[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 52 (3) }
| Devrimci Bülten
LENİN VE “LENİNİZM”

K.Erdem

Lenin'in düşünce yapısını doğru,eksik ve yanlışları ile birlikte bir tek sistem halinde ilk defa birleştiren ve üstelik buna Marksizm’in "klasiği" damgasını vuran Stalin olmuştur.

"Leninizm" bir sosyal ve tarihsel ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktı.İktidarı ele geçiren yeni sınıfın,toplumun diğer sınıfları karşısında tutunabileceği ve kendisini varedebileceği bir sosyal biçimi yoktu.Kendisine ait bir ideolojik ve siyasal çizgisi olmaksızın politik iktidarı elinde tutması mümkün değildi.Onun için bu sınıf özellikle 1922'den itibaren çok yoğun bir şekilde ideolojik bir çizgi oluşturma arayışına girmiştir ve 1924 yılında Lenin'in ölümünden sonra da bu ideolojik çizgiyi Lenin'in hatalarının üzerine inşaa ederek oturtmuştur. Stalin'in "Leninizm'in Temelleri Üzerine" ve "Leninizmin Temel Sorunları" adlı broşürleri Leninizm'in ideolojik temellerini atmıştır.

Leninizm Marksizm içerisinde bir tür küçük-burjuva oportünizmidir ve Marksizm’in tarihin verili bir anında ortaya çıkan tarihsel sorunların çözümünde yetersiz kalmasının sonucunda kendi içindeki geri unsurların harekete egemen olmasının karakteristik özelliğini oluşturur.Yani Leninizm'in ideolojik ve politik yükselişinin altında Marksizm’in yetersizliği ve tarihsel sorunları yanlış ele alışı yatmaktadır.

Lenin ve Leninizm arasında bir ayrımın yapılması yerinde olur.Çünkü Lenin'in Marksist olarak Marksizme yaptığı önemli katkıları vardır.Bunlardan en önemlisi örgüt ve parti teorisidir.Yine strateji ve taktik sorunlarda,ulusal sorunda vs. önemli katkıları söz konusudur ve bu katkıları her zaman komünist kuşakların eğitiminde önemli bir rol oynayacaktır.

Ama bütün bunların yanında bu çalışma sırasında da gösterdiğimiz gibi Lenin'in çok ciddi hataları ve eksiklikleri de vardır ve bunların Marksist teorinin dışına itilmeleri ve Marksizmin bunlardan temizlenmesi de hayati bir öneme sahiptir.

Leninizm’in en özlü tanımını Stalin yapmıştır.Onun bu tanımını bir ölçü olarak kabul edebiliriz.Ama bütün sorun ölçünün kendisinin nasıl ölçüleceği sorunudur.Yani onun doğru ve yanlışlığını da ölçecek bir başka ölçü gerekmektedir.Bu ölçü ise yine başka çalışmalar sırasında zaman zaman değindiğimiz ve ortaya koyduğumuz Marx'ın  "Kapital"i ve onun aracılığı ile ortaya konulan uluslararası emperyalizm teorisidir.

Stalin "Leninizm’in Sorunları Üzerine" adlı broşüründe Leninizm’in tanımı üzerine şöyle yazmaktadır:

" 'Leninizm’in Temelleri Üzerine' yazısında, Leninizmin adeta bir müktesep hak haline gelmiş olan şu ünlü tanımı yapılmaktadır:
'Leninizm, emperyalizm ve proleter devrim çağının Marksizm’dir.Daha tam söylemek gerekirse:Leninizm,genel olarak proleter devrimin teorisi ve taktiği,özel olarak proletarya diktatörlüğünün  teorisi ve taktiğidir.'

Bu tanım doğru mudur?

Doğru olduğunu sanıyorum. Doğrudur,çünkü birincisi,yanlış bir şekilde, Leninizmin emperyalist savaştan sonra ortaya çıktığına inanan bazı Lenin eleştirmenlerinin tersine,Leninizmi emperyalizm çağının marksizm’i diye nitelendirerek,Leninizmin tarihsel köklerine doğru bir biçimde işaret etmektedir.Doğrudur,çünkü ikincisi,Leninizmin yalnızca ulusal Rus koşulları altında uygulanabileceği görüşünde olan sosyal-demokrasinin tersine, Leninizmin uluslararası karakterini doğru bir biçimde vurgulamaktadır. Doğrudur,çünkü üçüncüsü,Leninizmi Marksizmin daha da geliştirilmesi olarak değil de,yalnızca Marksizmin yeniden tesis edilmesi ve Rus gerçekliğine uygulanması olarak gören bazı Leninizm eleştirmenlerinin tersine,onu emperyalizm çağının marksizmi olarak nitelendirerek,Leninizmle Marx'ın öğretisi arasındaki organik bağı doğru bir şekilde vurgulamaktadır." (Stalin,Leninizmin Temel Sorunları,s.122-123,İnter Yayınları)

Stalin Leninizmi tanımlarken onu herşeyden önce bir tarihsel bağlama (emperyalizm ve proleter devrimler çağı) yerleştirmektedir ve bu tarihsel bağlamın görevlerini (proletarya diktatörlüğünün sorunlarını) ele alıp ve çözümleme temelinde de Leninizmin içeriğini doldurmaktadır. Yöntem olarak sorunun ele alınışı doğru olmasına karşın içeriğinin doğru olarak doldurulduğunu kabul etmek mümkün değildir.

Leninizm tam da emperyalizm ve proleter devrimler çağında proletarya diktatörlüğünün çok karmaşık sorunlarına cevap vermede yetersizliğin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Leninizmin yetersizliklerini ve Marksizmden sapmasını kısaca şu noktalarda toplamak mümkündür:


a-Felsefi Yöntemde Yetersizlik

Aslında Lenin Marksist felsefeye gereken önemi vermişti ve sorunun nerede yattığını sezmişti. Marksizmin derinliklerine açılan kapıların Hegel'in felsefesinde ama özellikle de onun Mantık Bilimi çalışmasında yattığını anlamıştı. Sorunun nerede yattığını bilmek ayrı şeydir onu çözmek ise ayrı şeydir.

Marx'ın Kapital'inin mantık örgüsünü anlamak ve bilince çıkartmak ancak Hegel'in Mantık Bilimi'nin çözümlenmesi sayesinde mümkündür.Çünkü Kapital'in mantık yapısı ve  temeli ile Hegel'in Mantık Bilimi'ninkisi aynıdır.

