 |
 AB VE TÜRKÝYE ÝLÝÞKÝLERÝNÝN GELECEÐÝ ÜZERÝNE (II)
IX-AB’nin Üzerine Oturduðu Burjuva-demokratik Deðerler Aþýnýrken ve Politik Ýflasa Giderken,Türkiye AB’ye Entegre Olabilir mi? Yukarýdaki deðerlendirmelerde de gördüðümüz gibi,ABD ile sýký iliþkilere sahip olan ya da onun nüfuzu altýnda bulunan Türkiye ve onun gibi ülkelerin (Polonya,Macaristan,Çek Cumhuriyeti vs.) AB’ye üye olmalarý durumunda,ABD’nin AB içerisindeki Truva atlarý olmalarý sözkonusudur.Böylece ABD bu tür ülkeler aracýlýðýyla,AB’yi kendi istediði politik hedef doðrultusunda biçimlendirebilmeyi ummaktadýr.(Dipnot 17) Ama bu durumun da Fransa ve ona yakýn düþünen politik eðilimler tarafýndan da kabul edilemez olduðunu da yukarýda gördük.Bu durum Türkiye’nin üyeliði ile ilgili çok önemli bir engeldir. Yine bir baþka sorun da,Avrupa’daki burjuva demokrasisinin dinamik yapýsýnýn (yine yukarýda belirttiðimiz tarihsel nedenlerden dolayý) kaybolmaya baþlamasýdýr. Türkiye’nin üyeliði,bundan 20-25 yýl önce gerçekleþtirilen Yunanistan,Portekiz ve Ýspanya ile karþýlaþtýrýlamaz.Bir çok araþtýrmacý ve yazar,Türkiye ile bu ülkeler arasýnda paralellikler kurarak bazý ortak noktalar aramaktadýrlar.Bazý ortak noktalar olmasýna karþýn,böyle bir kaba tekrarýn ya da akýl yürütmenin nesnel gerçeklik ile pek baðdaþýr yaný yoktur.(Dipnot 18) Bu üç ülkenin AET’ye üyelik sürecinde,bugünden farklý olarak az çok ABD ve AET arasýnda sýký bir stratejik iþbirliði sözkonusuydu (Sovyet kampý karþýsýnda). Bununla birlikte Avrupa’da burjuva demokrasisinin bir ekonomik ve politik istikrarý sözkonusuydu.Almanya’nýn hýrslarýna gem vurulmuþtu ve ABD ile Fransa’nýn liderliðini kabul ediyor gibi görünüyordu.Bunlara ek olarak,Avrupa’nýn entegrasyonunun hangi yönde ilerleyeceði hem kimse tarafýndan pek bilinmiyordu hem de onun mevcut yapýsýnýn bazý emperyalist güçler tarafýndan bugünkü gibi zorlanarak belirli bir politik hedefe çekilmesi gibi bir sorun yoktu.Bunun nedeni,emperyalist-kapitalist kampýn (yani transatlantik emperyalist ittifakýnýn) iç yapýsýnýn çözülmesine götürebilecek ve Sovyet nüfuzunun geliþmesine hizmet edebilecek bir eðilime meydan vermemekti.Hiçkimse böyle bir çöküþün sorumluluðunu da üzerine alamazdý.Bir tür “hepimiz ayný gemideyiz” görüþü hakimdi.Bütün bu noktalar,bu ülkelerin AET’ye katýlmalarýna ve onun dinamik yapýsý tarafýndan soðurulmalarýný olanaklý kýlabiliyordu. Ama bugün (üstelik Türkiye’nin üyeliðinin 15-20 yýldan önce gerçekleþmeyeceði varsayýlýrsa) ve gelecek 15-20 yýlda,Avrupa’nýn biçiminde ve tarihsel içsel yapýsýndaki yeni eðilimlerin daha da geliþmesi,Türkiye’nin üyeliðini neredeyse imkansýz hale getirecektir.Ama zaten bundan önce Türkiye’nin kendisi bu yörüngeden uzaklaþmýþ olacaktýr.Onun tekrar böyle bir yörüngeye girebilmesi ancak içsavaþ ile olanaklýdýr.