[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 34 (4) }
| Devrimci Bülten
PORTEKÝZ DEVRÝMÝ VE ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER (II)


DHP, ÝTS içerisindeki, Avrupa tekelleriyle kaynaþan ve geliþen vede burjuva-demokratik reformlarýn gerçekleþtirilmesini isteyen iþbirlikçi sermayenin politik temsilcisi olarak görünüyordu. Kendisini sosyal-demokrat olarak adlandýrmasýna karþýn Avrupa’daki sosyal-demokrat partiler gibi olamýyordu. Zaten Sosyalist Enternasyonal (SE) onu Portekiz temsilcisi olarak görmüyordu. Bir kaç defa SE’ye baþvurmasýna karþýn kabul edilmedi. Çünkü DHP, faþist diktatörlüðe karþý etkili bir muhalefet yürütmüyordu. Diktatörlük ile oluþturulan güç blokunu daðýtma cesaretini gösteremiyordu. Ancak DHP içerisinde çeþitli kanatlar vardý ve bu kanatlar arasýndaki parti içi mücadele 25 Nisan darbesinden sonra daha da geliþti ve bir ayrýþmaya neden oldu. DHP içerisindeki sol kanat, daha çok liberalizm ile iþbirliðine eðilim gösteriyordu ve güç blokunun daðýlmasý karþýsýnda liberal burjuvazi ile ittifak kurarak ve onun aracýlýðýyla küçük-burjuvaziyi de yedeðe alarak burjuva demokrasisini gerçekleþtirmek istiyordu. Ýleride de göreceðimiz gibi bu klik bunu gerçekleþtirdi. Ama bunu devrimin yenilgisinden sonra gerçekleþtirdi. DHP içerisinde bu sol kanadýn temsilcileri Mota Pinto-Bolsemao-Solguero, liberal bir parti olan Sosyalist Parti (SP) ile ittifak yapma yanlýsýydýlar. Sað kanadýn temsilcisi olan Anibal Cavaco Silva, ÝTB’nin orta katmanlarýnýn temsilcilerinden olan “Toplumsal ve Demokratik Merkez” partisi ile ittifaktan yanaydý.

Sa Corneiro, DHP’yi 1974 yýlýnýn baþlarýnda kurmadan önce, uzun dönem Caetano rejimine baðlý bir bürokrat olarak kaldý. Daha doðrusu Caetano’nun verdiði sözlerden dolayý, rejimin “demokratikleþtirileceði” ile ilgili olarak, kararsýz kalýyordu. Daha sonra kitle hareketi yükselmeye baþlayýnca DHP’yi kurdu. Ancak DHP yine faþist rejim ile kopuþma cesaretini gösteremiyordu. Faþist diktatörlük, DHP içerisindeki bu sað kanadý, ÝTB’nin orta katmanlarý aracýlýðýyla kendi politik sistemine baðlýyordu. Bu kliðin DHP içerisindeki iflasý, faþist rejimin devrilmesiyle gerçekleþti. Bir yýl sonra DHP (ki buna iki darbe giriþiminin savuþturulmasý neden olmuþtur) sol kanadýn eline geçerek adýný Sosyal-Demokrat Parti (SDP) olarak deðiþtirerek sað kanat ile kopuþtu. Sað kanat ise DHP-Monarþist olarak ayrýþtý. SDP haline gelen DHP, Avrupa tekelci sermayesinin Portekiz’deki iþbirlikçisi ve burjuva demokrasisi içerisinde SP ile birlikte hegemonyayý elinde bulunduran temel politik eðilimlerden biri haline geldi. PS’nin direniþine karþýn Sosyalist Enternasyonal’e kabul edildi. SDP haline gelmemiþ olan DHP’nin bugünkü Türkiye’de karþýlýðý CHP’dir.

2-Liberal Burjuvazi:

a-Portekiz Sosyalist Partisi (PSP): Liberal burjuvazi içerisinde, ÝTB’nin küçük katmaný yani DHP’ye en yakýn olan partidir. Lideri Mario Soares’di. Salazar ve Caetano tarafýndan bir çok defa cezaevine konuldu ve sürgün edildi. Parti 1973 yýlýnda kurulmasýna karþýn, PSP’nin kökeni 1964’e kadar uzanýr. PSP 1964 yýlýnda kurulan Portekiz Sosyalist Eylemi adlý örgütün mirasçýsý olan bir partiydi. Avrupa’da Alman Sosyal-Demokrat Partisi’nin koruyuculuðu altýnda kuruldu. PSP’nin Avrupa’nýn diðer ülkelerinin (Ýngiltere, Fransa, Hollanda, Ýskandinav ülkeleri vs. ) sosyal-demokrat partileri ile çok sýký iliþkileri vardý. 1974’teki I. Kongresi’ne kadar kendisini “marksist” olarak tanýmlýyordu ve hatta Sovyet tipi bir sosyalist devrimden yana olduðunu belirtiyordu. Ama 1974 yýlýnda bundan vazgeçti.

PSP’nin militanlarý kendilerini devrimci harekete daha yakýn bulurlarken, yöneticiler, özellikle de Mario Soares, DHP’ye daha yakýn duruyordu. Daha sonra da göreceðimiz gibi Geçici Hükümet’e DHP’nin girmesinde ýsrar etti. PSP 25 Nisan 1975 seçimlerinde birinci parti olarak çýktý ve politik hegemonyayý toplumsal kriz döneminde elinde tutmayý baþardý. Devrimci hareketin geliþimini bastýrmak ve onu kitlelerden tecrit etmek için elinden gelen düþmanlýðý yaptý. Devrimci harekete karþý darbeci Spinolacýlar ve kilise ile birlikte el altýnda ittifak kurmaktan çekinmedi. Avrupa emperyalizminin Portekiz’deki sadýk iþbirlikçi rolünü çok iyi oynadý.

b-Portekiz Komünist Partisi (PKP): 1974 yýlýna gelene kadar bu parti kendi içerisinde büyük bir evrim geçirmiþtir. 1920 yýlýnda Ekim Devrimi’nden etkilenen bir anarko-sendikalist grup tarafýndan kurulmuþtur. Ýþçi hareketi içerisinde politik hegemonyayý elinde bulunduran ve kýrksekiz yýllýk Salazar rejimi döneminde en önemli anti-faþist hareketlerden biri olmuþtur.

1926 yýlýndaki faþist darbeden sonra illegaliteye geçti. 18 Þubat 1934 yýlýnda genel grev çaðrýsý ile birlikte bir silahlý ayaklanmaya giriþti. Ancak feci bir þekilde yenilgiye uðradý. Parti zamanla SBKP’nin güdümünde küçük-burjuva bürokratik bir yapýya dönüþtü. 25 Nisan darbesinden sonra hýzla liberalleþmeye baþladý. Ekim 1974 yýlýndaki kongresinde resmi olarak “proletarya diktatörlüðü” ilkesini programýndan çýkardý. Zaten bu dönemde PSP ile varolmayan “marksist” kimliklerini karþýlýklý olarak býrakmada yarýþa girmiþlerdi. 1974’lü yýllara gelindiðinde PKP tamamen liberal bir çizgiye gelmiþti ve bu liberal burjuvazinin küçük-burjuvaziye en yakýn kanadýný temsil ediyordu. Zaten devrimci hareket 1975 yazýnda insiyatifi ele aldýðý zaman, liberal burjuvazi içerisinde, onlar ile uzlaþabilen ve onlarýn toplumsal enerjilerini burjuva demokrasisi içerisinde tutmayý baþaran tek partiydi.

Sovyet sosyal-emperyalizminin Portekiz’deki iþbirlikçisiydi. PKP SBKP’ye en baðlý olan partilerden birisiydi. SBKP’yi koþulsuz destekliyordu. Çekoslavakya’ nýn Sovyet emperyalizmi tarafýndan iþgal edilmesini onayladý.

PKP’nin genel sekreteri Alvaro Cunhal, uzun yýllar cezaevinde kaldý. Peniche cezaevinde görkemli bir þekilde kaçtý ve Doðu Avrupa’da 1974’e kadar sürgünde yaþadý.

PKP, Portekiz Birleþik Sendikasý (Ýntersyndicale)’nýn yönetimini elinde bulunduruyordu. Ýþçi hareketi içerisinde çok güçlü ve köklü baðlara sahipti.

c-Demokratik Halk Hareketi (DHH): Liberalizmin sað eðilimini oluþturan PSP ile onun sol eðilimini oluþturan PKP’nin ortasýnda yer alan “merkezciler”dir. Zaten DHH, PSP ile PKP’nin seçim zamanýnda legal alanda yapmýþ olduklarý güç birliðinin zamanla, bu partilerden koparak ayrý bir parti olarak örgütlenmesidir. Hem PSP’nin Hem de PKP’nin eleþtirilerine karþýn , seçim platformunu ayrý bir parti olarak örgütlediler. Ama DHH, PSP’den ziyade PKP’ye daha yakýn duruyordu. Önderleri anti-faþist mücadele içerisinden gelmiþlerdi. 11 Mart 1975 darbesinden sonra kurulan yeni geçici hükümete katýldýlar.

3-Küçük-burjuvazi: Kendi içerisinde bir çok parçaya bölünmüþ örgütlerden oluþmaktaydý. Aralarýndaki ideolojik ve politik farklýlýklar, 1970’li yýllarda Türkiye’deki küçük burjuvazinin kompozisyonuna çok benzemektedir. Kýsaca bu örgütleri ele alalým:

a-Sosyalist Sol: Kendilerini “sosyalist sol” olarak adlandýran örgütlerdir. Bunun nedeni kendilerini liberal burjuvazinin solunda olduklarýný belirtmek içindir. Ama elbette ki bu onlarý “sosyalist” yapmaya yetmiyor. Sosyalist solu iki örgüt temsil ediyordu. Bunlar “Sosyalist Sol Hareketi” ve “Sosyalist Halk Cephesi”dir.

