[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 39 (3) }
| Devrimci BültenAVRUPA BÝRLÝÐÝ SORUNUNDA MARKSÝST-LENÝNÝST TUTUM (A.H.Yalaz)

“Birleþik Avrupa” düþünü yeni deðildir. Tarihi çok eskilere, eðer daha gerisine deðilse, burjuva-demokratik Fransýz devrimine dayanýr. Fransýz devrimini izleyen dönemde söz konusu olan, kapitalizmin çocukluk aþamasýnda  asýl olarak feodal-monarþiler ya da küçük prenslikler vb. olarak parçalanmýþ durumda olan Avrupa’nýn birleþtirilmesi sorunuydu. Bu, 19. yüzyýl boyunca gerek ütopik komünistler, gerek bilimsel komünistler, gerekse küçük-burjuva cumhuriyetçiler ve liberaller tarafýndan, þu ya da bu somut geliþmeyle iliþkili olarak, deðinilmiþ bir sorun olageldi.  20. yüzyýlda  da ilgi çekmeye devam eden  “Avrupa Birliði” ya da “Avrupa Birleþik Devletleri”nden (2) anlaþýlan, en azýndan komünist devrimciler açýsýndan, artýk kapitalist-emperyalist bir Avrupa Birliði (AB) projesidir.  (3) Avrupa Birleþik Devletleri konusu Mart 1919’da kurulan Komünist Enternasyonalin (Komintern) de gündemine girdi ve 1923 yýlýnda yapýlan Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulunun Yedinci Plenumunda, Komintern’in programatik tezleri arasýna alýnan “ Sosyalist Avrupa Birleþik Devletleri” düþünü 1926-1928 arasýnda savunulmaz oldu ve 1928 yýlýnda kabul edilen Komintern Programýnda da yer almadý.
    
AB Nedir?

Devrimci Bülten’in kimi sayýlarýnda ele alýnan (4) ve son derece güncel olan bu sorun, bu sayýda yayýnlanan baþyazýnýn konusudur da. Fransa ve Hollanda’da yapýlan halkoylamalarýnda “Avrupa  Anayasasýnýn Kararlaþtýrýlmasý Ýçin Antlaþma” resmi baþlýðýný taþýyan “Anayasanýn” reddedilmesi nedeniyle, gerek ulusal, gerekse uluslararasý düzeyde daha da sýcak bir tartýþma konusu durumuna geldi. Gösterilen tepkiler geniþ bir yelpaze oluþturdu. Kimi yorumlara göre, her iki ülkede Anayasanýn halk oylamasýnda reddedilmesi Avrupa’nýn entegrasyonu sürecinde küçük bir yol kazasý iken, kimi diðer yorumlara göre artýk AB politik olarak ölüdür. Marksist-leninist yöntem olgularý yaþamýn çeliþkileri içinde irdelemenin ve kavramanýn bir aracýdýr. Bu yöntem kullanýldýðýnda görülecektir ki, bugünkü durumuyla AB söz konusu olduðunda, doðru olan bu iki uç arasýnda bir yerde durmaktýr.
 
Bu sayýnýn baþyazýsýnda da belirtildiði gibi, kapitalist-emperyalist bir proje olarak AB’nin, en azýndan politik birlik olarak, geleceði tehlikeye girdi. AB’nin bugünkü biçimi ve iç iliþkileriyle varlýðýný sürdürebilmesi olanaksýzdýr. AB’de çok þey deðiþmek zorundadýr. AB-içi çeliþkiler keskinleþecektir. Daha þimdiden AB bütçesine üye devletlerin yaptýklarý katký ve bütçeden yararlanma oranlarý üzerine görece sert bir kapýþma baþladý; daha doðrusu bu ve benzeri sorunlarda kapitalist gruplar ve devletler arasýnda varolan savaþým sertleþti. Halkoylamasýnýn sonuçlarý, hem AB’nin politik ve hukuksal entegrasyon sürecine, hem de ekonomik entegrasyon sürecine indirilmiþ aðýr bir darbe oldu. “Aðýr bir politik kriz döneminden geçtiðine kuþku olmamasýna karþýn, AB’nin böylesi bir kriz durumu nedeniyle politik olarak çöktüðü ya da kýsa sürede çökeceði gibi bir saptamanýn yapýlmasý için henüz çok erken. 16-17 Haziran’da Brüksel’de yapýlacak AB zirvesinde devlet ve hükümet baþkanlarý aðýr kriz durumunu ve olasý çýkýþ yollarýný ele alacaklar. Kapitalist politikacýlar, AB’nin güncel politik krizini hafifletecek, onun vereceði zararý en aza indirecek, AB’nin varlýðýný tehdit edecek sonuçlara neden olmasýný engelleyecek çözümler bulabilecek kadar deneyimlidirler. Bunun için kimi politika araçlarý var ellerinde...”  (Baþyazý)

