 |
 AB VE TÜRKÝYE ÝLÝÞKÝLERÝNÝN GELECEÐÝ ÜZERÝNE (I)
K.ERDEM
I-Giriþ
2004 yýlýnýn Aralýk ayý yaklaþtýkça,Türkiye’nin AB’ye üyelik sorunu da gerek iç politikada gerekse de uluslararasý politikada gündemin ilk sýralarýna oturmaktadýr. Bu durum da kendiliðinden anlaþýlýr ki çok doðal bir durumdur.Hiçbir ülkenin AB’ye üyelik sorunu,Türkiye’nin üyelik sorunu gibi ortalýðý birbirine katmamýþtýr.Bunun nedenlerini aþaðýda kýsaca ele alacaðýz ama hemen belirtelim ki,Türkiye sorunu þu anda dünya politikasýnýn en kritik sorunudur ve bu sorundaki tutumun etkileri ve sonuçlarý dünya politikasýnda uzun yýllar hissedilecektir. Tarihte Türkiye’nin þu andaki kritik durumuna benzer durumlar azdýr.Bu tür durumlar tarihte az olmasýna karþýn,sonuçlarý gerçekten büyük olmuþtur. Bugün Türkiye sorunu tek bir ülkeyi ilgilendiren bir sorun olmaktan çýkarak bir bölgesel ve uluslararasý sorun haline gelmiþtir.Bunun nedeni,bizzat sermayenin uluslararasý karakterinden kaynaklanmaktadýr.Sermayenin enternasyonal karakteri, uluslararasý iliþkiler içerisindeki bir halkayý,bütün ile iliþkiye sokarak,bütünün tüm iliþkileri içerisine taþýmaktadýr. Giderek emperyalistler arasýnda kýzýþan paylaþým ve nüfuz mücadelesi (bir o kadar da göründüðünden daha karmaþýktýr),öyle bir noktaya doðru ilerlemektedir ki, dünya politikasýnda Türkiye’yi çok hassas bir konuma sokmuþ durumdadýr.Türkiye emperyalist paylaþým savaþýmýnda ve bu paylaþýmýn taraflarý arasýndaki dolaylý iliþkilerin ve tutumlarýn gerçek doðasýnýn ortaya çýkmasýnda bir gösterge olmaktadýr. Bu yýlki AB’nin Aralýk ayý zirvesinde,AB’nin Türkiye’ye karþý tutumu hem Türk iç siyasetinde bir kýrýlma noktasý hem de uluslararasý politikada bir kýrýlma noktasý oluþturacaktýr.AB’nin Türkiye’ye politik yaklaþýmýnýn karakteri ve niteliði,emperyalist politikada çok ilginç geliþmelere neden olacak ve kýsa ve orta dönemli olarak,dünya politikasýna çok ilginç “aktörlerin” hýzlý bir þekilde girmesine neden olacaktýr. AB’nin Türkiye politikasý genel olarak iþçi sýnýfýný özel olarak da Türkiye komünist hareketini yakýndan ilgilendirmektedir.Çeþitli durumlara göre,onun geliþimine,ulusal ve uluslararasý politikaya giriþin temposuna yani hýzlandýrýcý ve yavaþlatýcý bir etki yapacaktýr. Þimdi bunlarýn ne anlama geldiklerini,AB-Türkiye iliþkilerinin gerçek karakterini,konuyu kýsaca açarak anlamaya çalýþalým.
II-AB Nedir ve Nereye Gidiyor?
Çok ilginç bir durum sözkonusudur.Geleceði belli olmayan ve bazý insanlar için þimdiden bitmiþ olan (kendim de bu sonuncular arasýndayým ancak çok daha baþka gerekçeler ile) bir emperyalist ekonomik ve politik organizasyon üzerinde bazý planlar yapýlýyor. Emperyalist bir Avrupa Birleþik Devletleri’nin oluþumu neden daha þimdiden çýkmaza girmiþ durumdadýr? Bu sorunun yanýtlanmasý,AB sorununun özünün anlaþýlmasý için gereklidir. Çünkü herþeyden önce “parçasý” olunmak istenen daha doðrusu sömürgesi olunmak istenen bir emperyalist organizasyonun nereye doðru gittiði anlaþýlmalýdýr.Sorunun bu yönü çok az bir kiþi tarafýndan tartýþýlmakta,”ruhunu” AB emperyalizmine ve onun Türkiye’deki iþbirlikçilerine satanlar ise bu soruyu,kendilerine hiçbir zaman sormamaktadýrlar.(Dipnot 1) Avrupa Birliði’nin tarihsel bir çöküþe gitmesinin altýnda (ki böyle bir iflas emperyalizmin dünya bunalýmýna yol açarak,dünya genelinde devrimci durumlarýn da temelini yaratmýþ olacaktýr) sermayenin uluslararasýlaþmasýnýn geliþmesi ve derinleþmesi yatmaktadýr.Bu noktada soruna hem bir tarihsel yaklaþým hem de bir mantýksal yaklaþým þarttýr.Önce þöyle bir soyutlamada bulunuyoruz:Tarihsel bir kategori olarak burjuva demokrasisi tarihsel bir düþüþ eðrisine girmiþ yani artýk aþýlmaya doðru gitmektedir.Eðer baþka bir þekilde ifade edersek:Uluslararasý emperyalizmin burjuva-demokratik biçimi ile onun maddi ekonomik içeriði arasýnda bir çeliþki oluþmuþtur. Emperyalizmin burjuva demokrasisini önce krize daha sonra da aþýlmaya götürecek olan nedenler,emperyalist dünya ekonomisi içerisinde yaþanan deðiþikliklerdir.(Dipnot 2) Bu deðiþiklik bir benzerini,emperyalizmin ilk döneminde,1870-1945 arasý “ulusal” tekelin geliþimi biçiminde yapmýþtý.Þimdi ise bunu kendi özgül geliþimi içerisinde uluslararasý tekelin geliþimi biçiminde yapmaktadýr.Genele özgü ortak noktalar olmasýna karþýn,biçime özgü ayrým noktalarý da her iki tarihsel geliþimin özgüllüðünü oluþturmaktadýr. Genel olarak emperyalist sistemin politik evrimini ve bu evrimin olasý geliþim biçimlerini genel hatlarýyla öngörmek mümkündür.Dünya komünist hareketinin tarihsel bilgi birikimi bunu olanaklý kýlmaktadýr. Ýnsanoðlunun bugüne kadar olan zihinsel faaliyeti içerisinde geleceði görme ve önceden bazý þeyleri tahmin ederek kendisini bazý felaketlerden kurtarma eðilimi herzaman varolmuþtur.Böyle bir düþünsel eðilimin altýnda ise insan düþüncesinin genel yapýsý yatmaktadýr.Çünkü canlý organizmalar içerisinde tek insanoðlunun beyni kavram oluþturma süreçlerini yaratabilmektedir.Bu durum insanoðluna her zaman bir genelleme yapma içgüdüsüne ve zihinsel alýþkanlýðýna (ki bu da insanoðlunun doðaya karþý mücadelesi çerçevesinde tarihsel olarak oluþmuþtur) neden olmuþtur.(Dipnot 3) Ýnsanýn düþüncesini kullanmasý ile bu düþüncenin mantýk yapýsýnýn açýklanmasýnýn bir bilimin (felsefe) amacý haline gelmesi ayrý þeylerdir.Zamanla insanoðlu farkýndan olmadan kullandýðý düþüncenin genel iþleyiþini çözümleyerek ve düþünceyi daha etkin bir þekilde kavrayarak,insanoðlunun nereye doðru gittiðini ya da maddi yaþamýnda daha etkin olmasýný saðlamaya çalýþtý.Bu çabalar felsefe biliminin oluþmasýna ve geliþmesine neden oldu.Ama düþüncenin mantýk yapýsýný,yaklaþýk olarak,belirli bir sistem halinde birleþtiren ve ortaya çýkaran Hegel olmuþtur.Ancak bu sistem Marx ve Engels’in elinde tam bir geliþimine ulaþarak “yarý yolda” kalmaktan kurtulmuþtur. Ýnsan düþüncesinin soyutlama özelliðini tarih alanýnda en mükemmel Marx ile Engels kullanmýþlardýr.Kapitalizmden sonra komünizmin kaçýnýlmazlýðýný,bunun için ise proletarya diktatörlüðünün kaçýnýlmazlýðýný,insan düþüncesinin bu genelleþtirme özelliðine dayanarak öngörebilmiþlerdir.Tarihte daha ortaya çýkmamýþ ve yaþanmamýþ olan bir süreç (komünizm),daha þimdiden Marksizmin temel bir öðesi olmuþtur.Ýþte bu insan düþüncesinin soyutlama özelliðinden kaynaklanmaktadýr. Marksizmin geleceði öngörme noktasýnda genel bir sorunu yoktur.Komünizm tartýþýlmaz bir þekilde teoride ortaya konulmuþ ve çözümlenmiþtir.Ama Marksizmin bu genele gidiþin özel biçimlerini göstermede (uluslararasý emperyalizmden komünizme geçiþin somut biçimlerini göstermede ve yine ayný þekilde uluslararasý emperyalizmin kendi tarihsel geliþimi içerisinde nasýl bir evrim geçirebileceðinin olasý biçimlerinin gösterilmesinde) sorunlarý vardýr. Ýþin ilginç tarafý,insanoðlunun önündeki daha kýsa bir zaman dilimini anlamasý için gerekli zihinsel faaliyetin düzeyinin,daha uzun bir zaman dilimini anlamasýndan çok daha fazla olmasýdýr.Eðilimin sadece genel yönünü gören ama bunu,tümden gelim yoluyla daha kýsa ve hatta mevcut zaman sürecinin analizine baðlamayan düþünce sistemleri “kaba indirgemecilik”ten kurtulamazlar. Þimdi de AB’nin neden bir politik iflasa sürüklendiðini ve bunun altýndaki tarihsel nedenlerin ne olduðunu görelim.Ama önce þu soruyu yanýtlamak gerekir: Avrupa Birliði nedir? AB bir emperyalist organizasyondur.Bu organizasyon,merkezi bir devletten çok,ellerindeki sermaye oranlarýna göre bir araya gelen bir anonim þirkete benzemektedir.