Az ileride Marx'ın Değer ve Sermaye teorisi ile Hegel'in Mantık Bilimi'nin dizgesini karşılaştıracağız ve nasıl Marx'ın Hegel'in kategorilerini ve mantık dizgesini izlediğini göstereceğiz.

Hegel'in Mantık Bilimi'nden Marx'in Kapital'ine uzanan yol oldukça karmaşık ve başka bir çalışmanın konusudur.Biz burada kısaca Kapital ile Mantık Bilimi arasındaki felsefi bağı göstererek Lenin'in bu noktadaki yetersizliğini ortaya koymaya çalışacağız ve daha kapsamlı bir analizi başka bir çalışmaya bırakacağız.

Hegel felsefesinin idealist biçimi onun felsefesinin devrimci içeriğine yanlış hedefler ve bundan kaynaklanan yanlış araçlar gösterir.Felsefesinin devrimci içeriği idealist biçimin ağırlığı altında ezilir ve oynaması gereken tarihsel rolü oynamasına engel teşkil eder. Hegel'in felsefesinin idealist biçimi,devrimci içeriğin doğru bir şekilde hareketin diğer özel biçimleri içerisinde yayılmasına engel teşkil etmekteydi.İdealist biçiminden dolayı ,Hegel'in felsefesinin içeriği,bilimin başka alanlarında sürekli sapmalara neden oluyordu.Bu öyle bir sapmaydı ki, sosyal bilim alanında kilisenin ve dinin yüceltilmesine götürüyordu ve bu kanal aracılığı ile Hegel felsefesi kaçınılmaz bir şekilde dini kendi kontrolü altına almış olan büyük burjuvazinin çıkarlarına yamanıyordu. Bu durum onun felsefesinin devrimci özünün kötürüm olmasına ve işlevsizleşmesine neden oluyordu.

Devrimci hareket eğer toplumda aşağı sınıfların hareketiyse,bu haliyle bu felsefe sömürülen ve ezilen sınıfların işine yaramıyordu.O halde idealist biçimin altındaki devrimci cevheri alıp ve ona doğru hedef ve araçlar vermek gerekiyordu ki bu işi yapmak Marx'a  düştü.

Hegel sistemindeki varlık ve yokluk aslında sonlu madde ile sonsuz madde arasındaki ayrımdır.Aslında sonsuz madde yokluk ile aynı anlama gelir.Çünkü bilincimizdeki sonsuz madde,hakkında pek bir şey bilmediğimiz maddedir.Sonsuz maddeyi biz ancak sonlu madde aracılığıyla anlamaya başlarız.Zaten bu sonlu madde,sonsuz maddeyi yani yokluğu tam yadsıdığı ölçüde belirli-madde haline gelir.

Hegel idealist olduğu için,başlangıç kavramını ne olduğu ve nereden geldiği belli olmayan,doğa üstü bir çağrışımı yapan yokluk kavramı ile yapmayı ve kendi idealist felsefesinin temeline koymayı uygun görmüştür.Ama onun yokluk dediği şey materyalist felsefede sonsuz maddeye tekabül eder.Aslında kavramın en boş ve soyut biçimidir.

Hegel yokluk ve varlığın birliğini oluş olarak belirtir.Böylece aynı zamanda varlığın, yokluktan çıkmakta olduğunu da belirtmiş olur.Bunun aynı zamanda bir çelişki ve hareket olduğu oluş eyleminin kendisinden de anlaşılır.

Daha sonra Kavram teorisinde ele alınan Mutlak Fikir'de sonsuz madde,sonlu madde biçiminde düşüncede tamamen yeniden üretilmiş olarak ortaya konur.Nesnel gerçekliğin düşüncede bu bütünlüklü üretilmesi ya da düşünce somutu haline getirilmesine (ki bu bilmedir) Hegel Mutlak Fikir adını verir.
    
Sonlu ve sonsuz maddenin ortadan kalkması somut madde biçiminde olur.Somut madde,bütün iç bağlantıları açığa çıkarılan ve belirlenimi tamamlanan ve de tamamen bilinen sonsuz maddedir.

Marx diyalektiğe bir kategori ekleyerek ya da mantık sistemi içerisinde eksik bir halkayı bularak bir katkı yapmamıştır. Marksist diyalektiğin bütün kategori ve kavramları Marx'tan önce mevcuttu.Örneğin Hegel diyalektikteki Edimsellik (Gerçeklik) kategorisini buldu ve onun aracılığı ile diyalektiğin diğer bütün parçalarını tek bir mantık sistemi halinde birbirine bağladı.Bugünkü diyalektik sistemin biçimi ve kalıbı hala daha Hegel'inkisidir.

Peki Marx diyalektiğe ne getirmiştir?

Marx diyalekteki "anarşi"ye son vermiştir.İdealist biçimiyle diyalektik bilimin başka alanlarında kullanılamaz haldeydi ve bu haliyle de bir işe yaramıyordu.

Marx'ın diyalektiği materyalist bir biçimde yorumlamasından sonradır ki, diyalektik daha verimli bir şekilde bilimin başka alanlarına geçebildi.Örneğin bu temelde Tarihsel Materyalizm ortaya çıktı ve onun bir çok kategorisi (Toplumsal Varlık,Toplumsal Bilinç, Altyapı, Üstyapı, Üretici Güçler,Üretim İlişkileri,farklı toplumsal yapıların birbirlerini bir düzen ve disiplin içerisinde izlemeleri ve yine Değer ve Sermaye teorisinin bir çok kategorisi) bulundu.

Hegel Diyalektik Mantığı üç düzeye böldü:

a-Varlık; b-Öz; c-Kavram

Diyalektik Materyalizmde bunların karşılıkları şöyledir:

a-Madde; b-Çelişki ; c-Genellik (Tümellik)

Lenin Hegel'in Mantık Bilimi'ni analiz ederken (ki bu yapıtın diyalektik özü Marx'ın Kapital'inin iskeletini oluşturur) bu yapıtın zor ve karmaşık idealist örtüsünün altındaki diyalektik mantığı kavramada ve bilince çıkarmada yetersiz kalmıştır.Lenin'in Felsefe Defterleri'nde de açıkça görüldüğü gibi,Lenin sadece bu yapıt ile ilgili olarak bazı notlar tutmuştur ama bir bütün olarak diyalektiği bir sistem olarak kavrayamamıştır.Şayet Lenin bu yapıtın özündeki diyalektik sistemi ve bütünlüğü kavrayabilmiş olsaydı,buna dayanarak bize Kapital'in mantık yapısını vermiş olurdu.

