[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 60 (2) }
| Devrimci Bülten

PKK VE TARİHSEL GERÇEKLİĞİ


K. Erdem


Tek Türkiye Devrimci Hareketi değil ama Dünya Devrimci Hareketi de temel bir teorik problem ile karşı karşıyadır.Bu temel problem "PKK'nin Tarihsel Gerçekliği" meselesidir.PKK fenomenine nasıl yaklaşılması gerektiği, giderek tek emperyalist ve gerici burjuva siyasetlerin değil ama devrimci hareketin de temel teorik ve politik meselesi haline gelmiştir.Çünkü PKK sorunu, bütün güncel politik sorunların odağına yerleşmiş durumdadır ve onun tarihsel gerçekliği tam olarak anlaşılmadan,doğru bir politik çizginin geliştirilmesi mümkün görünmemektedir.


Bu sorunun zaman kaybedilmeden büyük bir teorik kesinlikle çözülmesi  gerekmektedir.Ama PKK'nin bu tarihsel gerçekliğini neye göre ortaya çıkaracağız ve temel ölçü ne olmalıdır? Madem PKK'nin "tarihselliği"nden bahsediyoruz, o zaman bu ölçünün "kapitalizmin tarihselliği" temelinde geliştirilmesi zorunludur.Kapitalizmin tarihselliğinin anlaşılmasını sağlayan en önemli teorik araç ise Karl Marx'ın Kapital'idir ve onun aracılığıyla ve de tümden gelim yoluyla bütün özel süreçleri birbirine bağlayarak, PKK'nin tarihsel gerçekliğine ulaşmak mümkündür.


PKK'nin tarihsel gerçekliği,onun "Kapitalist Modernite" karşısındaki tarihsel pozisyonundan çıkarılmak zorundadır.Ama bunun için önce "Kapitalist Modernite"nin dinamiğini kavramak gerekmektedir.Çünkü PKK'nin tarihsel gerçekliği,bu dinamiğe karşı verilen bir tepkidir ve tepkinin doğruluğunun ölçüsü ise bu dinamiğin yapısında gizlidir.


O halde Kapitalist Modernite'nin temel dinamiği nedir? 


Hiç kuşkusuz bu dinamik  rekabettir ve bu rekabetin neden olmuş olduğu temel tarihsel eğilimlerdir.Bu eğilimler rekabetin yapısına bağlı olduğu ve onun tarafından harekete geçirildiği için, tarihsel bir yapıya yani durdurulamaz bir yapıya sahiptirler.


O zaman yeni bir soru sorarak ilerlemeye çalışalım: Kapitalist rekabetin neden olmuş olduğu bu eğilimlerin bütün kapitalist çağlar için ortak olan özellikleri var mıdır? 


Evet vardır ve bu özelliklerin genel teorik serimi,ekonomik olarak Karl Marx tarafından Kapital'in Üçüncü Cilt'inde ele alınmış ve sonuca bağlanmıştır.Ancak bu eğilimlerin siyasal alandaki sonuçları tam olarak teorize edilmemişlerdir ama bu noktada belirli bir teorik çerçeveye ulaşmak için bir çok entellektüel ve ideolojik birikim söz konusudur.


Bütün emperyalist ya da genel olarak kapitalist sistemin içerisinde hareket ettiği temel dinamik rekabettir ama bu dinamiğin yolaçmış olduğu temel tarihsel eğilim ise Genel Kar Oranları'nın eşitlenmesidir.Bu genel ilke etrefında ve bu ilkenin gereklerinin gözönünde bulundurularak siyasal hesapların yapılması ve bu temelde stratejik ve taktik planlar sisteminin oluşturulması zorunludur.


Marx öncesi klasik iktisat okul (Smith,Ricardo vs.) ,kapitalizmin çok basit ve etkili bir yasasını keşfetti.Bu yasa, azami kar peşinde koşan kapitalistlerin,  belirli bir süre sonra aynı kar oranlarını elde ettiği gerçeğiydi.Yani rekabet belirli bir süre sonra kar oranlarının eşitlenmesi ile sonuçlanıyordu. Lakin bu eşitlenmenin içeriğinin bilimsel serimi ve nedenleri tam olarak anlaşılamıyordu. İşte sorunu bu noktadan sonra ele alıp inceleyen Marx oldu. 


Marx kar oranlarının eşitlenmesine artı-değer üzerinden yeni bir biçim verdi. Buna göre bir kapitalistin sızdırmış olduğu artı-değerin gerçek ağırlığı ancak piyasada üretilen bütün artı-değerler ile rekabet halinde ortaya çıkabilirdi, ki artı-değerin kendisini içerisinde varettiği biçim üretim fiyatıydı.Üretim fiyatı,bir metaın maliyet fiyatının üzerine piyasa karının (ortalama kar)  eklenmesiyle oluşuyordu.Bu yasaya göre, bazı kapitalistler ürettikleri artı-değerlerin bir kısmını kaybederlerken, bazı kapitalistler de üretmedikleri artı-değerlerin bir kısmını elde etmektedirler.