450 milyon nüfusuyla AB, dünyanýn en büyük kapitalist-emperyalist ekonomik bloðu durumundadýr. On yýllarýn ürünü olan böylesi büyük bir ekonomik gücün kýsa sürede daðýlmasý beklenemez. Ama daðýldýðýný varsayalým. Böylesi bir durumda, sermaye birikim sürecinin bugünkü uluslararasýlaþma düzeyi, görece ayný ekonomik geliþme düzeyine ulaþmýþ büyük kapitalist “ulusal” ekonomilerin “karþýlýklý baðýmlýlýk” kavramýyla nitelenebilecek iç içe geçmiþliklerinin ulaþtýðý derece, emperyalizm ile emperyalizme deðiþik derecelerde baðýmlý olan ülke ekonomileri arasýndaki iliþkilerin bugünkü durumu vb. etmenler hesaba katýldýðýnda dünya kapitalist-emperyalist sistemi, “barýþ” dönemlerinde tanýk olunmadýk ve sonuçlarý bugünden kestirilemeyecek denli aðýr bir genel krize sürüklenecektir. Böylesi bir krizin sonuçlarýndan biri genel bir emperyalist savaþ olabilir.
 
AB’yi, ‘Kuzey Amerika Serbest Ticaret Alaný’ (NAFTA) gibi diðer bölgesel ekonomik bloklardan ayýran en önemli özelliklerden biri, yalnýzca ekonomik bir birlik olmasý deðil, ayný zamanda ulusal kurumlarý aþan kendine özgü kurumlara sahip olmasý ve ulus devletlerin birçok hak ve yetkilerini, AB çevrelerinde kullanýlan sözcüklerle, egemenliklerinin bir bölümünü, bu uluslar-üstü  kurumlara devretmiþ olmalarýdýr. Ulus-devletler kimi yetkilerini korurlarken, kimi yetkilerinden vazgeçmektedirler. Bugünkü durumuyla AB, ulus-devletler arasýndaki iliþkiler söz konusu olduðu sürece, ileri bir düzeyde örgütlenmiþ politik ittifak kavramýyla tanýmlanamayacak denli geliþmiþ ve örgütlenmiþ, kapitalist sistemin daha önceki dönemlerinde benzeri görülmemiþ politik bir birliktir. Kapitalizmin iç çeliþkileri nedeniyle tamamlanmayacak olan, tek bir Avrupa devletinin kurulmasýna varamayacak olan kapitalist entegrasyon sürecinde oldukça uzun bir yol alýndý. Özellikle ekonomik entegrasyon süreci oldukça ileri bir düzeye ulaþtý. Büyük Britanya dýþýnda büyük emperyalist devletlerin de aralarýnda bulunduðu üye devletlerin yarýsýna yakýnýnda ortak bir para biriminin uygulanmasý, AB’nin sýradan bir ekonomik blok (birlik) olmadýðýný gösterir.

Ekonomik entegrasyon süreciyle karþýlaþtýrma içinde az geliþmiþ olmakla birlikte, politik entegrasyon sürecinde de  küçümsenmeyecek bir yol alýndý, politik karar alma süreçlerinde ciddi adýmlar atýldý. AB’yi oluþturan devletlerde yaþayan halklara kabul ettirilmeye çalýþýlan  anayasa olmayan “Anayasa”  AB’nin politik entegrasyon sürecinde, onun yapýlandýrýlmasýnda bir kilometre taþý olacaktý. Bu anayasa, AB çevrelerinde, kuþkusuz ki açýkça ilan edilmeksizin, karargahlarý Avrupa’da olan uluslararasý kapitalist þirketlerin iþçi sýnýflarýna  karþý politik ve ekonomik iktidarlarýný görece olarak saðlamlaþtýran, iþçi sýnýfý hareketini Avrupa düzeyinde daha sýký bir denetim altýna alan, Avrupa’da kapitalist-emperyalist sistemin politik merkezileþmesi sürecini güçlendiren, karargahlarý ABD, Japonya gibi devletlerde bulunan rakip kapitalist-emperyalist þirketlerle rekabette Avrupa kökenli þirketlerin rekabet güçlerini artýrmaya yarayacak politik bir araç olarak görülüyor. Avrupalý kapitalist cumhuriyetlerin ve kapitalist monarþilerin politik birlik sürecini daha da merkezileþtirmenin anayasal-hukuksal bir belgesi olan anayasanýn reddedilmesi, politik entegrasyon sürecine büyük bir fren oldu.  

