaşamamıştır. Baştan itibaren bütünlüklü eleştirisini engelleyen bazı tarihsel koşulların bulunmasına rağmen, komünist hareketlerin olguları çözümleme metodunun yanlışlığı, özellikle felsefi ve ideolojik konulardaki yetmezlikleri belirleyici bir rol oynamıştır.
   
Ekim Devrimi’ne öncülük eden Bolşevik Partisi, tarihsel oluşum sürecinde, çeşitli düzeylerde hatalı ve yanlış teorik görüşleri bünyesinde taşımaktaydı. Ama partinin örgüt noktasında doğru bir duruş sergilemesi, politik iktidarı ele geçirmesinde önemli bir rol oynamıştır.
   
II. Enternasyonal siyasetinin ve ideolojisinin ortamı içerisinde Marx’ın teorisini bilince çıkartmak isteyen Lenin ve Bolşevikler, II. Enternasyonal’in etkilerinde kurtulamamışlardır. Lenin’in kapitalizmden komünizme geçme sorununa dair yapmış olduğu teorik ve pratik çalışmaları, Marksist teorinin genel ilkelerini yansıtmaktan uzaktı. Bütün bu hataların altında, kapitalizmi tarihsel ve toplumsal sınırlarına kadar ilerleten teorik analizlerin yapılamaması yatmaktaydı. Olguların tarihsel çerçevesinin ve özünün doğru bir şekilde kavranamaması sonucunda, uygulamada  küçük-burjuva sosyalizmden öteye geçilememiştir.
   
PDK, Lenin ve öteki liderlerin teorik hatalarını şöyle sıralamaktadır:

  • Bolşevik Parti önderleri, proletarya  öncülüğündeki siyasal devrimi toplumsal devrim ile özdeş saymışlardır. Bunları eşanlamlı görebilmek için, siyasal iktidarın bir sınıfın elinden öteki sınıfın eline geçmesi değil, sınıflara tekabül etmeyen  özgürce birleşmiş halk organlarının, siyasal iktidar karşısında egemen bir konuma gelmesi gerekmektedir. Toplumsal devrim, kapitalist üretim tarzından sosyalist (komünist) üretim tarzına geçişin yaşandığı uzun bir tarihsel süreci varsayar.
  • Sanayi ile tarım arasındaki toplumsal işbölümünün, sanayinin lehine dönüşmesiyle sosyalizme geçileceğini sanıyorlardı.
Sanayiye dayalı üretim biçimi, kapitalizm açısından “içerebildiği bütün üretici güçleri geliştirmiş” olmaz.
Tarihsel olarak kapitalizm, Serbest Rekabetçi Kapitalizm, Klasik Emperyalizm ve Uluslararası Emperyalizm şeklinde birbirini izlemektedir.

Komünizmin maddi unsurları, doğal olarak kapitalizmin en gelişmiş düzeyinde ortaya çıkar. Tarihsel sınırlarına yaklaşmış olan kapitalizm yani uluslararası emperyalizm, bağrında, gelecek toplumun çiçeklerine nasıl yer verdiğini bize göstermektedir.

Kapitalist üretim ilişkileri, kapitalizmin büründüğü özel biçimlere göre, mekanik, elektroteknik ve elektronik emek biçimleri temelinde gelişmiştir.

Marx kapitalizmi analiz ederken, sermayenin Kesim-I ve Kesim-II arasındaki nitelik farkını daima gözönünde bulundurulmuştu. Bu sermayenin genel toplumsal işbölümünün en genel biçimidir. Ürünün meta niteliğine bürünmesine neden olan her iki kesim arasındaki nitelik farkı ortadan kalkmadan yani bilimsel üretime dayalı Kesim-I’in, sanayi üretimine dayalı Kesim-II’yi de kapsamına alıp tek bir niteliğe dönüştürmeden, ürünün değişim değeri ortadan kalkmaz.

