 |
 KÜRDÝSTAN'DA DEVRÝMCÝ SAVAÞ VE PKK'NÝN POLÝTÝK VE ASKERÝ STRATEJÝSÝNÝN YAPISI ÜZERÝNEK.Erdem
I-Giriþ Devrimci bir savaþ hiç kuþkusuz devrimci bir politik stratejiye dayanýr ve ancak onun ürünü olabilir.Ancak bu politik stratejiyi oluþturmak ve sürdürmek ve bunun gereklerine uygun olarak askeri strateji ve taktikleri yine gerekli politik esnekliði ve ilkeleri belirlemek oldukça güç olup ve de devasa boyutlarda bir entellektüel ve ideolojik birikim gerektirmektedir.Bu düzeye ulaþamayan hareketler bütünlüklü bir yapýya sahip olamadýklarý için sürekliliðe de sahip olamazlar.
Ýçinden geçtiðimiz süreçte Kürdistan'daki savaþ hem politik hem de askeri düzeyde çok az anlaþýlmýþ durumdadýr.Dikkatli bir gözlemci içinden geçtiðimiz bu ateþkes sürecinde dahi bu durumu kolayca farkedebilir.
Bugün bir çok politik çevrede,PKK'nin ateþkes süreci ile uygulmakta olduðu politika bir zayýflýk gibi algýlanmakta,devletin bu ateþkese karþý ciddi bir adým atmayýþý da bu zayýflýk duygusunun ve görünümünün geliþmesine neden olmaktadýr.
O zaman haklý olarak þu soruyu sormak ve cevaplamak gerekmektedir: PKK'nin Kürdistan'ýn özgürlüðü ve baðýmsýzlýðý temelinde uygulamýþ olduðu politikanýn ve savaþýn bir mantýðý var mýdýr?Eðer var ise bu politikanýn ve savaþýn mantýðý tam olarak nedir?
Biz bu soruya olumlu cevap veriyoruz.
PKK'nin Kürdistan'ýn özgürlüðü ve baðýmsýzlýðý noktasýnda uygulamýþ olduðu politikanýn çok güçlü bir mantýðý vardýr ve de bu politikanýn tarihte bir çok örneði mevcuttur.PKK Realpolitik denen ve tamamen dünya ve bölge güç hesaplamalarýna dayanan ve bu temelde ulusal çýkarlarýn tanýmlandýðý bir politika uygulamaktadýr.
Realpolitik aslýnda özü itibari ile saldýrgan bir yapýya sahiptir çünkü varolan Güç Dengesi'nin ortadan kalkmasýný ya da yeniden düzenlenmesini hedefler. Güç Dengesi'ni ise þöyle tanýmlamak mümkündür: Belirli bir süre kazanan güçlerin belirli bir hiyerarþi temelinde ve güçleri oranýnda ortaya koyduklarý politik düzen ve bu düzen temelinde diðer güçlerin kendilerini konumlandýrmalarýdýr. Ortadoðu jeopolitiði yani bölgede varolan devletlerin birbirleriyle ve yine ayný þekilde emperyalist devletler ile kurmuþ olduklarý politik iliþkiler, belirli bir güç dengesinin ürünü ve sonucudur.Bu jeopolitik yapý, emperyalist yayýlma ve nüfuz kazanma temelinde, gerici yerel güçlere dayanýlarak oluþturulmuþ bir politik güç dengesinin sonucudur.Bundan dolayý bir çok mazlum halký acýmasýz bir þekilde pençesine almýþ ve bastýrmýþtýr.
Ortadoðu jeopolitiðine ve bu temelde oluþturulan güç dengesine ilk saldýran Filistin halký ve ulusu oldu.Ýkinci Dünya Savaþý sonucunda büyük oranda ülkesini kaybeden Filistinliler,kendi kaderlerine acýmasýzca karþý gelen bu düzeni kabul etmediler ve ona karþý mücadeleye giriþtiler.Ancak bu jeopolitik dengeyi çok az deðiþtirebildiler.Bunun nedeni Filistin'i ve Ýsrail'i çeviren bir çok Arap devletinin gerici yapýsý ve Batý Emperyalistleri ile köklü iliþkileriydi.
Ortadoðu jeopolitiðine ve bu temelde oluþan güç dengesine en büyük tehdit ve saldýrý hiç beklenilmeyen bir yerden geldi: Kürt Ulusu.Ýkinci Dünya Savaþý'ndan sonra bir politikacý ya da stratejist Ortadoðu'daki güç dengesine en büyük tehditin Kürtlerden geleceðini söylese kimse inanmazdý.
Ýkinci Dünya Savaþý'ndan sonra kurulan ve ömrü çok az olan Mahabad Kürt Cumhuriyeti dýþýnda Kürtlerin öyle göze batan bir politik durumu ve savaþý yoktu.Bundan dolayý güçlü bir þekilde bölgesel ve küresel güç iliþkileri içerisine girecek ve bu iliþkileri karþýlýklý olarak tahrik edecek bir durumda görünmüyorlardý.
Ancak tarih farklý bir yol izledi.
Ortadoðu'nun günümüzdeki jeopolitik konumu I.Dünya Savaþý'ndan sonra oluþtu ve II.Dünya Savaþý'ndan sonra da pek fazla deðiþikliðe uðramadý. Bu zaman zarfýnda devletlerin iç yapýlarýnda yaþanan siyasi çalkantýlar ve rejim deðiþiklikleri, devletlerin jeopolitik yönelimlerini çok az deðiþikliðe uðrattý. Ortadoðu'daki devletler statükonun korunmasý noktasýnda çok hassas davranýyorlardý ve sonu nereye varacaðý belli olmayan statüko deðiþikliðine çok kapalýydýlar.
Ancak toplumlar hareketli ve dinamik bir yapýya sahiptirler ve de bundan dolayý zaman içerisinde yapýlarýnda bir farklýlaþma ve deðiþim yaþanýr ve bu etrafýnda yeralan toplumlarý da etkilemeye baþlar.Bu andan itibaren yeni bir düzen arayýþý giderek hýz kazanmaya baþlar ve çýkarlarýn yeniden tanýmlanmasýna neden olur.
Ortadoðu jeopolitiðini 1970'li yýllardan itibaren ciddi bir þekilde zorlamaya baþlayanlar önce Kürtler oldu.Bunun çok önemli bazý tarihsel nedenleri vardý.
1950'li yýllardan sonra özellikle Türkiye'de ama Kürdistan'ýn diðer parçalarýný baský altýnda tutan devletlerde de giderek kapitalist üretim iliþkileri yoðun bir þekilde yeni uluslararasý iþbölümü temelinde geliþmeye baþladý. Sanayileþme içpazarýn oluþumunu ve geliþimini hýzlandýrdýðý için giderek kýrsal yapýnýn çözülmesine neden oluyordu.Sanayileþme ve içpazarýn geliþimi, Kürdistan'daki feodal ve yarý-feodal üretim iliþkilerini çözüyordu ve kapalý ekonomi ve cemaat iliþkilerini parçalayarak Kürtlerin yeni ve farklý sýnýf ve katmanlarýný hem açýða çýkarýyordu hem de birbirleriyle daha geniþ ve derin bir iliþki içerisine sokuyordu.
Kürdistan'da feodal üretim iliþkilerinin ve kýrsal yapýnýn giderek egemen ulus içpazarýnýn gerekleri ve dinamikleri temelinde çözülmesi,Kürt köylüsünün yoðun bir þekilde kente göçüne de neden oluyordu.Proleter ve yarý-proleter konumuna dönüþen eski Kürt köylüsü,kýrsal kesim ile de hala daha güçlü baðlara sahipti.Kapitalist üretim iliþkilerinin geliþiminin Kürt toplumundaki en önemli sonucu,farklý sýnýf ve katmanlarý kent kültürü ve örgütlülüðü temelinde çok geniþ ve derin baðlarla ile birbirine baðlamasýdýr.Ama bu durum birbirine baðlý zýt iki sonuç doðurdu: a-"Kapitalist Modernite" kent kültürü ve örgütlülüðü etrafýnda Kürt ulusunun temel dinamiklerinin (iþçi,kent yoksullarý,küçük ve orta ölçekli sanayi ve ticaret iþletmeleri,serbest meslek sahipleri,kýr iþçisi ve yoksullarý vs.) açýða çýkmasýna ve pazar ekonomisi yoluyla birbirine yakýnlaþmasýna ve baðlanmasýna neden olarak Kürt Ulusal bilincinin geliþmesine ve güçlenmesine neden oldu. b-Yine ayný "Kapitalist Modernite" pazar ekonomisi temelinde geliþen ve güçlenen Kürt uluslaþma sürecini kuþatmak ve bastýrmak için ve de Kürtleri asimile etmek için Kürt ulusu üzerinde büyük bir baský ve terör uygulayarak bunu planlý bir "Kültürel Soykýrým Politikasý" ile birleþtirmeye çalýþtý.
Kapitalist Modernite tarihsel geliþimi içerisinde Kürt ulusuna bir ikilem dayattý: Varolma ve yokolma durumu.Tarihte hiçbir ekonomik sistem kapitalizm kadar çözücü ve imha edici bir yapýya sahip olmamýþtýr.Kürtlere uluslaþma sürecini yaþatan kentler ayný zamanda onu tarihsel olarak imha etmenin de imkanlarýný yaratýyordu.Kentlere akýn eden Kürt kitleleri egemen ulusun özelliklerine ve kültürüne de daha açýk hale geliyorlardý ve baský onlara baþka seçenek býrakmýyordu.
Kapitalist Modernite Kürt toplumunun derinliklerine egemen ulusun ekonomik,politik ve kültürel araçlarýyla nüfuz etmesine neden olduðu için ve onlarý ekonomik,politik,askeri ve kültürel yönden kuþatmaya aldýðý için Kürt Ulusu varolmak ve varolmamak tarihsel kýskacý arasýna sýkýþtý.Kürt ulusunun itilmiþ olduðu bu tarihsel girdap,Kürt aydýnlarýný da yoðun bir þekilde baský altýna aldý ve onlarý entellektüel yönden kamçýladý.Kürt ulusunun varolma tarihsel baskýsýnýn Kürt aydýnlarý üzerindeki etkisi bir tür kývýlcým etkisine neden olarak onlarý, felsefi,ideolojik,politik,örgütsel ve askeri olarak evrensel düþünce akýmlarýna doðru itti.
Kürt ulusunun, asimilasyonun tarihsel kýskacýndan kurtulma zorunluluðu acil hale gelmiþti ve bu aciliyet Kürt aydýnlarýnýn teorik ve politik faaliyetinin ana yönünü oluþturdu.Kürtlerin tarihsel olarak asimilasyondan kurtulmasýnýn yolu, sömürgecilikten kurtulmasýndan ve bu temelde Ortadoðu'da oluþan politik güç dengesinden kurtulmasýndan geçmekteydi.
