[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten- Sayı 51 (1) }
| Devrimci Bülten
AKP HÜKÜMETİ VE SURİYE SORUNU
(Hükümet Niçin Daha Aktif?)

AKP Hükümeti'nin Suriye sorununda daha aktif olmasının altında birbirini besleyen iki dinamik bulunmaktadır.Bunlardan birincisi dış politikanın dinamikleridir,ikincisi de iç politikanın dinamikleridir.Ancak her iki dinamik de zaman zaman birbirlerini karşılıklı olarak beslemekte ve koşullandırmaktadır.

AKP Hükümeti'nin Ortadoğu'daki halk ayaklanmalarından önce bölgedeki dış politikası pragmatizmin daha çok ağır bastığı bir özelliğe sahipti.Bölgedeki diktatör rejimleri (İran,Suriye,Libya vs.) ile sıkı bir politik ilişki geliştirip, bu ülkelerin iç piyasalarında Türk ekonomisinin piyasa payını geliştirmeyi öngörüyordu.

Dünya ekonomisinin büyümesi temelinde ve ona bağlı olarak büyüyen Türk ekonomisi,kendi etrafındaki ülkelerde nüfuz alanını geliştirme sorunu ile karşı karşıya bulunmaktadır ve ekonominin üretici güçlerinin bu büyümesi ve ulusal sınırları daha fazla aşan karakteri,onu daha fazla kendi etrafındaki bölgesel pazarlara doğru itmektedir.Büyüyen Türk ekonomisine
yeni pazarlar açma sorunu,AKP Hükümeti'ni bölgedeki diktatör rejimleri ile (ki bu rejimler siyasi yapılarından dolayı belirli bir izolasyona da sahiptiler) daha sıkı ilişkiler kurmaya itti.Bu ülkelerin izolasyonist durumları ve AKP'nin onlara yaklaşarak bu izolasyonist durumlarını hafifletmesi yakınlaşmayı daha da kolaylaştırdı.

Ancak başka faktörler de bu yakınlaşmayı kolaylaştırdı:
a-AB'nin Türkiye'nin üyelik cesaretini kırması ve Türkiye'nin AB'ye baskı yapmak için Ortadoğu'ya daha fazla ağırlığını koymak istemesi;

b-AKP'nin ideolojik yapısındaki İslami eğilimin baskın karakteri ve İsrail ile ilişkilerin gerginleşmesi;

c-AKP'nin Orta Asya,Kafkasya ve Ortadoğu'daki petrol ve gaz kaynaklarının Türkiye üzerinden geçmesini sağlayarak ve bu temelde stratejik enerji kavşağı olma politikası (Mavi Akım,Nabucco ve Baku-Ceyhan) da Ortadoğu'daki diktatör rejimler ile daha fazla yakınlaşmasına neden oluyordu.

Ancak Arap ve Ortadoğu dünyasındaki halk ayaklanmaları,AKP Hükümeti'ni stratejik bir tercihe doğru itti.Çünkü bu halk ayaklanmaları yeni politik girdilere neden oldu ve çeşitli kesimlerin politik planlarının hızlanmasına ve yeni koşullardan azami derecede yararlanmak istemelerine neden oldu.Bu durum Ortadoğu'daki çeşitli jeopolitik fay hatlarını harekete geçirerek, nüfuz mücadelesinin daha da kızışmasına neden olmaktadır.Bu durum safların ve müttefiklerin test edilmesine ve netleştirilmesine neden olmaktadır.

Arap ve Ortadoğu dünyasındaki halk ayaklanmalarının neden olduğu politik sonuçlar,farklı bir biçimde 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ortaya çıkan politik ortama benzemektedir.Nasıl 11 Eylül terör saldırısından sonra  ABD-AB emperyalistleri,bölgeye müdahale etme bahanesi buldularsa; şimdi de bölgede yaşanan halk ayaklanmaları sonucunda mevcut diktatör devletlerin bu ayaklanmaları kanlı bir şekilde bastırma bahanelerinin arkasına sığınarak kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışmaktadırlar.Bu durum kaçınılmaz bir şekilde emperyalist dünya politikasında, düşman kamplarının oluşmasına ve bu kampların dolaylı ve dolaysız mücadelesine neden olmaktadır.

AKP hükümetinin Suriye sorunundaki aktif politikası, 2003 Irak işgali sırasında ve sonrasında ortaya çıkan politik durumun tecrübesi ile de ilişkilidir.

