ÝÇÝNDEKÝLER
1-Erdoðan'ýn "Bonapartist Darbesi"ne Doðru
2-PKK ve Tarihsel Gerçekliði
3-PKK ve Ortadoðu Devrimi
4-Hegel'in "Mantýk Bilimi" ve Marx'ýn "Kapital"i
ERDOÐAN'IN "BONAPARTÝST DARBESÝ"NE DOÐRU
7 Haziran 2015 Genel Seçimleri yaklaþýrken, bir çok politik çevrede ve halkýn büyük bir kesiminde bu seçimlerin sýradan bir seçim olmadýðý, tam tersine büyük bir tarihsel dönemeci oluþturduðu hissiyatý ve bilinci oluþmuþ durumdadýr. Yaklaþan genel seçimlerin sýradan bir seçim olmadýðý tespiti tamamen doðru bir tespittir ve bu haliyle bu seçimler,tarihsel bir eþiði oluþturmaktadýr.
Aslýnda her ne kadar seçimler bir tarihsel eþiði ifade etse de, fiiliyatta bu tarihsel eþik çoktan beri aþýlmýþ durumdadýr ve seçimler fiiliyatta kurulmakta olan faþist yeni rejime meþruluk biçimi geçirme çabasýndan ibarettir.Seçimler aracýlýðýyla bu meþruluðun elde edilmesi hem iç politikada hem de dýþ politikada daha geniþ bir manevra alaný elde etmeye dönüktür.Seçim meþruluðunun üzerine geçirilmediði bir faþist diktatörlüðün hem ideolojik hem de politik temelleri ve argümanlarý zayýflayacaktýr ve salt þiddet üzerine oturan bir yapýya sahip olacaktýr,ki kýsa bir süre sonra yýkýlmasý kaçýnýlmazdýr.
Erdoðan Cumhurbaþkanlýðý seçimlerinden sonra fiiliyatta Baþkanlýk sistemi kurmuþtur ve Haziran genel seçimleriyle bu Baþkanlýða hukuki biçim vermek istemektedir.Devletin aðýrlýk merkezini tamamen Cumhurbaþkanlýðý makamýna taþýyarak,azami derecede merkeziyetçi ve bu temelde otoriter ve baskýcý bir rejim oluþturmak istemektedir.Yeni yapýlan Cumhurbaþkanlýðý Sarayý da tamamen bu yeni rejim bakýþ açýsý ve ihtiyacý temelinde inþa edilmiþtir.
Yeni Cumhurbaþkanlýðý Sarayý'nýn büyüklüðü ve ihtiþamlýðýnýn en önemli nedeni,bu sarayýn bir politik ve askeri karargah olarak tasarlanmasýndan kaynaklanmaktadýr.Erdoðan Baþkanlýk sistemi ile bütün iktidarý tek elde toplamak istediði için,Saray bu politik ve askeri merkezileþmeye uygun ve bu ihtiyaçlarý karþýlayacak þekilde inþa edilmiþtir.Baþkanlýk sistemi ile birlikte Türkiye tepeden týrnaða faþist bir rejime dönüþecektir.Ýþte Haziran Genel Seçimleri Erdoðan açýsýndan bu yeni faþist rejimin kapýsýný ardýna kadar açan bir tarihsel dönemeç olarak düþünülmektedir.Seçimlerde istediði sonucu alan Erdoðan tamamen diktatörlüðünü ilan ederek,artýk seçim yoluyla hiçbir gücün kendisini ve rejimini indiremeyeceði bir tarihsel çerçeveye kavuþacaktýr.Bu durumun legal muhalefet için bir yýkým olacaðý açýktýr.
Erdoðan seçimler yoluyla istediði sonucu alamasa da diktatörlüðünü þu ya da bu þekilde ilan edecektir ve bunun için gerekli içsavaþ koþullarýný da kýsa sürede oluþturacaktýr.Seçimler aracýlýðýyla meþruluk hiç kuþkusuz iktidarýnýn ömrü ile yakýndan alakalýdýr.Bu meþruluðu elde edemediði zaman hem müttefikler noktasýnda hem de iç ve dýþ politikada büyük sorunlar ile karþý karþýya kalacaktýr.Bundan dolayý Erdoðan'ýn istediði seçim meþruluðu ile örtülmüþ bir "Bonapartist Darbe"dir.