Demek ki sosyalist bir üretimden bahsedebilmek için sermayenin her iki kesimi arasındaki değişimin meta niteliğine bürünmemesi gerekmektedir. Sanayi ile tarım arasındaki genel işbölümüne  dayanan Sovyet toplumu, küçük ve orta ölçekli  meta üretimini büyük ölçekli işletmelere dönüştürmesi ileriye doğru büyük bir adımdı hiç kuşkusuz ancak bu Lenin ve diğer önderlerin iddia ettiği gibi, sosyalizmin maddi alt yapısının gelişmesi anlamına gelmiyordu. O tarihsel kesitte bunun olanağı yoktu.  Kapitalizmin hangi biçiminin  onun tarihsel sınırlarını oluşturduğunu ele almayan bir analiz, komünist üretim ilişkilerinin maddi altyapısını kavrayamaz.
Gerek Lenin gerekse de Stalin devletin elinde bulunan sanayiyi sosyalist olarak niteliyorlardı. Burada kamu mülkiyeti ile toplumsal mülkiyetin birbirine karıştırıldığını görmekteyiz. Bu basit bir yanılgı değildir. Kapitalistlerin ellerindeki işletmelerin karakteriyle, devletin elindeki işletmelerin karakteri aynıydı. Kapitalizmin iktisadi yasaları her ikisinde de egemendi. Söz konusu olan bir içeriğin iki değişik biçimiydi sadece. Devlet mülkiyeti ile toplumsal mülkiyet birbirini dıştalar.

Komünist toplumda üretim araçları doğrudan doğruya topluma (devlete değil) aittir. İşçi sınıfı da olsa mülkiyetin sınıfsallığı sosyalizme tekabül etmez. Toplumsallaşmış emek, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının gerçek birliğinin sağlanmasını ve yabancılaşmış emeğin ortadan kalkmasını varsayar.

Lenin, emperyalizmin başlangıcını, kapitalist gelişmenin doruğu olarak gördüğü için, sosyalizmi kapitalizmin bu düzeyi ile ilişkilendirerek yorumlamıştır. Bu yorum, komünist hareketin temel ideolojik eğilimlerinden birisi olmuştur. Emperyalizmin gelişmiş düzeyinin fark edilmemesi, komünist hareketlerin gelişmesini engelleyen kavram kargaşasına yolaçmıştır.

Uluslararası komünist hareketin uzun yıllardır aşamadığı ideolojik krizin geçmişi, Ekim Devrimi’nin başlangıcına kadar uzanır.  Aslında ondan önce de potansiyel olarak  şu ya da bu  düzeyde kendi içerisinde bir çok olumsuzluğu barındırıyordu. Ekim Devrimi’nden sonra politik hareketin daha yüksek biçimleri yani emperyalist ekonomi ve onunla bağlantılı olan Rus ekonomisi karşısındaki yanlış tutum ve hatalı komünizm anlayışı çok geçmeden eski olumsuzlukları gerçek hale getirdi.

Bu yetmezlikler Marksist felsefenin ve diyalektik yöntemin bir bütün olarak kavranamadığına işarettir. Marksist diyalektik yerine göre çok basit kavramlara indirgenmiş, Kapital’in içeriğinde sergilenen mantıksal yöntemden büyük oranda koparılarak idealizme savrulmuştur.

Komünist hareketin doğuşu ve toplumsal bir hareket biçimine kavuşması en genel sorunların çözülmesinden özele giden bir süreci izlemiş ve böylece yeni bir niteliğin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 

SSCB’deki üretici güçlerin ve mülkiyet ilişkilerinin “sosyalist” olduğu savından yola çıkılarak giderek bir “Sosyalist Dünya Pazarı”nın ortaya çıkmaya başladığı iddia edildi. O tarihsel kesitte kapitalist dünya pazarının bir bölümü proleter yönetimin ya da bürokratik yönetimin egemenliği altında bulunuyor diye, sosyalist dünya pazarı kavramına yer verilmesi doğru değildi çünkü özünde tek bir kapitalist dünya pazarı mevcuttu. Eğer iki dünya pazarı olsaydı, kapitalist ülkelerdeki düşük maliyetli ucuz metalar sosyalist dünya pazarı diye tanımlanan ülkelere baskı yaratamazdı.  Değer yasasının dünya genelinde işlemesi sosyalist dünya pazarı iddiasını çürütmeye yetmektedir.

Rusya’da proletaryanın strateji ve taktiğini belirlemede yapılan hatalar, devrimin karakterini, sınıflararası politik ilişkileri ve  Çarlık devletini yanlış tanımlamaya neden olmuştur.