PKK Kapitalist Modernite ile birlikte kentlerde proleterleþen,yoksullaþan ama kýrsal kesimdeki iþçi ve yoksullarla da yoðun baðlara sahip olan halk kitlelerinin sözcüsü ve temsilcisi olarak ortaya çýktý. Ýlk defa Kürt Ulusu'nun tarihsel çýkarlarýný, Kürt halkýnýn özellikle de onun iþçi ve emekçilerinin çýkarlarý temelinde tanýmlayan ve kesin bir çerçevesini çizen PKK oldu. Kürt ulusu içerisinde en çok acý çeken ve sömürgecilikten kurtulmada en çok çýkarý olan halk kesimlerine dayanmasý,PKK'yi Kürdistan'ý dolaylý ve dolaysýz olarak egemen ulusa baðlayacak bütün ideolojik ve politik görüþlere karþý baðýmsýz bir duruþa götürdü.
PKK Kürt ulusuna tarihsel olarak yokolma seçeneði dayatan ve tamamen acýmasýz bir yapýya sahip olan Ortadoðu jeopolitiðine ve bu temelde oluþan Ortadoðu Güç Dengesi'ne ayný acýmasýzlýkla karþýlýk verdi ve bu güç dengesini yýkacak devrimci bir politikaya el attý:Realpolitik.
II-Tarihte Realpolitik ve Güç Dengesi Realpolitik ve Güç Dengesi teorisi aslýnda pek fazla anlaþýlmamýþ ve özellikle de Realpolitik kavramý çoðu zaman yanlýþ olarak kullanýlmaktadýr. Çoðu zaman bazý yazarlar ve teorisyenler Realpolitik'i,herhangi bir devletin ya da politik hareketin, kendi deðerler sistemine aykýrý olarak pratik politika için baþka bir politik güç ile taktik iliþkiye girmesi olarak anlamaktadýrlar. Bu çok eksik ve yanlýþ bir tanýmlama ve anlayýþtýr.
Realpolitik'in temel parametrelerini ve iþlevini anlayabilmek için tarihteki bazý örneklerine yakýndan bakmak ve bu temelde köklü sonuçlar çýkarmak gerekmektedir. Bu noktada bu politikayý uygulayan dört önemli tarihsel þahsiyete ve siyasetlerine yakýndan bakmaya çalýþacaðýz: Richelieu,Bismarck, Mustafa Kemal ve Stalin.
Richelieu ve Raison d'etat Fransa'da Richelieu'nin XIII.Louis'nin Baþbakaný olarak uygulamýþ olduðu ve daha sonra adýna Raison d'etat (devlet aklý) denilen politika,Realpolitik'in ticari kapitalizm döneminde , Avusturya'lý Habsburg hanedanýnýn önderliðinde Avrupa'da ortaya çýkan yeni güç dengesine karþý, genç Fransýz burjuvazisinin ve çýkarlarý bunlar ile içiçe geçmiþ olan feodal soylularýn uygulamýþ olduðu bir politikadýr.
Richelieu'nün Raison d'etat politikasýný anlayabilmek için,1600'lerin baþýndaki Avrupa jeopolitiðini kabaca da olsa bilmek gerekir.Çünkü bu Avrupa jeopolitiðidir ki Richelieu'nün Raison d'etat'sýna güç ve mantýk vermiþ ve de onu entellektüel yönden kamçýlamýþtýr.
Aslýnda 16. ve 17. yüzyýllarda Katolikler ve Protestanlar arasýndaki din savaþlarýnýn temelleri, 15. yüzyýlda manüfaktür üretimi temelinde ortaya çýkan dünya ticaretinin ve bu temeldeki sömürgecilik iliþkilerinin Avrupa burjuvazisinin tarihsel yapýsýnda yolaçtýðý farklýlaþma ve rekabet içerisinde yatmaktadýr.
Hristiyanlýk içerisindeki üçüncü büyük mezhepsel bölünme yani Protestanlýðýn ortaya çýkmasý aslýnda Avrupa'nýn genç burjuvazisi içerisindeki toplumsal çýkar farklýlaþmasýnýn bir sonucuydu.Ýlk büyük bölünme yani Katolik-Ortodoks bölünmesi farklý feodal sýnýflar arasýnda olurken (ki bu bölünme Roma imparatorluðunun Doðu ve Batý olarak bölünmesine götürmüþtür), Katolik-Protestanlýk bölünmesi farklý burjuva sýnýflar arasýndaki bir bölünme olarak ortaya çýkmýþtýr.
Genç burjuvazi tarihsel geliþiminin ilk dönemlerinde,kendi felsefi ve ideolojik dünya görüþünü,egemen ve baskýn bir karaktere sahip olan Katolik Dini ideolojisi içerisinde yapmayý ve bu temelde görüþlerine toplumsal meþruiyet saðlamayý çýkarlarýna daha uygun görüyordu.Bu sayede hem egemen otoritenin sert müdahale ve baskýlarýndan sakýnmak istiyordu hem de kitleler ile daha yaygýn baðlar saðlama imkanýna sahip oluyordu.
Avrupa'nýn günümüzdeki üstünlüðü aslýnda kapitalizmin þafaðýnda yapmýþ olduðu tarihsel atýlýmda saklýdýr ve bu atýlýmýn sonuçlarý dalga dalga günümüze kadar uzanmýþtýr.Manüfaktür ile birlikte farklý aralýklar ile Avrupa devletlerinin Bölgesel Ticaret'ten Dünya Ticareti'ne geçmeleri,üretici güçlere büyük bir atýlým saðlamýþ ve yeni ortaya çýkan üretici güçlerin sürekliliði ve korunmasý sorununu yakýcý bir þekilde dayatmýþtý. Batý Roma Ýmparatorluðu'nun farklý baðýmsýz feodal yerel devletlere ayrýþmasý ve bu baðýmsýz yapý içerisine zamanla burjuvazinin sýzmasý ve güçlenmesi, giderek Avrupa'daki monarþilerin zamanla burjuva içerikli monarþilere dönüþmesine neden olmuþtur.Nasýl ilk baþlarda burjuvazi egemen dini ideolojik biçimi yeni dünya görüþünün bir örtüsü haline getirmiþ ise,feodal dönemdeki idari ve politik toplumsal örgütlenme biçimlerini de kendi örgütlülüðünün toplumsal biçimleri olarak kullanmýþtýr ve bu temelde devlet ve iktidar olgusunu yeni tarihsel koþullar içerisinde yeniden tanýmlamýþtýr.
16.yüzyýla gelindiðinde manüfaktür ve dünya ticareti,Avrupa'da farklý düzeylerde feodal biçimli burjuva devletler ortaya çýkarmýþtý ve dünya ticaretindeki güç ve rekabetin sonuçlarý Kýta Avrupa'sýndaki güç iliþkilerini giderek baskýsý altýna almaya baþlamýþtý.Devletler giderek dünya ticaretinin sonuçlarý ile Kýta Avrupa'sýnda da karþýlaþýyorlardý ve bu temelde Kýta Avrupa'sýnda yeni bir nüfuz mücadelesi baþ göstermeye baþlamýþtý.
16.yüzyýlýn baþlarýnda Avrupa'da egemen resmi dini ideoloji olan Katolikliðe karþý yeni bir mezhepsel hareket geliþmeye baþladý.Egemen dini anlayýþa ve yolsuzluklarýna karþý geliþen bu hareket, protestocu yanýndan dolayý Protestanlýk olarak adlandýrýldý ve giderek hýzla Avrupa'da yayýlmaya baþladý. Ýlk olarak Almanya'da bir din adamý olan Martin Luter tarafýndan baþlatýlan ve Roma'daki Papa'lýk kurumunu ve politikalarýný hedef alan bu hareket, giderek çýkarlarý Katolik dini aracýlýðýyla baský altýna alýnmaya çalýþýlan ve Avusturya'daki Habsburg hanedanýnýn önderliðinde Avrupa'nýn en güçlü devleti olan Kutsal Roma Ýmparatorluðu'nun çýkarlarý ile çeliþen prenslikler,burjuvalar ve köylüler tarafýndan desteklendi ve büyük bir taraftar buldu.
Protestanlýk baþka ülkelerde baþka biçimlere büründü.Fransa'da Jean Calvin önderliðinde Calvinizm biçimine;Ýngiltere'de Katoliklik ve Protestanlýðýn bir sentezi olan Anglikalizm biçimlerine büründü ve alt disiplinler oluþturarak geliþimini sürdürdü.
Avusturya'da Habsburg hanedanýnýn baþýnda bulunduðu,Kutsal Roma Ýmparatorluðu (KRÝ), Katolikliði resmi ideoloji olarak kullanarak ve onun aracýlýðý ile giderek sýnýrlarýný geliþtirmek istiyordu ve de baðýmsýz Katolik devletleri zamanla kendisine baðlamak istiyordu.Kendi devlet sýnýrlarýnýn dýþýnda gerek evlilikler yoluyla gerekse de güvenlik ve politik anlaþmalar yoluyla da Kýta Avrupa'sýnda etki alanýný sürekli geniþletiyordu.
KRÝ bu jeopolitik yapý aracýlýðýyla Fransa Krallýðýný giderek bir tür kuþatma altýna almýþtý ve Fransa bir adým sonra baðýmsýzlýðýný kaybetmek istemiyorsa bu güç dengesini deðiþtirmek zorundaydý.KRÝ,Fransa'yý Doðu'da Alman prensliklerini kontrol altýnda tutarak,Ýspanya ve Hollanda krallýklarýný Habsburg hanedanýnýn iliþkilerini kullanarak,Savoy ve Milan dükkalarýný da kendine baðlayarak kuþatmýþ durumdaydý.Üstelik Fransa'da da Protestanlýk giderek geliþmekteydi ve özellikle merkezi devlet ile çýkarlarý uyuþmayan yerel prensler ve onlar etrafýnda kümelenen burjuvalar,tüccarlar ve köylüler tarafýndan desteklenmekteydi.Böylece Fransýz Monarþisi giderek düþman iki gücün kýskacý arasýna sýkýþmýþtý ve üstelik bu iki gücün Fransýz Krallýk hanedanýnýn üyeleri ile dolaylý ve dolaysýz baðlantýlarý vardý ve devlet içerisindeki güç odaklarýný etkileme ve suikast ve komplolarý tetikleyerek Kral deðiþimi aracýlýðý ile Fransýz siyasetini deðiþtirme faaliyetleri de vardý.
17.yüzyýlýn baþlarýnda KRÝ,Katolikliðin Kýta Avrupa'sýnda tekrar tesis edilmesi ve eski gücüne kavuþmasý politikasýný devreye soktu.Aslýnda amaç, Katolikliðin tekrar güçlendirilmesi politikasý altýnda, Avusturya'nýn Avrupa'da sömürgeciliði daha da geliþtirerek Fransa'yý,Ýngiltere'yi,Kuzey Krallýklarý (isveç ve Danimarka gibi) ve Protestanlýðýn geliþtiði yerlerdeki prenslikleri ve küçük devletleri KRÝ'nin egemenliði altýna sokmaktý.KRÝ'nin bu yayýlmacý ve sömürgeci politikasýna karþý Avrupa'nýn baðýmsýz yeni genç burjuvazisi direnmeye baþladý ve Otuz Yýl Savaþlarý denen savaþ 1618'de baþladý.