Modern dünya tarihinde,ilk defa seçim yoluyla iktidara gelip ve sonradan açýktan diktatörlüðünü ilan eden ve de bu temelde faþist bir rejim kuran kiþi I.Napolyon'un yeðeni Louis-Napolyon ya da namý diðer III.Napolyon'dur. Faþizm emperyalizmin ürünü olan bir tarihsel fenomen deðildir.Faþizmi emperyalizmle ilgili bir tarihsel kategori kabul eden III.Enternasyonal, bu noktada yanýlýyordu.III.Napolyon'un faþist diktatörlüðü aslýnda 20.yüzyýlda ortaya çýkacak olan faþist diktatörlüklerin bir tür prototipiydi.Bunun önce Fransa'da ortaya çýkmasýnýn bir çok nedeni vardý.
Louis-Napolyon da Erdoðan gibi önce seçim sistemini kullanarak devleti kuþatmaya baþladý.Ýktidarýnýn ilk dört yýlýnda, hükümette olmanýn avantajlarýný kullanarak devlet içerisinde kadrolaþtý ve devletin bütün kilit noktalarýna kendi adamlarýný yerleþtirdi.Ýktidarýnýn ilk dönemlerinde asýl hedefini gizleyerek, uyguladýðý politikalarla bir çok kesimin kafasýný karýþtýrarak ve karþýsýndaki düþman cephesini bölerek,siyasal ortamý kendi diktatörlüðü için uygun hale getirdi.2 Aralýk 1851 darbesiyle de iktidarý tamamen ele geçirerek, diktatörlüðünü ilan etti.
Louis-Napolyon da Erdoðan gibi demokrat deðildi ve seçimler aracýlýðýyla siyasal sistemin örgütlenmesine karþýydý.Bir çok defa darbe ile iktidarý ele geçirme giriþiminde bulunmuþtu ama baþarýsýz olmuþtu.Ama Avrupa'da devrimler patlak verince ve bu devrimlerden Fransa da nasibini alýnca ve Louis-Phillipe monarþisi yýkýlýp,seçimler meþruiyetin temeli haline gelince, Louis-Napolyon kendisini bu sürece taktik olarak adapte etmede gecikmedi.Çünkü seçimlerin dýþýnda iktidara gelmek,yükselen devrimci-demokratik hareketin gücünden dolayý mümkün deðildi.Taktik olarak seçimleri kullanarak,bir çok kesimin kafasýný karýþtýrarak ve hatta toplumda yeni müttefikler kazanarak hükümete gelip ve kafasýndaki diktatörlük fikrini gerçekleþtirmek daha akýllý bir plandý.
Erdoðan da III.Napolyon gibi,asýl hedefini yani "Tek Adam Diktatörlüðü" hedefini gizleyen (hatta bunu yaný baþýndaki bir çok kiþiden gizledi) bir stratejik plan dahilinde hareket eden bir politika uyguladý.Bu politikanýn temellerini 1990'lý yýllarýn baþlarýnda attý ve Ýstanbul Belediye Baþkanlýðý sýrasýnda benimsediði stratejik plana ve oluþturduðu dar kadroya baðlý kalarak,asýl hedefine yürümeye baþladý.
Bu dar kadro Erdoðan'ýn gizli stratejisini biliyordu ve bu gizli stratejiyi deþifre etmek ihanet ile eþanlamlýydý.Bu dar kadro, daha Ýstanbul Belediye Baþkanlýðý sýrasýnda, Türkiye Cumhuriyeti'nin zaman içerisinde Osmanlý Ýmparatorluðu'na dönüþümünü ve Erdoðan'ýn da Baþkanlýk biçiminde Padiþah ve Halifeliðini öngören bir stratejik plan hazýrlamýþtý ve bütün mesele bunun hangi taktikler ile pratiðe geçirileceði sorunuydu.Ýþte bu noktada III.Napolyon'un yaratýcýlýðýna ve zekiliðine benzer bir taktik planlar sistemi oluþturuldu.