Þirketin büyük hisselerini önce Fransa ve Almanya daha sonra da Ýngiltere,Ýtalya,Hollanda ve Belçika gibi emperyalist devletler ellerinde bulundurmaktadýrlar.Bunlarýn yanýnda bir de iþbirlikçileri aracýlýðýyla bu emperyalist devletlerin modern sömürgesi durumunda olan ülkeler vardýr.Ama birincilerin de kendi aralarýnda eþitsizliklere sahip olduklarýný da belirtmek gerekir. AB’ye üye olan ve üye olmak isteyen ülkeler eðer emperyalist bir ekonomiye ve bundan kaynaklanan bir politik ve askeri yapýya sahip deðillerse,kaçýnýlmaz olarak AB içerisindeki emperyalist devletlerin egemenliði altýna girmek zorundadýrlar. AB’ye girmek ile bu emperyalist devletlere olan baðýmlýlýðý kurumsallaþtýrmak (ideolojik,politik,ekonomik ve kültürel) eþzamanlý olmaktýr.Ýþin özü kýsaca budur. Ama iþleri karmaþýklaþtýran,AB’nin ABD ile olan ittifaký ve Transatlantik emperyalist ittifakýnýn dýþýndaki emperyalist güçlerin (Rusya,Çin Japonya) varlýðýdýr. Bugün ABD ile AB arasýndaki iliþkilerde ortaya çýkan çeliþkiler,aslýnda ABD’den deðil AB’den kaynaklanmaktadýr.Tepkinin ABD’nin saldýrgan politikalarý biçiminde ortaya çýkmasýnýn altýnda,AB’nin ABD’nin dýþýndaki baþka emperyalist ve bölgesel güçler ile kurduðu karmaþýk iliþkiler yatmaktadýr.ABD,AB’nin kendi içerisinde uzun dönemli olarak nasýl bir politika çýkaracaðýný öngörememekte ve ortaya çýkan politik belirsizliðin gidiþatýný ve Atlantik emperyalist ittifakýnýn geleceðini aktif bir politika uygulayarak kurtarmak istemektedir. Eðer AB,ABD gibi merkezi bir yapýya sahip olsaydý,ABD AB ile uluslararasý emperyalist iliþkileri eþit bir þekilde paylaþmayý kabul edebilirdi.Bugün AB’nin güvenliðinin önemli bir bölümü hala daha ABD ve NATO tarafýndan gerçekleþtirilmektedir.Avrupa kendi baþýna býrakýlmayacak kadar kendi içerisinde büyük çeliþkiler barýndýrmaktadýr.Çünkü güçlü emperyalist ülkelerden oluþmaktadýr ve AB’nin mevcut durumu bu güçlü emperyalist ülkeleri soðuramamaktadýr.Yani AB içerisindeki emperyalist devletler ile AB’nin çerçevesi arasýnda bir çeliþki mevcuttur. 19.yüzyýlda ABD,güçsüz olduðu ya da güçsüz devletlerden oluþtuðu için birliðini gerçekleþtirebildi.Ama bugün Avrupa,güçlü emperyalist devletlerden oluþtuðu için birleþememektedir.Ama bunun baþka nedenleri yine vardýr ve bunlarý biraz aþaðýda ele alacaðýz. Avrupa’nýn entegrasyonu sorunu,II.Dünya savaþýndan sonra,emperyalist-kapitalist kamp içerisinde giderek yoðun bir þekilde tartýþýlmaya baþlandý.Savaþ sonrasý emperyalist Avrupa’nýn istikrarý ve restorasyonu dev miktarlarda sermaye gerektiriyordu.Hiçbir ülke tek baþýna bunu gerçekleþtirebilecek kapasiteye sahip deðildi.ABD’nin mali yardýmý ve desteklemesiyle birlikte,Batý-Avrupa emperyalistleri giderek kendi aralarýnda birleþmeye baþladýlar.ABD,emperyalist-kapitalist kampýn güçlenmesine yardým eden böyle bir birleþmeye destek verdi. 1945-1989 arasý dönemde,Avrupa emperyalistleri arasýndaki çeliþkiler,Sovyet kampý karþýsýnda geri plana itilmiþti.Ayný þekilde bu durum çeþitli Avrupa emperyalistleri (Almanya,Fransa,Ýtalya) ile ABD arasýndaki çeliþkiler için de aynýydý.Özellikle Fransa’nýn ABD ile olan çeliþkileri hiçbir zaman emperyalist-kapitalist kampýn yapýsýnda büyük çatlaklar açýlmasýna kadar gitmedi.”Soðuk savaþ” döneminde Atlantik emperyalist ittifakýnýn etrafýnda birleþtiði ortak hedefler aynýydý:Emperyalist-kapitalist kampýn,Sovyet sosyal emperyalizmi karþýsýnda ya da baþka tehditler karþýsýnda güvenliðinin saðlanmasý ve karþý kampýn yenilgiye uðratýlmasý.Bu noktada Transatlantik emperyalist ittifakýnýn kendi içerisindeki iliþkiler þu þekilde oluþmuþtu:
• ABD,Almanya ve Japonya’yý faþist ve komünist hareketlerin tehditinden kurtararak,onlarý burjuva-demokratik biçimde,emperyalist-kapitalist sistemin baðrýna doðru çekerek,emperyalist-kapitalist kamp içerisinde hegemonyasýný saðlamlaþtýrdý. • Almanya,Doðu-Almanya tehditi karþýsýnda,Fransa ile sýký bir ittifak iliþkisi geliþtirdi.Ama ABD ile de sýký ittifakýný hep korudu.Avrupa’nýn Avrupa Ekonomik Topluluðu (AET) biçiminde geliþen entegrasyonunun da önderliðini Fransa’nýn liderliðine býraktý.Çünkü onun böyle bir oluþumun önderliðini yapmasý,hem Fransa’yý ürkütebilirdi hem de Alman faþizminin yayýlmacýlýðýný çaðrýþtýrabilirdi.Almanya Sovyet tehditi karþýsýnda da genel olarak emperyalist-kapitalist kampýn önderliðini (örneðin NATO içerisinde) ABD’ye býraktý.Ama Almanya bunlarý yaparken kendi ekonomik gücüne orantýlý olmayan bir politikayý benimsiyordu. • Ýngiltere ise ABD ile tamamen bir “kader birliði” yapmýþtý. • Fransa,emperyalist-kapitalist kamp içerisinde yeralmasýna karþýn,ABD’nin Avrupa üzerinde hegemonyasýný geliþtirmesine karþýydý.Sovyet tehditi karþýsýnda,NATO’nun yanýnda yeralacaðý kapýsýný açýk býrakýrken,ABD’nin aþýrý hareketleri karþýsýnda, Sovyetlere taktik yaklaþma kapýsýný da açýk býrakýyordu.Yani Fransa’nýn aslýnda ABD ile stratejik bir iþbirliði yoktu.ABD ile olan iþbirliði daha çok taktik bir nitelikteydi.Ama Fransa Almanya ile stratejik bir iþbirliði arýyordu ve oluþturmaya çalýþýyordu.Fransýz emperyalizminin amacý,Avrupa Birleþik Devletleri aracýlýðýyla Fransýz emperyalizminin çýkarlarýný geliþtirmekti.Bu politikaya ise ABD ile stratejik iþbirliðinden çýkarý olmayan ya da az çýkarý olan tekelci gruplarý çekmek istiyordu. Örneðin Almanya’da,Ýtalya’da,Hollanda’da,Belçika’da sosyal-demokratlarý bu politikaya çekmek istiyordu ki,bunda da belirli bir baþarý da kazandý. Aþaðý-yukarý 1989’a ve 1990’lý yýllarýn baþýna kadar durum buydu. Ama Sovyet blokunun çökmesi,Avrupa emperyalistlerinin stratejik yönelimlerinde deðiþikliðe yolaçtý.Artýk etrafýnda birleþmiþ olduklarý ortak hedefler yokolarak yeni koþullara göre herkesin yeni stratejik hedefleri oluþmaya baþladý.Kýsaca: • Almanya,Avrupa’nýn politik ve ekonomik entegrasyonunda insiyatifi artýk Fransa’ya býrakma taraftarý deðildir. • Almanya ekonomik gücüne orantýlý olarak BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik statüsü ve ABD ile dünya politikasýnda eþit bir statü talep etmektedir. • Fransa,AB’nin geliþtirilmesine hýz vermek istemekte ama bu geliþmede artýk Almanya’yý kontrol edememekte,ki planlarýnda bu durum yoktur.AB’nin liderliðini Almanya’ya býrakma taraftarý deðildir. • Ýngiltere,ABD ile stratejik iþbirliðini tehlikeye düþürebilecek bir AB yapýlanmasýna her zaman karþýdýr.Böyle bir politikaya onay vermemektedir.
