[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  12-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten- Sayý 50 (2) }
| Devrimci BültenSOSYALÝST DEVRÝM VE ULUSLARARASI SERMAYE KARÞISINDA TUTUM SORUNU (V) (I)

K.Erdem

7- « Savaþ Komünizmi », III. Enternasyonal’in Revizyonist Kuruluþu ve Avrupa ve Dünya Sosyalist Devriminin Yenilgisi (I)

Rus komünist hareketinin,Lenin ve Bolþeviklerin yapmýþ olduklarý hatalar sonucunda sürüklenmiþ olduklarý korkunç tarihsel girdabýn içerisine,çok kýsa bir zaman sonra Rusya Komünist Partisi (RKP) aracýlýðýyla baþta Avrupa Komünist hareketi olmak üzere dünya komünist hareketi de sürüklendi.

Çoðu zaman Ekim Devrimi’nin dünya sosyalist devrimi üzerine etkisi pasif bir þekilde ele alýnýr.Aslýnda Ekim Devrimi, komünist niteliðini kaybetmeye baþladýðý 1918’in baþlarýndan itibaren , dünya sosyalist devrimi üzerine aktif olarak olumsuz bir etkide bulunmuþtur ve dünya sosyalist devriminin tarihsel temelini revizyonizm lehine daraltmýþtýr.

Ekim Devrimi’nin ve bu temelde Lenin ve Bolþevikler’in hatalarýnýn nedenlerini
kavrayabilmek için,herþeyden  önce Ekim Devrimi’ni doðru bir tarihsel ve mantýksal baðlam içerisine yerleþtirmek gerekir.Bu doðru bir þekilde yapýlmaksýzýn bu devrimden doðru sonuçlar çýkarmak hemen hemen imkansýzdýr.

Bu noktada Tony Cliff’in Ekim Devrimi ile dünya sosyalist devrimi arasýndaki iliþkiyi ele alan düþüncelerinin eleþtirisi temelinde sorunu ele alacaðýz ve çözümlemeye çalýþacaðýz.Çünkü onun bu noktadaki düþüncesi, dünya komünist hareketi içerisinde ister Leninist ister Troçkist ister Stalinist isterse de baþka bir dogmaya ait olsunlar genel kabul görmüþ bir düþüncedir.
Tony Cliff bu nokta ile ilgili olarak iöyle yazmýþtýr :

« Dünya sosyalizm için olgunlaþmýþtý ve hatta belki de fazlasýyla olgunlaþmýþtý. Bir devrim olmasaydý insanlýk bir çöküntü ve þekilsileþme ile karþý karþýya kalma tehlikesi ile yüzyüzeydi.Devrim Rusya’da patladý çünkü dünya kapitalist zinciri en zayýf noktasýndan koptu. Devrimin Rusya’dan daha geliþkin bir kapitalist ülkede, örneðin Birleþik Devletler’de muzaffer olmasý tabii daha iyi olurdu. Ne var ki, proleter devrimleri bir düzen içinde gerçekleþmiyor: Devrimler kapitalist sistemin akýl dýþýlýðýnýn bir sonucu olarak gerçekleþiyor. Eðer 1917 Devrimi bir ‘erken doðum’ ise bu sadece onun tek bir ülkeyle sýnýrlý olmasýndandýr: Ekim Devrimi bir hata deðildi ama bu devrimin Rusya’nýn sýnýrlarýndan taþamamasý sadece basit bir hata deðil sosyal demorat partilerin birinci dereceden sorumlu olduklarý bir suçtur. » ( Tony Cliff,Lenin, cilt 4, Z Yayýnlarý, s.282-283)

Bu alýntýda T. Cliff’in Ekim Devrimi  ile ilgili olarak çýkarmýþ olduðu çok önemli iki sonuç vardýr:
1-    Birincisi « Dünya sosyalizm için olgunlaþmýþtý ve hatta belki de fazlasýyla olgunlaþmýþtý » tespiti;
2-    Ýkincisi ise, « ...bu devrimin Rusya’nýn sýnýrlarýndan taþamamasý sadece basit bir hata deðil sosyal-demokrat partilerin birinci derecede sorumlu olduklarý bir suçtur » tespitidir.

T.Cliff’in çýkarmýþ olduðu bu her iki sonuç da yanlýþtýr.Bu iki noktayý biraz ayrýntýlý ele almak gerekir.

Birinci nokta ilgili olarak,T.Cliff  Ekim Devrimi’nin tarihsel zorunluluðunu devrimi üretici güçlerin düzeyi ile iliþkilendirerek açýklýyor.Onun Ekim Devrimi’ni üretici güçlerin  düzeyi ile iliþkilendirerek açýklama anlayýþý ve metodu biçimsel olarak doðru olmasýna karþýn,bütün sorun bu iliþkilendirmeyi yanlýþ yapmasýdýr yani metodun içeriðinin yanlýþ olmasýdýr.Aslýnda bu anlayýþ bütün revizyonist eðilimlerin ortak özelliðidir.Bütün revizyonist akýmlar bu sorunda ortak bir pozisyona sahiptirler.

Ekim Devrimi hiç kuþkusuz üretici güçlerin belirli bir baskýsý temelinde ortaya çýkmýþtýr ama bu bütün revizyonist akýmlarýn iddia ettikleri gibi, üretici güçlerin sosyalizm düzeyine çýkmasýnýn sonucunda deðil, kapitalist üretim iliþkilerinin bir biçimden diðerine evrilme döneminde  ve bu evrilmenin yada geçiþin neden olduðu dünya çapýnda tarihsel alt-üst oluþ dönemine denk gelmesinden kaynaklanmýþtýr.Az ileride bu noktayý daha arýntýlý olarak ele alacaðýz ama þimdilik þu kadarýný belirtelim ki, kapitalizm ilk ortaya çýktýðý andan itibaren bir dünya sistemi olarak þekillendiði için ve bu þekillenmeyi de bir biçim (ki o zaman ki üretici güçlerin geliþme düzeyine tekabül eder) içerisinde gerçekleþtirdiði için, üretici güçler dünya çapýnda bu biçimi aþan bir düzeye geldiði zaman, dünya genelinde bu düzeye uygun üretim iliþkileri kurma zorunluluðu belirir.Üretici güçlerin geliþmiþlik düzeyine uygun olarak yeni üretim iliþkileri iþte bu baskýnýn sonucunda oluþur. Alt-üst oluþ sýrasýnda eðer üretici güçlerin düzeyine uygun olmayan bir biçim (hemen Ekim Devrimi sonrasýndaki yanlýþ ekonomi poitikalarda olduðu gibi) ortaya çýkarsa, üretici güçler katý ve uzlaþmaz bir þekilde bu biçimi reddederek kendisine yeni bir biçim arar ve bunu bulur da (iktidarýn komünist hareketin ellerinden kaymasý ve BP ve Sovyetin yozlaþmasý).