Sosyalist Sol Hareketi (SSH): 1974 yýlýnda kuruldu. Kendi yapýsýnda aydýnlarý, sendikacýlarý ve sol katolikleri toplamýþtý.

Sosyalist Halk Cephesi (SHC): Bu fraksiyon 1974 yýlýnýn sonlarýnda Portekiz Sosyalist Partisi’nden ayrýldý. PSP’nin liberalizmine bir tepkinin sonucuydu. Lideri Manuel Serra’ydý. Antifaþist mücadele içerisinden gelen sol bir katolikti. SHC, PKP ve Ordu Güçler Hareketi’ni (OGH-Sonra ele alýnacak) politikalarýndan dolayý eleþtiriyordu.

b-Maoistler: Maoistler de kendi içerisinde bir çok fraksiyona bölünmüþlerdir.

Proletarya Partisinin Reorganizasyonu Hareketi (PPRH): 1970 yýlýnda kuruldu. Stalin ve Mao’nun çizgisini savunduklarýný belirtiyorlardý. Çizgileri 1950’li yýllarda revizyonist Kominform’un savunduðu “ekmek, barýþ, özgürlük, demokrasi ve ulusal baðýmsýzlýk”dý. Olaðanüstü derecede sekter ve diðer gruplar ile ortak eylem birlikleri yapmaya karþýydý. PKP’yi “sosyal-faþist” olarak tanýmlýyor ve eleþtirilerini özellikle ona karþý yoðunlaþtýrýyordu. (10)

Demokratik Halk Birliði (DHB): Çeþitli maoist örgütlerin bir cephesiydi: Marksist-Leninist Devrimci Birlik (MLDB), Partinin Yeniden Ýnþaasý Destek Komitesi (PYDK) vs. gibi örgütlerden oluþuyordu. 1974’ün sonunda kuruldu. Ýþçi Komisyonlarý içerisinde hýzlý bir etki elde etti. Maocu gruplar içerisinde en az sekter olanýydý.

Ýþçi-Köylü Ýttifaký (ÝKÝ): 1970 yýlýnda PKP’den ayrýlan bir grup tarafýndan kuruldu. Kendisini ayný zamanda PKP (ML) olarak adlandýrýyordu. Maocu gruplar içerisinde en saðcý olan örgütlerden birisiydi. PSP ile PKP’nin “sosyal-faþizmi”ne karþý ittifak yapmaya hazýr olduðunu belirtiyordu. Bu örgüt Çin tarafýndan kabul edildi ve bir yöneticisi 25 Nisan Darbesi’nden sonra Çin’e davet edildi.

Komünist Seçim Çevresi (KSÇ): Porto ve çevresinde örgütlenmiþti. O Grito do Povo dergisi etrafýnda örgütlenen etkisiz bir gruptu.

Halkýn Birliði Partisi (HBP): ÝKÝ gibi PKP’den ayrýlan ve kendisini PKP(ML) olarak adlandýran küçük bir örgüttü.

c-Askeri-politik Kökenli Örgütler: Bu örgütler daha çok askeri eylem temelinde örgütlenen örgütlerdi. Türkiye’deki MLSP ve Dev-Sol gibi örgütler ile karþýlaþtýrýlabilir.

Proletaryanýn Devrimci Partisi-Devrimci Tugaylar (PDP-DT): Bu örgüt 1961 yýlýnda kurulan Vatansever Kurtuluþ Cephesi (VKC)’den 1973 yýlýnda ayrýldý. VKC Cezayir’de kurulan bir örgüttü. Kendilerine Cezayir’in FLN’ini örnek olarak alýyorlardý. Faþist diktatörlük döneminde NATO üstlerine ve Portekiz ordusunun askeri hedeflerine bir dizi askeri saldýrýlar düzenledi. Fransa’daki “Devrim” grubuyla kardeþ iliþkilere sahipti. ”Devrim” adýnda periyodik bir yayýn organý çýkarýyorlardý. Seçimlere katýlmayý (25 Nisan 1975) reddetti.

Devrimci Eylem ve Birlik Ligi (DEBL): 1967 yýlýnda kuruldu. Faþizm döneminde askeri eylemler ve kamulaþtýrmalar gerçekleþtirdi. Örneðin Figueiro da Faz kentindeki Portekiz Bankasý’na yapýlan baskýnlar gibi. Lideri Herminio da Palma Ýnacio’ydu. Antifaþist direniþin kahraman isimlerinden birisiydi. Örgütün net bir ideolojik çizgisi yoktu. Seçimlere katýlmak istemediler.

4-Yarý-proleter örgütler: Bu örgütler ideolojik ve politik olarak küçük-burjuvaziden daha solda olan, önlerine proletaryayý örgütlemeyi hedef olarak koyan ancak bunda da belirli bir ideolojik, politik ve örgütsel yetersizlik gösteren, bu halleriyle de küçük-burjuvazi ile proletarya arasýnda kalan örgütlerdir.

Komünist Enternasyonal Ligi (KEL): Trotskist Dördüncü Enternasyonal’in Portekiz kolu olarak örgütlenmeye çalýþan bir örgüttü. 1973 yýlýnda illegal olarak kuruldu. Faþizm döneminde fabrikalarda ve okullarda anti-sömürgeci ve antifaþist bir ajitasyon yürüttü. 25 Nisan 1974’ten sonra Porto ve Lizbon’daki iþçi kartiyelerinde geliþme gösterdi. Bütün antifaþist eylemlere katýlmaya çalýþtý. ”Proletaryanýn Mücadelesi” adýnda bir yayýn organýna sahipti.

Ýþçilerin Devrimci Partisi (ÝDP): Daha çok Lizbon’daki liselerde etkiliydi. KEL’e yakýn bir çizgi izliyordu. 25 Nisan 1975 seçimlerinde KEL için oy kullanýlmasý çaðrýsý yaptý.

Küçük-burjuva ve yarý-proleter örgütler bir çok fraksiyona sahip olmalarýna karþýn 25 Nisan 1975 seçimlerinde elde ettikleri oy oraný yüzde dörttü. Yani hepsi propaganda örgütleriydi ve kitle içerisinde aðýrlýklarý ise çok zayýftý.

Portekiz’de komünist bir hareket yok denecek bir durumdaydý. Bu durum devrim zamanýnda ortaya çýkan gruplaþmalar üzerinde önemli bir rol oynamýþtýr. Ýþçi hareketinin burjuva demokrasisinin kuyruðuna daha kolay bir þekilde takýlmasýna neden olmuþtur.

VI-Salazar Rejiminin Krizi ve Çözülüþü

Ýthal ikameci sanayileþmeden ihracata dönük sanayileþmeye geçiþ hiçbir þekilde sorunsuz ve sancýsýz olmadý. Tam tersine geçiþ çok sorunlu oldu. Ýhracata dönük sanayileþme ile birlikte, kendi içine kapalý olan Portekiz toplumu, kendi dýþýna doðru açýlan ve esneyen bir toplum olmaya baþladý. Bu deðiþim toplumun bütün kesimlerini etkiledi. Yabancý sermayenin giriþinin artmasý ve bu temelde güç iliþkilerinin orantýlý bir þekilde tekrar daðýtýlmasý gereði, faþist devletin yeni koþullara göre kendisini adapte edememesi, çeliþkilerin giderek daha da yoðunlaþmasýna neden oluyordu. Üstelik rejim, uluslararasý bir ekonomik ve politik krize doðru giderken bir deðiþime zorlanýyordu.

1960’lý yýllarýn baþlarýndan itibaren rejime karþý muhalefet hareketleri giderek yoðunlaþmaya baþladý. Rejim hem içeriden hem de dýþarýdan giderek sýkýþmaya baþlýyordu. Ýçeride Humberto Delgado’nun yasal olarak önderlik ettiði bir muhalefet hareketi geliþiyordu. Bu sonuncusu Baþkan adayý da oldu. Lizbon ve Coimbro’da öðrenci hareketi yükselmeye baþladý. Alentejo’da tarým iþçilerinin sekiz saatlik iþgünü için mücadelesi geliþmeye baþladý. 1 Mayýs 1962’de iþçi hareketinin tekrar aktif hale gelmesi görülmeye baþlandý. Sömürgelerdeki ulusal kurtuluþ hareketlerinin geliþmesi, devletin sömürge savaþýný sürdürmek için ordu için ayýrmakta olduðu bütçeyi sürekli arttýrýyordu. Sömürge savaþý için 1969’da 13 milyar escudos, 1970 yýlýnda da 80 milyar escudos harcandý. Üretken yatýrýmlardan kýsýlarak orduya aktarýlan bu miktar, enflasyonu körükleyerek halkýn alým gücünü düþürüyordu.

