 PKK VE ORTADOÐU DEVRÝMÝ (I) (Geleceði Nasýl Okumalý?) K.Erdem
Ýnsanlýk tarihinde bazý çok önemli tarihsel anlar vardýr ve bu anlarda alýnan kararlar insanlýk tarihinde büyük izler býrakýrlar.Ýþte içinden geçtiðimiz konjonktür de böyle bir yapýya sahiptir.Özellikle bu süreçte PKK önderliðinin alacaðý kararlar ve uygulayacaðý politikalar,Ortadoðu devrimi üzerinde direk, dünya devrimi üzerinde ise dolaylý olarak olumlu ya da olumsuz sonuçlara yolaçacaktýr.Bundan dolayý bu sürecin analizi büyük bir önem taþýmaktadýr.
Bir politik hareket tarihsel yönelimini ancak tarihsel konumunu bilince çýkarabildiði ölçüde gerçekleþtirebilir.Bu konumlanma bilinci ise ancak ideoloji aracýlýðýyla elde edilebilecek bir durumdur.Tarihsel konumlanmasýný yanlýþ yapan bir hareket,kaçýnýlmaz olarak yanlýþ bir tarihsel yönelime sahip olacaktýr. Bu yönelimin tarihsel sonuçlarý ise genel güç iliþkilerinin test edildiði savaþ gibi büyük anlarda ortaya çýkarlar.
PKK özgülünde sorunu ele alýr ve incelersek eðer,ilk sormamýz gereken soru þudur: PKK nasýl bir tarihsel konumlanmaya sahiptir ve bu konumunu neye göre oluþturmaktadýr?
Bu sorunun cevabý için biraz geriye gitmek gerekmektedir.Bu yukarýda sorduðumuz soruyu cevaplamak için baþka bir soru soralým: PKK Genel Baþkaný Sayýn Abdullah Öcalan, 2000'li yýllarýn baþlarýnda niçin bir paradigma deðiþikliðine ihtiyaç duymuþtur?
Sayýn Baþkan'ýn 2000'li yýllarýn baþlarýndaki yeni paradigmasýnýn ipuçlarý, aslýnda 1990'larýn baþlarýndan itibaren mevcuttur.1993 ateþkesi ve siyasal taleplerin düzeyinin taktik bir þekilde düþürülmesi, biraz da Baþkan'ýn el yordamýyla yeni bir çizgi arayýþýdýr. Öcalan taktik konularda bir dahidir ve asla yaratýcýlýðý elden býrakmadan her zaman yeni arayýþlar içerisinde olmuþtur.
"Eski PKK" stratejik hedeflerini "olduðu gibi" ortaya koyarak,karþýsýndaki düþman cephesinin çeliþkilerini gözardý eden ve bundan dolayý da PKK'ye karþý tek bir düþman cephesi oluþmasýna neden olan bir anlayýþa sahipti. Her ne kadar Kürdistan'ýn Kuzey'indeki mücadeleyi öne çýkarmýþ ve diðer parçalar üzerinde egemenlik kuran devletleri belirli bir süre hareketsiz tutmuþsa da, Soðuk Savaþ döneminden kalan Batý'nýn direk ve açýktan düþman görülmesi yaklaþýmý, taktik esnekliði yokettiði gibi, Batý'nýn kendi içerisindeki çeliþkilerinden yeterince yararlanýlamamasýna da neden oluyordu. Biraz da 1999 Komplosu'nu Parti, bizzat taktik çizgisinin yanlýþlýðýyla kendisi hazýrlamýþtý. Bunun nedeni PKK'nin içerisinden gelmiþ olduðu ve dünya devrimci hareketinin derinliklerine kadar uzanan geleneðin zaaflarýndan kaynaklanmaktadýr.PKK bu geleneðin zaaflarýndan kurtuldukça, daha akýllý hareket etmeye ve stratejik konumunu daha da saðlamlaþtýrmaya baþlamýþtýr.
