 |
 AKP-”CEMAAT” ÇATIÞMASI VE BUZDAÐININ GÖRÜNMEYEN KISMI
K.Erdem AKP ve Fethullah Gülen Cemaati arasýndaki kavga ve çatýþma, giderek yolsuzluk ve rüþvet suçlamalarýnýn dýþýna taþan ve her iki kesimin geçmiþte “Ergenekon Komplosu” çerçevesinde iþlemiþ olduklarý cinayetlerin, katliamlarýn ve kirli iþlerin birbirlerinin üzerlerine yýkýlmaya çalýþýldýðý bir çabaya dönüþmüþ durumdadýr.
Gülen Cemaati’nin AKP’ye saldýrýsýnýn yolsuzluk ve rüþvet gibi, siyasi suikastler (örneðin Hrant Dink, Muhsin Yazýcýoðlu vs.) ile karþýlaþtýrýldýðýnda “en alt düzeyden” baþlatýlmasýnýn bir anlamý vardýr. Bununla birlikte RT Erdoðan ve AKP’nin de olayý bu çerçevenin dýþýna taþýrmayan ve çatýþmayý sadece illegal örgüt ve casusluk gibi ithamlar çerçevesinde tutan tutumunun da bir anlamý vardýr. Her iki taraf ilk baþlarda çatýþmayý bu çerçevede tutmaya özen göstermiþ ve birbirlerine dolaylý olarak þantaj yaparak bir uzlaþma anýnda en iyi pozisyonu elde etmek istemiþlerdir.
Ancak her iki tarafýn da adým atmamasý ve birbirlerine daha sert karþýlýk vermeleri sonucunda, bir tür geri dönülemez nokta oluþmuþ ve bu andan itibaren kavga ve çatýþmanýn çerçevesi yolsuzluk ve rüþveti aþarak, farklý olaylarý ve alanlarý içerisine almaya baþlamýþtýr.
Aslýnda 17 ve 25 Aralýk 2013 “Büyük Yolsuzluk ve Rüþvet Operasyonu”ndan önce, 3 Aralýk 2013′te AKP, Hrant Dink suikasti üzerinden Cemaat’e bir cephe açmýþtý. 3 Aralýk 2013 tarihli duruþmada Erhan Tuncel, RT Erdoðan ve AKP hükümetinin yanýnda yer alarak,Cemaat’in Emniyet içerisindeki iki önemli kadrosunun (Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yýlmazer) Hrant Dink suikastini gerçekleþtirdiðini belirterek, geçmiþte her iki tarafýn beraber gerçekleþtirdikleri kirli iþlerin birbirlerinin üzerine býrakýlmasý siyasetini açýktan baþlattý. Cemaat’in buna cevabý 17 ve 25 Aralýk Yolsuzluk ve Rüþvet operasyonlarý oldu.