Uluslararasý kriz ve bunun Portekiz’e yansýmasý ile birlikte ulusal krizin derinleþmesi sabit sermaye yatýrýmlarýný sekteye uðratýyordu. Portekiz’de sabit sermaye yatýrýmlarýnýn giderek küçülmesi, krizin evrimini ve giderek derinleþmeye baþladýðýný da gösteriyordu. Yýllýk sabit sermaye yatýrýmlarý yýllara göre (1965’e göre) þöyleydi: 1966 %17, 3; 1967 %5, 7; 1968 %2, 5; 1969 %0, 7. (11)

Bununla birlikte devlet dýþ politikada da giderek sýkýþmaya baþlamýþtý. 1960’lý yýllarýn baþlarýnda Portekiz’in sömürge savaþý Birleþmiþ Milletler’de çok aðýr bir þekilde eleþtiriliyordu. Portekiz’in sömürgelerinden Goa Hindistan tarafýndan iþgal edildi. Büyük Britanya ile iliþkiler krize girdi. AET rejimin reformlar yapýlarak “demokratikleþtirilmesi”ni istiyordu. Burjuva-demokratik reformlarýn geliþmesi ile nüfuz elde etmek istiyordu. Bu noktada Avrupa (Avrupa politikasýný da yekpare düþünmemek gerekir. Kendi içerisinde bölünmüþ durumdaydý.) Soares ve çizgisini destekliyordu. Salazar’ýn ardýlý olan Caetano kendisini reformcu olarak ilan etmesine karþýn Soares ve Sosyal demokrasiye ve reformlarýn gerçekleþtirilmesine karþý direniyordu. Hatta bir keresinde seçim döneminde, seçimi izlemeye gelen Sosyalist Enternasyonal gözlemcilerini ülkeyi karýþtýrdýklarý için kovdu. Yani dýþ politikada AET Portekiz’e baský yapýyordu. Bu baský AET sermayesinin Portekiz’e büyük oranda akmasý ile de giderek artýyordu. Portekiz sömürgelerini býrakýp AET’ye girmek ile sömürgelerini koruyup AET’den uzaklaþma ile karþý karþýyaydý.

Ýç ve dýþ politikadaki týkanma ve bunun neden olduðu politik kriz ÝTB içerisindeki hegemonya mücadelesini kýzýþtýrmýþ ve ordu içerisinde bir kliðin darbe yapmasýna, devlette bazý reformlarýn yapýlmasý gerektiði inancýna götürmüþtür. Bu reformlarýn ise ancak faþist devletin bazý önemli kurumlarýnda yer alan kiþilerin uzaklaþtýrýlmasý ile olacaðýný görmüþlerdir.

Ýþte 25 Nisan 1974 yýlýnda , ordu içerisinde, kendilerine “Ordu Güçleri Hareketi” (OGH) adýný veren bir klik darbe ile iktidara el koymuþtur.

VII-25 Nisan 1974 Darbesi’nin Karakteri

25 Nisan darbesinin karakterini iyi kavramak için bu darbeyi gerçekleþtiren OGH’nin yapýsýný ve bu harekete iradesini veren sýnýf ve katmanlarý iyi tanýmak gerekir.

ÝTB’nin iki kesimi arasýnda oluþan güç bloku (ki burada hegemonya büyük katmanýn elindeydi) devletin bütün kurumlarýnda kendisini üretmiþti. Ayný þekilde ordu içerisinde de bu blok kendisini üretmiþti ve iki temel kliðin oluþmasýna neden olmuþtu. Ordunun üst düzeyinde sömürge savaþýnýn çýkmazýný görmüþ olan bazý generaller (Spinola, Costa Gomes, Ortelo de Carvalho gibi), sömürgelerin yeni-sömürgelere dönüþtürülmesi taraftarýydýlar. Onlar, sömürgelere biçimsel baðýmsýzlýk verilerek, oradaki ekonomik sömürüyü sürdürmek istiyorlardý.

Portekiz’de faþist diktatörlüðün devrilmesi, geliþebilecek olasýlýklar içerisinde en gerici bir biçimde gerçekleþti. Darbe, ÝTB’nin güç bloku içerisinde hegemonyayý elinde bulundurmayan küçük ve orta katmanlarýnýn önderliðinde, ÝTB’nin büyük katmanýný devre dýþý býrakan, liberal burjuvaziyi ve onun aracýlýðý ile küçük-burjuvaziyi de ÝTB’ye baðlamak isteyen ve böylece üstten reformlarý sonuna kadar götürmek isteyen bir darbeydi. Ancak olaylar bu üstten reformlarýn çerçevesini daha da aþarak bir devrime doðru sürüklenmesine neden oldu. ÝTB’nin küçük ve orta katmanlarý, iktidarý ellerinde tutma yeteneði gösteremediler.

25 Nisan darbesi, ÝTB içerisindeki rekabetin en keskin biçime büründüðünün göstergesiydi. Dýþarýdaki kitle hareketi ise bu bölünme üzerinde etkide bulunarak onu derinleþtirmiþtir.

Darbeden sonra Spinola Geçici Hükümet baþkaný oldu. Ama kýsa bir süre sonra yerini Vasco Gonçalves’e býraktý. Bunun nedeni Spinola’nýn daha güçlü bir þekilde gelmek için bir manevrasýydý. Vasco Gonçalves ise PKP lideri olan A. Cunhal hayranýydý.

OGH içerisinde dört temel eðilim bulunuyordu. Bu eðilimler de temsil ettikleri sýnýflarýn politik iradesini Geçici Hükümet’e yansýtýyorlardý. OGH içerisindeki eðilimler kýsaca þunlardan oluþuyordu:

a-Spinolistçi akým: Bu akým içerisinde Cumhurbaþkaný Costa Gomes (darbeden sonra geçici olarak Cumhurbaþkaný oldu) vardý. Spinola’nýn arkadaþý ve politik müttefikiydi. Eski polis GNR (Ulusal Cumhuriyet Muhafýzý)’in þefi ve NATO eski yüksek komuta üyesiydi. Spinola ile Gomes “çoðulcu sosyalizm” taraftarý olduklarýný açýkladýlar. Aslýnda temsil ettikleri sýnýf ÝTB’nin orta katmanlarýna (Türkiye’de ANAP, DYP) denk düþüyordu. Bu durum daha sonraki olaylarý ele aldýðýmýzda daha iyi anlaþýlacak.

b-“Üçüncü Dünyacý” akým: Portekiz’i “Üçüncü Dünya “ ile birleþtirmek isteyen bir akýmdý. Kendi içerisinde bölünmüþ bir hareketti. Bunlar SSCB ve PKP’ye güvenmiyorlardý ve bunlara karþý ortak hareket ediyorlardý. Bunlar içerisinde iki önemli general iki ayrý akýmý temsil ediyordu. Bunlar kendi içerisinde sað ve sol olarak ayrýlmýþlardý.

Üçüncü Dünya Solu: Amiral Rosa Coutinho tarafýndan temsil ediliyordu. Amerikan ve Sovyet emperyalizmini eleþtiriyorlardý. Ayný þekilde Avrupa emperyalizmi ile sýký iliþki içerisinde olan PSP’yi de eleþtiriyorlardý. PSP’nin dýþ etkilere çok açýk ve savunmasýz olduðunu ileri sürüyorlardý.

Üçüncü Dünya Saðý: Bunlarýn temsilcileri Kumandan Melo Antunes’ti. Geçici Hükümet’te dýþiþleri bakanýydý. Kamulaþtýrmalara karþýydý. Sadece devletin kapitalist finans gruplarý üzerinde bir “kontrolü”nün olmasý taraftarýydý. Uluslararasý politikada “Avrupa güvenliði”ni savunmaktaydý ve “Üçüncü dünya ile dengeli ve güvenli bir biçimin” bulunmasý taraftarýydý. ”Üçüncü dünya “dediði de Portekiz’in sömürgeleriydi!

Üçüncü dünyacý akýmý temsil edenler aslýnda ordu içerisinde, ÝTB’nin küçük ve orta katmanlarýnýn çýkarlarýný dile getiriyorlardý .

c-“Anti-tekelci” akým: PKP’nin ve PSP’nin etkisinde olan liberal burjuva kesimler. En büyük temsilcileri Baþbakan olan Vasco Gonçalves’tir.

d-Bu akým liberal burjuvazinin küçük-burjuvaziye yakýn olan kanadýyla, küçük-burjuva unsurlarý baðrýnda toplamýþtý. Bunlar OGH içerisinde azýnlýktaydýlar ve devrimci hareket tarafýndan destekleniyorlardý.

Darbe faþist kurumlarý tasfiye etmemiþti. Bir kaç generali sadece ekarte etmekle yetinmiþti. Polis ve ordunun çeþitli kurumlarý, darbeden sonra çeþitli politik eðilimler tarafýndan paylaþýlmýþ durumdaydý. Devletin þiddet ve otorite araçlarýnýn politik durumu 25 Nisan darbesinden sonra aþðý-yukarý þu þekildeydi:

Kamu Güvenliði Polisi (PSP), La Guarda Fiscal (Sýnýr Polisi), La GNR (Ulusal Cumhuriyet Muhafýzý) hala daha faþist politikanýn etkisindeydi. Daha sonra Spinola ve arkadaþlarý Bonapartist bir darbe giriþiminde bulunduklarýnda bu kurumlara dayanmak istediler. Yani 25 Nisan darbesi faþist kurumlarý tasfiye etmemiþti. Sadece bir kaç generali tasfiye etmekle yetinmiþti.

Hava Kuvvetleri Spinolist bir çizgideydi.

Zýrhlý birlikler, 11 Mart 1975 darbesinde OGH ile Spinola arasýnda kararsýzlýk geçirdiler.

Kara kuvvetleri kitle hareketine daha yakýndýlar. Özellikle topçu kanadý (RAL 1 Alayý) “Kýzýl Destek” olarak görülüyordu ve radikal bir tutum sergiliyorlardý.

Deniz kuvvetleri, politik olarak devrimci hareket tarafýndan büyük bir etki altýna alýnmýþtý ve bütün gerici generallerden temizlenmiþti.

Peki 25 Nisan darbesi neyi deðiþtirmiþti?