1 Mart 2003'te TBMM'de Irak savaşı ile ilgili olan tezkerenin  reddi, ABD'ye Irak'a kuzeyden bir cephe açma olanağını tanımamıştı ve bu boşluğu ABD, Güney Kürdistan'daki KDP ve YNK güçlerine dayanarak doldurdu. Bu durum Güney Kürdistan'ın güçlü bir otonomi elde etmesi ile sonuçlandı ve Türkiye'nin  Irak iç politikasından büyük ölçüde izole olmasına neden oldu.Bu durum yine PKK'nin manevra alanının genişlemesine ve kendisini tekrar toparlamasına da neden oldu.

AKP Hükümeti Suriye sorununda tarafsız kalamazdı.Çünkü tarafsızlık AKP'nin ve Türkiye'nin aleyhine politik sonuçlar üretmesine neden olacaktır.AKP'nin bugüne kadar uygulamış olduğu denge politikasının temelleri giderek yokolmakta ve onu köklü politik tercihlere doğru itmektedir.Bu köklü tercihler de farklı kesimler ile düşmanlığı daha fazla körüklemektedir.
    
Denge politikasının temellerini daraltan tarihel durum,dünya ekonomisindeki ve politikasındaki kriz ve bunun neden olduğu empeyalist nüfuz mücadelesinin kızışması ve keskinleşmesidir.Bu durumun daha da gelişmesi,AKP  iktidarının temellerini yakın gelecekte yokedebilir.Zaten AKP'nin köklü tercihlerinin altında kendi iktidarının ömrünü uzatmak yatmaktadır.AKP'nin Türkiye'nin etrafındaki bölgelerde, ABD-AB emperyalistlerine dayanarak, Türkiye'nin ekonomik,politik,askeri ve kültürel etkisini geliştirmek istemesi,içeride iktidarını daha da sağlamlaştırma çabasıyla da bağlantılıdır.AKP Türkiye'nin etrafında böyle bir etki alanı oluşturamadığı taktirde, içeride iktidarının temellerini zayıflatır.

Irak'ta Baas rejiminin yıkılması ve Irak'ın işgali sırasında,ortaya çıkan otorite boşluğunu,ABD ve müttefikleri Irak'ın kuzeyinde yani Güney Kürdistan'da yerel Kürt hareketine  dayanarak doldurdular.Bunun sonucunda Güney Kürdistan federatif Irak içerisinde özerk bir statüye kavuştu.Bu durum Kuzey Kürdistan ve Kürdistan'ın başka parçalarında ulusal hareketin federasyon ve özerklik taleplerinin daha anlaşılır ve meşru bir zemine oturtmasına neden olmaktadır.Kürdistan'ın diğer parçalarında bu örneklerin çoğalması,içeride uusal hareketin bastırılmasını giderek imkansız hale getirmektedir.

Suriye'de halk ayaklanmasının daha da gelişmesi ve Baas rejiminin krize girmesiyle birlikte ortaya çıkan otorite boşluğu ve bu boşluğun nasıl doldurulacağı sorunu,Suriye sorunun kilit noktasını oluşturmaktadır. 2003 yılında Irak'taki gibi Türkiye'nin pasif konumda olması,ABD ve müttefiklerini "Suriye Kürdistanı"nda (Batı Kürdistan) güçlü olan PKK ile daha sıkı ilişkilere doğru itebilir.Bu da PKK'yi tecrit etmek isteyen Türkiye'nin politik ve askeri çabalarına büyük bir darbe olur.AKP,Suriye'de aktif bir politika izleyerek hem PKK'yi tecrit etmek istemektedir hem de Batı'nın onunla olası bir işbirliğine girmesinin önünü kesmeye çalışmaktadır.AKP bunu yapamadığı taktirde Kuzey Kürdistan'da politik insiyatifi tamamen PKK lehine kaybetmiş olacaktır ki,bundan dolayı da iktidarının temelleri de zayıflayacaktır.

AKP'nin Suriye'deki aktif politikasını yani Baas rejimini gözden çıkarma ve desteğini muhaliflere doğru  (özellikle Özgür Suriye Ordusu'na) kaydırma politikasını tek PKK ile savaşa endekslemek de doğru değildir.Genel resim içerisinde PKK ile mücadele önemli bir yere sahip olsa da başka politik girdiler de mevcuttur.