Fransýz Monarþisi açýsýndan hem Protestanlýk hem de Katoliklik kendi baðýmsýz devlet ve politik yapýsýna bir tehdit oluþturuyordu.Bundan dolayý da her ikisinin de bertaraf edilmesi temel stratejik yönelimi oluþturuyordu. Bu noktada bu politikayý belirli prensiplere baðlayacak ve ona ruh ve akýl verecek bir yaklaþým gerekliydi ki yine bunu yapan bir Katolik din adamý olan Richelieu oldu.
Armand-Jean du Plessis de Richelieu 1585 yýlýnda doðdu ve çok genç yaþta Luçon piskoposu oldu.1614 yýlýnda Etats-Generaux 'ya (Fransa Krallýðýnda soylularýn,tüccarlarýn ve din adamlarýnýn oluþturduðu bölge meclisleri. Kral bir politik ve ekonomik kriz döneminde,bir savaþ ya da olaðanüstü bir durumda danýþma meclisi olarak toplardý) seçildi ve orada sözcü oldu.Bu sözcülük sýrasýnda Kral'a Katolikliðin 30.Konsül'ünün (Katolik dünyasýnýn Protestan sorununu görüþtüðü bir tür dünya kongresi) Fransa'da yapýlmasýný önerdi.Richelieu genç Kral XIII.Louis'nin devlet konseyine önce dýþiþleri bakaný olarak girdi ve daha sonra da 1624 yýlýnda Baþbakan oldu.
Richelieu'nün Baþbakan olduðu dönemde,Avrupa genelinde yaþanan Katolik-Protestan savaþý Fransa'da da yaþanýyordu.Fransa'nýn da Katolik olmasýndan dolayý,Katolik dünyasýnýn Protestanlýk karþýsýndaki resmi anlayýþýný benimsemesi doðal bir yaklaþým olurdu.Ancak Fransa baþka bir yol izlemeyi ve bu süreci farklý yorumlamayý seçti.
Richelieu Katolikliðin Kýta genelinde Protestanlýðýn tamamen ezilerek tekrar tesis edilmesi anlayýþýný, Avusturya'nýn yayýlmacý politikasýný gizleyen ve örten bir manevra olarak yorumladý. Bu politikayý zamanla Fransa'nýn baðýmsýzlýðýný tehlikeye atan ve onun Avrupa'daki nüfuzunu azaltan ve daha sonra da dünya ticareti içerisindeki yerini zayýflatacak olan bir politik manevra olarak ele aldý.Fransa'nýn bu kötü sondan kaçýnmasý bu politikanýn zayýflatýlmasýna ve bertaraf edilmesine baðlýydý.Eðer Fransa içeride tamamen protestanlýðý ezen ve yokeden bir siyaset izlerse zamanla güçten düþerdi ve dýþ düþmanlara karþý özellikle de KRÝ'na karþý zayýf düþerdi ve de zamanla onun egemenliðini kabul etmek zorunda kalýrdý.Bundan dolayý Richelieu, Protestanlar ile fazla karþý karþýya gelmemeyi,bir yandan onlarýn politik gücünü sýnýrlarken ama bazý haklarýný tanýmayý hatta Avrupa'nýn baþka ülkelerindeki Protestanlarý Katoliklere karþý desteklemeyi temel alan bir politik anlayýþý seçti.Bu politikanýn en canalýcý noktasý hem Protestanlar ile hem de Katolik dünyasýnýn temsilcileri ile zaman zaman taktik olarak anlaþma yolunun açýk tutulmuþ olmasýydý.
Ýç politikada Fransa Protestanlarý bastýrdýðý zaman Katolik dünyasýný memnun ediyordu ama Avrupa'nýn baþka yerlerindeki Protestanlarý Papa ve KRÝ'na karþý destekliyordu.Bunu yaparken bir yandan da Katoliklik içerisindeki farklý fraksiyonlar arasýndaki çeliþkileri de kullanýyordu.Böylece Fransa, Protestanlar ile Katolikler arasýndaki genel savaþa direk angaje olmadan,duruma göre her iki taraf arasýda manevra yaparak her iki tarafýn da güçten düþmesini saðlýyordu.
Richelieu 1627-1628 yýllarýnda La Rochelle'i kuþatarak Protestanlarý bastýrdý ve daha sonra Güney Fransa'daki Cevennes bölgesindeki Protestan ayaklanmasýný ezerek Protestan tehditini bertaraf etti.Ardýndan Kral 1629 yýlýnda Alais Baðýþý ile Protestanlarýn bazý haklarýný tanýdý ki bu KRÝ Kralý Fedinand'ýn þiddetle karþý çýktýðý þeydi.Fransa bazý reformlar ile Protestanlarý sisteme entegre ettikten sonra, Protestan Alman prenslerini Kutsal Roma Ýmparatorluðu'na karþý destekledi ve para yardýmý yaptý.Ýsveç'in Protestan Kralý Gustav Adolf'a KRÝ karþýsýnda para yardýmýnda bulundu.Daha sonra da Osmanlý imparatorluðu ile KRÝ'na karþý anlaþma yaptý.Richelieu savaþý uzatarak ve KRÝ'nu bir çok yönde savaþa sokarak ve iç karýþýklýklarý kýþkýrtarak, hanedan ve taht kavgalarýný kullanarak savaþý uzattý ve de kendi sýnýrlarýnda güçlü bir devletin oluþmasýný engelledi.
Richelieu ve Kral XIII.Louis,devlet içerisinde, özellikle de Krallýk hanedanýnýn bazý üyelerinin baþka devletler ile (genellikle evlilik baðlarýyla kurulmuþtu) iliþkileri sayesinde oluþturmuþ olduklarý güç odaklarýný da bu üyeleri ortadan kaldýrarak bertaraf ettiler.
Richelieu dýþ ticaretin geliþmesi için bir ticaret filosu kurdu ve dýþ ticaret ile uðraþan þirketlere devlet desteði sundu.Dýþ ticaret aracýlýðý ile sömürgelerin elde edilmesine çalýþtý ve bu temelde Kanada'da sistematik olarak sömürgeleþtirme çalýþmalarý yürütüldü.Yine Akdeniz için sürekli bir filo kuruldu.Afrika ile ilk kez temasa geçildi ve Batý Hindistan kýyýlarýna kadar gidildi.
Richelieu 1642 yýlýnda öldüðünde Otuz Yýl Savaþlarý da sonuna doðru yaklaþýyordu.Altý yýl sonra Westphalie Barýþ Anlaþmasý ile savaþ son buldu ve KRÝ büyük bir darbe yedi.Fransa bu savaþ sonunda Avrupa'da gücünü daha da arttýrdý ve KRÝ'nun etki alanýný üçyüz baðýmsýz küçük prense böldü ve de yanýbaþýnda onu tehdit edecek büyük bir devletin oluþmasýný engelleyerek, Alman Birliði'nin oluþmasýný iki yüzyýl geciktirdi.
Bu durum Richelieu'nün Raison d'etat politikasý ile mümkün olmuþtu.
Bismarck ve Almanya'nýn Birliði Otto Von Bismarck'ýn Realpolitik'ini anlamak için,bu politikanýn yýkmayý hedeflediði ve 1815'te Napolyon Bonapart'ýn Waterloo'da Avrupa Koalisyonu'na yenilmesinden sonra ortaya çýkan Avrupa Güç Dengesi'ni ve bu dengenin kökenindeki politikayý kabaca da olsa bilmek gerekir.
Büyük Fransýz Devrimi'nin yakmýþ olduðu milliyetçilik ateþi,Kýta Avrupa'sýnda güçlü monarþileri giderek sallamaya baþlamýþtý.Ancak bu monarþilerin politik yapýlarýna ciddi tehdit tek içeriden deðil ama özellikle de dýþarýdan gelmekteydi.Daha doðrusu iç tehdit ile dýþ tehdit giderek birleþerek ve birbirini besleyerek Avrupa monarþilerini yýkým ile yüzyüze getiriyordu.
Fransýz devriminin giderek yozlaþmasý ve bu durumun zamanla Napolyon Bonapart'ýn bürokratik diktatörlüðüne yolaçmasýyla Avrupa jeopolitiði radikal bir dönüþüme uðradý.Ýki yüzyýl önce Protestan-Katolik olarak bölünen Avrupa þimdi baþka bir temelde bölünmeye baþlamýþtý:Milliyetçiler ve statükocu monarþiler olarak.
Napolyon Bonapart'ýn iktidarý ele geçirmesinden ve kendisini imparator ilan etmesinden sonra Fransa'nýn yayýlmacý ve sömürgeci siyaseti yeni bir tarihsel temele oturdu.Fransa Kýta Avrupa'sýnda monarþiler tarafýnda baský altýnda tutulan uluslarýn baðýmsýzlýk hareketlerini desteklemeyi dýþ politikasýnýn ana halkasý haline getirerek Avrupa monarþilerini içten istikrarsýz hale getiren ve daha sonra bunu bir fetih savaþý ile birleþtiren bir siyaset izlemeye baþladý. Baský altýnda tutulan uluslarýn baðýmsýzlýk hareketlerinin, Fransa gibi güçlü bir devlet tarafýndan desteklenmesi Avrupa jeopolitiði üzerinde müthiþ bir bozucu etkiye neden oldu.
Fransa'nýn baðýmsýzlýk isteyen uluslarýn kurtuluþ hareketlerini desteklemesi aslýnda sahtekar ve ikiyüzlü bir politikaydý.Sözde baðýmsýzlýðýný kazanan ulus, Fransa tarafýndan iþgal ediliyordu ve onun sömürgesi haline geliyordu. Napolyon ele geçirilen yerlerin yönetimini ya ailesinden birisine ya generallerinden birisine ya da Ýtalya'da olduðu gibi direk uzaktan kendisi yönetiyordu.Aslýnda pratikte, geri ve zayýf uluslar açýsýndan fazla bir þey deðiþmiyordu.
Fransa'nýn ele geçirilen yerlerde yönetimi tek kaba kuvvete dayanmýyordu, belirli reformlarla da destekleniyordu.Ýmparatorluða baðlý olan her yeni ulus-devlet, sözde evrensel seçim, parlamento,Fransýz devriminin insan haklarý ve Napolyon hukuku temelleri üzerine oturtuluyordu.Ýþin garibi bu özellikler Fransa'nýn politik sisteminde giderek ortadan kaldýrýlmýþtý ve ele geçirilen uluslarda da Fransa'nýn çýkarlarýna hizmet ettiði ölçüde uygulanýyordu.
Napolyon ele geçirilen yerlerdeki politik ve idari sistemi bazý ekonomik ve toplumsal reformlarla da destekliyordu.Eðitim sistemini parasýz hale getirerek eðitimi halkýn bütün kesimlerine açtý.Ýnanç özgürlüðünü her tarafta oturtmaya çalýþtý.Vatandaþlar arasýnda eþitlik ilkesini kabul ederek feodaliteyi resmen kaldýrdý. Her tarafta konservatuarlar ve akademiler açmaya çalýþtý.Tarýmsal üretimi ve sanayi üretimini destekleyerek ve altyapý çalýþmalarýný geliþtirerek ekonomik geliþimin önünü açmaya çalýþtý.