Ancak Cemaat bu noktada insiyatifi AKP’ye býrakma taraftarý deðildi. 18-19 Mart 2014 tarihinde Bugün TV’ye yaptýðý açýklamalarda Ali Fuat Yýlmazer, dezenformasyon ile karýþýk bazý doðru þeyleri itiraf eden bazý açýklamalarda bulundu. Hrant Dink suikasti konusunda yalan söyleyen ve Veli Küçük’ü iþaret eden A.F. Yýlmazer, “Ergenekon Komplosu” dosyalarýnýn RT Erdoðan’ýn onayýndan geçerek gerçekleþtirildiðini itiraf etti. Ayný iddiayý Ocak ayýnýn baþlarýnda yazdýðým bir makalede ben de iddia etmiþtim. Bu makalede þöyle yazmýþtým:
“‘Ergenekon Komplosu’ ile AKP-Cemaat ittifaký ilk elden sayýlacak þu kirli eylemleri yapmýþlardýr: Þemdinli Umut Kitapevi bombalanmasý, Rahip Sontoro Cinayeti, Hrant Dink Suikasti, Zirve Yayýnevi katliamý, Diyarbakýr Koþuyolu ve Dershane Katliamý, Güngören Katliamý, Ergenekon, Balyoz ve birçok uydurulmuþ darbe planlarýnýn sahte belgelere dayanýlarak hazýrlanmasý ve bu temelde birçok kiþinin suçlanmasý ve cezaevine atýlmasý vs. Bütün bu eylemler Cemaat tarafýndan pratiðe geçirilmeden önce, eylem dosyasý Erdoðan’ýn onayýndan geçiyordu. Erdoðan hiç utanýp ve sýkýlmadan Hrant Dink’in öldürülme emrini verdikten sonra,onun eþi ve çocuklarýnýn yanýna giderek baþ saðlýðýnda bulundu. Bu eylemler ayný zamanda tamamen kamuoyunu aldatmaya dönük olup,bu aldatma aracýlýðýyla ayný zamada “kamuoyu imal” edilerek siyaseten “haksýz kazanç” elde etme amacý da güdülüyordu.” (Kemal Erdem, Ergenekon Komplosu ve AKP-”Cemaat” Ýttifaký,Devrimci Bülten,sayý 56)
Bu satýrlarý yazdýktan iki ay sonra, RT Erdoðan’ýn “mesai arkadaþý” AF Yýlmazer, Ergenekon ve Balyoz dava dosyalarýnýn Erdoðan’ýn onayýndan geçtiðini ve Genelkurmay eski Baþkaný Ýlker Baþbuð’un ise özellikle Erdoðan tarafýndan tutuklanmasýný istediðini belirtti. Ergenekon Komplosu’nun mantýðý kavranýldýðý zaman ve bu komploda bir zamanlar AKP ve Cemaat’in birlikte rol aldýklarý anlaþýldýðý zaman, olaylarýn geliþiminin AF Yýlmazer’in belirttiði gibi olmasý kendiliðinden anlaþýlýr.
AKP ve Cemaat, Ergenekon Komplosu çerçevesinde bir araya geldikleri zaman, ordunun bastýrýlmasý ve tamamen siyasal iktidarýn ele geçirilmesi noktasýnda anlaþmalarýna karþýn, ordunun bastýrýlmasýndan sonra iktidarýn taraflar arasýnda nasýl bölüþüleceði noktasýnda ya bir anlaþma yapmamýþlar ya da birbirlerine yalan söylemiþlerdir.
Görünen odur ki Cemaat, orduya vurulacak darbeyi AKP’yi zayýflatma stratejisi ile birbirine baðlayarak, AKP’yi siyasal iktidarý tam ele geçirmek için “rampa” olarak kullanmak istemiþtir. Bunu farkeden Erdoðan ve AKP, 2010 yýlýnýn baþlarýndan itibaren giderek Cemaat ile arasýna mesafe koymaya baþlamýþ ve daha sonra özellikle 2012 yýlýndan itibaren ordunun üst kesimlerinde kendisine müttefikler aramaya baþlamýþtýr.
AKP, Cemaat ile kavgasýnda çok ince bir siyaset izlemektedir. Ordunun AKP ve Cemaat’i birbirine düþürme siyasetine karþýlýk AKP, ordu ile Cemaat’i birbirine düþürmek isteyen bir siyaset izlemektedir. Böylece her ikisinin kavgasýndan kendi stratejik konumunu güçlendirmek istemektedir. Cemaat’in Yargý ve Emniyet aracýlýðý ile emekli ve muvazzaf subaylarý içeri almasýna karþýlýk, bunlarýn kurtarýlmasýný devlet içerisinde kendi siyasal ve idari gücüne baðlamaya çalýþmýþtýr/çalýþmaktadýr. Böylece Erdoðan ve AKP, emekli ve muvazzaf subaylara Cemaat’in baskýsýndan ancak kendi siyasi ve idari gücü ile kurtulabileceklerini ve de kendileri ile iþbirliði yaptýklarý ölçüde bunu elde edebilecekleri mesajýný yollamýþlardýr.
