[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 53 (4) }
| Devrimci Bülten

"ENTEGRE STRATEJÝ" VE ORTADOÐU

K.Erdem



I-Giriþ


AKP'nin son dönemlerde PKK ve Kürt sorununda gerçek niyetinin ne olduðunun ipuçlarýný bize en iyi veren bölge Ortadoðu'dur.Dikkatleri sadece Türkiye'deki olaylara ama özellikle de Ýmralý adasýnda tutuklu bulunan Abdullah Öcalan'a yöneltmek ; yine Baþbakan Erdoðan'ýn ve AKP'nin bazý kadrolarýnýn "bu süreci provoke edebilirler" ya da "bu sürecin provoke edilmesine izin vermeyeceðiz" gibi açýklamalarýna takýlýp kalmak,kesinlikle büyük fotoðrafý gözden kaçýrmaya ya da Erdoðan ve AKP'nin psikolojik operasyon ve yönlendirmelerine takýlýp kalarak asýl niyetlerini gözden kaçýrma tehlikesini barýndýrmaktdýr.

Ýþin gerçeði þudur ki asýl "bu sürecin provoke edilmesine izin vermeyeceðiz" diyen Erdoðan ve AKP yöneticileri, bu sürecin asýl sabotajcýlarýdýr ve bunu da PKK'nin üzerine yýkarak yapmak istemektedirler.

AKP ve devletin "barýþ görüþmeleri" altýna sakladýðý ve 1992 yýlýndaki topyekün savaþ konseptine çok benzeyen "Entegre Strateji"nin gerçek yüzü, bu politikanýn Ortadoðu'daki saç ayaklarý yakýndan incelendiðinde tamamen ortaya çýkmaktadýr.Ortadoðu'daki bazý somut geliþmeler ve olaylar,Ýmralý'da Abdullah Öcalan ile baþlatýlan sözde "barýþ görüþmeleri"nin aslýnda bir psikolojik harpin ve kamuoyunu aldatma ve yönlendirme politikasýnýn bir parçasý olduðu görülmektir.

Zaten son dönemlerde Cengiz Çandar gibi deneyimli gazetecilerin Ýmralý'daki görüþmeler ile Suriye ve Rojova'daki geliþmeler arasýndaki tutarsýzlýklara parmak basmasý;Suriye Ulusal Konseyi'nin PYD ve YPG ile ilgili açýklamalarý ve de bölgeye giden (örneðin BBC ekibiyle birlikte Güney Kürdistan'a giden Dr.Mustafa Peköz'ün gözlemleri-az aþaðýda deðineceðiz) bazý araþtýrmacý ve gazetecilerin açýklamalarý,AKP'nin Kürt sorununun demokratik ve barýþçýl çözümünden yana olmadýðýný tam tersine Entegre Strateji konsepti ile PKK'ye ve Kürt ulusal hareketine karþý bir topyekün savaþ yürütmekte olduðunu ortaya koymaktadýr.

    Onun için AKP'nin Entegre Strateji'sinin gerçek yüzünü,bu politikanýn Ortadoðu'daki ayaklarýný anlayarak ve bu bölgedeki iç baðlantýlarýný açýða çýkararak daha iyi anlayabiliriz.Bu stratejinin Ortadoðu baðlantýlarýný, Türkiye'deki "barýþ görüþmeleri" ile birbirine baðladýðýmýz zaman, bu sürecin en büyük provokatörünün yine hükümetin kendisi olduðu ortaya çýkmaktadýr ki bunun Türkiye'deki bütün halklarý aldatan ve onlarýn barýþ umutlarýyla oynayan bir politika olduðu ve de tarihsel sorumluluðunun ve sonuçlarýnýn da büyük olacaðý anlamýna gelmektedir.

RT Erdoðan ve AKP,bir kesim  burjuva medyayý baský altýnda tutarak ve yine kendine baðlý medyayý da kullanarak büyük bir psikolojik operasyon ile kendilerini "güvercin" ve "barýþ yanlýsý" gibi göstermeye çalýþmaktadýrlar ve de Kürt ulusal hareketini de bunun tersi biçiminde göstermeye büyük çaba sarfetmektedirler. Hatta hükümet,Türkiye halklarýna karþý yürütmekte olduðu psikolojik operasyonu kendi içerisinde bir iþbölümü yaparak da uygulamaktadýr.Bu noktada sadece bazý isimler konuþmakta ve hata yapýlmamasý için baþkalarýnýn konuþmasýna izin verilmemektedir.Bu psikolojik operasyonun yöneticileri baþta Orkestra Þefi (Maestro) olarak Baþbakan RT Erdoðan,MÝT müsteþarý Hakan Fidan, Bülent Arýnç,Adalet Bakaný Sadullah Ergin,Hüseyin Çelik,Mehmet Ali Þahin,Beþir Atalay ve Erdoðan'ýn siyasi baþdanýþmaný Yalçýn Akdoðan'dýr.Bu kadrolarýn belirli bir plan dahilinde hareket ettiklerinden zerre kadar kuþku yoktur.