Darbenin amacý üstten gerçekleþtirilmek istenen reformlarý engelleyen kliði ekarte etmekti. Bu klik devletin politik yapýsýnýn esnemesine ve üstten burjuva demokrasisine dönüþümü engelliyordu. Ama öyle bir darbe olmalýydý ki, ÝTB’nin küçük ve orta katmanlarýnýn önderliðinde liberal burjuvazi ve onun aracýlýðýyla küçük-burjuvazinin de yedeðe alýnmak istendiði bir darbe olmalýydý. Yani birincilerin iktidarýný da tehlikeye düþürmemeliydi. Daha sonra olaylarýn gidiþatý darbe yapanlarý belirli bir süre aþtý.

Okuyucu tarafýndan bu noktanýn iyi anlaþýlabilmesi için, Türkiye’nin politik yapýsý ile bir karþýlaþtýrma yapmak belki de iyi olacaktýr.

Bugün Türkiye’de siyasal iktidar genel olarak ÝTB’nin elindedir. Bu sýnýfýn çeþitli katmanlarý, kendi aralarýnda ve uluslararasý tekelci burjuvazi ile kurduklarý ittifak sonucunda politik iktidarý örgütlemektedirler. Bu sýnýfýn bütün katmanlarý ile birlikte politik temsilcileri þunlardýr: SHP, CHP, YTP, DSP, ANAP, DYP, AKP, Genç Parti, SP, MHP’dir. Yine bu partilerin devlet içerisindeki politik nüfuzlarý da ayný düzeyde deðildir. Ama sorun bu deðildir. Önemli olan ÝTB’nin devlet iktidarýný baþka bir sýnýf ile (örneðin liberal burjuvazi ile) paylaþmamasýdýr. Özellikle de bu paylaþmaya karþý direnenler MHP, DYP, SP, Genç parti, YTP, DSP gibileridir. Yani özellikle ÝTB’nin büyük ve orta katmanlarýdýr. Bu durum devam ettikçe faþist diktatörlük burjuva demokrasisine evrilememektedir. Ýþte böyle bir durumun bir benzeri kendi özgül koþullarý içerisinde Portekiz’de yaþandý. 25 Nisan darbesi (Türkiye ile karþýlaþtýrýrsak eðer) aðýrlýk merkezinin MHP, SP, DYP, Genç Parti, AKP gibi partilerin oluþturduðu diktatörlüðü þöyle bir politik iktidara çevirdi: ANAP, CHP, YTP, SHP, DEHAP, ÝP, ÖDP, TKP, EP, PKK/KADEK ve bu blokun çekim merkezinden kendisini politik olarak kurtaramayan bazý küçük-burjuva örgütler de katýlabilir. Darbenin ilk baþýnda hegemonya ANAP ve CHP gibi partilerin elinde bulunuyordu ve Geçici Hükümet’te liberal burjuvazi azýnlýktaydý. Ama azýnlýkta olmasýna karþýn yine de iktidar da temsil ediliyordu. Yani politik demokrasinin sýnýrlarýnýn bir geniþlemesi ve böylece devletin örgütlenme yapýsýnda nispi bir deðiþim sözkonusu olmuþtu. (7*)

Biz yine Portekiz’e dönersek eðer, Portekiz’de politik iktidar ANC önderliðinde genel olarak ANC, Toplumsal ve Demokratik Merkez, Hristiyan Demokratik Parti’nin elindeydi. 25 Nisan darbesinden sonra Geçici Hükümet þöyle oluþtu: OGH, DHP, PKP, PSP, DHH. Bu ÝTB’nin sol ve orta katmanlarý ile birlikte liberalizmin devlete entegre olmasýydý. Böylece darbe aracýlýðýyla üstten reformlarýn geliþtirilmesi ile bir burjuva demokrasisi geliþtirilmek istendi.

OGH’nin bir “Koordinasyon Komitesi” vardý ve bu komite ordu içerisindeki dört eðilimi birbirine baðlýyordu. Bu dört eðilim Koordinasyon Komitesi’nde çeþitli düzeylerde temsil ediliyordu. OGH’nin askeri korumasý altýnda 25 Nisan 1975’e kadar bir Geçici Hükümet kuruldu. OGH’nin görevi, oluþan yeni politik yapýnýn tekrar faþist bir biçime dönmesini engellemekti. OGH içerisinde öyle bir kurum vardý ki, 25 Nisan darbesini hazýrlayan kiþilerden biri olan hatta darbenin “beyni” olarak tanýnan Ortelo de Carvalho bu kurumun baþýndaydý. Bu kurum COPCON’du. (Kýta Güvenlik Komutanlýðý) COPCON, OGH içerisinde, ordunun diðer kurumlarýna karþý güvensiz yaklaþýyordu ve Geçici Hükümet’e sadýktý. Daha sonralarý COPCON, 28 Eylül 1974 gösterilerinde ve özellikle de 11 Mart 1975 ‘te Spinola’nýn darbe giriþimlerinin baþarýsýzlýða uðramasýnda büyük bir rol oynadý.

VIII-Faþizm Karþýsýnda Liberalizmin Uzlaþmacýlýðý ve Küçük-burjuvazinin Yalpalamasý

25 Nisan darbesinden önce yani faþizmin iktidarý döneminde liberal burjuvazi, özellikle PSP lideri Mario Soares diktatörlük ile uzlaþarak reformlarýn gerçekleþtirilmesi için çok çaba harcadý. M. Soares hukuk fakültesinden Caetano’nun öðrencisiydi. Aralarýnda yapýlan bir kaç görüþmede bir sonuç alýnamadý. Liberal burjuvazi, geliþebilecek radikal bir kitle hareketinden korktuðu için (1975 yazýndaki olaylar bunu göstermiþtir) reformlar aracýlýðý ile radikal unsurlarýn yani devrimci hareketin pasifize edilmesini istiyordu.

Darbeden sonra faþist devletin bazý kurumlarý tasfiye edildi. Ama iki önemli kurumu “Ulusal Cumhuriyet Muhafýzý” ile “Politik Güvenlik Polisi” duruyordu. Spinola ile Costa Gomes her ikisi de birincisinin baþýnda bulunmuþlardý. Bir kýsým generalin ekarte edilmesine karþýn ordu hiyerarþisi olduðu gibi korundu.

OGH’nin politik bileþeni Spinola’nýn hoþuna gitmiyordu. Spinola OGH içerisinde nüfuzunu geliþtirerek ve diðerlerinin nüfuzlarýný da daraltarak politik kontrolü tamamen ele almak istiyordu. Aksi taktirde devletin temelleri tehlikeye girebilirdi. Yeni Devlet Konseyi’nde Spinola, DHP öncülüðünde bir “Anayasal Devlet Darbesi”nin hazýrlanmasýný istedi. Böylece Spinola devlet baþkaný olacaktý ve yetkileri geniþletilecekti. Kurucu Meclis seçimleri de 1976 yýlýnda yapýlacaktý. Devlet Konseyi bu planý reddetti. DHP’den Palma Carlos hükümetten istifa etti. Spinola Savunma Bakaný olan Firmino Miguel’i Baþbakan olarak atamak istedi. Ama liberal blok (PSP ve PKP) bu öneriyi de reddettiler. Spinola’nýn planlarý sürekli olarak liberal burjuvazi tarafýndan reddediliyordu. Bu durumda Spinola Devlet Baþkanlýðý görevini Vasco Gonçalves’e (PKP yanlýsý) býraktý. Spinola’nýn amacý bir darbe ile güçlü bir þekilde geri gelmekti. Spinola OGH’yi düþürmek ya da içini sulandýrmak için ve de kendisine taraftar bulmak için bir kampanyaya baþladý. 1974’ün Aðustos ayýnýn sonlarýna doðru Spinolacýlar OGH’nin düþürülmesi ve iþçi hareketi ile baðlarýnýn koparýlmasý için iki yüz resmi imza topladýlar. Bu durum karþýsýnda OGH’nin Koordinasyon Komitesi, karþý-ataða geçerek askerler içerisinde ajitasyona baþlayarak Spinola’yý bozguna uðrattý.

Spinola OGH içerisinde güçlenemeyince bu sefer ordunun baþka bölümlerine yönelmeye baþladý. Kendisine komandolar, Tancos paraþütçüleri, Kýta erleri gücünde destek aramaya baþladý. Spinola’nýn bu hareketi ile politik niyeti iyice belli olmuþtu. Bu durum karþýsýnda DHP, Spinola’dan uzak durmaya onun planlarýndan kendisini uzak tutmaya çalýþtý. Spinola’dan ziyade PKP’ye doðru yanaþmaya baþladý. Çünkü Spinola DHP’ye göre saðda kalýyordu. Onun maceracý politikalarýnýn cezasýnýn kendisine kesilmesini istemiyordu. Ama DHP, Spinola ile iliþkisini de koparmýyordu ve gizlice onun ile görüþüyordu.

Spinola bir darbe için güç biriktiriyordu. Etrafýnda Salazar-Caetano rejiminin eski sanayicileri ve zenginleri dýþýnda, faþist milliyetçi sað liderler ve sömürgeci burjuvalar giderek toplanýyordu. Spinola bir çok karþý-devrimci fraksiyonu birleþtiren aðýrlýk merkezi konumundaydý.

Spinola’nýn amacý “sessiz çoðunluðu” yani politik alana aktif olarak çekilmemiþ olan kitleyi kazanarak bütün siyasi gücü elinde toplamaktý. 10 Eylül 1974’te yaptýðý bir konuþmada þöyle dedi:
“Portekiz halkýnýn sessiz çoðunluðu uyanmalý ve aktif olarak totalitarist aþýrýlara karþý (yani devrimcilere karþý-K. E), kitleleri manipüle etmek için karanlýkta bildik metodlar kullananlardan kendisini savunmalýdýr. ”(12)
Bütün gericiler 28 Eylül’de bir gösteri için harekete geçtiler. Amaç Geçici Hükümet’i devirerek, bütün siyasal gücün Spinola’nýn ellerine verilmesini saðlamaktý. Aslýnda bu gösteri bir güç gösterisi olacaktý ve darbeye giden yolda önemli bir durak ya da bir deneme olacaktý. Bu gösteri ile darbeciler kendi durumlarýný ölçmek, karþý tarafýn da tavrýný görmek istiyorlardý. Tam bir darbe giriþimi deðil ama bir darbe provasý olacaktý.

