 ABDULLAH ÖCALAN VE OTTO VON BÝSMARCK K.Erdem
Hiç kuþkusuz tarih birebir ayný olaylarý üretmez ama birbirine benzer olaylarý çok üretir. Bunun temel nedeni, bazý toplumsal yasalarýn uzun süre yürürlükte kalmasý ve ancak üretim tarzý tamamen aþýldýðý zaman tarih sahnesini terketmesidir. Bu zaman zarfýnda farklý toplumlarda farklý biçimlerde ortaya çýkan ayný yasalar, birbirlerine benzer olaylarýn ortaya çýkmasýna neden olurlar.
Özellikle uluslarýn ortaya çýkma süreci, bu tür benzer olaylar ve tarihsel durumlar noktasýnda büyük tarihsel örnekler sunmaktadýr.Kapitalizmin farklý dönemlerinde , farklý sýnýflar ve toplumsal dinamikler aracýlýðýyla, iki ulus ayný politik hareket tarzýný ortaya koymakla kalmamýþlar ama birbirlerine benzer tarihsel olaylarla da karþý karþýya kalmýþlardýr.Bu iki ulus Alman Ulusu ile Kürt Ulusu'dur.
Ýki ulusun farklý tarihsel dönemlerde yaþamýþ olduðu benzer sorunlarýn karþýlaþtýrýlmasý, içerisinden geçtiðimiz süreci anlamada önemli ipuçlarý sunmaktadýr.Bu karþýlaþtýrmayý ise iki liderin yani Abdullah Öcalan ve Otto Von Bismarck üzerinden yapmak ise oldukça ilginç olmaktadýr.
Her iki lider birbirine zýt sýnýflara dayanarak ayný politikayý uygulamakla kalmadýlar,bu politikayý uygulamak için önce yerleþik düþünce kalýplarýna ideolojik savaþ açmak zorunda da kaldýlar.Ama daha da ilginci , birisi Almanya'nýn birliði diðeri ise Kürdistan'ýn birliði için, ülkelerini çeviren ittifak sistemlerini altetmek için ayný temel problem ile karþýlaþtýlar: Her seferinde bir düþman ile karþýlaþýrken diðeri ya da diðerleri nasýl hareketsiz tutulacaktý? Her iki liderin bu sorunun çözümü için bulduðu çözüm, temsil etmiþ olduklarý sýnýflarýn tarihsel doðalarý ve kendi çaðlarýnýn temel özellikleriyle yakýndan baðlantýlýdýr.
Alman Ulusu'nun tarihinde 1860'larýn baþlarý, Kürt Ulusu'nun tarihinde de 2000'li yýllarýn baþlarý farklý biçimlerde ama ayný tarihsel dönemeç ile karakterizedir.1860'larýn baþý Alman Prusya devletinde, yeni bir "politik paradigma"nýn baþlangýcýdýr.Kürdistan'da bu paradigma deðiþimi ise 2000'li yýllarýn baþlarýnda gerçekleþmiþtir ve her iki durum da, deðiþen tarihsel koþullarýn ve her iki ulusun temel tarihsel ihtiyaçlarý doðrultusunda ortaya çýkmýþtýr.
Bir paradigma deðiþiminin olabilmesi için, izlenen çizginin artýk tarihsel karþýlýðýnýn bulunmamasý gerekir ki, çoðu zaman bu durumlar büyük altüst oluþlar sonucunda ortaya çýkarlar.Büyük sosyal ve politik dönüþümler, uygulanan çizginin ortaya çýktýðý dönemin koþullarýný yokederek, genellikle uygulanan çizginin krize sürüklenmesine neden olurlar.
