[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  13-06-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 60 (4) }
| Devrimci Bülten

PKK VE ORTADOĞU DEVRİMİ (II)

(Geleceği Nasıl Okumalı?) 

K.Erdem


IŞİD Komplosu ya da politikası aracılığıyla B.Obama yönetiminin yapmak istediklerini kısaca şöyle özetleyebiriz:

1-Obama yönetimi, Bush yönetiminin müttefiklerine karşı tek taraflı olan yaklaşımını değiştirerek,çok tataflı ya da onlarla eşit müttefiklik ilişkisi temelinde küresel bir strateji geliştirme anlayışına döndü.Bush yönetiminin El Kaide'yi, müttefiklerinden bağımsız olarak tek taraflı kullanma anlayışına son vererek,NATO çatısı altında ve diğer müttefikleriyle konsesüs oluşturarak IŞİD aracını oluşturdu.Bütün politik göstergeler, IŞİD'in bir NATO komplosu olduğunu göstermektedir.NATO zemininde IŞİD ortak planı çerçevesinde çok taraflı bir politik yaklaşıma geçilmiştir.


2-NATO'nun IŞİD komplosunun temel hedefi,Ortadoğu ve dünyanın başka yerlerinde (Kafkasya,Ortadoğu ve Afrika gibi),sünni radikalizmini başıboş bırakmamak ve bu radikalizmi kullanarak başta Ortadoğu olmak üzere başka bölgelerde yıkıcı bir güç oluşturarak,başta İran olmak üzere Şii radikalizmini dengelemek ve yine Batı karşıtı olan bazı güçleri zayıflatmak (PKK gibi) ve de Batı'dan giderek çıkarları farklılaşan güçleri (Suudi Arabistan ve Türkiye gibi) dizginlemektir.


3-Obama yönetimi,Demokrat Parti'nin temel siyasi çizgisi olan,dış politikada dolaylı güçleri önplana çıkarma ve direk güçleri ikincil planda destekleyici güç olarak tutma anlayışına uygun olarak,Irak'ta direk askeri güçlerini çekerek,bu gücünü dolaylı bir şekilde IŞİD içerisine,diğer müttefik güçlerle birlikte "gömmüş"tür.Yani ABD ve müttefiklerinin Irak'tan direk çekilmesi biçimseldir. IŞİD örtüsü altında işgal daha kapsamlı hale getirilerek,Irak ve Suriye'yi kapsayacak şekilde genişletilmiştir.Irak ve Suriye'de IŞİD'in iktidar olduğu ve kontrol ettiği bölgeler,bizzat Batı'nın işgal alanlarıdırlar.


4-IŞİD Batı Emperyalistleri tarafından,Ortadoğu'da,denge,tehdit ve psikolojik hareket unsuru olarak kullanılarak,Batı karşıtı güçlerin zayıflatıldığı,birbirlerine düşürüldükleri ve oluşturulan korkunç terör aracılığıyla, "Batı-işbirlikçiliğinin" geliştirilmek istendiği bir araç olarak tasarlanmıştır.


5-Batı Emperyalistleri, bölge halklarını IŞİD  aracılığıyla sistematik terör altında tutarak ve bu acımasız terör tehditi aracılığıyla,bu halkların kendi yönetimlerine alttan baskı yapmasını sağlayarak, bu yönetimlerin kendi aleyhlerine olacak politik adımlar atmasını sağlamak istemektedir.Bu adımların ise Batı'ya daha fazla yanaşmak şeklinde olacağı kendiliğinden anlaşılır.


6-Bush döneminde ve Irak işgali sırasında El Kaide'nin rolü,Irak'taki Şii etkisini sınırlamaktı.ABD Irak'ı işgal ettiği zaman El Kaide,ABD ve müttefiklerinden ziyade Şiilere savaş açmış ve askeri eylemlerinin yüzde 80-90'nını neredeyse Şiilere karşı geliştirmiştir.Şiilerin Irak'ta direnmeleri ve El Kaide etkisini göreli olarak sınırlamalarından sonra ve yine ABD ve müttefiklerinin işgali bir sonuca götürememelerinden dolayı,El Kaide giderek daha fazla Suudi Arabistan ve körfez ülkelerinin denetimine girerek,bu güçlerin bölgede nüfuz elde etme aracına dönüşmüştür.Bu devletlerin Batı ile çıkar çatışmasına düşmeleri durumunda da El Kaide Batı karşıtı ya da onun planlarını sulandıran bir taktik araca dönüşmüştür.İşte Batı IŞİD aracılığıyla,bölgede bağımsız politika geliştirmek ya da kendi stratejik önceliklerini Batı'nın stratejik öncelikleri önüne koymak isteyen devletleri (Suudi Arabistan,Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi) de, IŞİD'in El Kaide'ye saldırarak zayıflatması temelinde sınırlamak istemektedir.IŞİD'in El Kaide içerisinden çıkarak ve onu zayıflatarak büyümesi ilginçtir.IŞİD büyümek ve gelişmek için önce El Kaide'nin Suriye örgütü olan El Nusra'ya karşı savaşmıştır.Daha sonra da Türkiye güdümünde olan Özgür Suriye Ordusu'nu zayıflatmıştır.


7-El Kaide'nin zayıflatılması temelinde IŞİD'in geliştirilmesi stratejisinin en önemli ayağı Ben Laden'in öldürülmesi olayıdır.Arap Baharı'nın başlamasıyla birlikte,bölgenin politik olarak dağılacağını ve bu dağılmanın bir "tehdit aracılığıyla" Batı'ya bağlanması gerektiğini öngören Batı, hemen 2 Mayıs 2011 tarihinde Ben Laden'i öldürerek ve El Kaide'yi zayıflatarak,IŞİD'in önünü açmaya çalışmıştır.Ben Laden'in öldürülmesi IŞİD'in önünün açılmasıyla bağlantılıdır.


8-Temmuz 2012 devriminden sonra IŞİD'in hızlı bir şekilde büyümesi ve bir "Anakonda Yılanı" gibi Rojava'nın boynuna dolanması ise ilginçtir.Bölgede Batı'dan bağımsız bir politikaya yönelen PKK'yi sınırlandırmak için IŞİD hızlı bir şekilde güçlendirilerek,PKK sınırlandırılarak ve tekrar İran'ın zayıflatılması politikasına kanalize edilmeye çalışılmıştır.