Biz yine konumuza dönersek eðer, bugüne kadar ortaya dökülenler yine de buzdaðýnýn sadece görünen kýsmýdýr. Son dönemlerde ortaya dökülen kasetlerden Buzdaðý’nýn görünmeyen kýsmý ile ilgili bazý tahminler yapma olanaðý doðmaktadýr. Mart ayýnýn son günlerinde ortam dinlemesi aracýlýðý ile gerçekleþtirilen ve medyaya düþen bir ses kaydý, Genelkurmay, Dýþiþleri ve MÝT’in Suriye’ye girmek için bir provokasyon üzerinde çalýþtýklarýný ortaya koydu. Devletin üst düzey kadrolarýnýn vermiþ olduðu tepkiden (kaldý ki yalanlanmadý, doðrulandý) bu olayýn doðru olduðu anlaþýlmaktadýr. Türkiye’nin Suriye’ye girme planlarý yapmasý, bizim daha önce Barýþ Süreci üzerine yaptýðýmýz deðerlendirmeleri doðrulamaktadýr.
Bu noktayý kýsaca açalým.
AKP kurulduðu günden bugüne hep politik aldatmaya baþvuran bir politika izledi.Bu politik aldatmayý ABD’den AB’ye, Genelkurmay’dan CHP, MHP ve Gülen Cemaati’ne ve Barýþ Süreci’nde de PKK ve BDP’ye kadar uzanan geniþ bir cephede yaptý. AKP liberal politikalarý, kendi asýl amacýný gizleyen (Milli Görüþ’ün ýlýmlý Ýslam devleti) ve perdeleyen ve de bu temelde kendi karþýtlarýný bölen bir örtü olarak kullandý.
AKP ayný politik aldatmayý Entegre Strateji adý altýnda Kürt Özgürlük Hareketi’ne karþý da uygulamak istedi. Barýþ Süreci’ni Ýmralý’da Abdullah Öcalan ile birlikte baþlatan RT Erdoðan, görünürdeki “barýþçýl” politikanýn arkasýna PKK’yi imha ve bastýrma stratejisini sakladý. Barýþ Süreci ile birlikte Kürdistan’da savaþ kesintiye uðramadý sadece yönü deðiþti. Savaþ Kuzey Kürdistan’dan Batý Kürdistan’a (Rojava) kaydý ve Türkiye Müslüman Kardeþler ve El Kaide’ci örgütler aracýlýðý ile burada Kürt halkýna karþý bir katliam savaþý yürüttü. Kürt halkýnýn bu katliamdan (ki bu risk hala daha vardýr) kurtulmasý, Öncü’sü aracýlýðýyla halkýn genel seferberliði sayesinde mümkün olmuþtur. Barýþ Süreci’nde AKP hükümeti, Suriye’ye girmek ve burada Kürt halkýnýn direniþini ezmek için birçok provakasyona baþvurdu. Ama bunlardan iki tanesi Türkiye ve müttefiklerinin “parmak izlerini” taþýmasý bakýmýndan oldukça ilginçtir. Bunlar Reyhanlý terör saldýrýsý ve Guta’daki kimyasal saldýrýdýr. Bu iki saldýrý, Suriye’ye askeri müdahale için uluslararasý kamuoyunu ikna etmek için Türkiye’nin içinde bulunduðu bir grup devletin bir provokasyonu olarak gerçekleþtirilmiþtir.