AB, özünde, çok deðiþik ekonomik sektörlerde ve alt-sektörlerde etkinlik gösteren Avrupa kökenli uluslararasý þirketlerin kapitalist-emperyalist projesidir. Sermayenin kýtasal ölçekte bir örgütlenme biçimidir, giderek daha da uluslararasýlaþan sermaye birikim süreçlerine kendi þirketleri lehine politik olarak müdahalenin, rakip kapitalist þirketler ve devletler aleyhine artýk-deðere el koymanýn ve artýk-deðerden alýnan payý artýrmanýn  bir  aracýdýr. AB, kapitalizmin küresel politik-ekonomik yapýlandýrýlmasýnýn baþ oyuncularýndan biridir. Bugün geldiði aþamasýnda AB, küresel yeniden yapýlandýrma sürecinden baðýmsýz olarak irdelenemez ve çözümlenemez. Dünyanýn emperyalist yeniden paylaþým savaþýmýnda, gerek  tekil devlet düzeyinde, gerek Avrupa düzeyinde, gerekse uluslararasý düzeyde konumlarýný güçlendirmek isteyen Avrupalý þirketler ve ulus-devletler AB’yi, özellikle ABD’ye ve ABD’li uluslararasý þirketlere karþý, ulus-devletlerin yaný sýra varolan “kolektif bir devlet”, bir “þemsiye devlet” olarak güçlendirmek ve kullanmak istemektedirler. AB, üyeleri arasýnda olan büyük emperyalist devletlerin ve bu devletlerde bulunan uluslararasý  þirketlerin, sermaye, bilimsel ve teknolojik birikim bakýmýndan düþük geliþme aþamasýnda olan ülkelerin ekonomilerinin denetim altýna alýnmasý projesidir de. Sözün özü, AB, yalnýzca Avrupa düzeyinde deðil, dünya düzeyinde sermaye birikim süreçlerine müdahalenin ve bu süreçleri örgütlemenin bir aracýdýr. AB, K. Erdem’in de belirttiði gibi, sahip olduklarý sermaye oranlarýna göre etki sahibi olan hisse sahiplerinin kurduklarý anonim bir þirkete benzetilebilir:
AB bir emperyalist organizasyondur. Bu organizasyon, merkezi bir devletten çok, ellerindeki sermaye oranlarýna göre bir araya gelen [devletlerin kurduðu] bir anonim þirkete benzemektedir. Þirketin büyük hisselerini önce Fransa ve Almanya daha sonra da Ýngiltere, Ýtalya, Hollanda ve Belçika gibi emperyalist devletler ellerinde bulundurmaktadýrlar....” (Devrimci Bülten, Sayý 36, sayfa 8).

