[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  15-04-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 55 (2) }
| Devrimci Bülten

AKP HÜKÜMETİ PKK'YE İKİNCİ CEPHEYİ AÇACAK MI?

K.Erdem


I-Giriş


Barış süreci başladığından beri AKP Hükmeti'nin bu süreç ile ilgili olarak kafa karıştırıcı bir çok eylemi ve söylemi oldu.Bu sürecin ilk kamuoyuna deklare edilmesinden itibaren Başbakan'ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan ile başlayan bu "gariplikler",Paris Suikasti ile birlikte Başbakan Erdoğan'ın yapmış olduğu ve sanki "suikastin emrini ben verdim" gibi bir hava yaratan açıklamalarıyla devam etti.Daha sonra bu "gariplikler", BDP'lilere Karadeniz'de devlet destekli linç girişimi ile devam etti.

Bütün bunlar olurken devlet Kürdistan'da baraj ve yeni karakol yapımlarına hız vermeye başladı.Koruculuk sistemini lağvedeceğine daha da güçlendirmeye başladı ve el altında Hamas'a verilen desteği daha da arttırdı. Çoğunluğu devlet ve hükümet yanlısı olan Akil Adamlar Heyeti'ni ustaca PKK'ye karşı psikolojik hareketin bir aracına dönüştürdü.

Bu "gariplikler"e daha sonra başka "gariplikler" de eklendi. PKK'nin resmi olarak 8 Mayıs'ta (RT Erdoğan'ın ABD Başkanı B.Obama ile 16 Mayıs'ta yaptığı görüşmeden bir hafta önce bu çekilmeyi kararlaştırmış olması,AKP üzerinde ABD baskısını kurmaya yönelikti) çekilmeye başlamasından üç gün sonra yani 11 Mayıs'ta Suriye odaklı olduğu ileri sürülen ama büyük bir ihtimal ile AKP Hükmeti'nin El Nusra'ya sipariş ettiği ve ABD'ye Suriye noktasında baskı yapmayı ve Barış sürecini ikinci plana itmeyi hedefleyen Reyhanlı'daki terör saldırısı gerçekleşti.

Reyhanlı'daki terör saldırısından sonra El Nusra ve Şam Grubu gibi El Kaide'ci terör örgütlerinin MİT'in desteği ile Rojava'da PYD'ye karşı yoğun bir saldırısı ve Rojava'daki Kürt halkına karşı katliamları başladı.Rojava'da Türkiye'nin desteği olmaksızın bu grupların bu kadar büyük bir operasyonel yapısı olamaz.Çünkü kitle destekleri yoktur ve oraya ihraç edilmişlerdir ve de çoğu Türkiye üzerinden geçmişlerdir.

Bütün bu olumsuzluklara hükümet PKK'ye karşı kullanmış olduğu dil ile de "katkı" yapmaya sürdürmüştür.Örneğin Taksim Gezi Parkı direnişinden önce gerillalar çekilirken Bülent Arınç'ın "Cehennemin dibine kadar yolları var" gibi açıkamaları hükümetin ne kadar "barışcı" olduğunu göstermek açısından ilginçtir.Gezi Parkı direnişi sırasında hükümet Kürtleri karşısına almamak için ve hem Batı'da hem de Doğu'da iki gücün kıskacı arasında kalmamak için PKK'ye karşı söyleminde taktik bir yumuşamaya gitmeye özen göstermiştir ve Gezi Parkı eylemlerinin etkisinin zayıflaması ile birlikte aynı dile yine dönmeye başlamıştır.

Süreç ile ilgili olarak yaptığımız bu kısa özetten de anlaşılacağı gibi aslında ortada adı olan ama kendisi olmayan bir "barış süreci" ile karşı karşıyayız.

II-AKP'nin Temel Söylemi: Barış Değil "Çözüm" Süreci


Barış sürecinin kamuoyuna deklare edilmesinden sonra, ilginç bir şekilde AKP ve hükümet kadrolarının bu süreci sürekli olarak barış değil "çözüm" süreci olarak değerlendirmeleri ve bu temelde açıklamalar yapmaları, hükümetin br "gizli ajandası" olduğu izlenimine neden olmaktadır.Başbakan Erdoğan ve hükümet kadroları bu söylemi de "barış devletler arasında olur" diyerek bundan dolayı bu sürece çözüm süreci dediklerini belirtmektedirler.