Üstelik Türkiye’deki iþçi ve devrimci hareketin ezilmesi ve iktidar mücadelesinin dýþýna atýlmasý sayesinde ancak mümkün olabilir. Ama bu noktada en büyük sorun,Avrupa’da burjuva demokrasisinin zayýflama sürecinin baþlamasýyla ya da tarihsel bir düþüþ eðrisine girmesiyle birlikte (önümüzdeki 15-20 yýl boyunca) ,Türkiye’deki burjuva-demokratik eðilimler politik istikrarlarýný nasýl koruyacaklar? Avrupa’da burjuva demokrasisinin zayýflamasýnýn Türkiye gibi ülkelerdeki etkisi daha þiddetli olacaktýr.Yani bu noktada “Emperyalistler nezle olsa Türkiye gibi ülkeler hasta olurlar.” Türkiye’nin ekonomik ve politik hassas yapýsý bu tür dalgalanmalardan etkilenmeye açýktýr. Eðer Türkiye pantürkist bir totaliter rejim ile devam edemez,yukarýda saydýðýmýz nedenlerden dolayý zayýf bir burjuva demokrasisi ile de (Avrupa’dan kaynaklanan) toplumun ihtiyaçlarýný karþýlayamaz ise,Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar görmediði en büyük sosyal ve tarihsel kriz ile karþý karþýya kalacaktýr.(Dipnot 19)
X-AB’ye Üyelik Doðrultusunda Ýlerleyen Türkiye’nin “Sevr”leþme Süreci
Kaba bir karþýlaþtýrma yaparsak eðer,bugün Türkiye’nin AB doðrultusunda ilerlemesi,onun derece derece Sevr’leþmesi anlamýna gelmektedir.Elbette Lenin’in belirttiði gibi her karþýlaþtýrma biraz topallar.Burada Sevr’leþme,Türkiye’nin AB’ye ekonomik,politik ve kültürel olarak baðýmlý hale gelmesinin tamamlanmasý yani bir modern sömürge durumuna gelmesi anlamýna gelmektedir. Osmanlý Ýmparatorluðu’nun sömürgeleþmesi zamanýnda da,bu sömürgeleþmenin yerel dinamiði iþbirlikçi (komprador) ticaret burjuvazisiydi. Bu iþbirlikçi sýnýf adým adým Avrupa tekelci burjuvazisiyle kurmuþ olduðu (kredi,ortak giriþim ticari faaliyetler (Dipnot 20) vs.) çok yanlý ekonomik iliþkiler sonucunda Türkiye’yi sömürgeleþmeye götürdü.Türkiye’nin direkt iþgali,uzun yýllar süren baðýmlý bir geliþmenin sonucunda vede sömürge savaþýnýn kýzýþtýðý dönemde gerçekleþti.Baðýmlý ekonomik iliþkilerin geliþmesinin belirli bir derecesinde,artýk emperyalistler açýsýndan yatýrýlan sermayenin güvenliði için direkt müdahaleler kaçýnýlmaz hale gelmektedir. Bugün de bu rolü iþbirlikçi (komprador) tekelci sanayi burjuvazisi oynamaktadýr.Türkiye’de hangi iþbirlikçi sanayi burjuvazisinin arkasýnda uluslararasý tekelci bir “ortak” yoktur? Böyle bir iþbirlikçi grup bulunamaz,çünkü yoktur.Ýhracata dayalý bir sanayileþme modeli benimseyen her ülkede durum budur. Türkiye 1999 yýlýndan beri “AB’ye uyum yasalarý” çerçevesinde çýkarmýþ olduðu yasalar ile Lozan Antlaþmasý’ný aþýndýrmýþ ve kendi elleriyle bu anlaþmayý tarihin çöplüðüne göndermiþtir.Gerçi emperyalist dünya ekonomisinde ve politikasýndaki son 80-90 yýllýk deðiþiklikler Lozan’ýn varlýk temellerini yoketmiþtir ve onun tarihsel varlýk temelini ortadan kaldýrmýþtýr. Þimdi sorun þudur:Lozan’ýn temelleri yokolurken,Türkiye’nin toplumsal yapýsý kendisine nasýl bir biçim bulabilir? Türkiye’nin üretici güçleri öyle bir tarihsel noktaya ulaþmýþtýr ki,tam baðýmlý bir toplumsal yapýyý uzun süre kaldýramaz.Toplumun bu tür iliþkilere tepkisi sert olur.Her türlü baðýmlýlýk biçimi,ister Sevr biçiminde AB’ye,ister Pantürkist biçimde ABD’ye baðýmlý olsun,toplumun baðrýndaki çeliþkiler sadece keskinlik kazanacak ve bunun dýþa vurumu sürekli ekonomik ve politik istikrarsýzlýk olacaktýr. Osmanlý Ýmparatorluðunun paylaþýlmasý sonucunda ortaya çýkan Sevr,Ýngiliz-Fransýz emperyalizmine baðlý olan komprador ticaret burjuvazisinin politik temsilcisi olan Hürriyet ve Ýtilaf Partisi eliyle olurken;Kürdistan’daki sosyal dayanaklarý da Kürt toprak aðalarý ve orta-küçük ticaret eþrafýydý.Bugünkü Sevr’in sosyal dayanaklarý,AB tekelci sermayesinin iþbirlikçileri ile Kürdistan’daki yarý-burjuva toprak aðalarý ile orta ve küçük