Reyhanlý terör saldýrýsý, Barýþ Süreci’nin baþlarýnda, ABD ve AB’nin Türkiye’den demokatik reformlarý gerçekleþtirmesi beklentilerinin olduðu ve Suriye’ye karþý askeri operasyon seçeneðini ortadan kaldýrdýðý ve Suriye noktasýnda Rusya ve müttefikleri ile anlaþtýðý bir sýrada yaþandý. RT Erdoðan’ýn ABD ziyaretinden beþ gün önce gerçekleþen Reyhanlý terör saldýrýsýnýn, PKK’nin 8 Mayýs tarihli resmi çekilme takviminden üç gün sonra gerçekleþmesi ilginçtir. AKP üzerinde ABD’nin baskýsýný kurmak isteyen PKK’nin geriçekilme hamlesine, AKP hükümeti görünen odur ki Reyhanlý terör saldýrýsý ile karþýlýk vererek hem Barýþ Süreci’nin siyasi profilini düþürmüþ hem de ABD’ye Suriye’ye askeri müdahale noktasýnda baský yapmak istemiþtir. Böylece Erdoðan’ýn ABD ziyaretinin gündemi Barýþ Süreci’nden Suriye’ye askeri müdahaleye kaymýþtýr. Ancak ABD bu provokasyonu görmüþ ve Erdoðan’ý eli boþ göndermiþtir.
Reyhanlý’daki terör saldýrýsýndan sonra kaleme aldýðým bir makalede þöyle yazmýþtým: “Türkiye’nin PKK kuþatmasýnýn biçimi deðiþmiþtir (deðiþen koþullardan dolayý) ama içeriði yani politik hedefi (PKK’yi imha) pek deðiþmemiþtir. Türkiye’nin Suriye politikasý PKK’yi kuþatma ve ezme politikasýnýn en önemli halkasýný oluþturmaktadýr. Bundan dolayý Suriye’de iþbirlikçi bir devletin ve hükümetin ortaya çýkmasý Türkiye açýsýndan hayati bir önemdedir. Türkiye bu politik unsurlarý da Müslüman Kardeþler’den El Kaideci gruplara kadar olan politik yelpaze aracýlýðý ile elde etmeye çalýþmaktadýr. Özellikle Rojava’da PYD’nin güçlenmesinin ve gelecekte Suriye devleti içerisinde önemli bir yer ve konum elde etmesinin önüne geçmek için El Kaideci gruplarý desteklemekte ve onun üzerine salmaktadýr.
Türkiye PKK’nin Güney Kürdistan’a çekilmesinden sonra Suriye’deki El Kaideci gruplar ile Suriye üzerinden; Güney Kürdistan Federe Yönetimi ile Güney’den ve Ýran ile de anlaþarak Doðu’dan onu çevirerek PKK’ye büyük bir askeri darbe vurmayý planlamaktadýr ve bu noktada Türkiye Suriye’deki El Kaideci gruplara baðýmlý hale gelmiþtir.
Ýþte Reyhanlý saldýrýsýnýn faillerini bu politik çerçeve içerisinden çýkarmak mümkündür. (…)
ABD’nin Ortadoðu’da stratejik önceliði Ýran’ýn kuþatýlmasý politikasý ile baðlantýlý olarak Türkiye’nin PKK ile ateþkese denk gelecek bir uzlaþmasýdýr. Bu politika hem hükümet üzerinde reform baskýsýný arttýracak ve reformlar yaptýkça da Türkiye daha fazla ABD-AB blokuna yaklaþarak Ýran ve radikal islami hareketlerden uzaklaþmýþ olacak hem de dolaylý olarak Türkiye ve PKK’nin Ýran’ýn kuþatýlmasýna katýlmasý anlamýna gelecek. Bu politikanýn Suriye’deki yansýmasý ise gelecekte Federatif Suriye’de PYD’nin önderliðinde Irak’ta olduðu gibi Kürtlerin iktidar ortaðý olmasýnýn kabul edilmesidir. Kürtlerin ulusal taleplerinin belirli bir noktaya kadar tatmini ile ABD’nin bölgesel politikalarý arasýnda bir baðlantý vardýr ve bu baðlantý Türkiye ile ABD arasýnda bir sürtüþme nedeni olmaktadýr.