Lenin'in Felsefe Defterleri'ndeki Hegel'in Mantık Bilimi bölümünde Marx'ın Kapital'ine neredeyse hiç atıfta bulunmaması dahi onun bu yapıtın özünü ve dolayısıyla diyalektiği pek fazla anlamadığını gösterir.

Biz burada kısaca ve bir tablo halinde Hegel'in Mantık Bilimi ile Marx'ın Değer ve Sermaye teorisindeki kavram ve kategorileri karşılaştıracağız ve nasıl Marx'ın Hegel'in mantık sistemini izlediğini ve Mantık Bilimi'ni nasıl Kapital'in felsefi temeli yaptığını göstereceğiz ve de daha ayrıntılı bir analizi başka bir çalışmaya bırakacağız.
Aşağıdaki tablo karşılaştırmalı bir şekilde Hegel ve Marx’ın diyalektiğini ve de buna karşılık gelen değer ve sermaye teorisinin kategorilerini göstermektedir.Bu tablodan da açıkça görüldüğü gibi Marx Hegel’in mantık kalıbını kullanmıştır.


Tablo: Hegel Diyalektiği ve Marksist Diyalektik

I-VARLIK (HEGEL) YA DA MADDE (MARX) TEORİSİ

HEGELCİ DİYALEKTIK

MARKSİST DİYALEKTIK

DEĞER TEORISI

SERMAYE TEORİSİ

NİTELİK

NİTELİ K

META

SERMAYE

NİCELİK

NİCELİK

DEĞİŞİM DEĞERİ

ARTI-DEĞER

ÖLÇÜ

ÖLÇÜ

PARA

ÜCRE T


II-ÖZ (HEGEL) YA DA ÇELİŞKİ (MARX) TEORİSİ
 

HEGELCİ DİYALEKTİK

MARKSİST DİYALEKTİK

DEĞER TEORİSİ

SERMAYE TEORİSİ

ZEMİN

KARŞITLARIN BİRLİĞİ

METALARIN BAŞKALAŞIMI

SERMAYENİN BAŞKALAŞIMI

 

VAROLUŞ

YADSIMANIN YADSINMASI

 

PARANIN DOLAŞIMI

SERMAYENİN DEVRİ

ŞEY

KARŞITLARIN BİRBİRİNE DÖNÜŞÜMÜ

 

SİKKE (DEĞER SİMGESİ)

GENİŞLETİLMİŞ ÖLÇEKTE YENİDEN ÜRETİM

GÖRÜNGÜ

 

GÖRÜNGÜ (GENELİN BELİRİŞİ)

PARA YIĞMA

SERMAYENİN BİRİKİMİ

 

EDİMSELLİK

TÜMEVARIM

 

ÖDEME ARACI OLARAK PARA

KAR

 



III-KAVRAM (HEGEL) YA DA TÜMELLİK (MARX) TEORİSİ

HEGELCİ DİYALEKTİK

MARKSİST DİYALEKTİK

DEĞER TEORİSİ

SERMAYE TEORİSİ

ÖZNEL KAVRAM

ÖZNEL GENELLİK

 

EVRENSEL ÖDEME ARACI OLARAK ALTIN

GENEL KAR ORANI VE BİÇİMLERİ

 

NESNEL KAVRAM

NESNEL TÜMELLİK

 

DEĞERLİ MADENLER

(ALTIN VE GÜMÜŞ)

SANAYİ KARI,TÜCCAR KARI,BANKA KARI,TOPRAK RANTI

İDEA

SOMUT BÜTÜNLÜK

DEĞER,  ARTI-DEĞER

SERBEST REKABETÇİ KAPİTALİZM, KLASİK EMPERYALİZM, ULUSLARARASI EMPERYALİZM



Lenin'in felsefesi Marksizm içerisinde bir tür Feurbach'çılıktır.İdealizm karşısında materyalizme vurgu yapar ama materyalizmin "içkin" yönü olan diyalektiği anlamada ve geliştirmede eksiktir.Materyalizm ve Ampiryokritisizm adlı çalışmasında Lenin,duyumları temel alan idealist yaklaşımları haklı olarak eleştirir ama diyalektik bilgilenme sürecini ortaya koymada da eksik kalır.Lenin,Marx'ın Kapital'inde Hegel'in Mantık Bilimi'ne dayanarak ortaya koymuş olduğu diyalektik örgüyü ve yapıyı anlamada yetersiz kalmıştır ve bu yetersizlik onun başka alanlardaki yetersizliğinin temelini teşkil etmiştir.


b-Genel Olarak Marksist Ekonomi Teorisini ve Emperyalist Dünya Ekonomisini Özel Olarak da Rus Ekonomisinin Doğasını Anlamada Yetersizlik

Gerek Lenin gerekse de diğer Bolşevik teorisyenler Marksist ekonomi teorisini anlamada yetersiz kaldılar.Bu yetersizlik kendisini en çok da emperyalizm teorisinde gösterdi.

Lenin'in emperyalizm teorisi çoğu zaman Marksist iktisat teorisine bir katkı olarak sunulmaktadır.Başka çalışmalarda da kısaca gösterdiğimiz gibi Lenin'in emperyalizm teorisi Marksist ekonomi teorisinin doruğu olan Genel Kar Oranları ve Biçimleri sorununu es geçmiş ve dokunmamıştır.Bundan dolayı da emperyalist dünya ekonomisini ve bu ekonominin bir parçası olan  Rus ekonomisinin tarihsel doğasını anlamada ve Rus toplumunun ihtiyaçlarını ve de bu temelde görev ve hedeflerini belirlemede yetersiz kalmıştır.

Rus ekonomisinin emperyalist dünya ekonomisine bağlanış biçimlerinin doğru analiz edilmesi ancak emperyalist dünya ekonomisinin kendisi gerçekten doğru analiz edildiği zaman mümkündür.Bolşeviklerin uygulamış oldukları bir çok yanlış politika bu ekonomik ve tarihsel çerçevenin gerçekten anlaşılmadığının bir kanıtı olarak ele alınmalıdır.

Emperyalist ekonomilerin tarihsel düzeyi dahi bir sosyalist-komünist toplumu örgütleme olanağına sahip değilken,Bolşeviklerin emperyalist ekonomilerden daha geri olan Rus ekonomisinin tarihsel temelinde komünist bir ekonomiyi örgütleme anlayışları ve bu temelde ülke ekonomisini anarşist bir yıkıma sürüklemeleri Marksist bir tutuma değil olsa olsa küçk-burjuva anarşist bir tutuma denk düşer.