AET oluþurken,böyle bir ekonomik organizasyonun gelecekte nasýl bir biçim alacaðý,hangi politik eðilimler tarafýndan hangi politik hedefler doðrultusunda kullanýlacaðý pek bilinmiyordu.Örneðin Fransýz emperyalizmi,böyle bir organizasyonun geliþimini sürekli olarak Avrupa Birleþik Devletleri’nin oluþturulmasý yönünde bir çekirdek olarak düþünürken,ABD Atlantik emperyalist ittifakýnýn ekonomik temelinin geniþleyerek,politik istikrarýnýn saðlanacaðýný düþünüyordu.Yine Ýngiliz emperyalizmi giderek geliþen ve geniþleyen bir pazarýn dýþýnda kalmak istemiyordu ve bu pazarýn nimetlerinden de yararlanmak istiyordu. Ýkinci Dünya Savaþý’ndan sonra oluþan Transatlantik emperyalist ittifaký,burjuva demokrasisi ilkeleri üzerine oturmuþtu.Ýttifakýn tarihsel çerçevesinin sýnýrlarý bu burjuva-demokratik biçim tarafýndan çizilmiþti.Ýttifak soldan komünizme ve devrimci hareketlere karþý,saðdan ise faþizme karþý mücadele temelinde yükselmiþti.O günden bugüne bu burjuva-demokratik biçim ve bu biçimin içerisindeki güç iliþkileri hep korundu.ABD,Batý-Avrupa’nýn entegrasyonunu savunurken,bu entegrasyonun ABD karþýtý bir biçime büründürme çabalarýný ya da tehlikelerini hep göz önünde bulunduruyordu.Bu tür eðilimleri ise dizginlemeye çalýþýyordu.AB içerisinde ABD ile stratejik iþbirliðinin devamýndan yana olan bir tekelci sermaye varken;bir de ABD’nin Avrupa’nýn tek kaçýnýlmaz stratejik ortaðý olmadýðýný,bunun dýþýnda baþka seçeneklerin de varolduðunu,ABD’nin nüfuzunun göreceli daraltýlmasýný isteyen bir tekelci grup da vardýr.AB’nin bu iki politikadan hangisini belirleyeceði,ABD stratejisi ve emperyalist çýkarlarý açýsýndan çok önemlidir.Henry Kissinger AB’nin baðrýndaki bu iki politik eðilimi ve ABD’nin Avrupa’nýn entegrasyonuna yaklaþýmýný þöyle belirtmektedir: “Soðuk savaþ döneminde,Avrupa’nýn entegrasyonunu,Atlantik ittifakýný güçlendiren bir araç olarak savunuyorduk ki,bugün savunucularýn önemli bir bölümü ABD’ye karþý bir güç yapmak istiyor.”(1)(abç)
Kissinger’in sözünü ettiði bu “bir bölüm” kimdir? Hangi sýnýf ve katmanlarý kucaklamaktadýr?Bu noktanýn açýklanmasý büyük bir önem arzetmektedir. Avrupa emperyalistleri içerisinde bu “bir bölüm” ülkeden ülkeye deðiþiklik göstermektedir.Bunlarýn somut belirlenimlerini yapmadan önce çok daha üst bir boyutta soyutlama yapmak gerekmektedir. Uluslararasý tekel kendi tarihsel geliþimi içerisinde üç temel katmandan oluþmaktadýr.Bu katmanlarýn örgütlenme biçimleri ve sermaye bileþenleri de farklýlýk göstermektedir.Bu katmanlar küçük,orta ve büyük diyebileceðimiz biçimlerden oluþmaktadýrlar ve neden olduklarý ideolojik ve politik eðilimlerde de biçimsel farklýlýða yolaçmaktadýrlar.Uluslararasý tekelci burjuvazinin küçük katmanýnýn ideolojik-politik sözcülüðünü Sosyal-demokratlar; orta katmanýnkisini Muhafazakar denilen eðilimler; büyük katmanýn temsilciliðini ise milliyetçi-faþist eðilimler oluþturmaktadýr. Uluslararasý tekelin geliþiminin bir tarihsel yönü vardýr.Bu yön küçük katmandan büyük katmana doðru bir geliþme seyri izlemektedir.Bu ayný zamanda üretici güçlerin geliþmesinin ve büyümesinin de göstergesidir ve kesintisiz bir þekilde geliþme gösterir.Tarihsel sürecin kendisi harekketir ve hareket de sürekli geliþme ve büyümedir.Çünkü zaman durdurulamaz ve bundan dolayý onun içerisinde hareket eden maddenin içsel geliþiminin öðeleri de durdurulamaz. Uluslararasý tekel alt biçimlarden üst biçimlere doðru ilerlerken,hangi biçim dünya ekonomisi içerisinde aðýrlýðýný oturtursa (sýrasý geldiði zaman) ,o biçim kendisine uygun olan ideolojik-politik eðilimlerin dinamizmine yolaçar.Ama bu durum, su geçirmez bölmeler ile de birbirinden ayrýlmýþ bir þekilde de düþünülmemelidir.Bu noktanýn kendisi de görecelidir ve geliþimi her emperyalist ülkede eþitsiz olduðu için,kendi içerisinde bir çok ara ve karmaþýk biçimler oluþturarak ilerlemektedir.Ama bütün bunlar genel bir eðilimin oluþmasýný da dýþtalamamaktadýr.(Dipnot 4) Örneðin 1945’ten günümüze kadar olan süreçte,emperyalist ülkelerde burjuva demokrasisinin bir istikrarý sözkonusudur.Bu ülkeler çeþitli dönemlerde çeþitli sorunlar yaþamýþsalar da burjuva demokrasisinin genel yapýsý bozulmamýþtýr.Zaten 1945-2000 yýllarý arasý,uluslararasý tekelin küçük katmanýnýn (özellikle de 1980’li ve 1990’lý yýllara kadar) dünya ekonomisi içerisinde aðýrlýðýnýn yoðun olduðu dönemlerdir. Bu noktayý kýsaca açtýktan sonra,ABD emperyalizmi ile Avrupa emperyalizmi arasýndaki iliþkilerde,çeþitli katmanlarýn tutumlarýnýn nasýl olduklarýný belirlemeye çalýþalým. ABD tekelci sermayesi ile iliþkilerinde çeþitli Avrupa ülkelerinin tekelci sermayelerinin durumu kýsaca þöyledir: • Ýngiltere:Ýngiliz tekelci sermayesinin küçük ve orta katmaný hiçbir þart altýnda ABD ile stratejik iliþkiyi koparma taraftarý deðildir. • Almanya:Küçük katman AB’nin merkezileþmesi taraftarýdýr ve ABD’nin tek stratejik ortak görülmesine karþýdýr.Baþka seçeneklerin de varolduðuna (özellikle Rusya ve Çin) inanmaktadýr.Kissinger’in belirtmiþ olduðu bu “bir bölüm” içerisine girmektedir.Orta katman ise,ABD ile stratejik ittifakýn devamýndan yanadýr.AB ile olan iliþkilerin ya da bu yapýlanmanýn ABD ile olan stratejik ittifaký zedelemeye ve koparmasýna karþýdýr. • Ýtalya:Küçük ve orta katmanlarýn politik tutumu Almanya’dakiler gibidir. • Hollanda:Küçük ve orta katmanlarýn tutumu Almanya ve Ýtalya’dakiler gibidir. • Fransa:Hem küçük hem de orta katman ABD’nin tek stratejik seçenek olmasýna karþýdýr.Bu noktada Fransa diðerlerinden ilginç bir þekilde ayrýlmaktadýr.
Fransa’daki küçük ve orta katman,Almanya,Ýtalya,Hollanda,Belçika gibi ülkelerdeki küçük katmanlarýn ve bazý kararsýz orta katmanlarýn politik enerjilerini,Kissinger’in sözünü etmiþ olduðu bu “bir bölüm” tekelci eðilimin temel politik hedefine yöneltmek istemektedir. Avrupa tekelci sermayesi içerisindeki bu eðilimin,ABD’ye karþý (bunu da göreceli olarak anlamak gerekir), burjuva demokrasisi temenlinde geliþtirmek istediði Avrupa Birleþik Devletleri hedefi,emperyalizmin genel geliþme süreçleri ile tezatlýk oluþturmaktadýr.Bu noktada,diðer emperyalist ülkelerden farklý olarak Fransýz tekelci burjuvazisinin küçük ve orta katmanlarý bu politik hedefi bir “ulusal” politika haline getirmiþlerdir.Bu sürecin sonunda yani AB’nin bir politik iflasa sürüklenmesi durumunda en aðýr darbeyi Fransa’nýn alma ihtimali büyüktür. Bu durum Avrupa emperyalistleri içerisinde gelecekte Fransa’yý zayýf halka durumuna getirebilir.
III-Uluslararasý Tekelin Geliþmesi ve Burjuva Demokrasisinin Çöküþü
Avrupa uluslararasý tekelci burjuvazisi arasýndaki çeliþkilerin evriminin incelenmesine geçmeden önce,bu çeliþkilerin evrimini koþullandýran ve genel olarak da uluslararasý emperyalist sistemin evrimini koþullandýran ve onun özünü oluþturan uluslararasý tekelin incelenmesi gerekmektedir. Uluslararasý emperyalizmin ekonomik özü uluslararasý tekeldir.Onun için bu özün anlaþýlmasý kilit bir öneme sahiptir. Uluslararasý tekel,emperyalizmin ilk döneminde (klasik emperyalizm) ulusal (klasik) tekelin bir tarihsel devamýdýr.Onun temel eðilimlerinin geliþmesi ve uzamasýdýr.Ama tarihsel oluþum ayný zamanda kendisine özgü biçimler yaratarak geliþir. Uluslararasý tekel tarihsel bir kategoridir ve tarihteki yeri klasik tekel ile komünist ekonomik biçim arasýnda yeralmaktadýr.Bu iki tarihsel dönem arasýndaki geliþimi de çeþitli biçimler altýnda geliþmektedir. Uluslararasý tekelin örgütlenme biçimi ya da biçimleri sorunu,bir çok ekonomik çalýþmanýn konusu olmuþtur ve olmaya da devam etmektedir.Bir çok yazar ve ekonomist,sermayenin bu örgütlenme biçimine ya da biçimlerine vede bunun çeþitli geliþim derecelerine çeþitli adlar vermiþlerdir. Uluslararasý emperyalizmin ekonomik özünün anlaþýlmasý,onun politik özünün anlaþýlmasý için olmazsa olmazdýr. Uluslararasý tekel,sosyalist (komünist) ekonomik birimin tarihsel düzeyine doðru ilerlerken,çeþitli geliþim derecelerinden geçmektedir.Bu geliþim dereceleri, uluslararasý tekelci sermayenin yoðunlaþmasýnýn ve merkezileþmesinin de düzeyini göstermektedir.Geliþim derecelerinin farklýlýðý,ölçek farklýlýðýnýn da göstergesidir. Geliþimin çeþitli dereceleri,ölçek farklýlaþmasýna (deðiþik sermaye bileþenlerinden oluþan tekelci sermayeler) yolaçarak deðiþik biçimlerde ya da düzeylerde (birbirinden farklý üretkenlik düzeylerinde) uluslararasý tekelci örgütlenme biçimlerini oluþtururlar. Uluslararasý tekelin üç temel geliþim biçimi vardýr.Bu geliþim de birbirinden farklý ekonomik ölçeklerden ve sermaye bileþenlerinden oluþan üç temel katmanýn oluþumu ile karakterizedir.