Kapitalizm, ulus-devlet ve ulus-devlet ötesi

Sermayenin uluslararasýlaþma sürecinin oldukça ileri bir noktaya vardýðý günümüzde, ulus-devlet “ulusal” sermayelerin hala temel politik ve askeri aracýdýr. Küresel kapitalizmin bugünkü geliþme aþamasýnda  ulus-devlet aþýldý, artýk o geçmiþe ait bir olgudur, uluslararasý iliþkilerde ve çözümlemelerde ciddi bir rol oynamamaktadýr vb. savlara karþýn dünyanýn dört bir yanýný ahtapot gibi  sarmýþ küresel kapitalist þirketler baþta olmak üzere, bütün sermaye gruplarý ulus-devletsiz yapamazlar. Bu, kapitalizmin bugün ulaþtýðý geliþme aþamasýnda, artýk giderek daha büyük derecede uluslararasý karakter kazanan sermaye birikim süreçlerinin güvenliðini ve sürekliliðini saðlamak için, baþka sözcüklerle kendi yatýrým ve üretim alanlarýný, kendi pazarlarýný, hammadde ve etki alanlarýný rakip þirketlere ve emperyalist devletlere ve sosyalist devrim tehlikesine karþý savunmak ve geniþletmek için büyük küresel þirketlerin ulus-devlet üstü “özel devletler”, “þirket devletleri” kuramayacaklarý anlamýna gelmez. Kapitalist sýnýfýn politik-askeri olarak örgütlenmesinde “ulus-devlet”in son durak olduðu söylenemez. Baþka politik-askeri örgütlenme biçimleri de kurulabilir.  Bu biçimlerin neler olacaðý, kapitalizmin geliþme düzeyi ve alacaðý olasý yeni biçimlere, iþçi sýnýfýyla kapitalist sýnýf arasýnda hem tekil ulus-devletlerde, hem de küresel ölçekte  yürütülen sýnýf savaþýmýnýn düzeyine, gerek deðiþik ülkelerde kurulu dev küresel þirketler arasýndaki, gerekse büyük emperyalist devletlerin “kendi” þirketleri arasýndaki rekabetin  niteliðine ve alacaðý boyutlara baðlýdýr. Ulus-devletlerle “þirket devletleri” arasýndaki iliþkilerin durumu, ilgili devlet ve temsil ettiði sermaye kesimleriyle ilgili þirketlerin karþýlýklý güç iliþkilerine baðlý olacaktýr. Ekonomik güçleri birçok ulus devletin sahip olduðu güçle karþýlaþtýrma bile kabul etmeyecek denli büyük olan dev þirketler, sermaye boykotu gibi ekonomik yaptýrýmlardan askeri darbeler örgütlemeye kadar varan araçlarla ulus devletlere boyun eðdirme olanaklarýna sahipler. Gelecekte, diðer þeylerin yaný sýra,  kendi silahlý güçleriyle devletlerin iç politik iliþkilerini de düzenleyebilirler.

Dünya düzeyinde sosyal üretim ve bölüþüm iliþkilerinin sürekli olarak yeniden üretilmesi ve düzenlenmesi  için, ulus-devletin yaný sýra, devletlerarasý antlaþmalarla ve kimi uluslararasý örgütlerin üyeliðiyle sýnýrlandýrýlmayan, denetim altýnda tutulmayan politik-askeri örgütlenme biçimlerinin ortaya çýkma olasýlýðý hesap dýþý tutulamaz. Nasýl ki, asýl olarak devlet-içi sermaye birikim sürecinin gereksinimleri ulus-devletin ortaya çýkmasýna neden olduysa,  sermaye birikim süreçlerinin giderek artan derecede uluslararasýlaþmasý da kendine özgü politik ve askeri kimi biçimlerin ortaya çýkmasýna neden olabilir. Genel olarak sýnýf savaþýmý, özel olarak da kapitalist-emperyalist rekabet çerçevesinde özel silahlý güçler kurulabilir, ulus-devlet þiddet kullanma tekelini yitirebilir ya da bu tekeli devlet-dýþý özel silahlý güçlerle paylaþmak zorunda kalabilir; ve örneðin bugün Irak’ta örnekleri görüldüðü gibi, savaþ özelleþtirilebilir.

