[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayý 58 (5) }
| Devrimci Bülten

"DEVRÝMCÝ PROLETARYA"DAN BÝR GARÝP MAKALE

("Usul ve Esas" Makalesine Yanýt)


K.Erdem


I-Giriþ


Geçen Ocak ayýnýn baþlarýnda önce www.sendika.org sitesinde, daha sonra da Devrimci Bülten'in 56. sayýsýnda yayýnlanan "Fetullah Gülen Cemaati ve AKP'den Devlete Büyük Komplo" adlý  makalem , yine Ocak ayýnda www.devrimciproletarya.net sitesinde "Usul ve Esas" adlý bir makalede eleþtirildi.


Makale baþtan sona eklektik, genel yinelemeler içeren ve okuyucuyu yanlýþ bilgilendiren ve de yönlendiren bir içeriðe sahip.Makalenin ilginç tarafý, bir çok kendince yanlýþ gördüðü görüþü genel bir söylemle eleþtirmesine karþýn, benim makalemi isim vererek özellikle belirtmiþ olmasýdýr.Üstelik benim makalemi eleþtirirken de beni "küçük-burjuva dar kafalýlýk"la damgalamýþtýr.


Bir noktayý çok açýk bir þekilde devrimci kamuoyu önünde belirtmek isterim. O da , gerçekten makalenin içeriðine katýlsaydým ve doðru olduðuna inansaydým, hiç çekinmeden özeleþtiri vererek kendi hatalarýmý düzeltirdim. Bu noktada ne benim ne de yoldaþlarýmýn hiçbir kompleksi yoktur ve tam tersine kendi yanlýþlarýný gidermek bir devrimcinin asli görevleri arasýndadýr.


"Devrimci Proletarya" kendi makalesini Marx'tan yaptýðý ve buram buram eklektik kokan alýntýlarla süslemiþ, ne kadar Marx alýntýsý kullanýrsam o kadar "Marksist" olurum ve okuyucuyu etkilerim mantýðýyla hareket etmiþtir. Öyle ki , makaleye dahi Komünist Manifesto'dan yaptýðý bir alýntýyla baþlamýþtýr. Makale sanki Marksist öðretiyle yeni tanýþmýþ ve acemi bir teorisyenin elinden çýkmýþ gibidir.


Hiç kuþkusuz bu makalede amacým, Devrimci Proletarya'yý kapsamlý bir þekilde eleþtirmek deðildir. Buna ne zamaným  ne de konumum müsahittir ve kaldý ki buna gerek de görmüyorum.Bu makaledeki amacým , bazý yanlýþ anlaþýlan ya da aksettirilen görüþlerimi tekrar ortaya koymak ve Devrimci Proletarya'nýn yanlýþ gördüðüm bazý görüþlerini de eleþtirmektir.



II-"Küçük-Burjuva Dar Kafalýlýk" ve "Devrimci Proletarya"


Devrimci Proletarya "Usul ve Esas" makalesini "usul" ve "esas" olmak üzere iki temel bölüme ayýrmýþtýr. Makalenin ana fikiri, kapitalist sisteme ve onun görüngülerine yaklaþýrken ve eleþtirirken, bazý kesimler bunu yüzeysel yani usulden yapmaktadýrlar ve bu noktada "küçük-burjuva dar kafalý" bir konuma sahiplerdir.Devrimci Proletarya ise sistemi, "esas"tan yani yüzeydeki aldatýcý görünümlere kapýlmadan  temelden ele alarak eleþtirmekte ve bu noktada "komünist" ve "gerçek Marksist" bir konuma sahip olmaktadýr.


Keþke öyle olsaydý da , biz de özeleþtiri verseydik!


Bir "küçük-burjuva dar kafalý"nýn aynaya bakýp da, baþkasýný görmesi kadar tuhaf bir durum olamaz. Devrimci Proletarya aynada gördüðü  kendisini, baþkasý sanacak kadar , teorik ve siyasal olaylar içerisinde kaybolmuþtur. Devrimci Proletarya'nýn kafasý devrimin bütün sorunlarýnda karma karýþýktýr. Bunu Devrimci Proleyarya'nýn yayýnlarýný okuyan ve takip eden herkes kolayca farkedebilir.