1. Uluslararasý tekel (küçük katman):Uluslararasý tekel,ulusal tekelin içerisinden doðup geliþirken önce bu biçime bürünür.Bu biçimde faaliyet yürüten uluslararasý tekel,üretimin büyük bir bölümünü emperyalist ülkede gerçekleþtirir.Üretilen metalarýn sürümü için dýþ pazarlarda yoðun ticaret þirketleri kurar.Bununla birlikte bazý eskiyen ürünleri lisanslar yoluyla baðýmlý ülkelerin iþbirlikçilerine býrakýr.Bunun dýþýnda üretimin bazý parçalarýný baðýmlý ülkelerdeki iþbirlikçi burjuvalara yaptýrýr.Dünya ekonomisinde bu tekelin aðýrlýðý aþaðý-yukarý 1945-1980(1990) yýllarý arasýný kaplamýþtýr. 2. Uluslararasý tekel (orta katman):Kar oranlarýnýn düþme eðilimi karþýsýnda uluslararasý tekelci sermaye,üretimi yarý-sömürge ülkelere kaydýrma ihtiyacý duydu.Ama bunun için iþbirlikçi burjuvaziye ihtiyacý vardý.Çünkü bir çok ülkenin iþbirlikçi burjuvazisi direkt sermaye yatýrýmlarýna karþýydý.Bu durumda bu iþbirlikçi burjuvalar ile iþ yapmak kaçýnýlmazdý.Uluslararasý tekel bu durumda önce iþbirlikçi sermaye ile az hisseye sahip ortak-giriþim faaliyetine girdi.Zamanla yüzde elli-elli,sonra da büyük ortak konumuna geçerek üretimin büyük bölümünü kontrole yöneldi.Bu tür bir ekonomik faaliyet 1980’li yýllardan baþlayarak günümüze kadar olan süreçte giderek aðýrlýðýný yerleþtirmeye baþlamýþtýr.Uluslararasý tekelin bu biçimi aslýnda,büyük katman olma yolunda bir ara aþamadýr. “Oligopolcu (Dipnot 5) rekabet çerçevesinde,1980’li ve 1990’lý yýllarda,kaynaþma-elegeçirme dalgasý,firmalarýn yeni pozisyonlar aramasýnýn sonucunda yaþandý.Bu kaynaþmalar,etkili bir minimum taya (Dipnot 6) ulaþmak için gerçekleþti ya da sektörde hakim pozisyonlara girmek için.Asgari etkili taylar,AR-GE maliyetlerinin ya da ürünlerinin geliþmesi sonucunda arttý.O halde kaynaþma bu tayý elde etmenin en hýzlý yoludur.(Dipnot 7)Hakim pozisyonlar,ulusal topraklarda ve uluslararasý planda,aranýlan Pazar paylarýnýn çoðaltýlmasý içindir.Kaynaþma çoðu zaman uluslararasý olacak ve direkt yatýrýmý doðuracaktýr.Pazarýn yapýsýný deðiþtiren ilk kaynaþmalar,baþlangýç pozisyonlarýný korumak isteyen rakiplerin zincir halinde kaynaþmalarýný geliþtirecektir.”(2)(abç)
Uluslararasý tekelin bu biçimi bir tür uluslararasý karteldir.Belirli hedefler etrafýnda bir araya gelmiþ tekelci sermayelerdir.Sermayenin uluslararasý çapta yoðunlaþmasý ve merkezileþmesi geliþtikçe,rekabet bu kartelleri tröstleþmeye doðru itmektedir. 3. Uluslararasý tekel (büyük katman):Uluslararasý tekel geliþiminin belirli bir derecesinde,orta katmandan büyük katmana doðru evrilmeye baþlar.Teorik olarak,dünya pazarýnýn birleþik bir yapýya ulaþmasý sürecinde bu oluþum da dünya ekonomisi içerisinde aðýrlýðýný giderek arttýracaktýr.Bu biçimin en büyük özelliði Direkt sermaye yatýrýmlarýdýr.Bugün uluslararasý tekelin bu biçiminin dünya ekonomisi içerisindeki aðýrlýðý 1995 verilerine göre yüzde 5,6’dýr.Ama giderek etkinliðini arttýrmaktadýr. Uluslararasý tekelin bu biçiminin geliþimi,siyasal gericiliðin geliþmesi ile elele gitmektedir ki,bu tez bizi Lenin’in analizine götürmektedir:Emperyalizmin politik özelliði bütün çizgi boyunca gericiliktir. Lenin tekelin geliþiminin siyasal gericiliði daha da geliþtireceðini ve yerleþtireceðini belirtirken 1916’da tamamen haklýydý.Ama bu gericiliðin geliþim biçimini o zamanlar koyamýyordu ki bu da anlaþýlýrdýr.Çünkü faþizm fenomeni emperyalist ülkelerde ilk defa 1920’li yýllarýn baþlarýnda ama özellikle de 1922’de Ýtalya’da zafer kazandýðý zaman dünya politikasýnýn gündemine girdi. Ama tekelin bu biçiminin ve bunun neden olduðu faþist-milliyetçi eðilimin geliþimi de ülkelere göre eþitsiz olarak geliþmektedir.Bu tekelin ilk geliþtiði yerler özellikle emperyalist pozisyonu zayýf olan ülkelerdir. Uluslararasý tekelin bu üç biçimi dünya pazarýnýn geliþiminin ve bu pazarda fiyat oluþumlarýnýn ve hareketlerinin anlaþýlmasýnda önemli bir yere sahiptir. Çünkü pazarlarýn durumunun anlaþýlmasý ancak bu pazarlar için faaliyette bulunan sermayelerin niteliklerinden çýkarýlabilir.