Emperyalizm ile ilişki halinde Rus toplumunun incelenmemesi, sınıflar arasındaki politik ilişkilerin doğru bir şekilde ortaya konmasına engel teşkil etmiştir. Emperyalizm sorunu yakıcı bir şekilde Bolşeviklerin gündemine savaş ile birlikte girdi.

Rus kapitalizminin bağımsız bir biçimde gelişiminin varsayılması, onun işbirlikçi bir şekilde ihracata dönük bir sanayileşme yaşadığının tam olarak bilince çıkarılamaması Rus toplumunun analizinin eksik ele alınmasına neden olmuştur.  Bolşevik Parti’nin 1917’ye kadarki strateji ve taktiklerinin temelini Lenin’in 1899 yılında yazmış olduğu “Rusya’da kapitalizmin gelişimi” adlı kitabı oluşturmaktaydı ki bu kitap Rus toplumunun tam bir tarihsel çerçevesini vermekten uzaktı.

Bolşevikler Rus ekonomisinin emperyalist ekonomi ile sıkı bir şekilde içiçe geçişini ve bu geçişin biçimlerini anlayamadılar.Özellikle 1897 mali reformunun doğasını hiç anlamadıkları bu reform ile ilgili olarak hiçbir şey yazmadıklarından dahi bellidir.1897 mali reformu Rus ekonomisini sıkı bir şekilde ve kopmazcasına emperyalist dünya ekonomisine bağlayarak Rus ekonomisinin bağımlılığını gelişirmiştir.Bu bağımlılığın doğası anlaşılmadan sosyalist devrimin emperyalist sistem karşısındaki görevleri doğru bir biçimde ortaya konulamaz ve zaten konulamamıştır.

Stalin,Leninizmi tarihsel bir bağlama yerleştirirken şöyle yazar:
"Leninizm kapitalizmin çelişkilerinin en uç noktaya kadar keskinleşmiş olduğu, proleter devrimin pratiğin ivedi bir sorunu haline gelmiş olduğu,işçi sınıfının devrime hazırlanma eski döneminin yeni döneme,kapitalizme doğrudan saldırı dönemine gelip dayandığı ve geçtiği emperyalizm koşulların altında gelişti ve biçimlendi." (1)

Başka çalışmalarda da gösterdiğimiz gibi tam da kapitalizme bu doğrudan ve cepheden saldırı stratejisinin Ekim Devrimi'nin yenilgisine neden olduğunu gördük.Bu yanlış saldırı stratejisi,emperyalist ekonomi ve onun ile sıkı bağlantı halinde olan Rus ekonomisinin doğasının yeterince doğru anlaşılmadığını gösterir.Zaten bu yetersizlik yanlış politikaların ve görevlerin ortaya konulmasına neden olmuştur.

c-Çarlığın Politik Karakterini Anlamada ve Stratejik ve Taktikte Yetersizlik

“Bolşevik-Leninist Strateji ve Taktiğin Bazı Sorunları Üzerine” adlı makalemde şöyle yazmıştım:

“Bolşevik-Leninist strateji ve taktiğin bazı sorunları üzerine olan teorik çalışmalarım beni, çok ilginç bir görüşe doğru sürükledi. Bu noktada ilk tezim devrimin karakteri ve proletaryanın strateji ve taktiği sorununda, Bolşevik-Leninist teorinin eksik ve zaaflı ve de hatta yer yer yanlış  noktalarının olduğudur. Teoride bazı eksikliklerin, zaafların ve boşlukların olduğunu ileri sürüyorum.

Bu eksiklikler, zaaflar ve de hatalar da bazı tarihsel koşullardan ve etkenlerden kaynaklanmaktaydı.  Bunlardan ilki, Bolşevizmin II. Enternasyonal’in otoritesi altında ve onun etkisinin Avrupa işçi hareketi içerisinde ağırlıkta olduğu bir dönemde ortaya çıkmasıdır. Onun için bu hareket, içerisinde döllenmiş olduğu geleneğin etkilerini de taşıyordu ki, bu etkiler onun içerisinde de kendisini gösteriyordu. Güçlü bir Enternasyonal gelenek içerisinde çıkan bir hareketin ondan etkilenmemesi (olumlu ve olumsuz olarak) imkansızdır.

İkinci olarak Bolşevizm, serbest rekabetçi kapitalizmin emperyalizme dönüşümü sırasında ve bu sonuncusunun temel eğilimlerinin daha tam bilince çıkarılmadığı ama nesnel-tarihsel olarak belirli bir gelişme evresinde olduğu bir dönemde ortaya çıktı. Bu dönem aynı zamanda Marksist teori ile nesnel-tarihsel hareket arasındaki açının da muazzam derecede açıldığı, teorinin biçimlerinin yeni nesnel toplumsal süreçlerin gerisinde kaldığı ve bu süreçlerin yeni biçimlerinin işleyişlerini ve özelliklerini tam olarak yansıtamadığından  dolayı da  II. Enternasyonal’in tam bir oportünizm ve revizyonizm batağına saplandığı bir dönemdir. Bu tarihsel koşullar, Bolşevizmin oluşum ve biçimlenme dönemlerinde onun üzerinde bazı etkilerde bulundular.

Bu sorunun tekrar ele alınması ve çözümlenmesi gerekmektedir. Lenin’in bu noktadaki çözümlemeleri eksiklikler ve hatta yer yer yanlışlıklar içermektedir.  Bunların ne olduğuna aşağıda değineceğim.

Bilindiği gibi Rusya’da proletaryanın strateji ve taktiği sorununu Bolşevikler 1905 devriminden az önce ve devrim sırasında da Lenin’in “İki taktik” broşüründeki görüşleri ile çözmüşlerdi. Bu noktada Bolşevikler devrimin karakterini demokratik ve bu temelde de proletaryanın bağlaşığını da köylülük olarak belirtmişlerdi ve devrimin bütün sorunlarında da bu stratejik çizgiye sadık kalmaya çalıştılar. Yani Çarlık üzerindeki devrim Proletarya ve Köylülüğün Devrimci Demokratik Diktatörlüğü (PKDDD) olacaktı.  

Bolşevik Parti’deki Nisan 1917 krizi, uzun zamandan beri varolan ideolojik-teorik zaafın kendisini gösterdiği ya da politik alanda bir kırılmaya neden olabilecek tarzda (iç ve dış olayların etkisi sonucunda) hissedildiği bir tarihsel an olarak belirdi. Çünkü nesnel politik olayların gelişimi ve bu gelişimin biçimleri ile teorinin öngördüğü ilkeler arasındaki açı muazzam bir şekilde açılmıştı ve hatta partinin tarihsel yapısını tehdit ediyordu. Özellikle strateji ve taktik noktasında, teorideki eksik ve zaaflı durum, proletaryanın partisinin ideolojik ve politik bağımsızlığını tehdit edecek düzeye ulaşmıştı.