Biz yine sözkonusu olan makaleye dönelim ve bazý alýntýlar yapalým.Biz Devrimci Proletarya gibi,onun görüþlerini okuyucusuna yanlýþ aktaran bir yöntem izlemeyeceðiz. Devrimci Proletarya, çok haklý olarak þöyle bir analiz yapmaktadýr:


"Peki bu, kitlelerin çalýþma,yaþam ve yönetilme koþullarýný, tek kelimeyle kendilerini köleleþtiren kurum ve iliþkileri daha açýk görmesine yol açýyor mu? Bir birikim,sorgulama ve tepki yaratýyor kuþkusuz.Fakat bu,esasa deðil, -en ileri biçimini Gezi'de gördüðümüz- usule iliþkin bir tepkiyle sýnýrlý kalýyor." ("Usul ve Esas" makalesi)


Biz Devrimci Proletarya'nýn görüþlerini Marksizm'e tercüme edelim: Kitlelerin kendiliðinden bilinci, en ileri biçimini Gezi'de gördüðümüz gibi, sistemin temellerine dokunmayan ama onun düzeltilmesini hedefleyen bir tepkiyle sýnýrlýdýr.Öncüsüz bir kitlenin,kendiliðinden bir çabayla elde edeceði siyasal bilinç, özünde burjuva-reformist bir bilinçtir.Çünkü "trade-union"cu bilinç, burjuva bilinç biçimlerinden birisidir ve devrimci hareket kitlelerin bu "trade-union"cu bilincini, siyasal kanatlarý altýna almadýðý ve ona önderlik etmediði taktirde, bu hareket kaçýnýlmaz olarak sistemle uzlaþacaktýr.


Ýþte "küçük-buruva dar kafalýlýk" , kendiliðinden hareketin düzeyine inen, daha doðrusu, komünist hareketin devrimci görevlerinin farkýna varamadýðý için, hareketin kendiliðinden etkisinin egemenliði altýna giren "bazý öncüler"in durumudur. Bu "küçük-burjuva dar kafalý öncüler" , sistem karþýsýnda hareketin ideolojik-felsefi olarak yenilenmesini anlayamayan ve bu temelde hareketin stratejik ve taktik ve de örgütsel yenilenmesini anlamayanlardýr. 


Soruna bu temelde yaklaþtýðýmýz zaman, bu siyasal çerçevenin kime uyduðu ortadadýr!


Devrimci Proletarya sorunlarý karma karýþýk etmeye bayýlmaktadýr.Söz konusu makalede, her tarafta bir "usulsüzlük" görmektedir.Þöyle yazmaktadýr:


"Usulsüzlük önemli kuþkusuz. Darbecilik, entrikacýlýk, yolsuzluk, yönetimde her türlü usulsüzlük ve keyfilik… Önce bunu mantiki sonucuna doðru derinleþtirelim: Yalnýzca þimdi yolsuzluk ve rüþvetle yapýldýðý açýða çýkan kentsel dönüþüm deðil, yalnýzca þimdi “paralel devlet” vb ilan edilenlerle yapýldýðý açýða çýkan yönetsel dönüþüm deðil… Akla gelebilecek her þeyin neoliberal dönüþüm süreç ve uygulamalarý: Çalýþma iliþkilerinde dönüþüm, saðlýkta dönüþüm, eðitimde dönüþüm, tarýmda dönüþüm, yerel yönetimlerde dönüþüm, enerjide dönüþüm, vb- usulsüzdür. Yargý usulsüzdür, yasama usulsüzdür, yürütme usulsüzdür, medya usulsüzdür, polis ordu MÝT zaten usulsüzdür. Bütçe usulsüzdür, Merkez Bankasýnýn rezerv plasmanlarý usulsüzdür, bankalar ve borsa baþtan aþaðýya usulsüzdür. Özelleþtirmeler usulsüzdür, ihaleler usulsüzdür, taþeronluk sistemi baþtan aþaðýya usulsuzdür. Küresel tekelci kapitalist sömürü ve mali oligarþik iktidarý, usulsüzlüðün usul, azami kar ve egemenlik için her yolun mübah haline geldiði sistemdir." ("Usul ve Esas" Makalesi) 