ABD Türkiye ile PKK arasýndaki ateþkesi Suriye’deki rejim deðiþikliðinin önünde tutmaktadýr ve bu noktada Türkiye’ye AB ile birlikte diplomatik baský yapmaktadýr. Bu politika ayný zamanda Türkiye’nin Suriye’de El Kaideci gruplar ile iliþkisini kesmesini de öngörmektedir.Ama Türkiye PKK’yi kuþatma ve bastýrma politikasýný tamamen yokeden bu politikaya direnmektedir. Reyhanlý’daki terör saldýrýsý ya direk TC devletinin organize ettiði ya da El Kaideci gruplarý kullanarak gerçekleþtirdiði bir eylemidir. Yine bir baþka olasýlýk da Suriye’deki El Kaideci gruplarýn ABD’nin baskýlarý karþýsýnda kendilerini gözden çýkaracak bir AKP hükümetine bir gözdaðýdýr ki,bu da AKP’nin Suriye politikasýnýn sonucudur.” (Kemal Erdem, Reyhanlý Terör Saldýrýsý ve AKP Hükümeti,DB sayý 54)
Ayný uluslararasý provakasyonu Þam yakýnlarýnda bulunan Guta’daki kimyasal saldýrýda da görmekteyiz. ABD’nin Suriye’de Rusya ile uzlaþmasýndan memnun olmayan bir devletler grubu (AKP Hükümeti, Katar ve Suudi Arabistan) Guta provokasyonu ile Suriye’ye askeri müdahalenin önünü açmak istemiþlerdir ya da daha doðrusu bu askeri operasyonu uluslararasý topluma kabul ettirmek istemiþlerdir. Yine bu olaydan sonra kaleme almýþ olduðum bir makalede de þöyle yazmýþtým: “Suriye’de hemen bir rejim deðiþikliðinin ABD ve Batý’nýn iþine yaramayacaðýný çok kýsa bir zaman önce ABD Genelkurmay Baþkaný, Kongre’ye gönderdiði bir mektupta açýkça belirtti. Bugün bir rejim deðiþikliðinde en çok yarar saðlayacak unsurlar El Kaide’ci Selefist gruplardan Müslüman Kardeþler’e kadar uzanan ve Batý ile de pek fazla ortak çýkarlarý ve deðerleri olmayan hareketler olacaktýr. Kaldý ki Mýsýr’da görüldüðü gibi bu sonuncular dahi kendi aralarýnda anlaþamamaktadýrlar.
Suriye’deki El Kaide’ci gruplarý Suudi Arabistan desteklemektedir ve finanse etmektedir. Suudi Arabistan olasý bir rejim deðiþikliðinde bu Selefist gruplar aracýlýðý ile Suriye iç politikasýnda nüfuz sahibi olmak istemektedir hatta Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) içerisindeki Müslüman Kardeþler’in fazla güçlenmelerini dahi istememektedir. Çünkü Mýsýr’da da görüldüðü gibi Müslüman Kardeþler’in önderlik ettiði bir hareket Suudi Arabistan’da da geliþebilir ve bu ülkenin halkýna örnek olabilir. Böylece kýsa ve orta vadede Müslüman Kardeþler hareketi, Suudi Arabistan’da Suudi Hanedaný’nýn saltanatýný yokedecek bir hareketi tetikleyebilir.Bütün bölgeyi saran bir deðiþim hareketinden Suudi Arabistan’ýn uzun zaman etkilenmeden kalmasý mümkün deðildir. Onun için Suriye’de, Suudi Arabistan Selefist gruplarýn zayýflamasýný ve bu temelde Müslüman Kardeþler hareketinin fazla güçlenmesini istemez.Suudi Arabistan bir yandan Þii hilalini durdurmaya çalýþýrken öte yandan da tehditin “ýlýmlý islam”a kaymasýný istememektedir. (…) Suriye’de Selefist El Kaide’ci gruplarý destekleyen ve finanse edenin Suudi Arabistan olduðu herkesçe bilinmektedir.ABD’nin bu terörist gruplar ile arasýna mesafe koymasý ve bu temelde Türkiye ve Suudi Arabistan üzerinde baský uygulamasý,bir yandan Suriye’de Suudi nüfuzunun kýrýlmasýna neden olurken,öte yandan Türkiye’nin PYD ve PKK politikasýný sekteye uðratmaktadýr.Bundan dolayý Türkiye,Suudi Arabistan ve El Kaide’ci gruplar, ABD ve Batý’nýn Suriye politikasýna direnmektedirler ve de Guta’daki kimyasal terör saldýrýsý,birincilerin ikincileri kendi politikalarýna çekmek için uygulamýþ olduklarý bir provokasyondur.