Bu stratejinin ilk taktik ayaðý olarak, devlet içerisinde ama özellikle de yargý,polis ve bürokrasi içerisinde örgütlenen ve kendisine yeni müttefikler arayan Fetullah Gülen Cemaati ile yakýnlaþma içerisine girildi. Çünkü hükümete gelmek için devlet olanaklarýna ihtiyaç vardý.Hem hükümetteki partilerin yargý ve polis aracýlýðýyla yýpratýlmasý için hem de Ýstanbul Belediye Baþkanlýðý sýrasýnda kurulan Havuz Sistemi'nin korunup ve sürdürülmesi için buna gereksinim vardý.Bu ittifakýn bir diðer amacý da AKP açýsýndan, Batý'nýn ama özellikle de ABD'nin,ýlýmlý Ýslam çerçevesinde AKP'yi kabul etmesini saðlamaktý. Batý ve ABD AKP ile iliþkisine stratejik yaklaþýrken, Erdoðan ve AKP bu iliþkiye taktik olarak yaklaþýyordu ve iktidarýn ele geçirilmesinden sonra, devlet imkanlarýný kullanarak hem Gülen Cemaati'ni hem de ABD ve Batý'yý dengeleyecek iç ve dýþ politik açýlýmlar ve araçlar düþünülmüþtü.
Erdoðan ve AKP hükümet olmanýn imkanlarýný kullanarak giderek devlet içerisinde Cemaat'in gücünü dengeleyen araçlar ve kadrolar yaratmaya baþladý. Hükümette bulunmanýn avantajlarýný Cemaat'in gücünü dengelemek için kullandý.Özellikle bu noktada MÝT'i tamamen ele geçirerek ve kendisine baðlayarak, Cemaat'in Emniyet Ýstihbarat'taki gücünü dengeledi.Ayný kadrolaþmayý Polis ve Yargý'da da yapmaya çalýþtý.
Erdoðan ve AKP, ABD ve Batý'yý ise alttan alta Doðu'lu güçler (özellikle Rusya,Çin ve Ýran) ile kurmuþ olduðu ikili iliþkiler ile dengelemeye çalýþtý.Ama özellikle 2004 yýlýnda Savunma Sanayi'nin "millileþtirilmesi" görünümü altýnda, Türkiye'nin savunma ve silah noktasýnda Batý'ya olan baðýmlýlýðýný azalttý.
AKP-Cemaat Ýttifaký Ergenekon Komplosu aracýlýðýyla ve bu temelde gerçekleþtirdikleri bir çok suikast, sabotaj, terör eylemi ve sahtecilikle Kemalistleri ve Ordu'yu bastýrdýklarý zaman zaten "üstü örtülü" ya da moda deyimiyle bir "Postmodern Darbe" yapmýþlardý.Ýktidar bloku içerisinde Gülen Cemaati'nin dýþlanmasýndan sonra,þimdi bütün hedef Baþkanlýk biçimi altýnda faþist rejimin kurumsallaþmasý ve iktidarýn tamamen tek elde toplanmasýdýr. 1990'lý yýllarda benimsenen ve kabul edilen gizli stratejik hedefin en son adýmý Baþkanlýk sistemine geçiþ ve bu temelde tamamen yeni bir faþist rejimin inþasýdýr.
Zaten uzun zamandan beri alttan alta ve liberal görünüm altýnda ve tamamen politik aldatma temelinde bu faþist rejim büyük oranda inþa edilmiþtir.Siyasi olarak da Erdoðan'ýn geçen yýlýn 10 Aðustos'unda Cumhurbaþkaný seçilmesiyle de fiiliyatta bu Baþkanlýk rejimi oluþturulmuþtur ve bütün icra kurumu zaten Erdoðan'ýn elindedir.Gelecek Genel Seçimler bu fiili duruma hukuki biçim vermeye yöneliktir ve bu noktada sorun bu hukuki biçimin verilmesinin "kanlý mý yoksa kansýz mý" olacaðýdýr.