Kar oranlarının eşitlenmesi, kapitalizmin bağrında  sürekli olarak "yeni üretim biçimleri"nin ortaya çıkması ve zaman içerisinde genelleşmesi anlamına gelmektedir.İşte bu yeni üretim biçimlerinin genelleşme sürecinde, aynı zamanda da kar oranları eşitlenmeye başlar.Kar oranlarının eşitlenmesi, rekabetin şiddetlenmesine ve bu temelde düşman kapitalist kampların oluşarak,  savaş temelinde karşı karşıya gelmelerine neden olmaktadır.


Kapitalizmin bu eğilimi temel bir yasa olup,hiçbir güç tarafından durdurulamaz bir yapıya sahiptir.Bu yasanın anlaşılması,doğru stratejik ve taktik bir çizginin geliştirilmesi için zorunludur.Ama Marx'ın bu teorisinin günümüz koşullarına uyarlamasını ve somut koşullar içerisinde nasıl ortaya çıktığını da bilmek gerekmektedir.


Bu yasa, dünya güç ilişkilerinin ve bunun içerisinde yeralan siyasi güçlerin yapılarının doğru bir tarihsel ölçümü ve bu güç ilişkilerinin tarihsel evrimini anlamak için temel bir öneme sahiptir.Bu haliyle fizikte izafiyet teorisindeki değişmez sabit olan, ışık hızı ile aynı yapıya sahiptir.


Kar oranlarının eşitlenmesi,özellikle emperyalist ülkelerde, kar oranlarının düşmesine tepki olarak,dünyanın geri kalmış bölgelerine emperyalist sermayenin akmasıyla ortaya çıkan bir durumdur.Kar oranlarının düşmesine tepki olarak,kar oranlarını yükseltmek için geri kalmış ülkelere olan sermaye akımı,aktığı yerlerdeki yerel sermayelerle birleşerek,zaman içerisinde çok karmaşık ilişkiler yaratarak ve sermayenin ihraç edildiği yerlerde kapitalist üretim ilişkilerini derinlemesine ve genişlemesine geliştirerek,zaman içerisinde giderek göreli bir dengenin oluşmasına neden olur.


Kar oranlarının eşitlenme eğilimi,ekonomik ve siyasal rekabeti daha da şiddetlendirir,çünkü toplamda genel kar oranının düşmesine neden olur. Rekabetin küresel düzeyde bu şiddetlenmesi,karşılıklı olarak emperyalist kampları,birbirlerini zayıflatmak ve yoketmek için aşırı hareketlere sürüklemekte ve uzlaşmaz bir çelişkinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.


Bu yasanın bir diğer anlamı,bu eşitlenme eğiliminin ihtiyaçlarına cevap veremeyen politik yapıların zaman içerisinde zayıflamalarına ve hatta tarihsel arenayı terketmelerine neden olmasıdır.Bu haliyle bir tür tarihsel düzenleyici (regülatör) ve eleyici bir işleve sahiptir.


Kar oranlarının eşitlenme eğilimi,sermayenin ihraç olduğu yerlerde kapitalist üretim ilişkilerinin hızlı ve derinlemesine bir şekilde gelişmesine neden olduğu için, yeni sınıf ve katmanların oluşmasına ve güç ilişkileri içerisine dahil olarak, yerleşik siyasi yapıların derinden sarsılmasına neden olmaktadır.


Günümüzde genel kar oranlarının eşitlenme baskısının neden olduğu yeni bir emperyalist kamplaşma ve bu kamplaşmanın dışında her iki kamptan da bağımsız ve Stratejik Denge Konumu'na tekabül eden bir hareket tarzına sahip olan  bir üçüncü kampın ortaya çıkması sözkonusudur. Daha derinden bakıldığı zaman,üçüncü kampın stratejik yapısının, emperyalist kamplaşmaya bağlı olarak geliştiği ve ikisi arasındaki düşmanlığın gelişiminin, onun stratejik durumunun gelişiminin ve sağlamlaşmasının temeli olduğu görülmektedir.


Bu yasanın tarihsel yapısı ve sonuçlarını daha iyi anlamak için, onu, kapitalizmin tarihsel gelişimi içerisinde incelemek ve bu temelde tarihsel ve teorik sonuçlar çıkarmak iyi bir yöntem gibi gözükmektedir.