Bolşevik-Leninist teorideki eksikliğin en büyük tarihsel sonuçlarından bir tanesi de ,  komünist partisinin küçük-burjuva partiler karşısında bilinç ve örgütlülük düzeyinin düşük kalmasına neden olmasıdır. III. Enternasyonal’in II. Enternasyonal karşısındaki gecikmişliğinin bir benzerini Rusya’da proletarya küçük-burjuvazi karşısında yaşamıştır. Bütün Çarlık Rusya’sının tek bir homojen devlete indirgenmesi ve bu devletin yayıldığı her yerde bütün sınıflar arası ilişkilerin aynı düzeyde değerlendirilmesi, örneğin merkezi Rusya ile yani ezen ulusun bulunduğu yerdeki sınıflar arası ilişki ile ezilen ve sömürülen ulusların bulunduğu coğrafyadaki sınıflar arası ilişkilerin aynılaştırılması (bu fark Bolşevik teorinin ilk biçiminde yani PKDDD’de yoktur), proletaryanın ideolojik ve politik etkisinin olması gereğinden daha dar kalmasına neden olarak, iktidar mücadelesinde insiyatifin küçük-burjuva ve liberal sınıfların eline geçmesine neden olmuştur.

Bolşevik-Leninist strateji ve taktiğin bazı zaaflı ve eksik taraflarına “Tarihsel Marksizm” adlı makalemde de değinmiştim. Orada şöyle yazmıştım:

“ Bolşevik strateji ve taktiğin nesnel temeli ya da proletaryanın Rusya’da genel strateji ve taktiği, Lenin’in 1899 yılında sürgünde kaleme aldığı “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi” adlı yapıtındaki teorik analize dayanıyordu. Birinci Rus devriminden hemen sonra yazmış olduğu ikinci Önsöz’de Lenin şöyle yazıyordu:
'Bu yapıtta, iktisadi bir araştırmaya ve istatistiklerin eleştirel çözümlenmesine dayanarak sunulan, Rusyanın toplumsal ve iktisadi düzeninin ve dolayısıyla sınıf yapısının tahlili, bugün, devrimin ilerlemesi içinde, bütün sınıfların, açık siyasi faaliyeti ile doğrulanmıştır.(...)

'Ayrıca, devrim, şimdi, köylülüğün ikili durumunu ve ikili rolünü gitgide daha çok ortaya koymaktadır. Bir yandan, angarya iktisadının bir sürü kalıntısı ve serfliğin her çeşit kalıntısı ile birlikte, yoksul köylülünün görülmemiş bir biçimde yoksullaşması,  devrimci köylü hareketinin derin kaynaklarını, bir yığın olarak köylülüğün devrimci niteliğinin derin köklerini tümüyle açıklıyor. Öte yandan da (...) onun içindeki mülk sahipliği ve proleterlik eğilimleri arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı ortaya koyuyor.  Yoksullaşmış küçük mülk sahibinin , karşı-devrimci burjuvazi ile devrimci proletarya arasında bocalaması (...)

'Bu iktisadi temelle(abç), Rusya’da devrim kuşkusuz, kaçınılmaz olarak bir burjuva devrimi olacaktır. Bu marksist önerme, hiçbir şekilde çürütülemez.  Bu, asla unutulmamalı. Her zaman Rus devriminin bütün iktisadi ve siyasi sorunlarına uygulanmalıdır.

Ama, bu önermeyi uygulamasını bilmek gerek. Farklı sınıfların durumlarını ve çıkarlarınının somut bir tahlili, şu ya da bu soruna uygulanan bu gerçeğin kesin anlamını tanımlamak için bir araç olmalıdır. ”(Lenin, Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi, s. 21-22, Sol Yayınları. )

Bolşevik stratejide, tarihsel koşullar ile ilişkili olan bir eksiklik ya da boşluk sözkonusuydu. Bu eksiklik, devrimin gelişim seyri içerisinde kendini ortaya koydu ve parti içerisinde bir siyasal krize neden oldu.

Rus devriminde ilginç bir durum ortaya çıktı. Burjuva demokrasisi siyasal iktidarı ele geçirmesine rağmen (Sağ Sosyalist-Devrimciler ile Sağ Menşevikler),  burjuva-demokratik reformları (Kurucu Meclis’in toplanması, köylülere toprakların dağıtılması, ezilen uluslara bağımsızlık vb. ) gerçekleştiremedi. Bunun nedeni ise emperyalizme olan bağımlılığın devam etmesiydi ve burjuva demokrasisi, İngiliz-Fransız emperyalizmine bağımlılığı ortadan kaldırma iradesine sahip değildi. Böylece burjuva-demokratik reformlar, sosyalist devrime bağımlı bir şekilde ortaya çıkıyordu, ki bu reformların en tutarlı temsilcisi ise yoksul köylülük olmuştur. Şimdi sorulması gereken soru şudur: Niçin burjuva-demokratik reformlar, emperyalist sistemin dışına çıkmadan gerçekleştirilememiştir?
       
Lenin, ”Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi” adlı eserini kaleme alırken ,  Rus sermayesinin niteliği sorununu bir kenara bırakmıştı. Daha çok dikkatini, Rusya’da kapitalizmin gelişemeyeceği tezlerini çürütme üzerine yoğunlaştırmıştı. Giderek oluşmakta olan tekelci burjuvazi ile Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisi arasındaki ilişkiyi görememişti.  Bunun nedeni emperyalizmin (bu dönemde emperyalizm üzerine tahliller yoktu.  Hobson’un eseri ise 1902 yılında yayınlanmıştı. ) belirtileri formülleştirilecek derecede daha tam olarak gelişmemişti. Rus kapitalizmi,  Batı kapitalizminden bağımsız ve kendi iç dinamikleri temelinde gelişen bir tarihsel oluşum biçiminde ele alınmıştı.  Halbuki,  1950’li yıllardan sonra, Rusya’nın bu dönemi ile ilgili çalışmalar yapan batılı yazarlar ve tarihçiler, çok açık bir şekilde, Rusya’nın Avrupa emperyalizminden ihraç edilen sermaye sayesinde yine aynı şekilde kendi iç birikimlerini de kullanarak bir bağımlı sanayileşme süreci yaşadığını göstermişlerdir.