Suriye bir çok stratejik çıkarın kesişme noktasıdır.Türkiye'nin Suriye iç politikasında elde edeceği güçlü bir nüfuz,onun bir çok devlet üzerinde dolaylı baskı kurmasına ve bölgedeki stratejik gücünü gerçek anlamda,İran ve İsrail'i de geçerek bölgesel liderlik pozisyonuna taşımasına neden olacaktır. Suriye'de Türkiye'nin istediği bir yönde rejim değişikliğinin Türkiye'ye getireceği kazanımlar kısaca şunlar olabilir:

1-Batı Kürdistan'da Irak'taki gibi bir özerk oluşumun önüne geçilmiş olunacaktır.Türkiye ile işbirliği halindeki yeni Suriye hükümeti,Batı Kürdistan'da böyle bir oluşumu engelleme cesareti ve gücünü kendisinde bulacaktır.Böylece PKK'nin Batı Kürdistan'dan izole edilmesi sağlanacaktır.

2-Batı Kürdistan'nın Güney Kürdistan ile olası bir birleşmesinin önüne geçilmiş olunacaktır.Böyle bir birlik "Özerk Kürdistan" alanlarını büyüteceği için PKK'nin izolasyonunu da zorlaştıracaktır.

3-İran'ın Ortadoğu'da izolasyonu gelişecek ve Lübnan ve Filistin üzerindeki politik gücü zayıflayacaktır.Bundan dolayı Hamas ve Hizbullah'ın Türkiye'ye daha fazla yakınlaşması ve İran'dan daha fazla uzaklaşmasına neden olacaktır.Bu durum İran-İsrail güç dengesini İsrail lehine bozacaktır.Ama bununla birlikte Türkiye her ikisi arasında yeralan tampon bir güç olarak yeralacaktır ve diğer ikisinde olmayan çok önemli bir özelliğe sahip olacaktır:Her ikisine de aynı mesafede olan bir güç.
 
4-İran'ın Ortadoğu'da yayılması sınırlanırken ve Türkiye'ninki de gelişirken,Türkiye'nin İran üzerindeki dolaylı baskısı da gelişmiş olacaktır ve İran'ın Türkiye'ye karşı düşmanca faaliyetlerinin cesareti kırılmış olacaktır.

5-Suriye'de Türkiye ile işbirliği halindeki yeni rejim,Türkiye'nin Ürdün ve Suudi Arabistan ile karasal bağlantı kurmasına da olanak sağlayarak,aşağıya doğru yeni ve güçlü bir eksenin oluşmasına neden olacaktır.

6-Suriye'de Türkiye'nin elde edeceği stratejik kavşak,İsrail üzerinde Türkiye'nin daha fazla baskı yapmasına neden olacaktır.Türkiye duruma göre İsrail ve İran arasında manevra yapma olanağına sahip olarak,birini diğerine karşı kullanma ve dengeleme olanağına sahip olacaktır.

7-Türkiye'nin bu stratejik konumu,ABD ve Avrupa'nın Türkiye'ye daha fazla yaslanmalarına ve yakınlaşmalarına neden olacaktır.

Bütün bunlar Suriye'deki rejim hemen yıkılınca ve Türkiye'nin istediği bir rejim ortaya çıktığı taktirde gerçekleşebilecek olasılıklardır.Ama yokeğer tersi olursa ve Suriye'deki rejim hemen düşmez  ve zaman uzar ise ne olur?

O zaman Türkiye'nin Suriye karşısındaki aktif diplomasisi ve saldırgan politikası,ona karşı geniş bir düşman cephesinin oluşmasına neden olur ve kısa ve orta vadede Türkiye'nin yıpranmasına neden olur.Kısaca şunlar olabilir:

a-Suriye ile Türkiye arasındaki düşmanlık bütün alanlara yayılır ve Suriye Türkiye'ye karşı en geniş bir düşman cephesini oluşturmaya çalışır.
 
b--İran Türkiye'ye karşı daha saldırgan bir pozisyona sürüklenir.

c-Irak,İran etkisinden dolayı,daha sıkı bir şekilde İran-Suriye eksenine bağlanır.