Prusya Almanya'sýnda bu paradigma deðiþimini ortaya çýkaran durum 1848 - 50 devrimleriydi. Avrupa'yý saran devrim rüzgarýnýn yenilmesi sonucunda ve özellikle Fransa'da III. Napolyon faþist diktatörlüðü ortaya çýkýp, Fransa'nýn bastýrýlmasý üzerine oturan Viyana Kongre düzeninin temellerini giderek yoketmeye baþlayýnca, Prusya devletinin Viyana Kongre'sinden sonra ortaya koyduðu eski politikanýn da artýk zamaný dolmaya baþladý. Ýlk dönemlerde bu durum anlaþýlmadý ama 1850'li yýllarda III.Napolyon'un uyguladýðý politikalar, Prusya devletinin "akýllý" çevrelerinde yeni koþullarýn ve fýrsatlarýn oluþtuðu anlayýþlarýna yolaçtý. III.Napolyon'un açýktan diktatörlüðünü ilan ettiði 1852'nin sonlarýndan yaklaþýk on yýl sonra yani 1862 yýlýnda , Prusya devletinin yeni politik paradigmasýnýn temsilcisi Otto Von Bismarck Prusya devletinin yeni Baþbakaný oldu.
Kürdistan'da PKK somutunda yaþanan paradigma deðiþimine neden olan tarihsel koþullar, 1990'larýn baþlarýnda SSCB'nin daðýlmasýyla baþladý ve 1999 yýlýnda PKK Genel Baþkaný Sayýn Abdullah Öcalan'ýn yakalanmasýyla, PKK'nin eski çizgisinin sonuna gelindiði gerçeðini ortaya koydu. Yeni tarihsel koþullara verilen ideolojik ve politik tepki ise, 2000'li yýllarýn baþýnda yani SSCB'nin daðýlmasýndan neredeyse on yýl gibi bir süre sonra, paradigma deðiþimi temelinde Sayýn Abdullah Öcalan tarafýndan ortaya konuldu. Hem Bismarck hem Öcalan yeni politik paradigmalarýný, tarihsel koþullarý deðiþtiren büyük tarihsel olaylardan yaklaþýk on yýl sonra ortaya koydular.
Konunun biraz daha derinliðine inmeden önce, her iki liderin siyasetlerinin niteliðini önce ortaya koyalým ve bu nitelik üzerinden sorunun baþka yanlarýný ele almaya çalýþalým.O zaman bir soru sorarak ilerleyelim: Her iki liderin yani Öcalan ve Bismarck'ýn uyguladýklarý politikanýn niteliði nedir?
Her iki lider Stratejik Denge diyebileceðimiz bir politika uyguladý/ uygulamaktadýr. Bu politika, kendi stratejik hedefini (bu durumda ulusun birliði) gerçekleþtirirken, düþmanlýk yaþanan devletlerin her ikisi arasýna konumlanarak ve her iki taraf ile taktik çerçeveye sahip olan ve de her ikisinin stratejik aleyhine geliþen bir stratejik konum elde etmektir. Bu politika her iki düþman gücün arasýna stratejik olarak konumlanmadan kaynaklandýðý için Stratejik Denge Politikasý olarak adlandýrýlabilir.
Her iki liderin temel stratejik hedefe ulaþmak için varolan araçlarý (Prusya Alman Devleti ve PKK) bu stratejik pozisyona çekmesi kolay olmamýþtýr. Çünkü her iki araç da eski stratejik pozisyona uygun þekillendiði için, belirli bir direnç sergilemiþlerdir.Bu noktada her iki lider de birbirlerine zýt sýnýflara dayanmalarýna karþýn ayný problemle karþýlaþmýþlardýr.
Otto Von Bismarck Almanya'nýn birliði sorununa, büyük Alman burjuvazisi ve kapitalistleþmekte olan Alman toprak aðalarýnýn çýkarlarý temelinde yaklaþýyordu. Geliþmekte ve büyümekte olan Prusya'nýn bu burjuva sýnýflarý, kendileri için gerekli olan pazar ve nüfuz alaný olarak ilkin bütün Almanya'yý görüyorlardý.Almanya birleþtiði andan itibaren Avrupa'nýn en büyük ulusal pazara sahip devleti olacaktý.Ýçpiyasanýn bu büyüklüðü Alman kapitalizmine büyük bir atýlým saðlayacaðý ve üretici güçlerin muazzam büyümesine neden olacaðý açýktý.Zaten bundan dolayý komþularý tarafýndan birleþmesi istenmiyordu.Ýþte Bismarck gücünü Almanya'nýn birleþmesinden çýkarý olan Prusya'nýn bu egemen burjuva sýnýflarýndan alýyordu.