Kafasý bu kadar karmaþýk olan birisinden doðru teorik ve siyasal tespitler beklemek siyasal saflýk olur. 


Devrimci Proleaya'nýn yukarýda saydýðý bütün "usulsüzlükler", ona göre,Türkiye'nin neo-liberal dönüþümünün ve buna da önderlik eden AKP'nin politikalarýnýn sonucudur.Eðer Devrimci Proletarya, "küçük-burjuva dar kafalý" olmasaydý , ve olaylarýn dýþtaki "usul"una takýlmasaydý, bunun böyle olmadýðýný anlardý. Küresel tekelci kapitalist sömürü"nün yani neo-liberal politikalarýn temsilciliðini yapan ABD-AB-Japonya ve onlarýn "orkestra ortaklarý", sürekli olarak muhafazakar ve gerici politikasýnýn alanýný geniþletmek isteyen,kuvvetler ayrýlýðýný ortadan kaldýran,"Batý emperyalistleri"yle stratejik iliþkileri bulunan büyük sermayeyi tasfiye ederek yerine, devlet müdahalesini kapsamlý bir þekilde kullanarak bir "Yeþil Büyük Sermaye" koymak isteyen ve bu toplumsal dönüþümü ýlýmlý islam temelinde yeni bir faþist rejimle birleþtirmek isteyen ve de bu rejimi de Batý'ya karþý olarak Doðu'daki emperyalist güçlerin yanýna konumlandýrmak isteyen bir AKP siyasetini desteklerler mi?


AKP politikalarýnýn neo-liberal dönüþüm ile bir iliþkisi yoktur.AKP bu liberal görünümü taktik olarak kullanarak,liberal olmayan asýl poltikasýný gizlemeyi baþarmýþ ve bu temelde zaman kazanarak karþýsýndaki düþman cephesini bölerek, kendi stratejik konumunu güçlendirmiþtir. Türkiye'nin AKP iktidarý altýnda,AB'ye girme çabasý ve bu temelde ortaya koyacaðý politikalar gerçekten de Türkiye'nin neo-liberal dönüþümü olurdu. Ama AKP'nin 2009'dan beri bütün politikalarýna ama özellikle de Gezi direniþinden sonra ortaya koyduðu politika ve söylemlere baktýðýmýzda,AKP'nin Türkiye'nin neo-liberal dönüþümünü gerçekleþtirmek istemediðini ve hatta bu neo-liberal dönüþümün, hedeflediði ýlýmlý islam toplum düzenine ve  faþist rejimine engel olduðunu görmekteyiz.


AKP hükümete gelmeden önce liberal-muhafazakar bir ittifak gerçekleþtirmiþ ve bu ittifakta liberalleri kendi muhafazakar stratejisinin taktik bileþeni yaparak aldatma politikasýnýn temeli yapmýþtýr. Hükümeti sýrasýnda da bu ittifaký önce güçlendirmiþ, daha sonra da Ordu'nun bastýrýlmasý ve iktidarýn iplerini ellerine almasýndan sonra da "kullaným tarih geçen" liberallerle ittifaký, yeni rejimin inþa sürecinde giderek çözmeye baþlamýþtýr.Çünkü AKP'nin hedeflediði faþist rejimle liberallerin AB üyeliði hedefi çeliþmektedir.