ticaret eþrafýdýr. Geçmiþte Sevr,toplumun dinamik geliþimine uygun düþmediði için toplumsal dinamikler tarafýndan zaten reddedilmiþtir.Eðer üretici güçlerin göreceli atýlýmýný öngörseydi zaten Lozan ortaya çýkmazdý.Lozan’a götüren Kemalizm,Sevr’in sosyal geliþme hedeflerinden daha ilerisini gösterdiði için Sevr aþýldý. Bugün Lozan’ýn parçalanmasý karþýsýnda komünist hareket,bunun karþýsýna Sevr’i deðil,Sovyetler Cumhuriyeti’ni çýkarmalýdýr.Türkiye proletaryasý,Ortadoðu, Balkanlarda,Kafkasya ve Orta Asya’da Birleþik bir Sovyet Cumhuriyeti’nin kurulmasý için savaþmalý ve bu Sovyet Cumhuriyeti’ni emperyalist ülkelerdeki bir devrimin kývýlcýmýný çakacak bir devrim olarak görmeli ve kullanmalýdýr. Türkiye devriminin rolünü ne haddinden fazla abartmak ne de küçümsemek gerekir.Türkiye devrimi ancak bölgesel rolü aracýlýðý ile uluslararasý bir etkiye neden olabilir.Türkiye’nin önderlik edebileceði bir bölge devrimi,tek baþýna uluslararasý emperyalizm karþýsýnda tutunamaz.Bu bölge devrimi bir emperyalist ülke ya da bloktaki bir sosyalist devrim ile desteklenmediði sürece (ki bu devrimin zaman dilimi de fazla uzamamalýdýr),uluslararasý emperyalist sistemin sermaye birikim süreçlerine direnemez ve kýsa bir süre sonra ya yozlaþýr ya da bir karþý-devrim ile yenilir:Ya Kronþdat ayaklanmasýnýn (1921) baþarýlmýþ hali ya da 1924 Stalinist bürokrasinin iktidarý. Türkiye ve bölge devrimi,uluslararasý burjuvazi ile uluslararasý proletarya arasýndaki uluslararasý savaþta,ancak ikincil bir mevzi ya da bir parça muharebe olabilir.Bu ikincil kazaným ancak emperyalist bir ülkedeki sosyalist devrim ile birleþtiði ve kazanýmlarýný bu emperyalist ülkedeki sosyalist devrimin kazanýmlarýna taþýdýðý ya da baðladýðý zaman ancak elde tutabilir. Emperyalist bir ülke ya da bloktaki çarpýþma,her iki taraf için de temel çarpýþma (Bataille Principale) karakterine sahip olup,bütün kýsmi muharebelerin içinde eridiði (olumlu ve olumsuz olarak) temel muharebedir.Kazanan ve kaybeden için sonuçlarý dünya ölçeðinde olur. Rus devrimi temel çarpýþmaya girmeyen ikincil bir düzeyde muharebeye giren bir devrimdi.O zamanlar her iki taraf için de temel çarpýþma alaný Almanya’ydý. Aðýrlýk merkezindeki muharebeyi kazanan (emperyalizm), uluslararasý stratejik konumunu daha avantajlý bir konuma getirdi.Bu muharebeyi kaybeden taraf (komünizm) ise kazanýmlarýný “tarihin saðlam bir kazýðýna” baðlayamadýðý için elindekilerini de kaybetti.(Dipnot 21) Bugün de biçimsel farklýlýklarýna raðmen ayný ilkeler sözkonusudur.Komünizm eðer kazanýmlarýný koruyacaksa,sürekli olarak uluslararasý kazanýmlarýný geliþtirmeli vede uluslararasý burjuvazi üzerindeki darbelerinin ölçeðini ve derinliðini arttýrmalýdýr.Strateji sürekli olarak uluslararasý bir karaktere sahip olmalý vede burjuvazinin zayýf ve ölümcül yerine vurmalýdýr.Bunun için ise Komünist Enternasyonel’e,bütün dünya komünistlerinin teorik ve pratik çabalarýnýn ürünü olan,bir dünya stratejisi gereklidir.Bugün komünizmi tehdit eden en büyük tehlike,sermayenin uluslararasýlaþmasý sürecinde küçük (ulusal ya da bölgesel ) düþünmektir. Komünizm ya gerçekten enternasyonal olacaktýr ya da hiçbir þey!
XI-Ýþbirlikçi Tekelci Burjuvazi Ýçerisindeki “Güç Bloku”nun Gelecek Dönemde Evrimi Nasýl Bir Seyir Ýzleyebilir?