IV-Burjuva Demokrasisinin Tarihsel Krizi ve Avrupa Birliði’nin Politik Ýflasý
Tezimizi tekrar edelim:Emperyalist dünya ekonomisi içerisinde uluslararasý tekelin geliþimi ve bu geliþimin yeni biçimi ya da biçimleri,burjuva demokrasisinin tarihsel temelini sarsmakta ve onun baðrýnda faþist siyasal gericiliðin derece derece geliþip güçlenmesine yolaçmaktadýr.Faþist-milliyetçi gericiliðin bu geliþimi, burjuva demokrasisinin dengesinin bozulmasýndan,krize sürüklenmesine ve daha sonra da eðer tarihsel koþullar uygunsa parçalanarak bir faþist diktatörlüðe dönüþmesine doðru bir evrim izlemektedir. Bugün emperyalist ülkelerin çoðunda,burjuva demokrasisinin yavaþ yavaþ bir politik krize sürüklenmesiyle birlikte,ilginç bir politik kýrýlma yaþanmaktadýr.Bu politik kýrýlma,uluslararasý tekelci burjuvazinin çeþitli katmanlarý arasýndaki politik iliþkilerin “yeni bir düzenlenmesinde” ifadesini bulmaktadýr.Bu politik kýrýlma, burjuva demokrasisinin iç yapýsýnýn çözülmeye baþladýðýnýn ifadesi ya da göstergesi olarak ele alýnmalýdýr. Peki bu politik kýrýlma tam olarak nedir? Ýkinci dünya savaþýnýn sonunda,uluslararasý tekelin küçük katmanýnýn aðýrlýðýnýn ekonomi içerisinde giderek arttýðý (özel ve devlet sermayesi olarak) dönemlerde,uluslararasý tekelci burjuvazinin küçük ve orta katmanlarý arasýnda yani sosyal-demokratlar ile muhafazakarlar arasýnda,komünist-devrimci ve faþist hareketlere karþý bir ittifak sözkonusuydu.Sosyal-demokratlarýn solda tekelci olmayan katmanlar ile saðda da muhafazakarlar ile yapmýþ olduðu ittifak burjuva demokrasisinin toplumsal iktidarýnýn dayanaklarýný oluþturuyordu. Tekelci olmayan katmanlar (küçük-burjuvazi ve orta burjuvazi),iþçi sýnýfýnýn politik tehditinden dolayý sosyal-demokratlara yanaþýrlarken,muhafazakarlar da,ezilen faþizmin yokolmasýndan ya da zayýflamasýndan dolayý sosyal-demokratlara yanaþýyorlardý.Böylece sosyal-demokrasi,burjuva demokrasisi içerisinde ideolojik ve politik hegemonyayý elinde bulundurabiliyordu.Ama bunun tarihsel nedeninin ya da dayanaðýnýn aslýnda uluslararasý tekelin küçük katmanýnýn emperyalist ekonomi içerisindeki aðýrlýðýndan kaynaklandýðýný yukarýda belirttik. Ama 1980’li yýllara doðru,uluslararasý tekelin küçük katmanýnýn yanýnda orta katman giderek geliþmeye ve güçlenmeye baþladý.Ekonomik geliþimin insiyatifini, özelleþtirmeler,þirket birleþmeleri,ortak-giriþim faaliyetleri,üretken sermayenin uluslararasýlaþmasý biçiminde bu orta katman eline geçirmeye baþladý.Özellikle de son 20-30 yýlda uluslararasý tekelin orta katmaný,emperyalist ekonominin aðýrlýk merkezi durumuna geldi.Ama bu dönemde,büyük katmanýn da bir geliþimi (orta katman kadar olmasa da) sözkonusudur.Ekonomik alandaki bu deðiþimin politik alandaki sonuçlarý ise,muhafazakarlarýn politik gücünün (tek partiler bazýnda deðil ama devlet kurumlarý bazýnda da) geliþmesi ve yerleþmesi oldu.Ýþte bu noktada ilginç bir politik kýrýlma yaþanmaktadýr:Muhafazakarlar,sosyal-demokratlar ile ittifaký derece derece gevþeterek,faþist-milliyetçi eðilimlere yanaþmaktadýrlar.Bu durum tekelci burjuvazinin arasýndaki rekabetten kaynaklanmaktadýr. Emperyalist ülkelerde,burjuva demokrasisi içerisinde yaþanan bu politik kýrýlma çok açýktýr ve burjuva demokrasisinin dengesinin bozulmasýna yöneliktir vede özellikle faþist-milliyetçi hareketler tarafýndan dikkatle geliþtirilmektedir. Aslýnda taktik çok basittir:Faþist-milliyetçi hareketler,muhafazakarlara,sosyal-demokratlar karþýsýnda “yalnýz” olmadýklarýný,kendilerinin göreceli desteklerini alabileceklerini belirtmektedirler.Seçimlerde,kendilerinin kazanamayacaklarý yerlerde muhafazakar adaylarýn kazanmasýný saðlayarak vede bazý otoriter yasalarýn çýkmasýnda muhafazakarlarý destekleyerek onlarý cesaretlendirmektedirler.Böylece adým adým,muhafazakarlar,sosyal-demokratlar ile ittifaklarýnýn yerine,faþist-milliyetçi hareketleri koymaya baþlamýþlardýr.(Dipnot 8) Bugün bu politik kýrýlma genel bir karakter kazanmýþtýr.ABD’de Cumhuriyetçi Parti ABD faþistleri tarafýndan,Fransa’da muhafazakarlar Le Pen’ciler tarafýndan, Ýtalya’da Berlisconi yine Ýtalya faþistleri tarafýndan,Almanya’da Hristiyan Demokratlar Alman neo-nazileri tarafýndan,Rusya’da Putin Jirinovski tarafýndan sosyal-demokratlar karþýsýnda göreceli olarak desteklenmektedirler.Yine Belçika, Hollanda ve Avusturya’da da ayný politik kýrýlma mevcuttur. Faþistler burjuva demokrasisinin dengesini bozmaya çalýþýrlarken,bunun sola doðru yani iþçi ve devrimci hareketlerin güçlenmesine doðru deðil;saða doðru yani kendilerinin geliþip,güçlenmeleri ve iktidara götürmelerine olanak saðlayacak bir þekilde olmasýný istemektedirler. Sonuç olarak burjuva demokrasisi emperyalist ülkelerde çatlamaya baþlamýþtýr ve bu çatlaklardan faþist-milliyetçi sýzýntýlar,burjuva demokrasisinin “dokusunun” içerisine yayýlmaktadýr.Þimdi sorulmasý gereken soru þudur:Emperyalist ülkelerde burjuva demokrasisinin tarihsel temeli giderek aþýnýrken,burjuva-demokratik ilkeler üzerine inþaa edilmek istenen bir AB nasýl baþarýlý olabilir?
V-AB’yi Ýstediði Politikaya Çekemeyen ABD,Uluslararasý Emperyalist Sistemin Gelecek Dünya Bunalýmýný Durdurabilir mi?
ABD’nin þu anda kestiremediði durum,AB’nin iç politik evriminin yönü ve bu evrimin ABD karþýsýnda alacaðý tutumdur:AB,ABD karþýtý mý olacak yoksa ABD ile stratejik iþbirliðini devam mý ettirecek? Baþýný Fransýz uluslararasý tekelci sermayesinin çekmekte olduðu Avrupa’daki bu “bir bölüm” tekelci sermayenin,AB’yi,ABD gibi bir güç haline getirmek istemesinin ve bunu da ABD nüfuzunun daraltýlmasý temelinde (baþka bir þekilde olamaz) yapmak istemesinin altýnda,bu AB giriþiminde aslan payýný elinde bulunduran (Fransýz-Alman tekelci sermayesi) tekelci sermayenin dünya pazarýndaki payýný geliþtirme çabasý vardýr.Bunu da AB aracýlýðý ile yapmak istemektedirler.Bu noktada Z.Brzezinski’nin þu tespiti yerindedir: “Fransa,Avrupa olarak yeniden doðmak;Almanya ise Avrupa aracýlýðýyla kurtuluþ istemektedir.”(4)
AB aracýlýðýyla belirli hedefler besleyen böyle güçlerin,giderek Rusya ve Çin ile yakýnlaþarak Avrasya’da çok büyük bir emperyalist güç oluþturma giriþimleri ve bu giriþimin de insiyatifini ele geçirmesi,ABD tekelci sermayesinin çýkarlarýna indirilmiþ büyük bir darbe olacaktýr. ABD,kendisini gelecekte Avrasya’da dýþlayabilecek bir politik olasýlýðý dýþlamak istemekte ve AB’nin böyle bir yörüngeye oturmasýný engellemek istemektedir. ABD,Avrupa ile eþit bir þekilde,emperyalist sistemin sorumluluðunu aslýnda paylaþma taraftarýdýr.Ama insiyatif dýþý hareket eden bir AB ile deðil.Aslýnda ABD böyle bir politikayý uzun bir zamandan beri savunuyor.J.F.Kennedy 1963 yýlýnda,birleþik bir Avrupa ile eþit bir þekilde sorumluluðu paylaþabileceklerini ve bunun için Avrupa’nýn birliðinin iliþkilerin geliþimine olumlu bir katký yapacaðýný belirtiyordu(5).ABD böyle eþit bir paylaþýmý,kendisi ile uzaklaþan deðil,kendisine karþý tutumunda kuþku duymadýðý,Rusya ile “özel” iliþkiler geliþtirme giriþiminde olmayan,ABD ile sürekli yakýnlaþan ve sýký stratejik iliþkiler geliþtiren bir AB ile yapabilir.Böyle bir temelde þekillenmeyen AB karþýsýnda ABD,bu hedefe (yani sýký bir transatlantik emperyalist ittifakýnýn oluþturulmasý hedefine) kendi gücünü kullanarak AB’yi zorla çekmek istemektedir.Bu noktada Brzezinski’nin yazdýklarý ilginçtir: “Amerika’nýn dünyadaki rolü ile ilgili merkezi tezim basittir:ulusun egemenliðini üstün bir tarzda gerçekleþtirmeye hizmet eden Amerika’nýn gücü,bugün uluslararasý istikrarýn temel teminatýdýr;ayný zamanda,Amerikan toplumu,ulusal egemenlik kavramýný sulandýran büyük eðilimlerin de kökenindedir.Amerikan gücünün ve dinamik sosyal yapýsýnýn birleþimi,dünya ölçeðinde bir paylaþýlmýþ çýkarlar topluluðunun tedrici olarak ortaya çýkýþýna olumlu yönde katkýda bulunabilecektir.Bu iki faktörün çarpýþmasý ya da yerinde olmayan kullanýmý,dünyayý(siz emperyalizmi anlayýn---K.E.) kaosun içerisine atarak Amerika’yý sýkýyönetime býrakýr.”(6)(abç) Yine Brzezinski bir baþka kitabýnda,ABD’nin AB karþýsýndaki tutumu ile ilgili olarak þöyle yazmaktadýr: “Amerika için temel mesele,Fransýz-Alman baðlantýsýna dayanan,hayata geçirilebilir,ABD’ye baðlý ve---Amerikan küresel önceliðinin etkili biçimde uygulanmasýnýn büyük ölçüde baðlý olduðu--- müþterek demokratik uluslararasý bir sistemin etkinlik alanýný geniþleten bir Avrupa’nýn nasýl kurulacaðýdýr.”(7)(abç) ABD kendi dünya gücünü kullanarak,belirlenen hedefe AB’yi çekmek istemektedir.Peki ABD bunu gerçekleþtirebilir mi? Bu noktada ilginç bir çeliþki sözkonusudur:Fransýz tekelci sermayesi ile ABD tekelci sermayesinin bir türlü örtüþmeyen stratejik yönelimleri. Fransa’nýn ve onun peþine takýlan diðer Avrupa ülkelerinin bazý tekelci sermaye gruplarýnýn þekillendirmek istediði AB’yi ABD kabul etmemekte,ABD’nin istediði bir AB’yi ise birinciler kabul etmemektedir. Fransýz tekelci sermayesinin çýkarlarý ABD ile yakýnlaþma temelinde deðil,onun ile uzaklaþma temelinde ancak korunabilir. ABD önceleri Avrupa’nýn birleþmesinin güçlü bir Avrupa yaratmayacaðý görüþündeydi: “Ama Amerika’nýn politikasýnýn merkezinde,bu hipotezi tekrar gözden geçirmenin zamaný gelmiþtir.”(8)
AB içerisinde Fransa’nýn dýþýnda, Almanya, Ýngiltere, Ýtalya, Belçika, Hollanda’nýn,AB’nin dýþýnda ABD ile stratejik ittifaklarýný devam ettirecek seçenekleri az-çok mevcuttur.Ama Fransa’nýn yoktur.Fransa,ABD’ye yaklaþmaya baþladýðý ve onun hegemonyasýný kabul etmeye baþladýðý andan itibaren hem diðerlerinden daha az bir pay ile yetinecek hem de bunun cezasý olarak (yani AB’yi Fransýz tekelci sermayesinin çýkarlarýna göre biçimlendiremediði için) ya Fransýz faþizminin ya da devrimin yolunu açmýþ olacaktýr.Yani Fransa’nýn ABD ile bir yakýnlaþma ve AB’yi onun istediði yörüngeye çekmeye razý olma eðilimi iç politika açýsýndan mümkün görünmemektedir. Bu noktada ABD mevcut uluslararasý emperyalist sistemin güvenliðini ve istikrarýný korumak için,Rusya ve Çin’i kuþatýrken ve AB’yi de gelecekte kurmak istediði sisteme yerleþtirmek isterken,buna engel olan Fransa’yý tecrit etmek istemektedir. Ama nasýl?