2000'li yýllarýn baþlarýnda Rusya'nýn önderliðinde Doðu emperyalist kampý giderek daha fazla aðýrlýðýný dünya siyasetine koymaya baþladýðý bir sýrada, Abdullah Öcalan da PKK'yi bu yeni güç iliþkilerini gözönünde bulundurarak tekrar stratejik olarak konumlandýrdý ve bu konumlanmaya uygun olarak da taktik yapýyý deðiþtirdi.Öcalan çok geniþ bir manevra alanýna sahip olabilmek için, PKK'yi her iki emperyalist kampýn ve bu kampýn bölgesel uzantýlarýnýn tam ortasýnda yerleþtirdi ve her iki tarafla da iliþkileri taktik yapýyla sýnýrlý olan bir siyasal çerçeveye oturttu.Sayýn Baþkan PKK'nin devrimci çizgisini liberal maskeyle örterek,bölge ve dünya güç iliþkilerinin içerisine PKK'yi yerleþtirdi. Her iki tarafla iliþkide olabilmek esneklik gerektirdiði için, Baþkan bu esnekliði, Kürdistan devriminin yan ürünleri olan liberal reformlarda buldu ve de bu reformlarý taktik iliþkiler sisteminin temeli yaptý. PKK'nin politik baðýmsýzlýðýný sürdürebilmesi ve stratejik konumunu güçlendirebilmesi için,düþmanlarýnýn sürekli bölünmüþ bir halde bulunmasý gerekmektedir.Her iki kamp ile ayný uzaklýkta olmak ve onlarýn birbirlerine yakýn olmalarýndan daha fazla onlara yakýn olmak,ki bu liberal reformlar aracýlýðýyla saðlanmaktadýr,her iki kampýn PKK karþýsýnda birlik olmasýný engellemektedir.PKK her iki kampý birbirinden ayýrdýðý gibi,kendi gücünü bu kamplarýn birbirlerini zayýflatmasý için bir tahrik unsuru olarak da kullanarak, en yüksek tavizi koparmaya çalýþan bir politika izlemektedir. Sayýn Baþkan "eski PKK"nin ulus-devlet anlayýþýyla hareket edildiði taktirde ve üstelik bu ulus devlete sosyalist bir biçim de geçirilmeye devam edildiði müddetçe, her iki emperyalist kampýn ve bölgesel uzantýlarýnýn çok geniþ bir düþman cephesiyle karþýlaþmasýnýn kaçýnýlmazlýðýný farketti.Böyle bir durumda PKK'nin tasfiyesi kaçýnýlmazdý.Sayýn Baþkan Kürdistan'ýn baðýmsýzlýðýndan vazgeçmeden ve tam tersine onu bölge devrimi (Demokratik Konfederalizm) içerisine yerleþtirerek, bu hedefi Demokratik Özerklik taktiðiyle perdeledi. Demokratik Özerklik PKK'nin düþmanlarýnýn kafasýný karýþtýrmaya ve onlarý yanlýþ bir stratejiye çekmenin aracý olarak, PKK'nin "çok taraflý taktik iliþkiler sistemi" içerisinde bir gücün diðeriyle dengelenmesinin taktik manivelasý olarak iþ görmektedir.PKK bir gücü diðeriyle dengelediði müddetçe, hem onlarýn PKK'ye karþý birlik olmasýný engellemekte hem de "siyasi pazarlýðý" en yüksek perdeden sürekli açarak, aralarýndaki çeliþkileri keskinleþtirmektedir.
Baþkan PKK'nin yeni paradigma temelinde bu tarihsel konumlanmasýna Stratejik Denge Konumu adýný vermektedir ve bu denge konumu, PKK'nin küresel ve bölgesel güç iliþkileri içerisine "çok taraflý bir taktik iliþkiler" sistemi aracýlýðý ile "gömülmesi" anlamýna gelmektedir.Bu stratejik plana uygun olarak PKK, 2000'li yýllarýn baþlarýnda Konfederal bir biçimde tekrar örgütlenerek, bu stratejik konumun gerektirdiði esnekliði elde etmiþtir.
PKK'nin bu yeniden yapýlandýrýlmasý ve paradigma deðiþikliði, özellikle Batý Emperyalistlerinin ve onlarýn iþbirlikçilerinin PKK'yi 1999 Komplosu ile tasfiye etme planlarýný boþa çýkardýðý gibi, ona baðýmsýz bir þekilde hareket etmek için yeni bir tarihsel alan da açtý.Bu tarihsel alanýn baðýmsýzlýðý ve sürekliliði, kaçýnýlmaz bir þekilde Bölge Devrimi ve bu devrimin dinamikleriyle yani bölgenin devrimci hareketleriyle içiçe geçmiþtir.Bundan dolayý PKK bölge devrimine yani Ortadoðu devrimine mecburdur ve bu tarihsel hedeften vazgeçtiði ya da bunun gereklerini yerine getirmediði/getiremediði taktirde, baðýmsýz tarihsel konumunu da kaybedecektir.Bu noktada hareketin baðýmsýzlýðý ile Ortadoðu devrimi içiçe geçmiþ durumdadýr.
Partinin bu Stratejik Denge Konumu,dinamik bir yapýya sahiptir ve hareketsizlik bu strateji için ölüm demektir.Bundan dolayý PKK önderliði Ortadoðu'da aktif ve sürecin insiyatifini elinde bulunduran bir politika izlemektedir. Bu stratejik konum kaba bir benzetme ile "bisiklet sürmeye" benzemektedir. Tekerleklerin hareket edebilmesi için her iki pedala da basmak gerekmektedir.Nasýl pedalin birine basmak için diðerine basmak gerekirse, ayný þekilde bu politikanýn ilerleyebilmesi için,emperyalist cephenin bir ucundan elde edilen bir kazanýmýn sürekli diðer uca taþýnmasý gerekmektedir ve böylece "bisiklet" gitmektedir.Her iki uçta kazanýmlarýn durmasý halinde partinin stratejik durumunun kötüleþmesi ve bu temelde stratejik bir darbenin (1999'da olduðu gibi) yenmesi kaçýnýlmazdýr.1999 Komplosu'nun nedenlerinden birisi de budur.Parti deðiþen küresel ve bölgesel sistemin sonucunda her iki uçta da açmaza sürüklendi ve sonucu kuþatýlma ve bastýrýlma oldu.
Stratejik Denge Konumu politikasý, tek her iki emperyalist grup ve onlarýn bölgesel uzantýlarý arasýndaki çeliþkilerden yararlanmayý deðil ama her emperyalist grubun kendi içerisindeki çeliþkilerden yararlanmayý da öngörmektedir.Hatta her devletin kendi içerisindeki çeliþkilerden (gerek burjuvazinin kendi iç çeliþkilerinden gerekse de genel olarak halk ile olan çeliþkilerinden) yararlanmayý da öngörmektedir.