Aslýnda yukarýda AB-ABD iliþkilerini analiz ederken bu noktaya kýsaca deðindik.Ama burada biraz daha ayrýntýlý ele alýnmasý konunun anlaþýlmasý için gereklidir. Portekiz deneyiminin(Dipnot 22) incelenmesinde de gördüðümüz gibi,ÝTB’nin çeþitli katmanlarý,ihracata dayalý sanayileþme modelinin geliþmesiyle birlikte,belirli bir süre için kendi aralarýnda bir güç bloku oluþtururlar.ÝTB’nin çeþitli katmanlarýný belirli bir süre için böyle yakýnlaþtýran neden hem ortak düþmanlarýnýn varlýðý (iþçi ve devrimci hareketlerin varlýðý) hem de ihracata dönük sanayileþme modelinin sürekli olarak pazarlarýn geniþlemesini gerektirmesidir.Böylece her katman dayandýðý emperyalist blokun imkanlarýný diðerine açma ihtiyacý duyar.Bu iliþkiler zamanla çok karmaþýk iliþkilerin oluþmasýna neden olur. Bu yýlýn Aralýk zirvesinde çýkacak olan karar ve AB’nin tutumu,ÝTB’nin oluþturmuþ olduðu güç blokundaki güçler daðýlýmýný da yakýndan etkileyecektir.Ýþin ilginç tarafý,güç blokundaki güç daðýlýmýnýn yeniden þekillenmesinin bölgesel ve bununla birlikte de uluslararasý sonuçlarý olacaktýr. Türkiye’nin AB üyeliðinin 15-20 yýldan önce gerçekleþmeyeceði varsayýlýrsa ama bu dönem boyunca da AB’nin yukarýda belirttiðimiz tarihsel nedenlerden dolayý politik istikrarsýzlýðý geliþirse,Türkiye “iki arada bir derede” kalamaz.Türkiye’nin AB yolu uzadýkça,onun AB periferisinde uzun süre tutulmasý imkansýzdýr.Herþeyden önce Türk ÝTB’nin yapýsý buna engeldir. Türkiye kendi etrafýndaki bölgelerde hiçbir geliþmeye ilgisiz kalamaz.Özellikle de þu sorunlara: • Azarbeycan-Ermenistan ve Azarbeycan-Ýran sorununa. • Kürt sorununa ve bu sorunu ilgilendiren bütün ülkeler (Ýran,Irak,Suriye)ile iliþkilere. • Musul-Kerkük petrollerine ve genel olarak Irak sorununa. • Ýran’ýn nükleer silah elde etmesine ve ABD-Ýran iliþkilerine. • Orta Asya ve Kafkasya’da Rus,Çin ve Ýran nüfuzunun ama özellikle de Rus nüfuzunun geliþmesine. • Afganistan sorununa. • Kýbrýs ve Ege sorununa. • Ýsrail-Filistin sorununa vs.
Bütün bu sorunlar Türkiye’nin bölgesel bir strateji geliþtirmesini zorunlu kýlmaktadýr ve bu sorunlar Türkiye’nin iç politik yapýsýndaki eðilimleri etkilemektedir ve içerisine çekmektedir. AB’nin Türkiye’ye gri bir yanýt vermesi dahi,ÝTB içerisindeki iktidar mücadelesinin kýzýþmasýna neden olacaktýr.Özellikle de ABD’nin bölge ve dünya politikasýnda Türkiye’nin önemli rolünün varolmasý ve ABD politikasýnýn aciliyeti,ABD’yi ister istemez,anti-AB karþýtý yani Türk milliyetçiliði ile iþ yapmaya zorlayacaktýr. Ama iþin ilginç tarafý,bir çok noktada,Türk milliyetçiliði ile ABD politikasýnýn çakýþmasýdýr.Örneðin Çin ve Rus nüfuzunun Kafkasya ve Orta Asya’da engellenmesi;Azarbeycan’nýn Ýran karþýsýnda korunmasý;Ýran’ýn panislamizm biçiminde bölgede (Kafkasya,Orta Asya ve Ortadoðu’da) nüfuz arayarak Pantürkizmi ve ABD nüfuzunu daraltmak istemesi;Ermenistan ile yakýnlaþmasý; PKK’ye gizli destek vermesi;Güney Kürdistan’da Türkiye ve ABD aleyhine nüfuz aramak istemesi;Türkiye’ye politik islamý ihraç etmek istemesi ve Kuzey Kürdistan’da Hizbullah aracýlýðý ile Kürt Ýslam Hareketi biçiminde nüfuz aramak istemesi;Irak’ýn þii temeline dayanarak Irak’ta politik etkisini geliþtirmek istemesi ve bölgesel liderlik peþinde koþmak istemesi;Ýsrail karþýtý politikanýn aðýrlýk merkezi konumunda olmasý vs...kýsacasý Pantürkizm ile ABD’nin bir çok noktada yollarý kesiþmektedir. Yakýn dönemde ÝTB içerisindeki güç blokunda Türk pantürkist milliyetçiliðinin, iktidarýn bütün iplerini ellerine geçirmesi büyük bir ihtimal dahilindedir.