28 Eylül gösterisini ele almadan önce, yürüttüðü karþý-devrimci ve faþistler ile uzlaþmacý siyasetten dolayý darbeye götüren bir politka izleyen Geçici Hükümet’i ele almak gerekir.

PKP, PSP, DHP ve OGH’den oluþan Geçici Hükümet giderek bir burjuva-demokratik diktatörlüðü yerleþtirmek istiyordu. 1974 Aðustos’unda grev-karþýtý yasa yayýnlandý. Bu dönemde Adelino Pancheco Gonçalves (PKP’li) Çalýþma Bakaný’ydý. Anti-grev yasasý, meþru grevleri sýnýrlandýrýlýyordu, politik ve dayanýþma grevlerini kaldýrýlýyordu. Ýþyerlerinin iþgali yasaklanýyor ve lokavt geniþletiliyordu. Grevin baþlatýlmasýnýn ve sürdürülmesinin koþullarý zorlaþtýrýlýyordu. Grevlerin yasal olabilmesi için otuz günlük bir uzlaþma süreci, ondan sonra da yedi gün önceden bildirilmesi gerekiyordu. Ve bütün bu karþý-devrimci önlemler PKP eliyle oluyordu.

Giderek iþçi ve emekçilerin Geçici Hükümet’e karþý huzursuzluðu ve öfkesi geliþmeye baþlýyordu. Ama halk içerisindeki huzursuzluk baþka þeylerden de besleniyordu. Bu ayný zamanda kapitalistlerin ekonomik sabotajýydý. Böylece toplumdaki öfke hükümete doðru yönelirken Spinolacýlar da bundan yararlanmak istiyordu. PKP, PSP ve DHP’nin “anti-gösteri ve anti-grev yasalarý”, burjuva politikasýnýn bu tekrar düzenlenmesi, kitleleri hoþnutsuzluða sürükleyerek Spinola darbesine götürüyordu.

Ýþçi hareketine karþý bu tür karþý-devrimci önlemlerin iþçi hareketi içerisinde hegemonya sahibi olan bir partiye yaptýrýlmasý özenle geliþtirilen bir taktiðin sonucuydu. Aralýk 1974 tarihinde “Le Monde” gazetesine verdiði bir demeçte Mario Soares, PKP ile ayný hükümette yer almayla ilgili olarak þunlarý söylemiþtir:
“Zannetmiyorum, þu an içinde bulunduðumuz durum, Fransa’nýn kurtuluþundan ya da Ýtalya’da faþizmin devriliþinden ayrý bir durumdur. (…) Darbeden hemen sonra Avrupa’nýn çeþitli devlet adamlarýyla sorunu görüþtüm---Federal Almanya Þansölyesi Willy Brandt, Britanya Baþbakaný Harold Wilson ve Avrupa’nýn baþka hükümet temsilcileriyle;onlar da geçici hükümete komünistlerin katýlmasýný saðlamakla, demokratikleþme sürecinin saðlamlaþtýrýlmasý görüþümüzün doðruluðu noktasýnda inanmýþ görünüyorlardý. Seçimlerin sonucu komünistlerin hükümette yeralýp almayacaðýný söyleyecek. Þimdilik PKP’nin devrim sonrasý diðer politik güçler ile dürüst bir ilerici iþbirliði gerçekleþtirdiðini ileri sürebiliriz.” (13)
PSP “dengeli” bir politika yürütüyordu. Bir yandan PKP ile ittifak kurarken yani soldan onun ile iþbirliði yaparken, sað taraftan da DHP ve OGH ile iliþkilerini özenle yürütmeye çalýþýyordu. Spinola faþist bir darbe örgütlemeye çalýþýrken ne PSP ne de PKP onun üzerine gitmiyordu. Bunun nedeni Spinolacýlarýn bastýrýlmasý ile kitle hareketinin daha da yükselerek (daha sonra olan buydu) kendilerini aþmasý ve bunun altýnda ezilme tehlikesinin olmasýydý. Mario Soares “Kuyuya tükürme gün gelir suyunu içersin” misali Spinolacýlarýn içerisine tükürmek istemiyordu. Hatta onlara el altýnda destek veren “DHP’nin hükümette kalmasýnda ýsrar ediyordu. ”(14) Soares içine tükürmediði kuyunun suyunu Kerensky’liðe soyunduðu 1975 yazýnda içti ve Spinolacý artýklar ile kiliseyi arkasýna alarak devrimci harekete karþý beyaz terörü örgütledi.

PKP ile PSP sürekli bir þekilde ÝTB ile uzlaþma arýyorlardý. Onlarýn üzerlerine gitmekten (özellikle de PSP) çekiniyorlardý. Ama alttan iþçi hareketi onlarý pozisyon almaya zorladý.

Spinola’nýn OGH içerisinde (Almeida, Bruno, Mario Monge gibi) önemli bir aðýrlýðý ile birlikte ordu içerisinde önemli güçleri bulunuyordu. Gericilerin 28 Eylül’de gösteri yapacaðýný duyan iþçiler önce 12 Eylül’de Çalýþma Bakanlýðý önünde biten bir gösteri düzenlediler. Gericiliðin daha da yükselmesi karþýsýnda 27 Eylül akþamý yüzlerce iþletmenin ve mahallenin iþçileri gösterilere baþladý. Gösteriler kendiliðinden geliþince PKP ve PSP kitlelerden tecrit olmamak için iþçilerin kurduklarý barikatlarýn arkasýna geçmek zorunda kaldýlar. Böylece gericilerin 28 Eylül gösterisi baþarýsýzlýða uðradý. Ama darbe planlarý devam etti. Sadece geri çekilmiþlerdi. Buna raðmen, bu karþý-devrimci ve faþist eylemlere karþýn Mario Soares 3 Aralýk 1974’te yani 28 Eylül olaylarýndan bir ay ve bir hafta sonra Le Monde’a Spinola ile ilgili olarak þu açýklamalarda bulundu:
“General Spinola özel bir vatandaþ olup, faþizmin devrilmesinde önemli bir tarihsel rol oynadý (…)Eminim ki, tarih Portekiz’de demokrasinin kurulmasýnda temel bir görev almýþ birisine adaleti teslim edecektir. ”(15)
Kendi iktidarýný ortadan kaldýrmak isteyen birisine söylenen bu sözler için ne demeli? Korkunç ama gerçektir. Bunun nedeni, kitle hareketinden ve bir sosyalist devrimden, faþizmden korktuðundan daha fazla korkan ve sosyalist devrimin yeminli düþmaný olan liberal burjuvazinin toplumsal konumudur.

28 Eylül 1974’ten sonra süreç Askerlerin otonom hareketinin geliþmesi ile 11 Mart 1975’ten sonra da iþçi hareketinin geliþmesi ile karakterizedir.

28 Eylül’den sonra PKP, OGH içerisinde güçlenmeye baþladý. 27 Eylül barikatlarýna gönülsüz katýlan PSP, 27 Eylül’de insiyatifi PKP’ye kaptýrmýþtý. Bu durum karþýsýnda kitlelerden izole olacaðýný anlayýnca harekete geçti. Bu noktada “Anti-tekel” mücadele ve özyönetim konularýný iþlemeye baþladý. Amacý iþçiler arasýnda güçlü olan PKP’yi zayýflatmaktý.

PSP’nin bu ataðýna PKP cevap vermekte gecikmedi. Ekim 1974 Kongresi’nde “proletarya diktatörlüðü”nü de programýndan kaldýrarak, iþçilerin özörgütlenmesine karþý çýkarak daha fazla bürokratik yöntemlere sarýldý. Kongre kamulaþtýrmalara hiç deðinmedi. PKP giderek iþçiler içerisinde PSP lehine taban kaybetmeye baþladý. PSP OGH içerisinde de giderek gücünü saðlamlaþtýrmaya çalýþýyordu. Ayrýca “Sendikal Birlik” yasasý projesi ile de PKP’nin sendikalar içerisindeki gücünü sarsmak istiyordu. PSP’nin sendikal birlik çaðrýsý DHP ve Maoculardan destek gördü.

28 Eylül’deki kazanýmlar, faþistlere dokunulmadýðý için tekrar erimeye baþladý ve Spinolacýlar tekrar 1975’in baþlarýnda güçlenmeye baþladýlar. Eski rejimin temel direklerinin sökülmemesi (ekonomi, politik ve askeri olarak) sürekli bir þekilde onlarý eski rejimi restorasyon çabalarýna itiyordu. 28 Eylül bir darbe deðildi bir darbe provasýydý ama 11 Mart 1975 hareketi bir darbe giriþimiydi, daha doðrusu orduyu ele geçirme giriþimiydi. Böylece Spinola ülkede iktidarýný kuracak gücü elde etmiþ olacaktý. 11 Mart darbesini yüksek finans çevreleriyle (Espirito Santo, Champolimaud gibi) birlikte, ABD büyükelçisi Frank Carlucci ve CÝA örgütlemeye çalýþtý:
“Ýlginç bir þekilde altýný çizmek gerekir ki, OGH ‘sosyalizme Portekiz yolundan’ý görüþürken, burjuva devletin baský aygýtýnýn tamamý, Salazar ve Caetano dönemindeki gibi ayný þekilde iþlemeye devam etmek”teydi. (16)
Bu durum liberal unsurlarýn faþistler ile uzlaþmalarý sonucunda ortaya çýkmýþtý. 11 Mart darbesine götüren gerici dalga, Þubat 1975’te “Ordu Konseyi” seçimlerinde, saðcý unsurlarýn ordu içerisinde OGH adaylarýný yenmesiyle baþladý. Ýþte Spinola 11 Mart darbesini bu gerici dalgayý arkasýna alarak gerçekleþtirmek istedi.