Hükümet'in bu kadrolarýnýn "barýþçýl" görünüm altýnda saldýrgan bir siyaset güttüklerinin ilk sinyalini Erdoðan'ýn baþdanýþmaný Yalçýn Akdoðan verdi. Ýmralý'da A.Öcalan ile yapýlan görüþmeler kamuoyuna açýklandýktan sonra bir deðerlendirme yapan KCK Baþkaný Murat Karayýlan'ýn açýklamalarýný saptýran ve A.Öcalan ile PKK Baþkanlýk Konseyi arasýnda bir sorun varmýþ gibi gösteren ve de bu yönde nedense (?) büyük bir zorlamaya giren ilk Yalçýn Akdoðan oldu.RT Erdoðan'dan sonra,PKK'ye karþý psikolojik operasyonun ilk baþlatýcýsý ve de bu noktada asýl niyetin ne olduðunu (A.Öcalan ile PKK arasýnda bir bölünme yaratma hedefi) ilk deþifre eden Yalçýn Akdoðan'dýr. Ýmralý'daki görüþmeler ile ilgili olarak ama özellikle de gerillalarýn sýnýr dýþýna çýkmasý ya da bir silah býrakýlmasý noktasýnda A.Öcalan ile direk görüþmeleri gerektiðini belirten (ki bundan daha doðal bir þey yok!) Murat Karayýlan'a karþý Y.Akdoðan'ýn yapmýþ olduðu deðerlendirme "çerçeveletilip ve duvara asýlacak" türdendir:

"Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan'ýn siyasi baþdanýþmaný ve Ankara Milletvekili Yalçýn Akdoðan, Kanal 7'nin sorularýný yanýtladý.

Akdoðan, Baðýmsýz Milletvekili Ahmet Türk ve BDP Milletvekili Ayla Akat Ata’nýn Ýmralý’ya gitmesi konusunda deðerlendirmelerde bulundu.

Yalçýn Akdoðan, terörle mücadelenin çok boyutlu olduðuna dikkat çekerek, "Bu süreçten sonra kim samimi, kim deðil göreceðiz" dedi.

Akdoðan, Ýmralý ile görüþmenin temel amacýnýn örgütün silah býrakmasý olduðunu belirterek, “Karayýlan'ýn açýklamalarýný afaki gördüm. Abdullah Öcalan'ýn iradesine karþý bir tavýr sergiliyor. Öcalan'a racon kesiyor. Kandil'den gelen açýklamalar ben de negatif bir etki uyandýrdý" ifadesini kullandý.

Ana muhalefet partisinin çözüme katký saðlamasý için net bir duruþ sergilemesi gerektiðini ifade eden Akdoðan, CHP kadar BDP'nin takýnacaðý tavrýn da önemli olduðunu belirtti. (www.ntvturk.com)

Yalçýn Akdoðan'ýn açýklamalarýndan Ýmralý görüþmeleri ile hükümetin yapmak istediði bellidir:
a-"Bu süreçten sonra kim samimi, kim deðil göreceðiz" derken, hükümetin masaya oturuyor gibi yaparak aslýnda oturmadýðýný bildiði için,Oslo'da olduðu gibi görüþmelerin kesilmesinin sorumluluðunu PKK'nin üzerine yýðmaya çalýþmak.
b-Murat Karayýlan'ý A.Öcalan'a "racon kesiyor" (bu özellikle bilerek bulunmuþ ve üzerinde özenle düþünülmüþ bir sözcüktür) gibi göstererek de aslýnda devletin bu görüþmelerdeki amacýnýn PKK'nin önderlik makamýný bölmek olduðunu ve BDP'yi de A.Öcalan'a doðru iterek,PKK ile A.Öcalan arasýnda bir cepheleþme ve bölünme yaratmak istediðini açýkça ortaya koymuþtur.

Paris suikastinde ise AKP'nin alelacele daha ortada bir somut veri yokken "örgüt içi hesaplaþma" gibi olayý göstermeye çalýþmasý,kamuoyu tepkisinden dolayý, Bülent Arýnç'ýn "üçüncü kiþilere" dikkati çekerek olayý "yumuþatmasý" nasýl planlý bir durumun olduðu ve AKP'de nasýl bir rol daðýlýmýnýn olduðunu göstermektedir.

Hükümet'in A.Öcalan ile görüþmeler ve Paris suikastindeki tutumunu Ortadoðu'daki politikasý ile birleþtirdiðimiz zaman,fotoðrafýn geneli ve hükmetin niyeti açýça ortaya çýkmaktadýr.

II-AKP Hükümeti,Suriye ve Rojava


Türkiye'nin Ortadoðu'da stratejik durumunun gittikçe kötüleþmesine neden olan en önemli olay hiç kuþkusuz Suriye içsavaþýdýr.Üstelik Suriye'deki içsavaþ, Cumhurbaþkaný Abdullah Gül'ün belirtmiþ olduðu gibi Türkiye açýsýndan istenmeyen en kötü seçeneðin ortaya çýkmasýyla karakterizedir. Aslýnda bu durum Türk iç politikasýnýn Suriye'ye bir tür yasýmasýdýr ve Türkiye'nin Suriye'de düþtüðü politik açmaz,on beþ yýldan beri ABD-AB blokunun niçin Türkiye'ye burjuva demokrasisi yönünde reform yaptýrmak istemesinin anlaþýlmasý açýsýndan da önemlidir.Türkiye içeride reform yapamamanýn bedelini,etrafýndaki bölgelerden politik olarak tecrit olmak ile ödemektedir ama daha da önemlisi bu tecrit geliþtikçe, Türkiye maceracý ve "Batýlý" müttefikleri ile çeliþen politikalara ve müttefiklere sürüklenmektedir.