Peki AKP, bir liberal-muhafazakar ittifak kurma ihtiyacýný niçin hissetmiþtir? Niçin kendi muhafazakar stratejisini,politik aldatmaya baþvurarak liberal bir örtüyle gizlemek istemiþtir? Cevabý önümüzde duruyor. Devrimci Proletarya gibi "küçük- burjuva dar kafalý"larý kuyruðuna takmak için.Tek "küçük-burjuva dar kafalý"lar deðil, bazý "liberal dar kafalý"lar da onun peþine takýlmýþlardýr. Devrimci Proletarya gibi olaylarýn ve sistemin "esas"ýna inen "büyük bir Marksist"in, AKP'nin "usul" olarak ortaya koyduðu liberal politikasýný, "esas" politika sanmasý,kendi þanýna ve þöhretine pek yakýþmamaktadýr!


Liberal görünüm altýnda alttan alta faþist bir rejim inþa eden AKP, Devrimci Proletarya gibi küçük-burjuva oportünistlerin, "devrimci siyasetini ve silahlarýný gömmesini" saðlamýþtýr.Devrimci Proletarya AKP'nin liberal görünümüne takýlarak,Türkiye'nin burjuva demorasisine geçtiðini iddia ederek, pratikte tamamen legal bir politik çalýþmaya geçerek tasfiyeci bir biçimde kendisini konumlandýrmýþtýr.


Devrimci Proletarya'nýn burjuva demokrasisinin Türkiye'de oturduðu tespitine karþýt olarak,biz, AKP'nin yeni tipte bir faþist diktatörlüðün inþasýna hýz verdiðini belirterek,buna karþý nasýl bir mücadele verilmesi gerektiði noktasýnda,geçen Mart ayýnda kaleme aldýðým "HDP ve Devrim" adlý makalede kýsaca þöyle yazdýk:


"Türkiye’de devrimci bir partinin inþaasý ancak devletin egemenlik alanýnýn dýþýnda yani legal alandan ziyade illegal (yasadýþý) alanda ve gizli olarak yaratýlabilir. Böylesi bir partinin inþasý halinde kendisini Türkiye’nin büyük metropollerinde ama özellikle de ilk baþlarda Ýstanbul’un büyük emekçi mahallelerinde örgütleyen ve ilk etapta sadece illegal araç ve metodlar kullanan; politik etkisinin büyümesi ile birlikte zamanla devletin mahallelerdeki sabit ve hareketli kolluk güçlerine karþý askeri eylemler düzenleyerek ve buralarda önce devletin otoritesinin aþýnmasýný sonra da zayýflamasýna ve yok olmasýna neden olan bir askeri mücadeleyi verebilecek düzeye çýkarmasý gerekmektedir.


Devrimci bir partinin emekçi mahallelerde “siyasi üsler” kurarak ve zamanla bunlarý “Þehir Gerillasýnýn” desteði yaparak ve devletin otoritesini zayýflatarak halkýn devrimci örgütlenmesine alan açan ya da bu toplumsal çerçeveyi oluþturan siyaseti, devlet karþýsýnda siyasi dayanýklýlýðý ve sürekliliði uzatabildiði ölçüde halkýn geniþ kesimlerine ulaþabilecek ve onlarý büyük yýðýnlar halinde devrimci siyasete kazanacak olanaðý da elde edecektir.


Bu devrimci dayanýklýlýðý ve sürekliliði saðlayan bir devrimci parti, HDP gibi legal ve liberal partiler ile yapacaðý ittifak ile hem partinin “savaþ örgütü”nü yýðýn örgütleri ile çevirerek “derine gömme” olanaðý elde edecek hem de devrimci siyasetini bu legal kurum ve partiler aracýlýðý ile halkýn geniþ kesimlerine aktarma ve kendisini halkýn bu geniþ kesimleri içerisine sokma olanaðý elde edecektir. Bu dönem ayný zamanda devrimci siyasetin reformist siyaset üzerinde politik hegemonyasýnýn kurulmasý ile el ele yürüyecektir." 