Napolyon kendi politik ve toplumsal sistemini bütün Avrupa'ya yaymak istiyordu ve bu temelde Avrupa monarþilerini tamamen yýkarak Avrupa'yý Fransa'nýn önderliðinde yeni bir temelde birleþtirmek istiyordu.Bu politik hedef sonucunda da Avrupa'da savaþtan savaþa koþtu ve giderek zorbalaþan bir siyaset izledi ve sonunda 1815 yýlýnda Avrupa monarþilerinin (Büyük Britanya, Avusturya,Rusya ve Prusya) kurmuþ olduðu koalisyon tarafýndan yenildi.
Napolyon sonrasý Avrupa'nýn temelleri Viyana Kongresi ile atýldý.En önemli sorun bir daha da Avrupa'da büyük çaplý savaþlarýn yaþanmamasý için nasýl bir yöntemin izlenmesi ve politik bir çerçevenin kabul edilmesi sorunuydu.Bu temelde gücün ve adeletin bir araya getirildiði ve zaman içerisinde ortaya çýkan sorunlarýn da diplomasi yoluyla çözülmesinin hedeflendiði bir politik anlayýþ üzeride anlaþýldý.Bu anlayýþýn en önemli mimarý, Viyana Kongresi'nde Avusturya Kralý'nýn Baþbakaný konumunda olan Klemens Wenzel von Metternich idi.
Avusturya yeni Avrupa düzeninde hassas bir yere sahipti ve ancak onun Büyük Britanya ve Rusya ile olan iliþkilerinin düzeyi ve yapýsý yeni Avrupa düzenini uzun yýllar ayakta tutabilirdi.Daha sonra Kýrým Savaþý (1854) sýrasýnda da görüleceði gibi, Avusturya'nýn Büyük Britanya ve Rusya arasýnda oynamýþ olduðu denge rolünün ortadan kalkmasý ile Viyana Kongre düzeninde ortaya çýkan Avrupa Güç Dengesi de giderek ortadan kalkacaktý.
Napolyon sonrasý Avrupa her gücün belirli bir noktaya kadar tatmin edildiði bir toprak düzenlemesi üzerine oturuyordu.Fransa'nýn yenilmesine raðmen bazý jeopolitik çýkarlarý gözetilmiþti ve tam bastýrýlmamýþtý. Yeni Avrupa düzeninde Fransa devrim öncesi eski sýnýrlarýna çekildi;Avusturya Ýtalya'da, Prusya ise Almanya'da güçlendi.Hollanda Cumhuriyeti Avusturya Hollandasý'ný (Bugünkü Belçika) ele geçirdi.Rusya Polonya'nýn orta kýsmýný aldý ve Büyük Britanya Afrika'daki Ümit Burnu'nu aldý.
Yeni Avrupa düzeninde Almanya, birleþtirilmeden biraraya getirilmeye çalýþýldý. Üçyüzden fazla Alman devleti otuzdan fazla devlet haline getirilerek Alman Konfederasyonu oluþturuldu.Konfederasyon'un amacý bir saldýrý halinde ortak hareket edilmesini saðlamaktý ve bunun dýþýnda saldýrý amaçlý olarak bir araya gelmesi ve ulusal birlik kurmasý yasaktý.Zayýf ve daðýnýk bir Almanya , Fransa'nýn yayýlmasýna ve saldýrganlýðýna neden oluyordu,birleþmiþ bir Almanya ise Fransa ve Avusturya için bir tehdit oluþturuyordu.Onun için yeni düzen bu ikisi arasýnda bir denge oluþturmaya çalýþtý.
Avusturya Otuz Yýl Savaþlarý aracýlýðýyla bütün Almanya'yý egemenliði altýna almak istemiþti ama bunu baþaramadý.1806 yýlýnda Kutsal Roma Ýmparatorluðu ortadan kalktýðý zaman bile kendisini hala daha büyük bir devlet olarak görüyordu ve baþka bir Alman devletinin yani Prusya'nýn Orta Avrupa'da liderlik rolünü ele geçirmesini istemiyordu.Bu noktada Avusturya çok yönlü ve esnek bir politika izlemek zorundaydý ki bu politikanýn temellerini Metternich attý. Metternich, Benelux (Belçika,Hollanda ve Luxebourg) ülkelerinde Fransa'ya karþý Büyük Britanya'yý destekledi; Balkanlar'da Rusya'ya karþý Büyük Britanya ve Fransa'yý destekledi; Almanya'da Prusya'ya karþý küçük devletleri destekledi.
Bütün bu politikalar hassas bir denge üzerine oturmuþtu.Avusturya'nýn çeþitli nüfuz alanlarýndaki gücünü korumak için iliþki içerisinde olduðu devletlerin kendi aralarýnda da çeliþkiler vardý ve keskin bir bölünmede Avusturya'nýn taraf olmasý,onun baðýmsýz politikasýný ve çýkar iliþkilerini tehlikeye atardý. Meternich'in sýkýntýsý þuydu: Rusya'ya fazla yaklaþmasý halinde Büyük Britanya ile iliþkileri tehlikeye girmekteydi,bu sonuncusuna fazla yaklaþtýðý zaman Rusya ile iliþkileri tehlikeye girerek Rusya'nýn Balkanlar'da Avusturya'nýn altýný oymasýna neden olacaktý.Avusturya'nýn her ikisini dengelemek için her ikisine de ihtiyacý vardý.
Ayný þekilde Büyük Britanya'nýn da Rusya'yý durdurmak için Avusturya'ya ihtiyacý vardý.Ancak Orta Avrupa'da güçlü bir devlet Rus yayýlmacýlýðýna engel olabilirdi ki bu noktada Avusturya vazgeçilmez bir müttefik konumundaydý. Ama Avusturya karmaþýk Avrupa jeopolitiði içerisinde yeni Avrupa düzenini ve bu temelde çýkarlarýný korumak istiyorsa dikkatli ve ihtiyatlý olmak zorundaydý ve bütün taraflar ile iliþki içinde olduðu esnek bir politika uygulamak zorundaydý. Metternich'in politikasý da bir tür Realpolitik'ti ama varolan güç dengesini korumaya dönük bir Realpolitik'ti.Bu temelde Meternich Ruslar ile iyi geçinmeyi ve Çar'a iltifat etmeyi sürdüren ama Büyük Britanya ve Fransa'yý ona karþý cesatlendiren bir politika izledi ve böylece herkese herkesten daha yakýn olan bir politika izleyerek ve bütün seçenekleri elinde tutarak etkili bir politika yürüttü.
Napolyon sonrasý Avrupa'da ortaya iki büyük politik ittifak çýkmýþtý: Dörtlü Ýttifak ve Kutsal Ýttifak.Birincisi daha çok bir dýþ saldýrganý (ki bu noktada bu Fransa olabilirdi) durdurmaya yönelikti ve Büyük Britanya,Rusya,Avusturya ve Prusya arasýnda oluþturulmuþtu.Ýkincisi ise deðerler açýsýndan birbirine daha yakýn olan Avusturya,Rusya ve Prusya'nýn oluþturmuþ olduðu bir ittifaktý. Avusturya bu ikinci ittifaký daha çok rejime içeriden gelecek bir tehditi durdurma gözüyle bakýyordu. Ayný þekilde bu ittifak ile Rusya'ya daha yakýn durarak, Balkanlar'da onun yayýlmacý politikasýný durdurmayý düþünüyordu. Rusya ise bu ittifak aracýlýðý ile Avusturya'nýn daha fazla Büyük Britanya ve Fransa'ya yaklaþmasýný önlemek istiyordu.
Metternich bütün bu karmaþýk yapýyý idare etmek ve Avusturya'nýn çýkarlarý doðrultusunda birarada tutmak zorundaydý, ki kýrk yýl gibi bir zaman zarfý boyunca Avusturya bunu baþardý.Ancak Napolyon sonrasý Avrupa düzeninde bazý politik düðümler de atýlmýþtý.Zaman geçtikçe,toplumsal yapýda ve dýþ politikada deðiþimler yaþandýkça Avrupa güç dengesi sarsýlacaktý.Ekonomik geliþme ile sýnýflarýn ve devletlerin ihtiyaçlarýnýn deðiþime uðramasý rekabeti kaçýnýlmaz olarak azdýracaktý ve bu da yeni meydan okumalara neden olacaktý ki yeni tehdit beklenen yerden yani Fransa'dan tekrar geldi ve bu tehdit baþka bir tehditi tetikledi:Almanya'nýn Birliði.
Viyana Kongre'sinden sonra ortaya çýkan Avrupa güç dengesinin sonunu, Avrupa'yý etkisi altýna alan 1848-1850 devrimlerinin sonucunda ortaya çýkan politik yapý getirdi.Nasýl 1789 Fransýz devrimi Avrupa jeopolitiðini bozduysa, ayný þekilde 1848-50 devriminin sonuçlarý da ayný bozucu etkiye neden oldu.
I.Napolyon'un yeðeni olan Louis Bonapart Napolyon 10 Aralýk 1848 yýlýnda seçim ile devlet baþkaný olduktan sonra,devrimin yenilgisinden sonra 2 Aralýk 1852 yýlýnda bir darbe ile bütün iktidarý elinde toplayarak kendisini III.Napolyon olarak imparator ilan etti ve "Bonapartist" denilen ve günümüzdeki karþýlýðý Faþizm olan bir rejim oturttu.Ýçeride halký zapturapt altýna alan III.Napolyon, Fransa'yý tekrar I.Napolyon dönemindeki gücüne döndürmeye çalýþan bir politika izlemeye baþladý, ki bu Viyana Kongre düzeninin temellerine saldýrmak demekti.
III.Napolyon hükümet darbesi ile içerideki gücünü saðlamlaþtýrdýktan sonra Fransa'yý dýþ politikada hemen yayýlmacý ve saldýrgan bir dýþ siyasete sürükledi. 1852 yýlýnda Osmanlý Sultaný I.Abdulmecid'ten Osmanlý Ýmparatorluðu'ndaki Hristiyanlarýn koruyuculuðunu Rusya'dan Fransa'ya vermesini istedi ve Osmanlý Sultaný bunu kabul etti.Bunun üzerine sorunu tekrar görüþmek isteyen Rus elçisinin talebini reddeden Sultan'ýn hareketine karþýlýk olarak Rusya, Osmanlý ile diplomatik iliþkileri keserek Moldovya ve Eflak Prensliklerinin (Romanya) iþgalinin emrini verdi.
III.Napolyon'un bu politik provakasyonunun amacý Dörtlü Ýttikak'ýn yapýsýný Rusya'yý zayýflatarak bozmak ve Fransa'nýn tecritine son vermekti.Rusya'nýn Boðazlarý ele geçirme niyeti bilindiði ve Büyük Britanya ile bir çok yerde nüfuz mücadelesinde olduðu için, Fransa,Büyük Britanya'nýn Rusya'nýn saldýrganlýðý karþýsýnda Osmanlý'nýn yanýnda yeralacaðýný biliyordu.Rusya'yý durdurmak için Büyük Britanya ve Fransa,Osmanlý Ýmparatorluðu ile birlikte 1854 yýlýnda Karadeniz'e çýkarma yaparak Sivastopol'u ele geçirmek için Kýrým'a çýktýlar.