d-Suriye'deki Baas rejimi,Batı Kürdistan'ın muhaliflerin saflarına katılmasını
önlemek için ve kendi karşısındaki düşman cephesinin genişlememesi için (Irak'ta 2003'te olduğu gibi) daha fazla PKK'ye yanaşır ve hatta Kürdistan'ın bu parçasına özerk bir statü dahi verebilir.PKK hiç kuşkusuz bölge devletleri arasındaki bu çelişkilerden sonuna kadar yararlanacaktır.Batı Kürdistan'da böyle özerk bir statü,PKK'nin Kuzey Kürdistan'daki savaşı için önemli bir stratejik üs olacaktır ve onun izolasyonunu imkansız hale getirecektir.Türkiye'nin bunun önünü kesmesinin tek yolu Suriye'ye savaş ilan etmesi ve onu işgal etmesi olabilir.Bunun sonuçları Türkiye için felaket olur.

e-Hamas ve Hizbullah Türkiye ile ilişkilerine daha fazla mesafe koyacaklardır.Ama özellikle de İran,Irak,Suriye ve PKK arasına sıkışacak olan Güney Kürdistan daha fazla Türkiye'den uzaklaşacaktır.

f-Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)'nin dışında Suriye politikasındaki aktif tutumu,Rusya ve Çin'in by pass edilmesini ve onların otoritelerinin aşınmasını içerdiği için Rusya ve Çin'in artan düşmanlığını geliştirecektir.Bu politika Akdeniz'de (Kıbrıs sorununda),Kafkas'larda (Ermeni sorununda),Kürdistan'da (PKK sorununda),enerji politikasında vs.Türkiye'nin karşısına çıkacaktır.

Bütün bu durumlar,Türkiye'nin bölgeden politik tecritini geliştireceği gibi iç politikada da hükümetin daha sıkıntılı bir konuma sürüklenmesine neden olacaktır.

Bu noktada olayları bir de iç politika açısından incelemek gerekir.

AKP'nin Suriye noktasında aktif dış politikasının iç politikada da belirli iz düşümleri vardır.Suriye noktasında pasif kalan bir hükümet,içeride izole etmek istediği Kürt ulusal hareketi ile faşist-milliyetçi güçlerin direnişini bastırmada da etkisiz kalacaktır.

İçeride PKK-KCK-BDP operasyonları ile Kürt ulusal hareketi üzerinde baskı kurmayı ve onu pasif bir konuma sürükleyek ve daha sonra da bazı liberal reformlar ile Kürt ulusal cephesini bölmek isteyen hükümet,Suriye'de aktif bir politika izleyerek bölgede PKK üzerinde genel bir baskı da kurmak istemektedir.Az yukarıda da belirttiğimiz gibi,Kürdistan'ın diğer parçalarında,bölge devletlerinin çelişkilerinden dolayı manevra alanı bulan PKK,Kuzey Kürdistan'da daha etkili bir politika geliştirme olanağına kavuşacaktır.Bu durum içeride PKK'nin baskı altına alınmasını zorlaştıracaktır.Onun için hükümet PKK'nin Batı Kürdistan'a yerleşmesinin önüne geçmek istemektedir.

Baskı altına alınamayan ve kendi içerisinde bölünemeyen bir Kürt ulusal hareketi,kısa ve orta dönemde iç politikada milliyetçi ve militarist unsurların güçlenmesine  neden olacaktır.Hatta bu milliyetçi-faşist unsurlar,uygun uluslararası bir konjonktürde şu anki izolasyonlarından kurtulma ve hükümetin dengesini bozma olanağına sahiptirler.Şu anki mevcut siyasal yapı buna olanak tanımaktadır.Çünkü faşist politik sistemin köklü burjuva-demokratik reformlar ile tamamen dönüşmesi gerçekleşmemiştir.

Şu anki AKP hükümeti,faşizm üzerine geçirilen liberal bir örtüden başka bir şey değildir.AKP bazı liberal politikaları faşist politik yapının daraltılması ve iktidarın sağlamlaştırılması için taktik bir araç olarak kullanmıştır.Ancak sistemin tam bir dönüşümünü de gerçekleştirememiştir.Türkiye'deki şu anki politik sistem,faşizm ile burjuva demokrasisi arasında bir yerdedir ve bu durumu ile kararsız ve dayanaksız bir yapıya sahiptir.

Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarından önce AKP,Suriye,İran,Irak ve Güney Kürdistan Özerk Yönetimi ile stratejik ilişkiler geliştirerek ve ABD-AB'nin de desteğini arkasına alarak PKK'yi önce kuşatma,sonra da ezme stratejisi izliyordu.Bu noktada bir tür güç biriktirmesi yapıyordu ve bölge sömürgeci devletlerini bu politik çizgiye getirmeye çalışıyordu.Ama Arap dünyasındaki halk ayaklanmaları ama özellikle Suriye'de rejimin krize girmesi,İran-Suriye politik eksenini zayıflatmaya başlayınca ve Türkiye de bu noktada bu zayıflamaya katkı yapmaya başlayınca,İran ve Suriye PKK'nin kuşatılması siyasetinden vazgeçtiler.