9-IŞİD tehditinin sivri ucu İran rejimine yöneliktir ve amaç,IŞİD aracılığıyla bir "Sünni Tsunamisi" yaratılarak,İran'a vurması sağlanmak istenmektedir.IŞİD ile savaşan İran'ın zaman içerisinde başka tehditlerle de (Kürt,Azeri,Arap,iç politikadaki rekabet ve demokratik eğilim baskısı,Uluslararası ambargo vs.) uğraşması sağlanarak zayıflatılması ve rejimin düşürülmesi hedeflenmektedir. Böylece İran'da rejimin düşmesi,İran'ın nükleer silah elde etme isteğine de son verecektir.


İşte böyle bir Ortadoğu konjonktürü ve güç ilişkileri içerisinde,PKK'nin Kürdistan ve Ortadoğu devrimini geliştirmesi sorunu bulunmaktadır.Bu noktada PKK ilginç bir tarihsel kavşakta bulunmaktadır.Rojava devrimiyle birlikte PKK yeni bir tarihsel aşamaya ulaşmıştır ama daha stratejik sonuç elde edememiştir. Bundan sonra PKK ya Ortadoğu devriminin kapısını aralayacaktır ya da stratejik darbe yiyecektir.İkisinin ortası yoktur.


Batı'lı emperyalistlerin 11 Eylül Komplosu ile Ortadoğu'daki Batı karşıtı devletleri devirme ve bu ülkeleri yoğun bir şekilde Batı'nın ekonomik sömürüsü içerisine çekme çabaları,kaçınılmaz bir şekilde savaşın yoğun bir şekilde Kürdistan üzerinde yaşanmasına neden olmuştur.Batı'nın devirmek istediği üç devletin Kürdistan'ı baskı altında tutan devletler olması,Kürt ulusunun önemini küresel güç ilişkileri içerisinde öne çıkarmıştır.Sayın Başkan'ın yakalanması dahi bu  yeni süreç ile ilişkilidir.Zaten yeni sürecin özelliğini ve fırsatlarını ilk farkeden o olmuştur ve de paradigma değişimiyle PKK'yi bu yeni sürece adapte eden de o olmuştur.


Emperyalist paylaşım mücadelesinin sonucunda,2003-2012 arasında,  Kürdistan'ın iki parçası (Güney ve Batı) çok az bir politik çaba sonucunda farklı bir statüye kavuşmuşlardır.Batı'lı güçlerin Ortadoğu'ya ağırlıklarını koymalarının doğal sonucu,merkezi devletlerin zayıflaması ve merkezkaç güçlerin güçlenmesi olmuştur.


Bugün içerisinden geçtiğimiz süreç PKK açısından ne ile karakterizedir? 


Bugün içerisinden geçtiğimiz süreç ,PKK açısından üç cephede elde edilen ateşkes ve bu ateşkeslerin yönetimi ile karakterizedir.Bu ateşkeslerin doğru yönetimi Ortadoğu devrimine götürecektir,yanlış yönetimi de 1999'da olduğu gibi stratejik bir darbenin alınmasına götürecektir. Bundan dolayı bu ateşkeslerin tarihsel yapısına ve birbirleriyle bağlanış biçimlerine yakından bakmak gerekmektedir.


2011 yılının başlarında Arap Baharı patlak verdiği ve Suriye giderek içsavaşa sürüklenmeye başladığı zaman,PKK hem Türkiye ile hem de İran ile savaş halindeydi.Ancak 2011 yazında Parti şiddetli bir şekilde İran'a saldırdı ve Türkiye'nin İran ile ortak askeri cephe arayışına ve çabasına rağmen İran buna yanaşmayarak PKK ile aynı yılın Sonbaharı'nda ateşkes yaptı.PKK'nin bu taktiğinin nedeni bir yıl sonra belli oldu.Çünkü Parti bu ateşkes ile bütün güçlerini Kuzey'e kaydırarak Türkiye'ye şiddetli saldırma imkanına kavuştu.Amaç Rojava'da Temmuz 2012 devrimine Türkiye'nin müdahale etmesini engellmekti.Kısacası PKK Rojava devrimi sırasında Türkiye'nin "başını bastırarak" Suriye'ye müdahale refleksini zayıflattı.Hem içte hem de dışta sıkışan AKP hükümeti,2012 yılının sonunda geçici olarak PKK ile ateşkes yapmak zorunda kaldı.Ama aynı anda savaşı hiç kesintiye uğratmadan El Kaide ve benzerleri aracılığıyla Rojava'ya kaydırdı.Kuzey'de ateşkes varken Batı Kürdistan'da savaş vardı.


Hem 2011'de İran ile  hem de 2012'nin sonunda Türkiye ile elde edilen ateşkeslerin amacı Rojava devrimini korumak ve güçlendirmekti.PKK'nin bu Ortadoğu'da yayılışı tek bölgedeki devletlerin değil emperyalistlerin de çıkarlarıyla çelişen bir durum yaratıyordu.Farklı çıkarlar temelinde PKK'nin sınırlandırılması herkesin işine geliyordu.Ancak burada temel sorun,PKK bölgede sınırlandırılırken,onun yerine kim geçecekti? PKK'nin bırakacağı boşluğun doldurulması da başka bir sorundu.


Rojava devriminden sonra Batı'nın "Anakonda Yılanı" IŞİD hızla büyütülerek Rojava'ya dolanmaya başladı ve Türkiye ,Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin kullandığı El Kaide ile aynı anda Rojava'ya saldırmaya başladı.İşin ilginç tarafı Suriye'nin başka bölgelerinde birbirleriyle savaşan El Kaide unsurlarıyla IŞİD, Rojava'da darbelerini ortaklaştırıyorlardı.Rojava'da ayrı yürüyorlardı ama ortak vuruyorlardı.