Savaþýn baþýnda tarafsýz kalan Avusturya,savaþ uzadýkça giderek Büyük Britanya,Fransa ve Osmanlý Ýmparatorluðu ile de karþý karþýya gelmeye baþlýyordu ve Rusya'nýn yenilmesi durumunda belirli bir faturanýn tarafsýzlýktan dolayý kendisine çýkacaðý belliydi.Avusturya belli bir zaman sonra tarafsýzlýðýný býrakarak Rusya'ya iþgal ettiði yerlerden çýkma ültimatomu verdi.Bu ültimatom savaþý bitirdi ama 1815 sonrasý oluþturulan Avusturya-Rusya dostluðunu yoketti.Bu durum Metternich'in Rusya'yý ona yakýn durarak Kutsal Ýttifak aracýlýðýyla dizginleme siyasetini yoketti ve Balkanlar'da nüfuz mücadelesi noktasýnda Rusya'yý kendisine karþý serbest býraktý.
III.Napolyon'un Avusturya'yý zayýflatma hedefinin amacý, Fransa'yý sýnýrlayan Viyana Kongre düzenini ortadan kaldýrmaktý.Bu düzen içerisinde Avusturya stratejik bir yere sahipti ve Büyük Britanya'yý,Rusya'yý ve Prusya'yý bir arada tutan bir tür aðýrlýk merkezi konumundaydý.Paris Kongresi Kýrým savaþýna son verdi ve buna göre Rusya'nýn Karadeniz'de donanma bulundurmasý yasaklandý.Ayrýca Rusya Besarabya'yý ve Kars'ý Osmanlý'ya geri verdi,buna karþýlýk Osmanlý'daki Hristiyanlarýn koruyuculuðunu geri aldý. Kýrým Savaþý Kutsal Ýttifak'ýn daðýlýþýný ve giderek yeni bir güç dengesinin oluþmasýný simgelemekteydi.
Fransa Avusturya'yý daha da zayýflatarak,kendisini dizginleyen Dörtlü Ýttifak'ý zayýflatma ve yoketme siyasetini giderek daha da geliþtirdi.1859 yýlýnda Fransa, Ýtalya'nýn güçlü devletlerinden olan Piyemonte ile Kuzey Ýtalya'daki Avusturya iþgaline karþý bir savaþ baþlattý.Bu savaþ Fransa'nýn Büyük Britanya ile iliþkilerini bozdu.Çünkü bu savaþ Nice ve Savoy'un ele geçirilmesine olana saðladý ve bu da Ýngilizler'e I.Napolyon dönemindeki Fransýz yayýlmacýlýðýný hatýrlatarak,onun ile arasýna mesafe koymasýna neden oldu.Fransa savaþ uzarsa Prusya'nýn Avusturya'nýn yanýnda savaþa girme tehlikesi karþýsýnda Avusturya ile barýþ imzaladý.
Fransa'nýn kendisini Avrupa'da tamamen tecrit ettiði son politik eylemi, 1863 yýlýnda Polonya ayaklanmasý sýrasýnda oldu.Bu ayaklanma vesilesiyle Rusya ve Avusturya'ya Polonya'lýlara bazý haklar verilmesi noktasýnda bazý isteklerde bulundu ama bu sonuncularý bunu reddederek Fransa ile aralarýna daha fazla mesafe koydular.
III.Napolyon 1815'te oluþan ve Fransa'yý dizginleyen Avrupa güç dengesini bozarken,asýl amacý Fransa'nýn yayýlmacýlýðýný engelleyen Alman Konfederasyonu'nun çöküþünü gerçekleþtirerek Richelieu dönemindeki gibi zayýf ve parçalanmýþ bir Orta Avrupa yaratmaktý.Ama bu durum tarihin dinamikleri ile tezatlýk oluþturmaktaydý çünkü Alman Konfederasyonu'nun alternatifi parçalanmýþlýk deðil birlikti.Avusturya'nýn zayýflamasý ile birlikte bu boþluðu kaçýnýlmaz olarak Almanya'nýn birleþmesi dolduracaktý ve Fransa bunu durduracak güce sahip deðildi.Birleþmiþ bir Almanya ise tarihin gösterdiði gibi saldýrgan bir yapýya sahipti.
Napolyon'un en büyük hatasý ya da eksikliði Viyana Kongre düzenini yýktýktan sonra yerine tarihin dinamikleri ile uyumlu olacak bir düzeni koyamamasýydý. Bu noktada ne yapacaðýný bilmiyordu ve onun için Avrupa'daki politik parlamalarý erken söndü.Ama bu noktada Prusya bu yýkýlan düzenin yerine neyi koyacaðýný iyi biliyordu: Almanya'nýn Birliði.
Fransa'nýn politik tecritten çýkýp ve Kýrým Savaþý ile Kutsal Ýttifak'ý daðýtmasýnýn yeni bir güç iliþkilerinin ve sürecin kapýsýný araladýðýný ve bu temelde Prusya'ya büyük tarihsel fýrsatlar sunduðu gerçeðini ilk kavrayan Almanya'da Otto Von Bismarck oldu.Ama Bismarck'ýn Prusya Kralý'ný ve bürokrasisini yeni bir politikaya inandýrmasý gerekiyordu.Çünkü Prusya'nýn egemen politik anlayýþý, Prusya'nýn güvenliðini ve deðerlerinin korunmasýnýn Avusturya liderliðine baðlý olduðunu ve bu liderlik kaybolursa bunlarý koruyamayacaðý inancý üzerine kuruluydu.Bismarck büyük bir Fransýz yayýlmacý tehditinin olduðu 1815'lerde bu durumun anlaþýlýr olduðunu ancak kýrk yýl sonra Prusya'nýn Avusturya'ya bu noktada ihtiyacý olmadýðýný düþünüyordu.Avusturya ile ittifak anlayýþý Almanya'nýn birliðini engellemiþti.
Kutsal Ýttifak ilk baþlarda Prusya ve Avusturya için rejimlerin iç tehditlere karþý bir güvenlk þemsiyesi olarak düþünülmüþtü.Bismarck'a göre içeride ciddi bir tehdit olmadýðý halde Prusya'nýn bu ittifak aracýlýðý ile Avusturya'ya baðlanmasý anlamsýzdý.Avusturya,Prusya'nýn Almanya'da egemen olmasýný hiçbir zaman istemeyeceðine göre,Bismarck'ýn stratejisi Avusturya'nýn her fýrsatta zayýflatýlmasýndan ibaretti.Bismarck Prusya'nýn Almanya'da en güçlü devlet olduðunu,Rusya ile iliþki için Kutsal Ýttifak'a ihtiyacý olmadýðýna inanýyordu ve Avusturya'yý da bir ortak deðil,Alman birliðinin önünde bir engel olarak görüyordu.
Alman birliðinin gerçekleþmesi iki devletin aleyhineydi:Avusturya ve Fransa. Jeopolitik çýkarlar devletler arasýndaki iliþkilerde en güçlü baðdýr.Almanya'nýn birliði noktasýnda, Fransa ve Avusturya'nýn ortak hareket etmesi ve bu süreci durdurmasý kadar doðal bir hareket olamazdý.Bunun bilincinde olan Bismarck her iki devletin Prusya'ya karþý ortak bir politik eksen oluþturmamasý için bir zamanlar Richelieu'nün Fransa'da uygulamýþ olduðu Realpolitik'i kullandý.
Prusya'nýn önderliðinde Almanya'nýn birleþebilmesi için Prusya'nýn askeri olarak hem Avusturya'yý hem de Fransa'yý yenmesi zorunluydu.Burada asýl sorun ikisi ile ayný anda deðil ama ayrý zamalarda karþýlaþmak ve her ikisini de ayrý ayrý yenmekti.Ama biriyle savaþýrken diðeri nasýl hareketsiz tutulacaktý? Bu baþarýsýzlýða uðradýðý taktirde yani her iki devlet ile ayný anda savaþýlýp ve kaybedildiði taktirde, Almanya'nýn birliði uzun yýllar gerçekleþmeyecek ve Almanya'nýn diðer uluslar ile arasýndaki tarihsel fark daha da açýlacaktý.
Bismarck Prusya karþýsýnda Fransa ve Avusturya'nýn tek bir askeri cephe oluþturmamasý için,Prusya'nýn geleneksel politik anlayýþtan vazgeçerek, hiçbir devlet ile stratejik baðý olmadan ve bütün devletler ile ayný iliþki derecesine sahip olarak yani "çok taraflý bir taktik iliþkiler bütünlüðü" oluþturarak daha baðýmsýz bir politik duruþ elde etmesini önerdi.Böylece "herkese herkesten daha yakýn olarak", bazý taktik adým ve manevralar ile birini diðerine karþý dengeleyerek, Prusya'nýn düþmanlarýnýn ortak bir cephe oluþturmasýnýn önüne geçmek gerekmekteydi.Bu noktada Prusya stratejik ittifak halindeki Avusturya'dan uzaklaþmalý ve onun ile iliþkilerini taktik bir düzeye kaydýrýrken; doðal bir düþman olarak görülen ve hiçbir taktik iliþki içerisinde olunmayan Fransa ile de yakýnlaþarak taktik bir iliþki içerisinde olunmalýydý.Bu ikisi arasýnda bir denge oluþturulduktan sonra bu denge aracýlýðýyla diðer devletler ile olan iliþkiler ayarlanmalýydý.Bu politika ilk baþlarda egemen politik anlayýþýn bir direnci ile karþýlaþsa da daha sonra Bismarck'ýn 1862 yýlýndaki Baþbakanlýðý ile birlikte Prusya'nýn temel politikasý haline geldi.
Bismarck'ýn Realpolitik'i,duruma göre Prusya'nýn politik olasýlýklarýný þöyle koyuyordu: 1-Fransa'ya karþý Rusya ile ittifak. 2-Ýkinci derecede Alman devletlerine karþý Avusturya ile bir ittifak, ki aslýnda Rusya'ya karþý. 3-Avusturya ve Rusya'ya karþý içeride liberalizm ile bir ittifak.Olasýlýk ile Fransa ile birlikte.
Bismarck her bir seçeneðin açýk olmasýný saðlayan bir politik esnekliði etkin bir strateji olarak düþünmüþtü.Prusya bu noktada her ülke ile taktik iliþki içerisinde olabilirdi:Fransa,Büyük Britanya,Avusturya,Rusya,Kuzey Ýtalya devletleri vs. Prusya'da muhafazakarlar III.Napolyon'u Fransa yayýlmacýlýðýnýn yeni bir biçimi sayýyorlardý ve onun ile iliþkiye karþý çýkýyorlardý.Ama Prusya'nýn Fransa'ya taktik yakýnlaþmasý gerekli politik esneklik için zorunluydu.Kaldý ki Prusya'nýn Avusturya'dan biraz uzaklaþmasý, Avusturya'nýn III.Napolyon'dan daha fazla korkmasýna neden olarak,onun Prusya'ya daha fazla yanaþmasýna ve ona ayrýcalýk tanýmasýna neden olacaktý.Böylece uzun zamandýr baský altýnda olan Prusya baðýmsýz bir politik temele kavuþarak istediði politik hedefe yani Almanya'nýn birliði hedefine, elleri kollarý serbest kalarak kilitlenebilir ve bu noktada Fransa ve Avusturya'dan daha avantajlý bir konuma sahip olabilirdi.Kaldý ki bu noktada Prusya diðer devletlerden daha avantajlý durumdaydý.Çünkü bütün büyük devletlerin meþgul olduðu bir çok devlet ve sorun vardý.Ama Prusya'nýn bu noktada tek bir dýþ sorunu vardý, ki o da Almanya'nýn birliðiydi.