(Kemal Erdem,HDP ve Devrim,Devrimci Bülten, sayý 57)


2010 yýlýnda Erdoðan "Tek dil,tek bayrak ve tek devlet"i her yerde bas bas baðýrýrken ve bu sloganýn yanýna daha açýktan "tek mezhep"i koymadýðý zaman Devrimci Proletarya þunlarý yazmýþtýr:


"Faþizm çözülüyor. Mutlakçý tek dil, tek din-tek mezhep, tek ýrk- tek ulus, tek cinsiyet, tek kültür, tek egemenlik biçimi anlayýþýyla çözülüyor. Korporativist, aþýrý paketleyici ve düzleyici “betonarme” toplum modeli ile çözülüyor. Açýk zorbalýða dayalý tek biçimli egemenliðin, burjuva çok yönlü ve bütünsel egemenlik iliþkileri sistemini sürdürmeye yetmediði gibi engeli haline gelmesiyle, burjuva egemenliðin daralan siyasal- toplumsal tabanýný geniþletme kaygýsýyla çözülüyor." (Devrimci Proletarya,Ekim 2010,Sayý 1, s.35 )


Yine ayný makalede Devrimci Proletarya, Türkiye'yi "geri tipte neoliberal burjuva demokrasisi" olarak niteler ve AKP iktidarý döneminde Ergenekon Komplosu aracýlýðýyla, Ordu'nun iktidar gücünün azaltýlmasýný ve sözde "siviller"in gücünün geliþimini, faþizmin çözülüþünün temel belirtilerinden biri olarak ele alýr. Devrimci Proletarya þöyle yazar:

"Siyasal alandaki deðiþim, köklü bir faþist kurumsallýk ve iþlleyisþe dayanan dengeler nedeniyle daha zorlu, gerilim ve çatýþmalarla, iniþ ve çýkýþlarla birlikte gerçekleþmektedir. MGK’nýn -MGK içerisindeki ordu partisinin-, iç ve dýþ siyaset alanýnda temel kurumsal belirleyiciliði zayýflamýþtýr. Bir çavuþunu bile teslim etmeyen ordu partisi, kuvvet komutanlýðý, MGK sekreterliði yapmýþ generallerini teslim etmektedir. Kürt siyaseti, Ermeni sorunu, Kýbrýs sorunu gibi temel sorunlarýn emperyalist-burjuva çözümünün önünde engel oluþturmaya baþlayan faþist milliyetçi, bir dönem ABD’deki neo-concu kanata dayanmýþ, Rusya gibi farklý klik ve emperyalist güçlerle ve bölgesel yerel ittifaklarla darbe arayýþýna giren kontrgerilla yapýsý çökertilmektedir. Devlet içi güç dengeleri ve devlet örgütlenmesi deðiþime uðramaktadýr. “Cumhuriyetin kurucu ve kollayýcý gücü olarak dokunulmaz olan ordu”nun darbe yapma meþruiyeti elinden alýnmaktadýr. Ülkemizdeki demokrasinin kilit sorunu olan Kürt ulusal sorunu Özalcý yaklaþýmýn bugüne uyarlanmasýyla geri düzeyde liberal reformist bir çizgiden yeniden düzenlenmektedir." (a.g.e.s.37)


Devrimci Proletarya'nýn bütün görüþleri bu alýntýda yatmaktadýr.Faþizmin çözülüþü, Ordu'nun "siviller" tarafýndan çözülmesiyle baþlamýþ,çözülen Ordu Kürt sorunu ve Ermeni sorununun önündeki engel olmaktan da çýkmýþ, bu kontrgerilla yapýlanma önce ABD'de neo-cons'lara yanaþmýþ, Rusya gibi farklý klik ve emperyalist güçlerle darbe arayýþlarý içerisine girmiþ vs...


Bu görüþlerin hemen hemen hepsi yanlýþtýr.Bu pasaj AKP medyasýndaki gazetelerden birisinde yazan liberal bir yazarýn görüþlerine çok benzemektedir.