Aslýnda Arap Baharý,ABD-AB blokuna,11 Eylül saldýrýlarýndan sonra ortaya çýkan tarihsel fýrsattan sonra çok daha önemli ikinci bir tarihsel fýrsat sunmuþtu. Arap Baharý'ndan stratejik olarak kötü bir biçimde en çok etkilenen Rusya-Çin-Ýran-Suriye kampý olmuþtur.Suriye'nin düþmesi ve "Batý"ya baðlanmasý, Ýran rejiminin  düþüþünü bir zaman sorununa indirgeyeceði gibi,Ýran'ýn düþüþü ile birlikte de "Batý"nýn Kafkasya ve Orta Asya'ya uzanmasý ile Rusya ve Çin üzerindeki baskýsý,dolaylýlýktan dolaysýzlýða dönüþerek bu son ülkelerin iç politikasýnýn baský altýna alýnmasý ile sonuçlanacaktýr.Artýk bu aþamadan sonra bu ülkelerdeki (yani Rusya ve Çin) rejimlerin deðiþtirilmesine yani "Batý"nýn egemenliði altýna alýnmasý politikasýna geçilecektir.Rusya,Çin ve Ýran'ýn Suriye'de bu kadar direnmelerinin nedeni budur.

Þayet Türkiye ABD-AB blokunun 1999'dan beri çok istediði reformlarý yapmýþ olsaydý (ki bu Türkiye'nin artan baðýmlýlýðýna da neden olacaktý), politik standartlarýný ABD-AB bloku düzeyine getirmiþ olsaydý ve de PKK ile Demokratik Cumhuriyet temelinde anlaþabilmiþ olsaydý,Arap Baharý'nda ortaya çýkan tarihsel fýrsatýn kesin galibi "Batý" emperyalistleri olacaktý. Türkiye'nin reform yapamamasýnýn sonuçlarý Suriye'deki içsavaþta doðru politik orantýlarýn tutturulamamasý ve doðru politik deðerler etrafýnda geniþ bir temele oturan bir muhalif yapýlanmanýn oluþturulamamasýnýn da temelini oluþturmuþtur. RT Erdoðan ve AKP, Esad ve rejiminin kanlý yüzünü teþhir ederken,Suriye'deki muhalefeti çok dar bir politik temele (Kürtleri,Nusayrileri ve Dürzileri vs. dýþlayan) hapsederek Esad'ýn döktüðü kanda büyük bir payýnýn olduðu gerçeðini de deðiþtiremez.Tarih bunu böyle yazacaktýr!

AKP hükümetinin Suriye'deki içsavaþta bu kadar önplana çýkmasýnýn ve aktif olmasýnýn nedeni,Suriye'nin "Iraklaþmasý" korkusuydu ve Kürtlerin Suriye'de de Irak'taki gibi bir statü elde etme endiþesiydi.Yani AKP hükümetinin Suriye'deki içsavaþa dahil olmasý "anti-demokratik" deðerler temelinde ortaya çýkan bir politikaydý.Böyle bir politikanýn Suriye'de giderek El Kaideci Nusra Cephesi ve Þam Grubu gibi aþýrý islamcý terör gruplarý ile kolkola girilecek bir noktaya evrilmesinde þaþýlacak bir durum yoktur.Türkiye onbeþ yýldýr savsakladýðý reformlarýn bedelini bugün bu terörist gruplarýn yanýna yuvarlanmak ile ödemektedir.Üstelik bu kolkolalýk Türkiye'nin "Batý"lý müttefikleri ile olan politikalarýný da olumsuz etkilemektedir.

Türkiye'nin Suriye'de Baas rejiminin yýkýlmasýnýn insiyatifini üzerine almasýndan sonra ve bu politikanýn geçen yýlýn bahar ayýnda iflas etmesinin açýða çýkmasýndan sonra,ABD giderek aðýrlýðýný koyarak bu politikanýn deðiþtirilmesi için çaba sarfetmeye baþladý.Libya'da Kaddafi'yi deviren ve ABD ve müttefiklerinin içsavaþ sýrasýnda yardým ettiði aþýrý Ýslamcýlarýn ABD Büyükelçisi'ni öldürmeleri de hiç kuþkusuz ABD'nin yeni Suriye politikasýný hýzlandýrmasýnda önemli bir yere sahip oldu.

Suriye'deki muhalefetin baþarýsýzlýðýnýn onun dar politik temelinde yattýðý ve bu dar politik temelin odaðýnda da Türkiye'nin olduðu ABD-AB bloku açýsýndan giderek sabit bir görüþ haline gelmektedir.Onun içindir ki Suriye muhalefetinin yeniden yapýlandýrýlmasýna gidilmiþ ve muhalefetin merkezi Türkiye'den Katar'a taþýnmýþtýr.Bununla birlikte de Türkiye'ye Suriye'deki muhalefetin politik tabanýnýn geliþtirilmesi ve Kürtleri,Nusayrileri ve Dürzileri kapsayacak kadar geniþletilmesi için baský yapýlmaya baþlanmýþtýr.Ayrýca aþýrý Ýslamcýlarýn da tecrit edilmesi ve yeni muhalefet hareketinden koparýlmasý anlayýþý da kabul edilmiþtir.

