[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  15-04-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 56 (5) }
| Devrimci Bülten

FETULLAH GÜLEN CEMAATİ VE AKP’DEN DEVLETE BÜYÜK KOMPLO (II)



Bununla birlikte Gülen, şüpheleri Cemaat'in üzerinden uzaklaştırmak için Eşref Bitlis ve Pakistan'da Ziya Ülhak'ın uçağının düşürülmesi örneklerini verir ve psikolojik olarak insanları başka yönlere yönlendirmeyi de ihmal etmez. En son olarak da polisteki adamlarına bazı direktifler verir:
"Olumsuz düşünceleri baskı altına almak lazım(???).Öyle bir meselede irademizin hakkını vermek lazım (???).Sokaktakilerine karşı da ne emniyet tedbiri olarak ne de askeri tedbir olarak bence kaba kuvvetle mukabele etmemek lazım.Ve bir türlü sesleri kesilmemiş (???) , teskin edilmemiş ise şayet,umumun hukukuna,malına,mülküne,dükkanına,zarar vermiyorlarsa şayet boşalmalarına fırsat vermek lazım (???)." (F.Gülen ,Liyakat ve Alperen sohbeti, 30 Mart 2009,www.herkul.org)

İşin garip tarafı, bu "kaza"ya F.Gülen'in niçin bu kadar angaje olduğu ve sağa sola emirler  yağdırdığıdır.Gülen'in konuşmalarından bu suikasti, Cemaat'in polis içerisindeki "derin kolu"nun yaptığı izlenimi çıkmaktadır.

15-Ankara Kumrular Patlaması: 20 Eylül 2011 tarihinde gerçekleşen patlama sonucunda beş kişi öldü ve bir çok kişi ağır yaralandı.Hemen Kürt kökenli ve yurtsever bir çok kişi gözaltına alındı.Çok kısa bir süre sonra polisin derdinin asında suçluyu bulmak olmadığı ve bu olayın Güngören katliamı gibi birilerinin üzerine yıkılmak istendiği anlaşıldı.Sanıklardan Halil Bayık, polisin bu patlamayı üstlenmesi için kendisine işkence yaptığını ve tehdit ettiğini belirtir.Eğer bu patlamayı üstlenirse ve dediklerini yaparsa "KCK davasında gizli tanık" olacağını ve sonra da serbest kalacağının teklif edildiğini belirtir.Buradan da Ankara Kumrular Caddesi'ndeki patlamanın kimin işi olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

16-Balyoz,Sarıkız,Ayışığı,Eldiven,Oraj ve "bilmem ne darbe" planları: Kamuoyu, "tetikçi ve psikolojik harpçı" M.BARANSU tarafından çuvalla getirilen ve kendi Cemaatçi adamlarının hazırladığı sözde hükümete karşı "darbe planları" ile adeta aptal yerine konuldu.Darbe planlarının olduğu öne sürülen CD'lerin darbeden sonra oluşturulduğu ve içerisinde çok tutarsız bilgilerin olduğu kanıtlanmasına rağmen, bunlarla "bazı generallerin hükümete darbe hazırladıkarı" suçu imal edildi.

Burada suç unsuru sayılabilecek tek şey belki, birinci Ordu'da oynanılmış olan ve hükümeti de içerisine alan savaş senaryosudur.Ama bu senaryodan hareket ile darbe planı yapıldığı doğru değildir.Bunun da cezası en fazla belirli bir süre uzaklaştırma ya da emekliye sevketmedir.

Türk Ordusu'nu az çok bilen bir kişi,Türkiye'de darbeleri Genelkurmay'ın yaptığını bilir.Yine Türk Ordusu'nda hiçbir general,Genelkurmay olmadan ve ordunun diğer bileşenlerinin onayı olmadan ve de ordunun çoğunluğu onay vermeden darbe yapmaz. Huzursuzluklarını, heyecanlarını, memnuniyetsizliklerini kendi üstlerine bildirirler ancak onlardan ayrı ve tek başına bir darbeye ne yeltenirler ne de buna cürret ederler.Bunun nedenleri Türk Ordusu'nun tarihinde yatar.