Lenin ve Bolşevikler, Çarlık devletini sürekli olarak feodal toprak ağalarının temsilcisi olarak görmüşlerdir. Çarlık Rusya’sı bir yandan kendi sermaye birikimine dayanarak, bir yandan da daha gelişmiş kapitalist ülkelerden  kredi elde ederek ve yabancı sermayeyi Rusya’ya çekerek sanayileşmeye çalışıyordu. Rusya’nın sanayileşmesi devlet önderliğinde gelişiyordu. Devlet sektörü özel sektörün gelişmesini sağlayan girişimlerde bulunuyordu. Rus ekonomisi karma bir ekonomik model olan devlet ve özel sektör işletmelerinden oluşuyordu. Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisi sermaye birikimi sorununu emperyalist sermayeyi Rusya’ya çekerek çözmeye çalışan bir politika izliyordu. Bu politikanın en önemli göstergesi Rusya’da 1897 yılında yapılan ekonomik reformdur.

Lenin, Rusya’da kapitalizmin gelişimini, Batı kapitalizminden bağımsız ve kendi iç dinamikleri temelinde gelişen bir tarihsel oluşum biçiminde ele almıştı. Tekelci burjuvazi ile Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisi arasındaki ilişkilerin doğasını tam olarak kavrayamamıştı. 

Lenin’e göre Çarlık iktidarı feodal toprak ağalarının iktidarı olduğu için, Şubat 1917’de yıkılanın da bu sınıfın iktidarı olduğunu belirtmektedir. Yani ona göre politik iktidar Şubat’tan sonra, feodal toprak ağalarından burjuvazinin politik temsilcilerinin ellerine geçmiştir.

Ama bu tespit hatalıdır. Çarlık biçimi feodal bir politik örgütlenmeyi çağırıştırsa da, Rusya’da Çarlığın başında olduğu politik örgütlenme, özellikle de 1850’lerden itibaren İngiltere, Almanya, Avusturya vs.  gibi ülkelerdeki gelişmeye benziyordu. Yani Çarlık Rusya’da kapitalizmin gelişmesine ön ayak olmuştu ve devlet önderliğinde bir kapitalizmin gelişmesi sözkonusuydu. Onun için Şubat’ta yıkılan toprak ağalarının iktidarı değildi, burjuvazinin bir kesiminin iktidarıydı ve bu kesim özellikle Rus işbirlikçi burjuvazisinin en büyük katmanı ve en gerici kesimiydi.

Çarlığın Lenin ve Bolşevikler tarafından feodal toprak ağalarının iktidarı ile özdeşleştirilmesi Lenin ve Bolşevikler açısından çok büyük bir teorik hatadır.

Yine aynı şekilde Şubat ve Ekim devrimlerini demokratik ve sosyalist devrim olarak ikiye ayırmak da doğru değildir. Madem ki hem Şubat’ta hem de Ekim’de devrilen sınıflar burjuva sınıflardı o zaman bu iki devrim iç içe geçen bir devrimin iki farklı etabını oluşturuyorlardı.  Aslında Rusya’da olan Şubat’ta yıkılmaya başlanılan burjuva iktidarın Ekim’de tamamlanmasından başka bir şey değildi.

Lenin Şubat’tan sonra Geçici Hükümet’in yanında varolan Sovyetler’i ikinci bir iktidar biçimi olarak adlandırdığı zaman da doğru yapmamıştır. 

Sovyetler bu dönemde bir ikinci hükümet değil ancak bir nüveydi ve ancak Ekim’de içeriğinin politik olarak gelişmesiyledir ki (ki Bolşevik ve Sol SD’ler aracılığı ile olmuştur) iktidar organları olmaya başladılar. Ama daha önce değillerdi ve Geçici Hükümet’e yamanmışlardı ve sağ SD ve sağ Menşevikler aracılığı ile onun uzantısı haline getirilmişlerdi.

Lenin ve öteki Bolşevik liderlerin komünist toplum anlayışı, öz itibariyle II. Enternasyonal’in “devletli komünizm” anlayışı ile uygunluk arzetmektedir.