Batı IŞİD aracılığıyla Rojava'yı PKK'den alıp KDP'ye vermek istiyordu. IŞİD'in Rojava'ya saldırmasının nedeni buydu.PKK Rojava'da IŞİD görünümü altında Batı Emperyalistleriyle savaştı. 2014'ün Sonbaharı'nda hem Batı Emperyalistlerinin IŞİD aracılığıyla hem de bölge devletlerinin El Kaide aracılığıyla gerçekleştirdiği ortak saldırıya PKK,Kobane direnişiyle karşılık verdi.Kobane direnişi Kürtleri dört parçada tek bir ulus yaptı.Kimse PKK'nin böyle direneceğini hesap etmedi.Çok kısa bir zaman sonra Batı Emperyalistleri  PKK'ye Duhok Anlaşması'nı önerdi.İlginç bir şekilde IŞİD saldırıyordu ama KDP ile anlaşma yapılıyordu.Duhok Anlaşması'ndan sonra, Batı "çaktırmadan" IŞİD'i Kobane'den geri çekti ve PKK üçüncü ateşkesi elde etti.Bugün Kobane'ye saldıranlar Türkiye ve Suudi Arabistan'ın kontrolündeki El Kaide ve benzeri unsurlardır.IŞİD geri çekildiği için onların askeri durumları da zayıfladı ve YPG'nin ilerlemesi kolay hale geldi.


Şimdi gelelim asıl soruya IŞİD,hangi politik tavizler karşılığında geri çekildi? 


Hemen şunu belirtelim ki,tavizler ve geri çekilmeler gerekli ve zorunlu taktiklerdir.Bütün mesele bunların yerli yerinde kullanılmasıdır.Tavizleri yönetmek bir sanattır ve mutlak şekilde güçlü bir stratejinin aracı olarak kullanılmaları zorunludur.Hiç kuşkusuz PKK de bu taviz politikası ve taktiklerini, Ortadoğu devrimi temelinde gerçekleştirmektedir. 


Bazı olayları alt alta koyduğumuz zaman,Rojava'nın elde tutulması karşılığında PKK'nin ne tür tavizler verdiğini kestirmek mümkün görünmektedir. Duhok Anlaşması'ndan sonra,KCK Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık çeşitli aralıklarla üç önemli açıklamada bulundu: 

1-Sayın Bayık bir röportajında  Güney Kürdistan petrollerinin Rojava'dan geçebileceğini belirtti.

2-Bir başka röportajında da "Batı bizim müttefikimizdir" açıklamasında bulundu

3-Yine bir başka röportajında da Almanya'dan geçmiş PKK pratiğinden dolayı özür diledi.Ama Almanya PKK'yi terör listesinden çıkarmak için bu açıklamayı yeterli görmedi.


Ama bunların dışında ve de en önemli taviz ise tahminlerimize göre İran ile ateşkesin bozulması tavizidir.Batı Emperyalistleri PKK'nin tekrar İran ile savaşması karşılığında IŞİD'i Rojava'dan şimdilik çekmişlerdir.Anlaşılan odur ki PKK, İran ile ateşkesin bozulması tavizini kabul etmiştir.PKK İran ile Batı Emperyalistleri arasındaki çelişkilerden yararlanarak,Rojava'nın üzerine Rojhilat'ı da koymak istemektedir.İran ile ateşkesin bozulması perspektifi,bir yandan İran'ın uluslararası sıkışmışlığı temelinde gelişirken,öte yandan da Batı'nın IŞİD aracılığıyla Rojava'ya yaptığı baskıdan kaynaklanmaktadır.


Şimdi bütün sorun,bu stratejik yaklaşımın ne kadar doğru ve ne kadar yanlış olduğunu ortaya koymaktır.


Bizim teorik hesaplamalarımıza ve tahminlerimize göre,İran ile ateşkesin önce bozulması,PKK'nin stratejik bir darbe yemesine ve sonunda Rojava'yı da kaybetmesine götürecektir.Ama önce Türkiye ile ateşkesin bozulması ise, Ortadoğu devrimine götürecektir.


Bu teorik akıl yürütmelerimizi neye göre yaptığımızı kısaca açmaya çalışalım.


Görünen odur ki,Duhok Anlaşması'ndan sonra PKK, 2003 - 2011 stratejisine geri dönerek yani İran ile tekrar savaşarak,bir yandan Rojava’daki kazanımları korumak isterken öte yandan İran ile Batı arasındaki çelişkilerden yararlanarak devrimi ve kazanımları geliştirmek istemektedir.Burada bütün mesele,İran ile ateşkes bozulurken, Türkiye ile ateşkesin nasıl sürdürüleceği sorunudur.İleride göreceğimiz gibi aslında tek mesele bu da değildir.


​Görebildiğimiz kadarıyla Türkiye ile ateşkes, HDP’nin yüzde on barajını geçerek güçlü bir şekilde Meclis’e girmesi ve Batı’nın AB üyeliği ile Türkiye’yi gemlemesi ile sağlanmak istenmektedir.Eğer PKK’nin planı bu ise, bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz.2003-2011 döneminin stratejik perspektifini önümüzdeki süreçte uygulamak, büyük bir hata olacağa benzemektedir.


Bunun çok önemli iki nedeni vardır.


Bunlardan ilki,AKP-Cemaat İttifakı’nın 2005 yılından itibaren Ordu’yu bastırmak için geliştirdiği ve 2011 yılına kadar süren Ergenekon Komplosu’dur. Bu komplonun amacı,bir çok suikast ve sabotaj eylemi gerçekleştirerek ve sahte deliller üretip Ordu’nun üzerine atarak “kendilerine karşı bir darbe yapıldığı” izlenimini uyandırmak ve bu darbeyi bastırma görünümü altında da Ordu’yu  bastırarak iktidarı tam ele geçirmekti.Ordu bastırılırken de “açılım” süreci ile PKK hareketsiz tutulmak istenmiştir.Ama bu süreç aynı zamanda PKK’nin kuşatılmasına da çevrilmek istenmiştir.Ordu’nun bastırılma süreci PKK’nin kuşatılma süreci olarak ele alınmış ve Ordu’nun bastırılması tamamlanınca hızla PKK’nin tasfiyesine geçilmek istenen bir strateji oluşturulmuştur,ki Arap Baharı ile bu strateji büyük darbe yemiştir ama hala daha başka biçimlerde yürürlüktedir.