Bütün generaller Genelkurmay'ın dışında bir darbe girişiminin ve bu temelde emir-komuta zincirini zayıflatmanın ne demek olduğunu,Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan'ın idamı ile iyi bilirler.Birinci Ordu'nun, Genelkurmay'ın dışında yine 2.,3. ve Ege Ordusu'nun dışında tek başına darbe yapacağı iddiası, insanları gerizekalı yerine koymaktır.Ama elinizde korkunç bir medya gücü ve tamamen taraflı bir yargı gücü varsa bu mümkündür. Artık burada Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na "casusluk", "fuhuş" ve "bazı askerlerin üstlerine suikast hazırladıkları" gibi yüz kızartıcı suçlar atılarak kurulan komploya girmeyi hiç gerekli görmüyorum.

Ergenekon Komplosu'nun genel çerçevesini ortaya koymak için bu kadar eylem yeterlidir.Elbetteki bu eylemler buzdağının görünen kısmıdır.Bu kadar örnek dahi, Gülen Cemaati'nin ne kadar tehlikeli,organizeli ve büyük bir operasyonel yapıya sahip olduğunu göstermeye yeter artar bile.Cemaat kendi çapında akıllı ve zeki insanlardan oluşmuş bir yapıdır.

Ergenekon Komplosu'nun bu kadar etkili olmasının nedeni,Cemaat ve AKP'nin onu oturtmuş oldukları "iç konjonktür"ün yapısıdır.Ergenekon Komplosu herhangi bir döneme değil, 2007 yılına doğru giderken pratiğe geçirilen bir plandır.Bu plan çerçevesinde Cemaat-AKP ittifakı,düşmanlarının bazı hatalarını,eksikliklerini "kendilerine müttefik" yapmışlardır.

2007 yılı herhangi bir şekilde seçilen bir yıl değildir.2007  Cumurbaşkanlığı seçimi ile Kasım'da yapılması öngörülen ancak 27 Nisan "E-Muhtırası"ile AKP tarafından erkene alınan genel seçimlerin yapıldığı yıldır.Bu seçimlere doğru politik tansiyonun doğru bir şekilde giderek yükseleceğini tahmin eden AKP-Cemaat ittifakı,komplolarını bu "iç konjonktüre" oturtmayı uygun bulmuşlardır.

Cemaat,komplonun KCK ile ilgili kısmını ve bu temelde organize etmiş olduğu, Diyarbakır Koşuyolu,Dershane,Güngören ve Kumrular gibi katliamları da , TAK'ın (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) eylemlerinin algısı üzerine kurmayı uygun görmüştür.TAK'ın 22 Mayıs 2007 tarihinde, Ankara Anafartalar'da gerçekleştirmiş olduğu canlı bomba Güven Akkuş eylemi,Cemaat'in  terör eylemleri yapıp ve PKK'nin üzerine atmaya çalışmasına neden olmuş gibi gözükmektedir.

Ergenekon Komplosu iki temel aşamadan oluşan bir komplodur.Birinci aşama, terör eylemleri ve ajanlar aracılığıyla "somut delil üretme" aşamasıdır. İkinci aşama ise ,birinci aşamaya dayanılarak "Ergenekon Davası" aracılığıyla "bastırma" aşamasıdır.Bu bastırma ise daha çok Ordu üzerinde olup,onun ile ideolojik ve politik olarak yakın olan siyasi yapıların (İşçi Partisi, kaset komploları ile CHP,MHP gibi partilerin), gazetecilerin (Mustafa Balbay, Tuncay Özkan,İlhan Selçuk,Soner Yalçın vs.) ,aydınların (Yalçın Küçük vs.) bastırılmasını öngörmekteydi.Cemaat,Ergenekon davası aracılığıyla bastırmayı bilerek gazeteci ve aydınlara kadar genişletiyordu.Amaç dışarıda kalanlara gözdağı vermekti ve Ergenekon sanıklarına destek mahiyetinde yazıların yazılmasını önlemekti.Gazeteciler baskılar aracılığıyla otosansüre yönlendirildi.