Bu tür denge politikasý,güçsüzün güçlüye karþý mücadele aracýdýr ve amaç giderek bu güçsüz konumu giderek güçlü konuma getirmektir. Bu güçlü konum ise zaman içerisinde en azýndan bir emperyalist kampýn devrimler ile yokedilerek,onun yerine tarihsel olarak ikame edilmesi ve diðer emperyalist kampýn dengelenmesi temelinde ortaya çýkabilir.Böyle bir tarihsel eðilimin ortaya çýkabilmesi için,devrimci ideolojinin evrensellik baðlamýnda kapsayýcý bir þekilde tekrar yenilenmesi ve üretilmesi zorunluydu.Bu temelde Kürdistan devrimi,Demokratik Modernite perspektifiyle,insanlýðýn evrensel deðerleriyle birleþen ve uzlaþan bir yapýya sahip olmalýydý.
Peki daha "önceki paradigmada" buna engel olan neydi?
Bu engel dünya devrimci hareketinin içerisinden çýkýp geldiði Bolþevizmin bürokratik devrim anlayýþýydý.Bu devrim anlayýþý dünya devrimci hareketini kötürüm etmiþ ve kýsýr bir döngüye sürüklemiþtir.Bürokratik devrim anlayýþýnýn olumsuzluklarýný,büyük bir kitlesel devrimci hareket olmasýndan dolayý en þiddetli yaþan PKK oldu.PKK açýsýndan sorunun aciliyeti ve varolma sorunuyla içiçe geçmiþ olmasý,Sayýn Baþkan'ý sosyalizmin ideolojik kökenlerine eleþtirel yaklaþýma götürmüþtür.Bunun için en uygun yerde olan belki o idi.O'nun büyüklüðü bu iþi baþlatmýþ olmasýndadýr.
Stratejik Denge Konumu'nun gerektirmiþ olduðu evrensel kapsayýcýlýk, Kapitalist Modernite karþýsýnda Demokratik Modernite olarak tekrar kurulmaya çalýþýldý.Bu çizginin bir çok eksiði olmasýna karþýn,bürokratik devrim anlayýþýndan kurtulmak için gerekli teorik temele sahiptir. Bu genel teorik çerçeveden daha özel yani denge konumunun gerektirdiði prensipler bütünlüðüne geçerek,bu prensipler aracýlýðýyla somut olay ve olgularý incelemeye çalýþalým. Ortadoðu devriminin dinamiði bu prensipler bütünlüðünde gizlidir.
Stratejik Denge Konumu'nun elde edilebilmesi bazý nesnel ve öznel koþullarýn birlikteliðini gerektirmektedir. Öznel yan ise nesnel yanýn sonucunda ortaya çýkmaktadýr.Buna göre:
Stratejik Denge Konumu'nun nesnel koþullarý:
1-Birbirine düþman ve az çok birbirini dengeleyen iki düþman kampýn varlýðý. Bu düþmanlýk,denge politikasý uygulayan güce karþý, tek bir cephenin oluþmasýna engel teþkil etmektedir.Her bir kamp, kendisine karþý cephenin geniþlemesini istemeyeceði için denge politikasý uygulayan gücün üzerine fazla gelmeyecektir ya da gelemeyecektir.
Bugün Ortadoðu'da ve dünyanýn baþka bölgelerinde emperyalistler bir nüfuz ve paylaþým savaþýna tutuþmuþ durumdadýrlar.Baþka bir makalede de gösterdiðimiz gibi (Bak."PKK ve Tarihsel Gerçekliði" adlý makaleye.) , bu nüfuz ve paylaþým savaþý,kar oranlarýnýn dünya çapýnda eþitlenmesi temelinde giderek ortaya çýktýðý için giderek þiddetlenmektedir.
2-Stratejik Denge Politikasý uygulayan gücün her iki kamptan ya da en azýndan bir kamptan, deðerler sistemi ve politika olarak tarihsel olarak daha ileri olmasý zorunludur.
Ýster kabul edilsin isterse de edilmesin,Bolþevizmi ve onun varyantlarýný temel alan bütün hareketler,özünde bürokratik hareketler olduðu için aslýnda Batý'nýn burjuva demokrasisinden üstün deðilllerdi.Zaten bugüne kadar dünya devrimci hareketinin dar kalmasýnýn nedeni de buydu.Paradigma deðiþikliðinden önce PKK,dünya devrimci hareketinin bu olumsuz özelliðini barýndýrdýðý için, deðerler sistemi bakýmýndan sorunlu bir yapýya sahipti.Paradigma deðiþikliði ve Demokratik Modernite ile birlikte PKK her iki emperyalist kampýn deðerler sistemini aþan bir yapýya kavuþmuþtur.Prensibin bu ayaðý da paradigma deðiþikliði ile daha saðlam hale gelmiþtir.
3-Stratejik Denge Politikasý uygulayan gücün,nesnel ve tarihsel olarak,baðýmsýz bir konuma sahip bir sýnýfa dayanmasý gerekir.