VI-Orta ve Doðu Avrupa:Stratejik Derinlik Alaný
ABD,Fransa’nýn tecritini,Rusya’ya karþý stratejik derinliðin geliþtirilmesi temelinde yapmak istemektedir.ABD,Orta Avrupa’da (Polonya,Macaristan,Çek Cumhuriyeti) ekonomik,politik ve askeri nüfuz elde ederek,Rusya’ya karþý geliþtirilen ilerleme stratejisinin de insiyatifini ele almak istemektedir,ki þu anda bunu gerçekleþtirmiþ görünmektedir.Buralarda özellikle Alman-ABD ittifaký NATO aracýlýðýyla ilerlemektedir. ABD özellikle Orta ve Doðu Avrupa’da,Almanya’nýn ekonomik yayýlmacýlýðýný,kendi ekonomik ve politik yayýlmacýlýðýyla geliþtirerek,Almanya’nýn ABD ile ittifakýnýn korunmasýný özendirmek istemektedir.Çünkü buralarda Almanya’nýn çýkarlarýný ancak NATO ve bununla birlikte de ABD koruyabilir. Ama Fransa kendisinin tecrit edilerek ABD-Alman ittifakýnýn Orta ve Doðu Avrupa’da geliþmesine iki nedenden dolayý karþýdýr: a-)ABD’nin Avrupa’nýn göbeðinde böyle bir nüfuz elde ederek,AB’yi Fransa’nýn istediði yoldan saptýrmasý; b-)Almanya’nýn Orta ve Doðu Avrupa’da elde edeceði nüfuz ile AB’nin hem ekonomik hem de politik liderliðini ele geçirmesi. Fransa,Almanya’nýn liderliðine karþýdýr.Çünkü böyle bir liderliðin (I. Ve II. Dünya savaþlarýnda görüldüðü gibi) Fransa’nýn güvenliðini tehdit ettiðine inanmaktadýr.Almanya’nýn geliþen ekonomik,politik ve askeri gücü,geçmiþ acý hatýralarý akla getirmektedir. Alman-ABD ittifakýnýn,NATO aracýlýðýyla Rusya’ya doðru ilerlemesinde Fransa’nýn hiçbir çýkarý yoktur.Tam tersine Fransa’nýn aleyhinedir.Hem Alman-ABD insiyatifini geliþtirdiðinden dolayý hem de kendisine tarihte sürekli olarak,ABD ve Almanya karþýsýnda,manevra alaný bulmasýna yarayan Rusya’nýn dize getirilecek olmasýndan dolayý. ABD’nin Orta ve Doðu Avrupa aracýlýðý ile stratejik derinliði geliþtirmesinin sonuçlarý,Fransa için gerçekten felaket olacaktýr.Çünkü Fransa’nýn hiçbir emperyalist ülke ile stratejik bir ittifak yapma olasýlýðý kalmayacaktýr.Almanya tamamen ABD’nin kucaðýna itilmiþ olacak;Rusya,ABD-Almanya-Ýngiltere-Ýtalya-Hollanda, Orta ve Doðu Avrupa ülkeleri ve Baltýk ülkeleri aracýlýðýyla diz çökertilmiþ olacaktýr. Fransa,Orta ve Doðu Avrupa’nýn ABD-Almanya nüfuzuna geçmesini kabul edebilir mi? Ýstese de kabul edemez.Fransa,ABD’nin Orta ve Doðu Avrupa’da böyle bir stratejik derinlik elde etmesine karþýdýr.Eðer buralarýn etki altýna alýnmasý Fransýz-Alman ittifakýna dayanýlarak ve ABD ile Rusya’nýn dýþlanmasý (ki bu imkansýz gibi görünmektedir) temelinde gerçekleþmiþ olsaydý yani Fransa ve Almanya’nýn dengeli bir paylaþýmý temelinde olsaydý Fransa buna onay verebilirdi.Ama bu durumda,böyle bir ilerlemeye (ABD-Alman) onay veremez.Hatta bunun sonuçlarý AB’nin politik iflasýna açýktan neden olsa dahi. Aðustos 1996 yýlýnda,Fransýz dýþ iþleri bakaný,Fransa’nýn ABD ile iliþkilerinde Rusya’nýn rolünü çok açýk bir þekilde belirtmiþtir: “Eðer Fransa bir uluslararasý rol oynamak isterse güçlü bir Rusya’nýn varlýðýndan,onun kendisini yeniden büyük bir güç olarak kanýtlamasýndan yararlanacaktýr.”(9)
Rusya’nýn da istediði zaten budur.Transatlantik emperyalist sisteminin baðrýnda büyük çatlaklar açarak,bu ittifakýn Rusya üzerine ilerlemesini engellemektir. Fransa’nýn ABD’nin isteðinden farklý bir AB istediði ABD’li stratejistler tarafýndan bilinmektedir ve bu farklý stratejik yönelim içerisinde de çeþitli ülkelere Fransýz stratejisinde biçilen rol de ister istemez ABD’ninki ile çeliþmektedir: “Özellikle Fransa’nýn,bazý önemli açýlardan ABD’den ayrýlan kendi jeostratejik Avrupa kavramý mevcuttur,ki bu da bir yandan Rusya’yý Amerika’ya ve Ýngiltere’yi de Almanya’ya karþý oynatmaya yönelik taktik manevralara girme eðilimleri içerirken bir yandan da kendi zayýflýðýný ortadan kaldýrmak için Fransýz-Alman ittifakýna güvenmektedir.”(10)
Orta ve Doðu Avrupa’da ilerlemenin insiyatifinin Alman-ABD ittifakýna geçmesi (bunlarý Ýngiltere,Ýtalya,Hollanda,Avusturya desteklemektedir),ister istemez bu ilerlemede çýkarý olmayan Fransa ve Rusya’yý yakýnlaþtýracak ve hatta aralarýndaki iliþkinin stratejik bir noktaya evrilmesini bile getirebilecektir. ABD istediði çizgiye gelmeyen Fransa’yý tecrit etmek isterken,onu aslýnda karþýsýna almak istememektedir.Burada tecrit ile karþýsýna alma arasýnda kesin bir ayrým vardýr.ABD’nin Fransa politikasý tecrittir,karþýsýna alma deðil.Bu noktada L’enfant terrible de la famille atlantique (Dipnot 9) karþýsýnda tutumu,onun,kendi Rusya ve Çin stratejisini gerçekleþtirirken uslu kalmasýna,Rusya ve Çin ile yakýnlaþmasýna engel olunmasýna,ABD’nin istediði bir AB’de Almanya ile ittifakýna devam ederek,AB’nin iki motor gücünden biri olarak yetinmesine yöneliktir.Tecrit,anti-ABD hareketleri sýnýrlandýrýlmýþ bir konuma sokma anlamýna gelmektedir.Bu noktada Orta ve Doðu Avrupa,Fransa’nýn boðazýný sýkmak ve onu istenilen politikaya çekmek için ilginç bir stratejik derinlik alanýdýr.Ayný zamanda buna Ortadoðu,Kafkasya ve Orta Asya da eklenmelidir. Ama kendisini iki savaþta da Rusya ile ittifak halinde kurtarabilen Fransa, gelecek güvenliðini,nasýl þekilleneceði belli olmayan bir Alman-ABD insiyatifine nasýl býrakabilir?Bu Fransýz emperyalizmi açýsýndan asla kabul edilemezdir. ABD Orta ve Doðu Avrupa aracýlýðý ile stratejik derinlik elde etmek isterken bir taþ ile iki kuþ vurmuþ olacaktýr:Rusya’nýn kuþatýlmasýný ve Fransa’nýn tecritini geliþtirme. Orta ve Doðu Avrupa’nýn stratejik derinlik elde etmenin alaný olarak kullanýlmasý yeni deðildir.Gerek I.Dünya savaþýnda ama özellikle de II.Dünya savaþýnda Nazi Almanya’sý,Sovyetler Birliði’ne kapsamlý bir þekilde saldýrabilmek için önce buralardaki ülkeleri ele geçirmeye baþlamýþtýr.Buralarda hakimiyetini kurduktan sonra ve stretejik derinlik elde ettikten sonra ancak SB’ye saldýrabilmiþtir.(Dipnot 10)Bu noktada yine Nazi Almanya’sý stratejisini yine bir Alman’dan almýþtýr: “Doðu Avrupa’yý yöneten Merkez bölgeye kumanda eder,Merkez bölgeyi yöneten Dünya-Adasýna (Avrasya’ya—bn) kumanda eder;Dünya-Adasýný yöneten dünyaya kumanda eder.”(11)
Rus emperyalizmi de Orta ve Doðu Avrupa’nýn kaybedilmesi durumunda sürekli kendisini tehdit altýnda hissetmektedir.(Dipnot 11) Buralarý kendisine bir tampon bölge olarak ve rakip emperyalist güçlerin ilerlemesinin durdurulmasýnda ileri karakollar olarak görmektedir.Rusya’nýn aðýrlýk merkezine yönelen bir derin harekat karþýsýnda, bu derin harekatýn þiddetini ilk planda düþüren ya da zayýflatan bir ileri karakol olarak düþünülmektedir.Ama bu durum Alman emperyalizmi için de geçerlidir.Tarihte bunun çok ilginç bir örneði vardýr. Ekim Devrimi’nden sonra emperyalistler,Bolþevik devrimin Batý-Avrupa’nýn baðrýna ilerlemesini durdurmak için,o güne kadar Polonya’nýn baðýmsýzlýðýný tanýmayan devletler,Polonya’nýn apar topar “baðýmsýzlýðý”ný tanýyarak,onu, Almanya ile Rusya arasýnda bir tampon bölgeye çevirdiler.Sovyet Rusya’nýn Polonya’daki 1920’deki feci yenilgisi,1921 ve 1923’teki Alman devriminin belkide yenilmesine neden oldu. Kýsacasý ABD’nin Fransa’yý tecrit politikasýna Fransa’nýn tepkisi,Rus emperyalizmi ile stratejik bir yakýnlaþmaya girmek olabilir,ki bu durum AB’nin politik iflasa sürüklenmesinin çok açýk bir göstergesi olur.Bu noktada daha önce sorduðumuz sorunun cevaplanmasý gerekmektedir.ABD,Fransa’yý tecrit edemez, Rusya’yý dize getiremez ve AB’yi de istediði politikaya çekemez ise (ki imkansýz gibi görünmektedir) emperyalizmin dünya bunalýmý ve bu bunalýmýn sonuçlarý kaçýnýlmazdýr.