Bunlardan başka Hükümet,devlet gücünü kullanarak kendi yanında olmayan medyayı da astronomik vergi cezaları kesme ile (Doğan Holding gib) tehdit ederek baskı altına almaya çalıştı ve böylece komplo ile baskı altına alınanların büsbütün "hava almaları"nı önledi.Bir çok köşe yazarını işinden etti.Kendi bazı gazetecilerinin bu medyaya sızmasına ve yayın çizgilerinin değiştirilmesine  çalıştı.

V-Fetullah Gülen Hareketi ve Kürt Özgürlük Hareketi


F.Gülen Cemaati'nin Kürt Özgürlük Hareketi karşısındaki politikası anlaşılmadan komplonun çerçevesi eksik kalır.Şu soruya doğru ve mantıklı bir cevap vermek gerekir:F.Gülen Cemaati'nin Kürt Özgürlük Hareketi'ne yani PKK'ye karşı özel düşmanlığının nedeni nedir?

Cemaat gibi belirli bir strateji temelinde hareket eden bir hareketin, PKK'ye ve Kürt ulusuna karşı beslemiş olduğu özel düşmanlık tesadüf olamaz. Cemaat hem Ordu'ya karşı hem de PKK'ye karşı vurulan darbelerde insiyatif alarak,devlet içerisinde vazgeçilemez bir konum elde etmek istemektedir. Özellikle PKK karşısında,polis,yargı,eğitim,istihbarat vs. gibi unsurları kullanarak "savaş aracılığıyla devlet kurumları içerisinde derinlik elde etmek" istemektedir. Cemaat PKK'ye karşı savaşı, özellikle devletin stratejik kurumlarına sızma ve ele geçirme de "siyasi kaldıraç" olarak kullamaktadır.Cemaat'in PKK'ye karşı savaşta önalması Ordu'nun ve AKP'nin bir tür kuşatılmasıdır. Cemaat'in PKK'ye karşı savaşı, devletin ele geçirilmesinde bir tür "zıplama tahtası" olarak işlev görmektedir.Bu anlaşılmadan devlet içerisindeki klikler savaşı anlaşılmaz.

Cemaat PKK'ye karşı savaşta insiyatif almakla hem kadrolarını gerçek anlamda savaşçılar olarak eğitmekte hem de devletin başka kurumlarını da pasifize etmektedir.En önemlisi de uzun yıllardan beri sızmak ve ele geçirmek istediği Ordu'ya, PKK'ye karşı savaş görünümü altında azami derecede yaklaşma olanağı elde etmektedir.

Cemaat PKK'ye karşı savaşta oldukça kirli yöntemler kullanmaktadır.Kuzey Kürdistan'a her türlü uyuşturucuyu Polis'in KOM Dairesi aracılığıyla göndermekte,fuhuşu her düzeyde yaymakta,dini de kendi sözde eğitim kurumları aracılığıyla Kürt gençliği içinde yaymaya çalışmaktadır.Yine kendi kurumlarını ajalaştırma aracı olarak kullanarak, baskı,şantaj,tehdit ve tecavüzler ile Kürt gençliği içerisinde yozlaşma ve ajanlaştırmanın gelişmesi için yoğun bir faaliyet içerisindedir (Bakınız Erdal Er'in hazırlayıp sunduğu Örümcek Ağı belgeseline).

VI-AKP'nin  "Cemaat" ve Ordu ile ilişkilerinin Doğası


Olayların bu tarihsel çerçevesinden AKP,Cemaat ve Ordu arasındaki ilişkilerin gerçek doğasını çıkarmak mümkündür.Böylece son dönemdeki AKP-Cemaat çatışmasının doğasını anlamak daha kolay olmaktadır.