Dünya egemenliði için savaþýmlarýnda uluslararasý þirketlerin, küçük ölçekli de olsa, kendi özel ordularýný kurmalarý yeni bir olgu deðildir. 1602 yýlýnda kurulan Hollanda kökenli Birleþik Doðu Hindistan Þirketi, yalnýzca ilk  uluslararasý þirket deðil, ayný zamanda kendi silahlý güçlerine sahip olan bir þirketti de. Ayrýca, iþaret edilmelidir ki, hizmet sektörünün bir alt-sektörü olarak da deðerlendirilebilecek “güvenlik sektörü” kapitalizmin, nedenleri ne olursa olsun, belki de en hýzlý geliþtiði alandýr. Artýk “güvenlik þirketleri” kurulmakta ve eskiden devletin polisinin, jandarmasýnýn, istihbarat servislerinin yerine getirdiði iþlevler böylesi þirketlere devredilmektedir. Eskiden “paralý askerler” olarak aþaðýlanan kimi silahlý güçler bugün þirketleþerek “saygýn” güvenlik güçleri durumuna getirilmiþlerdir. Sermayenin güvenliðini artýk yalnýzca kapitalist devletler deðil, hizmetinde olduklarý þirketlerin ve þirket gruplarýnýn büyüklüklerine göre deðiþiklik gösteren/gösterecek olan irili ufaklý özel silahlý güçler  de saðlamaktadýr/saðlayacaktýr. Kendisi özünde özel silahlý insanlardan oluþan devlet, þiddet tekelini böylesi silahlý güçlerle paylaþmak durumundadýr. Burada kimi devlet iþlevlerinin özelleþtirilmesi olgusuna tanýk oluyoruz. Geçerken deðinmek gerekirse, “güvenlik sektörü”, sermayenin güvenliðini saðlamanýn yaný sýra küçümsenmeyecek bir istihdam olanaðý da saðlamaktadýr. Özellikle geliþmiþ kapitalist ülkelerde iþsizlik sorununun hafifletilmesinde bu sektör önemli bir iþlev görmektedir.

AB’nin Geleceði

Tarihsel olarak, AB’nin geleceði yoktur. Kapitalist sistem içinde ulus-devletler olarak örgütlenmiþ ve parçalanmýþ olma durumunun aþýlmasý ve burjuva demokratik bir geliþme sürecinin ürünü olarak bir Avrupa Birleþik Devletlerinin ortaya çýkmasý olanaklý deðildir. Ýnsan istenci dýþýnda iþleyen kapitalizmin yasalarý bunun temel engelidir. Býrakalým farklý uluslarýn yaþadýðý birleþik ve tek bir kapitalist Avrupa devletinin kurulmasýný, Avrupa ölçeðinde kapitalist bir federe devletin kurulma, kurulduðu varsayýlsa bile, yaþama olanaðý yoktur. Bunun nedenleri kapitalizmin yapýsýnda, onun iç çeliþkilerinde aranmalýdýr. Ulus-devletten federe devlete geçiþ süreci olarak da görülebilecek olan yaþanan Avrupa entegrasyon süreci, iþçi sýnýfýnýn kapitalizme karþý sosyalist savaþýmý, ulus-devlet gibi bir araca sahip olan ve sýnýfsal çýkarlarýnýn gerçekleþtirilmesinde onu kullanan ve kullanma olanaðýný yitirmek istemeyen Avrupalý farklý uluslardan kapitalist sýnýflar arasýndaki savaþým ve küresel emperyalist rekabet ve savaþ dahil her türlü yeniden paylaþým biçimleri gibi nedenlerle varmasý düþünülen yere varamadan kesintiye uðrayacaktýr. Kapitalizmin devlet-içi, bölgesel , kýtasal ve küresel ekonomik ve politik krizleriyle savaþýmda “ulusal” kapitalist burjuvalar kapitalist ulus-devlet gibi vazgeçilemez bir aracý kullanma olanaðýndan vazgeçmeyecekleri gibi, isteseler de kapitalist devlet-çoðulculuðunu aþamayacaklardýr.