Bu terör saldýrýsýný organize eden Türkiye,Suudi Arabistan ve El Kaide’ci örgütlerin amaçlarýný kýsaca þöyle deðerlendirebiliriz: 1-Bu ülkeler Suriye’de kendi nüfuzlarýný azaltan politika deðiþikliðine karþýdýrlar ve böyle bir deðiþikliði kabul eden ABD önderlikli Batý’ya direneceklerini ve bölgede baþka sorunlarda (özellikle Ýran) kendilerine büyük bir fatura çýkaracaklarýný dolaylý olarak göstermektedirler. 2-Bu saldýrý ile bu ülkeler,ABD ile Rusya’nýn birbirine fazla yaklaþmasýný önlemek ve Esad rejiminin politik ömrünü uzatan politikalarý torpillemek istemektedirler.Esad rejiminin politik ömrünün uzamasý bu ülkeleri korkutmaktadýr.Bu ülkelerin nüfuzunun azaltýldýðý bir muhalefet hareketi oluþturmak isteyen ABD,istediði hareketi yarattýðý ölçüde Suriye’de Türkiye ve Suudi’lerin dayandýðý El Kaide’ci hareketleri tasfiye edecektir.Bundan dolayý Türkiye ve Suudi Arabistan bu yeni muhalif hareket oluþmadan rejimin düþmesi taraftarýdýrlar. 3-Türkiye ve Suudi Arabistan bu terör saldýrýsý ile ABD ve Batý’ya,eðer kendi nüfuzlarý Suriye’de azaltýlmaya çalýþýlýrsa,bölgede ABD’nin liderliðini izlemeyebileceklerini ve farklý politik kombinezonlara ve arayýþlara girebilecekleri mesajýný da vermeye çalýþmýþlardýr.” (Kemal Erdem,Suriye’de Kimyasal Silahý Kim Kullandý?,DB sayý 55) Mart ayýnýn son günlerinde sosyal medyaya düþen ve devlet tarafýndan yalanlanmayan ses kayýtlarýndan sonra sorulacak en önemli soru, Türkiye’nin hükümet ve devlet olarak ne düzeyde Reyhanlý ve Guta ve de benzeri terör saldýrýlarýnýn içerisinde yeraldýðýdýr.
Türkiye’nin Suriye’de kendi ajanlarý ya da El Kaide’ci iþbirlikçileri kullanarak Türkiye’ye saldýrý planlamasý ve böylece Suriye’ye savaþ ilan ederek girmesinin asýl amacý, Rojava devrimini boðmak ve burada katliam ile karýþýk bir imha siyaseti izlemektir. Türkiye’nin Beþar Esad rejiminin zalimliðini öne çýkarmasý politik aldatmadan baþka bir þey deðildir. Beþar Esad rejimine karþý çýkýyor görünerek Rojava devrimini ezmeyi planlamaktadýr. Ancak buzdaðýnýn görünmeyen kýsmý sanýldýðýndan daha da büyüktür.