Bu yeni muhalefet oluþmayana kadar da ABD-AB blokunun Esad'ý devirme niyeti yoktur.Esad'ýn devrilmesine geniþ tabanlý ve Suriye halkýnýn genelini kucaklayan bir muhalefet hareketi oluþunca hýz verilecektir. Ýþte bu noktada Türkiye'ye önemli görevler düþmektedir.Bu görevlerden ilki, PYD'nin Suriye Ulusal Konseyi'ne (SUK) entegre olmasýný yani Türkiye'nin Suriye'de PKK ile bir tür beraber hareket etmesinin kabul edilmesidir.Bu istek Türkiye'nin Suriye politikasý ile taban tabana zýttýr kaldý ki Türkiye'nin Suriye'deki içsavaþtaki aktif politikasý tam da bunu önlemeye dönüktü.Türkiye'nin daha doðrusu AKP'nin bunu kabul etmesi, Suriye politikasýnýn tamamen iflas ettiðini gösterir ki bunun iç politikadaki sonuçlarý bir "politik deprem" etkisi ile eþdeðerde olur.

Türkiye'nin Suriye'de PKK ile Baas rejimine karþý iþbirliðine girmesi,onun Türkiye'de daha doðrusu Kuzey Kürdistan'da PKK'ye karþý mücadelesini anlamsýz hale getirir ve iç politikada Kürt sorunun barýþçýl çözüm baskýsýnýn artmasýna neden olur.Bundan kaçan bir hükümet ise sadece politik zemin kaybeder.Bundan dolayý Suriye'deki geliþmeler ve sürecin Türkiye açýsýndan olumsuz evrimi,AKP'nin omuzlarýnda reform baskýsýný ve onun PKK ile masaya oturma baskýsýný arttýrmýþtýr.Bunu yapamayan Türkiye'yi Suriye'de bekleyen politika,2003 yýlýnda Irak'taki politikanýn bir benzeri olup,ABD-AB-Ýsrail'in olaylarýn acil ve yakýcý baskýsý karþýsýnda adým adým PKK,PYD ve PJAK'a yaklaþmasý olur.Ýþte Türkiye'nin bu yakýnlaþmayý önlemesinin tek çaresi PKK'yi politik denklemden çýkarmasý ile mümkündür.Aksi taktirde bu yakýnlaþma gelecekte içeride AKP hükümetini yýkacaktýr.

Ýþte Entegre Strateji'nin Suriye ve Rojova ayaðý bu politik çerçeveden çýkmaktadýr.AKP hükümeti,Suriye'de ABD'nin yeni politikasýný devreye soktuðu ve yeni muhalefet oluþana kadar bir "nefes molasý" taktiðini benimsediði sýrada Entegre Strateji'yi devreye sokmuþtur.Bu stratejinin Suriye ayaðýný Rojova'da PYD'nin zayýflatýlmasý ve sindirilmesi oluþturmaktadýr. Ayrýca Türkiye SUK'un PYD ile yakýnlaþmasýný da her yol ile de durdurmaya çalýþmak istemektedir ve bunu da yine Suriye'deki El Kaideci gruplara yaklaþarak yapmaya çalýþmaktadýr.Hatay'ýn Cilvegözü sýnýr kapýsýnda on üç kiþinin ölümüne ve bir çoðunun yaralanmasýna neden olan patlayan arabanýn arkasýnda Suriye'deki El kaideci gruplarý kullanarak SUK'a gözdaðý vermeye çalýþan Türkiye'nin olduðu þüphesi bütün medyayý sarmýþ durumdadýr.Suriye'de bütün mesele Türkiye'nin Nusra Cephesi gibi gruplarla politikalarýnýn örtüþmekte olmasýdýr.

Türkiye Rojova'da Nusra Cephesi ve Þam Grubu gibi gruplarý kullanarak ve bunlarý PYD ve YPG'ye saldýrtarak buradaki kontrolü ele geçirmek istemektdir.Türkiye'nin Rojova'daki politikasý PKK'yi kuþatma ve bastýrma politikasýnýn somut bir kanýtýdýr ve AKP'nin barýþ isemediðinin en önemli kanýtýdýr.

Zaten giderek medyada bazý yazar ve gazeteciler,Türkiye'nin Suriye'deki Kürt politikasýnýn içeride Ýmralý'da A.Öcalan ile baþlatýlan barýþ görüþmeleri ile tezatlýk oluþturduðunu ve bu görüþmeleri sabote eden bir niteliðe kavuþtuðunu yüksek ses ile dillendirmeye baþlamýþlardýr.Bu noktada deneyimli ve saygýn bir liberal gazeteci ve yazar olmasý bakýmndan Cengiz Çandar'ý belirtmek yeterlidir.Cengiz Çandar'ýn 8 Þubat 2013 tarihli Radikal Gazetesi'nde yayýmlanan makalesi tam da bu noktaya deðinir.Kaldý ki daha sonra Erdoðan Cengiz Çandar'ýn yazýsýna isim vermeden atýfta bulunarak yazdýklarýnýn gerçek olduðunu kabul etmiþtir.Bu makaleden bazý alýntýlar yapmayý düþünüyordum ancak makalenin her tarafý önemli olduðu için yazarýn affýna sýðýnarak bütün makaleyi buraya aktarmak istiyorum:

" Ýmralý’da “piþen aþ”a Suriye’de “su katmak”….

 
Türkiye’nin hemen dibindeki bir noktada iki aydýr süregelen ve son iki haftadýr þiddetlenmiþ olan çatýþmalar, “Ýmralý Süreci”ni yoldan çýkartacak bir potansiyele sahip ama Türkiye’de pek kimse –þimdilik- bu konunun farkýnda deðil. Önemini de idrak etmiþe benzemiyor.
 