Proleter devrim, sosyalist (komünist) toplumun maddi temelinin daha ortaya çıkmadığı yani kapitalist toplumun tarihsel sınırlarına ulaşmadığı bir tarihsel dönemde gerçekleşirse, devlete özgü görevler büyük oranda varlığını sürdürmek zorundadır. Tarihin hükmüne bağlı olarak kapitalist toplumun evrimini, işçilerin siyasi iktidarı altında sürdürmek meşru ve olanaklıdır. Ancak bu durumu, sınıfsallıkla ilişkisi olmayan yani devlet organlarına tekabül etmeyen özgür komünist toplumsal organlar ile birbirine karıştırmamak gerekiyor.  Siyasal iktidarı ifade etmeyen toplumsal organlar yani komünist organlar, kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş sürecinin toplumsal devrimle tamamlanmasından sonra ortaya çıkarlar.

Demek ki, işçi sınıfının politik eyleminin tarihsel içeriği, kapitalist  toplumun tarihsel düzeyine göre belirlenmektedir.

Sorun yabancılaşmış emeği, komünist yönetim eliyle yeniden düzenlemek değildir, yabancılaşmış emeği tarihsel olarak ortadan kaldırmaktır.  Sermayeye karşı mücadele aynı zamanda ücretli emeğe karşı mücadeledir de. Kapitalist üretim tarzının tarihsel olarak daha aşılmadığı bir dönemde, yönetimde işçi sınıfı da olsa, devlete tekabül eden unsurların varolması kaçınılmazdır. Dolayısıyla “sosyalist devlet” ve “sosyalist demokrasi” terimlerine yer verilmesi sadece yanlış sosyalizm anlayışının bir ürünüdür. Sosyalizme özgü unsurlar devlete tekabül etmez.  “İşlerini ortak üretim araçlarıyla gören özgür bireyler “ toplumunun toplumsal kurumlarına tekabül eder. Sınıfsallıkla ilişkisi olmayan bu kurumlar, komünist toplumun ilk aşamasında da (sosyalist) tayin edici bir özelliğe sahiptirler.

Yukarıda da belirtildiği gibi, işçi sınıfının siyasal iktidarı, geçiş dönemindeki sınıflı toplumda, işçi sınıfının burjuvaziye karşı olan savaşımını sevk ve idare eden bir araçtır.  Komünist partisi öncülüğünde somutlaşan bu araç, toplumsal gelişmenin tarihsel düzeyine göre hem devlet kategorilerine hem de devlete ait olmayan toplumsal kategorilere yer vererek tarihsel açıdan hem bunlar arasındaki ayırımı korur hem de gerektiği ölçüde iç içe geçmesine neden olur. Bu durum, komünist kategorilerin, devlete ait kategorileri, ekonominin tarihsel gelişmesi ölçüsünde tamamen tasfiye etmesine kadar devam eder.

Ekim Devrimi’nin öncü kadroları, Marksizmin devletten arınmış komünist toplum öğretisini bir türlü bilince çıkaramadılar. Devletin özelliklerine sarılmaları, onu içselleştirmeleri, bu eğilim üzerine sosyalizmi inşaa etmeye kalkışmaları, komünizme büyük zararlar vermiştir.

Aslında Lenin’den sonraki bürokrasinin yaratmaya giriştiği toplumsal düzenin ideolojik hazırlayıcısı da yine Lenin’dir.

Bolşevik önderler, kafa emeği ile kol emeği arasındaki karşıtlığın kalkmasını, tarım ile sanayi arasındaki karşıtlığın giderilmesine bağlıyorlardı. Makine teknolojisi, elektirifikasyon, endüstriyel emek, kapitalist topluma özgü olgulardır.  Bunlar sosyalizmin kuruluşuna olanak sağlayacak maddi teknik temel olarak görülüp değerlendirilemez.  işçi sınıfı üretim sürecinden uzaklaştırılmadan sanayiye dayalı üretim, ortadan kaldırılmaz. İşçi sınıfını sanayi üretimine mahkum eden maddi koşullar aşılmadığı sürece, sosyalist bilimsel üretim tarzının gerektirdiği gibi, kol emeği yerini kafa emeğine bırakamaz.