PKK zaten çýkýþýndan beri Kürt iþçi ve emekçilerinin politik temsilcisidir. Demokratik Modernite ile birlikte,Kürt iþçi ve halk yoksullarýnýn etrafýnda doðru bir ittifaklýk iliþkisi temelinde küçük-burjuva ve liberal sýnýflarý da bir tarihsel blok oluþturacak þekilde birleþtirmeyi baþarmýþtýr. Paradigma deðiþikliði ile birlikte Kürt Özgürlük Hareketi,Demokratik Konfederalizm temelinde baþka ülkelerin halklarýyla birliði stratejik olarak hedefleyerek, Kapitalist Modernite karþýsýnda,baðýmsýz olan tek sýnýfýn yani iþçi sýnýfýnýn tarihsel gücüne yaslandýðýný da ortaya koymuþtur.Demokratik Modernite, iþçi sýnýfý önderliðinde bütün halkýn kurtuluþ programý niteliðindedir.Prensibin bu ayaðý da saðlam hale gelmiþtir.Dünyanýn bir çok yerindeki devrimci hareketlerin PKK'ye ilgi duymalarýnýn nedeni de biraz da budur. Stratejik Denge Politikasý'nýn öznel koþullarý:
1-Denge konumu politikasý güçsüzün güçlüye karþý mücadele aracýdýr.Bundan çýkan en önemli teorik sonuç,denge konumu uygulayan hareketin, kendi dýþýndaki iki güçlü kampýn stratejilerini engelleme gücü bulunmadýðý gerçeðidir.Bundan dolayý bu hareket,her iki güçlü kampýn, stratejilerinin sonuçlarýný kendi baðýmsýz politikasýnýn amaçlarý doðrultusunda yönetmeye çalýþýr.
Denge konumu politikasý uygulayan hareket,diðer kamplarýn stratejilerini direk engelleme gücüne sahip olmadýðý için,iki seçeneðe ya da taktiðe sahiptir. Birinci olarak, herhangi bir kampýn stratejik hedefi içerisine taktik olarak yerleþerek kendisine hareket alaný yaratmaya çalýþacaktýr.Bu politika belirli bir dönem ve özel koþullarda zaman kazanmak için uygulansa da ,uzun zaman sürdürülemez bir yapýya sahiptir ve Stratejik Denge Konumu'nun temel prensibi olan tarafsýzlýk prensibi ile çeliþki halindedir.Sadece özel koþullarda ve sýnýrlý olarak uygulanabilir.Kaldý ki denge politikasý uygulayan gücün,baþkasýnýn temel stratejik hedefini gerçekleþtirme eðilimi,zaman içerisinde kendi stratejik hedefinin zayýflamasýný getirecektir.Çünkü farklý stratejik hedefler farklý sýnýflarýn çýkarlarýný yansýttýðý için,ancak birbirlerinin zararýna geliþebilirler.
Denge konumu politikasý uygulayan gücün ikinci seçeneði ya da taktiði ise, kendi dýþýndaki güçlü kamplarýn hiçbirisinin stratejisine taktik olarak girmeden ve mümkün olduðunca aradan çekilerek,her ikisinin savaþarak zayýflamasýna çalýþmaktýr.Öyle ki hiçbiri kendi stratejik hedefini gerçekleþtirecek gücü bulamasýn.Hatta biri diðerine karþý güçlenmeye baþladýðý zaman,gerekli taktik ayarlamalar ile bu güçlenmeyi boþa çýkarabilmelidir.Bu taktik, denge konumu uygulayan gücün tarihsel yapýsýna daha uygundur.
PKK tarihinde bu iki farklý taktiðin uygulandýðý iki dönem sözkonusudur. Bunlardan ilki,Sayýn Baþkan'ýn yakalandýðý 1999 Komplosu'nun hemen sonrasýnda ortaya çýkmýþtýr.Batý Emperyalistlerinin ve bölgedeki iþbirlikçilerinin PKK'yi uluslararasý kýskaca aldýðý ve PKK'yi tasfiye etmek istediði bir dönemde, PKK konfederal bir biçimde tekrar yapýlanarak,2003 yýlýnda PJAK aracýlýðýyla Ýran'a karþý silahlý mücadeleyi baþlattý.PKK'nin Batý'nýn Ortadoðu'daki stratejik önceliði olan Ýran'ý zayýflatma politikasýna taktik olarak angaje olmasý,Batý'nýn PKK karþýsýndaki yekpare olan tasfiye politikasýný sýnýrlandýrmýþ ve ona zaman kazandýrmýþtýr.Hatta bu politika Türkiye ile Batý arasýnda bir politik anlaþmazlýða dönüþerek,aralarýna politik bir düðüm atýlmasýna da neden olmuþtur.
Ýkinci taktik yaklaþým ise Rojava devrimi ile ortaya çýkmýþtýr.Suriye'de iki emperyalist kampýn uzantýlarý arasýnda yaþanan savaþ sonucunda PKK,her iki kampýn aleyhine olan Temmuz 2012 devrimini gerçekleþtirmiþtir.Hiçbir kampa dahil olmadan yürütülen bu politikaya en büyük tepkiyi, "IÞÝD Komplosu" aracýlýðýyla Batý Emperyalistleri vermiþtir.Bu da Batý'nýn stratejik öncelikleriyle çeliþen bir politikanýn baþýna neler geleceðinin açýk bir göstergesidir.