İkinci durum ise, birincisine bağlı olarak yani Ordu’nun bastırılıp ve iktidarın ipleri tam ele geçirilirken,hızla yeni bir faşist rejimin inşasına  geçerek Türkiye’yi Batı’dan stratejik olarak uzaklaştırmak ve Batı ile ilişkileri taktik düzeye indirmektir.Hızlı bir yeni rejim inşa sürecine giren AKP’nin önündeki en büyük engel PKK’dir ve yeni rejim inşası ile PKK’nin tasfiyesi iç içe geçirilmek istenmektedir.Bundan dolayı AKP,PKK’yi tasfiye etmek ya da en azından ona stratejik bir darbe vurmak için bütün ideolojik, politik, ekonomik, diplomatik ve askeri güçleri,onun tasfiyesine odaklaştıran ve adına Entegre Strateji dediği ve özü itibariyle topyekün bir savaşa tekabül eden bir strateji oluşturmuştur.Bu politikanın en önemli ayaklarından bir tanesi de politik aldatmadır. AKP Batı’dan stratejik olarak uzaklaşırken,Batı ile olan stratejik bağlantı noktalarını (NATO,AB üyelik süreci vs. gibi) taktik aldatma araçlarına dönüştürmüştür.


Bundan çıkan sonuç şudur:Türkiye bir İran-PKK savaşına çok hızlı bir şekilde dahil olacaktır.Ne  HDP’nin barajı geçmesi ne de Türkiye’nin taktik düzeye indirgediği Batı ile ilişkiler onu durdurabilir.İç Güvenlik Yasası’nın amaçlarından bir tanesi de,ister HDP barajı geçsin ister geçmesin,çok hızlı bir şekilde HDP ve muhalefeti bastırarak savaşın önündeki engelleri kaldırmaktır.


AKP PKK’ye karşı topyekün savaşa hazırlanırken,bu savaşın yıkıcı etkisini yükseltmek için de,diplomasiyi etkili bir şekilde kullanmak istemektedir. AKP Türkiye’yi alttan alta stratejik olarak Rusya,Çin ve İran’ın yanına konumlandırmak isteyen bir sürece de girmiş bulunmaktadır.Özellikle İran ile stratejik bağlantı aramak istemektedir.Bu durum onun Suriye,Irak ve Yemen’de İran karşıtı Sünni politikasından dolayı paradoksal görülebilir ancak daha yakından bakıldığı zaman bunun böyle olduğu görülür.


Türkiye İran’ın etki alanı içerisinde güçlenerek ve koz biriktirerek,bunları PKK karşısında İran’ı tam yanına çekmek için kullanmak istemektedir.AKP İran’ın zayıflatılmasına taktik olarak katılarak,zayıf bir İran görünümünün oluşmasını sağlayarak,PKK’nin önce İran ile savaşmasını tahrik etmek istemektedir.Batı’nın PKK’yi İran’a yönlendirme planını bildiği için,PKK’nin önce İran ile savaşmasını sağlayarak ve bu savaşa sonradan dahil olmak istemektedir.Bu durum hem PKK’nin güçlerinin bölünmesine neden olacak hem de İran’ı PKK karşısında kapsamlı bir ilişkiye çekmeye neden olacaktır.


Bununla birlikte iki cephede savaş içerisinde olan PKK karşısında, Ulusal Kongre aracılığı ile tam bağlanmamış olan KDP’yi Türkiye,Batı emperyalistleriyle birlikte Rojava için cesaretlendirebilir.Bu durumda DAİŞ’in tekrar Rojava’ya saldırması ve KDP’nin “kurtarıcı” olarak Rojava’ya girmesi sözkonusu olabilir.PKK İran ve Türkiye cephesinde savaşırken Batı DAİŞ sözünü tutmayacaktır.Böylece Parti kendisini dört cephede savaş içerisinde bulabilir ve bu durum PKK’nin darbelenmesine neden olarak, stratejik durumunu ve Ortadoğu devrimini zayıflatabilir.


Bir kere İran ile savaş başlar ve Türkiye dahil olursa,İran ile tekrar ateşkes elde etmek mümkün olmayabilir.Çünkü Batı’nın sıkıştırması karşısında Türkiye’yi de kaybetmemek için savaşı sürdürebilir.Türkiye PKK’ye karşı topyekün savaşa geçtiği zaman,İran’ı savaş içerisinde tutmayla birlikte,PKK’yi daha da zayıf düşürmek için ve onun saflarında karışıklık çıkarmak için Sayın Başkan’ın idamını (ki askıdadır) Meclis’e getirebilir ve hatta onaylayarak infaz edebilir.​İçinden geçtiğimiz süreçte,İran PKK’yi sınırlamak,Türkiye ise tasfiye etmek ya da stratejik darbe vurmak peşindedir.Bundan dolayı ne HDP ne de Batı AKP’yi durdurabilir.


İran ile önce ateşkesin bozulmasının bir başka nedeni de,PKK önderliğinin , Türkiye'nin Batı ile stratejik ilişkilerinin devam ettiği anlayışına sahip olmasından kaynaklandığı görülmektedir.Türkiye'nin Batı ile stratejik ilişkilerinin devam ettiği anlayışı,İran rejiminin AKP-Türkiye rejiminden daha zayıf olduğu algısının oluşmasına yolaçmaktadır.


​​ Türkiye’nin Batı ile stratejik ilişkilerinin devam ettiği perspektifinde bakıldığında,bu bakış açısı doğrudur.Ancak Batı’dan stratejik olarak uzaklaşmakta olan ve faşist bir rejimin inşasına yönelen ve PKK’yi tasfiye politikasını temel bir politika olarak benimseyen bir Türkiye sözkonusu olunca bu yanlış olabilir.İran oturmuş bir rejimdir ve Batı’dan stratejik olarak uzaklaşan bir Türkiye’den direnme gücü daha fazla olabilir (Suriye örneği unutulmamalıdır!). AKP Türkiye’si daha kırılgan ve tekrar toparlanması zor bir siyasi yapı ortaya çıkarmıştır. Osmanlı İmpartatorluğu’nun hemen Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’nın emperyalist kampına dahil olmasına benzer olarak,AKP de bugün Rusya’nın başını çekmekte olduğu emperyalist kampa geçmeye başlamıştır.