(Dipnot 23) Ama bunun özellikle bölge politikasýndaki etkileri önemli olacaktýr.Pantürkizmin iktidarý,Rusya ve Çin’in dünya politikasýnda daha aktif bir politika yürütmelerine neden olabilecek;Ýran-Türkiye savaþýný gündeme getirebilecek yine Balkanlarda politik istikrarsýzlýðý körükleyerek AB’nin çeliþkilerini daha da keskinleþtirebilecektir. Özellikle Rusya Avrupa’da kendisine güçlü müttefikler aramaya yönelecektir. Ýran’ýn tehdit edilmesi özellikle de Fransa’nýn sert tepkisine neden olarak onu Rusya’ya daha çok yaklaþtýrabilecektir.Rus baskýsýnýn Avrupa’da yoðunlaþmasý Avrupa politikasýnda köklü deðiþikliklere neden olabilir.(Dipnot 24) Türkiye’nin pantürkist bir politik yörüngeye kaymasýyla birlikte, ABD’nin insiyatifinde geliþtirilmeye çalýþýlan Büyük Ortadoðu Projesi de büyük bir darbe almýþ olacaktýr.Çünkü bu projedeki Türkiye AB üyesi olmuþ ve burjuva demokratik bir yapýya bürünmüþ bir ülke olarak varsayýlmaktadýr.Ama faþist ve totaliter bir pantürkist Türkiye’nin oluþmasý bu projenin büyük bir darbe almasýna neden olacaktýr.Çünkü pantürkist bir Türkiye BOP’un bölgesel liderliðini yapamaz. ABD-Pantürkist ittifakýnýn Orta Asya ve Kafkasya’da nüfuzunu geliþtirmek istemesi,Çin’i daha baskýcý bir karaktere sürükleyebilir.Bu durum Çin’in politik yapýsýnýn daðýlmasýnda en önemli olmasa da önemli etkenlerden biri olabilir. Kýsacasý Türk milliyetçiliðinin iktidarýnýn AB üzerinde,Kafkasya,Orta Asya, Ortadoðu,Ege ve Akdeniz’de çok önemli sonuçlarý olacaktýr.Hatta dünya politikasýndaki çeliþkileri daha da keskinleþtirmesine neden olabilecektir.
XII-Üstten Reformlar Aracýlýðý ile ve Ýçsavaþ Olmaksýzýn T.C.’nin Burjuva-demokratik Dönüþümü Olanaklý mýdýr?
Bütün tarihsel deneyimler,Türkiye gibi ülkelerin yani baðýmlý bir þekilde ihracata dönük sanayileþme modelini benimseyen ülkelerin,üstten reformlar aracýlýðý ile burjuva-demokratik bir yapýya dönüþtürülmelerinin imkansýz olduðunu ortaya koymuþlardýr.Bu tür giriþimler denenmemiþ deðildir.Ama bu giriþimlerin hemen hemen hepsi iktidar mücadelesinin kýzýþmasýna yolaçarak,içsavaþ ile sonuçlanmýþlardýr. Bundan otuz yýl önce Nicos Poulantzas,içten dönüþüm geçirememelerinin bu tür rejimlerin temel özelliklerinden birisi olduðunu belirtirken haklýydý.Bu durum, ÝTB’nin kendi arasýndaki rekabetten kaynaklanmaktadýr,ki bu rekabet de emperyalist merkezlerin rekabetinin sonucunda oluþmaktadýr.Yukarýda da gördüðümüz gibi emperyalistlerin kendi aralarýndaki nüfuz ve paylaþým savaþýmý giderek þiddetlenmekte ve derinleþmektedir.Ýþbirlikçi tekelci sermaye,uluslararasý tekelci burjuvazi ile kurmuþ olduðu ekonomik iliþkiler sonucunda bu çeliþkileri ulusal alana taþýmakta ve ulusal alanda yeni biçimler altýnda tekrar üretmektedir.Uluslararasý alandaki rekabeti etkileyemediði ya da daha doðrusu ortadan kaldýramadýðý için, kendisini ister istemez kendiliðinden ya da içgüdüsel olarak rekabete adapte etmektdir. Tarihsel deneyimler,burjuva-demokratik reformlarýn geliþmesinin kitle hareketinin politizasyonunu daha da geliþtirdiðini ve bunun da ÝTB’nin kendi arasýndaki çeliþkileri daha da keskinleþtirdiðini göstermektedir.Üstten alta doðru uygulamaya çalýþýlan reformlar,devrimci sýnýflarýn ve hareketlerin uysallaþtýrýlmasý ve pasifizasyonu sonucunu vermemektedir.Reformlar ister istemez devrimci hareketlere yeni olanaklar ve fýrsatlar açmakta ama hepsinden önemlisi ÝTB’nin hassas ve kýrýlgan yapýsýndan dolayý da bir ekonomik ve politik kriz anýnda kitle hareketinin geliþiminin büyük destek noktalarý olmaktadýr.Burjuva-demokratik reformlarýn ÝTB için olumsuz bir sonuç vermesinde en büyük etken uluslararasý ekonomik ve politik krizin giderek derinleþmekte olmasýdýr. Toplumun alt kademesindeki sýnýflar ve katmanlar,totaliter eðilimlerden ziyade daha çok özgürlükçü eðilimlere meyillidirler ve bu sonuncusunun da sýnýrý yoktur. Türkiye’nin AB’ye uyum çerçevesinde çýkarmýþ olduðu ya da benimsemeye çalýþtýðý reformlar hiç kuþkusuz ters tepecektir.