2-Her taraf ile taktik iliþki içerisinde olmak ve bir tarafa stratejik baðlanmaktan kaçýnmak. Bir tarafa stratejik olarak baðlanmamak için, her taraf ile taktik çerçeve ile sýnýrlý olan ve bu taktik yapýlarýn birbirlerini zýt yönde dengede tutan bir birlik içerisinde bulunmalarý zorunludur.Böylece bir kampýn denge konumunu ortadan kaldýrmak için ortaya koyacaðý saldýrgan politikalar,diðer uçtaki taktik iliþkinin güçlendirilmesiyle sýnýrlandýrýlmaktadýr.
Ýþte böyle bir taktik yapýnýn elde edilebilmesi için, Sayýn Baþkan Kürdistan devriminin reformlarýný,Kürdistan'ý ezen ülkelerin iç politikalarýndaki reform talepleriyle birbirine baðlayan ve bunlarý da PKK'nin temel stratejik hedefini örten taktik bir perdeleme aracýna çevirdi.Reformlarý taktik olarak öne alan yeni çizgi, ayný zamanda ezen devletler ile konjonktürün geliþimine uygun olarak taktik anlaþmalara da izin verdiði için, hem daha dinamik hem de daha esnek bir politikaya izin veriyordu.Bu esnek yapý güçlerin ekonomik kullanýmýna izin verdiði gibi,güçlerin korunmasýna ve geliþtirmesine de izin veriyordu. Reformlarý taktik yapýnýn temeli yapan Sayýn Baþkan ve PKK önderliði,bu temelde "1999 Komplosu"ndan sonra Demokratik Cumhuriyet politikasýyla stratejik geri çekilmeyi gerçekleþtirebilmiþ,Türkiye ile Batý arasýna çeliþkiler koyabilmiþ ve de Rojava devrimi sýrasýnda hem Ýran hem de Türkiye ile ateþkes yaparak Kürdistan'ýn belirli bir parçasýndaki bir kazanýmý koruyabilmiþtir.
3-Bütün taraflara,onlarýn birbirlerine yakýn olmasýndan daha yakýn olmak. Böylece hiçbiri diðerine karþý kesin üstünlük saðlayamayacak ve bundan dolayý aralarýndaki bölünmüþlük durumu devam edecektir.
PKK her taraf ile ayný mesafede olduðu için her tarafa,onlarýn birbirlerine yakýn olmalarýndan daha yakýndýr.Örneðin hem Ýran hem Türkiye hem Suriye hem de Batý ile taktik iliþki geliþtirebilen tek güçtür.Ayný durum Suriye'nin iç politikasýnda da mevcuttur.Suriye'de her iki emperyalist kampýn iþbirlikçileri birbirleriyle ölüm-kalým savaþý verirken, PKK,her iki yan ile zaman zaman uzlaþan ve zaman zaman da çatýþan bir çizgi izleyerek ve her iki yön ile taktik iliþki yolunu açýk tutan bir politika uygulayarak,esnek bir yapý elde etmiþtir.Bu esneklik denge konumundan kaynaklanmaktadýr.
4-Stratejik Denge Politikasý uygulayan güç,tek her iki düþman kamp arasýndaki çeliþkilerden deðil ayný zamanda ayný kamp içerisindeki güçler arasýndaki çeliþkileri de kullanarak daha esnek bir politika elde etmeye çalýþmalýdýr.
Sayýn Baþkan 1999 Komplosu'ndan sonra,Demokratik Cumhuriyet Programý ile Türkiye'nin AB'ye girmesi için gerekli reformlarý yapmasý için yolu açtýðý zaman ve Türkiye bu reformlarý yapmadýðý zaman,ayný emperyalist kamp içerisinde kalan iki güç arasýndaki çeliþkileri tek açýða çýkartmamýþ ama ayný zamanda keskinleþtirmiþtir de.Bu durum PKK'ye zaman kazandýrmýþtýr.Ayný þekilde bu taktik Türk iç politikasýndaki demokratik reform isteði ile koordine edilerek,devletin tarihsel ve toplumsal alaný daraltýlmaya çalýþýlmýþtýr.
5-Her iki kampý ayný anda karþýsýna almadan mümkünse her seferinde yalnýzca biriyle karþýlaþmak.
Aslýnda paradigma deðiþikliðinden önce de PKK,denge politikasýný bir noktaya kadar uyguluyordu.Kuzey Kürdistan'da Türkiye'ye karþý savaþýrken,Kürdistan'ýn diðer parçalarýndaki sömürgeci devletleri karþýsýna almamaya özen gösteren bir politika uygulamýþtýr. 1999 Komplosu'ndan sonra PJAK ile Ýran'a karþý savaþý baþlatýrken,Türkiye ile ateþkes devam ediyordu. 1 Haziran 2004'te tekrar Kuzey'de savaþý baþlatýrken de bu savaþýn niteliði daha önceki savaþtan farklýydý. Daha çok bu savaþýn amacý Türkiye'yi Demokratik Cumhuriyet için adým atmaya zorlamaktý ve onun üzerinde uluslararasý baskýyý kurmaya dönüktü. Aslýnda 2003 - 2011 arasý iki cepheli savaþ tam iki cepheli deðildi,buna "iki yarým" savaþ da denilebilir.Rojava devrimi ile birlikte,Ýran ve Türkiye ile elde edilen ateþkesler sonucunda tekrar tek cepheli savaþa geçildi.Tek cepheli savaþ güçlerin ekonomik kullanýmý için gerekli ve zorunludur.Bir çok cephede savaþ, denge konumunu tehlikeye atarak,elde edilen kazanýmlarýn erimesi sonucuna götürür, ki bunun sonucunda stratejik darbe yemek kaçýnýlmaz hale gelir. PKK'nin düþmanlarýnýn en çok istediði þey,onun bir çok cephede savaþa sürüklenmesidir.Çünkü bu durum onlarýn PKK ile savaþýný daha kolay hale getirecektir.