Türkiye’nin Batı’dan stratejik olarak koptuğunu Batı da bilmektedir.Hem Türkiye hem de Batı,PKK’den bu gerçeği  saklamaktadırlar.Çünkü her ikisinin de çıkarı,PKK’nin önce İran ile savaşmasıdır.Ama başka amaçlar için bunu istemektedirler.Örneğin Rojava’da farklı amaçlara sahip olarak taktik olarak bir araya gelmeleri gibi.Batı PKK’yi hem Türkiye’yi hem de İran’ı zayıflatma politikasına angaje ederek aynı zamanda iki cephede savaşacak olan PKK’yi de KDP karşısında zayıflatmış olacaktır.


Batı İran’daki rejimi yıkmak ve Türkiye’yi de sınırlandırmak istemektedir.Yine aynı şekilde Türkiye, PKK’yi tasfiye etmek ama İran PKK’yi sınırlandırmak istemektedir.Bundan dolayı İran sıkıştığı için bir PKK-Türkiye savaşına dahil olmayabilir.Çünkü Türkiye’nin Suriye,Irak ve Yemen’deki İran karşıtı politikalarını dengelemiş olacaktır.Ama PKK-İran savaşına Türkiye içeride hızlı bir ezme hareketi gerçekleştirerek dahil olacaktır.


İran ile önce ateşkesin bozulmasının sonuçları bu kadar olsa iyi ama asıl "turpun büyüğü heybede"dir.


Batı Emperyalistlerinin, İran rejiminin zayıflaması ya da düşmesiyle  PKK'nin Rojhilat'ta da iktidarlaşacağı algısını oluşturması tek kelimeyle politik tuzaktır.PKK'yi sürece bu şekilde sokanlar,onu bu şekilde ya da daha güçlenmiş değil,daha zayıflamış hatta tek Rojava'da değil,Rojhilat'ta bile iktidarda bırakmayacaklardır.


Batı'nın Ortadoğu'daki IŞİD komplosunun PKK ayağı,1999 yılında PKK'ye karşı geliştirilen komplonun tamamlanmasını öngörmektedir.Bölgeyi tekrar dizayn etmek isteyen Batı,PKK gibi akışkan,oynak ve bağımsız hareket eden ve de bundan dolayı bütün planları bozan bir hareketi bölgede asla kabul etmemektedir zaten edemez de.Batı bir yandan PKK'yi bölgede temel stratejik hedefi olan İran rejiminin yıkılmasına kanalize edip,onun gücünden yararlanmak isterken,rejimin zayıflaması ya da düşüşünden sonra da PKK'yi hemen zayıflatma ya da mümkünse bölme planına geçecektir.


Peki bunu nasıl yapacaktır? 


İran'ın zayıflatılması ile IŞİD'in önünün açılması ve güçlenmesi arasında bir ilişki sözkonusudur.Bugün Ortadoğu'da IŞİD'i tutan en büyük güç İran'dır. İran kendi rejiminin güvenlik konseptini,tehlikeyi İran dışında durdurma üzerine kurmuştur.Batı'nın amacı IŞİD'in İran ile buluşturulmasıdır ve Irak ile Suriye'nin Sünni bölgelerinde güçlenen örgüt, İran'a doğru yönelmektedir.Özellikle Kerkük-Bağdat arasında bir delme hareketi yaparak İran ile buluşmak istemektedir.


İran Irak'taki Şiileri örgütleyerek ve yine Özel Kuvvetleri aracılığıyla IŞİD'i Irak'ta durdurmak istemektedir.İşte PKK'nin İran'ı zayıflatmasıyla birlikte,İran'ın IŞİD'i bölgede tutma yeteneği de yokolacaktır.Zayıflayan İran Suriye'ye de yardım edemeyecek ve Esad rejimi de düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.Hem Doğu hem Batı ekseninde IŞİD serbest kalacaktır ve Batı'nın stratejik önceliklerine göre hamleler yapacaktır.


İran'ın zayıflamasıyla ve IŞİD'i Irak'ta tutma yeteneğinin kaybolmasıyla, Rojhilat'ta Rojava'daki gibi bir özerk yönetim ortaya çıkabilir ve hatta Baas rejiminin yaptığı gibi,İran rejimi de taktik bir şekilde geri çekilerek Rojhilat'ı PKK'ye bırakabilir.Ancak İran içsavaşa sürüklendiği andan itibaren,Batı serbest kalmış olan IŞİD'i Rojava'da yaptığı gibi bu sefer Rojhilat'ın üzerine sürecek ve PKK'yi kuşatma ve bastırma planına geçecektir.PKK ile İran'ı zayıflatan ve IŞİD'i serbest bırakan Batı,bu sefer IŞİD ve İ-KDP gibi işbirlikçi Kürt örgütleriyle birlikte PKK'yi kuşatma ve bastırma planına geçecektir.Bu noktada  İ-KDP'nin son günlerdeki Xinere-Kelaşin probakasyonunu iyi okumak gerekmektedir. Rojava'da olduğu gibi Rojhilat'ta da IŞİD'i PKK'yi zayıflatmak için devreye sokarak,bu sefer de İ-KDP'nin PKK'nin yerine Rojhilat'ta iktidar olması sağlanmaya çalışılacaktır.PKK korkusundan dolayı bu plana zaman zaman Türkiye'de dahil edilerek,PKK'ye stratejik darbe vurulması sağlanacaktır. İran ile ateşkesin bozulmasının altında tek İran rejimi değil PKK de kalabilir. Rojhilat'ta IŞİD,İ-KDP,İran ve Türkiye arasında kalan PKK'nin Rojava'daki kazanımları elinde tutması da artık mümkün olmayacaktır.


Strateji başka güçlerin enerjilerini kendi stratejik amacınıza kanalize etme sanatıdır.Bunun yolu ise hile ve aldatmadan geçmektedir.Batı "Kediye ciğer gösterir gibi,PKK'ye Rojhilat'ı göstermektedir" ama bu ciğeri ona da yedirmeyecektir.Sonuçta PKK stratejik bir darbe yemekten kurtulamayacaktır.