Ýkinci nokta ile ilgili olarak yani Sosyal-Demokrat partilerin politik insiyatifi ele geçirmeleri ve Komünist partileri kitlelerden tecrit etmeleri ve bu gücü ve olanaðý elde etmeleri, bizat Komünist partilerin ama özellikle de Bolþevik Parti’nin hatalarýnýn sonucudur.

III.Enternasyonal’in yanlýþ revizyonist temeller üzerinde kurulmasýna neden olan durum, bundan önceki bölümde yani Rusya’nýn etrafýndaki cumhuriyetlere karþý (Ukrayna,Transkafkasya,Uzakdoðu Cumhuriyeti vs) yapýlan hatanýn bir benzeridir.

Yanlýþ ekonomi politikalar sonucunda, korkunç bir ekonomik darboðaza sürüklenen Sovyet Rusya, nasýl zamansýz bir þekilde kendi etrafýndaki Cumhuriyetlerde « zorla sovyetleþtirme »ye  yani « zorlama sosyalist devrimler »e   baþvurmuþsa, ayný þekilde III.Enternasyonal’i de bir tür « zorlama » ve bundan dolayý da « acil bir þekilde Komünist Partiler oluþturma » politikasý temelinde ele almak zorunda kalmýþtýr.Az ileride gösterileceði gibi bu « zorlama » ve « itme », III.Enternasyonal içerisinde bürokratik metodlarý ve bunun sonucu olan küçük-burjuva ideolojik ve politik anlayýþý öne çýkarmýþ ve bu temelde III.Enternasyonal’i (kuruluþundan itibaren) Sovyet dýþ politikasýnýn uzantýsý haline getirerek, Avrupa ve dünya sosyalist devriminin tarihsel temellerini daraltmýþtýr.

Konunun bütünlüklü bir görünümünü elde etmek için bu iki noktanýn ayrýntýlý olarak geliþtirilmesi gerekir.

Deðerlerin Dünya Çapýnda Üretim Fiyatlarýna Dönüþmesi ve Dünya Çapýnda Genel Bir Kar Oranýnýn Oluþumu ve Güç Dengesi Teorisi

Ekim Devrimi’nin ortaya çýkýþýnýn ve yenilgisinin tarihsel koþullarýný anlayabilmek için herþeyden önce onu,tarihsel ve mantýksal baðlamda kapitalist üretim iliþkileri içerisinde doðru yerine yerleþtirmek gerekir. Bu doðru yapýlmadýðý taktirde, bütün diðer alt sorunlara yanlýþ cevaplar verilecektir.Ama Ekim Devrimi’ni bu tarihsel ve mantýksal yerine de ancak tek bir þekilde yerleþtirebiliriz: Genel Kar Oraný ve Biçimleri sorununu doðru ele alarak.Bu da bizi kaçýnýlmaz olarak Marx’ýn Kapital’inin III. cildine ve orada açýmlanan ilkelere götürür.

Bugüne kadar denebilir ki hiçbir Marksistin aklýna, Ekim Devrimi’ni Genel Kar Oraný ve Biçimleri sorunu ile iliþkilendirme ve bu temelde onun tarihsel gerçekliðini açýklama anlayýþý gelmemiþtir.Halbu ki F.Engels’in ölmeden önce « vasiyeti », bu noktanýn yani Genel Kar Oraný ve Biçimleri sorununun, Marksistler tarafýndan daha da geliþtirilmesi ve bilinmeyen taraflarýnýn ortaya çýkarýlmasýydý. (Bakýnýz F.Engels’in Sombart’a yazmýþ oduðu 5 Mart 1895 tarihli   mektuba).

Marksist literatürde emperyalizm sorunu ele alýndýðýnda ya Genel Kar Oraný ile  iliþkisi hiç ele alýnmamýþ yada ele alýnmýþsa da yanlýþ ele alýnmýþtýr.Bu noktada  Lenin’in,Hilferding’in,Buharin’in vs. çalýþmalarý örnek olarak verilebilir.
Genel Kar Oraný ve biçimleri sorununu doðru anlayabilmek için herþeyden önce bir noktayý doðru anlamak zorunludur: Deðerlerin Üretim fiyatlarýna dönüþmesi. Bu nokta doðru anlaþýlmaksýzýn,bu noktanýn neden olduðu diðer fenomenler doðru anlaþýlmaz vede mantýksal zincirde sürekli aksamalara ve kopmalara neden olur.