Sanayi üretiminin zirveye ulaştığı en gelişmiş ülkelerde, insan yeteneğinin büyük oranda makinede somutlaştığı, makinenin bir eklentisi olan işçinin yani kol emeğinin üretim sürecinde çekildiği, mesleğinde uzmanlaşmış mühendis ve teknisyenlerin yani kafa emeğinin üretim sürecine nezaret eden bir konuma yükseldiği nüve olarak ortaya çıkmıştır. Bilimsel buluşlarla en gelişmiş düzeye ulaşan makine, işçinin görevine son vererek  nezaretçi bilim insanlarıyla sosyalist (komünist) toplumun öznesi dıurumunda olacağını kanıtlamış bulunmaktadır.

Bolşevik önderlerin işçiyi sürekli olarak makinenin ayrılmaz bir parçası saymaları ve bu teknolojik zemin üzerinde, herkesi devletin işçisi yapan anlayışa yer vermeleri, sosyalist toplumun yapısıyla hiç bir ilişkisi yoktur.

Bolşevik önderler, kendi çağlarının en bilgili komünistleri arasında yer almalarına rağmen, Marx ve Engels’in sosyalist toplum teorisinin genel niteliğini kavramada yetersiz kaldılar. Bu yetersizlik salt Bolşeviklere özgü değil, o dönemin tüm komünistlerini kapsayan bir durumdu.

Ekim devriminden sonra, Bolşevik Parti içerisinde, bürokrasinin gelişmesi ve egemen hale gelmesi, BP’nin oportünist politikalarının bir sonucuydu.  Devrimden önce BP’nin potansiyel olarak taşıdığı ideolojik, politik hatalar BP’nin gelişmesini engelleyecek boyutta değildi. Ancak iktidara geldikten sonra bu hata ve eksikliklerin ortaya çıkacağı ve soumutlaşacağı toplumsal ve tarihsel koşullar da ortaya çıktı. Çünkü BP’nin hataları ve eksiklikleri iktidar sorununa ilişkindi ve iktidarın ele geçirilmesi de bu hata ve eksiklikleri su yüzüne çıkardı.

Sovyetler Birliği’nde devletin güçlendirilmesi ve buna bağlı olarak kapitalizmin evriminin proleter yönetimin eliyle yapılmasını toplumun tarihsel düzeyi dayatıyordu.  Kimsenin bu zorunluluğa karşı bir itirazı olamaz.  Bizim itirazımız, burjuva olguların sosyalist biçim altında doğru bir tarzda kullanılmadığı noktasındadır. Hareketin tarihsel sürekliliğini garanti altına alabilecek komünist bir teorik perspektifin ortaya çıkmamış olması yani Sovyet iktidarının emperyalizm karşısında doğru ideolojik, politik, ekonomik ve askeri konumlanmasını gösteren bir doğru ilkeler bütünlüğünün olmamış olması, hareketi yozlaştırarak burjuvazinin dolaylı uzantısı haline getirmiştir.

Sovyetler Birliği’nde ve BP’de bürokratizmin gelişmesini sadece tek bir komünist partisinin varlığına bağlamak doğru değildir. Temel ideolojik ve politik ilkelerde yapılan hatalar, bürokratizmin gelişmesine neden olmuştur.

Komünist partilerin birbirlerinden ayrı durmasını olanaksız kılan durum, komünizmin maddi temelidir. Komünist örgütlenme bu maddi temeli “yansıtan” bir özellik taşır. Nasıl komünist toplumda çıkarları birbirinden nitel olarak farklı insan grupları yoksa aynı şekilde toplumsal bir biçime bürünen bir komünist harekette politik çıkarları birbirleri ile nitel bir farklılığa sahip olacak başka partiler de olmaz.  Bu nedenle bir tek evrensel pratiği olan olguyu, bir çok ayrı pratiğe bölmeye çalışmak hareketi amacından saptırır. Bu komünist partisinin iktidarda olduğu dönemde başka partilerin bulunmayacağı anlamına gelmez. Sistemin yasal sınırları içerisinde, proletaryanın geri tabakalarına ait partiler, yarı-proleter, küçük burjuva ve hatta liberal partiler olabilir. Ama komünist hareket politik iktidarı  burjuva özellikler taşıyan partiler ile paylaşmaz. Ama örneğin bir yarı-proletarya ile paylaşabilir vs…

Sovyet yöneticileri emperyalist ekonominin tarihsel doğasını ve onun hareketinin yüksek biçimlerini yani genel kar oranı ve biçimleri sorununu, kredi ve fiktif sermayenin hareketini, uluslararası rezervlerin hareketini, kambiyo kurlarını vs… yine emperyalist ekonomi içerisindeki temel işbölümünü ve bunun sonuçlarını teorik olarak tam ortaya çıkaramamışlardır.