AKP-Cemaat çatışması, devlet kurumlarını kim daha fazla ele geçirecek yani bir tür iktidar kavgasıdır.Son dönemde açıktan yaşanmasına karşın, baştan beri alttan alta süren ve hep varolmuş bir rekabettir.AKP ve Cemaat, Ordu'nun bastırılması noktasında stratejik bir ittifaka girmelerine karşın, birbirlerine karşı ihtiyatı hiçbir zaman elden bırakmamışlardır, ki doğrusu da budur.Bu noktada yaklaşımları "Birlikte vur ama ayrı topla"dır.

Cemaat'in stratejisine göre,Ordu'ya vurulan darbenin, AKP'nin zayıflatılması politikası ile birbirine bağlanması gerekmektedir.Ama AKP'nin zayıflatılması politikasında başka güçler değil Cemaat'in kendisinin güçlenmesi esastır. Onun için bu zayıflatma herhangi bir biçimde değil,onun istediği şekilde olmalıdır. Cemaat iktidarı tamamen ele geçirme hedefi ile hareket ederken, AKP'yi tamamen kendi stratejik müttefiği olarak tutmak istemektedir. Mücadelenin operasyonel yanını elinde bulundurduğu için,bu stratejik ittifakta  sürekli güçlenen kendisi olacak ve zayıflayan da zaman içerisinde AKP olacaktır.
Ama Fetullah Gülen'in karşısında kendi ayarında başka bir lider bulunmaktadır: R.T. Erdoğan. Erdoğan hem partisinin çıkarlarının nerede yattığını hem de Cemaat'in niyetini iyi bilmektedir. Erdoğan başından beri Cemaat'e karşı ihtiyatı elden bırakmamış,Ordu'nun bastırılmasından sonra, Cemaat'in AKP'yi içten ele geçireceğini,bu olmaz ise siyasi olarak AKP'yi zayıflatacağını anlamıştı.Buna önlem olarak, uluslararası siyasette yaptığı manevranın bir benzerini Cemaat ile Ordu arasında yapmaya başladı.

Erdoğan ,Ordu'ya vurulan darbeden ve onun siyasi olarak bastırılmasından sonra, sessiz sedasız Cemaat ile olan stratejik ittifakını çözmeye ve onun ile ilişkisini taktik düzeye çekmeye başladı.Buna karşılık da Ordu ile düşmanca olan ilişkilerini taktik bir düzeye yükseltti.Böylece AKP'yi politik olarak, Cemaat ile Ordu arasına konumladırarak,her ikisini birbirine karşı kullanma ya da dengeleme stratejisine geçti.

Ordu,AKP ile Cemaat stratejik düzeyde ilişkiye sahip oldukları sürece,siyasi olarak hiçbir direnme şansının olmadığını gördü.İkisine karşı hareket ettiği zaman, bu ikisinin birbirine sıkı bir şekilde kenetlenmesi sözkonusuydu.Onun için stratejik olarak geri çekilerek,aralarındaki çelişkilerin su yüzüne çıkmasını bekledi ve hatta kapalı kapılar arkasında, "AKP'nin Cemaat korkusunu körükledi." Ordu'dan sonra sıranın AKP'ye geleceğini Ordu AKP'ye hissettirdi ve onun ile Cemaat'e karşı taktik bir yakınlaşma aradı.Ordu ile AKP bu ilişkilerini somut bir hale de getirdiler.