Çünkü bu reformlar,ÝTB içerisindeki güç blokunda milliyetçi eðilimlerin sert tepkisi ve bloku ile karþýlaþarak,iktidar mücadelesinin kýzýþmasýna neden olacaktýr. Türkiye gibi militarist yapýsý güçlü olan bir devletin üstten reformlar aracýlýðý ile dönüþüm geçirmesi mümkün deðildir.Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal dönüþümü içsavaþ olmaksýzýn mümkün deðildir.
XIII-Sonuç
Bütün teorik göstergeler,emperyalist sistemin adým adým bir dünya bunalýmýna sürüklenmekte olduðunu,bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin de tarihin en aðýr ekonomik ve politik krizine sürüklenmekte olduðunu göstermektedir.Zaten devletin bir emperyalist blokun dýþýnda kalamayacaðýný görmesi ve geleceðini bir emperyalist blok ile garanti altýna almaya çalýþmasý,Türkiye’de egemen sýnýflarýn paniðinin bir göstergesidir. Ancak kendi çýkarlarýný toplumun çýkarlarý gibi gösteren bu görüþ yanlýþtýr. Belki burjuvazinin bir emperyalist blok dýþýnda kalma seçeneði yoktur ama proletaryanýn,Komintern aracýlýðý ile baþka bir politik blok içerisinde ama dünya ekonomisinin bir parçasý olarak kalarak vede sürekli bir þekilde sosyalist dünya devrimi doðrultusunda yürüme olanaðý vardýr.Ama dünya çapýnda asgari koþullarýn yerine getirilmesi þartýyla. Avrasya’da hiçbir ülke Türkiye kadar yeni bir Ekim Devrimi’nin üssü olmasý bakýmýndan uygun deðildir.Emperyalizmin tarihinde yeni bir devrimci dönem açýlmýþtýr.Bu devrimci dönem eðer kaba bir karþýlaþtýrma yapýlýrsa eðer,1908-1923 devrimci dönemine benzemektedir.Önümüzdeki kýsa ve orta dönemde ortaya çýkacak büyük politik alt üst oluþlar,21.yüzyýlýn biçimlenmesinde önemli bir yere sahip olacaktýr. Türkiye’nin AB dýþýnda býrakýlmasý,belki de Türkiye’nin gelecekte bir sosyalist devrim girdabýna itilmesine de yardým edecektir.Böyle bir Sovyet yoluna giren Türkiye’nin tek seçeneði ilerleme olacaktýr.O bunu istemese de tarih onu ileriye doðru itmeye zorlayacak ve o bölgesel ve uluslararasý bir devrimci politika yapmak zorunda kalacaktýr.Sermayenin uluslararasýlaþmasý bunu zorunlu kýlar.Türkiye devrimi,sermayenin uluslararasý karakterinden dolayý, tek ulusal deðil,tek bölgesel deðil ama uluslararasý bir düþmana sahiptir ve o bu düþmana ancak uluslararasý bir siyaset ile karþýlýk verebilir.Uluslararasý komünist hareketin bir parçasý olan bir devrimci Türkiye’nin devrimci proletaryasýnýn görevi,sýký bir þekilde,Ortadoðu, Kafkasya, Orta Asya,Rusya ve Avrupa proletaryasý ile birlikte diðer ülkelerin proletaryasýnýn da katýlýmýyla el ele vererek sosyalist dünya devrimine doðru yürümektir. Bugün Türkiye’nin Avrupa kapýsýndaki görüntüsü tek kelimeyle utanç vericidir. Kendi boynuna sömürgecilik zincirinin takýlmasý için adeta yalvarmakta, tepelenmekte,aþaðýlanmakta ve Avrupa’nýn eski “hasta adamý” rolünü tekrar oynamaktadýr. Ama Avrupa’nýn politik iflasý geliþir ve Türkiye yeni Sovyetler Cumhuriyeti’nin insiyatifini eline alýrsa,Avrupa bir kriz altýnda debelenir (AB’nin iflasýndan dolayý) ve faþist hareketler yavaþ yavaþ iktidara gelmeye baþlarlarsa,halklar yüzünü doðuda yükselen Sovyet ýþýðýna dönmeye baþlarlarsa,iþte o zaman Avrupa’daki ülkeler,proletaryanýn önderliðinde belki de bu Sovyet Cumhuriyeti’ne katýlmak için sýraya gireceklerdir. Hiç belli olmaz!