Modern dünyada kar oranlarının ilk eşilenme eğilimi, kapitalizmin şafağında ve manüfaktür üretiminin egemen olduğu bir dönemde gerçekleşti.15. yüzyılın sonlarında ve bütün 16. yüzyıl boyunca, manüfaktür üretimi temelinde gerçekleşen dünya ticareti ve sömürgecilik sonucunda, giderek Kıta Avrupası'nda, kar oranları eşitlenmeye ve bunun sonucunda birbirine rakip iki düşman kamp oluşmaya başladı.Uzun yıllar, Hristiyanlığın Katoliklik biçimi içerisinde tarihsel çıkarlarını geliştiren burjuvaların karşısına, Hristiyanlığın Protestanlık biçimi altında çıkarlarını geliştiren yeni bir burjuva kamp çıkmaya başladı ve Hristiyanlık içerisindeki bu bölünme, aslında ekonomik alanda giderek birbirlerini dengeleyen iki burjuva kampın ideolojik ve politik rekabetinden başka bir şey değildi.Genç burjuvazi daha tarihsel olarak eski dünyayı çözemediği için, kendi arasındaki mücadeleyi, eski sosyal biçimin özellikleri içerisinde yürütüyordu.


Kıta Avrupası'nın Katolik-Protestan savaşı biçiminde,  Avrupa'nın genç burjuvazisi tarafından bölüşülmesi mücadelesi, hiç kuşkusuz her iki kamp içerisinde kendi çıkarlarını görmeyen bazı güçlere muazzam bir tarihsel  fırsat yaratıyordu.Bu üçüncü kamp, hem Katoliklere hem de Protestanlara daha yakın durarak ve birini diğerine karşı dengeleyerek ve de bir tür Stratejik Denge Konumu politikası izleyerek, kendi tarihsel çıkarlarını geliştiren bir siyasal çizgi izlemeye başladı.Katolik-Protestan savaşında, bu Stratejik Denge Konumu politikasını, Fransa burjuvazisinin çıkarlarının geliştirilmesi temelinde ilk kullanan, 17.yüzyılın başlarında, zamanın Fransız Başbakanı konumunda olan Richelieu oldu.


Richelieu, Raison d'Etat (Devlet Aklı) adlı politikayla, Avrupa'daki Katolik-Protestan savaşında, tarafsız kalarak ama her iki kamp ile de birbirini dengeleyen çok taraflı taktik ilişkiler kurarak ve "belirsizliği stratejik bir konum" gibi kullanarak, her iki kampı zayıflatmayı ve Fransa'nın nüfuzunu, Orta ve Doğu Avrupa'ya kadar yaymayı başardı.Bu dönem 1649'da imzalanan Vestfalya Anlaşması ile son buldu.


Kıta Avrupası'nın gelişen kapitalist üretim ilişkileri içerisinde, ikinci kar oranlarının eşitlenme eğilimi, 1759'da buharlı makinanın bulunması ve makinalı sanayinin ortaya çıkarak, 19.yüzyılın başlarında bu makinalı sanayiye dayanarak ekonomilerini geliştiren iki ülkenin yani İngiltere ve Fransa'nın sermaye niceliklerinin ve bu temelde kar oranlarının eşitlenmesi temelinde gerçekleşti. İngiltere'yi ekonomik olarak geriden takip eden Fransa,belirli bir süre sonra giderek İngiltere'yi ekonomik olarak dengelemeye başladı.Ancak Fransa ekonomisinin bu dengeleme eğilimi, giderek Monarşi biçiminden dolayı bu dengelemeye engel teşkil eden siyasal biçim ile çatışmaya düşerek,Büyük Fransız Devrimi'ne yolaçtı. Fransız devrimi,Fransız burjuvazisinin önündeki engelleri kaldırarak ve milliyetçiliği kendi yayılma aracı haline getirerek,Kıta Avrupası'nda Fransa'nın İngiltere'yi dengelemesine neden oldu.Bu döneme 1815'te Waterloo'da Napolyon'un Koalisyon kuvvetlerine yenilmesi ve 1815 tarihli Viyana Kongresi son noktayı koydu.


Viyana Kongresi'yle ortaya çıkan düzen,Fransa'nın bastırılması üzerine oturmasına karşın,Avrupa üzerinde ne İngiltere'nin ne de Çarlık Rusyası'nın egemenliğine izin veriyordu.Çünkü bu sonunculardan her birinin Avrupa üzerinde hegemonya kurması,diğerine karşı düşmanlık olarak belireceği için, Viyana Kongre düzeni,bu iki gücün Avrupa'dan uzak tutulması üzerine kuruldu. Bu ise Koalisyon kuvvetleri içerisinde her iki devlet ile  aynı mesafede ve tarafsız kalabilen bir devlet tarafından gerçekleştirilebilirdi,ki bu işi bir tür Stratejik Denge Konumu politikası temelinde yapan ve bu temelde Viyana Kongre düzenini Avrupa'da otuz yıl ayakta tutmayı başaran Avusturya'nın Başbakanı konumunda olan Metternich yaptı. Metternich hem Çarlık Rusyası hem de İngiltere ile birbirini dengeleyen bir taktik ilişkiler sistemi kurarak, Viyana Kongre düzenini uzun bir süre ayakta tutmayı başardı.