11 Mart 1975’te, Spinolacýlar, iþçiler ile çok yakýn baðlara sahip olan ve devrimci hareket tarafýndan etki altýnda olan RAL 1’e (Topçu Alayý) baskýn yaptý. Amaç RAL 1’in kitleler ile birleþerek onlarýn kalkaný ve savaþçý gücü olmasýný engellemekti. RAL 1’e yapýlan baskýn karþýsýnda bütün örgüt ve partiler (PKP, Sosyalist sol hareketi, Sosyalist Halk Cephesi, sendikalar ve hatta gönülsüz olsa da PSP) RAL 1’in önüne yýðýldýlar. Bu olay ile birlikte ülkenin hareketsiz olan kesimi de uyanmaya baþladý. Darbeciler 11 Mart’ta feci bir yenilgi aldýlar. RAL 1 askerleri darbecilerin kurþuna dizilmesini isteyen bir bildiri yayýnladý. Spinola ve darbeciler Portekiz’den kaçtýlar. 11 Mart’ta iþçiler ile askerler iç içe geçerek saðlam bir birlik oluþturmaya baþladýlar.

DHP el altýnda darbecilere destek verdiði için hükümetten atýldý. Böylece gerici yüzü iyice açýða çýktý. Daha sonra 25 nisan 1975 seçimlerinden sonra Soares’in ýsrarlarý sonucunda tekrar hükümete girdi. Aþýrý-sað ülkede yasaklandý. Darbeden sonra oluþturulan bir komisyon, bir çok kapitalist grubun, bankalardaki para hareketlerini inceleyerek ve tanýklar sonucunda, faþist darbeye destek verdiðini belirledi. Ama yine bir þey yapýlmadý.

11 Mart darbesinin geçiþtirilmesi ve kamulaþtýrýlmalarýn yoðunlaþmasý ile kitle hareketinin radikalleþmesi giderek arttý ve kitle hareketinin “öz örgütlenme” biçimleri merkezileþerek “Ulusal Halk Meclisleri”ni ortaya çýkardý. Bununla paralel olarak, ordu içerisinde askeri komiteler oluþtu (ki bunlar devrimci hareketin baskýsý temelinde oluþtu) ve üstlerini sýký kontrol altýna almaya baþladýlar. Bu durum OGH’nin daha sola kaymasýna neden oldu.

11 Mart darbesi, iþçi hareketinin gözlerini iyice açtý ve kitlelerin bilinçlerine kapitalistlerin ekonomik olanaklarýnýn darbeye götürdüðünü kazýdý. Ülkenin her tarafýnda kamulaþtýrmalar tartýþmasý baþladý. Aþaðý-yukarý bütün sendikalar ve iþyeri örgütleri kamulaþtýrmalarý istemeye baþladýlar. PSP ve PKP’nin özenle kaçtýðý sorun, darbe sonrasý, kitlelerin alttan baskýsý sonucunda onlarý yakaladý.

Kamulaþtýrmalar, faþist hareketin toplumsal temelini yok etmek için kaçýnýlmaz toplumsal önlemler olarak iþçi kitlelerinin bilinçlerine kazýnmaya baþladý. Her tarafta iþçiler tarafýndan kamulaþtýrýlmalar istenirken liberalizm bu sorunda da dansözlüðü elden býrakmadý:
“Ýþçiler tarafýndan istenen kamulaþtýrmalar, politik güçler tarafýndan çeþitli biçimlerde ele alýndýlar”(17)
18 Mart’ta SACOR’un genel meclisi petrol sektörünün kamulaþtýrýlmasý ve bütün ekonominin iþçi sýnýfýnýn hizmetine verilmesini isteyen bir karar aldý. Bunu bir çok sektördeki iþçilerin kamulaþtýrma talebi izledi. Ýþçilerin baskýsý karþýsýnda Bakanlar Konseyi 15 Nisan 1975’te bir dizi önlemler ile birlikte bir dizi kamulaþtýrma kararý aldý: Bir tarým reformunun gerçekleþtirilmesi;iþsizlere yardým;bazý gerekli tüketim mallarýnýn fiyatlarýnýn dondurulmasý ile birlikte petrol, transport, çelik sanayinde bir dizi kamulaþtýlmalar yapýlacaðý kararýný aldý. Geçici hükümetin amacý 11 Mart darbesinden sonra geliþen kitlenin öfkesini yatýþtýrmaya yönelikti.

Liberal burjuvazinin kamulaþtýrmalar sorununa yaklaþma biçimi dahi, onun ÝTB ve uluslararasý tekeller ile uzlaþmacý siyasetini çok açýk bir þekilde gözler önüne sermektedir.

25 Nisan 1975 Kurucu Meclis seçimlerinde PSP zafer ile çýkmayý baþardý. Seçim sonuçlarý þöyleydi: PSP % 37 oy ile 116 milletvekili, DHP %26, 4 ile 81 milletvekili, PKP % 12, 5 oy ile 30 milletvekili, DTM %7, 6 oy ile 16 milletvekili, DHH %4, 1 oy ile 5 milletvekili çýkardý.

Seçimler siyasal iktidarý tamamen liberal burjuvaziye veriyordu. 11 Mart darbesinin baþarýsýzlýðý ile siyasal iktidarýn hegemonyasý, ÝTB’nin küçük ve orta katmanlarýndan liberal burjuvaziye geçti. Yani devlet içerisindeki güç daðýlýmýnda nispi de olsa bir deðiþme, liberalizm lehine bir sola kayma sözkonusuydu, ki bunun asýl nedeni darbenin savuþturulmasýydý. Darbeyi önleyenler ise baþta iþçi hareketi olmak üzere genel olarak devrimci hareketti. Ama bunun meyvelerini toplayan ise liberal burjuvaziydi.

Yeni hükümet PSP, PKP, DHH ve DHP’den oluþtu. Hükümette önderlik PSP’nin elindeydi. Çünkü mecliste en çok sandalyeye o sahipti. Ama liberal blok da kendi içerisinde istikrarlý deðildi. Ýþçi ve askerlerin özerk örgütlenmelerinin geliþmesi, liberalleri paniðe sürükleyerek aralarýndaki çeliþkileri de keskinleþtiriyordu.

Yeni hükümet mayýs ayýnýn baþlarýnda tütün, selüloz ve çimento sanayinde bir dizi kamulaþtýrma yaptý. Bu kamulaþtýrmalar kitleleri yatýþtýrma kamulaþtýrmalarýydý. Kamulaþtýrmalar ülkenin bütün sektörlerine yayýlmýyordu. Özellikle yabancý sermayeye ve ÝTB’nin büyük iþletmelerine dokunulmuyordu. Örneðin CUF grubunun bazý küçük iþletmeleri kamulaþtýrýlýrken, asýl gövdesi dimdik ayakta duruyordu. Yabancý ve iþbirlikçi sermayenin önemli bir bölümü 28 Eylül ve 11 Mart darbe giriþimlerine katýldýklarý halde hala daha onlara dokunulmuyordu. Yeni hükümetin kamulaþtýrma politikasý aslýnda 11 Mart’tan önceki politikanýn devamýydý. 11 Mart’tan önce Dýþiþleri Bakaný olan Melo Antunes kamulaþtýrmalar ile ilgili olarak çok açýk bir konuþma yaptý:
“Hükümet, Batý Avrupa ülkeleri ile üretim iliþkilerini tehlikeye atacak olan maceracý yolu izlemeyecektir. ”(18)
Yeni hükümetin politikasý 11 Mart’tan önceki politikanýn devamýydý. M. Soares, öðütlerini ve desteðini aldýðýný W. Brandt’larýn, H. Wilson’larýn kapitalistlerinin iþletmelerini nasýl kamulaþtýrabilirdi?Bu imkansýz bir þeydi. Bu noktada komünist hareketin, Portekiz deneyiminden alacaðý çok önemli bir ders ortaya çýkmaktadýr: Uluslararasý tekelci sermayenin ve ÝTS’nin mülkiyetlerinin kamulaþtýrýlmasý, uluslararasý emperyalist sistemin dýþýna çýkma ile eþanlama geliyordu. Bu noktada uluslararasý burjuvaziyi karþýsýna alacak tek sýnýf proletaryaydý ve bunu da ancak Komünist Enternasyonal aracýlýðý ile yapabilirdi.
“Bütün kamulaþtýrma kararnamelerinde, hükümet ve Devrim Konseyi, yabancý sermayeye dokunmamaya titizlik gösterdiler. ”(19)
Ýþçiler, kapitalistlerin sabotajlarýnýn ve toplumsal krizin derinleþmesinin önlenmesinin, kamulaþtýrmalardan geçtiðini iyi kavramýþtý. Bundan dolayý iþçiler, iþletmelerin idari dokümanlarý ve muhasebeleri üzerinde ve yine ayný þekilde stoklar ve istihdam üzerindeki kontrollerin kendileri tarafýndan yapýlmasýný istiyorlardý. Çünkü kapitalistler bilerek kendi iþletmelerini zarara sürüklüyorlardý. Zamanla kapitalistlerin baþka sabotajlarý, iþçilerin dikkatini çok önemli bir baþka soruna çevirdi: Dýþ ticaret tekelinin saðlanmasý.