İkinci olarak Rusya’ya yapılan sermaye ihracı, diğer ülkelerden farklı olarak Rus sanayisine doğru olmuş ve Rusya’da bir işbirlikçi sanayi burjuvazisinin oluşmasına neden olarak, buna bağımlı orta tabakalar yaratmıştır. Böylece küçük ve orta burjuvazi, işbirlikçi burjuvazi aracılığı ile Avrupa tekelci sermayesine bağlanmıştır.  Rusya’da artı-değer üretimine ve bunun sermayeleştirilmesine tekelci sermayenin de katılması,  Rusya’daki burjuva sınıfların tekelci sermaye karşısında bağımsızlıklarını yitirmelerine neden olmuştur. Bundan dolayı burjuva demokrasisi ne savaştan çıkmayı başarabilmiş ne de reformları gerçekleştirebilmiştir.  Reformların gerçekleştirilmesi,  Doğu cephesinin yıkılması demek olacağından,  İngiliz-Fransız emperyalistleri bunu kabul etmemişlerdir.  Böylece bu reformların en tutarlı temsilcisinin yoksul köylülük olduğu ortaya çıkmıştır.

Bolşevik formülasyonda proletarya ile “köylülüğün” DDD’nde bir eksiklik yine mevcuttu. O da, formülasyonun genel olarak bir köylülükten bahsetmesidir, ki Lenin bir çok defa köylülüğü bir çok tabakaya ayırmıştı. Yani Rusya’da yekpare bir köylülük söz konusu değildi.  Köylülük  şu tabakalara ayrılmıştı:Zengin köylü, orta köylü,  yoksul köylü ve proleter köylü.  Ve bunların hiçbirisi de demokrasinin dereceleri bakımından aynı nitelikte değillerdi. Yine Bolşeviklerin teorisindeki genel “köylülük” ile Rusya’daki köylülük arasında da bir fark söz konusuydu. Bu fark, Şubat 1917’den sonra  çok açık bir şekilde ortaya çıktı ve Bolşevikler “zengin köylülüğün” temsilcisinden (Sağ Sosyalist-Devrimci), yoksul köylülüğün temsilcisi olan Sol Sosyalist-Devrimciler’e doğru değnek büktüler.

Bolşevikler, emperyalizm fenomeni ortaya çıktıktan sonra, Rusya’daki sosyal sınıfları, emperyalizmin Rusya’ya yansıma özellikleri içerisinde tekrar ele alıp incelemediler. Bu eksiklik, Bolşevik strateji ve taktiklerin doğru bir biçimde incelenmesi için mutlaka giderilmelidir.' (Devrimci Bülten, sayı 30, sayfa 38-39-40)

Şubat 1917’deki kitle hareketi aslında bir devrim değil bir reform hareketinden öteye gitmemiştir. Bazı reformlar ile (örneğin politik özgürlüklerin elde edilmesi vs.) totaliter devlet sadece demokratik bir cumhuriyete dönüşmüştür.

Peki niçin Şubat bir devrim değildi?

Çar’ın dışında ve ona bağlı olan kabinenin (yani Çarlık kabinesi) dışında herkes yerinde kalmıştır. Ordunun başındaki generaller, devlet bürokrasisindeki önemli mevkiler,  büyük kapitalist ve toprak ağaları ve hatta Çarlık politikasının kendisi. Peki durum böyleyken devrim bunun neresinde?

Ama Bolşevik teorideki en büyük zaaf, Şubat’ta Rusya’da yıkılanın yani Çarlığın toprak ağalarının temsilcisi olduğu tezidir. İşte hatanın kaynağı burasıdır.

Şimdi bir kez daha şu soruyu sormak gerekir: Şubat’ta Rusya’da hangi sınıfın politik iktidarı yıkıldı?

Bu soruya Lenin’in cevabı bilinmektedir:
“Tüm devlet makinesini (ordu, polis, bürokrasi) yöneten bir avuç toprak sahibi feodalden başkasını temsil etmeyen  eski çarlık iktidarı,  yenilmiş, ama işi bitirilmemiştir.  Krallık resmen kaldırılmamıştır.  Romanovlar çetesi, kralcı entrikalarını sürdürüyor. Toprak feodallerinin çok büyük mülkiyeti ortadan kaldırılmamıştır.” (Lenin, Nisan Tezleri,  s. 33, Sol Yayınları)(abç)

Lenin’in teorisinde Çarlık İktidarı feodal toprak ağalarının iktidarını temsil eder. Peki burjuvazinin iktidarını ya da politik temsilciliğini Rusya’da kim temsil etmektedir? Lenin Mart 1917’de olayların analizini yaparken şöyle yazmaktadır:

“Birinci aşama neyi kapsar?
Devlet iktidarının burjuvaziye geçmesini. (abç)
Şubat-Mart 1917 devriminden önce devlet iktidarı, Rusya’da, eski bir sınıfa, başında Nikola Romanov’un bulunduğu feodal toprak soylularına aitti. (abç)
Bu devrimden sonra, iktidar, başka bir sınıfa burjuvaziye ait bulunuyor. ” (Lenin, ag. e. s. 21)

Lenin burada burjuvaziden bahsederken bu sınıfın politik temsilcisinin aynı zamanda KADET’ler (yani ANAYASAL PARTİ) olduğunu belirtmektedir.  Lenin’e göre politik iktidarın Çarlık’tan ,  birinci geçici hükümetin eline yani Kadet’lerin çoğunluğunu elinde bulundurdukları hükümetin eline geçmesi aynı zamanda politik iktidarın feodallerin politik temsilcilerinden burjuvazinin politik temsilcilerine geçiş anlamına gelmekteydi. İŞTE BU TAMAMEN YANLIŞTI.

Çarlığın feodal toprak ağalarının iktidarı ile özdeşleştirilmesi Bolşevik-Leninist teorinin en büyük hatasıdır. Bunun nedeni feodalizm döneminde kalma bir politik biçimin, 60-70 yıl süren bir dizi gerici reformlar aracılığıyla içeriğinin Rus işbirlikçi tekelci burjuvazisinin toplumsal çıkarlarıyla doldurulmuş olmasıdır. Bolşevikler Çarlığın giderek Rus büyük burjuvazisinin bir politik örgütlenmesi durumuna gelmesini bir türlü göremediler ve bunu anlayamadılar.  Bunun nedeni ,  Çarlığı hep feodalizm ile özdeşleştirmeleri ve bu politik biçimin bir burjuva içerik ile doldurulmasının imkansız olduğu görüşüdür. Ama onlar Çarlığın bir tarihsel evrim geçirdiğini ve sonuç olarak da onun giderek Rus işbirlikçi tekelci burjuvazisinin en büyük katmanının bir politik biçimine dönüştüğünü anlayamadılar.