VII-ABD’nin Stratejik Ýflasý ve Bu Ýflas Üzerinde Yükselebilecek Politik Olasýlýklar
Dikkat edilirse eðer buraya kadarki teorik analizlerde,uluslararasý tekelin büyük katmanýný (milliyetçi-faþist), mevcut politik güç iliþkileri içerisinde pek hesaba katmadýk.Ama emperyalist sistemin tarihsel evrimi içerisinde bu politik eðilim kaçýnýlmaz bir þekilde ortaya çýkmaktadýr. Yukarýdaki teorik analizlerde,emperyalistlerin kendi aralarýndaki çeliþkileri çok somut bir þekilde ortaya koyduk.Bu çeliþkilerin ayrýca,emperyalistler tarafýndan uzlaþýlarak çözülemeyecek olduklarýný da gördük.Peki neden? Neden emperyalistler uzlaþarak bu çeliþkileri çözemezler? Bu sorunun cevabý o kadar basittir ki,bütün bunlarýn altýnda Marksizmi yeni öðrenmeye baþlayanlarýn ilk olarak öðrendiði basit bir yasa yatmaktadýr:Üretim iliþkilerinin üretici güçlerin karakteri ile mutlak uyumu yasasý. Sorunu daha basit koymak ve anlaþýlýr bir þekilde açýklamak için soyut bir örnekten yararlanalým.Diyelim ki,100 birimlik bir þeyin paylaþýlmasý sözkonusu olsun.Paylaþýmýn konusu 100 birimlik bir þey olsun.100 birim nesnel olarak 100 ile sýnýrlandýrýlmýþtýr.Ama paylaþanlarýn ihtiyaçlarý 150 birim olsun.Üstelik bu 150 birime ihtiyaçlarý olanlarýn maddi geliþim düzeyleri eþitsizdir ve deðiþtirilemezdir. Nasýl paylaþýmýn konusu ve niceliði deðiþtirilemez ise (100 birim),paylaþanlarýn ihtiyaçlarý da (150 birim) deðiþtirilemez.Burada 50 birimlik bir açýk sözkonusudur. Çoðunluðu elde edecek güç ya da güçler,ancak diðer güçlerin zararýna bunu yapacaklar ve üstelik tek ihtiyaçlarýný karþýlamak ile kalmayacaklar,diðer güçleri paylaþýmdan mahrum ettikleri için vede kendileri de büyük bir güç elde ettikleri için,zayýflayan güçleri ezmek için de büyük bir güç toplamýþ olacaklardýr.(Dipnot 12) Ama zayýflamaya itilen güçler,kendi toplumsal dinamiklerini en üst noktaya doðru zorlayarak karþý koymaya baþlarlar.Bu dinamikler tarihsel koþullara göre deðiþiklik gösterebilirler. Emperyalist güçlerin deðiþik ve uzlaþmaz stratejik yönelimlere sahip olmasýnýn asýl anlamý,genel olarak emperyalizmin üretici güçlerinin artýk mevcut uluslararasý emperyalist paylaþým biçimi ile uyumlu olmadýðýnýn göstergesidir.Bu durumun savaþ aracýlýðý ile (ister dolaylý ister dolaysýz) çözülmeye çalýþýlmasý,üretici güçler ile üretim iliþkileri arasýndaki çeliþkilerin de keskinleþme derecesini gösterir. ABD’nin Rusya politikasýnýn derinlik kazanmasý (Dipnot 13) bir Rus-Fransýz stratejik ittifakýna yolaçarsa,bu emperyalist blok içerisinde,milliyetçi-faþist eðilimlerin güçlenmesi ve iktidara gelmeleri (özellikle de Rusya’da) ya da bu ittifakýn bu eðilimlere gelecek açýsýndan olumlu bir politik zemin sunmasý olasýdýr.Çünkü ittifak,Orta ve Doðu Avrupa yine Kafkasya,Orta Asya ve Ortadoðu’da,ABD ve takipçilerinin önünün kesilmesine yönük olacaðý için ama bunun da Rusya’nýn Panslavist bir politik yörüngeye tamamen kaymasýný gerektirdiði için,Rusya’nin iç politik yapýsýnda önemli kýrýlmalara yolaçabilir. Rus-Fransýz emperyalist bloðunun stratejik durumlarýnýn kötüleþmesi ve aðýr bir sosyal krize sürüklenmeleri durumunda eðer bir sosyalist devrim gerçekleþmez ise karþýlýklý olarak Rus ve Avrupa’lý faþistlerin ittifak halinde iktidara yürümeleri olasýdýr.Böyle bir senaryo,insanlýk tarihinin en karanlýk dönemlerinden birisi olacaktýr ve Avrupa-Rus faþist bloðu,emperyalist güç iliþkilerini deðiþtirerek, burjuva demokrasisine ve komünizme karþý Haçlý Seferi’ni baþlatacaktýr. Ýnsanlýðýn böyle bir karanlýða sürüklenmemesi,ancak ve ancak, bir Komintern sayesinde olanaklýdýr.Eðer dünya komünist hareketi,üzerine düþen tarihsel görevi yapamaz ise,milyonlarca iþçi ve emekçinin emperyalist mezbaha sürüklenmesi sözkonusudur.Böyle bir kýyýmýn önüne ise ancak Komünist Enternasyonal geçebilir.Çünkü komünistler insanlýðýn gerçek bekçileridirler. Tarih,emperyalist paylaþýmda,zarara uðrayan emperyalist güçlerin bir sosyalist devrim girdabýna çekilmedikleri zaman,emperyalist pozisyonlarýný korumalarýnýn ve geliþtirmelerinin ancak faþist-milliyetçi bir politika ile mümkün olduðunu göstermektedir. Zayýflayan emperyalist pozisyonun korunmasý ve güçlendirilmesi, ancak, kapitalist devletin güçlü bir þekilde ekonomik yaþama müdahalesi ile olanaklýdýr, ki bunu da ancak faþist bir politika yapabilir. Makalenin buraya kadar olan bölümünde,AB-Türkiye iliþkilerinin geleceðinin anlaþýlmasý açýsýndan,AB tarafýný ele aldýk.Türkiye’deki tartýþmalarda genellikle sorunun bu tarafý ele alýnmaz ve “AB’nin büyüklüðü ve güçlülüðü” tartýþýlmaz.Bunun ne kadar büyük bir yanlýþ olduðunu,yukarýdaki analizlerimizde ve tezlerimizde belirttik.Þimdi de taraflardan bir diðerini yani Türkiye’yi,yukarýdaki analizler temelinde vede AB ve ABD ile iliþkileri temelinde ele alacaðýz.
VIII-Türkiye’nin AB’ye Üyelik Sorununda,AB’nin Türkiye’ye Karþý Tavrý Ayný Zamanda Ne Anlama Gelmektedir?