Devrimci Proletarya AKP-Ordu iliþkilerinin geliþimini anlamamýþtýr. Bunun nedeni AKP'nin tarihsel karakterini yeterince çözememiþ olmasýndan kaynaklanmaktadýr.Yukarýdaki pasaj tamamen AKP propagandasýnýn izlerini taþýr ve gerçeklerin ters-yüz edilmesidir. Olaylar "Ergenekon Ýddianamesinde" iddia edildiði gibi ve bu iddia üzerine oturan propagandanýn sunduðu gibi deðildir.


Bu noktayý kýsaca açmak istiyorum.


  Türkiye'nin AB üyeliðini asýl savunan ve Türkiye'nin  Batý ile stratejik iliþkilerini AB üyeliði aracýlýðýyla yeni bir temele oturtmayý savunan ve de bunu kendisine stratejik bir hedef olarak benimseyen Türk Silahlý Kuvvetleri'ydi. Türkiye'nin AB üyeliðinin hýz kazandýðý dönem, 28 Þubat 1997 darbesinden sonra olmuþ ve bu da TSK'nýn iradesi ve politik desteðiyle olmuþtur.28 Þubat darbesinden sonra TSK Türkiye'nin AB üyeliðini stratejik bir hedef olarak benimsemiþ ve Türkiye'nin küreselleþmeyle bütünleþmesinin AB üzerinden olmasýný kabul etmiþtir.


TSK'nýn AB üyeliðini stratejik olarak benimsemesinin nedeni, Kemalizm için AB üyeliðinin dýþýnda hiçbir çýkýþ yolunun olmamasýydý.Küreselleþmeleyle AB üzerinden bütünleþemeyen bir Kemalizm, zaman içerisinde üç önemli tehditin kýskacý altýnda kalacaktý ve bu durum iktidarý kaybetmesiyle sonuçlanabilirdi: Ýrticacý hareket,Kürt hareketi ve devrimci hareket. Ýlk ikisi 1990'li yýllarda büyük bir tehdit oluþturmuþtu ve sonuncusunun da baþýný kaldýrmasýna izin verilmemiþti. 2000'li yýllarýn baþlarýna gelindiðinde Batý'nýn da yardýmýyla bu üç hareket pasifize edilmiþti ve gelecek dönemde baþlarýný kaldýrmalarý kesindi ve tekrar yenilmeleri için de TSK,Türkiye'nin AB'ye girmesinden baþka bir çare görmüyordu.


Ýþte 2003 yýlýnýn Mart ayýnýn baþýnda, Orgeneral Çetin Doðan'ýn komutaný olduðu 1.Ordu'da oynanan "Olasýlýðý En Yüksek Tehlikeli Senaryo" (OYTS), Türkiye'nin AB üyeliði perspektifinin kesintiye uðramasýyla bu üç tehdit karþýsýnda devletin nasýl hareket edeceðini ortaya koyan bir senaryoydu. OYTS aslýnda Türkiye'nin AB üyeliði perspektifinin korunmasýný hedefleyen ve bu temelde Türkiye'nin Batý ile stratejik iliþkilerinin zedelenmesinin önlenmesini içeren bir senaryodur.Ancak komplocular olaylarý, medyayý psikolojik harp yöntemleriyle kullanarak tersine çevirmeyi baþararak ve tam tersi bir algý oluþturarak,OYTS'nin "demokrasiye" ve "Türkiye'nin AB'ye giriþine" karþý yapýlmýþ bir "tatbikat" olduðunu ileri sürdüler.Onlara göre "darbeciler" senaryo görünümü altýnda tatbikat yapmýþlardý.


AKP ve Cemaat komplo ittifaký, sözde kendilerine karþý yapýlan "darbe"nin ayný zamanda demokrasi ve AB'ye karþý da yapýldýðýný ileri sürerek, ABD ve AB ile TSK arasýndaki stratejik iliþkileri parçalamak ve bu sonuncularý düþman hale getirmek istiyorlardý.ABD ve AB,Kemalist TSK ile çatýþdýkça her ikisinin zayýflamasýna karþýlýk AKP'nin güçlenmesine ve karþý düþman cephesinin daðýlmasýna neden olacaktý.Kýsacasý AKP ABD,AB ve TSK'yý savaþ sanatýnýn inceliklerine uygun olarak yanlýþ bir stratejiye çekiyordu.