Batı Emperyalistlerinin IŞİD komplosu,"1999 Komplosu"nun devamıdır ve bu komplonun tamamlanmasını öngörmektedir.1999 Komplosu Sayın Başkan'ın yakalanmasına götürdü,şimdiki komplonun amaçlarından bir tanesi de , Kandil'deki PKK Önderliği'nin tasfiyesi gibi görünmektedir. Batı'nın IŞİD Komplosu  sandığımızdan çok daha geniş çaplı  ve derindir.


Erdoğan ve AKP, Batı'nın   İran'ı zayıflatmak için önce PKK'yi İran'a saldırtıp,sonra da onu başka güçler ile kuşatıp ve daha sonra da bastıracağını bildiği için,çok saldırgan hareket etmektedir.AKP PKK ile savaşmak için çok isteklidir ve bu tek iç politika ile açıklanmayacak bir durumdur.AKP'nin savaş motivasyonunun nedenleri mutlak suretle teorik olarak aydınlığa kavuşturulmalıdır.İran zayıfladığı  ve Rojhilat'ın özerkliği gündeme geldiği andan itibaren,Rojava'da olduğu gibi PKK'nin kuşatılmasına geçilecek ve Türkiye de kendi çapında buna destek verecektir.Bu sefer PKK'nin Rojhilat'ta direnmek için Türkiye ile ateşkes yapma olanağı olmayacaktır.Zaten İran'ın zayıflamasıyla PKK ile işi biten Batı bu sefer de Rojava için bastıracaktır ve PKK bir çok yönden savaşa sürüklenecektir.


Parti'nin bir çok yönden savaşa sürüklenmesi ve dağınık bir siyasetin ortaya çıkması,PKK ile sorunu olan bütün güçleri ona karşı serbest bırakacaktır.Denge politikası ile bütün güçleri birbirine karşı dengeleyen ve aralarındaki rekabetten dolayı bütün güçler ile aynı anda karşılaşmayan PKK,bir çok cephede savaşa sürüklendiği andan itibaren,denge konumu da kaybolacaktır.İşte bu andan itibaren,Erdoğan ve AKP'de PKK'yi tam bitirme ve tasfiye etme anlayışı doğabilir ve PKK saflarında karışıklığı ve kararsızlığı arttırmak için Sayın Başkan'ın idamını gündeme getirerek (bu noktada MHP'yi tam köşeye sıkıştırıp,kendisine koltuk değneği yapacaktır) infaz politikasına yönelebilir. Batı AKP'nin böyle bir yönelimine hem göz kırpacak hem de sessiz kalacaktır. Bundan sonraki hedefin ise Kandil'deki PKK önderliği olacağı açıktır.


Buradaki temel mesele şudur: İran'ın zayıflamasıyla ve PKK'nin Rojhilat'ta kısmi bir iktidarlaşmasından sonra,PKK'nin tamamen düşman güçler ile çevrili olmasıdır. Böyle bir durumda PKK'nin Rojhilat'ta iktidar olmasının hiçbir stratejik değeri olmayacaktır.Çünkü bu iktidarı koruma gücü olmayacaktır!


Aynı durum tarihte başka zamanlarda ve başka sorunlar etrafında yine yaşanmıştır.Tarihten bir örnek  vererek sorunu aydınlatmaya çalışalım.


İkinci Dünya Savaşı'ndan az önce,Hitler Stalin'e bir teklif götürür.Bu teklifte Hitler,dört devletin Avrasya'yı bölüşmesini önerir.Bu devletler Almanya, İtalya, Japonya ve SSCB olacaklardır.Avrasya'nın Batı ucundaki İngiltere ve Fransa'nın ezilerek tamamen dört devletin egemen olması sağlanacaktır.Stalin bu planı geri çevirir çünkü zaferden sonra SSCB üç güçlü faşist devletin arasında kalacaktı ve sonraki hamlenin bu üç devlet tarafından SSCB'nin paylaşılması olacağı açıktı.İngiltere ve Fransa'nın ezilmesinden sonra SSCB etki alanını genişletecek ve sınırlarını ilerletecekti ama bu SSCB için bir zafer olmayacaktı çünkü buraları koruyamayacaktı ve tam tersine tek elde ettiği yerleri yitirmekle kalmayacaktı,SSCB'nin kendisi de sömürgeleştirilerek yıkılacaktı.PKK'nin İran seferi biraz buna benzemektedir.


Bu karmaşık tablo içerisinde şu soruyu soralım: Bu karmaşık ilişkiler içerisinde PKK'nin en büyük düşmanı kimdir? Batı Emperyalistleri mi,Doğu Emperyalistleri mi,İran mı , Türkiye mi,IŞİD mi,KDP mi? Kanımızca bunların hiçbiri değildir. PKK'nin en büyük düşmanı yine kendisidir!


PKK'yi stratejik bir felakete yine kendi yapacağı hatalar götürür.Eğer o kendi saygınlığını kendi elleriyle zedelemese kimse onun saygınlığını zedeleyemez. PKK'yi felakete götürecek olan denge kaybı,ancak bir şuur yani bilinç kaybı sonucunda ortaya çıkabilir.Bu ise bir politik harekette, ideolojik eksikliğin sonucunda ortaya çıkan bir şeydir.


Yukarıda az çok ayrıntılı bir şekilde ortaya koyduğumuz gibi,sorun tek İran ile ateşkes bozulurken,Türkiye'nin HDP'nin barajı geçmesiyle ve AKP'nin güçsüz hale getirilmesiyle hareketsiz tutulması meselesi değildir.Bu sorunun bir yanıdır. İran ile savaşılırken şu ya da bu şekilde Türkiye hareketsiz tutulsa dahi,İran'ın zayıflamasından sonra  PKK'nin güçlü bir düşman çemberi içerisinde kalacak olması,sorunun diğer yanıdır ve birinci yanından daha önemlidir.Batı Emperyalistlerinin İran'ın zayıflamasından sonra,PKK'yi Rojhilat'ta iktidar yapmamak için bir çıkış stratejisi mevcuttur.Yani İran rejimi düştükten sonra PKK,IŞİD (Batı Emperyalistleri) ,Türkiye,El Kaide'ciler,İ ve I-KDP ve İran ile düşmanlık arttığı zaman YNK ile kuşatılıp,bastırılacaktır. Rojava deneyimi asıl sorunun iktidarı almak değil,onu korumak olduğunu göstermiştir.PKK'nin Rojava'da iktidarı korumak için harcadığı çaba,onun alınmasından kat be kat fazladır.Bundan dolayı asıl stratejik dikkati, Rojhilat'ta iktidarın alınmasına ya da iktidarlaşmaya yöneltmekten ziyade,iktidar alındıktan sonra korunmaya yöneltmek gerekmektedir.Böyle bir bakış açısı iktidarın alış biçimini de etkileyecektir.