Ulus-devlet sýnýrlarýnýn ortadan kalktýðý kapitalist bir Avrupa’nýn hiçbir zaman kurulamayacaðýný iddialý bir biçimde savunurken, þu ya da bu arzudan deðil, eþit olmayan ekonomik ve politik geliþme yasasý da dahil, kapitalizmin yasalarýndan hareket ediliyor. Bilindiði gibi, kapitalizmin geliþmesiyle kapitalist ulus-devletin kurulmasý arasýnda dolaysýz bir bað vardýr. Bunlar birbirlerini karþýlýklý olarak etkileyip koþullandýrmaktadýrlar; ama basit meta üretiminin kapitalist meta üretimi düzeyine vardýðý ve bunun da kendi geliþmesine uygun düþen, geliþmesini kolaylaþtýran, varolmasýnýn koþullarýný saðlayan, koruyan ve geliþtiren politik bir biçimin ortaya çýkmasýna neden olduðu bilinmektedir. Ulus-devlet kapitalist geliþmenin bir ürünü, kapitalist sistemin ayrýlmaz bir unsuru, bir yapý taþýdýr. Ulus-devlet, hem içteki kapitalizm karþýtý sosyal sýnýf ve katmanlara, hem de diðer kapitalist devletlere ve onlarýn temsil ettikleri sermayeye karþý “ulusal” sermayeyi temsil eder. “Korumacýlýk” politikasýnýn uygulanabilmesi için ulus-devlet vazgeçilmez bir silahtýr. Bu silahýn yitirilmesi, ilgili devletin ekonomik yaþamýnýn, özel olarak da devlet-içi sermaye birikim sürecinin, dünya ölçeðinde kapitalist rekabete, en azýndan kurumsal engellerin aþýlmasý anlamýnda,  tamamen açýlmasý demektir. Uluslararasý  bir oyuncu olarak “ulus-devlet”in önemini yitirdiði gibi tezlere karþýn, ulus-devlet son derece önemli, hatta çoðu kez belirleyici politik oyuncu olma rolünü sürdürüyor. Ulusal pazar, ulus ve ulusal devlet arasýnda varolan kopmaz iliþki nedeniyle de,  kapitalizmin bugün ulaþtýðý uluslararasý geniþleme ve derinleþme derecesine karþýn,  kapitalist Avrupa Birleþik Devletlerinin oluþmasý olanaksýzdýr. Kapitalist sistem içinde tekil “ulusal” kapitalistler, genel kapitalist çýkarlarýn aleyhine olarak, kendi dar “ulusal” çýkarlarýný öncelik vereceklerdir. Böylesi bir saptama, kimi kapitalist devletlerin birleþerek tek bir devlet oluþturmalarýnýn olanaklý olmadýðý olarak anlaþýlamaz. Öylesi koþullar olabilir ki, örneðin, kimi kapitalist devletler federasyon ya da  konfederasyon olarak örgütlenebilirler; ama bu, kapitalist bir Avrupa Birleþik Devletlerinden farklý bir þey olacaktýr.  

Ulus-devlet, bir tarihsel kesitte üretici güçlerin geliþimini saðlayan bir iþlev görmüþken, tarihsel olarak ve birçok ileri düzeyde geliþmiþ kapitalist ülkede pratik olarak da bu iþlevini  yitirmiþ ve yalnýzca ulusal düzeyde deðil, dünya düzeyinde de  üretici güçlerin geliþmesini engelleyen, dolayýsýyla emek-üretkenliði derecesinin yükselmesini frenleyen bir örgüt durumuna gelmiþtir. Üretici güçlerin görece hýzlý olarak geliþmesinin etkeni olma özelliðini uzun zamandýr yitirmiþ olan ulus-devlet, ulus-devlet çerçevesini aþmýþ olan üretici güçlerle devlet sýnýrlarý arasýndaki çeliþkilerin de bir simgesidir. AB, genel olarak üretici güçlerin geliþiminin, özel olarak emek üretkenliði düzeyinin yükselmesinin önünde engel durumuna gelmiþ olan ulus-devletin yerine kýtasal ölçekte politik bir organizma  koyma giriþimidir. Ýster bugünkü biçimiyle bir AB olsun, isterse gerçekleþmesi olanaksýz olan bir kapitalist Avrupa federasyonu olsun, ulus-devletle karþýlaþtýrma içinde her ikisi de kapitalizmin daha ileri bir aþamasýný temsil etseler de, ancak üretici güçleri daha geniþ bir politik korse içine sýkýþtýrmanýn politik biçimleri olarak düþünülebilirler.  AB, üretici güçlerin küresel ölçekte geliþmesini ve kapitalizmin geniþlemesine büyümesini sýnýrlayýcý ve yavaþlatýcý bir oluþumdur da. “AB iç pazarýný” rakip emperyalist þirketlere karþý korumaya yönelik olmasý bakýmýndan da tutucudur. Burada anýmsamakta yarar vardýr ki, AB üyesi devletlerin dýþ ticaretlerinin yaklaþýk dörtte üçü üye devletler arasýnda gerçekleþmektedir. Bu bakýmdan AB, “kýtasal korumacýlýk” uygulayan bir kapitalist organizmadýr da.