Bismarck'ýn politikasýnýn özü,Prusya'yý iki güçlü düþman kamp arasýnda konumlandýrarak ve her ikisine de yakýn olarak,onlarýn politikalarýnýn sonuçlarýný Prusya'nýn temel politik stratejisi doðrultusunda kullanmaktý. Bismarck Prusya'nýn kendisinden daha güçlü olan Avusturya ve Fransa'nýn temel politikalarýný deðiþtiremeyeceðini biliyordu.Ama onlar arasýndaki rekabetin sonuçlarýný,Prusya'nýn çýkarlarý doðrultusunda yönlendirebileceðini ve her iki tarafý da rekabete sokarak,kendisine en iyi tavizi veren tarafa belirli bir süre yanaþabileceðini ve bu temelde Prusya'nýn stratejik konumunu daha da güçlendirebileceðini anlamýþtý.
Bir kere strateji oluþturulduktan sonra yapýlacak þey en uygun tarihsel anýn ortaya çýkmasýný beklemek ve çýkan tarihsel fýrsatlardan da yararlanmasýný bilmektir, ki 1864 yýlý böyle bir fýrsatýn kapýsýnýn aralandýðý bir yýldý.
1864 yýlýnda Alman Konfederasyonu'nun üyesi olan ama Danimarka tacýna baðlý Schleswig ve Holstein'dan oluþan Elbe Dükkalýklarý,Danimarka Kralý'nýn ölümünden sonra,Prusya ve Avusturya'nýn ortak bir saldýrýsý ile ele geçirildi.Bu Almanya'nýn bir saldýrý için bir araya geleceðini de gösterdi,ki Viyana Kongre düzeninin prensiplerine aykýrýydý.Daha sonra Dükkalýklarýn yönetimi iki taraf arasýnda buralarý kimin yöneteceði anlaþmazlýðýna dönüþtü ve Prusya, Avusturya'nýn Almanya'daki nüfuzunu azaltmak için bu durumu kullandý ve bu noktada Ýtalya'dan ve diðer Alman devletlerinden destek gördü.
Prusya'nýn asýl amacý,Danimarka'dan alýnan Dükkalýklarý, Avusturya ile savaþmak için bir bahaneye dönüþtürmekti.Ama Avusturya ile savaþmadan önce bu savaþ sýrasýnda Fransa'nýn nasýl bir tavýr alacaðýný bilmesi gerekiyordu. III.Napolyon,bir Avusturya-Prusya savaþýnda Prusya'nýn yenileceðini zannettiði için her iki tarafý savaþtýrýp ve zayýf düþürerek savaþýn sonunda Prusya'yý iþgal etmeyi ve onu aðýr bir tazminata baðlamayý düþünüyordu. Böylece hem Alman birliðini engellemiþ olacaktý hem de Almanya'nýn güçlenmesini durdurmuþ olacaktý.
Bismarck'ýn daha önceleri Fransa'ya yaklaþmasýnýn nedenlerinden birisi de,Avusturya ile bir savaþ sýrasýnda,Fransa'ya yakýn olmanýn avantajýný kullanarak,onu oyalamak için zaman kazanmaktý.Fransa'ya yakýnlýk,onun savaþa girmesini uzatacaktý.Ayný þekilde Bismarck Fransa'nýn Belçika ve Lüxembourg'da toprak kazanmasý hedefini canlý tutarak ve onu bu tarafa doðru cesaretlendirerek Fransa'nýn tarafsýzlýðýný saðlamaya çalýþtý.Ama Fransa kendisini Ýngiltere ile karþý karþýya getirecek böyle bir politikayý görmemezlikten geldi.
Prusya Aðustos 1866 yýlýnda,daha sonralarý I. ve II. Dünya Savaþlarý'nda da uygulanýlacak olan bir savaþ stratejisini Avusturya karþýsýnda uygulamaya soktu.Prusya hýzlý ve kesin bir þekilde Avusturya'yý yendi.Bu noktada Fransa'nýn Avusturya'ya yardým etmesi gerekiyordu ama Fransa bunu göze alamadý ve Bismarck Napolyon'un arabulucu olmasýný kabul ederek (Fransa'ya yakýn olma diplomasisi iþte burada çok iþe yaradý) onun tarafsýzlýðýný devam ettirdi.
Aðustos 1866 Prag Anlaþmasý ile Avusturya Almanya'dan çekilmeye zorlandý;Avusturya'nýn yanýnda yeralan Hannover ve Hesse-Cassel, Schleswig-Holstein devletleri ve serbest þehir Frankfurt Prusya'ya baðlandý. Baðýmsýzlýklarýný koruyan Alman devletleri ekonomiden dýþ politikaya kadar yeni Prusya'nýn önderliðindeki yeni Alman Konfederasyonu'na dahil oldular. Güney Alman devletleri de Prusya ile askeri anlaþmalar yaptýlar.Buna göre Prusya bir savaþ sýrasýnda bu devletler tarafýndan desteklenecekti.Artýk Almanya'nýn birliði bir zaman meselesi haline gelmiþti.
III.Napolyon,Prusya'nýn Avusturya zaferinden ve Orta Avrupa'da en güçlü devlet haline gelmesinden sonra,Almanya'nýn birliði noktasýnda Prusya'nýn er ya da geç Fransa'ya saldýracaðýný biliyordu ve bu noktadan itibaren onu durdurmak için müttefikler aramaya baþladý. Ýngiltere ve Rusya ile arasý açýk olan Fransa, Almanya'yý durdurmak için Avusturya'ya yanaþmak istedi.Ama artýk çok geçti çünkü Avusturya geçmiþte Fransa'nýn yaptýklarýný unutmamýþtý ve kaybettiði topraklarý da artýk geri almak istemiyordu ve de sadece dikkatini Balkanlara yöneltmek istiyordu.
Almanya'nýn tam birliði için Fransa'nýn yenilmesi gerekiyordu ama bunun için Prusya'nýn saldýran deðil saldýrýlan bir ülke olmasý gerekiyordu.Çünkü diðer Alman devletleri ile askeri bir birlik savunma amaçlýydý.Bu savaþý ise Bismarck bir diplomatik hile ile Fransa'nýn önce saldýrmasýný saðlayarak gerçekleþtirdi.
1870 yýlýnda III.Napolyon hesapsýz ve belirli bir stratejiye baðlanmayan politik parlamalarýndan birisini yine yaptý.Prusya Kralý'ndan boþalan Ýspanya tahtýna hiçbir Hohenzolern (Prusya hanedaný) prensinin geçmeyeceðine dair güvence istedi.Prusya Kralý William nazikçe Fransýz büyükelçisini reddetti.Bismarck Fransa'ya bir telgraf yazdý ve bunu basýna sýzdýrdý.Galeyana gelen Fransýz kamuoyu savaþ istedi ve Napolyon da bu savaþý kabul etti.Bunun üzerine diðer Alman devletleri Prusya'nýn yardýmýna koþarak Fransa'yý hýzlý bir þekilde yenilgiye uðrattýlar ve böylece Almanya'nýn birliði önündeki son engelde kalkmýþ oldu.
Eðer Almanya'nýn birliði gerçekleþmiþse bu tamamen Bismarck'ýn Realpolitik'i sayesindedir.
Mustafa Kemal ve Ulusal Kurtuluþ Savaþý I.Dünya Savaþý'nda Osmanlý Ýmparatorluðu'nun baðlý bulunduðu emperyalist kampýn yenilmesinden ve Ýttihat ve Terraki Partisi'nin (ÝTP) yöneticilerinin yurtdýþýna kaçmalarýndan sonra,30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi'nin sonucunda,Türkiye giderek Ýngiltere,Fransa,Ýtalya ve Yunanistan tarafýndan iþgal edilmeye baþlandý.
Mütareke ile 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açýldýðý zaman dilimi arasýnda kalan dönem,ulusal hareketin ideolojik,politik ve sosyal bileþenlerinin yaratýldýðý bir tür hazýrlýk dönemi olmuþtur.
Bu dönemde ÝTC içerisinde yeralan ulusal ticaret burjuvazisi,Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri aracýlýðýyla giderek ÝTC'den ayrýþmaya baþlayarak ama onun ulusal ticaret burjuvazisine yakýn olan katmanlarýný da hegemonyasý altýna alarak ve yine soldan kent ve kýr küçük-burjuvasizini de yanýna alarak Türk ulusal hareketini yaratmýþtýr.
Bu zaman zarfýnda biri ulusal (Sivas Kongresi) diðerleri de bölgesel ve yerel olmak üzere 28 kongre gerçekleþtirilmiþ ve bu kongreler aracýlýðýyla ulusal ticaret burjuvazisi kendi ideolojik,politik ve örgütsel hegemonyasýný diðer katmanlar üzerinde pekiþtirmiþ ve liderliði ele geçirmiþtir.Yunanistan'ýn 15 Mayýs 1919'da Ýzmir'i iþgal etmesi ve bu bölgeyi geniþletmesi ulusal direniþin daha da geliþmesine ve ivme kazanmasýna neden olmuþtur.
Mustafa Kemal'in 9.Ordu Müfettiþi sýfatýyla 19 Mayýs 1919'da Samsun'a ulaþmasýyla, daðýnýk olan komite ve kongreler giderek merkezi bir liderlik etrafýnda birleþmeye baþlamýþtýr.
25 Temmuz-5 Aðustos 1919 tarihleri arasýnda gerçekleþen Erzurum Kongresi'nde Mustafa Kemal ulusal hareketin baþkanlýðýna seçilmiþ ve bu kongrede ulusal hareketin politik hedefi net bir þekilde belirlenerek, vatanýn baðýmsýzlýðýný þayet Osmanlý hükümeti saðlayamazsa,bunun gerçekleþmesi için geçici bir hükümetin kurulmasýna,bu hükümetin milli bir kongre tarafýndan seçilmesine, feshedilmiþ bulunan Ýstanbul'daki Heyet-i Mebusan'ýn derhal toplanmasýnýn talep edilmesine karar verilmiþtir.
4-11 Eylül 1919'daki Sivas Kongresi,yerel örgütleri ulusal düzeyde örgütleyen ilk kongre olup,Erzurum Kongresi'nin kararlarýný teyid ederek, Mustafa Kemal'in baþkanlýðýnda bir temsil kurulu (Heyet-i Temsiliye) oluþturmuþtur.