Rus ekonomisini emperyalist ekonomi ile ile ilişkilendirme sorununda yapılan hatalar, Rus ekonomisini olumsuz yönde etkilemiştir. Bunun siyasal alandaki yansıması, proletaryanın müttefiklerini kendi politik sistemi içerisinde kontrol edememesi olmuştur. Bunun sonucunda parti ve devlet içerisinde tarihsel olarak çıkamayacağı sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır. İşte parti ve devletin yapısında ortaya çıkan bürokratik bozulma bu noktadan itibaren ortaya çıkmıştır.

Sovyet yönetimi, yarı-prolaterayanın ve küçük-burjuvazinin toplumsal taleplerini ancak mevcut ekonomik düzeyin sağladığı olanaklar ile yerine getirebilirdi. Geçici olarak emperyalist ekonomi ile dengeli ilişkiler kurulmuş olsaydı yani onların Rusya’daki sermayelerini zamansız bir biçimde kamulaştırmamış olsaydı ve bunu uluslararası sosyalist devrimin gelişmesine tabi kılmış olsaydı, BP’nin müttefikleri ile arası açılmazdı ve onlar üzerinde hegemonyası kaybolmazdı.

Rusya’da sanayinin gelişmesi için sermayeye ihtiyaç vardı. Ekonominin mevcut tarihsel aşamasında politik bağımsızlık ekonomik bağımsızlığa çözüm oluşturmuyordu. Bundan dolayı  Rusya’da emperyalistlerin sermayelerini kamulaştırma girişimi yerinde olmayan ve zamansız bir girişimdi. Gerekli olan toplumsal sermayeyi tek içeride  temin etme girişimleri, bütün olumsuzlukların kaynağını oluşturmuştur.

Proletaryanın yarı-proletarya ile geliştirdiği özel ittifak, 1918’in Mart’ından sonra ortadan kalktığı zaman ve rejimin toplumsal temeli tarihsel olarak daraldığı zaman, BP yarı-proletaryanın tarihsel ve toplumsal eğilimlerini, kendi yapısını onun tarihsel çıkarları doğrultusunda değiştirerek yani başka bir sınıfın yerine tarihsel olarak ikame etmeye çalışarak karşılamak istemiştir. Bu andan itibaren parti proletarya ve yarı-proletaryanın ortak partisine yani irade birliğine dönüşmüştür ki bu proletaryanın iradesinin parçalanması ve BP’nin aslında yarı-proleter bir partiye dönüşümüdür.  

V-Sonuç

PDK, Türkiye ve dünya devrimci hareketine karşı ideolojik temelde başlatmış olduğu eleştirileri bir bütün olarak çözümlediği iddiasında değildir. Sadece, komünist hareketlerin içinde bulundukları derin ideolojik krizleri Marx ve Engels’in eserlerine ve  toplumsal gelişmenin ortaya çıkardığı yeni somut olgulara dayanarak geniş bir tarihsel persperktif ile devrimci kamuoyunda tartışılmasının zorunluluğu üzerinde durmak istemektedir.
   
Bu bağlamda teorik çalışmalarında geliştirmiş orjinal belirlemelerinin, Kapital’in içeriğinde sergilenen mantık yapısında bulunduğunu, böylesine zengin bir zihinsel bir mirasın üzerinde durarak, çağdaş devrimci komünizmin sorunlarına yanıt aradığını söylemektedir.
   
Marx ve Engels, kapitalist toplumu özel gelişme biçimlerinden soyutlayarak, onun genel hareket yasalarınıı bilince çıkartmışlardır.  Bugün komünist hareketin ideolojik krizinin altında yatan en önemli neden, tarihsel çerçevenin genel yapısını ortaya koyan bu genel hareket yasalarının yeterince bilince çıkarılamamasıdır.
   