AKP'nin kendi iktidarýnýn önünde engel olan TSK'yý, "AB'ye uyum politikalarý" görünümü altýnda zayýflatan politikasýný çözmek oldukça zordu.AKP'nin asýl niyeti çözülse de, onun bu niyetini iç ve dýþ kamuoyuna gösterecek ve teþhir edecek araçlar da yoktu.Asýl stratejik hedefini ustaca gizleyen komplocular, hükümet olanaklarýný da kullanarak, psikolojik hareketten terör eylemleri ve suikastlere kadar,sahte delil ve evrak üretmeden yargý ve yürütmenin vurucu bir güç olarak kullanýlmasýna kadar uzanan geniþ bir "araçlar portföyü" oluþturdular.1998'den 2010'larýn baþlarýna kadar komplocular bir tür "üstü örtülü bir içsavaþ" uygulayarak,iktidarýn iplerini ele geçirdiler.


TSK her ne kadar 1997'den itibaren AB'yi stratejik olarak benimsese de,katý Kemalizm savunusu ve liberalizmi aþaðýlayan ve onu dýþlayan tutumu, siyasal alanda onun perspektifini paylaþan politik yapýlarýn da libealizmle aralarýna mesafe koymalarýna neden oldu.1997'den sonra, DSP, ANAVATAN, CHP ve MHP, AB'ye üyeliðin ana unsuru olan liberalizmi dýþladýkça, AKP-Cemaat ittifakýnýn komplosuna da kapýyý ardýna kadar araladýlar. 2000'li yýllarýn baþlarýndan itibaren liberaller,iki hareket arasýnda giderek bölüþülmeye baþlandý:AKP-Cemaat hareketi ve Kürt hareketi.


Komplocularýn iddia ettikleri gibi, 2000'li yýllarýn baþlarýnda ne Ordu darbeciydi ne de bazý subaylar AKP'ye karþý bir darbe hareketinin içerisindeydiler.Yalnýz Ordu'nun AKP ile baðlantýlý olarak  kendi içerisinde bir anlayýþ farklýlýðý vardý ama bu farklýlýk, komplocularýn iddia ettikleri gibi "darbeci subaylar" ile "darbeci olmayan subaylar" arasýndaki bir farklýlýk deðildi. Bu farklýlýk þuydu: AKP gerçekten dediði gibi Milli Görüþ gömleðini çýkardý mý ve AB'ye üyelik noktasýnda samimi; yoksa taktik  yaparak AB'ye üyelik görünümü altýnda Ordu'nun devlet içerisindeki etkisini zayýflatarak, Kemalist rejimi tamamen savunmasýz kýlýp ve daha sonra yýkarak baþka bir rejime mi yönelecek.Ýþte AKP hükümete geldiði zaman Genelkurmay Baþkaný Hilmi Özkök daha çok birinci eðilime sahipken ve AKP'nin samimi olduðuna inanýrken,daha sonra içeri atýlan generaller,AKP'ye karþý ihtiyatý elden býrakmama anlayýþýna sahip olarak ikinci eðilime sahiplerdi.Ama üstlerine karþý bir disiplinsizlik içerisinde olmayý da akýllarýnda geçirmiyorlardý. Sadece Genelkurmay Baþkanýný bu çizgiye gelmeye ikna etmeye çalýþýyorlardý.Hepsi buydu.


Ama baþta Erdoðan olmak üzere bütün komplocular,psikolojik harekatýn bütün metodlarýný kullanarak,bu düþünce farklýlýðýný, sahte delil üretimiyle de birleþtirerek ve Hilmi Özkök'e de  kapsamlý bir psikolojik harekat çekerek, bütün kamuoyunun algýlama süreçlerini manipüle etmeyi baþararak zorlamayla "darbe giriþimi" algýsýný oluþturdular.Çünkü Ergenekon Komplosu öyle istiyordu! 