AB’nin bu yýl sonundaki Aralýk Zirvesi,tek Türkiye ve AB’yi ilgilendirmemektedir.AB’nin Türkiye’ye karþý tutumu,ayný zamanda ABD’ye karþý tutumunun karakterinin de dolaylý bir þekilde göstergesi olacaktýr.Türkiye,AB’nin ABD’ye karþý tutumunun turnusol kaðýdýdýr.AB’nin Türkiye’ye karþý tutumu ayný zamanda ABD’nin bölgesel ve uluslararasý politikalarýna katýlýp,katýlmadýðýnýn da göstergesi olacaktýr.ABD Türkiye aracýlýðý ile AB’nin ABD politikasýný (ayný zamanda transatlantik emperyalist sisteminin geleceðini) test etmektedir.Yukarýda da belirttiðimiz gibi ABD,AB’nin kendisi hakkýndaki politikalarýnda kuþku duymaktadýr. Özellikle Fransa’nýn istediði bir yörüngeye kayan bir AB’ye karþýdýr. Eðer Aralýk Zirvesi’nde AB,Türkiye’yi içine alan bir politikaya götüren yani tatmin edici bir karar alýrsa,ABD’nin Türkiye üzerindeki güçlü nüfuzunu kabul ederek onu öyle kabul ederse,ABD bunu,ABD-AB stratejik ittifakýnýn geleceði açýsýndan olumlu görecek ve AB’nin kendi Avrasya stratejisini de en azýndan kabul ettiðini varsayacaktýr. Yok eðer bu gerçekleþmez ise ne olacaktýr ya da bu durum ne anlama gelecektir? ABD bu durumu,AB’nin kendisinin istemediði bir politik yörüngeye doðru yöneldiði sonucuna varacaktýr.Bunun ABD’nin Avrasya stratejisi için olumsuz olduðunu söylemeye gerek yoktur ve ABD bu gidiþatý durdurmaya ve yukarýda belirttiðimiz AB politikasýný uygulamaya geçeceðini tahmin edebiliriz.Yani Fransa’nýn tecrit edilerek,AB-NATO ittifaký temelinde Atlantik emperyalist ittifakýnýn doðuya doðru ilerlemesinin insiyatifini elde etmek ya da bulundurmak. Yine Aralýk zirvesinin Türkiye açýsýndan olumsuz olmasýnýn bir diðer sonucu, ABD’nin Avrasya stratejisinin geleceði açýsýndan Türkiye politikasýný tekrar gözden geçirmek zorunda olacaðýdýr.Üç nedenden dolayý: • AB’ye üyelik temelinde gerçekleþtirilen reformlarýn öncülüðünü yapan iþbirlikçi tekelci sermayenin politik iflasýnýn büyük oranda geliþtirmesine neden olarak,milliyetçi eðilimlerin bundan yararlanarak aktifleþmesi,ki ABD bunu hesaba katmak zorunda kalacaktýr. • Rusya ve Çin’in çevrilmesinde önemli bir yere sahip olan ve bir baþka stratejik derinlik elde etmenin aracý olan Kafkasya ve Orta Asya’da politik ve askeri ilerlemenin mutlak olarak geliþtirilmesi gerektiði.Bu nokta geliþtirilmeksizin, Orta ve Doðu Avrupa’daki ilerlemenin pek bir anlamý olmayacaktýr. • Yine Ortadoðu politikasýnda Türkiye’ye olan ihtiyaç.
ABD’nin Avrasya stratejisinde Türkiye çok önemli bir yere sahiptir.Zaten ABD’li politikacýlar bunu açýk ve gizli olarak bir çok defa belirtmiþlerdir.Bill Clinton Ekim 1992’de verdiði bir demeçte þöyle demiþtir: “20.yüzyýlýn ilk elli yýlý Osmanlý Ýmparatorluðu’nun mirasýnýn paylaþýlmasýnýn yolaçtýðý deðiþiklikler ile geçti.21.yüzyýlýn ilk elli yýlý da Türkiye’nin akacaðý doðrultuda þekillenecektir.Türkiye modelinin hem islam dünyasý,hem de Türkiye’nin içinde bulunduðu bölge,hem de Avrupa üzerinde büyük etkileri olacaktýr.”(12)(abç) Clinton bundan bir ay sonra yaptýðý bir konuþmada da þöyle söylemiþtir: “Önümüzdeki yüzyýlýn,Türkiye’nin bugünkü ve yarýnki rolünü nasýl tanýmlayacaðýna baðlý olarak þekilleneceðini umuyorum.”(13)
Ama ilginç,ilginç olduðu kadar da doðru olan (ABD açýsýndan) bir deðerlendirme Mart 2001 yýlýnda CÝA ile NÝC tarafýndan hazýrlanan “Global Trends 2015” adlý raporda bulunmaktadýr: “Türkiye’deki her geliþme global oluþumlarý doðrudan etkileyecektir. Türkiye’nin 2015’e kadar iç istikrarý ile jeopolitik konumundaki geliþmeler; bölge, Batý dünyasý ve Amerikan menfaatleri üzerinde büyük bir etki yapacaktýr.”(14)(abç)
Bütün bu deðerlendirmelerin en önemli noktasý,Türk ÝTB’nin alacaðý siyasal biçim (burjuva-demokratik,Panislamist ve Pantürkist) ve bunun ABD ve AB iliþkilerine nasýl yansýyacaðý,ayný zamanda,global bir stratejideki yerinin ne olmasý gerektiði noktasýnda toplanmýþ olmasýdýr. ABD Avrasya’da bütünlüklü bir strateji oluþturabilmek için Türkiye’ye ihtiyacý vardýr.Ama ABD,Türkiye ile stratejik iþbirliðini,Türkiye açýsýndan hangi politik zeminde (yukarýda saydýðýmýz üç biçim içerisinde) kuracaktýr? ABD buna tam olarak karar verebilmiþ deðildir.Ýþte bu noktada AB-Türkiye iliþkileri,ABD açýsýndan büyük önem taþýmaktadýr.ABD,Avrasya stratejisinde burjuva-demokratik bir Türkiye’ye mi dayanacaktýr yoksa Pantürkist (Panislamist bir Türkiye ABD açýsýndan seçenek dýþýdýr) bir Türkiye’ye mi dayanacaktýr? Ýþte bu nokta muhtemelen AB’nin Aralýk zirvesinde çýkacak sonuca göre þekillenecektir. Bu yýlki AB’nin Aralýk zirvesi bir çok sorunun odak noktasýný oluþturmaktadýr. Eðer AB,ABD’nin istediði bir politik eðilim üzerinde þekillenirse,o zaman Türkiye’nin üyeliði sorun yaratýlmadan kabul edilecek ve güçlü bir transatlantik emperyalist ittifaký çerçevesinde iliþkiler sürdürülecek, Avrasya’nýn çeþitli bölgelerinde ortak politikalara yönelinecek,ama en önemlisi de Ortadoðu,Orta Asya,Kafkasya,Orta ve Doðu Avrupa’da geliþtirilmek istenen politikada Türkiye’nin burjuva-demokratik sistemine dayanýlacaktýr. Ama yokeðer AB,Fransa ve takipçilerinin aðýrlýðýnda Aralýk zirvesinde Türkiye’yi tatmin edici ( özellikle de Türk milliyetçiliðinin politik aktifleþmesinin potansiyel dayanaklarýný ortadan kaldýran) bir karar almaz ise,Türk milliyetçiliðinin bir yükseliþi sözkonusu olursa (çok güçlü bir ihtimal),ABD’nin Türkiye politikasýnda fazla bir seçeneði kalmayacaktýr.AB’nin olumsuz Türkiye kararý,ABD’yi kaçýnýlmaz bir þekilde Pantürkistlere doðru yönlendirecektir.(Dipnot 14) Üstelik Ortadoðu,Kafkasya ve Orta Asya’daki geliþmeler,Türkiye’nin ABD polikasý çerçevesinde güçlü bir rol oynamasýný acil bir duruma getirmektedir.Bu noktada ABD ile Pantürkist bir Türkiye’nin yeni bir stratejik yönelime girmesi kaçýnýlmaz gibi görünmektedir. Özellikle Ortadoðu politikasýnda Türkiye’nin aktifleþmesi ABD açýsýndan acildir.ABD’nin baþýný Ortadoðu’da aðrýtan Ýran’dýr.Ancak Irak’ta olduçka sýkýþan ABD hem Irak hem Ýran hem de Suriye ile nasýl tek baþýna uðraþabilir? Ýttifak politikasýnýn en önemli özelliði,büyüyen politik hedef ve geniþleyen cepheye uygun güç iliþkilerinin geliþtirilmesidir.ABD,Pantürkist bir Türkiye ile , Türkiye-Ýran savaþýný körükleyerek,kendisini Irak ve Suriye ile sýnýrlayarak, geniþleyen cephenin (ki bu durumda Afganistan’dan Ýsrail’e kadar geniþ bir cephe olmuþ olacaktýr) derinliðini korumaya çalýþabilir.ABD açýsýndan,Ýran’ýn üzerine zamanýnda gidilmemesinin maliyeti,onun üzerine zamanýnda gidilmesinin maliyetinden çok daha fazla olacaðý þeklindedir.(Dipnot 15) Çünkü Ortadoðu’da mevcut durumuyla Ýran,özellikle de son dönemlerde ortaya konulan Büyük Ortadoðu Projesi açýsýndan çýbanbaþý oluþturmaktadýr.ABD açýsýndan sorun,Ýran’ýn üzerine gidilip gidilmeyeceði deðildir.Bunun kararý çoktan verilmiþtir.ABD açýsýndan sorun Ýran’ýn üzerine nasýl gidileceðidir?Bunu anlamamak için olaðanüstü derecede politik saf olmak gerekir.ABD Türkiye’ye rolünü zorla oynatacaktýr.ABD’nin Rusya ve Çin politikasý bunu gerekli kýlmaktadýr.Ama bütün bu politikada gözetilen,Türkiye’nin politik istikrarýnýn sürekliliðidir.Türkiye’nin bir içsavaþa sürüklenmesi durumunda ABD’nin Avrasya politikasý çöküþe gidebilecektir.Ýþte bu noktada Rusya,Çin ve AB içerisindeki anti-ABD’ciler ve anti-pantürkistler,Türkiye’nin dengesini bozmak için bütün politik kozlarý kullanmaya çalýþacaklardýr.(Dipnot 16) Kýsacasý AB’nin Türkiye’ye karþý tutumu,ABD ile iliþkilerinde de yeni bir dönemin kapýsýný aralayacaktýr.Ýki emperyalist gücün ayný zamanda karþýlýklý olarak birbirini denemesi de olacaktýr.
|
 |