Aslında bu tür açıklamalar asıl niyeti gizlemek için yapılan "psikolojik operasyon örtüleri"dir.Dikkatli bir gözlemci, çözüm sürecinin içerisinde hem "barışcıl" hem de "askeri" olmak üzere iki tür çözümü barındırdığını hemen anlar.Devlet bugüne kadar olan pratiğiyle, barışcıl görünüm altında "askeri br harekata" hazırlandığı ve diplomasiyi de kullanarak başka güçleri de bu askeri harekata dahil etmek istediği izlenimi vermektedir.

AKP hükümetinin PKK karşısında belirli bir strateji temelinde  hareket ettiğinden ve söylemlerini de bu stratejiye dayandırdığından şüphe yoktur. Bütün sorun bu stratejinin mantığının ne olduğunu hangi ihtiyaçtan kaynaklandığını ve de nasıl bir değerler sistemi üzerine oturduğunu kavramaktır.Bu strateji kavranıldıktan sonra bundan sonra hükümetin atacağı politik adım ve taktikleri kestirmek ve de yine aynı şekilde hükümet kadrolarının söylemlerini deşifre etmek de kolaylaşır.

III-Barış Süreci ve PKK'nin Kuşatılması


Barış sürecinde AKP hükümetinin ve devletin tutumunu iyi anlayabilmek için çok önemli bir kaç noktanın anlaşılması gerekmektedir:
1-Hükümetin ve devletin PKK ile Demokratik Cumhuriyet temelinde bir anlaşma yapması çıkarına değildir.Bunun nedeni PKK'nin bu ateşkes ile Suriye (Rojava) ve İran'da (Doğu Kürdistan) stratejik kazanımlar elde ederek orta dönemde Kuzey Kürdistan'ı çevreleyecek ve stratejik konumunu daha da geliştirecek olmasıdır.Bu aşamadan sonra Kuzey Kürdistan'da Kürtlerin Kürdistan'ın diğer parçalarındaki gibi en azı özerk bir statü elde etmeleri hem meşru olacak hem de durdurulamaz olacaktır.

2-Böyle bir durum orta vadede Türkiye Cumhuriyeti devleti içerisindeki iktidar bloku üzerinde büyük bir baskı oluşturacak ve devletin geleceği noktasında görüş ve siyaset farklılaşması ve de rekabetini geliştirerek iktidar blokunun zayıflamasına neden olacaktır.

3-Ateşkes ortamı ve Demokratik Cumhuriyet baskısı hem Kuzey Kürdistan'da hem de Türkiye'de ciddi reform baskılarına neden olacaktır.Bu temelde Kuzey Kürdistan'daki demokratik hareketin Türkiye'deki demokratik hareket ile daha fazla yaklaşmasına ve bu temelde ülke genelinde güçlenmesine neden olarak devlet üzeride demokratik dönüşüm baskısını arttıracaktır.

4-İçte ve dışta giderek kuşatılacak olan devleti yöneten gerici sınıf ve tabakalar bir ikilem ile karşı karşıya kalacakladır:Reform yaptıkları zaman faşist milliyetçi ve muhafazakar dinci tabanlarını kaybedecekler ve bunun sonucunda iktidarlarını kaybedecekler; reform yapmadıkları zaman ise içeride devrimci ve demoratik cephe tarafından kuşatılacaklardır dışarıda da geleneksel müttefikleri ile ters düşeceklerdir.

5-Bundan dolayı hükümetin ve devletin PKK ile masaya oturmada çıkarı yoktur ve ateşkes ortamını PKK'yi kuşatma ve bastırma stratejisinin önemli bir halkasına çevirmiştir/çevirmek istemektedir.Bu temelde PKK'nin büyük br askeri darbe ile Ortadoğu'da politik ve askeri denklemden çıkarılması Türkiye'nin temel politik stratejisini oluşturmaktadır ve bütün bölge ve dünya siyasetini de bu stratejiye göre ayarlamaktadır.