Tarih Hilmi Özkök karþýsýnda Birinci Ordu ve Kuvvet Komutanlarýný haklý çýkarmýþtýr. Çetin Doðan'ýn, Özden Örnek'in ve Ýbrahim Fýrtýna'nýn korkularý gerçek olarak,AKP Türkiye'nin AB üyeliðini taktik olarak ele alarak, Ordu'nun hemen yanýna sokulmuþ ve onun hiç beklemediði yerde ona darbeyi vurmuþtur. AB üyeliðini irticayý durdurmak için isteyen Ordu, irticanýn AB maskesini takmasýný ve bu maskeyle saldýrýlarýný organize etmesini tam olarak anlayamamýþtýr.Bunu anladýðý zaman da iþ iþten çoktan geçmiþti.


Þimdi iþin püf noktasýna gelelim.Benim makalem Devrimci Proletarya'yý niçin rahatsýz etmiþtir?


Devrimci Proletarya'nýn rahatsýzlýðý ve korkusu yerindedir.Çünkü Türkiye'yi "geri tipte neo-liberal burjuva demokrasisi"ne taþýdýðý iddia edilen AKP'nin , kuvvetler ayrýlýðýný tamamen ortadan kaldýrarak faþist bir sistem inþa ettiðini ve bu inþasýný da Devrimci Proletarya gibi "küçük-burjuva dar kafalý"lardan ustaca gizlediðini ortaya koydum.Makale Devrimci Proletarya'nýn bütün ideolojik temellerini sorunlu hale getirmiþ ve Devrimci Proetarya panik halinde  , keskin "sol"culuk halinde AKP'nin faþist rejim inþasýný , kendi yaptýðý burjuva demokrasisi tespitine uysun diye allayýp-pullamýþtýr.Devrimci Proletarya'nýn bana saldýrýsý,ilginç ama AKP'nin dolaylý savunusunu içermektedir.


Herþeyden önce Devrimci Proletarya'nýn "usulsüz" olarak adlandýrdýðý politikanýn özü nedir? Niçin bu politikalar "usulsüz" olarak adlandýrýlmaktadýr? 


Devrimci Proletarya AKP'nin bazý politikalarýný laf cambazlýðýyla "usulsüz" göstererek ve iþin özünü saklayarak tamamen bir oportünist gibi davranmaktadýr.Onun "usulsüz" dediði politikalar, sistemin kendi burjuva hukukuyla çeliþen politika ve uygulamalardýr.Yargý yürütme karþýsýnda çaresizdir ve TC tarihinde Yürütme'nin Yargý ve Yasama üzerindeki bu egemenliðinin boyutlarý,Tek Parti dönemi dýþarýda býrakýlýrsa, hiçbir zaman askeri darbeler dýþýnda görülmemiþtir.Hatta hiçbir askeri darbe döneminde bu kadar yolsuzluk ve hýrsýzlýk da gerçekleþmemiþtir. 


Kuvvetlerin bu þekilde ortadan kaldýrýlmasý da, Devrimci Proletarya'nýn iyi bildiði ama ifade etmediði gibi faþizmin temel özelliklerinden birisidir. Sivillerin iktidarýn iplerini ele geçirmelerini faþizmin tasfiyesi olarak gören bir anlayýþ doðru deðildir.Devrimci Proletarya da çok iyi bilir ki,klasik faþist hareketler "sivil" olarak ortaya çýkmýþ ve "sivil görünüm içerisinde asker ruhu" oluþturmuþlardýr. Devrimci Proletarya, AKP'nin  "Asker tamamen darbeci ve sivil de tamamen demokrat"týr yanlýþ anlayýþýnýn "usul" yanýna takýlarak tam bir "küçük-burjuva dar kafalý" gibi hareket etmiþtir.






|
_ _