Kıta Avrupası'nda kar oranlarının eşitlenme eğilimine girdiği üçüncü dönem, bastırılan Fransa'nın ekonomik ve politik olarak 19.yüzyılın ortasında tekrar başını kaldırması ile ortaya çıktı.Avrupa'da 1848 -50 devrimleri, bastırılan Fransız burjuvazisinin politik olarak tekrar canlanmasını sağladı ve I. Napolyon'un yeğeni III.Napolyon, bir devlet darbesi ile iktidarı ele geçirerek, Viyana Kongre düzenini bozdu ve Avrupa'yı yeni bir siyasi kamplaşmaya sürükleyerek,Avrupa'da savaşlar dönemini tekrar başlattı.


Fransa'nın III.Napolyon ile tekrar ayağa kalkışının büyük tarihsel fırsatlar yarattığını ilk farkeden,Almanya'da Otto Von Bismarck oldu.Daha sonra Başbakan olan Bismarck, bir tür Stratejik Denge Konumu politikası uygulayarak, Almanya'nın tek birliğini gerçekleştirmekle kalmadı ama onu Avrupa'nın en güçlü kapitalist ve emperyalist ülkesi yapmayı başardı. 


Bismarck Fransa'nın ayağa kalkması ile ortaya çıkan Fransa ve Avusturya rekabetinden, önce Almanya'yı tarafsızlaştırarak,sonra her ikisini birbirine salarak ve zayıflatarak, daha sonra da her ikisinin en zayıf anlarında onlarla ayrı ayrı savaşarak yararlandı.Richelieu gibi,o da, "belirsizliği stratejik bir güç olarak" kullanarak ve her iki taraf ile de birbirini dengeleyen taktik ilişkiler kurarak, Almanya'nın stratejik konumunu güçlendirdi.Bu dönem 1871'de Almanya'nın Fransa ile savaştan sonra tek bir devlet halinde birleşmesi ile sona erdi.


1871'de Almanya ve İtalya'nın politik birliğinin gerçekleşmesinin ardından, Kıta Avrupası'nda kapitalist üretim ilişkileri giderek daha da derinleşmeye başladı ve hızlı bir atılıma girdi.Kar oranları dördüncü defa eşitlenme eğilimine girmeye başladı ve Birinci Dünya Savaşı'na götürdü.İki emperyalist kampın birbirini boğazladığı bu savaşta, Lenin bir tür Stratejik Denge Konumu politikası uygulayarak, her iki kamptan bağımsız olan Üçüncü Kampın yani Komünist Enternasyonal kampın stratejik konumunu güçlendirmek için yararlandı. Lenin Almanya'nın yardımı ile tek Rusya'ya geçmekle kalmadı ama Bolşevikler Şubat-Ekim 1917 arası Almanya'dan gizli hesaplar yoluyla para da elde ederek, Rusya içerisinde güçlü bir propaganda makinası oluşturmayı başardılar. Ekim Devrimi Rusya'yı savaştan çıkaracağı ve Almanya'yı iki cephede savaşmaktan kurtaracağı için, Alman emperyalizmi için Bolşeviklere yardım etmek cazipti. Bolşevikler Ekim Devrimi'nden iki yıl sonra, devrimi Almanya'ya taşımaya çalışarak Alman emperyalizmine verilen tavizleri yoketmeye çalıştılar.


Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, Stratejik Denge Konumu politikasını Türkiye'nin kurtuluşu için Osmanlı Devleti uygulamaya başladı.Daha sonra Mustafa Kemal'in bir darbe ile kendisine malettiği Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı, Sovyet Rusya ile Batı Emperyalistleri arasında bir Stratejik Denge Konumu politikasını öngörüyordu ve bu mekanik üzerine oturuyordu.Önce Sovyet Rusya ile yakınlaşarak Batı Emperyalistlerini sınırlayan Ulusal Hareket, daha sonra Batı Emperyalistlerine yaklaşarak Sovyet Rusya'yı sınırlamaya başladı ve bu temelde az çok bağımsız bir politika geliştirmeyi başardı.


Kapitalist dünyada kar oranlarındaki beşinci eşitlenme eğilimi, İkinci Dünya Savaşı'na doğru giderken ortaya çıktı.Rusya'da devrimin çok kısa bir sürede bürokratik diktatörlüğe dönüşmesi  ve kendisini dünya piyasasından tecrit etmesinin sonucunda, kar oranlarının eşitlenme eğiliminin insiyatifini uluslararası faşist hareket ele geçirerek, giderek iki emperyalist düşman kampın oluşmasına neden oldu.