6-Mümkünse bir kamp ile karþý karþýya gelmeden önce, onlarýn denge politikasý uygulayan güçten önce karþý karþýya gelmesini ve daha fazla güçten düþmelerini saðlamaya çalýþmak.Birinin diðerine karþý bu kullanýlýþý her ikisinin zamanla güçten düþmesine neden olarak,zamanla baþka güçlerle de aralarýnýn açýlmasýna neden olacaktýr.
Her iki emperyalist kamp arasýndaki çeliþki temelde uzlaþmaz bir çeliþkidir. Bizzat dünya ekonomisinin derinlerindeki rekabet tarafýndan harekete geçirilen ve giderek yýkýcý bir durum yaratan bir yapýya sahiptir.Bundan dolayý her iki kampýn ve uzantýlarýnýn bir ölüm-kalým savaþý vermesi kaçýnýlmazdýr.Onlarýn bu karþýlýklý olarak kendilerini tüketmesinin tarihsel temeli mevcuttur ve bu temelin doðal eðilimini izlemek, denge konumu politikasý uygulayan hareketin temel amacý olmalýdýr.Her iki kampýn savaþarak zayýflamasý,denge politikasý uygulayan hareketin stratejik konumunun güçlenmesini getirir ve giderek bu sonuncusunun taktik manevralarýna baðýmlý hale gelirler.Bundan dolayý denge politikasý uygulayan hareket,herhangi bir kamp ve onun uzantýlarý ile karþýlaþmadan önce,onlarýn birbirleriyle kapsamlý bir savaþa tutuþmalarýný tek istemekle yükümlü deðildir,hatta gücü ölçüsünde bunu hazýrlamalýdýr da. Her iki kampýn bir ölüm-kalým savaþý verirken,denge politikasý uygulayan güce karþý atacaklarý saldýrgan adýmlara,denge konumu uygulayan hareket,onlara bedel yükselten bir politika ile karþýlýk vermelidir.
7-Stratejik Denge Konumu uygulayan güç, "belirsizliði" ya da "kendini tam belli etmemeyi" stratejik bir güç olarak kullanmasýný bilmelidir.Onun belirsizliði ve asýl stratejik hedefi deþifre olduðu andan itibaren,atacaðý taktik adýmlar bilineceði için,politik aldatma politikalarýnýn temel hedefi haline gelecektir.Bu durum zaman ile denge konumunu yokederek,istemeyerek de olsa baþka güçlere stratejik yedeklenmeye götürür.
Bu ilkeleri somut koþullarýn somut analizine uygulayarak hem sürecin özelliklerini hem de içinden geçtiðimiz süreçte bu üç gücün birbirleriyle olan iliþkilerinin doðasýný anlamaya çalýþalým.
Emperyalist paylaþým savaþýnýn yoðun olarak yaþandýðý bölge Ortadoðu'dur. Özellikle Batý'lý güçler,Sovyet Bloku'nun çökmesinden sonra,Batý'nýn nüfuz alanlarýný daha da geniþletecek politikalara hýz vermiþler ve bu temelde belirli stratejiler hazýrlamýþlardýr.Orta ve Doðu Avrupa'da AB-NATO geniþlemesiyle ilerleyen Batý,Orta Asya,Kafkasya ve Ortadoðu'da da iþbirlikçiler ve askeri müdahalelerin birlikteliðinden oluþan bir politika izleyerek ilerlemeye çalýþmaktadýr.Ancak Orta Asya,Kafkasya ve Ortadoðu'da izlenen politikanýn farklý bir özelliði vardýr.
Batý'lý emperyalistler bu bölgelere derinlemesine girmek için, Orta ve Doðu Avrupa'da izlenen geniþleme politikalarýndan farklý bir metod izlemiþlerdir. Özellikle ABD'nin baþýný çektiði bu politika, temelde dünyaya karþý, politik aldatmadan,psikolojik operasyon,silahlý müdahale ve komplolara kadar geniþ bir araçlar ve metodlar portföyüne sahiptir.
Bugün "Batý Emperyalistlerinin IÞÝD Komplosu" aracýlýðýyla, "11 Eylül 2001" terör saldýrýlarýnýn "gerçek failleri"ni de artýk bilmekteyiz. 11 Eylül terör saldýrýlarý bizzat ABD'de Cumhuriyetçi Parti içerisindeki "Neo-Cons"larýn gerçekleþtirdikleri, dünyanýn çeþitli bölgelerine "terörizm ile mücadele görünümü" altýnda müdahale etmek ve Batý'nýn emperyalist yayýlmasýný gerçekleþtirmek için bir "ABD Komplosu"dur.Bu komplo sonucunda Orta Asya,Kafkasya ve Ortadoðu'da ortaya çýkan emperyalist müdahale ve yayýlmacýlýk,2001-2010 arasý çýkmaza girmeye baþlandýðý andan itibaren, "IÞÝD Komplosu" ile tahkim edilerek, "11 Eylül 2001 Komplosu"na "format" atýldý. Bu mantýk temelinde olaylara baktýðýmýz zaman, Batý'nýn IÞÝD komplosunun, 11 Eylül Komplosu'nun devamý olduðunu kolayca anlarýz.