Daha önce bu noktaya bir baþka makalede kýsaca deðinerek þöyle yazmýþtým:
« Gerek ticari kapitalizm döneminde gerekse de sanayi kapitalizmi döneminde olsun, kapitalist üretim tarzý ortaya çýktýðý tarihsel andan itibaren hep bütünlüklü bir yapýya sahip olmuþtur. Baþka bir þekilde belirtirsek eðer, kapitalist üretim iliþkilerinin tarihsel yörüngesine giren bir toplum (ister tek ticaret aracýlýðýyla olsun isterse de hem ticaret hem de sanayi aracýlýðýyla olsun) hiçbir zaman artýk bu yörüngenin dýþýna bir daha da çýkamaz. Böylece uluslararasý ticaret ve sermaye ihraçlarý yoluyla evrensel kapitalist sistemin bir parçasý olur. Kapitalist bütün ile ilk temasýný gerçekleþtiren bir toplum, yani onun bir parçasý haline gelen bir toplum, bütünün genel çemberi içerisine hapsolurken, ayný zamanda eþit genel kar oranýnýn oluþumu sürecine de dahil olur. Böylece uluslararasý ticaret aracýlýðýyla dünya ekonomisi zemini üzerinde, evrensel sistemin bütün halkalarý ile iç içe geçerek deðer yasasýnýn evrensel egemenliði altýna girer. Bunun en önemli sonucu, birbirinden tecrit edilmiþ bir þekilde üretilmiþ sanýlan ve çeþitli iç pazarlarda üretilen artý-deðerlerin, uluslararasý ticaret aracýlýðýyla, bir bütünün parçalarý olarak bir araya getirilmesi ve iliþkiye sokulmasýdýr. Uluslararasý ticaret aracýlýðýyla iliþki içerisine sokulan bütün dünya toplumsal artý-deðerinin herbiri, rekabet aracýlýðýyla gerçek ya da göreli deðerlerine kavuþurlar. Peki bu ne anlama gelir? Bu þu anlama gelir: herhangi bir iþkolunda artý-deðerin üretimi ile onun pazarda realize edilmesi, deðer olarak birbirine tekabül etmeyebilir. Zaten farklý üretim ölçeklerinin eþitsiz bir þekilde varolduðu kapitalist toplumda, üretim fiyatlarý deðerlerinden sapma gösterirler. Bu durum, zaten deðerlerin üretim fiyatlarýna dönüþmesi denen þeydir. Üretilen ama gerçekleþtirilemeyen artý-deðerler de ortadan kaybolmazlar, sadece baþka kapitalistlerin ceplerine akar. Çünkü dünya çapýndaki toplam artý-deðer toplam kara eþittir. Yine ayný þekilde bütün üretim alanlarýnda üretilen deðerler de (maliyet artý artý-deðer), üretim fiyatlarý ( maliyet artý ortalama kar) toplamýna eþittir. » ( K.Erdem, Devrimci Bülten sayý 42)

Uluslararasý ticaret ile iliþki içerisine sokulan farklý topumlarýn farklý bileþimlerdeki emekleridir.Bu iliþki bir kere kurulduðu andan itibaren « Kara Delik » gibi sürekli büyür ve geliþir vede artýk geri dönüþü olmayan bir sürece evrilir.Kurulan bu iliþki emekler arasýnda bir iliþki olduðu için ayný zamanda bunun toplumal ifadesi olan deðerler arasýnda bir iliþkidir.Böylece iliþki içerisine sokulan farklý deðerler ve bunlarýn nitel ve nicel durumlarýdýr.Her ülkenin emeðinin tarihsel örgütlenmesine baðlý olarak bir deðer bileþimi vardýr ve bu bileþimin niteliði ve niceliði,diðer deðerler ile iliþki içerisinde yani bütün üzerinden belirlenilir vede onun genel içerisindeki aðýrlýðýný belirler. Deðerin bu tarihsel yapýsý, üstyapýnýn eðilimlerinin (felsefi, ideolojik, politik, sanatsal, kültürel vs.) geliþme derecesini de belirler.

Deðerlerin üretim fiyatýna dönüþmesine biraz daha yakýndan bakmak gerekir:

« Metalarýn deðerleri üzerinde deðiþilmeleri ile üretim-fiyatlarý üzerinde deðiþilmeleri, toplumsal üretimin farklý geliþme derecelerine tekabül eder. Küçük meta üretiminin toplumsal üretimin temelini teþkil ettiði çeþitli dönemlerde (bu köleci, feodal ve kapitalizmin yeni yeni nüfuz etmeye baþladýðý ama daha tam geliþme saðlayamadýðý dönemlerdir), üretim araçlarýnýn üreticilerin mülkiyetinde olduðu ve daha geliþmiþ bir iç pazarýn oluþmadýðý koþullarda, üreticilerin ürünleri olan metalar aþaðý-yukarý ayný toplumsal üretim koþullarýnda gerçekleþiyordu ve bunun sonucunda da metalarýn fiyatlarý ile deðerleri de çakýþýyordu. Ya da fiyatýn deðerden sapmasý pek önemsizdi. Bundan dolayý metalar deðerleri üzerinden satýlýyordu. Çünkü üreticiler, iþbölümünün fazla geliþmemiþ olmasýndan dolayý ve küçük yerleþim bölgelerinde yaþadýklarýndan dolayý, kabaca ve göz kararýyla birbirlerinin metalarý için harcadýklarý emek-zamanlarýný yaklaþýk olarak tahmin edebiliyorlardý. Özellikle paranýn ortada olmadýðý ya da deðiþime girmediði yani trampa sisteminin aðýrlýkta olduðu durumlarda metalar deðerleri üzerinden satýlýyordu. Ancak küçük meta üretiminin önce manüfaktür daha sonra da büyük ölçekli sanayi tarafýndan aþýlmasýndan ya da çözülmesinden sonra ve yine ayný þekilde paranýn yoðun bir þekilde deðiþim iliþkileri içerisine girmesinden sonra artýk metalar deðerleri üzerinden yani maliyet artý artý-deðer üzerinden deðil, üretim-fiyatlarý yani maliyet artý ortalama kar oraný üzerinden deðiþilmeye baþlandý. Burada deðerin oluþumunun ve gerçekleþmesinin sadece biçim deðiþtirmesi söz konusudur.
Burada þu sonuç çýkmaktadýr: Tarihte metalarýn deðerleri üzerinden deðiþilmeleri üretim-fiyatlarý üzerinde deðiþilmelerinden önce gelir.
“Fiyatlar ile fiyat hareketlerinin, deðer yasasýnýn egemenliði altýnda olmasý bir yana, metalarýn deðerlerine, yalnýz teorik deðil, tarihsel bakýmdan da üretim fiyatlarýna ön geldiði gözüyle bakýlmasý tamamen yerinde olur. Bu, üretim araçlarýnýn emekçiye ait olduðu koþullar için geçerlidir ve hem eski çaðlarda ve hem de modern dünyada kendi emeði ile yaþayan toprak sahibi çiftçiye ve zanaatçýya uygulanýr. ” (abç) (Marx, age, s. 160)
F. Engels de bu noktayý Kapital’in III. Cildine yazdýðý ekte açýk bir þekilde belirtmiþtir:
“Þu halde, marksist deðer yasasý, ürünleri, metalara dönüþtüren deðiþimin baþlangýcýndan 15. yüzyýla deðin süren bir dönem için, genel bir ekonomik geçerliðe sahip olmuþtur.” (F. Engels, Kapital cilt-III, s. 787)
Yine az ileride þöyle yazmýþtýr:
“Þu halde, deðer yasasý, beþ ile yedi bin yýllýk bir dönem boyunca egemenliðini sürdürmüþtür.” (Engels, age, s. 788)
Ama bütün bunlar ne anlama gelir? Ya da baþka bir þekilde sorarsak eðer, metalarýn deðerleri üzerinden deðil de üretim-fiyatlarý üzerinden deðiþilmelerinin sonuçlarý nelerdir?
Bir metanýn baþka bir meta ile (para da olabilir) deðiþirken almýþ olduðu deðer formunu (bu göreli deðeridir), onun bu deðiþimden baðýmsýz olarak, üretimi esnasýnda kendi içerisinde barýndýrmýþ olduðu emek-zamaný sonucunda almýþ olduðu deðer formundan (bu da onun mutlak deðeridir) ayýrt etmek gerekir.
“Dolayýsýyla, iki metanýn deðerleri, karþýlýklý olarak kendi kullaným-deðerleriyle de ifade edilseler, kendi para fiyatlarýyla da ifade edilseler (. . . ) bu göreli ya da karþýlaþtýrmalý deðerler ya da fiyatlar aynýdýr, ve bunlardaki deðiþiklikler, terimin birinci anlamýndaki göreli deðerlerinde ortaya çýkan deðiþikliklerden, yani onlarýn kendi üretimleri için gereken ve içlerinde somutlaþan emek-zamanýndaki deðiþikliklerden ayýrdedilmelidir. ” (Marx, Artý-Deðer Teorileri, Kitap-II, s. 159)
Metalarýn mutlak deðerleri üzerinden deðil de göreli yani karþýlaþtýrmalý deðerleri üzerinden deðiþilmeleri, para aracýlýðýyla olduðu için bütün süreç çok karmaþýk bir biçime bürünür. Para, metalarýn mutlak deðerlerini deðil deðiþim esnasýnda büründükleri göreli deðerleri gösterir. Onun için:
“... paranýn göreli deðeri, tüm metalarýn sayýsýz fiyatýnda ifade edilmiþtir, metanýn deðiþim-deðerinin parayla ifade edildiði bu fiyatlarýn herbirinde, paranýn deðiþim-deðeri, metanýn kullaným-deðer ile ifade edilmiþtir.” (abç) (Marx, age, s. 188)
O halde bundan çýkan sonuç nedir?
Bütün paranýn deðiþim-deðerinin toplamý (miktarý artý tur sayýsýnýn çarpýmý), toplumsal üretimin bütün alanlarýnda üretilen metalarýn deðerlerinin toplamýna eþittir. Her ne kadar para, deðiþim esnasýnda metalarýn göreli deðerlerini yansýtýyorsa da, bütün toplamý içerisinde paranýn deðiþim-deðeri miktarý, metalarýn mutlak deðerlerinin toplamýna eþittir.
Ama o zaman bu durum bizi baþka bir noktaya götürür. Madem ki, toplam üzerinden ele alýndýðýnda, deðerler toplamý fiyatlar (ama bu fiyatlar, deðerlerin deðiþim sýrasýnda para olarak ifade edilmelerinden baþka bir þey deðildirler) toplamýna eþittir, o zaman, bütün üretim alanlarýndaki deðerler (maliyet artý artý-deðer), bütün üretim-fiyatlarýnýn (maliyet artý genel kar oraný) toplamýna yani bütün üretim alanlarýna daðýlan yatýrýlmýþ sermaye artý toplam kara eþittir:
“Dolayýsýyla, bütün üretim alanlarýndaki karlar toplamýnýn, artý-deðerler toplamýna eþit olmasý gerekir ve toplam toplumsal ürünün üretim-fiyatlarýnýn toplamý, bu ürünün toplam deðerine eþittir.” (Marx, Kapital-III, s. 156)
Demek ki toplam toplumsal artý-deðer toplam toplumsal kara eþittir. Ancak bu toplam artý-deðer çeþitli üretim alanlarý arasýnda farklý miktarlarda daðýlmýþtýr. Bunun nedeni üretimde bulunan sermayelerin farklý organik bileþimlere sahip olmalarý ve bundan dolayý da farklý üretkenlik düzeylerine sahip olmalarýdýr. Bu farklý üretkenlik düzeyleri de deðerlerin oluþumu süreci üzerinde etkide bulunarak farklý deðer biçimlerinin oluþumuna neden olurlar. Bu durum kaçýnýlmaz bir þekilde pazarda fiyatlarýn oluþumu üzerinde etkide bulunur. Fiyat hareketleri, deðer yasasýnýn egemenliði altýnda bulunduðu için, Pazar mekanizmalarý (arz ve talep, rekabet vs.) deðerleri üretim-fiyatlarýna dönüþtürerek, toplam artý-deðeri, farklý üretim alanlarý arasýnda eþit bir kar oraný getirecek bir biçimde daðýtýr.
“Farklý üretim alanlarýndaki artý-deðerlerin eþitlenmesi, bu toplam artý-deðerin mutlak büyüklüðünü etkilemez, yalnýzca, farklý üretim alanlarý arasýndaki daðýlýmýný deðiþtirir. Bu artý-deðerin belirlenmesi ise, yalnýzca deðerin, emek-zamanýyla belirlenmesinden kaynaklanýr.”  (Marx, Artý-Deger Teorileri, Kitap-II, s. 177) »
(K.Erdem,Devrimci Bülten sayý 40)

Deðerlerin ,(ki bu deðerlerin içerisinde somutlaþtýðý þey metadýr) dünya çapýnda ticaret aracýlýðý ile iliþki içerisine girmesi,bu ekonomik temel üzerinde devletlerin politik olarak iliþki içerisine girmesine neden olur ve birbirleriyle etkileþiminin de temelini oluþturur .Deðerin niteliði ,niceliði ve yoðunluðu ,politik yapýnýn içeriðini,biçimini ve geliþme derecesini de belirler.

Tarihte ilk defa 15. yüzyýldan itibarendir ki,giderek deðerler üretim fiyatýna dönüþmeye baþlamýþtýr ve bu dönüþüme uygun olarak da uluslararasý bir politik denge oluþmaya baþlamýþtýr.Bu yüzyýldan itibaren sürekli biçimi ve yoðunluðu deðiþse de sürekli olarak bir uluslararasý politik denge oluþmuþtur ve bu dengenin deðiþmesi de her zaman dünya çapýnda deðiþikliklere neden olmuþtur.