Faşist hareketlerin dünya çapında yükselmesi karşısında, Stalin önce burjuva-demokratik emperyalist kamp ile faşist kampa karşı ittifaklık aramaya çalıştı. Buna yanaşmayan ve daha çok Sovyetler Birliği ile Faşist emperyalist kampı karşı karşıya getirmek isteyen Batı'nın planlarını bozmak için Stalin, Sovyetler Birliği'ni burjuva-demokratik emperyalist kamp (Fransa-İngiltere) ile Faşist emperyalist kamp (Almanya-İtalya) arasına konumlandırarak,her iki kampı birbirine karşı tahrik eden bir Stratejik Denge Konumu politikası uyguladı. Bunun sonucunda savaş önce bu iki kamp arasında başlayarak ve her ikisinin zayıflaması sonucunda Sovyetler Birliği'nin dahil olduğu bir savaşa dönüştü. Şayet bu denge politikası olmasaydı, Sovyetler Birliği savaştan dağılmadan çıkamazdı.


İçinden geçtiğimiz süreçte, kar oranları altıncı defa eşitlenme eğilimine girmiş bulunmaktadır ve tarihsel sonuçları da, daha öncekilerden farklı olmayacaktır. ABD-AB'nin başını çekmekte olduğu emperyalist kamp ile Rusya ve Çin'in başını çekmekte olduğu emperyalist kamplaşma,giderek dünya çapında kıyasıya bir emperyalist paylaşım ve nüfuz mücadelesine dönüşmüş durumdadır.İşte bu emperyalist kamplaşmada,Birinci Dünya Savaşı'nda Lenin ve Bolşeviklerin oluşturmuş ve önderlik etmiş oldukları üçüncü kampın aynısını, Abdullah Öcalan ve PKK Hareketi yapmaktadır.Bu haliyle Abdullah Öcalan ve PKK Hareketi, yeni çağın devrimci dönemini ya da başka bir ifade ile dünya devriminin kapısını aralamışlardır.Bu durumuyla PKK dünya devriminin öncü müfrezesi durumuna gelmiştir.


Tarih sık sık yaptığı "şaka"lardan birisini yine yapmıştır ve daha bağımsız bir devleti olmayan bir ülkenin devrimci hareketini, dünya devrimci hareketinin öncü müfrezesi konumuna yükseltmiştir.Kürt ulusu adeta tarihten intikam alırcasına, tarihteki büyük devrimci uluslar arasına girerek,daha şimdiden adını Fransız, Alman,Rus ve Çin gibi büyük devrimci ulusların arasına sokmuştur.Yeni devrimci  çağ, PKK'nin dünya devrimci hareketinin liderliğini elde etmesiyle açılmıştır.


Sayın Başkan'ın Stratejik Denge Konumu politikasını,kar oranlarının eşitlenme eğilimi yasası temelinde ele aldığımız zaman,bu politikanın hem  tarihsel geleceğini ve görevlerini hem de PKK’nin tarihsel gerçekliğini kavrama olanağına da sahip olmuş olacağız. PKK’nin tarihsel gerçekliğini anlamak ile Genel Kar Oranlarının Eşitlenme eğilimini ve bunun sonucunda ortaya çıkan Stratejik Denge Konumu Politikasını anlamak birbirine bağlı ve içiçe geçmiş sorunlardır. Bundan dolayı bu yasanın,günümüz emperyalist sistemi içerisindeki işleyişini anlamak büyük bir öneme sahiptir. 


Günümüz emperyalist sistemi içerisinde bu yasanın işleyişini anlayabilmek için, ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılat (GSMH)'larına bakmak ve bu GSMH'lerin iki kamp oluşturacak  şekilde nasıl birbirlerine bağlanarak   evrim geçirdiğini anlamak gerekmektedir.Bu durum bize, hem stratejik denge konumunun  tarihsel yerini    hem de tarihsel yönünü tam olarak belirleme imkanını  sağlayacaktır.


Kar oranlarının eşitlenmesi yasası, bir eğilim olarak işlemektedir.Bu yasanın işleyişini bir eğilim olarak gözönüne bulundurmak ve eğilimin belirleyiciliği temelinde tarihsel olguları birbirlerine bağlamak daha mantıklı gözükmektedir. Çünkü sözkonusu olan eşitlenme eğilimi,farklı üretkenliğe ama aynı niceliğe sahip olan sermayelerin aynı kar oranı temelinde eşitlenmesidir.Örneğin ABD ile Çin aynı üretkenlik düzeyine sahip olmayan ekonomilere sahipken, aynı GSMH oranlarına giderek sahip olmuşlardır.Yani giderek aynı sermaye niceliğine sahip olmaya başlamaktadırlar ve bu eğilimin giderek iki kamp arasında da yaşanması kaçınılmazdır.