Genelkurmay,Polis'in istihbaratını dengelemesi için hükümete kendi elektronik sistemlerini verdi.1 Ocak 2012 yılında bu sistemler hükümetin elindeki MİT'e devredildi ve bu andan başlayarak devlet içerisideki Cemaat kadrolarının fişlenmesi  başladı. Cemaat, hükümetin Ordu ile gizlice anlaştığını farkettikten sonra, giderek daha agresif bir hale geldi.7 Şubat 2012'de "Oslo görüşmeleri"nden dolayı MİT müsteşarı Hakan Fidan ve yardımcısını ifadeye çağırdı.Erdoğan buna izin vermedi ve polise tırpan atarak karşılık verdi.

Erdoğan'ın PKK ile barış görüşmeleri yaparken amaçlarından bir tanesi de, ateşkes ortamından yararlanarak,kısmi olarak Cemaat'in devlet içerisindeki gücünü azaltmaktı.AKP, PKK'ye karşı mücadeleyi,Ordu'ya dayanarak yapmak istemektedir.Bu noktada Ordu'dan istediği tek şey kendi siyasi hegemonyasını kabul etmesidir.Erdoğan, Ordu'ya karşı taktik olarak Cemaati el alında tutmak isteyecektir.

Ordu uzun dönemli olarak ne Erdoğan'ın Cemaat ile birlikte kendisine karşı yaptığı komployu unutur ne de ona katlanır.Kendisine uygun bir hükümet için hep arayışta olacaktır.

Bu noktada Ordu ile ilgili olarak bir noktaya değinmek gerekir.O da Ordu'nun mutlak olarak AB karşıtı olduğu görüşüdür . Özellikle AKP-Cemaat ittifakı, gerek liberaller gerekse de ABD ve AB nezdinde dolaylı olarak bu görüşü yaymaya çalıştı.Bu noktada bir kaç şey söylemekte fayda vardır.

Ordu'nun AB'ye karşı olduğu tam bir safsatadır.Hatta denilebilir ki,90'lı yılların sonunda,çok partili  sisteme geçildikten sonra ilk defa hem Ordu hem de Hükümet tek bir politik proje etrafında anlaştılar,ki o da AB'ye üyelikti. Ordu prensip olarak AB'ye karşı değildi.Ordu NATO aracılığıyla diğer ülkelerin politik tecrübeleri noktasında büyük bir birikime sahipti.Avrupa'da NATO üyesi olan bütün ülkeler AB üyesiydi aynı zamanda.NATO kültürü ile yoğrulan Ordu'nun, AB karşıtlığını ne savunması ne de bunu NATO'da diğer ülkelere kabul ettirmesi mümkündü.Ama Ordu'nun "AB üyeliği sürecinde" dikkat çektiği ve kendi açısından haklı olan bazı kaygıları vardı.

Türkiye AB'ye üyelik sürecinde yapacağı reformlar ile kendi "eski güvenlik konseptini" çözerek yokedecekti ama müzakerelerin ucu açık olduğu için, AB'ye üye olamama durumunda AGİT şemsiyesi altına giremeyecekti. Yine "bazı art niyetli siyasi hareketler", AB'ye yakınlaşma görünümü altında, Ordu'nun bastırılması noktasında, AB'den ziyade başka bir rejime yönelebilirlerdi.Bu korkular Ordu açısından gayet mantıklı ve anlaşılırdı, ki AKP-Cemaat ittifakının AB'den ziyade,dini bir temele dayanan muhafazakar-gerici bir rejim kurma hedeflerinin ortaya çıkmış olması,ilkesel yönden Ordu'yu haklı çıkarmıştır.

AKP-Cemaat ittifakının,bir komplo ile Ordu'yu bastırmak istemelerinin politik anlamı, aslında AB'ye girmek istemediklerinin bir tür ifadesidir.Çünkü gerçek anlamda AB hedefi ile hareket etmek isteseydiler,Ordu'nun ciddi bir direnişi ile karşılaşmayacaklardı.Hiç kuşkusuz her kurumda olduğu gibi bir karşı azınlık  olacaktır ancak geniş bir politik konsesüs oluşturulduğu andan itibaren bu da sorun olmazdı.