Teorinin bu politik yanýný sezgisel olarak ortaya çýkaranlar gariptir ki Marksistler deðil emperyalist teorisyenler olmuþtur ve bunu özellikle bir teori biçimine sokan ise Henry Kissinger olmuþtur . H. Kissinger Diplomasi kitabýnda  bu prensibi kitabýnýn temeline oturtmuþtur.
Kissinger kitabýnýn daha ilk sayfalarýnda  Güç Dengesi ile ilgili olarak þöyle yazar:
« Avrupa,ilk tercihi olan ortaçað’ýn dünya imparatorluðu rüyasý çökünce ve eski hayalin külleri içinden aþaðý yukarý birbirine denk güçte devletler ortaya çýkýnca,ister istemez güç dengesi politikasýný kabul etmek zorunda kalmýþtýr. Bu þekilde kurulan  bir grup devlet,birbirleriyle uðraþmak zorunda kalýnca yalnýzca iki olasýlýk ortaya çýktý: Ya bu devletlerden birisi,çok güçlenerek diðerlerini egemenliði altýna alacak ve bir imparatorluk yaratacaktýr veya hiçbir devlet bu amacý gerçekleþtirecek kadar güçlenemeyecektir.Ýkinci olasýlýkta, uluslararasý topluluðun en saldýrgan üyesinin istekleri diðer devletlerin bir araya gelmesiyle,baþka bir deyiþle,güç dengesi yoluyla kontrol altýnda tutulmuþtur.
Güç dengesi sistemi,krizleri,hatta savaþlarý önlemek iddiasýnda deðildir. Düzgün iþlediði zaman,hem bir devletin diðerlerini egemenliði altýna alma arzusunu,hem de anlaþmazlýklarý sýnýrlamak amacýndadýr.Bu sistemin amacý,barýþtan çok istikrarýn ve aþýrýlýktan kaçýnmanýn saðlanmasýdýr. Bir güç dengesi düzenlemesi,tanýmý gereði uluslararasý sistemin her üyesini tatmin edemez.Fakat hoþnut olmayan tarafýn hoþnutsuzluðu, uluslararasý düzeni bozmaya kalkýþacaðý düzeyin altýnda kaldýðý sürece, sistem en iyi þekilde çalýþmýþ demektir.
Güç dengesi teorisyenleri,bu sistemin, uluslararasý iliþkilerin doðal þekli olduðu izlenimini yaratmaktadýrlar.Gerçekte, insanlýk tarihinde güç dengesi sistemleri çok seyrek olarak yeralmýþtýr.Batý Yarýmküresinde hiç görülmemiþtir; çaðdaþ Çin topraklarýnda ise,iki bin yýl önceki savaþçý devletler devrinden  beri güç dengesi sistemi olmamýþtýr.Ýnsanlýðýn büyük bölümü ve tarihin en uzun devreleri için tipik devlet modeli, imparatorluktur. Ýmparatorluklar ise, uluslararasý sistem içinde hareket etmeye ilgi duymazlar, bizzat kendileri uluslararasý sistem olma çabasý içindedirler.Ýmparatorluklarýn güç dengesine gereksinimi yoktur.Birleþik-Devletler,Asya’da Amerikalarda ve Çin tarihinin çoðu döneminde dýþ politikalarýný böyle yürütmüþtür.
Batý’da güç güç dengesi sistemlerinin uygulandýðý örneklere, Eski Yunanistan’ýn ve Rönesans Ýtalyasý’nýn þehir devletleri arasýndaki sistemde ve 1648 Vestfalya Barýþ Antlaþmasý’nýn ortaya çýkardýðý Avrupa devlet sisteminde rastlanýr.Bu sistemlerin ayýrýcý özelliði,birbirine denk güçte devletlerin varolmasý gerçeðini yücelterek ,dünya düzeni için yol gösteren bir ilke haline getirmek olmuþtur.
Entellektüel olarak da güç dengesi kavramý,Aydýnlanma Dönemi’nin belli baþlý politik düþünürlerinin inançlarýný yansýtmaktadýr.Bu düþünürlerin görüþlerine göre,politik dünya dahil,tüm evren,her biri diðerini dengeleyen akýlcý prensiplere göre yönetilmektedir.Mantýklý insanlar tarafýndan görünüþte rastlantýsal olarak yapýlan eylemler,sonunda ortak iyiliðe dönüþmektedir. Otuz yýl Savaþlarý’ný izleyen neredeyse sürekli anlaþmazlýklarla dolu yüzyýlýn ise, bu görüþü desteklediði pek söylenemez.
Adam Smith, Uluslarýn Zenginliði [The Wealth of Nations] kitabýnda « görünmeyen bir elin » bencil kiþisel ekonomik eylemleri damýtarak,bunu genel ekonomik refaha dönüþtürdüðünü söylemektedir.Madison , Federalist Yazýlar’da, kendi çýkarlarýný bencilce savunan bir çok politik « hizbin », yeterince büyük bir cumhuriyette,sonunda bir çeþit otomatik  mekanizma yoluyla bir iç uyum yaratabileceðini savunmuþtur.Montesquieu tarafýndan algýlandýðý ve Amerikan Anayasasý’nda somutlaþtýðý biçimiyle,kuvvetler ayrýlýðý,kontrol ve denge (checks and balances) kavramlarý da ayný görüþü yansýtmaktadýr.Kuvvetler ayrýlýðýndan maksat,uyumlu bir yönetime ulaþmak deðil,diktatörlüðü önlemektir; hükümetin her kanadý kendi çýkarýný takip ederken aþýrýlýklarý sýnýrlar ve böylece ortaya ortak iyiliðe hizmet eder.Ayný  prensipler ,uluslararasý iliþkilere de uygulanacaktý.Kendi bencil çýkarlarýný savunan her devletin,sanki seçme özgürlüðü saðlanýnca  görünmeyen bir el herkesin refahýný garanti ediyormuþ gibi,ilerlemeye katkýda bulunacaðý varsayýlýyordu. »
  ( Henry Kissinger,Diplomasi,s.12-13-14, Türkiye Ýþ Bankasý Yayýnlarý)