Lenin’in teorik çalışmalarında, Marx ve Engels’in görüşleriyle özdeş sayılacak nitelikte bir düzeyin bulunduğunu görmek, yanılsamalı vahim bir hatadır.
   
Kapitalist toplumun tarihsel olarak sonuna yaklaşması ve daha yüksek hareket biçimlerini ortaya çıkarması, geçmiş komünist tarihin yeniden incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Günümüzün koşullarına uygun düşmeyen geçmiş dönemin kavramlarını bir tarafa bırakmak, tarihsel gerçekleri yansıtan yeni kavramlara yer vermek, evrensel emeğin kurtuluşunu hedefleyen devrimci komünizmin vazgeçilmez görevi olarak kendisini somutta dayatmış bulunmaktadır.
   
Geçmişteki komünist hareketler, kapitalizmin en gelişmiş düzeyine dair son somut olguları yakalama imkanına sahip olmadıkları için, sosyalizmi o zaman ki mevcut kapitalizmin düzeyi ile ilişkilendirerek açıklıyorlardı.  Komünist hareketin düşük teorik ve politik biçimlerini yansıtan bu durum, geri toplumsal gelişmenin bir tür teorik ifadesinin dışavurum biçimiydi.  Sosyalist üretim ilişkileri için henüz uygun olmayan yani burjuva üretim ve bölüşümün tarihsel hükmünü geçersiz kılacak imkanlar yokken, komünistlerin iradi bir çabayla yapay olarak onun tarihsel karakterine aykırı politikalar uygulamaya koymasının teorileştirilmesi de eksik emperyalizm tespitinden kaynaklanıyordu.
   
PDK, içinde geçmekte olduğumuz sürecin, komünist hareketin partileşmesine uygun düştüğünü, bu bağlamda komünist birey ve çevreler ile birlikte hareket etmeyi sağlayacak ortak paydalar üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini beyan etmektedir.
   
PDK, Sovyet revizyonizmini eleştirmeye başladığı dönemde, Sovyetler Birliği’nin kuruluş dönemlerinde Sovyet yöneticilerinin bunda oynadığı rolü bütünlüklü olarak sergileyecek düzeyde henüz değildi. Ama zamanla Lenin’i eleştiri dışı bırakan önemli çıkmazın farkına vardı ve kendisini bu çıkmazdan kurtarmaya çalıştı.
   
Marksist eleştirel sorunun baştan itibaren doğru kavranması, yarı-proleter oluşumlar içerisinde PDK’nın tuttuğu farklı yere tanıklık eder.  Bu fark basit bir fark düzeyinde görülüp geçiştirilemez.  Çünkü yarı-proleter örgütler ile olan teorik ve politik görüş ayrılıkları, ilerleyen süreçte, geçmişini nitelik olarak aşmanın özgün tohumlarını daha o zamandan ortaya koyma gibi bir potansiyel taşıyordu. İşte PDK’nın çağdaşları içerisinde öne çıkması ve kendisini bunlardan adım adım koparması, komünizmin en genel sorunları üzerinde yoğunlaşması ve Marksizmi derinlemesine kavrama kararlılığı noktasındaki iradi çabalarının sonucudur.
   
Sarfedilen bu çabada çeşitli düzeylerde kusurlar ve daha yanıtlanması gereken sorunlar bulunsa da, istikrarlı bir gelişmeye kesin bir yönelim kazandırdı ve komünizmin kendisini adayacağı geniş araştırmalara yeni bir perspektif oluşturdu.
   
Türkiye devrimci hareketinin geçmişe eleştirel yaklaşımı, bilimsellikten uzak “sağ törel bakış açısı” temelinde olduğu için, kendi öz küçük-burjuva kalıpları içerisinde ilerleme sağlayarak onunla sınırlı kalmıştır.
   
PDK’nın geçmişini nitelik olarak aşıp komünist bir düzeye gelmesi, geçmişin kalıntılarından kurtulduğu anlamına gelmez. Burada da önemli olan  çağdaş komünizmin  yaratılmasında işe yarayan bir dizi önemli tezlerin oluştuğu teorik düzeyin görülmesidir.

(Son)

|
_ _