KAYNAKLAR
1-Henry Kissinger,La Nouvelle Puissance Americaine,s.34,Edition Fayard. 2-Jean Louis Mucchielli,Multinationales et mondialisation,s.150-151,Edition Points. 3-a.g.e.s.16. 4-Zibginiyev Brzezinski,Büyük Satranç Tahtasý,s.57,Sabah Yayýnlarý. 5- Bakýnýz,H.Kissinger,a.g.e.s.49. 6-Z.Brzezinski,Le Vrai Choix-L’Amerique et le Reste du monde,s.7,Edition Odile Jacob. 7-Z.Brzezinsi,Büyük Satranç Tahtasý,s.67. 8-H.Kissinger,a.g.e.s.53. 9-Aktaran Brzezinski,Büyük Satranç Tahtasý,s.63. 10-Brzezinski,Büyük Satranç Tahtasý,s.41. 11-Harold Mackinder,aktaran Brzezinski,Büyük Satranç Tahtasý,s.38. 12-Aktaran Ümit Özdað,Türkiye-AB Ýliþkileri,s.30,ASAM Yayýnlarý. 13-a.g.e.s.30. 14-a.g.e.s.30.
DÝPNOTLAR(Dipnot 1):Bu sorun oldukça karmaþýk olup ve burada detaylarýnýn açýlmasý uzun bir yer kaplayacaktýr.Biz þimdilik sorunu kýsaca ele alacaðýz.Derinlemesine analizini ise baþka makalelere býrakacaðýz. (Dipnot 2):Bu nokta az ileride biraz daha ayrýntýlý açýlacaktýr. (Dipnot 3):Geçmiþ çaðlarda insanoðlu,insanlýðýn geleceðinin çeþitli dinlerde ya da çeþitli tanrýlarda olduðunu ileri sürerken,aslýnda insan düþüncesinin bu genelleþtirme özelliðini kullanýyordu. (Dipnot 4):Uluslararasý tekel üzerinde az ileride biraz daha ayrýntýlý durulacaktýr. (Dipnot 5):Bir çok burjuva teorisyen,uluslararasý tekelin çeþitli biçimlerini birbirinden ayýrmak için bazý kavramlar üretmiþlerdir: Oligopol,Çokuluslu þirket,Etnosentrik firma,Polisentrik firma,jeosentrik firma vs. gibi. (Dipnot 6):Pazarlarýn geliþmesi ve birleþmesi,deðer yasasýnýn kaçýnýlmaz bir sonucu olarak,üretim ve pazarlama için “gerekli olan sermaye miktarýný” arttýrmaktadýr.Bu durum uluslararasý tekel olmayý gerekli kýlmaktadýr. (Dipnot 7):Dikkat edilmelidir.”Kaynaþma” tek ayný nitelikte olanlarýn kaynaþmasý (iki uluslararasý tekelin örneðin) deðildir.Ama ayný zamanda bir uluslararasý tekel ile bir iþbirlikçi tekelin de “kaynaþmasý” ya da ikincinin adým adým yutulmasýdýr:sermayenin merkezileþmesi ilkesi. (Dipnot 8):Tam olarak emin olmamak ile birlikte,böyle bir politik kýrýlmanýn I.Dünya savaþý öncesi ve sonrasýnda da yaþandýðýný düþünüyorum.Bu nokta ile ilgili olarak yeterince araþtýrma yapamadým. (Dipnot 9):Atlantik ailesinin korkunç çocuðu (Dipnot 10):Orta ve Doðu Avrupa’yý ele geçiren bir güç ister istemez Avrupa’da atak bir politikaya geçmektedir. (Dipnot 11):Ayný durum deðiþik bir stratejik derinlik alaný olarak,Rusya’nýn güneyindeki Kafkasya ve Orta Asya’dýr. Nazi Almanya’sý II.Dünya savaþýnda Orta ve Doðu Avrupa ile birlikte,Kafkasya ve Orta Asya’yý da kazanmak istemiþtir.Ancak Türkiye’nin savaþa girmeyerek buna yanaþmamasý,SB’nin stratejik durumunun korunmasýnda önemli bir durum oluþtururken,buna karþýlýk Almanya’nýn stratejik konumunda bir zayýflýða yolaçmýþtýr.Rusya’nýn gerçek bir kuþatýlmasýnda her iki alanýn bir tek strateji temelinde koordineli birlikteliði þarttýr.