Tablo-1 ve Tablo-2 , her iki emperyalist kampın (Batı ve Doğu Emperyalistlerinin) temel ülkelerinin GSMH'lerinin kabaca bir karşılaştırmasını sunmakta ve nasıl Doğu Emperyalistleri ve onlarla birlikte hareket eden ülkelerin GSMH'lerinin toplamda,  giderek Batı Emperyalistlerini ve onlarla birlikte hareket eden ülkelerin toplamdaki GSMH'lerini dengelemeye başladıklarını ya da tarihsel olarak bu sürece girdiklerini göstermektedir.

 





Doğu Emperyalist kampının, ekonomik olarak, giderek Batı Emperyalist kampını dengelemeye başlaması,hiç kuşkusuz Doğu Emperyalist kampının siyasi olarak güçlenmesine ve Batı kampını göreceli olarak siyasi ve askeri olarak dengelemesine neden olmaktadır.Ancak buradaki temel mesele, Doğu'lu güçlerin siyasi yapılarının, ekonomik alanda gelişen eşitlenme eğiliminin ihtiyaçlarını tam olarak karşılamaktan uzak oluşudur.


Kar oranlarının eşitlenmesi,küreselleşmenin ve dünya piyasasının daha da gelişmesi temelinde ilerlediği için,bunlarla uyumlu olan siyaset ve değerler sistemine (tek ilericilik anlamında  değil) ihtiyaç vardır. Kar oranlarının eşitlenme eğilimi,rekabeti küresel ölçekte şiddetlendireceği için, küresel ölçekte kapsayıcı ve etkili olan ideolojik ve siyasi eğilimleri de ön plana çıkaracaktır. Bugüne kadar tarihsel deneyim,üç küresel ideolojik ve politik eğilimin yani Burjuva-Demokratik, Sosyalist-Komünist  ve Faşist Hareketlerin  bu evrensel yapıya sahip olduğunu ve bu yasanın tarihsel baskısı temelinde,bu hareketler arasındaki ilişkilerin ortaya çıktığını göstermiştir.


İki emperyalist kampın  sermaye niceliklerinin ve bu temelde de kar oranlarının giderek  tarihsel olarak eşitlenme eğilimine girmesinin ilk tarihsel sonucu, Doğu emperyalistlerinin ve onların nüfuz alanları altında bulunan yerlerdeki rejimlerin domino etkisi temelinde çökmesi olacaktır.Bu alan Türkiye, İran, Suriye, Irak, Rusya, Çin ve Hindistan'a kadar uzanan bir coğrafyayı kaplamaktadır. 


Önümüzdeki on ve yirmi yılda bu coğrafyada (özellikle Rusya ve Çin de dahil), rejimlerin hem iç hem de dış politik baskıların sonucunda çökmesi hemen hemen kaçınılmazdır.Bunun nedeni bu ülkelerin küreselleşmenin neden olduğu  sosyal güçlerin büyümesini karşılayacak politik çerçeveden yoksun oluşlarıdır. Rusya, Çin,İran ve Türkiye gibi ülkeler özünde milliyetçi ve bürokratik  rejimler olup,kendi ülkelerinin  hem bölgesel hem de küresel  piyasalar ile derin ve kalıcı ekonomik ve politik ilişkiler kurma yeteneğine sahip değillerdir.Bu durum bu ülkelerin üretici güçlerinin kendi politik yapıları ile çatışmalarını keskinleştirecek ve bu ülkeleri sosyal krizlere sürükleyecektir.


İşte bu tarihsel durum Doğu Emperyalistleri ve etki alanlarının bulunduğu coğrafyada, devrimci durumlara neden olarak "PKK'nin Demokratik Ulus Perspektifi"nin buralarda gelişmesine neden olabileceği gibi, bu devrimci durumlarda yararlanamayan bu ülkelerin devrimci hareketlerinin başarısızlığı durumunda, 20.yüzyılın ilk yarısında gördüğümüz klasik faşist hareketlerin yeni çağın özelliklerine uygun olarak, ortaya çıkacak olan tarihsel boşluğu doldurması  kaçınılmazdır.Her devrimin arkasında , faşist bir karşı-devrim gizlidir. Çünkü emperyalist sistemin bağrında sermayelerin ve bu temelde kar oranlarının eşitlenmesi, Batı Emperyalistleri'nin "Kapitalist Modernite"si karşısına, bu eşitlenmenin gereği olarak ya "Demokratik Modernite"yi ya da "Modern Faşizmi" çıkaracaktır. Bu coğrafyada Batı'ya bağlı bir burjuva demokrasisinin tutunma şansı olmayacaktır.Bunun nedeni bu coğrafyadaki üretici güçlerin, Batı ekonomilerinin uzantısı olmayı, eşitlenme eğiliminden dolayı reddedecek olmasıdır.Bu durum aynı zamanda bu coğrafyada sosyal demokrasinin ideolojik ve politik iflasının kaçınılmazlığını ve nedenlerini de ortaya koymaktadır.