İran ile PJAK arasındaki şiddetli çatışmalardan sonra sağlanan ateşkesten sonra,PKK'ye karşı bir İran-Türkiye politik ve askeri ekseni şimdilik olası olmaktan çıkmıştır. İran,PKK'ye karşı Türkiye ile bir ortak operasyon yapma politikasının olmadığını açıklamıştır.İran,PKK'nin zayıflatılmasıyla,Suriye'deki rejimin düşmesi ile Türkiye aracılığı ile daha fazla kuşatılacağını anlamıştır. Kaldı ki Türkiye İran'a karşı olan  NATO radar sistemlerinin  Kürecik'e yerleştirilmesini de aynı dönemde kabul etmiştir.Bütün bunlar PKK'ye karşı geliştirilmek istenen kuşatma politikasının başarısızlığa uğradığını göstermektedir.

Türkiye,İran ve Suriye (Irak zaten güçsüz bir durumda), arasındaki düşmanlığın artması ve PKK'nin,Suriye ve İran ile taktik ateşkes elde etmesi,onun daha fazla Türkiye'ye karşı seferber olmasına ve Kuzey Kürdistan'daki savaşı geliştirmesine neden olacaktır.Şayet Suriye'de rejimin düşmesi uzarsa,Türkiye geniş bir düşman cephesi ile meşgul olacaktır ki,bu durum iç politikada,faşist ve milliyetçilerin daha da aktifleşmesine neden olacaktır.
    
Kuzey Kürdistan'da savaş halinde olan bir hükümetin devleti daha da demokratikleştireceği düşünülemez.Suriye'de rejimin düşmesi uzadığı taktirde Türkiye'de siyasal yapının daha da otoriterleşmesi kaçınılmazdır ve devletin yapısındaki faşist ve milliyetçi unsurların daha da aktifleşmesine neden olacaktır.

Bütün bunları burjuva medyadaki yazarlar da görmektedirler.Milliyet gazetesinden Kadri Gürsel,Yüksek Askeri Şura öncesi istifa eden Genelkurmay ve üç kuvvet komutanının istifasından sonra,"sivilleştik" ve "demokratikleştik" narası atan bir kısım medyaya karşı şunları yazarken haklıydı:

"Şiddet dilinin konuşulduğu bir Kürt sorunu ortamında asker de bir fiil aktör olarak kalmaya devam edecek.Bu haliyle Kürt sorunu AKP'nin yumuşak karnına vuran bir "pasif direniş" sahasıdır; hem de sarpa sardıkça askerin "dönüş bileti"dir.Şurası bilinmeli:Kürt sorunu siyasi olarak çözülmedikçe Türkiye'nin demilitarizasyonu tam olarak sağlanamaz." (Kadri Gürsel,Milliyet,4 Ağustos 2011)

AKP buruva-demokratik dönüşümü başaramadıkça,Kürt ulusal ve demokratik hareketi  ile ulusal ve milliyetçi-faşist hareketin yükselen kıskacı arasında kalmaya mahkumdur. Ama bunlardan ikincisi daha güçlü ve örgütlü bir yapıdadır ve AKP'nin yıpranmasında ve düşüşünde iktidarı ele geçirmeye en yakın olan politik eğilimdir.

AKP'nin Suriye bağlamındaki Ortadoğu politikası aslında kısa ve orta dönemde AKP'nin iç politikada daha fazla sıkışmasına neden olacak riskler taşımaktadır.Bugün AKP'nin en önemli avantajı,ekonominin göreceli istikrarıdır.Ancak Türkiye'nin yüksek cari açığı ve bunun kısa dönemli sermaye hareketleri ile finansmanı ve Avrupa borç krizi,ekonomik göstergeleri de tehdit etmektedir.Bir ekonomik kriz ile üst üste düşecek olan bir Ortadoğu krizi,AKP'nin iktidardan düşmesi ile sonuçlanabilir ve Türkiye'nin daha da totaliter bir yapıya kaymasına neden olabilir.

Devrimci Bülten

|
_ _