H.Kissinger’in Güç Dengesi analizi yer yer sorunlu ve eksiktir.Güç Dengesi teorisinin özelliklerini kýsaca þöyle sýralayabiliriz:
1-Ýmparatorluk biçimindeki politik örgütlenmeden farklý olarak, burjuva ulus-devlet biçiminde ortaya çýkan politik örgütlenme,baþka ulus ve devletlerle olan iliþkilerini, onlarý yoketmek ve kendine katmadan ziyade,farklý devlet ve uluslarýn biçimsel egemenliklerini kabul ederek,onlarla iliþkilerini çeþitli nüfuz dereceleri biçiminde düzenlemeye çalýþmýþtýr.Bunun sonucu olarak, birbirleriyle iliþki kuran devletlerin,birbirlerini etkileme ve belirli nüfuz alanlarý kurma mücadeleleri genel bir güç dengesini ve bu güç dengesinin çeþitli geliþme derecelerini ortaya çýkarmýþtýr.
2-Ýmparatorluðun sýnýrsýz yayýlma eðiliminden,devletlerin « birarada » yaþama anlayýþýna geçiþin altýnda yatan tarihsel neden, kapitalizmin geliþmesiyle ulusal eðilimlerin geliþmesi,güçlenmesi ve evrensel süreçleri etkilemesi yatmaktadýr.Bu durum imparatorluðun sýnýr tanýmayan geliþimini sýnýrlandýrmýþ ve belirli bir noktadan sonra da kaybolmasýna neden olmuþtur ki,bu son durum kapitalizmin giderek evrenselleþmesinin sonucunda ortaya çýkan bir durumdur.Demek ki Güç Dengesi politikasýnýn ortaya çýkmasý, kapitalist üretim iliþkilerinin geliþmesi ile baðlantýlý bir durumdur.
3-Burjuva üretim iliþkileri,feodal toplumun baðrýnda tedrici geliþtiði için, ilk önceleri « Güç Dengesi » politikasý feodal biçimler içerisinde geliþmiþ ve ilk baþlarda yeni ile eski biçimlerin karýþýk biçimlerine yolaçmýþtýr.Bundan dolayý ilk baþlarda farkedilmesi güç olmuþtur.
4-Devletlerin biçimsel olarak bir araya gelmelerine ve bu temelde birbirlerini tanýyarak iliþki kurmalarýna ve çýkarlarýný bu temelde geliþtirmek istemelerine neden olan durum,Deðer Yasasý’nýn dünya çapýnda etkili olmasýdýr. Deðer Yasasý önce ticaret aracýlýðý ile devletleri birbirine yakýnlaþtýrmýþ, sonra da birbirlerine baðlamýþtýr.Bu karþýlýklý baðlanma, karþýlýklý olarak devletlerin çýkar farklýlaþmalarýna yolaçmýþ, onlarý dünya pazarýnda birbirlerine muhtaç hale getirmiþtir vede bundan dolayý onlarýn birbirlerine karþý yýkýcý eðilimlerini bir dereceye kadar zayýflatmýþtýr.
5-Toplumlarýn dünya ekonomisi içerisinde, iþbölümü ve uzmanlaþma aracýlýðýyla birbirlerine baðlanmalarý,birbirlerini biçimsel olarak karþýlýklý tanýmaya götürmüþtür.Bunun nedeni oluþan ve geliþmekte olan dünya pazarýnýn korunmasýnýn herkesin çýkarýna olmasýdýr.Bu pazarýn geliþmesine ve iþlemesine engel teþkil eden her devlet,geneli karþýsýna alýr ve büyük kayýplara maruz kalýr.Kaldý ki,her devletin iç ekonomik ve politik dengesi artýk dünya pazarý ile kurmuþ olduðu dýþ ekonomik ve politik dengeye baðlýdýr.
6-Güç Dengesi teorisinin odaðýnda rekabet vardýr.Rekabet devletlerin kendi ulusal ve toplumsal çýkarlarýný en son hadde kadar savunmasýna neden olmaktadýr.Bu durum dünya genelinde ortalama bir politik dengenin oluþmasýna ( eþitlik anlamýnda deðil, gücün derecesi anlamýnda) neden olur. Her devletin kendi ulusal çýkarlarný son hadde kadar savunma eðilimi, dünya pazarýndaki rekabetin aslýnda harekete geçirdiði ve kaderlerini bu dünya pazarýnda varolma mücadelesine baðlayan ulusal dinamiklerin bir yansmasýdýr. Devleti oluþturan sýnýf ve katmanlarýn, içeride kendi konumlarýný saðlamlaþtýrmasý ve sürekli kýlmasý ayný zamanda dýþ politikada azami derecede kendi çýkarlarýný savunmaya ve geliþtirmeye baðlýdýr.Dünya pazarý olgusu ve bu pazar içerisinde belirli bir iþbölümü ve uzmanlaþma temelinde yer alýnmasý durumu, kaçýnýlmaz bir þekilde bu iç ve dýþ iç içe geçmiþliðe neden olmaktadýr.
7-Devletler arasýndaki rekabet, ekonomik rekabetin yoðunlaþmýþ biçimi olup ayný zamanda devletlerin birbirlerine karþý güvensizliklerinin de nedenini oluþturur.Güvensizlik karþýlýklý olarak devletlerin ittifak politikalarý geliþtirmelerine neden olmaktadýr.Politik rekabetin en geliþmiþ biçimi olan savaþ durumunda ise bu ittifak politikalarý,düþman kamplarýn, ekonomik, politik, entellektüel,ideolojik ve kültürel kapasitelerinin en son sýnýrlarýna kadar geliþtirilmesinde kaldýraç rolü oynarlar.
8-Güç Dengesinin amacý,dünya pazarýnda avantajlý bir konuma sahip olmaya çalýþmak ve onun avantajlarýný azami derecede ülke ekonomisine aktarmaya çalýþmaktýr.Bunun için de dünya çapýnda politik hedef ve ittifak politikalarýna ihtiyaç vardýr.
9-Devletlerin rekabetinin nedeni dünya ekonomisindeki anarþik üretimdir. Anarþik üretimin en önemli özelliði, herþeyin olup bittikten sonra farkedilmesidir ki,genellikle bu kriz aracýlýðý ile olur.Nasýl krizler kapitalist ekonominin düzenleyicisi ise, politik rekabetin en son temelde düzenleyicisi ise savaþlardýr.Savaþlar (iç ve dýþ) toplumlarýn politik yapýlarýný ya da genel olarak toplumsal örgütlenmelerini üretici güçler ile uygunluk arzedecek bir düzeye getirir.Bu getirme iþlemi bir güç dengesinin oluþmasý ile sonuçlanýr.
10-Savaþlar genellikle yeni üretim tarzýnýn (genel deðil özel anlamda yani bir üretim tarzýnýn kendi farklý geliþme aþamalarý anlamýnda) üretici güçlerinin, dünya çapýnda, pazarlarýn durumunu giderek daha fazla aþmasý olgusundan kaynaklanýr.Pazarlar ile üretken güçler arasýndaki gerilim arttýkça,savaþ sorunun çözümü için bir araç olarak devreye girmeye baþlar.Pazarlar ile üretken güçler arasýndaki bu çeliþkinin oluþmasý ve nihayetinde savaþ ile çözülmesinin de nedeni rekabettir.Üretici güçlerin pazarlardan daha hýzlý büyümesi olgusu,anarþik üretimin sonucudur ve ona sýký sýkýya baðlýdýr.
11-Nasýl ekonomik krizler, küçük ve rekabet edemeyen üretim ölçeklerini tarihsel olarak saf dýþý býrakarak, büyük ölçekli üretimin önündeki engelleri kaldýrýrsa ve bu temelde ekonomik dengenin kurulmasýna yolaçýyorsa, ayný þekilde savaþlar da ,toplumun üretim yapýsýyla uyuþmayan ve zamaný geçmiþ ya da geçmekte olan politik yapý ve kurumlarýn yýkýlmalarýna ve yerlerine toplumun ihtiyaçlarýna az çok yanýt veren yeni politik yapýlarýn kurulmalarýna ( ilerici ve gerici anlamýnda deðil) neden olmaktadýrlar.
12-Kapitalizmin doðuþundan günümüze kadar olan zaman zarfýnda,dünya pazarýnýn kendisini sürekli geliþtirme eðilimi sýrasýnda ,bu eðilimin geliþme momentlerine en iyi  þekilde yanýt veren ve onun kendisini daha da geliþtirmesine imkan tanýyan en üstün politik demokrasi burjuva demokrasisi olmuþtur.Onun içindir ki dünya pazarý tarihsel geliþimi içerisinde burjuva demokrasisini sürekli muþtular ve onu dünyanýn her tarafýna yaymaya çalýþýr. Bugüne kadar burjuva demokrasisi en istikrarlý ve sürekli politik biçim olmuþtur ve karþýsýndaki bütün otoriter politik yapýlarý elemine etmeyi baþarmýþtýr. Bunun nedeni üretici güçlerin dünya çapýnda geliþmesine en uygun biçimi oluþturmuþ olmasýdýr.
13-Güç Dengesi, devletlerin eþit aðýrlýkta iliþkiye girmelerini varsaymaz.Evrensel güç oluþumunun kendisini konu edinir. Bu noktada en önemli ayýrým þudur:Güç Dengesinin kendisini, onun biçimleri ile birbirine karýþtýrmamak gerekir.
14-Güç Dengesinin ekonomik karþýlýðý, Genel Kar Oraný (GKO)’dýr.Ayný þekilde Güç Dengesinin çeþitli biçimlerinin karþýlýðý ise GKO’nýn çeþitli biçimleridir. Onun içindir ki, Güç Dengesi teorisinin doðru anlaþýlmasý, onun içeriðinin doðru anlaþýlmasýna baðlýdýr, ki H. Kissinger’in yaptýðý gibi bu noktayý Adam Smith’de deðil, Marx’ta aramak gerekir.Marx’ýn GKO ve Biçimleri sorununu ele aldýðý teorik serim,bu teorinin bilimsel içeriðini oluþturur.