Sivas Kongresi'nden sonra yapýlan seçimler sonucunda, Osmanlý Meclisi 12 Ocak 1920'de toplandý ve Sivas Kongresi'nin kararlarýný onayladý.Bu duruma kýzan Ýngilizler meclisi çalýþamaz hale getirdiler ve meclis bir baþka yerde toplanma kararý alarak çalýþmalarýný erteledi.Mustafa Kemal yeni bir seçimin yapýlarak ve olaðanüstü yetkilere dayalý bir meclisin (Kurucu Meclis) oluþtrularak,iþgalcilerin ülkeden atýlmasýna götürecek yani iktidarlaþma ve baðýmsýzlaþma aþamasýna götürecek bir seçimin yapýlmasý için illere talimat verdi.
Yeni seçimle seçilen milletvekilleri ile Ýstanbul'dan kaçýp gelen eski meclisin üyelerinin de bulunduðu yeni meclis 23 Nisan 1920'de açýldý.Mustafa Kemal ilk oturumda meclis baþkanlýðýna seçilerek bir Savaþ Hükümeti kuruldu ve bundan sonra hedef düþmanýn ülkeden söküp atýlmasýydý.
23 Nisan 1920'de TBMM açýldýðý zaman ve Padiþah politikalarýna karþý olan Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri etrafýnda örgütlenen ulusal kuvvetler Meclis'te çoðunluðu yapýlan seçimlerden dolayý ele geçirdiði ve hükümet etme yeteneðine kavuþtuðu zaman oluþturulan "TBMM Hükümeti " Batý-Emperyalistleri ile Sovyet sosyal emperyalizmi arasýndaki nüfuz rekabetinden yararlanmaya çalýþan ve Realpolitik'e tekabül eden bir politika uygulamýþtýr.
Bu politika temelinde Mustafa Kemal ve TBMM hükümeti, her iki tarafý birbirine karþý dengeleyen,her ikisine de zaman zaman yaklaþan ama nihai pazarlýk gücünü sürekli elinde tutan bir pozisyon elde ederek her iki tarafýn Türkiye üzerindeki nüfuzunu azaltmayý baþarmýþtýr.
Türkiye beþ (Ýngiltere,Fransa,Ýtalya,Yunanistan ve Sovyet Rusya) önemli gücün sömürgeleþme tehditi altýndaydý.Diðerleri açýktan iþgal þeklinde bunu yaparlarken,Sovyet Rusya bunu TKP aracýlýðý ile ve yine zamanla Kýzýl Ordu'nun da harekete geçeceði ve TKP ile birleþeceði bir tarzda bunu yapmak istiyordu.Aslýnda Türkiye üzerinde çekiþen güçlerin NÝTELÝK olarak birbirlerinden farký yoktu.
Mustafa Kemal ve TBMM hükümeti, her iki tarafa da onlarýn birbirlerine yakýn olmasýndan daha yakýn durdu ve de her yön ile iliþkileri açýk tuttu.Hatta her blokun kendi içerisindeki ikincil düzeydeki çeliþkileri bile iþledi. Mustafa Kemal, meclis açýldýktan bir gün sonra yani 24 Nisan 1920 tarihinde bir gizli oturumda yaptýðý konuþmada , Realpolitik'e tekabül eden ulusal baðýmsýzlýk politikasýnýn genel hatlarýný þöyle belirtir: "Biz, Avrupa'lýlarýn Bolþevizm'den korktuklarýný ve bizim Bolþeviklerle tevhid-i efkar ve harekat edeceðimizden daima kuþkulanmakta olduklarýný nazar-ý dikkate alýyor ve daima düþünüyorduk ki böyle bir þeye mecbur olmaksýzýn amali milliyemiz dahilinde muayyen bir hudutta bizim þeraiti hayatiyemiz,þeraiti istiklalimiz temin olunursa böyle azim bir maksat için böyle uzak bir daiye için herhangi bir devleti ecnebiye ile münasebeti ihtilafa anide girmek belki bizi nedamete mecbur edebilir ve zaten hepimizde de,kendimizde de böyle bir salahiyet mevcut deðil." (Aktaran Özlem Çolak, Lenin Döneminde Türk-Rus Ýliþkileri (1917-1923),s.49,Yüksek Lisans Tezi,Süleyman Demirel Üniversitesi)
Mustafa Kemal ulusal hareketi, Batý-Emperyalistleri ile Sovyet emperyalizmi arasýna ya da ortasýna yerleþtirerek ve Realpolitik'e uygun olarak,birini diðerine karþý kullanarak,her iki tarafý da zayýflatan ve güçten düþüren ve de bu temelde ulusal hareketin güçlenmesine götüren bir politika uygulamýþtýr.
Mustafa Kemal bu politikaya uygun olarak,26 Nisan 1920'de yani gizli oturumda yaptýðý konuþmadan iki gün sonra,Sovyet hükümetine gönderdiði bir mektup ile Sovyet Rusya ile resmi iliþkileri baþlatmýþtýr.Amacý, Batý-Emperyalistlerinin pozisyonunu zayýflatmak için önce Sovyet Rusya'ya yanaþmak ve bu yanaþmayý Batý'da taviz koparmak ve aralarýndaki iliþkileri zayýflatmak için kullanmaktý.26 Nisan'da yazýlan mektupta Ankara Hükümeti, Sovyet Hükümeti'ne üç öneride bulunmaktadýr: 1-Bölgede emperyalist hükümetlere karþý (özellikle Kafkasya'da) ortak askeri harekat düzenlemek; 2-Eðer Sovyet Rusya Gürcistan'a girerse Ankara hükümetinin de Ermenistan'daki emperyalist hükümeti yýkmak için harekete geçeceði ve Azarbeycan'ýn da Bolþevikleþtirilebileceði; 3-Milli mücadele için beþ milyon altýn,cephane ve silah isteniyordu.
Sovyet Dýþiþleri Bakaný Çiçerin,1 Haziran 1920'de Ankara hükümetinin isteðine ilkesel olarak olumlu bir yanýt verdi ancak Türkiye ile ittifaklýk iliþkisine girmek istemediklerini belirtti. Sovyet Rusya bir yandan Ankara Hükümeti'ne yardým ederken diðer taraftan da Türkiye'de iþbirlikçi bir TKP oluþturmaya,elçilikler ve konsolosluklar aracýlýðýyla Ankara hükümetini tecrit etmeye çalýþýyordu.Bu durum Ankara Hükümeti'nin Soyet Rusya'ya karþý daha dikkatli olmasýna ve onu dengeleme eðilimine yolaçtý.
Mustafa Kemal zor bir sýnav ile karþý karþýyaydý: Hem Sovyet Rusya ile dost kalmasý gerekiyordu hem de ondan sakýnmasý gerekiyordu.Ayný politikayý tersten Bolþevikler Ankara Hükümeti'ne karþý uyguluyorlardý.Bir yandan Ankara Hükümeti'nin Batý-Emperyalistleri ile ittifaklýk iliþkisine girmesini önlemeye çalýþýyorlardý öte yandan da Kafkasya'nýn tamamen Bolþevikleþtirilerek, Türkiye'deki Bolþevik devrim için stratejik konumun daha da güçlendirilmesi düþünülüyordu.Aslýnda Kafkasya'nýn Bolþevikleþtirilmesi "Türkiye devrimi"ne bir tür giriþ oluþturacaktý.Kafkasya'da sorunsuz ilerleyen bir Sovyet Rusya'nýn Ankara Hükümeti için bir tehlike olduðunu Mustafa Kemal hemen farketti. Türkiye'nin kýsa ve orta vadede bir Kýzýl Ordu iþgaline uðramamasý için Mustafa Kemal Kafkaslar'da Sovyet Rusya'ya bir "bedel yükseltme" politikasý uyguladý. Sovyet Rusya,Kafkasya'ya Ermenistan'daki emperyalist yanlýsý iþbirlikçi hükümeti yýkarak girmek istiyordu.Ancak Ermenistan'daki halký Ermenistan Komünist Partisi etrafýnda toplayabilmesi için güçlü bir politikaya ihtiyaç vardý.Bu politikayý ise Ankara Hükümeti'nden Ermenistan'a Van,Bitlis ve Muþ'ta biraz toprak vermesi yönünde bir diplomatik baský ile ya da Ermenistan'daki örgütleri bu yönde desteklemekle sürdürüyordu.Rusya'nýn Türkiye'den Ermenistan için toprak talep etmesinin nedeni,aslýnda iktidardaki Taþnak Partisi'ni ya da hükümetini düþürmek ve komünistlerin ellerini güçlendirerek,Ermenistan'ý Sovyet Rusya'ya baðlama düþüncesiydi.Sovyet Rusya Ankara Hükümeti'ne yapacaðý askeri ve ekonomik yardýmý bazý tavizlere baðlayarak aslýnda dolaylý olarak Kafkasya'daki stratejik konumunun güçlendirmesine baðlýyordu. Ankara Hükümeti'nin böyle bir taviz karþýsýnda elde edeceði ekonomik ve askeri yardým, Sovyet Rusya'nýn Kafkasya'da güçlenmesi ile kýsa bir zaman sonra sýfýra eþit olacaktý.
Sovyet Rusya'nýn Kafkasya'da ilerlemesini durdurmak ve stratejik konumunu zayýflatmak için Türkiye Sovyet Rusya ile iliþkileri keserek,28 Eylül 1920'de Ermenistan mevzilerine saldýrý düzenledi. Bu saldýrýlar 30 Ekim'e kadar sürdü ve Türkiye Kars þehrini ele geçirdi.Ermenistan'ýn barýþ isteði Gümrü'nün teslim edilmesine baðlandý.Bunu kabul etmeyen Ermeniler karþýsýnda harekat devam etti ve önce Gümrü,sonra da Iðdýr alýndý.Kasým ayýnda Ermenistan barýþ þartlarýný kabul etti.
3 Aralýk 1920'de Gümrü Anlaþmasý ile Ermenistan Sevr'in kendisine verdiði illerden vazgeçti.Daha sonra bu sýnýr Kars ve Moskova anlaþmalarý ile kabul edildi.Bu anlaþma Doðu'dan gelecek bir saldýrý ihtimalini ortadan kaldýrdýðý için bir kýsým birliðin Yunan cephesine kaydýrýlmasýna imkan tanýmýþtýr ve I. ve II. Ýnönü Muharebelerinde kullanýlmýþlardýr.
Ankara Hükümeti Kafkasya'da Sovyet Rusya'yý zayýflatma politikasýna Gürcistan politikasý ile devam etti.Kýzýl Ordu'nun 25 Þubat 1921'de Gürcistan'a girmesinden sonra,eski yönetim Ankara Hükümeti'ne yardým karþýlýðý Artvin ve Ardahan'ý vereceðini belirtti.Ankara Hükümeti hemen kabul etti ve buralarý iþgal etti.Sovyet Rusya Türkiye ile savaþmak istemedi çünkü Türkiye ayný tarihlerde Batý Emperyalistleri ile Londra Konferansý'nda görüþmeler sürdürüyordu.Türkiye'nin Batý ile anlaþmasý olasýlýðýndan çekinen Sovyet Rusya 16 Mart 1921'de Türkye ile Moskova'da Dostluk ve Kardeþlik anlaþmasýný imzalayarak Kars,Artvin ve Ardahan'ý Türkiye'ye býraktý.