Peki PKK'nin böyle bir düşman çemberi içerisinden bir çıkış stratejisi var mıdır? Bu oldukça şüphelidir.Bölgesel düzeyde böyle bir çıkış stratejisine yani yukarıda saydığımız düşman çemberi içerisinden çıkış için güçlü bir stratejiye sahip olmadan,İran ile ateşkesin bozulması,cehennemin kapısını aralamakla eş anlamlı olur.


Okur çok haklı olarak şöyle bir soru soracaktır: Bu stratejik plana karşı çıkıyorsunuz ama o zaman ne yapılmalı ya da başka bir  yol ya da stratejik plan mümkün müdür? Biz böyle bir yolun olduğuna inanıyoruz.Burada amacımız ne ukalalık yapmaktır ne de birilerine akıl vermek ya da yol göstermektir.Sadece sorunları tartışmak ve en iyi çizginin ortaya çıkışına kendi çapımızda katılmaktır.Kaldı ki PKK'liler bizim uluslararası yoldaşlarımız ve dostlarımızdır.Yine bu sorun halk ve ülke olarak hepimizi yakından ilgilendirmektedir,çünkü PKK'nin yiyeceği bir stratejik darbenin Türkiye'ye etkisi, AKP'nin faşist rejiminin oturması  ve uzun yıllara yayılacak bir diktatörlüğün  ortaya çıkması olacaktır.


Ortadoğu devriminin önünde iki devlet engel olarak bulunmaktadır.Bu devletler Türkiye ve İran'dır.Irak ile Suriye içsavaşa sürüklenerek,PKK için direk engel olmaktan çıkmışlardır.Emperyalist zincirin daha da zayıflaması için,Türkiye ve İran'ın da iç politik karışıklığa sürüklenmesi gerekmektedir. PKK açısından Türkiye ile mi yoksa İran ile mi önce savaşılacağı sorunu,ikincil bir sorundur.Konjonktür hangisini zayıf halka haline getirirse,stratejik darbeyi ona vurmak istemektedir.Ama bunun için birisiyle  savaşılırken  ,diğerinin hareketsiz tutulması gerekmektedir.


PKK Batı Emperyalistleriyle İran arasındaki çelişkileri gözönünde bulundurarak ve Batı'nın İran'ı zayıflatma stratejisine taktik olarak dahil olarak,önce İran'ı zayıflatıp sonra da Türkiye üzerine dönmek istemektedir.Ama yukarıda gördüğümüz gibi İran ile savaşa hem  Türkiye direk dahil olacak hem de İran'ın zayıflamasından dolayı IŞİD daha da güçlenerek ve Rojhilat'a da şiddetli saldırarak Rojava'da yaptığının aynısını yapacak ve de buna Türkiye başta olmak üzere diğer güçler de (El Kaide,KDP'ler ve YNK vs.) dahil olacaktır.Yine İran ile önce savaş, Batı'nın stratejik konumu daha da güçlendirecektir.Bu stratejik konumun güçlenmesi tek Rusya,Çin ve Suriye gibi güçlerin aleyhine değil PKK'nin de aleyhine olarak,ikinci adımda onun stratejik durumunun kötüleşmesine götürecektir.Bütün bunlara neden olan durum ise Rojava'nın elde tutulması politikasıdır.İlginç bir şekilde Rojava'nın elde tutulması,PKK'nin bütün bölgesel esnek politikasını yokederek, onun bağımsız stratejik denge konumu çizgisini tehdit etmektedir.Tek denge konumu politikasını tehdit etmekle kalmamaktadır,PKK'nin büyük bir stratejik darbe yeme olanağını da içinde barındırmaktadır.


İran ile önce savaşa tek Türkiye dahil olmayacak ama İran'ın zayıflamasından sonra da Batı da kendi araç ve işbirlikçileriyle buna dahil olacaktır.Bundan dolayı İran ile önce savaş,PKK için çıkmaz sokaktır.PKK'ye öyle bir strateji gerekmektedir ki,İran zayıfladığı zaman hem Türkiye hem de Batı ve onun araç (IŞİD) ve işbirlikçileri olan İ ve I-KDP genel olarak zayıflamış olsun.Bir parçada iktidarlaşmadan önce bu güçlerin hepsinin zayıflatılması ve genel olarak güçten düşürülmeleri daha önemlidir.Bu tarihsel işlem yapılmadan iktidarın alınmasının hiçbir stratejik değeri olmayacaktır.Rojava bunun en güzel örneğidir.Rojava devriminde devrimci hareket olarak bunları bilmiyorduk ama şimdi biliyoruz.Batı'nın PKK gibi bağımsız güçleri nasıl sınırlayacağını,karşıt kamp ile de zaman zaman anlaşarak onu nasıl zayıflattığını,Batı'dan kopsa da Türkiye gibi ülkeler ile zaman zaman nasıl taktik işbirliği yapacağını ve de böylece Kobane savaşında olduğu gibi,bütün farklı güçleri tek bir noktada nasıl toplayabildiğini artık biliyoruz.Rojava devriminin deneyimi ve tecrübesiyle kuşanılmadan Rojhilat seferine çıkılmamalıdır.