Genel olarak kapitalizmin aþýlmasý gerektiði gibi, özel olarak ulus-devletin de aþýlmasý gerekiyor; ama kapitalizm koþullarýnda, hele barýþçýl olarak, aþýlmasý olanaðý yoktur. Ulus-devlet, kural olarak, devrimci biçimde aþýlabilir. Kapitalist temellerde birleþtirilmiþ bir Avrupa’nýn, kapitalist bir Birleþik Avrupa Devletleri’nin devletlerarasý antlaþmalarla “barýþçýl” yollarla kurulacaðýný düþünmek, gerici bir burjuva ütopyadýr. Teorik olarak kabul edilebilir ki, emperyalist rakipleri üstünde kesin bir küresel üstünlük de saðlayan herhangi bir büyük kapitalist-emperyalist devlet, Avrupa’nýn ekonomik ve politik entegrasyonunu zor yoluyla saðlayabilir ve kýtasal ölçekte, kýsa veya görece uzun ömürlü olabilecek, tek bir devlet kurulabilir. Ancak, böylesi bir devlet Birleþik Avrupa Devletleri olmayacaktýr. Politik entegrasyon süreci, sosyalist devrim, genel bir savaþa dek varabilecek kapitalist-emperyalist rekabet gibi nedenlerle, ulus-devletler arasý antlaþmalarla, federatif de olsa,  tek bir Avrupa devletinin kurulmasý aþamasýna varmayacaktýr.

Ayrýca sorun yalnýzca ekonomik ve politik entegrasyon sorunu da deðildir, kültürel entegrasyon sorunudur da. Ulus-devlet tarafýndan þu ya da bu ölçüde sýnýrlanmayan, bir baþka deyiþle devlet sýnýrlarýnýn ortadan kalktýðý ortak bir ekonomik ve politik birliðin oluþmasý için yalnýzca altyapý düzeyinde ve  politik ve hukuksal alanlarý kapsayan politik üstyapý düzeyinde deðil, kültürel düzeyde de entegrasyon gerekmektedir ki, bu ekonomik ve politik alanda alýnacak kararlarla gerçekleþecek bir þey deðildir. Nüfussuz/halksýz bir devlet olamayacaðýna göre, yalnýzca kapitalist þirketlerin ve devlet bürokrasilerinin politik istençlerinin belirleyici bir etmen olacaðý bir süreç olamaz böylesi bir entegrasyon süreci. Halklarýn birbirlerine yakýnlaþmalarý ve kaynaþmalarý söz konusu olduðunda kültür büyük bir rol oynar. Kültürel alandaki deðiþim, ekonomik ve politik alanlardaki deðiþimden çok daha karmaþýk olduðu gibi, çok daha uzun bir geliþme sürecini gerektirir.

Geçerken not etmekte yarar vardýr ki, bugünkü AB içinden daha küçük bir AB, “AB içinde AB” ortaya çýkabilir. Nice Antlaþmasý’nýn içerdiði gibi, iç pazarýn iþlemesine zarar vermediði sürece, en az sekiz üye devletten oluþmak koþuluyla, devlet gruplarýnýn belli alanlarda varolan iþbirliðinden daha ileri gitmeleri olarak anlaþýlan ”güçlendirilmiþ iþbirliði” böylesi bir “küçük AB’nin” nüvesi olabilir.

Dünya Sosyalist Sisteminin Bir Parçasý Olarak “Avrupa Sosyalist Cumhuriyetler Birliði”

Karakteri gereði büyük sermayenin, özellikle de büyük uluslararasý kapitalist þirketlerin egemen ekonomik güç olduklarý ve onlarýn çýkarlarýný temsil eden kapitalist devletlerin “birliði” olan ve kapitalist geliþme sürecinde son derece ileri bir aþamayý temsil eden AB, ayný zamanda Avrupa çapýnda birleþik bir komünist ve iþçi hareketinin, enternasyonalci sosyalist savaþýmýn geliþmesi için kimi nesnel ve öznel koþullarýn da oluþmasý demektir. Komünistlerin ve genel olarak kapitalizm karþýtlarýnýn istençleri dýþýnda ortaya çýkan bu durumdan komünist devrimci savaþým için yararlanmak ve sosyalist devrimi kýtasal düzeyde de örgütlemeye çalýþmak komünistlerin görevleri arasýndadýr. Avrupa kapitalizmin boyunduruðundan kurtarýlmalýdýr. Bu da, dünya sosyalist devriminin bir bileþeni olarak, ancak belli baþlý kapitalist-emperyalist devletlerde ya da kýtasal ölçekte gerçekleþecek sosyalist devrimler aracýlýðýyla olanaklýdýr.