Türkiye'nin Kafkaslar'da (özellikle Gürcistan,Azarbeycan ve Daðýstan'da) Batý yanlýsý anti-Bolþevik rejimler ile yakýn iliþki içerisine girerek Sovyet Rusya'ya bedel yükseltme politikasý aslýnda Türkiye'ye Sovyet Rusya ile Batý'ya karþý etkili bir anlaþmanýn da kapýsýný aralýyordu.Moskova anlaþmasý ile Ankara Hükümeti, Yunan cephesi için gerekli olan askeri mühimmat ve ekonomik yardýmý elde etti.Ýþin ilginç tarafý bu yardýmýn Sovyet Rusya'nýn Kafkasya'da zayýflatýlmasý politikasýnýn sonucunda gerçekleþmiþ olmasýdýr, ki Realpolitik'in çok güzel bir örneðidir.
Daha önceki örneklerde de (Richelieu ve Bismarck'da) gördüðümüz gibi birbirine düþman güç odaklarý arasýnda etkili bir þekilde manevra yapabilmek için, içeride güçlü bir muhalefet hareketinin olmamasý gerekir.Mustafa Kemal bu noktada iki güçlü muhalefet hareketini acýmasýzca ezmiþtir.Bunlardan biri TKP, diðeri de Koçgiri'deki Kürt ulusal demokratik hareketidir.Kemalist Hareket,Koçgiri'de (Mart-Haziran 1921) Kürt ulusal demokratik hareketinin Özerklik talebini bastýrdýktan sonra bazý Kürt aþiretlerini yanýna çekmeyi baþarmýþ,bazý Kürt iþbirlikçi ve orta kesimlerini de reform beklentisi taktiði ile ya tarafsýzlaþtýrmýþ ya da belirli bir süre Türk ulusal hareketinin yanýnda kalmasýný saðlamýþtýr.
Sovyet Rusya,Ankara Hükmeti'nin Kafkasya'da kendi stratejik konumunu zayýflatma politikasýný dengeleme ve onu zayýflatma politikasýndan vazgeçmemiþ ve hata yapmasýný beklemiþtir.Özellikle de Batý cephesinde Yunanistan'ýn askeri baþarýlarýna bel baðlayan bir anlayýþ içerisinde olmuþtur. Sovyet Rusya Mustafa Kemal'in bir baþarýsýzlýðý anýnda, Kafkasya'da 60 bin askeri ile bekleyen Ever Paþa'yý Anadolu'ya ulusal hareketin baþýna geçmesi için bekletmekteydi.
Yunanistan'ýn I. ve II. Ýnönü Muharebeleriyle püskürtülmelerinden ve ilerleyiþlerinin durdurulmalarýndan sonra,Ýtalya Ankara Hükümeti ile anlaþarak iþgal ettiði yerleri terketmeye baþlamýþ ve Sakarya muharebesinden sonra da bu çekiliþi tamamlamýþtýr.Bu durum Ýtilaf devletleri arasýnda ciddi bir çatlaða neden olmuþtur.Ýtalya'dan sonra Fransa'da Ankara Hükümeti ile anlaþma için görüþmelere baþlamýþ ancak Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonucunu beklemeyi tercih etmiþtir.
Bu noktada Sakarya Meydan Muharebesi kritik bir öneme sahipti.Hem Sovyet Rusya hem de Fransýzlar bu savaþýn sonucunu bekliyorlardý.Eðer bu savaþ kaybedilseydi Ankara iþgal olacak ve ulusal hareket üç gücün kýskacý arasýna girecekti:Sovyet Rusya-Enver Paþa,Yunanistan ve Fransa.Bununla birlikte Ermeniler'in ve Kürtler'in de tekrar baþlarýný kaldýrmasý hemen hemen kesindi.Bu durum karþýsýnda Kemalist hareketin tasfiyesi hemen hemen kaçýnýlmaz olurdu.
23 Aðustos-13 Eylül 1921 arasý gerçekleþen Sakarya savaþý sonunda Yunan saldýrýsý bertaraf edilerek karþý saldýrý ile zayýflatýldý.Bunun sonucunda Fransa Ankara Hükümeti ile Ankara Anlaþmasý'ný imzaladý ve Güney cephesi tamamen kapandý.Ýtalya da çekilmesini tamamladý.Ankara Anlaþmasý Sovyet Rusya ile olan iliþkilerin zedelenmesine yolaçtýysa da daha sonra onun ile iliþkiler rayýna oturtuldu.Aslýnda Batý ile yapýlan anlaþmalar Sovyet Rusya'ya bir tür gözdaðýydý ve Batý ile kapsamlý bir þekilde anlaþma seçeneði açýk býrakýlarak Sovyet Rusya'ya diplomatik bir baský da uygulanýyordu.
Batý-Emperyalistlerinin kendi aralarýndaki çeliþkilerinin kullanýlarak zayýflatýlmasýndan sonra Yunanistan savaþ meydanýnda tek baþýna kaldý ve Aðustos 1922 tarihindeki Büyük Taaruz ile tamamen Türkiye'den atýldý. Bu savaþtan sonra Lozan Konferansý'na davet edilen Türkiye,burada Realpolitik'in bir örneðini de Boðazlar sorununda sergiledi.
Türkiye Lozan Konferansý'na Sovyet Rusya'nýn tamamen katýlmasýna karþý çýkarak tek Boðazlar sorunu görüþülürken kabul edilmesini talep etmiþtir. Boðazlar sorununda üç tez çarpýþma halindeydi: 1-Ýngilizler ve müttefikleri, geçiþ serbestliði,boðazlarý askerlerden arýndýrma ve uluslararasý kontrol talep ediyorlardý. 2-Sovyet Rusya,kesin Türk egemenliði,savaþ gemilerine ve askeri uçaklara kapalýlýk ama ticari gemilere açýklýk talep etmiþtir. 3-Türkiye,boðazlarý askerden arýndýrma ve kontrolden vazgeçmekle birlikte,Ýstanbul ve Marmara'nýn güvenliðini talep etmiþtir.
Türkiye Boðazlar sorununda Ýngiliz ve Sovyet çatýþmasýnda kendi konumunu güçlendirmek için yararlanmak istemiþtir.Türkiye bu noktada daha çok Ýngiliz tezini desteklemiþtir.Çünkü giderek güçlenen Sovyet Rusya karþýsýnda gelecekte Türkiye'nin tek baþýna kalma tehlikesi vardý.Ýngilizler Karadeniz'de Türkiye'nin Sovyet gücü karþýsýnda güvenliðini saðlama garantisi vermiþti. Eðer Karadeniz bir Sovyet denizi haline gelirse,Türkiye'nin tek baþýna buna direnme þansý olmayacaktý ve boðazlar Rusya'nýn kontrolüne girecekti. Türkiye Sovyet tehditini Ýngiltere gibi güçlü bir devlete yanaþarak dengelemiþtir ve Sovyet Rusya'nýn bütün tehditlerine karþý Ýngiliz tezini kabul etmiþtir.
Eðer Türk ulusal kurtuluþ hareketi, beþ güçlü devletin Türkiye üzerindeki nüfuzunu yoketmiþse,bunun en önemli nedeni Mustafa Kemal'in uygulamýþ olduðu Realpolitik'tir.
Stalin ve II.Dünya Savaþý I.Dünya Savaþý'ndan sonra Versay Anlaþmasý ile ve Almanya'nýn baský altýna alýnmasý ile ortaya çýkan Avrupa Güç Dengesi,önce Ýtalya'da daha sonra da Almanya'da ortaya çýkan faþist rejimler ile ortadan kalkmaya baþladý.Özellikle 1933 yýlýnda Nazilerin Almanya'da iktidara gelmeleriyle birlikte, birbirinden baðýmsýz üç emperyalist güç odaðý oluþtu: 1-Ýngiltere-Fransa (daha sonra ABD) 2-Almanya-Ýtalya (daha sonra Japonya) 3-Sovyetler Birliði (uydu Komünist Parti'ler)
Nazilerin Almanya'da iktidara gelmelerinden ve Almanya'nýn nüfuz alanýný savaþ aracýlýðýyla geniþleteceðinin belli olmasýndan sonra, Sovyetler Birliði doðal olarak burjuva demokrasiler ile yakýnlaþma siyaseti izlemeye baþladý. Amaç bir Alman saldýrýsý karþýsýnda burjuva demokrasiler ile bir ortak cephe oluþturmaktý.Hatta bunun için Avrupa'da faþistleri durdurmak için sosyalist partiler ile Halk Cephesi taktiði uygulandý ve Fransa'da 1936 yýlýnda iktidara dahi gelindi.Ancak yine de burjuva demokrasileri Almanya'ya karþý Sovyetler Birliði (SB) ile ortak bir cephe anlayýþýna gelmediler.1933-1938 arasý SB'nin burjuva demokrasiler ile ittifaklýk arayýþý tek boþa gitmekle kalmadý ama bu sonuncularýn alttan alta Almanya'yý SB'ye karþý kýþkýrtma politikasý da su yüzüne çýkmaya baþladý.Bu andan itibaren Stalin'in uygulamýþ olduðu politika giderek Realpolitik'e benzemeye baþlamýþtýr.
Münih Konferansý (29-30 Eylül 1938),Ýngiltere ve Fransa'nýn gerçek niyetlerini ele vermesi noktasýnda SB için somut bir gösterge olmuþtur. Hitler'in Çekoslovakya'nýn çoðunluðu Alman olan Südet bölgesinin Almanya'ya verilmesini talep etmesi,yoksa bu uðurda savaþ yapacaðý tehditi sonrasýnda, Fransa ve Ýngiltere Münih Konferansý'nda bu bölgenin "barýþ" karþýlýðýnda Almanya'ya verilmesini kabul etmiþlerdir.
Ama Münih Konferansý'nýn iç yüzü ve Avrupa jeopolitiðindeki yeri ve anlamý farklýydý.Bu konferansýn politik anlamýný Stalin ve Sovyet diplomasisi çok iyi anladý.Batý emperyalistlerinin Münih Konferansý ile "barýþý kurtardýk" sloganý, gerçek niyetlerinin perdelenmesi için bir tür örtüydü.Ýngiltere ile Fransa Almanya ile savaþýn yakýn gelecekte kaçýnýlmaz olduðunu iyi biliyorlardý. Amaçlarý Almanya ile karþýlaþmadan önce,onun önce Sovyet Rusya ile savaþmasýný ve böylece her ikisinin de güçten düþmesini saðlayarak kendi konumlarýný güçlendirmeye çalýþýyorlardý.Münih Konferansý'nýn amacý, Almanya'yý Doðu Avrupa'ya doðru yönlendirerek Sovyet Rusya ile karþý karþýya gelmesini saðlamaktý. Bu bir zamanlar Fransa'nýn Orta Avrupa'da Richelieu ile uyguladýðý Raison d'etat politikasýnýn bir benzeriydi.
Münih Konferansý'ndan sonra Stalin,SB'yi burjuva demokrasiler
|
 |