Ýster kanlý isterse de kansýz bir þekilde olsun,Erdoðan kendi fiili durumuna uygun bir þekilde bütün siyasi ve askeri gücü hukuki olarak Cumhurbaþkanlýðý makamýnda toplayarak,bu temelde bütün Yürütme'yi ve Kuvvet Komutanlýklarý'ný Saray'a taþýyarak, azami derecede merkezileþmiþ ve totaliter bir siyasal sistem yaratacaktýr.Bu sistemde Genelkurmay Baþkaný bizzat Cumhurbaþkanýn kendisi olacaktýr ve Kuvvet Komutanlýklarý ay ayrý bu Baþkan-Genelkurmay Baþkanlýðý'na baðlanacaktýr.Böylece de Ordu'nun darbe yapma yeteneði de tamamen ortadan kaldýrýlmýþ olacaktýr. Yaptýrýlan Saray'ýn büyüklüðü ve amacý bu ihtiyacýn karþýlanmasýna dönük olup, halka karþý açýlacak ya da açýlan savaþýn Anakarargahý olarak düþünülmüþtür.
"Tek Adam Diktatörlüðü" temelinde geliþen bu siyasal merkezileþmenin, Havuz Sistemi temelinde geliþtirilen ve Korporatist bir anlayýþa sahip olan faþist ekonomik model ile elele gitmesi ise ilginçtir.Ekonomideki Havuz Sistemi, 20.yüzyýldaki faþist sistemlerde ortaya çýkan Korporatist ekonomik modelin ta kendisidir.Bu model, ekonomide rekabeti dýþlayan ve faþist siyasal sistem ile kendisini özdeþleþtiren bir kýsm büyük sermayenin ,devlet ile sýký iþbirliði içerisinde sermaye birikiminin boyutlarýný büyütmesi anlamýna gelmektedir. Burada rekabet deðil, devlet birikim için kaldýraç olarak kullanýlmaktadýr.
Bu korporatist (kooperatifleþmenin tersidir) ekonomik yapý, faþist siyasal sistemi benimseyen þirketlerin bir havuzda birleþtirilerek bütün sermaye birikimlerinin ve bu temelde yatýrýmlarýn planlanmasýný ve geliþtirilmesini öngörürür.Ekonominin tavanýndan tabanýna doðru yayýlmak istenen bu ekonomik model,aslýnda tek bir ekonomik kartel yaratmaya dönüktür.Devlet eliyle rakipler ve piyasada rekabet dýþlandýðý için aslýnda ekonominin temel göstergeleri de giderek yokolur.Artýk þirketler piyasadaki rekabete göre deðil, devletin zirvesindeki küçük bir bürokrat grubunun (ki iktidarý elinde tutan gruba baðlýdýr) iki dudaðý arasýna bakarak karar alýrlar,ki bu gidiþat genellikle felaket ile sonuçlanýr.
Havuz Sistemi temelinde geliþen ve toplumsal sermayenin bütün alanlarýna yayýlan bir ekonomik modelin geliþiminin, kaçýnýlmaz sonucu Tiranlýk sistemini çaðýrýþtýran Tek Adam Diktatörlüðü'dür.Erdoðan baþýndan beri bilinçli bir þekilde bu Havuz Sistemi'nin geliþmesi için çaba sarfetmiþ ve bütün siyasi gücünü bu sistemin önündeki engellerin kaldýrýlmasý için seferber etmiþtir.Hatta bu noktada psikolojik savaþý, bu Havuz Sistemi'nin geliþmesi ve güçlenmesi için kullanmýþtýr.
Bu noktada bir çok örnek verilebilir ama kamuoyunun pek dikkatini çekmeyen ya da anlaþýlmadýðý için pek fazla gündeme gelmeyen bir olaya bu vesile ile deðinmek istiyoruz.Yeþil Sermaye’nin Havuz Sistemi aracýlýðýyla büyük sermaye haline getirilme sürecinde,Erdoðan ve AKP'nin özellikle el atmýþ olduklarý ve bu temelde birçok cinayet iþledikleri bir alan sözkonusudur.Bu ekonomik alan Savunma Sanayi’dir.