Urfa’nýn Ceylanpýnar ilçesinin bitiþiðinde yer alan Rasulayn’da (Kürtçesi Serekaniye) PKK’nýn Suriye uzantýsý bilinen PYD’ye baðlý YPG güçleriyle Türkiye’nin desteðindeki Arap örgütleri arasýndaki þiddetli çarpýþmalar.
 
Serekaniye ile Rasulayn ayný anlama geliyor. Pýnarbaþý demek. Bitiþiðindeki Ceylanpýnar ile de anlam yakýnlýðý var. Sadece bir demiryolunun sýnýrý çizdiði yerleþim yeri, Türkiye-Suriye sýnýrýnýn birçok yerinde olduðu gibi Türklerle Araplarý ayýran deðil, Kürtleri bölen bir sýnýr.
 
Zaten oralarda yaþayan Kürtler,  Türkiye ve Suriye sözcüklerini kullanmazlar. “Ser xat” ve “bin xat” diye  tarif ederler nerede yaþadýklarýný, yani “hattýn üstü”nde ya da “hattýn altý”nda; hat, demiryolu hattý.
 
Upuzun sýnýr (ve demiryolu) hattýnda niçin Kamýþlý-Nusaybin, Mardin-Nusaybin yolu ile Amude, Tel Abyad-Akçakale, Carablus-Karkamýþ gibi yerlerde durum hiç farklý deðilken, Suruç’un tam karþýsýndaki Kobani ve Hatay-Gaziantep-Kilis sýnýrlarý üçgeninin ortasýna düþen Afrin’de de PYD hakimiyeti varken, niçin oralarda benzeri bir çatýþma olmadý da, Serekani’de (Rasulayn) oluyor.
 
Serekani, nüfusunun büyük çoðunluðu Kürt, Arap mahalleler de var, Süryaniler de yaþýyor. Ama bu “mozayik” baþka bir çok yerde var.  Niçin Serekaniye?
 
Bu soruyu, Erbil’de yayýnlanan ve Neçirvan Barzani’nin kontrolünde olduðu bilinen Rudaw gazetesine bir demeç veren PYD lideri Salih Müslim, “Araplar, Serekaniye’de kontrolü ele geçirirse,  Derik’i ve Haseke’ye kadar olan bölgeyi de denetim altýna alacaklardýr” diye cevapladýktan gayrý, daha da önemli bir hususun altýný çiziyor. Serekani’nin ele geçirilmesiyle Kürtlerin çoðunlukta olduðu Cezire bölgesinin, PYD tarafýndan yönetilmekte olan Kobani (Ayn el-Arab) ve Afrin ile coðrafi baðlantýsýnýn kopacaðýný, yani Kürtlerin coðrafi olarak birbirleriyle iletiþimin kopacaðý iki ayrý coðrafyaya ayrýlacaðýný ifade ediyor.
 
Derik, Cizre’nin hemen altýnda. Haseke, Suriye’nin petrol ve doðal gaz kaynaklarýný barýndýran Irak ve Türkiye’ye bitiþik el-Cezire vilayetinin merkezi.
 
Bütün bu bakýmlardan Ceylanpýnar’ýn yanýbaþýnda Serekaniye’de hüküm süren çarpýþmalar, Suriye Kürtlerinin kaderini belirleme özelliði taþýyor.
 
Haftalardýr, Türkiye’nin an-Nusra Cephesi adlý El-Kaide’nin Suriye uzantýsýnýn Hatay sýnýrlarýndan içeri sokularak Ceylanpýnar üzerinden Serekaniye’ye sokulduðu ileri sürülüyordu. Salih Müslim, Rudaw’a yaptýðý açýklamada, yeni bir iddiayý dile getirdi ve Türkiye’nin “El Cezire ve Fýrat Kurtuluþ Cephesi” adlý bir kuruluþun lideri olan Navaf Beþir’e, Serekaniye’de ve el-Cezire bölgesinde Kürt güçlerine saldýrmasý için 200 milyon dolar verdiðini öne sürdü.
 
Salih Müslim, ayrýca, bir Arap aþiret reisi olan Navaf Beþir’in para peþinde olduðunu, aþiretinin onu desteklemediðini, emrinde savaþanlarýn para için savaþtýðýný iddiasýna ekledi.
 
Tam Türkiye’de “PKK’nýn silahsýzlandýrýlmasý” hedefinin gündemde bulunduðu bir sýrada, Salih Müslim’in “Türkiye desteðindeki El Cezire ve Fýrat Kurtuluþ Cephesi”ne iliþkin þu iddiasý da dikkat çekici: “Planlarý Kürtleri silahsýzlandýrmaktýr. Bunun Suriye devrimi ile ilgisi yoktur. Suriye devrimini hizmet etmemektedir. Bu, Kürtlerin elimine edilmesine yönelik bir Türk talebidir.”
 
Salih Müslim’in “Kürtler”den kastýnýn PYD olduðu açýk. Ancak, kendisinin en amansýz rakibi olan Suriye Kürtlerinin en Barzani yanlýsý ismi olan, PYD dýþý bütün Kürt örgütlerinin biraraya geldiði Kürt Ulusal Konseyi’nin bir önceki baþkaný Abdülhekim Baþþar da, ayný iddialarda bulunarak Türkiye’yi eleþtiriyor.
 
Oysa, Abdülhekim Baþþar ile Türkiye’nin arasýndan su sýzmýyordu. Serekaniye, garip biçimde, karþýt Kürtleri birbirlerine yaklaþtýrýyor gibi.
 