Abdullah Öcalan için ise durum tamamen farklýdýr. Öcalan ülkesinin sömürge bir statüye sahip olduðu tarihsel koþullarda dünyaya geldi.Sömürge Kürdistan zayýf ve zayýf olduðu kadar da baðýmlý bir bir burjuvaziye sahip olduðu için, Kürt burjuvazisi ulusun birliði için tarihsel olarak ortaya çýkacak durumda deðildi. Kürdistan'da ama özellikle de Kuzey Kürdistan'da ulusun birliði fikri hep halkýn içerisindeki güçler tarafýndan gündeme getirildi ve uðruna mücadele edilecek bir tarihsel ve politik talep olarak ortaya kondu.Ýþte Öcalan halk içerisinden doðup geliþen bu ulusun birliði fikrini, halk güçlerine dayanarak gerçekleþtirmeye çalýþtý/çalýþýyor.
Bu noktada Öcalan gücünü halktan almaktayken, Bismark büyük Prusya burjuvazisinden alýyordu ama bu durum onlarýn ayný biçime sahip bir strateji uygulamasýna engel teþkil etmemiþtir.Öcalan'ýn uyguladýðý politika , Bismarck'ýn politikasýnýn bir tür devrimci versiyonudur.
Bir politik hareketin kendi çýkarlarýnýn tarihsel temelini geniþletebilmesi ve bu temelde denge politikasý uygulayabilmesi için, herþeyden önce içerisinde yeraldýðý konjonktürün birbirine düþman iki kamp olarak bölünmesi zorunludur.Bismarck döneminde bu düþman kampýn oluþumunu III.Napolyon saðladý. "Fransa'nýn politik tecritten çýkýp ve Kýrým Savaþý ile Kutsal Ýttifak'ý daðýtmasýnýn yeni bir güç iliþkilerinin ve sürecin kapýsýný araladýðýný ve bu temelde Prusya'ya büyük tarihsel fýrsatlar sunduðu gerçeðini ilk kavrayan Almanya'da Otto Von Bismarck oldu.Ama Bismarck'ýn Prusya Kralý'ný ve bürokrasisini yeni bir politikaya inandýrmasý gerekiyordu.Çünkü Prusya'nýn egemen politik anlayýþý, Prusya'nýn güvenliðini ve deðerlerinin korunmasýnýn Avusturya liderliðine baðlý olduðunu ve bu liderlik kaybolursa bunlarý koruyamayacaðý inancý üzerine kuruluydu.Bismarck büyük bir Fransýz yayýlmacý tehditinin olduðu 1815'lerde bu durumun anlaþýlýr olduðunu ancak kýrk yýl sonra Prusya'nýn Avusturya'ya bu noktada ihtiyacý olmadýðýný düþünüyordu.Avusturya ile ittifak anlayýþý Almanya'nýn birliðini engellemiþti. Kutsal Ýttifak ilk baþlarda Prusya ve Avusturya için rejimlerin iç tehditlere karþý bir güvenlik þemsiyesi olarak düþünülmüþtü.Bismarck'a göre içeride ciddi bir tehdit olmadýðý halde Prusya'nýn bu ittifak aracýlýðý ile Avusturya'ya baðlanmasý anlamsýzdý.Avusturya,Prusya'nýn Almanya'da egemen olmasýný hiçbir zaman istemeyeceðine göre,Bismarck'ýn stratejisi Avusturya'nýn her fýrsatta zayýflatýlmasýndan ibaretti.Bismarck Prusya'nýn Almanya'da en güçlü devlet olduðunu,Rusya ile iliþki için Kutsal Ýttifak'a ihtiyacý olmadýðýna inanýyordu ve Avusturya'yý da bir ortak deðil,Alman birliðinin önünde bir engel olarak görüyordu. Alman birliðinin gerçekleþmesi iki