6-AKP hükümeti ve devlet PKK'yi bu kuşatma ve bastırma stratejisine Entegre (Bütünlüklü) Strateji adını vermektedirler.Bu strateji içeride ve dışarıda PKK'yi ekonomik,politik,askeri ve diplomatik olarak önce kuşatmayı daha sonra da öldürücü bir darbe ile yere serme üzerine oturmaktadır ve bu temelde PKK içerisinde bölünme ve fraksiyon faaliyetlerini geliştirmeyi öngörmektedir.

7-Bu stratejiye göre devlet, ateşkes ile PKK'nin çekilmesinden yararlanarak Kuzey Kürdistan'da politik ve askeri mevzileri daha da geliştirmek istemektedir ve bu temelde karakol ve baraj yapımlarına hız vermiş,koruculuk sistemini güçlendirmeye çalışmış,Kürt Hamas'ının legal partileşme sürecini hızlandırmış,Akil Adamlar Komisyonu ile PKK ve BDP tabanını politik olarak baskı altına almaya çalışmıştır.

8-Yine hükümet ve devlet, PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan ile KCK Başkanlık Konseyi arasında bir cepheleşme ve bölünme yaratmaya çalışmakta ve bu temelde medya aracılığıyla hükümet ve devlet kadroları ile psikolojik operasyonlar yapmaktadır.Bu temelde özellikle PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ın BDP ile hareket etmesini sağlayarak KCK Başkanlık Konseyi ile cepheleşmesini sağlamaya çalışmaktadır.

9-Hükümet ve devlet ateşkes sürecini, savaş hilesinin doğasına uygun olarak PKK'yi oyalama,hareketsiz tutma ve gevşetmeye dönük olarak kullanmaya çalışmaktadır ki bu temelde uygulayacağı "askeri baskın"ın etkin olmasını hedeflemektedir.

10-Hükümet ve devlet PKK'yi kuşatma çemberine Güney Kürdistan Federe Yönetimi ve İran  ile stratejik bir yakınlaşma sağlayarak onları da dahil etmeye çalışmaktadır.İran'ın uluslararası sıkışmışlığını ve PJAK korkusunu körükleyerek yine aynı şekilde KDP'yi de PKK'nin Ortadoğu'da etki alanını genişletmesi ile korkutmaya çalışarak onları PKK'yi kuşatma çemberine almaya çalışmaktadır.

11-Türkiye PKK'yi bu kuşatma manevralarına Suriye'de (Rojava) El Kaide'ci El Nusra ve Şam Grubu gibi terör örgütlerini bir çok yönden destekleyerek ve onları PYD'nin üzerine salarak devam ettirmektedir.

IV-Rojava'da PYD-El Nusra Çatışması ve Türkiye


Son dönemlerde Rojava'da PYD ve El Nusra arasındaki şiddetli çarpışmalar, bundan sonra Barış sürecinin nasıl bir evrim geçireceği noktasında önemli ipuçları sunmaktadır.

AKP hükümeti ve devletin amacı PKK ile tekrar savaşa başlamadan önce PKK'nin bir çok güç ve cepheden başka düşmanlar ile savaşa girmesini sağlamaktır.

Türkiye'nin Suriye içsavaşında etkin bir rol oynaması ve öne çıkmasının AKP Hükümeti'nin iddia etmiş olduğu gibi "Suriye'ye demokrasinin gelmesi"nin desteklenmesi ile uzaktan yakından alakası yoktur ve hükümetin Suriye politikası tamamen ikiyüzlü bir temele oturmaktadır.AKP Hükümeti'nin Suriye'deki içsavaşta  aktif olarak taraf olmasının en büyük ve temel nedeni PKK'yi kuşatma ve onu bastırma politikası ile bağlantılıdır.AKP Hükümeti'nin Suriye'ye müdahalesi Rojava'daki Kürtlerin bir statü elde etmesini önlemeye dönük olup tamamen anti-demokratik ve gerici bir yapıya sahiptir. Türkiye'nin bu gerici ve anti-demokratik siyaseti,Suriye'de onu gerici El Kaide'ci ve Müslüman Kardeşler örgütleri ile yanyana getirmiştir.