Rusya’da olan aslında Almanya’da, Avusturya’da ve İngiltere’de olanlardan başka bir şey değildi. Almanya’da krallık nasıl büyük tekelci Alman burjuvazisinin giderek bir biçimi haline geldiyse,  aynı şekilde , Rusya’da da Çarlık Rus işbirlikçi tekelci burjuvazisinin giderek bir politik biçimine dönüşmüştü.
 
Çarlığın krallık biçiminde, Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisi, nüfuz ve yayılma alanının bir biçimini bulmuştu. Feodal bir döneme ait olan Çarlık biçiminin içeriği derece derece  tarihsel süreç içerisinde bu Rus burjuvazisi tarafından doldurulmuştu. Nasıl Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan günümüze kadar biçimsel olarak varolmuşsa ancak içeriği zamanla değişikliğe uğramışsa (örneğin giderek ulusal ticaret burjuvazisinin toplumsal egemenliğinin yerini İşbirlikçi tekelci burjuvazisi almıştır) Rusya’da da durum aynıydı.
 
Şubat’ta Rusya’da yıkılan Lenin’in iddia ettiği gibi feodal toprak ağalarının iktidarı değildi. Şubat’ta yıkılan Rus işbirlikçi sanayi burjuvazisinin büyük katmanının iktidarı olan ve Çarlık politik biçiminde kendisini biçimlendiren (bu da özellikle 1905’ten sonra gelişmiştir) RUS PANSLAVİST FAŞİZMİYDİ.” (2)

d-Köylü Sorununda Yetersizlik

Savaş Komünizmi'ne giden politika ve bu temelde Rus köylülüğüne açılan savaş , Rus ekonomisindeki temel sektörler (Kesim-I ve Kesim-II) arasındaki orantıların bozulmasının sonucunda ortaya çıktı.

Bolşevikler Rus ekonomisinin dengesinin, emperyalist dünya ekonomisi ile kurulmuş olunan hassas bir dengenin ürünü olduğunu ve Rus ekonomisinin bütün göstergelerinin emperyalist ekonomi tarafından sürekli üretildiğini anlamadılar.

Ekim Devrimi,politik olarak Rusya’yı emperyalist sistemin dışına çıkardığı zaman tek Rus ekonomisinin değil ama dünya ekonomisinin Kesim-I ile Kesim-II arasındaki ilişkileri de bozdu. Emperyalistler, Rusya’nın sistemden çıkışını başka sömürgeler ile doldurma olanağına sahipken, Rusya çok zayıf olan Kesim-I’ini başka bir şeyle doldurma olanağına sahip değildi. Ekim devrimiyle birlikte Rus ekonomisinin oranları bozularak, IIs, I(d+a)‘dan daha büyük bir duruma yani bir tür Kesim-II’nin,Kesim-I karşısında aşırı-üretimi söz konusu oldu. Çünkü devrime kadar Rus ekonomisinin Kesim-II’sinin gereksinmeleri,emperyalist ülkelerdeki Kesim-I’den ithal edilen sermaye ve bu sermayeye dayanan Rus işbirlikçi büyük burjuvazisinin sermaye birikimi aracılığıyla karşılanıyordu. Böylece devrim,Rusya’yı emperyalist sistemden kopardığı zaman ve bu kopma emperyalist ülkelerdeki bir sosyalist devrim ile tamamlanmadığı zaman, Rus ekonomisi, Kesim-II’nin Kesim-I karşısında bir aşırı-üretim krizine girdi.Bu aşırı-üretim krizi ise adım adım zor alımlara ve bu temelde de köylülerin direnişe geçmesine neden olarak Savaş Komünizmine yolaçtı.

Bolşeviklerin köylülük sorunu karşısındaki yetersizliklerinin kökeni emperyalist sistem karşısındaki yanlış konumlanmalarının ve kendilerini emperyalist dünya ekonomisinden tamamen tecrit etmelerinin bir sonucudur.

e-Marksist Devlet ve Proletarya Diktatörlüğü Teorisinde Yetersizlik

Proletarya diktatörlüğü sorunu, Marksist teorinin en önemli sorunlarından birisi olup, burjuva devlet karşısında proleter devrimin temel sorununu oluşturur. Onun için bu sorunda yapılacak hata ya da bu noktadaki eksiklikler, devrimin bütün özel sorunlarına yansıyacak ve böylece devrimin görevlerini olumsuz yönden etkileyecektir.

Marx, Engels ve Lenin, proletarya diktatörlüğü kavramını nasıl ele almışlardır?

Marx, proletarya diktatörlüğünü, genel olarak kapitalizmden komünizme geçiş dönemi olarak ele alır, ki bu Marksistler arasında genel olarak sosyalizm denen toplumsal biçimdir:

“... kapitalist toplum ile komünist toplum arasında , kapitalist toplumdan komünist topluma devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Bu döneme, devletin proletaryanın devrimci diktatorasından başka bir şey olamayacağı bir siyasal geçiş dönemi karşılık düşer...” (3)

Proletarya diktatörlüğü, iki toplumun, yani gelecek (komünist) toplum ile geçmiş (kapitalist) toplumun geçici birlikteliğini oluşturan ama bunu da komünist niteliği içerisinde birleştiren bir geçiş toplumudur. Ve Marksistler buna sosyalizm de demektedirler. Onun için Marksistler, sosyalizmde devletin büyük oranda söneceğini belirtirler. Çünkü egemen hale gelmiş komünist emek ile ikincil plana itilmiş burjuva emek biçimi üzerinde yükselen üstyapı yarı yarıya sönmüş (ya da büyük oranda) ve bundan dolayı sadece devlet kalıntıları içerir. Bundan dolayı Marksistler bu diktatörlüğe tamamen devlet demezler.  Ve hatta bundan kaçınmaya çalışırlar.