Rudaw, ayný gün, Navaf Beþir’le de görüþmüþ. Ýstanbul’da yaþadýðý belirtilen 59 yaþýndaki Navaf Beþir, Serekaniye’deki geliþmelerle ilgili olarak PYD’yi suçluyor ve çatýþmalarý onlarýn baþlattýðýný bildiriyor. Bununla birlikte, Türkiye’den destek aldýðýný gizlemiyor. “Türkiye, askeri, manevi ve insani yönlerden bize destek verdi. Onlara müteþekkiriz” sözcüklerini kullandý.
 
Rudaw’a göre Navaf el-Beþir, “Haseke bölgesinin geleceði”ne iliþkin þunlarý söyledi: “Biz, birkaç Arap ve Kürt aþireti olarak Suriye’nin geleceði için ulusal bir cephe kurmaya çalýþacaðýz. Bölücülerin bu vilayeti kontrol etmeleri izin vermeyeceðiz. Çünkü, petrol, tarým ve birçok doðal kaynaða sahip bu vilayet, Suriye’nin en zengin bölgesidir…”
 
Sözü edilen ve Türkiye’nin desteðini elde etmiþ görünen “El Cezire ve Fýrat Kurtuluþ Cephesi” adýný kullanan Arap aþiret ya da aþiretlerin, Hür Suriye Ordusu’yla bir iliþkisi yok.  Bunlar, El-Kaide yani Nusra Cephesi de deðil. Anlaþýlan, Türkiye, -hangi Türkiye ise- bunlarýn her birini Suriye Kürtlerine karþý kullanýyor ya da kullanmayý tasarlýyor.
 
Bu noktada, Barzani yanlýsý Suriye Kürtlerinin Erbil’de yaþayan lideri, Suriye Kürdistan Demokrat Partisi Baþkaný Abdülhekim Baþþar’ýn Rudaw’a Türkiye hakkýnda söylediklerine ve eleþtirisine kulak verelim…
 
“… Türkiye büyük bir hata yapýyor. Kürtlere karþý olmak istiyorlar. Kürt meselesini ortadan kaldýrmak istiyorlar… Benim terörist olarak tanýmladýðým bazý güçler Serekaniye’ye geldiler… Kürt-Arap çatýþmasý yaratýyorlar. Bu da dünyanýn önünde Suriye devriminin þeklini tamamen deðiþtirir. Suriye’de Aleviler ve Sünniler arasýnda mezhepçilik baþlamýþ, Kürt-Arap çatýþmasý da baþlarsa, artýk rejim devrilmez.”
 
Abdülhekim Baþþar, Rudaw’ýn Serekaniye’ye gönderilen silahlý Arap güçlerinin arkasýnda “dýþarýdan bir el olduðunu düþünüyor musunuz?” sorusuna þu cevabý veriyor:
 
“Biz Türkiye’yi dost olarak görüyoruz ama maalesef onlar o Arap silahlýlarýn Serekaniye’ye girmelerine kolaylýk saðlýyor. Bu da Türkiye’nin Suriye’deki Kürt meselesini yok etmeyi istemesi anlamýna gelir. Ama o zaman Türkiye için daha büyük bir sorun meydana gelir, Türkiye’deki Kürt sorunu daha fazla karýþýr ve Türkiye-Suriye sýnýrýnda radikal Ýslamcýlar yerleþir. Bu Türkiye hükümetinin kararý olmayabilir ama benim edindiðim bilgilere göre bu iþin içinde MÝT’in eli var.”
 
Abdülhekim Baþþar’ýn Rudaw’ýn “Ama MÝT hükümetin kontrolü altýnda” müdahalesi üzerine þu sözleri daha da ilginç:
 
“Türkiye devleti içinde bir taraf o güçlere destek veriyor, bunun arkasýnda siyasi bir kararýn olmasý þart deðil. Hangi taraf olduðunu söyleyemem. Ama bu davranýþlar ne Türkiye’nin çýkarýna ne de bizim çýkarýmýza. Eðer Türkiye gerçekten Suriye devriminin dostuysa, bu davranýþ yanlýþtýr. Eðer Suriye’deki Kürtlerin dostuysa, yine bu davranýþ yanlýþtýr. Eðer sýnýrlarýný da korumak istiyorsa ayný þekilde radikal Ýslamcý silahlý muhaliflere destek vermesi büyük bir hatadýr.”
 
Bir soru da –ortaya- biz soralým; cevabý düþünülsün:
 
“Ýmralý Süreci”, Suriye Kürtlerine iliþkin bütün bu geliþmelerden hiç etkilenmeden, ve bunlardan ayrýlarak, ilerleyebilir mi? Hedefine ulaþabilir mi?
 (Cengiz Çandar,Radikal Gazetesi,8 Þubat 2013)

Cengiz Çandar'ýn makalesini bitirirken sorduðu soruyu cevaplayarak devam edelim.Birinci olarak "Ýmralý Süreci" denen barýþ görüþmeleri diye bir görüþme yoktur bu görüþme sadece "görüþme" görünümü altýnda oyalama,hareketsiz tutma ve aldatma taktiðidir.Ýkinci olarak da Suriye ve Rojova'daki Türkiye politikasý "Ýmralý Süreci" ile taban tabana zýttýr ve bu süreçteki barýþ görüþmelerini sadece dinamitler.