Dünya sosyalist sisteminin bir parçasý olan sosyalist Avrupa Birliði’nden  yana olan komünistler olarak, yalnýzca ilkesel karþý çýkýþla ve sosyalist karþý propagandayla yetinemeyeceðimiz bir tarihsel sürece tanýk oluyoruz. Bu sürecin içindeyiz. Sermayenin “Avrupa Birliðini” yýkarak yerine emeðin “Avrupa Birliðini” kurmak istiyorsak eðer, varolan durumdan hareket etmek zorundayýz. Kapitalist geliþme bizi böylesi bir durumla karþý karþýya býraktý. Yapýlmasý gereken varolan durumun teorik çözümlemesini yaparak gerekli olan ideolojik-teorik, politik ve örgütsel sonuçlarý çýkarmak ve ona göre davranmaktýr. Teorimiz verili durumu yansýtmalý ve ayný zamanda bu durumun nasýl deðiþtirilebileceðini ortaya koymalýdýr.  Nesnel gerçeklik teoriye uygun düþecek biçimde kurgulanmaya çalýþýlmamalý; tam tersine  teorimiz nesnel gerçekliði yansýtmalýdýr.

Sorun, komünistlerin ve sýnýf bilinçli proletaryanýn kapitalist geliþme sürecinin bu son derece özel aþamasýnda hesaba katýlýr, etkin örgütlü özneler olup olamayacaklarýdýr. Farklý etnik kökenlerden iþçiler arasýnda var olan ya da ortaya çýkacak iþ rekabeti , etnik anlaþmazlýklar vb. kimi etmenlere karþýn, birçok etnik kökenden on milyonlarca iþçinin, komünist partileri de dahil, ortak sýnýf örgütlerinde birleþmeleri ve kapitalist sisteme karþý ortak savaþým yürütmeleri için varolan durumdan en  büyük ölçüde yararlanýlmalýdýr.

Kapitalist Avrupa Birliði’nin geleceði yoktur; ama sosyalist Avrupa gelecektir.

Devrimci Bülten Sayý 39 Devamý...


(2) Lenin’in  23 Aðustos 1915’de yazdýðý “Avrupa Birleþik Devletleri Sloganý” üzerine yazý, sorunun ele alýnmasýnda genel bir çerçeve sunmaktadýr. Lenin’in yazýsýný yazdýðý dünya koþullarýndan oldukça farklý koþullarda yaþýyoruz. Örneðin, sermaye birikim sürecinin uluslararasýlaþmasýnýn ve “ulusal” ekonomiler arasýndaki iliþkilerin bugünkü düzeyi, Lenin’in  yazýsýný yazdýðý dönemle karþýlaþtýrma kabul etmeyecek denli farklýdýr. Bu nokta bir baþka yazýnýn konusu olabilir.
Troçki de,  1923 yýlýnda Ruhr krizi sýrasýnda yazdýðý ve 30 Haziran 1923’te Pravda’da basýlan “ ‘Avrupa Birleþik Devletleri’ Ýçin Uygun Zaman Mý?” baþlýklý yazýsýnda ayný konuyu ele almaktadýr.
(3) AB’nin tarihi “Soðuk Savaþ”tan önce ve “Soðuk Savaþ”tan sonra diye ikiye ayrýlabilir. Bu yazýda AB’nin tarihsel geliþimi ele alýnmayacaktýr. Burada AB’nin kuruluþu ve geliþimiyle Ýkinci Dünya Savaþýnýn nedenleri ve sonuçlarý arasýnda yakýn bir iliþki olduðuna iþaret etmekle yetiniyorum. Bu konuda görece ayrýntýlý bilgi için Devrimci Bülten’in çeþitli sayýlarýnda yayýnlanan yazýlara, özellikle 36. Sayýda yayýnlanan K. Erdem imzalý “AB ve Türkiye Ýliþkilerinin Geleceði Üzerine” baþlýklý yazýya baþvurulabilir.
(4) Yukarýda sözü edilen yazýda AB’nin içinde bulunduðu durum ve geleceði, AB-Türkiye iliþkileri , AB-ABD iliþkileri gibi konular görece ayrýntýlý olarak ele alýndý.


|
_ _