“Komün, artık gerçek anlamda bir devlet değildir.” diye yazmıştır Engels. (4)

     Lenin, Engels’in Alman İşçi Partisi Başkanı’na mektubunu ise şöyle değerlendirir:

“... şu son tümcede ‘biz’ diyerek Engels, hiç kuşku yok ki, hem kendi adına hem de Marx adına, Alman İşçi Partisi başkanına, devlet sözcüğünü programdan çıkarma ve onun yerine ‘ortaklık’ sözcüğünü koyma önerisinde bulunur. ” (5)

Yine Lenin eserlerinin birçok yerinde, proleter devlet (aslında proleter devlet kavramı yanlıştır) de denen proletarya diktatörlüğünü tek devlete indirgememiştir. Şöyle yazar:

“Engels’e göre burjuva devlet ‘sönmez’; devrim sırasında proletarya tarafından ‘ortadan kaldırılır’. Bu devrimden sonra sönen şey, proleter devlet, başka bir deyişle,  bir yarı-devlettir.”  (abç)(6)

Demek ki Lenin’de de Proletarya diktatörlüğü eşittir devlet değildir. Sadece proletarya diktatörlüğü içerisindeki devlet kalıntılarından bahsetmektedir. Genel olarak proleter devlet dediği zaman dahi onu tamamen devlete indirgememektedir.  Çünkü teoride öngörülen ilkeler, yani sosyalizmin komünizmin az gelişmiş biçimi olması, bu dönemde yer alacak bir devrimci diktatörlüğü tamamen devlete indirgememeyi gerektiriyordu. Yani bu diktatörlük üretim tarzı ile ilişkilendiriliyordu.

Marx'ta  proletarya diktatörlüğü sosyalizmin ta kendisidir. Bu çok açıktır ve Marksistler arasında genel kabul görmüş bir durumdur. Yukarıdaki alıntıda Marx,  komünist toplum ile kapitalist toplum arasındaki döneme proletaryanın devrimci diktatörlüğü dönemi demektedir. İkisinin arasında kalan döneme de sosyalizm (komünizmin tam egemen olmamış biçimi) dendiğini biliyoruz. Ve Marx bu sosyalizm dönemini ise çok açık bir şekilde şöyle belirtir:

“... Ama bu kusurlar, uzun ve sancılı bir doğum döneminden sonra, kapitalist toplumdan henüz çıkmış (abç) bulunduğu biçimiyle, komünist toplumun birinci evresinde (dikkat edilsin Marx, komünist toplum demektedir—K. E) kaçınılmaz şeylerdir.  Hukuk, ekonomik durum ve ona karşılık düşen uygarlık derecesinden hiçbir zaman daha yüksek olamaz.”  (7)

Lenin, Marx’ın bu pasajını şöyle yorumlar ve çok açık bir şekilde, proletarya diktatörlüğü döneminin sosyalizm olduğunu belirtir:

“Demek ki, komünist toplumun (genellikle sosyalizm adı verilen) birinci evresinde,  ’burjuva hukuku’ tamamen değil, ancak kısmen, ancak ekonomik devrimin yapılmış bulunduğu ölçüde (abç) (Lenin burada çok açık bir şekilde üstyapıdaki kategorilerin sönmesini komünist üretimin gelişimine bağlamıştır—K. E), yani ancak üretim araçlarıyla ilgili olarak yürürlükten kaldırılmıştır.” (8)

Yine Lenin başka bir makalesinde, proletarya diktatörlüğü döneminin sosyalizm olduğunu şöyle belirtir:

“Teorik açıdan, hiç kuşku yoktur ki, kapitalizm ile komünizm arasında, her iki toplumsal ekonomik biçiminin (abç) özelliklerini ve niteliklerini birleştirmesi gereken belli bir geçiş dönemi uzanır. Bu geçiş dönemi, ölen kapitalizm ile doğan komünizm arasında---ya da başka bir deyişle, yenilmiş ama ama yok edilmemiş olan kapitalizm ile doğmuş ama henüz çok zayıf olan komünizm arasında---bir savaş dönemi olmalıdır.” (Lenin, İşçi Sınıfı ve Köylülük, s. 257, sol yayınları)  

Lenin komünizm sorununu Marx ve Engels gibi  koyar ve gelecek ile ilgili olarak kendisinin elini kolunu bağlamaz:

“... ’herkesten yeteneğine göre herkese gereksinimlerine göre’ ilkesinin gerçekleşmesine geçmek için, insanlığın karşısına tamamlanması gereken yeni bir ilerleme sorununun dikildiği görülecektir. İnsanlık bu yüce ereğe doğru hangi evrelerden,  hangi pratik önlemlerden geçerek gidecektir,  bilmiyoruz,  bilemeyiz de. Ama önemli olan, sosyalizmin  ölü, donmuş, değişmez bir şey olduğu yolundaki yaygın burjuva düşüncesinin içinde sakladığı büyük yalanı görmektir.” (9)

Yine Marx,  Gotha Programı’nın Eleştirisi’nde, bu noktanın, yani komünist toplumda, toplumu ilgilendiren sorunların ve görevlerin nasıl çözümleneceğinin bilimin görevi olduğunu belirtmiştir:
    “Öyleyse, ortaya şu sorun çıkıyor: Komünist bir toplumda devlet nasıl bir dönüşüme uğrayacaktır? Başka bir deyişle: bu toplumda, devletin güncel görevlerine benzer hangi görevler kalacak?  Bu sorunu yalnızca bilim yanıtlayabilir; ve sorun,  halk sözcüğünü devlet sözcüğü ile bin türlü birleştirerek, bir parmak bile ilerletilemeyecektir.” (abç) (10)

Bugün komünistlerin önündeki en büyük görevlerden birisi de, proletarya diktatörlüğü teorisini daha da geliştirmektir. Ancak bunun için uluslararası kapitalizmin Marksist devrimci analizinden hareket edilmeli ve bunun içerisinde gelişen üretici güçlerin tarihsel eğilimleri komünizm sınırına kadar götürülmelidir.

Yukarıdaki alıntılardan da açıkça görüldüğü gibi soyut teorik planda Lenin, Marx ve Engels ile aynı çizgidedir.Ancak bu onun bu noktada eksik ve yetersiz olmadığı anlamına gelmez.Rus somutunda olduğu gibi bu noktada çok ciddi hatalar da yapmıştır.

Bu noktada Lenin'in en önemli eksikliği,Rus somutundaki gerçekliğin soyut teoride tam olarak nereye tekabül ettiğini görememiş ve anlayamamış olmasından kaynaklanıyordu. Rusya'daki proletarya diktatörlüğünün tarihsel gerçekliğinin doğru bir biçimde ortaya koyulabilmesi ancak emperyalizmin genel tarihsel çerçevesinin doğru bir biçimde bilince çıkarılmasına bağlıydı.

Ama Lenin daha o zamanlar, kapitalizmin emperyaliz
|
_ _