Cengiz Çandar'ýn Rojova'daki tespitlerini doðrulayan bir baþka açýklama ve analiz de bizzat SUK'un içinden gelmektedir.Suriye Ulusal Konseyi (SUK) üyesi Osman Mishal ile Uluslararasý Ortadoðu Barýþ Araþtýrmalarý Merkezi (ÝMPR)'in yapmýþ olduðu röportajda Osman Mishal yukarýdaki analizleri doðrulayan tespitlerde bulunmaktadýr:

"IMPR: Kürt gruplar içinde PYD ile iliþkileriniz nasýl olacak?

Osman Mishal: Bilindiði üzere PYD muhalif hareket içerisinde yer almamaktadýr. Genellikle Suriye rejimiyle iþbirliði yapan bir parti olarak kamuoyunda konuþulmaktadýr. Ancak yeni oluþan bu koalisyonda yer alýp almayacaklarýna kendileri karar vereceklerdir. PYD þimdi Kürtler tarafýndan oluþturulan Yüksek Konsey’in bir üyesidir. Biz açýkçasý PYD’nin de o Katar’da oluþturulan yeni yapý içerisinde yer olmasýný istiyoruz ve destekleriz.

 IMPR: Serekaniye/ Rasulayn’de neler oluyor. SUK olarak tavrýnýz?

Osman Mishal: Þimdi açýkça söylemek gerekirse Rasulayn’e saldýran Þam Grup ve Nusra Cephesi Özgür Suriye Ordusu içinde yer almamaktadýr. Bunlarýn doðrudan Türkiye üzerinden Rasulayn’a geçtiðini biliyoruz. Fakat bunlarýn bizimle iliþkisi yok. Özgür Suriye Ordusu komutanlarý da açýkladýlar, söz konusu gruplarýn Özgür Suriye Ordusuyla iliþkisinin olmadýðýný. Özgür Suriye Ordusu ne Þam ne Nusra grubuna ne de herhangi bir gruba git Rasulayn’ý kontrol et, silahlarý oraya götür gibi bir þeyi asla söylemez ve söylemedi. Biz Rasulayn’da yaþananlarý kabul etmiyoruz. Kimlerin himayesinde oraya gittikleri bellidir.

IMPR: Çatýþmanýn sebebi dýþ güçler mi?

Osman Mishal: Dýþ güçler de ayný zamanda bölgede bir Arap ve Kürtlerin savaþmasýný istiyor. Biz bunu kabul etmeyiz. Ayrýca Beþar Esad rejimi de bunlara karýþtýrýyor. Biz Mesut Barzani tarafýndan daha önce eðitilmiþ ve Suriye Ordusundan ayrýlan Kürt askerlerin bölgeye gönderilmesini istiyoruz. SUK açýk bir þekilde bölgede Arap ve Kürtler arasýnda bir sorun olmasýný istemiyor. Bizler bu konuda bir bildiri yayýnladýlar

IMPR: Muhalifler ile PYD arasýndaki iliþki nasýldýr?

Osman Mishal: PYD kendi bölgesinde kimseyle savaþmamýþtýr. Fakat bazý muhalif gruplar Kürt bölgesinde savaþ çýkarttýlar. Ancak biz her muhalif grubun dýþarýdan destek aldýðýný biliyoruz. Bunlarý reddediyoruz. Devrim biterse biz bunlarla da görüþürüz. PYD ise kimseye muhalif deðildir ve biz bunu görüyoruz. Bundan dolayý PYD ile bir çatýþmaya karþýyýz.
(www.impr.org.tr)

Yine BBC ekibiyle birlikte Güney Kürdistan'a giden ve buradaki gözlemlerini sýcaðý sýcaðýna aktaran Dr.Mustafa Peköz'de ayný tespitlerde bulunmakta ve bu konu ile ilgili olarak þöyle yazmaktdýr:

"Rojawa/Batý Kürdistan’daki geliþmeler hem uluslararasý alanda hem de bölge ülkeleri tarafýndan dikkatle izleniyor. Sadece Türkiye’nin izlediði politika çok açýk: Batý Kürdistan’da elde edilen ve bütün zorluklara raðmen geliþtirilen kazanýmlarý tasfiye etmek. Bölgedeki geliþmelerin, uluslararasý kamuoyu tarafýndan bilinmemesi için Türkiye özellikle izolasyon politikasýný çok yönlü uyguluyor. Türkiye, Ýslamcý çete gruplarýný kullanarak Kürdistan bölgesindeki istikrarý bozmak ve bölgede etkinlik alaný yaratmak için her türlü kirli oyunu devreye sokmuþ durumda. Özellikle Serekaniye’nin hedef alýnmasý, Ýslamcý gruplarýn bu bölgeye saldýrtýlmasý oldukça bilinçlidir. Hewler’de görüþtüðüm ve bölgeyi çok iyi bilen PYD temsilcilerinin verdiði bilgiye göre, Serekaniye’nin nüfusunun yaklaþýk olarak % 80’i Kürt, %15’i Arap, %5’i ise Hýristiyan, Çeçen ve Türkmen. Serekaniye, bulunduðu konum nedeniyle de stratejik bir role sahip. Serekaniye’nin denetlenmesi, hem Qamýþlo hem de Kobane bölgesinin baðlantýsýnýn kesilmesi ve iki tarafa birden saldýrý için önemli bir mevziinin ele geçirilmesi anlamýna geliyor. Batý Kürdistan’da halk, farklý politik kurumlar ve örgütler, bütünlüklü olarak direniyor. Her alanda kuþatýlmýþlýklarýna ve her türlü ekonomik zorluða raðmen kendi özgürlüklerini korumak için direnen bir Rojawa halký var." (Dr. Mustafa Peköz,Güney Kürdistan izlenimleri (2): Bölgesel iliþkilerde deðiþmeye baþlayan denge politikasý ,www.sendika.org)