Ergenekon Komplosu’nun mantýðý iyi kavranýldýðý ve bu komplonun baþlangýcýnýn 1999′a kadar uzandýðý anlaþýldýðý zaman, o günden bugüne kadar olan zaman dilimi içerisinde gerçekleþen bazý terör ve siyasi olaylarýn gerçek faillerini belirlemek mümkündür. Bu noktada olaylarýn mantýðýnýn daha iyi anlaþýlmasý için Ergenekon Komplosu’nu iki kýsma ayýrmak gerekir ya da daha doðrusu iki tane Ergenekon Komplosu’nun olduðunu bilmek gerekir: 1- Birinci Ergenekon Komplosu Mart 1999′dan (Fethullah Gülen’in ABD’ye gidiþi ile baþlar) 2003 Kasým’ýnda El Kaide’nin üzerine atýlan ancak gerçeklikte AKP-Cemaat ittifakýnýn parmak izlerini taþýyan Ýstanbul terör saldýrýlarýna kadar uzanan zaman dilimini kapsar. 2- Ýkinci Ergenekon Komplosu ise Kasým 2005′te Þemdinli bombalama eylemi ile baþlar ve günümüze kadar uzanýr. Ýkinci Ergenekon Komplosu için daha önce kýsaca ele aldýðým “Fethullah Gülen Cemaati ve AKP’den Devlete Büyük Komplo” adlý makaleme bakýlabilir. Birinci Ergenekon komplosu ise baþlý baþýna ayrý bir makale konusudur. Ama okuyucu Buzdaðý’nýn görünmeyen kýsmýnýn bu kadar olduðunu sanýyorsa fena halde aldanýyor.
AKP-Cemaat ittifakýnýn pislikleri ve rezillikleri o kadar çoktur ki yazmakla bitmez. Bir baþka rezillik de Münevver Karabulut cinayetidir. Üstelik de son günlerdeki rüþvet ve yolsuzluk operasyonlarýný yakýndan ilgilendiren bir yana sahiptir. Münevver Karabulut cinayeti aracýlýðýyla malum ittifak, Garipoðlu Holding’e komplo kurmuþ ve siyaset-medya-polis-yargý dörtgeniyle Garipoðlu ailesini linç ederek ve TMSF aracýlýðýyla mallarýna el koyarak bizzat haydutluk yapmýþtýr.
Cem Garipoðlu’nun Münnever Karabulut’u öldürdüðü konusu þüphelidir. Benim açýmdan da pek inandýrýcý deðildir. Emniyet Ýstihbaratý elinde bulunduran AKP-Cemaat ittifaký, bu dava üzerinden Garipoðlu ailesini tamamen çembere alýp linç ederek üç ay sonra da mallarýna TMSF aracýlýðýyla el koymuþtur. Cem Garipoðlu’nun Münevver’i öldürecek hiçbir geçerli ve mantýklý nedeni yoktur. Bu dava ile Erdoðan’ýn yakýndan ilgilenmesi oldukça ilginçtir.
Bu olaydan sonra TMSF’nin el koyduðu Garipoðlu þirketleri çok ucuz fiyatlar ile yandaþ kiþilere peþkeþ çekilmiþ ve adeta paramparça edilmiþtir. Yine 2009 yýlý Cem Uzan’ýn da tehdit edilerek Türkiye’den kaçýrýldýðý yýldýr. Türkiye’de bazý þirketlere ve holdinglere yapýlan ve çoðu psikolojik harekatla karýþýk olan saldýrýlarýn altýnda “Yeþil Sermayeyi Türkiye’nin Büyük Sermayesi Yapma” stratejisi yatmaktadýr.
Buzdaðýnýn görünmeyen kýsmý aslýnda bir zamanlar AKP-Cemaat ittifakýnýn adým adým tamamen kuvvetler ayrýlýðýný ortadan kaldýrarak gerçekleþtirdikleri bir darbeden baþka bir þey deðildir. Bugün ortadan kaldýrýldýðý iddia edilen kuvvetler ayrýlýðý pratikte 2005 yýlýna gelindiðinde zaten ortadan kalkmýþtý. Þayet böyle bir durum olmamýþ olsaydý Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarýnýn ortaya çýkmasý ve sürmesi mümkün olmazdý.
AKP-Cemaat ittifaký, “darbecilerle mücadele görünümü altýnda darbe yapmýþlardýr.”
Sorunun bütün özü budur.
|
 |