Kar oranlarının küresel ölçekte eşitlenmesinin Batı Emperyalistleri üzerindeki etkisi ise, bu emperyalist grubun küresel hegemonyasında bir zayıflamanın ve aşınmanın ortaya çıkması şeklinde olacaktır.Özellikle Batı'lı emperyalist güçler büyük sosyal huzursuzluklara sahne olacaklardır ve etki alanları içerisinde de devrimci durumlar ile karşı karşıya kalacaklardır.İşte onların küresel hegemonyalarının zayıflaması durumunda da "PKK'nin Demokratik Ulus Perspektifi"nin bu ortaya çıkan boşluğu doldurması gerekmektedir aksi taktirde faşist hareketlerin ve geçici olarak reformist sosyal demokratların buralarda etkili olması kaçınılmazdır.


Küresel kapitalist  sistemin temel dinamiği olan kar oranlarının eşitlenme eğilimi temelinde, küresel sistemin geleceğinin "röntgenini" çektiğimiz zaman, şu an Ortadoğu'da yaşanan siyasal ve askeri mücadelenin gelecekte yaşanacak olan büyük mücadelelerin "küçük bir örneği" olduğu ve Rojava Devrimi'nin de "Dünya Devrimi"ne bir tür "giriş" oluşturduğu anlamına gelmektedir. Gelecek yıllar "PKK'nin Uluslararasılaşması"yla birlikte, temel özelliklerini dünya devrimci hareketine aktarmaya başladığı bir dönem olacaktır. Kar oranlarının eşitlenme eğilimi ya PKK çizgisini bütün Doğu coğrafyasında temel devrimci çizgi yapacak ya da Doğu insanlık tarihinin en korkunç dönemlerinden birisi içerisine sürüklenecektir.


Doğu'da eşitlenme eğiliminin baskısı sonucunda çökecek rejimlerin bırakacağı boşluğu, Demokratik Ulus ya da Demokratik Modernite'nin dolduramaması durumunda, bir Rus ve Çin faşizminin bu boşluğu doldurması ve de onların etki alanları içerisinde bulunan coğrafyalarda ( Doğu ve Orta Avrupa, Orta Asya ve Kafkaslar, Uzakdoğu Asya, Hindistan vs.) faşist hareketlerin yükselmesi kaçınılmazdır. Rus faşizmi tarihsel çapı ve derinliği itibariyle, Nazi Almanyası ile eşdeğerde olacaktır.


Bugün bu yasanın ışığı altında 20.yüzyıldaki faşist hareketlerin yükselmelerinin ve iktidara gelmelerinin nedenlerini anlamak mümkündür. Birinci Dünya Savaşı öncesi de, emperyalizmin oluşumu temelinde kar oranlarının ve emperyalist sermayelerin niceliklerinin eşitlenme eğilimine girdiği bir dönemdi.İngiliz emperyalizmi ile Alman emperyalizmi arasındaki ekonomik eşitlenme,İkinci Dünya Savaşı hemen öncesinde yani 1930'ların sonlarına doğru gerçekleşti. Ama daha Birinci Dünya Savaşı öncesi, kapitalist sistem bu eğilime girmişti ve Birinci Dünya Savaşı, Almanya'nın üretici güçlerinin gelişiminin  önünde ayakbağı olan imparatorluk yapısını çözerek, bu eşitlenmeyi sağlayacak daha evrensel bir eğilimi aramaya başladı.Bu evrensel eğilim ya komünist enternasyonal ya da faşist enternasyonal olabilirdi ki, III.Enternasyonal'in bürokratik ve yanlış devrim anlayışı,bu dönemde Avrupa faşizminin yükselmesinin ve iktidarının nedenini oluşturmuştur.Alman ve İtalyan ve de Uzakdoğu'daki Japon faşizmi,İngiltere,Fransa ve ABD'nin başını çektiği emperyalist grubu dengeleyerek,aslında üretici güçlerin ihtiyaç duyduğu eşitlenme eğilimini sağlamışlardır.