Genel Kar Oranýnýn Dünya Çapýnda Rekabet Yolu ile Eþitlenme Baskýsý ve Üstyapý


Genel Kar Oranýnýn (GKO) rekabet yoluyla eþitlenmesi,aslýnda GKO sorununun bir « an »ý ya da biçimidir.Bu eþitlenmenin bir geçmiþi ve bir de geleceði vardýr.

GKO’nýn eþitlenmesi yeni üretim tarznýn genelleþmesidir.Geçmiþ üretim tarzý içerisinde en iyi üretkenliðe sahip olan sermaye katmaný,tarihsel geliþimin belirli bir aþamasýnda eski üretim tarzýný tamamen çözer ve kendi ideolojik, ekonomik,politik ve kültürel deðerlerini egemen kýlmaya baþlar.Bu ayný zamanda yeni bir üretim tarzýnýn ortaya çýkmasýdýr.Bu andan itibaren sermayenin bütün diðer katmanlarý,en iyi üretkenliðe sahip olan ( ki ayný zamanda en büyük sermaye katmanýdýr) bu sermaye katmanýnýn düzen ve kurallarýna göre kendisini deðiþtirmeye baþlar ve bu yeni sürece kendisini adapte ederler.Bu adaptasyon süreci oldukça sancýlý olur ve bazý sermaye guplarý bu sürece adapte olamayarak ya iflas ederler ve sermayeleri baþka ellere geçer (bu ayný zamanda sermayenin merkezileþmesidir) ya da baþka sermayeler ile birleþerek varlýklarýný devam ettirmeye çalýþýrlar.Ama her halukarda ayakta kalmalarý yeni niteliðin özelliklerini benimsemelerine ve bu temelde kendilerini geliþtirmelerine baðlýdýr.Bu durum yeni üretim tarzýnýn genelleþmesine yani daha da geliþmesine götürür.GKO’nýn dünya çapýnda eþitlenmesi,eski üretim tarzý içerisinde çýkan yeni üretim tarzýnýn geliþmesi ve genelleþmesidir.

Daha üstün bir tarihsel düzeye tekabül eden ve bu tarihsel düzeyden güç alan yeni sermaye biçimi,geliþiminin ilk dönemlerinde toplumsal üstünlüðünden kaynaklanan bir hegemonya elde eder ve bu hegemonya ona liderlik rolü verir.Ticari kapitalizm dönemini saymazsak eðer, sanayii kapitalizmi döneminde bu özelliklere sahip iki devlet bu rolü oynayabilmiþtir: Ýngiltere ve ABD.