Soðuk Savaþ sonrasýnda ABD, emperyalist hiyerarþinin tepesinde "Süper Güç" olarak adlandýrýlan bir konuma sahip oldu. Çok kýsa bir zaman sonra görüldü ki, eðer birþeyler yapmazsa bu konum fazla uzun sürmeyecekti. Soðuk Savaþ'ýn hemen sonrasýnda, ABD politikasýnýn ve entellektüel gücünün odaðýnda, ABD'nin yeni uluslararasý konumunun nasýl korunacaðý ve sürdürüleceði yeralmaktaydý.Bunun için bir çok teorik ve politik çalýþma yapýldý ve bu temelde düþünce kuruluþlarý teþvik edildi. Bu tip çalýþmalarýn belki de en önemlisi , ABD Savunma Bakanlýðý bünyesinde ve Paul Wolfowitz'in baþkanlýðýnda 1992 yýlýnda hazýrlanan "Savunma Planlama Rehberi"ydi. Dönemin Baþkaný olan Baba Bush için hazýrlanan rapor, Soðuk Savaþ sonrasýnda ABD'nin süper güç konumunun nasýl korunacaðý ve sürdürüleceðini küresel bir strateji ile ortaya koyuyordu. Raporun temel amacý, ABD'nin küresel liderliðini tehdit edecek rakip bir gücün ortaya çýkmasýný önlemekti. Bu güç Batý Avrupa'da,Doðu Asya'da, eski Sovyet coðrafyasýnda ve Ortadoðu'da ortaya çýkabilirdi.ABD'nin küresel liderliði bu bölgelerden birisinin, baðýmsýz bir gücün eline geçmesine engel olmaya baðlýydý. ABD'nin küresel liderliðini tehdit edecek bir gücün ortaya çýkmamasý için izlenilecek strateji ve politika açýktý.Avrupa'nýn ABD'den ayrý baðýmsýz bir küresel güç olarak ortaya çýkmasý önlenecekti.Bu noktada Fransa'nýn ihtiraslarý,Almanya ve Ýngiltere'nin ABD'ye daha fazla baðlanmasý temelinde dizginlenecekti. Rusya'nýn eski Sovyet coðrafyasýnda yayýlmasý engellenecekti. Çin Dünya Ticaret Örgütü aracýlýðýyla küresel kapitalizme baðlanarak ve zaman içerisinde SSCB'nin çöküþüne benzer bir biçimde çözülecekti. Japonya'nýn da eskisi gibi ABD'ye baðýmlýlýðý sürdürülecekti. Bu strateji, ABD tarafýndan bazý ülkelerin baský altýna alýnmasý ve bazýlarýnýn da çevrelenerek zamanla diz çökertilmesi üzerine oturtulmaktaydý. Avrupa ve Japonya'nýn baðýmlý hale getirilerek,Rusya ve Çin'in bastýrýlmasý bu stratejinin ana ekseniydi. Sovyet Rusya çökmesine karþýn hala daha baðýmsýz ve ayaða kalkma potansiyeli yüksek emperyal bir güçtü.Kaldý ki eski Sovyet coðrafyasýndaki bir çok bölge bir tür "boþluklar" oluþturmaktaydý. Bu bölgeler tam olarak ne Batý'nýn ne de Rusya'nýn nüfuzu altýndaydýlar ve bu bölgeler Batý tarafýndan nüfuz altýna alýnmadýklarý taktirde, zaman içerisinde ayaða kalkan Rusya'nýn tekrar nüfuzu altýna girmeleri kaçýnýlmazdý. Bu durumda ABD'nin küresel liderliði de tehdit altýna girmiþ olacaktý. Savunma Planlama Rehberi'nin öngördüðü strateji, ABD'de Cumhuriyetçi Parti ile Demokrat Parti'nin ortak stratejik vizyonunu oluþturur.Ancak aralarýnda yine de bir fark vardýr ve bu fark bu hedefe ulaþmak için uygulanýlacak taktik yaklaþýmýn farklýlýðýndan kaynaklanýr. Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti'nin arasýndaki ideolojik farklýlýðýn kendisini en çok belli ettiði alan taktik alandýr. ABD'de Cumhuriyetçiler, belirlenen tehditlere karþý, sert güçleri direkt ve yumuþak güçleri dolaylý kullanmayý benimseyen bir metoda sahiplerken; Demokratlar genellikle bunun tersini, yani yumuþak güçleri direkt ve sert güçleri dolaylý kullanmayý benimseyen bir politikaya sahiptirler.Elbette burada mutlak bir yaklaþýmdan deðil, genel ve göreli bir yaklaþýmdan bahsediyoruz. Araçlarýn bu farklý kullanýmýnýn dost ve müttefik güçlere yaklaþýmda farklýlýklara neden olacaðý kendiliðinden anlaþýlýr.
1990'lý yýllarda Savunma Planlama Rehberi'ni kamuoyuna sýzdýran,iktidarda olan Demokrat Parti ve Bill Clinton oldu.Çünkü bu siyaset,ABD'nin dünya politikasýna "tek taraflý yaklaþýmý" getiriyordu ve müttefiklerini ikna temelinde deðil, zor aracýlýðýyla ABD'nin küresel stratejisine baðlamayý öngörüyordu. Demokrat Parti ve Bill Clinton,metod olarak bu politikaya karþýydý. Cumhuriyetçi'ler dünyaya haddinden fazla siyasi ve askeri zor kullanmayý öne çýkarýyorlardý,ki bu uzun dönemli olarak ABD için bir felaket olabilirdi.