(Dipnot 12):Dünya ekonomisinde bu durum Kesim-I’in Kesim-II’den daha hýzlý büyümesi sonucunda ortaya çýkar,ki çözümü ancak savaþ ile olanaklýdýr. (Dipnot 13):Bir kaç ay önce Rusya’nýn protestolarýna raðmen,Baltýk ülkelerinin AB ve NATO’ya alýnmasý ile ABD emperyalizmi ve takipçileri Rusya’nýn kapýlarýna dayanmýþtýr. (Dipnot 14):Bakalým gelecek Türkiye’de yeni Enver Paþa kim olacak! (Dipnot 15):Bir tür “Önleyici Müdahale”. (Dipnot 16): Bu artýk emperyalizmin III. dünya savaþýdýr. (Dipnot 17):1 Mart 2003 tezkeresi tartýþmalarý yaþandýðý sürede,ABD’yi ziyaret eden ve G.W.Bush ile görüþen dönemin Türk dýþ iþleri bakaný Yaþar Yakýþ,Irak savaþýnda ABD ile birlikte hareket etmelerinin ve üstelik BM kararý olmadan böyle bir giriþime ortak olmalarýnýn AB ile iliþkileri olumsuz etkileyeceðini belirttikten sonra,Bush’un Yaþar Yakýþ’a cevabý ilginçtir:”Hangi Avrupa’dan konuþuyorsunuz,onu üçe böldüm.” dediði yabancý gazetelerde yayýnlandý. (Dipnot 18):Bir noktanýn açýklanmasý önemlidir.Bu ülkelerde de AET ile entegrasyon için reformlar yapýlmak istenmiþtir.Ancak bu reformlar sonuna kadar gitmemiþ ve ters bir sonuç vererek yarý yolda kesilmiþtir.Bu ülkeler ancak bir içsavaþtan sonra ve iþçi sýnýfýnýn ezilmesinden sonra burjuva demokrasisini oturtabilmiþlerdir.Bakýnýz DEVRÝMCÝ BÜLTEN sayý 34,Portekiz devrimi ile ilgili makaleye. (Dipnot 19):Buna benzer ilginç bir örnek,I.Dünya savaþý sýrasýnda,Ýngiliz-Fransýz emperyalizminin Rusya’da Þubat 1917 devriminden sonra,Rusya’yý burjuva demokrasisi biçiminde kendilerine baðlamak istemeleri sýrasýnda görüldü.Avrupa’nýn burjuva-demokratik politik istikrarsýzlýðý,baðýmlý bir Rus burjuva demokrasisinin ihtiyaçlarýný karþýlayamýyordu.Sonuç,hiçkimsenin savaþýn baþýnda tahmin edemediði bir þekilde gerçekleþti: Ekim Devrimi ve Bolþevizmin yerleþmesi,geliþmesi ve güçlenmesi. (Dipnot 20):Özellikle de 1908’den sonra “Ortak-giriþim” ticari faaliyetler bir patlama yapmýþtýr.Bu tür faaliyetlerde yabancý ortak payýný çok kýsa bir zaman sonunda yüzde ellinin üzerine çýkartarak ve hatta direkt sermaye yatýrýmý yapma imkanýna kavuþmuþlardýr.Bu ekonomik temel daha sonralarý Türkiye’nin iþgaline kadar giden yolun aslýnda baþlangýcý olmuþtur. (Dipnot 21):Kaybedilen temel çarpýþmanýn yerini muharebede hiçbir þey dolduramaz.Bu prensip tek savaþ için deðil politika için de geçerlidir. (Dipnot 22):Devrimci Bülten sayý 34. (Dipnot 23):Aslýnda ordunun bir çok kademesinde Türk milliyetçiliðinin bölgesel politikalarýný ya da “çekincelerini” paylaþan bir çok subay ve asker vardýr.Hatta TSK’nýn bir çok konuya yaklaþýmýndaki üslup bunu ele vermektedir. (Dipnot 24):Bu noktada görüldüðü gibi AB dýþýndaki bir Türkiye’nin dünya politikasýna etkisi muazzam boyuttadýr.Ama bütün bu iliþkiler ortasýnda bir an Türkiye’nin kýzýl olduðunu düþünün...bunun emperyalist sistem üzerindeki etkileri muazzam olur.
|
 |