Suriye'de demokratik bir yapıdan ve siyasetten yana olduğunu belirten AKP Hükümeti'nin Rojava'daki El Kaide'ci terör örgütlerine vermiş olduğu açıktan destek ciddi bir şekilde izaha muhtaçtır.Yakından bakıldığı zaman bu desteğin belirli bir stratejinin ürünü olduğu görülmektedir.

Türkiye PKK ile Barış sürecini başlatırken ve PKK'nin ateşkes ile geri çekilmesini sağlayarak onun güçlerinin belirli bir kısmını Rojava'ya kaydırmasını sağlayarak bu noktada iki şeyi hedeflemiştir:
1-Kuzey Kürdistan'da politik ve askeri olarak "alan hakimiyeti"ni geliştirmek istemiştir ki savaş tekrar başladığı zaman daha avantajlı bir konumda olsun;
2-PKK'nin kendi dışındaki başka  güçler ile şiddetli bir savaşa tutuşmasını teşvik ederek,kendisi sudan bahanelerle PKK ile savaşı tekrar başlattığı zaman PKK'nin bir çok cephedeki savaştan dolayı güçleri bölünmüş durumda olsun.

AKP Hükümeti'nin Rojava'daki El Kaide'ci terör örgütlerine PYD karşısında vermiş olduğu desteğin amacı, PKK'ye karşı Kuzey Kürdistan'da ikinci bir cephe açmadan önce PKK'nin azami derecede yıpratılması ve güçten düşmesini sağlamaktır.

V-AKP Hükümeti ve PKK'ye İkinci Cephe


AKP Hükümeti PKK karşısında hedeflemiş olduğu strateji temelinde ilerlemek  ve bundan dolayı da belirli bir zaman sonra PKK'ye karşı Kuzey'den bu ikinci cepheyi açmak zorundadır.PKK'yi politik ve askeri kuşatmadan giderek çemberin daraltılması politikasına yani savaş politikasına geçmek zorundadır.

Bunun bir çok nedeni vardır.

Devlet ve  iktidar bloku içerisindeki ilişkiler,uzun zamandan beri PKK ve Kürt Ulusu karşısındaki savaşa göre belirlenmiştir.Gerici sınıfların oluşturmuş olduğu bu konsesüs aşırı Türk milliyetçi ve dini muhafazakar bir değerler sistemi üzerine oturmuş durumdadır.PKK'ye karşı savaş bu gerici eğilimleri daha katı bir çerçeve içerisine hapsetmiştir.AKP PKK karşısında saldırgan ve savaşçı br politika izleyerek bu iktidar bloku içerisinde kendisini varetmektedir ve de kendisini kabul ettirmektedir.AKP hem tabanını hem müttefiklerini hem de bazı kesimlerin tarafsızlığını PKK üzerindeki savaş aracılığı ile sağlamaktadır.Bunun nedeni AKP'nin devletin niteliğini değiştirmeden onun içerisine sızmak istemesi ve liberal yanılsamaları kullanarak devlet ve iktidar bloku içerisinde hegemonyayı ele geçirmek istemesinden kaynaklanmaktadır.Bundan dolayı statükoyla ve devletin temel anti-demokratik yapısı ve politikaları ile uzlaşmak zorundadır ki bu politikaların en temel olanı PKK karşıtlığı ve Kürt Ulusu'nun belirli bir statü elde etmesinin önlenmesi politikasıdır.

AKP'nin PKK'nin kuşatılması ve bastırılması politikasıyla, devlet ve iktidar bloku içerisindeki gücünü ve iktidarının devamını sağlaması politikası arasında sıkı bir bağ mevcuttur.AKP'nin PKK'nin üzerine gitmeyi durdurması durumunda devlet ve iktidar bloku içerisindeki bazı gerici güçleri karşısına alması ve onlar ile ters düşmesi kaçınılmazdır.Özellikle de hem uluslararası alanda hem de Taksim Gezi Parkı direnişinde görüldüğü gibi içeride de sıkışmış olduğu bir dönemde PKK'nin üzerine gitmeyi durdurması ve devletin temel politikasını değiştirmesi AKP'nin politik ölümü ile eş anlamlı olur.