Ýþte 1990'lý yýllarda Bill Clinton ve Demokrat Parti'nin geri plana çektiði ama özünü koruduðu ve de baþka metodlar ile pratiðe geçirmek istediði Savunma Planlama Rehberi'ni, 2000 yýlýnda George W.Bush seçildiði zaman tekrar Cumhuriyetçi'ler stratejik bir plan olarak kabul ettiler ve bu temelde "11 Eylül Komplosu" organize edildi.Bundan dolayý "Savunma Planlama Rehberi" ile "11 Eylül terör saldýrýlarý" arasýnda bir baðlantýnýn olduðunu ileri sürebiliriz.2001-2010 arasý ABD'nin uygulamýþ olduðu politikalar,iþte bu Savunma Planlama Rehberi'nin taktik düzeyde öngörmüþ olduðu politikalardý.
1990'lý yýllarýn baþlarýndan günümüze kadar olan süreçte,ABD'nin "iki farklý politik ve askeri doktrini" ile karþý karþýyayýz.Doktrinler arasýndaki fark,ABD'de Cumhuriyetçi Parti ile Demokrat Parti arasýndaki ideolojik ve politik farklýlýktan kaynaklanmaktadýr.Bu doktrinleri "Clinton Doktrini" ve "Bush Doktrini" olarak adlandýrabiliriz.
Bush Doktrini, El Kaide gibi bir terör örgütünü,provakatif bir þekilde kullanarak,ABD'nin direk askeri güçlerini, dünyanýn önemli bölgelerine ama özellikle de Ortadoðu'ya yerleþtirerek,Batý karþýtý olan devletlerin yýkýlmasýný gerçekleþtirerek,bu yýkýlýþlarý dikkatli bir þekilde Rusya ve Çin'in kuþatýlmasýna baðlamaktý.Burada El Kaide ABD'nin politik ve askeri güçlerinin yayýlmasý için bir aldatma aracý olarak kullanýlmaktadýr."Terörle küresel çapta mücadele" görünümü altýnda,emperyalist yayýlmacýlýk ve sömürgeciliðin geliþtirilmesi hedeflenmektedir.El Kaide terörü Batý Emperyalistleri tarafýndan,kendi askeri güçlerinin dünyanýn belirli bölgelerine yerleþtirilmesi için bir "yerleþtirme aracý", bazý müttefiklere ve tarafsýz güçlere karþý "baský ve tehdit aracý" ve nihayetinde kendi toplumlarýný dýþ politikadaki angajmanlara hazýr hale getirmek için "psikolojik savaþ aracý" olarak kullanýlmak istenmektedir.Bu doktrin 2001 - 2009 arasý uygulandý.
Ayný stratejik hedef ama baþka bir biçimde ve yine El Kaide eksenli olarak 1990'lý yýllarda "Clinton Doktrini" olarak uygulandý.El Kaide 1990'lý yýllarda dünyanýn çeþitli bölgelerinde,ABD Ordusu ve üslerine karþý bir çok terör eylemi gerçekleþtirdi.Bu eylemler hiç kuþkusuz belirli bir komplo çerçevesinde El Kaide aracýlýðýyla yine ABD tarafýndan organize ediliyordu ya da El Kaide bu temelde yönlendiriliyordu. Clinton yönetiminin amacý,daha çok dünyanýn çeþitli bölgelerinde yerli iþbirlikçileri ön plana çýkararak ve müttefikler ile yakýn iþbirliði içerisinde sýnýrlý bir ABD askeri müdahalesi gerçekleþtirmekti ve Rusya ve Çin'in kuþatýlmasýný bu politik iliþki ve taktikler aracýlýðýyla gerçekleþtirmekti. Bu doktrinde de El Kaide terörü aldatma ve provakatif amaçlý kullanýlmaktadýr ancak bütün ABD askeri gücünün direk harekete geçirildiði bir duruma dönüþmemektedir. Bu doktrinin amacý,askeri harcamalarýn düþük tutulmasý ve bütçedeki kaynaklarýn daha çok ABD'de baþka sosyal projelere aktarýlmasýný saðlayarak,Demokrat Parti'nin sosyal temellerini iç politikada güçlendirmekti.Gerçekten de dýþ politikada sýnýrlý asker kullanýmý,Clinton döneminde muazzam bir bütçe fazlasýnýn ortaya çýkmasýný saðladý.Clinton doktrini ile Sayýn Baþkan'a ve PKK'ye karþý gerçekleþtirilen 1999 Komplosu arasýnda direk bir baðlantý sözkonusudur.
2009'un sonunda Demokrat Parti adayý Barack Obama,ABD Baþkaný seçilince, ABD politikasý tekrar Clinton Doktrini'ne dönmeye baþlamýþtýr ve bu temelde Ortadoðu politikasý da tekrar reorganize edilmiþtir.Ýþte ABD'nin IÞÝD politikasý da bu deðiþimle ortaya çýkan bir durumdur. IÞÝD, Obama Baþkanlýðý'ndaki ABD'nin Bush Doktrini'nden Clinton Doktrini'ne geçme aracýdýr.
|