PKK'nin karşısındaki düşman cephesini genel olarak zayıflatmanın ve güçten düşürmenin tek yolu,her iki emperyalist kampın birbiriyle olan savaşını uzatmaktır.Bundan dolayı ne İran'daki İslam faşizminin ne de Suriye'deki Baas faşizminin şu an düşmesinden PKK'nin çıkarı vardır.PKK Ortadoğu'da bu iki kamp arasındaki savaşın uzamasını sağlayarak,zaman içerisinde her ikisinin giderek zayıflamasına çalışmalıdır.Batı'nın stratejik lehine olacak bir konjonktür değişimi,Rojava devriminde gördüğümüz gibi hızlı bir şekilde PKK'nin stratejik aleyhine dönmektedir.Bu çok doğal ve eşyanın tabiatı gereğidir.


Ortadoğu'da Batı Emperyalistlerinin yayılmasına taş koyan ve onların planlarını bozan asıl güç İran'dır ve bundan dolayı İran Batı düşmanlarının ağırlık merkezidir ve bu ağırlık merkezi,bütün Batı karşıtı güçleri kendi ağırlığıyla dengelemekte ve tutmaktadır.Batı bu ağırlık merkezini yokederek,bölgeye derinlemesine girmenin de önünü açacaktır.Ama bu derinlemesine girme PKK'nin aleyhine olacaktır.


Madem İran ile Batı Emperyalistleri arasındaki çelişki,uzlaşmaz bir çelişkidir (İran'ın Batı ile uzlaşacağı söylentileri yalandır) , o zaman Irak ve Suriye'nin geçtiği yoldan İran da geçecektir.Yani Batı İran'daki rejimi devirmek için her yola başvuracaktır.PKK olmadığı zaman da Batı İran'ı zayıflatmaya çalışacaktır. Nasıl Batı Irak ve Suriye'yi zayıflattı,Güney ve Batı Kürdistan'ın sömürgecilik boyunduruğundan kurtulmasını sağladı,o zaman İran devletini kendi çıkarları temelinde zayıflatırken,Doğu Kürdistan'ın üzerindeki boyunduruluğun kendiliğinden atılmasını sağlayacaktır.O zaman biz niçin Rojhilat'ı almaya  gidelim,Rojhilat bize gelsin! Bu emperyalistlerin bölgede temel sorunudur.Bir rejimi devirirken, merkezkaç güçlerin gelişimine engel olamamaktadırlar. Rojhilat zaten PKK'nindir ve bir insanın kendisinin olan bir şey için savaşması kadar tuhaf bir durum yoktur ! Rojhilat'ta PKK iktidarı sadece zaman meselesidir. PKK'nin kendi ayağına gelecek olan bir iktidar için fazladan güç harcaması yanlıştır.Onun harcayacağı güç kadar,Batı İran karşısında güç tasarrufunda bulunacaktır.


PKK İran'ın zayıflatılmasına  katılmadığı zaman,Batı İran için daha fazla güç harcamak zorunda kalacaktır.İran ile ateşkesi uzatan PKK,İran'ın enerjisinin bir kısmını IŞİD'in üzerine kanalize edecektir.Batı ile savaşından dolayı fazla güçlü olmayan ve direnen bir İran aynı zamanda IŞİD'i de giderek zayıflatacaktır.Bu yenişememe durumunun uzun süre devam etmesi,PKK'nin lehinedir.PKK Rojhilat için ne zaman harekete geçebilir? IŞİD artık zayıfladığı ve Batı için işgöremez hale geldiği zaman.


İran ve  işbirlikçileri,Batı ve işbirlikçileriyle karşılıklı savaşarak güçlerini tüketirken, PKK bu zaman zarfında Türkiye ile savaşmalıdır.İran önce Türkiye ile savaşa başlayan bir PKK ile,büyük bir ihtimalle ateşkesi devam ettirecek,ettirmese dahi,bir çok cephede savaştığı için PKK'nin üzerine fazla gelmeyecektir.İran'ın amacı PKK'yi tasfiye etmekten ziyade,onu başka güçler ile meşgul etmektir. Türkiye ile meşgul olan PKK'ye karşı fazla seferber olmak istemeyecektir çünkü Türkiye'nin Suriye,Yemen ve Irak'taki İran karşıtı politikalarını dengelemiş olacaktır.AKP İran'ın PKK karşısında kendisini bu yalnız bırakışına daha şiddetli olarak İran karşıtı cepheye katılmayla cevap vererek,her ikisi arasındaki mesafenin daha da açılmasına neden de olabilir.Çünkü AKP İran ile işbirliği politikasını İran'a karşı şantaj üzerine de kurmuştur.


Tek cephede savaşan PKK, Türkiye'de AKP'nin istediği gibi bir faşist  rejim oturtmasını da zora sokarak,AKP'nin iç politik durumunu da zayıflatacaktır. PKK ile şiddetli bir savaşa tutuşan AKP, halkı kontrol altında tutma (Gezi bunu bize gösterdi)  yeteneğini de kaybedecektir.Hatta bu durum devlet içerisinde farklı burjuva fraksiyonlar arasındaki çelişkileri de derinleştirecektir ve rejim tek güç kaybetmekle kalmayacak,Türkiye genel bir iç karışıklığa sürüklenerek, dış politik refleksini kaybedecektir.


Türkiye'de bunlar olurken,Batı ile İran arasındaki mücadele ise İran'ı zayıflatacak ama İran'ın zayıflamasıyla Batı da bölgede zayıflayacaktır. Çünkü İran hemen düşmediği zaman Suriye'de Esad da direnecektir ve Batı'nın bölgedeki güçleri sürekli bölünmüş halde kalarak hiçbir önemli hamleyi sonuna kadar götüremeyecektir.Böylece PKK'nin üç temel düşmanı sürecin sonunda zayıflamış olacaktır ve olası bir Rojhilat devriminde birlikte kuşatma yapma olanakları da kalmayacaktır.Böyle bir sürecin sonunda Türkiye ve İran rejimlerinin düşüşleri arasındaki zaman dilimi çok daha az olacaktır ve belki de aynı zamanda düşeceklerdir.Böyle bir bölgeyi emperyalistler bir daha da toparlayamazlar.


Okur doğal olarak şunu soracaktır:PKK İran ile ateşkesi devam ettirirse,IŞİD tekrar Rojava'ya saldıracaktır ve Türkiye ile savaş sırasında Rojava cephesi ne olacaktır? 


|
_ _