Uluslararasý bir tekel olan ITT, dýþ ülkelerde sattýðý mallarýn fiyatlarýný kýrýyordu ve el altýnda bunlarý müþterilerinden tahsis ediyordu. Böylece devletin resmi belgelerine kazancýný eksik iþleterek ya da zararda göstererek vergi kaçýrýyordu. Ýþçiler devletin dýþ ticareti kamulaþtýrarak þirketlerin faturalarý üzerinde tam kontrolü ele almasýný istiyorlardý.

Kapitalistlerin sabotajlarý çok çeþitliydi. Örneðin Þili’de sermayelerini dýþarý kaçýramayan kapitalistler ellerindeki sermayeleri lüks tüketim mallarýna yatýrarak, üretken ya da stratejik sektörlerden sermayelerini çekerek, ticari dengenin bozulmasýný saðlýyorlardý. Portekiz’de ise burjuvazi, ellerindeki sermayeyi sanayi için gerekli mallarýn ithalatýndan ziyade, önemsiz ikinci mallarýn ithalatýna ayýrarak, sanayi üretiminin kapasitesinin düþük tutulmasýný saðlayarak sabotaj yapýyordu.

Bütün bunlara karþýn hükümet, uluslararasý tekellerin ve ÝTB’nin mülklerinin temellerine dokunmuyordu, ki bu ÝTB ve uluslararasý tekelci burjuvazi ile uzlaþma siyasetiydi.

Bütün bunlar olurken, küçük-burjuvazi bir yandan liberalizme destek veriyordu. Örneðin Maocularýn PSP ile ittifaka girmeleri gibi. Bir yandan da liberalizme tavýr almaya çalýþýyorlardý. Yani tam bir yalpalama söz konusuydu. Net bir politikalarý yoktu ya da geliþtiremiyorlardý. Biraz sonra da göreceðimiz gibi yalpalamalarý en açýk bir þekilde burjuva demokrasisinin krizi döneminde ortaya çýktý.

IX-Burjuva Demokrasisinin Krizi Ve Komünist Hareketin Yokluðu

11 Mart’tan sonra Mario Soares’in korktuðu yani kitlelerin giderek radikalleþmesi gerçekleþti. Faþist darbenin savuþturulmasý kitle hareketinin radikalleþmesine neden olmuþtu. Giderek liberal burjuvazi ve onu saðdan destekleyen ÝTB’nin küçük ve orta katmanlarý ile halk hareketi (küçük-burjuvazi yarý-proleterler, kendiliðinden iþçi hareketi vs. ) arasýnda bir bloklaþma oluþtu.

11 Mart’tan sonra OGH Spinolistlerden temizlenmiþti ama buna karþýn yine de saðcý unsurlar içinde vardý. 8 Temmuz 1975’te OGH’nin “Devrim Konseyi” nde çok az bir fark ile Ýþçi Komisyonlarýna ve Morador Komitelerine dayanýlarak Yerel Halk Meclisleri’nin kurulmasý kararý onaylandý. Bu devlete paralel devrimci bir iktidarýn embiryonunun kurulmasý anlamýna geliyordu. Yerel Halk Meclis’leri PSP, PKP ve DHP’nin dýþýnda özerk bir hareket olarak geliþiyordu. Bundan dolayý PSP ve DHP bu karara þiddet ile karþý çýktý. Bu kararýn onaylanmasýndan üç gün sonra yani 11 Temmuz’da hükümetten çekildiler. Hükümetten çekilme bir politik saldýrý dalgasýnýn habercisiydi.

8 Temmuz’da OGH’nin “Rehber Dokümaný”nýn kararý, burjuva devletinin otoritesi sorunu üzerinde yoðunlaþan bir tartýþmanýn baþlamasýna neden oldu. Devrimci hareketin bu manevrasýna, PSP 28 Temmuz’da bir kampanya ile karþýlýk verdi. PSP bir “Ulusal Selamet Hükümeti”(USH)nin kurulmasý gerektiðini belirtiyordu. Bu USH “halk anarþizmi” (OGH’nin aldýðý kararý halk anarþizmi olarak deðerlendiriyordu) ve disipsizlink ile mücadele ederek devlet otoritesinin yerleþmesini saðlayacaktý. PSP, bu devlet otoritesini 25 Nisan 1975 seçimleri ile Anayasal Meclis tarafýndan kendisine verilmiþ bir hak olarak görüyordu. Böylece USH Anayasal Meclis’in iradesini yerine getirecekti. Yani devrimci haeketi ezecekti.

PSP OGH içerisinde de kendisine destek arýyordu ve bu desteði OGH’nin sað unsurlarý arasýnda buldu. OGH içerisinde “Dokuzlar Grubu” denilen bir grup oluþmuþtu. Bu grup giderek güçlenen iþçi ve emekçilerin özerk örgütlenmeleri karþýsýnda paniðe kapýlmaya baþladý ve devletin tamamen çökmesine doðru giden bir düzensizliðin her tarafa yerleþmekte olduðunu görüyordu. Dokuzlar Grubu, AET ve AELE ile sýký bir iþbirliði istemekteydiler. Onlara göre “kamulaþtýrmalar öyle bir ritm ile ilerlemektedir, ki kabul edilmesi olanaksýzdýr.” (20)

Geçici Hükümet’ten PSP ve DHP’nin ayrýlmasý ile hükümet PKP’ye baðlý gibi görünüyordu. Hükümetin politikasýnýn baþarýsýzlýðý PKP’ye kesiliyordu. Temmuz ve Aðustos aylarýnda kaybeden PKP oldu.

Temmuz ayýndan itibaren yani PSP ve DHP’nin hükümetten ayrýlmasýndan sonra Costa Gomes tarafýndan yönetilen Antunes ve Mario Soares tarafýndan desteklenen bir kampanya giderek güçlenen devrimci harekete karþý örgütlenmeye baþlandý. Bu karþý-devrimci blok, bir molanýn gerekli olduðunu, devrimin çok uzaða gittiðini belirtiyordu (21). PKP, PSP’yi Spinola gibi bir darbe ile iktidarý ele geçirmek ile suçluyordu. PSP de “Demokratik otoritenin saðlanmasý”, ”halk anarþizmi” ile ve “iþyerlerinde disiplinin saðlanmasý” için mücadele ettiðini belirtiyordu. PSP bütün bunlarý AET ve AELE’den gelecek dýþ yatýrýmlarý güvence altýna almak için yapýyordu. PKP ile PSP birbirlerini “sosyal-faþistlik” ile suçluyorlardý.

Temmuz’un ortasýndan itibaren, PSP’nin çanak tutmasýyla Hristiyan gericiliðin saldýrýlarý, devrimci basýný ve kurumlarýný hedef almaya baþladý. 16 Temmuz’da iþçi komisyonlarý ile morador komiteleri bir gösteri çaðrýsý yaptý. Bu gösteride RALÝS zýrhlý birlikleri ile göstericiler San Bento sarayý önünde birleþtiler. Bu gösteriye PSP 18 Temmuz’da düzenlediði bir gösteri ile karþýlýk verdi. PSP Antas de Porto stadyumunda 70 bin kiþilik, Lizbon’da da 100 bin kiþilik bir gösteri düzenledi. Göstericiler hükümet baþkaný olan Vasco Gonçalves’in istifasýný istiyorlardý.

Devrimci hareketin bir çok kurumlarýna düzenlenen saldýrýlarda bir çok devrimci yaþamýný kaybetti. Ama Aðustos ayýnda kitle hareketi yükseliþini sürdürdü. Temmuz ayýnda PSP lehine olan dalga Aðustos ayýnda, iþçi komisyonlarý ile morador komitelerine doðru döndü. Bu komiteleri devrimci hareket destekliyordu (Sol Sosyalistler, Demokratik Hak Cephesi, Komünist Enternasyonal Ligi, Proleteryanýn Devrimci Partisi-Devrimci Tugaylar ). 14 Aðustos’ta PSP’nin 10 bin kiþilik bir gösteri düzenlemesine karþýlýk, iþçi komisyonlarý ile morador komiteleri 50 bin kiþilik bir gösteri düzenlediler.

Bir çok iþletmede, iþyerindeki komite seçimlerinde, devrimci hareketin listeleri PKP ve PSP’yi geride býrakýyordu. PKP hem devrimci hareket karþýsýnda hem de PSP karþýsýnda pozisyon kaybediyordu. 20 Aðustos’tan sonra Portekiz proleteryasýnýn militan unsurlarý Ýþçi Komisyonlarý etrafýnda birleþmeye baþladýlar. PSP ve OGH içerisindeki Dokuzlar grubuna vede onlarý destekleyen faþistlere karþý geliþen bu hareket, ulusal çapta bir KONGRE (iþçi komisyonlarýndan, morador komitelerinden ve asker komitelerinden oluþan) düzenleyebilecek bir duruma geldi. Bu noktada küçük-burjuvazinin yalpalamasý ve kararsýzlýðý kendisini gösterdi. ÝK, MK ve asker komiteleri etrafýnda geliþen hareket, burjuva devletine paralel olarak geliþen bir iþçi devletinin tohumlarýný içinde taþýyordu. Yani bir ikili iktidar durumu fiiliyatta oluþmuþtu. PSP’nin oturtmak istediði “burjuva parlamenter” otorite ile ÝK, MK ve asker komitelerinin giderek iþçi devletini tohum halinde içinde taþýyan otoritesi, birbiriyle yan yana ve mücadele halindeydiler.