AKP Hükümeti'nin temel amacı bölgedek bütün gerici politik yapıları (El Kaide'ci teröristleri,İran'ı ve KDP'yi) PKK'yi kuşatma ve ezme politikasına çekmektir. Türkiye'nin Rojava'da El Kaide'ci teröristleri ABD ve AB ile ters düşme pahasına desteklemesinin ana nedeni, PKK'ye Kuzey'den açacağı cepheye bir tür hazırlık oluşturmasıdır.Bu kadar hazırlık ve politik riskten sonra bu politikadan vazgeçmesinin kaçınılmaz sonucu politik bozgun olur.

Türkiye PKK'ye karşı savaşı, Rojava'daki cepheye ek olarak Kuzey'den başka bir cephe açarak  daha da geliştirmek isterken en önemli amacı bu savaşa KDP'yi de çekerek PKK'yi tamamen kıskaca almaktır.KDP'nin PKK karşısında savaşa çekilmesi ikinci cephenin açılmasına ve PKK'nin yıpratılma durumuna bağlıdır.Onun için stratejinin bütünlüklü ve bu temelde de etkili hale gelebilmesi için Türkiye PKK'ye belirli bir zaman sonra ikinci cepheyi açmak zorunda kalacaktır.

VI-Sonuç


Barış ya da Çözüm süreci olarak adlandırılan süreç aslında başka bir biçimde sürdürülen "savaş süreci"dir.Devlet ile PKK arasındaki savaş aslında hiç kesintiye uğramamış sadece biçim değiştirmiştir.Süreç kamuoyuna lanse edildikten sonra ve PKK önce fiili olarak sonra da resmi olarak ateşkes pozisyonuna geçtikten sonra, devlet savaşın biçimini Kuzey Kürdistan'da "psikolojik savaş" biçimine sokmuş,Batı Kürdistan'da (Rojava) da El Kaide'ci unsurları devreye sokarak "dolaylı savaş" biçimine sokmuştur. Bundan dolayı süreç ne Barış süreci ne de Çözüm sürecidir sadece başka bir biçimde ilerleyen savaş sürecidir.

AKP Hükümeti ve devletin amacı, PKK'yi kuşatma sürecini ona darbe vurma süreci ile birleştirmeye çalışmaktır.PKK'yi kuşatma sürecinden ona darbe vurmaya geçiş süreci, PKK'ye karşı Kuzey'den ikinci cephenin direk açılışı ile içiçe geçmiş durumdadır.Devlet hem iç hem de dış koşulları değerlendirerek bu ikinci cepheyi açmak için en uygun anı bekleyecektir.

Bu noktada PKK'nin devletin Kuzey'den açacağı bu ikinci cepheye karşılık verme biçiminin savaşın gidişatı üzerinde önemli bir etkisi olacaktır.PKK devletin direk askeri müdahalesine gerilla tarzı bir karşılıktan ziyade,ülke geneline yayılan yoğun bir serhildan eylemlilikleri ile de karşılık verebilir. Bu tür bir eylem tarzı Türk halkının gözünde daha meşru olurken, Batı'da Gezi Direnişi'nde olduğu gibi onların katılımını da teşvik edebilir. Böyle bir politik  karşılık gerilla güçlerinin fazla dağılmaması ve güçlerinin bölünmemesi açısından da mantıklı gibi görünmekedir.

Bir başka ihtimal de PKK'nin Kürdistan'ın başka alanlarında savaşırken Kuzey'de de serhildan eylemlerini belirli bir gerilla gücü ile desteklemesidir.

Devlet ile PKK arasındaki savaş, giderek daha fazla 1992-1993 savaşına benzemeye başlamaktadır.O günkü koşullarda PKK'yi kuşatıp ve bastıramayan devletin bugünkü koşullada bunu başarması imkansız gibi bir şeydir.

PKK karşısında tutanamayacak olan Erdoğan ve AKP'yi bekleyen tek  şey ise politik ölüm olacaktır, ki onun için PKK ile başlayacak yeni savaş süreci Erdoğan ve AKP için bir "Ölüm-Kalım" mücadelesi olacaktır ve bundan dolayı "herşeyin mübah olduğu" bir savaş olacaktır.

|
_ _