Ergenekon Komplosu'nun ikinci ayaðýnýn baþladýðý Kasým 2005 yýlýndan itibaren,AKP-Cemaat Ýttifaký, kamuoyunda "Aselsan Cinayetleri" olarak bilinen ve hala daha da günümüze kadar süren mühendis cinayetlerini iþlemiþlerdir. Bu cinayetler, Türkiye'nin Savunma Sanayi'nin çok önemli projelerinin sözde "Türkiye'nin baðýmsýz savunma gücünün geliþmesini istemeyen güçler" tarafýndan baltalanmak istendiði imajýnýn oluþturulmasý için, bizzat AKP ve bir zamanlar "saz ortaðý" olan Gülen Cemaati tarafýndan gerçekleþtirilmiþlerdir.
Devlet bizzat kendi mühendislerini öldürerek ve topluma psikolojik hareket çekerek,"ulusal güvenliðin tehdit altýnda olduðu" görünümü oluþturarak, savunma sanayindeki bir çok projenin ihalesiz bir þekilde Yeþil Sermaye'ye aktarýlmasýný saðlamýþtýr.Türkiye'nin savunma gücünün geliþtirilmesi temelinde Ordu'nun modernizasyonu için gelecek yirmi yýlda 150 milyar dolara yakýn bir bütçenin düþünüldüðü gözönünde bulundurulursa,Yeþil Sermaye'nin savunma sanayinde sermaye birikimini çok hýzlý bir þekilde gerçekleþtireceði ve bu sanayi aracýlýðýyla kýsa bir zamanda büyük sermaye haline geleceði kendiliðinden anlaþýlýr.Yani mühendisler Yeþil Sermaye'ye bizzat psikolojik operasyon için kurban edilmiþlerdir.Her nedense herþeyi bilen Fuat Avni bu hassas konularda birþey söylemiyor! Bu noktadaki suskunluðu, sakýn Erdoðan ile bir zamanlar olan ortaklýktan kaynaklanmasýn !
Bu ekonomik ve siyasal yapý üzerinde yükselen Erdoðan ve AKP'nin 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri ile iktidardan indirileceðini sanmak sadece politik saflýk olur.Ama bu Genel Seçimler'de onun elinden ideolojik ve siyasal bir hegemonyaya dönüþtürdüðü "demokratlýk" söylemini almak ve onu "açýktan zorbalýklara" sürüklemek önemlidir.Çünkü iktidarýnýn meþruiyetinin temelleri ve bütün demogojik söylemlerinin toplumdaki karþýlýðý yokolacaktýr.
Erdoðan Haziran Genel Seçimleri’nden sonra, ister kansýz isterse de kanlý olacak olan bir "Bonapartist Darbe"ye mecburdur.O yirmi yýldan fazla bu "Bonapartist Darbe" için çalýþtý ve stratejisini de bu temelde kurdu.Bu andan sonra bundan vazgeçmesi mümkün deðildir.Er ya da geç bütün siyasi ve askeri gücü tek elde toplayacaktýr ve bu noktada þimdilik onu durduracak güç gözükmemektedir.
Temel mesele Erdoðan'ýn tepeden týrnaða faþist bir rejim yaratamaya yöneldiði gerçeðini görmek deðildir.Bütün toplum daha þimdiden bunu görmüþ durumdadýr.Ama temel mesele Erdoðan ve bu faþist rejimin nasýl yýkýlacaðý ve durdurulacaðý sorunudur.Erdoðan'ýn "Bonapartist Darbesi" tek yeni bir faþist rejimin kapýsýný aralamakla kalmayacaktýr.Ama aralanan bu kapýdan ayný zamanda devrim de içeri girecektir.III.Napolyon'un iktidarýnýn yýkýlýþý nasýl bir Paris Komünü'ne götürdüyse,Erdoðan faþizminin yýkýlýþý da ayný þekilde tarihin çok büyük devrimlerinden birisine götürecektir.
DEVRÝMCÝ BÜLTEN