ÝK ile MK hareketi, büyük bir geliþme göstermiþken, PKP’nin manevrasý geldi. Kitlelerden tecrit olacaðýný anlayan PKP, ÝK ve MK’ye bir cephe kurma teklifinde bulundu. Amacý yeni hükümette iþçi haeketini arkasýna almýþ olarak iyi bir pozisyon elde etmekti. Ýþte bu noktada ÝK ve MK içerisinde etkili olan küçük-burjuva unsurlar PKP ile bir pakt imzalanmasýný kabul ettiler. Bu liberalizme verilmiþ büyük bir ödündü ve PKP aracýlýðý ile iþçi hareketi burjuvaziye baðlanýyordu. Tam bir ulusal kongre örgütleme düzeyine gelmiþ olan hareket, PKP ile paktýndan dolayý sistemin dýþýna doðru hareket etme yetisini ortadan kaldýrdý.

Ýþçiler reformistlerden (PSP, PKP, DHH) ayrýlmaya baþlayýp sola doðru kendiliðinden akarlarken onlarý karþýlayabilecek gerçek bir KOMÜNÝST PARTÝSÝ yoktu. Ancak bir komünist partisinin bilinçli yönlendirmesi altýnda, ÝK ile MK’nin içerisinde barýndýrdýðý tohum halindeki sosyalist demokrasinin öðeleri, Cunhal ve Soares’in demagojik tezlerini kitlelerin gözleri önünde yerle bir ederek onlarý sosyalist bir iktidara taþýyabilirdi. Bu örgütlenmelerin (ÝK, MK) geliþememelerinin ve zayýf kalmalarýnýn nedeni, biçim itibariyle bütün iþçi sýnýfýna ait olmalarýna karþýn, içeriklerinin proletaryanýn baðýmsýz politik örgütlenmesinin dýþýnda, küçük-burjuva unsurlar tarafýndan doldurulmuþ olmasýydý. Bu ise bu örgütlerin oynamasý gereken rolü oynayamamasýna neden olurken ayný zamanda burjuva demokrasisinin uzantýsý biçiminde kalmasýna da neden oluyordu.

1975’in Kasým ayýnda kitle hareketi tekrar yükselmeye baþladý. PKP ile imzalanan paktýn bir aldatmaca olduðu otaya çýktý. 7 Kasým’da Rönesans radyosu devrimci hareket tarafýndan iþgal edildi. 13 Kasým’da milletvekilleri ile birlikte Baþbakan iþçiler tarafndan ele geçirildi. 16 Kasým’da devrimci hareketin önderlik ettiði ve hükümeti hedef alan etkili bir gösteri yapýldý. 20 Kasým’da hükümet olaylar karþýsýnda çaresiz kaldýðýný itiraf ederek, ordudan düzenin saðlanmasýný istedi. Bir gün sonra Devrim Konseyi Ortelo de Carvalho’yu görevden aldýðýný yerine V. Lourenço’yu atadýðýný bildirdi. Bu atamayý Melo Antunes’in baþýnda olduðu Dokuzlar grubu (Soares ile ittifak halindeydiler) yapmýþtý. Askerler buna karþý isyan ettiler ve 28 Kasým’da bir halk iktidarýnýn kurulmasý doðrultusunda bir darbe yapmak istediler. Darbe baþarýsýzlýa uðradý. Darbeye burjuvazi bir karþý-darbe ile karþýlýk verdi. General Ramalho Eanes’in darbesi ile burjuvazi rahat bir nefes aldý. General Eanes daha sonra, Haziran 1976’da Cumhurbaþkaný oldu.

X-Sonuç

Portekiz’de faþizmin devrilmesi ve sonrasýnda devrimci bir durumun oluþmasýna kadar götüren olaylar zinciri, komünistlerin almasý gereken büyük derslerle doludur. Portekiz devriminden bir kaç sonuç çýkarmadan önce kýsaca bu devrimin uluslararasý etkilerini ele almakta fayda vardýr. Portekiz devriminin çok önemli üç uluslararasý etkisi oldu:

    1.    Emperyalist karþý-devrimin çok önemli bir kurumu olan NATO’nun otoritesini Akdeniz’de zayýflatýyordu. Bu durum Akdeniz’in atlantik kýsmýna yakýn olan yerlerde, emperyalizmin politik ve askeri olarak zayýflamasýna neden oluyordu.
    2.    Devrim Portekiz’in sömürgelerine (Angola, Gine Bissu, Mozambik) baðýmsýzlýk getirerek, Güney Afrika’daki stratejik dengeleri sarstý.
    3.    Avrupa emperyalizminin korktuðu bir durum, Portekiz devrimi ile ayný anda geliþen Ýspanya ve Yunanistan devrimlerinin birleþerek Avrupa’daki sýnýf dengelerini altüst etmesiydi. Eðer böyle bir þey olmadýysa, bunun nedeni bir Komünist Enternasyonal’in olmayýþýydý.
Portekiz’de eðer ÝTB ve uluslararasý tekelci burjuvazi, iktidarlarýný burjuva-demokratik bir biçimde kurabildilerse bunun çok öneli nedenleri vardýr. Bunlar kýsaca:

a-25 Nisan 1975 darbesinden sonra, Avrupa emperyalizminin desteðini alan, ÝTB’nin küçük katmanýndan, liberal burjuvaziden ve onlara eklemlenen küçük-burjuvaziden oluþan burjuva-demokratik blokun ya da bu sýnýflarýn yapmýþ olduðu ittifakýn, devrimin baþýndan sonuna kadar korunmuþ olmasýdýr. Bu ittifak içerisinde yer alan hiçbir sýnýf bu ittifaký koparmak istememiþtir (Küçük-burjuvazi de dahil. Aðustos 1975’te PKP ile imzalanan pakt bunun gösterir). Bu ittifakýn korunmasý, burjuva demokrasisinin sürekli güçlü kalmasýna ve geniþ bir cephe oluþturmasýna neden olmuþtur.

b-Burjuva-demokratik cephenin, kendi içerisinde az çok istikrarlý kalmasýna neden olan en büyük etken, bu üç sýnýfýn kendi aralarýndaki çeliþkilerinden yararlanamayan ya da onlarý keskinleþtiremeyen bir Komünist Partisi’nin olmayýþýydý.

c-Ýhracata dönük sanayileþme, ÝTS ile uluslararasý tekelci sermayenin iç içe geçiþini geliþtirirken, sermayenin daha büyük boyutlarda merkezileþmesine neden oluyordu. Bu merkezileþme, bir yandan iþçi sýnýfýnýn ortak sömürüsüne yol açarken, ara sýnýflarý (orta burjuvazi ile küçük-burjuvaziyi) da ÝTB ile uluslararasý tekelci burjuvaziye baðlýyordu. Bundan dolayý küçük-burjuvazi sermayenin merkezileþmesinden dolayý daha fazla yýkýma sürüklenirken aþýrý derecede kararsýz hale gelmiþti. Bu durum onun politik tavrý üzerinde de etkili oldu. Portekiz’de küçük-burjuvazi kararlý ya da devrimci bir þekilde “anti-emperyalist” olamýyordu. Çünkü emperyalist sömürü iþçi sýnýfýndan artý-deðer sýzdýrmaya dayanan modern bir sömürgecilikti. Küçük-burjuvazinin kendisi de ücretli emek sömürdüðü için, uluslararasý tekelci burjuvaziye karþý devrimci bir tavýr takýnamýyordu. Onun amacý tekelci sermayenin baskýsýndan kendisini göreceli olarak kurtaracak önlemlerin alýnmasýydý, ki bunlar da reformlardý. Yani kýsacasý küçü-burjuvazinin anti-emperyalist olabilmesi için anti-kapitalist olmasý gerekiyordu, ki bu da onun tarihsel doðasýna ters düþüyordu. Portekiz devriminde küçük-burjuvazinin devrimci bir sýnýf deðil, reformist bir sýnýf olduðu ortaya çýkmýþtýr. Bu durum burjuva demokrasisinin istikrar kazanmasýnda önemli bir etken olmuþtur.

Portekiz devriminden yararlanýlarak, proletaryanýn doðru bir stratejik ve taktik geliþtrmesi olanaklýdýr. Özellikle de küçük-burjuvaziye karþý takýnýlacak tavýr noktasýnda önemli dersler barýndýrmaktadýr. Proletaryanýn küçük-burjuvazi ve liberal burjuvaziye karþý tavrýnýn ne olmasý gerektiði sorununu da baþka makalelerde ele almaya çalýþacaðýz.




KAYNAKLAR

10-a. g. e. s. 310.
11-a. g. e. s. 17.
12-a. g. e. s. 62.
13-a. g. e. s. 217-218.
14-a. g. e. s. 219.
15-a. g. e. s. 218.
16-a. g. e. s. 198.
17-a. g. e. s. 95.
18-a. g. e. s. 82.
19-a. g. e. s. 112.
20-a. g. e. s. 252.
21-a. g. e. s. 255.

(5*) 2 Nolu dipnota bakýnýz.
(6*) Bu durum az ileride ele alýnacak.
(7*) Devrimci Bülten’in geçmiþteki sayýlarýnda,Türkiye’de faþist diktatörlüðün çözülüþ biçimleri ve olasýlýklarý üzerinde dururken,böyle bir geliþim olanaðýný dýþtalamýþtým.Bunun nedeni,ÝTB’nin küçük katmanýnýn,çözülüþ döneminde iktidarý elinde tutamayacaðýný gözönüne almamdý.Bu durum doðru olmakla birlikte,insiyatif elinde  kaçsa bile daha sonra,bu katmanýn güç bloku içerisinde hegemonya mücadelesini kýzýþtýrmayacaðý anlamýna gelmez.Bu katmanýn politik manevralarýna bundan böyle daha büyük bir dikkat göstermek gerekir.


|
_ _