Bu yukarýdaki analizlerden de görüleceði gibi,AKP Suriye'de eski politikada ýsrar etmektedir ve ABD-AB'nin devreye sokmaya çalýþtýðý yeni politikaya direnmektedir.Bu direnme daha fazla uluslararasý alandan tecrit olma anlamýna geldiði gibi PKK'ye karþý topyekün ve saldýrgan siyasetin de temeli olmaktadýr ayný zamanda.AKP'nin Suriye ve Rojova politikasýnýn doðasý gözönüne alýndýðýnda Ýmralý'da A.Öcalan ile baþlatýlan görüþmelerin içeriðinin boþ olduðu ve bu görüþmelerin PKK'yi tasfiye etme politikasýnýn taktik bir ayaðýný oluþturdu açýkça görülmektedir.

III-Entegre Strateji ve Ýran


PKK'nin kuþatýlmasýnda hiç kuþkusuz Ýran'ýn önemli bir yeri vardýr.Ýran Entegre (yani bütünlüklü) Strateji'nin bir parçasý haline getirilmeden PKK'nin kuþatýlmasý mümkün deðildir.Ancak Ýran'ýn ikna edilmesi o kadar kolay da deðildir.Çünkü Suriye'de rejim deðiþikliði için bastýran bir Türkiye'nin Ýran'ý ikna etmesi zor görünmekedir.Ancak AKP onun da “kolayýný” bulmuþ gibidir.

Türkiye,Ýran'ý PJAK'a karþý harekete geçirmek ve ayný anda PKK'ye darbe vurmak için Ýran'a bazý sözler vermiþ gibidir.Ýran nükleer çalýþmalarýndan dolayý giderek aðýrlaþan uluslararasý bir yaptýrým altýndadýr.Türkiye bu uluslararasý ambargoyu delmekte ve sulandýrmaktdýr. Ýran'dan petrol ve doðalgaz alýmýný sürdürmekte bunun karþýlýðýný ona Türk Lira'sý olarak ödemekte,Ýran'da daha sonra bu para ile Türk iç piyasasýnda altýn almaktadýr.Hatta Türkiye bu altýn alýmýný da kolaylaþtýrmaktadýr ve bu altýnlarý özel sektöre ithal ettirerek Ýran'ýn emrine sunmaktadýr.Daha sonra Ýran kargo uçaklarý ile bu altýnlarý ülkesine götürmektedir.

Türkiye'nin bu uluslararasý ambargoyu bu kadar kolay delmesi ancak onun en önemli sorunu yani Kürt sorunu sözkonusu olduðu zaman olabilir.Ýran da sýkýþmýþlýðýndan dolayý bu politikaya taktik olarak yanaþmaktadýr.Ancak Ýran'ýn PJAK'a karþý tam seferber olmasý, ancak Türkiye'nin Ýran'a karþý "Batý" ile birlikte hareket etmeyeceði garantisi üzerine oturabilir.Bu garantiyi Ýran'a vermek o kadar kolay bir durum deðildir.Çünk Türkiye'nin "Batý" emperyalistleri ile çok köklü,geniþ ve derin iliþkileri vardýr ve de bunlardan hemen vazgeçmesi mümkün deðildir.Ýþte bu noktada Türkiye Ýran'a "Batý" ile arasýna mesafe koyduðunu göstermek için "Þangay Ýþbirliði Örgütü" (ÞÝÖ)'ne üye olmak istediðini belirtmektedir.

Son dönemlerde birden bire Erdoðan'ýn gündeme getirdiði ÞÝÖ üyeliði, Ýran'ý rahatlatma,ona güven verme ve kamuoyu önünde bunu açýkça belirterek niyetinin bu konuda ciddi olduðunu ve de  "Batý" ile arasýna bir mesafe koymaya baþladýðýnýn bir göstergesi olduðu imajýný vermeye dönüktür.Hiç kuþkusuz bu bir aldatmacadýr ve Ýran'ý tahrik etmeye dönüktür.Ýran bu taktiði yiyecek kadar acemi deðildir,o da Türkiye'nin bu noktadaki sýkýþmýþlýðýný kullanarak,ambargoyu delmek ve sulandýrmak istemekte ve azami derecede de bu durumdan yararlanmak istemektedir.Ayrýca bu durum ona zaman da kazandýrmaktadýr.Ýran zaman zaman PJAK'a karþý Türkiye'nin gözünü boyamak için saldýracaktýr ancak tam bir seferber olmasý konjonktürden dolayý özellikle de Ýsrail'in saldýrý baskýsý mevcutken mümkün deðildir.

Türkiye'nin Ýran ile bu saldýrgan diplomatik iliþkileri ayný zamanda PKK ile baþlatýlan sözde "barýþ görüþmeleri"nin fazla barýþ ile uzaktan yakýndan alakasýnýn olmadýðýnýn bir göstergesidir.

AKP'nin Ortadoðu politikasý giderek bir dipsiz kuyuya dönüþmüþ durumdadýr.Taktik olarak baþlayan manevralar giderek stratejik baðýmlýlýða dönüþmektedir ve de herkeste bir kafa karýþýklýlýðýna neden olarak,doðal müttefiklerini de kaybetme tehlikesi ile onu yüzyüze getirmiþ durumdadýr.




|
_ _