Türkiye'de ortaya çıkan tablo,Suriye'dekinin farklı bir benzeri olmuştur. Suriye'de Başar Esad'ı canavara benzeten El Kaide-ÖSO muhalefetinin, Esad'tan daha gerici ve canavar olduğu ortaya çıktı.Aynı şekilde Türkiye'de Ordu'yu darbeci ve gerici olarak damgalayan AKP-Cemaat ittifakı,kendileri kullandıkları kirli yöntemler ve hedefledikleri toplum ile Ordu'dan daha gerici olduklarını ortaya koydular.

VII-Sonuç


Bu yazı aracılığıyla, AKP ve Cemaat'in Ergenekon Komplosu'nun çerçevesini ortaya koymaya çalıştım.AKP ve Cemaat'in bazı eylemler yoluyla önümüze koyduğu ve koşulsuz inanmamızı istediği şeyi reddediyorum. Nesnel olarak varolan olguların,gerçekliğin kendisi olmadığını,ancak bu olguların bazı genel süreçlerin parçası olarak doğru bir anlam ifade edeceğini ilk defa olarak ortaya koyan Kant oldu.Kant'ın bu yöntemini daha da geliştiren Hegel,sonra da Marx oldu.

Gerçeğin bilgisi ancak olgunun genel içerisine doğru bir şekilde yerleştirilmesi ile mümkündür.Ama bu genelin bilgisini oluşturmak hem kolay değil hem de büyük bir teorik disiplin gerektirir.Elimden geldiği ölçüde Ergenekon Komplosu'nu, genel süreçleri (Küreselleşme,Türkiye toplumunun yapısı,Cemaat,AKP ve Ordu'nun yapısı,ABD ,AB gibi) doğru bir şekilde oluşturmaya çalışarak ve sonra olguları bu genel yapı ile ilişkilendirerek ele almaya çalıştım.Gördüm ki,bazı eylemlerin yolaçmış oldukları algılar, aslında tam tersi bir gerçekliğe sahiptir.

Devrimci ve demokratik hareket olarak,Ordu,ulusalcılar ve milliyetçiler gibi bazı kesimleri sevmeyebiliriz.Ancak bu insanların işlemedikleri suçlardan dolayı mahkum olmalarını ve adeta linç edilmelerini kabul edemeyiz.Ben şahsen "düşmanlarımızın insan haklarını savunmayan bir devrimciliği ve anlayışı reddediyorum."

Devrimci hareket ne genel olarak Ordu,milliyetçiler ve ulusalcılar ile AKP-Cemaat kavgasında taraf olmalıdır, ne de özel olarak Cemaat ve AKP arasındaki kavgada taraf olmalıdır.Hepsinin gerici yüzlerini teşhir ederek "Üçüncü Yol"un iç politikada gelişip ve güçlenmesi için çalışmalıdır.

Devlet içerisinde "Cemaat" odaklı bir "paralel devlet" yapılanmasının varlığı yukarıda ayrıntılı bir şekilde gördüğümüz gibi gerçektir.Ancak bu "paralel yapılanma" pasif değil yani devlet içerisinde onun kurumları ile "yan yana varolmak için" kendisine alan açmamıştır.Aktif bir yapıya sahip olup, « varolan devleti ele geçirmeye »  dönüktür.Devlet içerisinde oluşturmuş olduğu paralel yapıyı,iktidar mücadelesinin basamağı olarak kullanmak istemektedir.

Devletin farklı güç odakları arasında (AKP,Cemaat,Ordu vs.) bu "parsellenmesi"nin teorik anlamı, "tarihsel olarak yokolmaya giden ya da tarihsel temelleri daralan devletin" tezahürünü oluşturmasıdır.Devrimci ve demokratik hareket, bilinç ve örgütlülük olarak,iktidarı alacak güçte olmadığı  bir durumda, devletteki bu dağılmayı genellikle daha gerici,baskıcı ve totaliter eğilimler durdurmaya çalışır.

|
_ _