Yeni üretim tarzýnýn ilk dönemlerinde,bu üretim tarzýnýn ortaya çýkmasýnda büyük rol oynayan ülke ya da ülkelerin sermaye gruplarý hiç kuþkusuz diðer ülkelerden farklý olarak bir artý-kara sahip olurlar.Ama rekabet kapitalist üretim tarzýnýn itici gücü ve temel eðilimi olduðu için zamanla ayný niteliðe sahip olan baþka sermaye gruplarý kar hadlerini bu artý-kara yaklaþtýrma eðilimine sahip olurlar.Yani geriden gelen kapitalist gruplar kar oranlarýný en ileride bulunan gruplarýn kar oranlarý düzeyine getirdikleri içindir ki kar oranlarý eþitlenir.Bu madalyonun diðer tarafýndan bakýldýðýnda üretici güçlerin geliþmesi ve kar oranlarýnýn tedrici düþüþünden baþka bir þey deðildir.Kýsacasý genel kar oraný düþerken genel kar oraný dünya çapýnda eþitlenir.Bundan þu sonuç çýkar: GKO’nýn dünya çapýnda eþitlenmesi rekabeti daha da þiddetlendirir.Rekabetin þiddetlenmesi üretici güçlerin daha da geliþmesine ve onlarýn baskýsý temelinde yeni ideolojik ve politik eðilimlerin devreye girmesine neden olur.Eþitlenme eðiliminin baskýsý milyonlarca yollardan üstyapýdaki eðilimleri baskýsý altýna alýr ve onlarý üretici güçlerin geliþimleri ile uyumlu olacak bir þekilde harekete geçirir.Hiç kuþkusuz bu süreç yabancýlaþma ile el ele giden bir süreçtir.

Ama burada çok önemli bir sorun belirmektedir: Nasýl oluyor da ayný niteliðe ve niceliðe sahip olan ama farklý üretkenlik düzeyine sahip olan sermaye katmanlarý belirli bir andan sonra birbirine düþman olabilecek bir biçimde bölünmektedirler?

Kapitalist üretim anarþik bir yapýya sahip olduðu için sürekli bir þekilde rekabeti doðurmak zorundadýr ve bu rekabet de azami kar hýrsýna yol açmak zorundadýr.Azami kar hýrsý da ayný kar oranlarýný elde etme ile sonuçlanmaktadýr.

Kapitalist üretim,sürekli farklý geliþme aþamalarýna sahip olan sermaye katmanlarýnýn varlýðýný öngördüðü için,rekabet de farklý geliþme aþamalarýna sahip olan sermayelerin rekabetidir.Bu farklý katmanlarýn varlýðý farklý ideolojik ve politik yapýlarý harekete geçirir.
Bu duruma yakýndan bakmak gerekir.

Rekabet üretici güçlerin geliþiminin itici gücü olduðu için,bir kapitalist grubun ya da katmanýn sisteme egemen olmasýný dýþtalar.Onun için büyük sermaye egemenliðini belirli bir tarihsel dönemde ancak hegemonya temelinde kurabilir ve bundan da bu toplumsal egemenliðinin göreceli olduðu anlaþýlýr.
Ne zaman büyük sermaye,toplumsal egemenliðini dünya çapýnda kurmaya kalksa,onun toplumsal egemenliðinin baðrýnda,gelecekte bu egemenliði aþýndýracak ve onu dünya çapýnda dengeleyecek yeni unsurla da üretici güçlerin düzeyine uygun olarak ortaya çýkar.Dünya toplumunun bu dengelenme ihtiyacý ve bu temelde de rekabet aracýlýðý ile ileriye sýçramasý bir zorunluluktur.Bu dengelenme ihtiyacý,üstyapýdaki eðilimleri baský altýna alýr ve onlarý bu dengelenme ihtiyacýnýn özelliklerine uygun olarak tarih sahnesinin ilerisine çýkarýr veya gerisine iter.

Örneðin I.Dünya savaþý sýrasýnda ve sonrasýnda yeni bir uluslararasý düzen,burjuva demokrasisinin tarihsel geniþlemesi ve geliþmesi temelinde kurulurken,neredeyse eþanlý olarak, uluslararasý burjuva demokrasisinin (ki o zaman ki büyük sermayenin egemen politik biçimiydi) hemen yanýnda komünist ve faþist hareketler hýzla geliþmeye ve kök salmaya baþladýlar. Birincisi (komünist) üretici güçlerin geliþiminin düzeyne ve ayak uyduramayarak yozlaþmaya ve bürokratik bir biçime dönüþtü ve bundan dolayý daha sonralarý sermayenin dünya çapýnda dengelenme sürecinde hegemonyayý faþist hareketlere kaptýrdý.

I.Dünya savaþý sonrasýnda sermayenin uluslararasýlaþmasýnýn daha da geliþtiði sýrada,evrensel ideolojik ve politik hareketler (burjuva demokrasisi, komünizm, faþizm) ön plana çýkmaya baþladýlar.Bunun nedeni dünya çapýnda büyüyen ve geniþleyen kapitalist üretici güçlerin kendisine toplumsal biçim olarak bu biçimleri uygun bulmasýydý.Uluslararasýlaþan üretici güçler,uluslararasý karaktere sahip ideolojik ve politik hareketleri harekete geçiriyorlardý.

Üretici güçlerin daha üst bir düzeye çýkmasý ve yeni ihtiyaçlarýn belirmesi durumunda,bu yeni içerik eski biçimler ile bir çeliþkiye düþmekte ve bu da eþitliðin bozulmasý temelinde ortaya çýkmaktadýr.
II.Dünya savaþý sonrasýnda,1930’lu yýllarda burjuva demokrasisi ile faþist sistemler arasýnda oluþan denge (elbette bu denge göreceliydi) bozulduðu zaman ve burjuva demokrasisi üretici güçlerin düzeyine uygun olarak tekrar egemen hale gelmeye baþladýðý zaman,bu süreci koþullandýran þey, üretici güçlerin düzeyndeki geliþme ve deðiþimdir.Üstyapýdaki altüst oluþ,altyapýdaki ihtiyaçlarýn ürünü olarak ortaya çýkmýþtýr.

Üretici güçlerin ihtiyacý evrenselleþmedir.Bu evrenselleþmeye hizmet edecek ya da eden eðilimler bir tarihsel istikrara sahip olurlar.Bugüne kadar üretici güçlerin bu ihtiyacýna cevap veren tek eðilim burjuva demokrasisi ve onun liberal ekonomik eðilimi olmuþtur.Ortaya çýktýðýndan günümüze kadar tek istikrarlý hareket burjuva demorasisi olmuþtur.


|
_ _