İşin ilginç tarafı,Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri, yendikleri ülkelerin hemen hemen hiçbirisini (Almanya,Avusturya,Macaristan,Türkiye vs.) kendi ekonomik ve politik sistemlerinin uzantısı haline getirememişlerdir.Bu çabaları, üretici güçlerin baskısı temelinde gelişen devrim ve faşist karşı-devrimler sonucunda başarısızlığa uğramıştır.Bunun nedeni işte kar oranlarının ve sermaye niceliklerinin eşitlenme eğilimiydi.


Bu tarihsel ve teorik perspektifte baktığımız zaman, gelecek dönemin faşist karanlık dönemini durdurmak için, "dünya devrimci hareketinin PKK'leşmesi" ve onun devrimci disiplinini,savaşkanlığını,stratejik ve taktik yapısının temel özelliklerini kendi bünyesine katması zorunludur.Bir zamanlar dünya devrimci hareketinin Bolşevikleşmesi sözkonusuyken, şimdi "PKK'lileşmesi"   sözkonusudur. Dünya devrimci hareketi, geleceğin büyük muharebelerine  ancak  PKK deneyimi temelinde hazırlanabilir.


Kürdistan devrimi, emperyalist sistemin bağrında gerçekleşmekte olan kar oranlarının eşitlenme eğiliminin tarihsel dalgası üzerine oturmuştur ve bu eşitlenme eğilimi dalgası geliştikçe,PKK'nin çizgisinin bütün Doğu'nun ve hatta Batı'nın içlerine kadar yayılması kuvvetle muhtemeldir.İnsanoğlu 20.yüzyıldaki faşist deneyimi yaşamak zorunda değildir,ancak devrimleri başaramadığı taktirde, bu korkunç tekrarı yaşayacağı hemen hemen kesindir.Çünkü onun kaderi, kapitalizmin bağrındaki çelişki ve eğilimlerle damgalanmıştır.


İşte bu tarihsel gerçeklik,Türkiye devriminin Kürdistan devriminin açmış olduğu  tarihsel yoldan ilerlemesini zorunlu kılmaktadır. PKK'nin felsefi ve ideolojik eksiklikleri yok mudur?Elbette vardır.Gelecek dünya devrim süreci,PKK'nin bu eksikliklerini tek açığa çıkarmakla kalmayacak ama bunları giderecek tarihsel olanakları da yaratacaktır. PKK sürekli evrim geçiren bir harekettir.Bugünkü tarihsel durumu ve düzeyi, ilk ortaya çıktığı durumundan çok farklı bir yapıya sahiptir ve hiç kuşkusuz, Kürdistan, bölge ve dünya devriminin ihtiyaçları doğrultusunda bu ileriye doğru olan evrimi de devam edecektir.


Türkiye devrimi, Kürdistan devriminin tarihsel olarak "uzaması" ya da "genişlemesi" olarak ele alınmalıdır.Bu genel sürekliliği içerisinde aynı niteliğe bağlı parçaların birbirlerini tamamlaması olduğu kadar, her iki ülkenin sosyal dinamiklerinin farklılığından dolayı,farklı iki özelliğin de yanyana durması gibi ortaya çıkmaktadır.Türkiye ve Kürdistan devrimleri, aynı bütüne ait parçaların özel birlikteliği gibi düşünülmelidir.Çünkü her iki devrimin hedefleri ve görevleri , Kapitalist Modernite karşısında sadece birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bu durum her iki ülkenin devrimci hareketinin stratejik ve taktik yapılarının ortaklaştırılmasını zorunlu kılmaktadır.


 Sayın Başkan ve PKK'nin Demokratik Ulus, Demokratik Modernite ve Ortadoğu Demokratik Konfederalizmi perspektifi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Lenin ve Bolşeviklerin, yeni bir Devrimci Enternasyonal'i inşa etme yaklaşımıyla açmış oldukları devrimci çağın bir benzeri olup,aynı tarihsel işlevselliğe sahiptir. İşte bu tarihsel perspektif temelinde Türkiye ve Dünya devriminin ele alınması ve geliştirilmesi gerekmektedir.Bu bir niyet ve istek sorunu değil, tarihin nesnel eğiliminin dayatmış olduğu bir zorunluluktur. 


PKK sosyalist-komünist bir harekettir.Şayet böyle bir tarihsel yapıya sahip olmasaydı, "Kapitalist Modernite" karşısında, bağımsız bir Üçüncü Yol geliştiremezdi.PKK dünya komünist hareketinin, sosyalizm ve ona gidiş tarzındaki tarihsel ve teorik yetersizliğine kendi çapında teorik ve politik cevap vererek,sosyalizme doğru ilerleyen bir harekettir.


PKK’nin tarihsel gerçekliği sorununa bunun dışında yaklaşacak olan bir politik hareketin,ciddi politik hatalar yapması ve bu temelde tarihsel bir pozisyon kaybına uğraması kaçınılmazdır.



 


|
_ _