devletin aleyhineydi:Avusturya ve Fransa. Jeopolitik çýkarlar devletler arasýndaki iliþkilerde en güçlü baðdýr.Almanya'nýn birliði noktasýnda, Fransa ve Avusturya'nýn ortak hareket etmesi ve bu süreci durdurmasý kadar doðal bir hareket olamazdý.Bunun bilincinde olan Bismarck her iki devletin Prusya'ya karþý ortak bir politik eksen oluþturmamasý için bir zamanlar Richelieu'nün Fransa'da uygulamýþ olduðu politikayý kullandý." (Kemal Erdem, Kürdistan'da Devrimci Savaþ ve PKK'nin Siyasi ve Askeri Stratejisinin Yapýsý Üzerine,Devrimci Bülten Sayý 55)
III.Napolyon Viyana Kongre düzeninin temellerini, özellikle Avusturya'ya karþý düþmanlýk temelinde yoketmeye çalýþýrken,Almanya için yeni bir tarihsel fýrsatýn da kapýsýný aralýyordu.Fransa-Avusturya düþmanlýðý, Almanya üzerindeki baskýnýn zayýflamasý ve Prusya'nýn araya girerek bu zayýflýktan yararlanmak için büyük bir fýrsat yaratýyordu.Ama Prusya'nýn yerleþik devlet düþüncesinde,Prusya'nýn güvenliði Avusturya'nýn hegemonyasýnýn kabulü ve onun ile stratejik bir iliþki üzerine ve de Fransa'ya karþý da tamamen düþmanlýk üzerine kurulduðu için, her iki devlet arasýna stratejik denge konumu temelinde yerleþmeye izin vermiyordu.O günün koþullarýnda Avusturya ile bir düþmanca ve Fransa ile taktik olarak da olsa dostça bir politik pozisyon almak oldukça güç bir durumdu.
Bismarck'ýn politikasý ilkin Prusya devletinin zirvesinde büyük bir politik direnç ile karþýlaþtý.Ama III.Napolyon'un on yýl bir zaman zarfýnda Avrupa'da Viyana Kongre düzenini zayýflatmak ve sonunda yoketmek için uyguladýðý politikalarýn sonuçlarý anlaþýlmýþ olacak ki, Prusya Kralý Baþbakanlýðý Bismarck'a verdi.
Bismarck'ýn Almanya'nýn birliði için planý basitti: Almanya'nýn sol tarafýndan (Avusturya) baþlayacak olan stratejik sefer, sað taraftaki (Fransa) düþmanýn yenilmesiyle tamamlanacaktý ve bütün mesele herbiri ile ayrý ayrý karþýlaþarak , ikisinin tek bir cephe oluþturacak þekilde yanyana gelmesinin engellenmesi üzerine oturuyordu.Avusturya ile iliþkiler stratejik düzeyden taktik düzeye indirgendi ve Fransa ile düþmanlýktan taktik olan bir dostluða yükseltildi. Bu stratejik pozisyon Avusturya ile savaþýlýrken, Fransa ile geliþtirilen taktik dostluk iliþkileri sayesinde Fransa'nýn oyalanmasýna yarayacaktý.
Normal koþullarda III.Napolyon bu tuzaða düþmezdi.Richelieu'den beri Fransa'nýn korktuðu Almanya'nýn birliðine götürecek bir Prusya zaferini III.Napolyon kabul etmezdi.Bismarck da bunu biliyordu.Bir Prusya-Avusturya savaþýnda, Fransa'nýn hareketsiz tutulmasý için çok yaratýcý bir politika gerekiyordu yoksa aksi halde Prusya eskisinden daha kötü bir duruma düþerdi. Bismarck'ýn bu politikasý baþarýsýzlýða uðrasaydý tarihin gidiþatý belki de farklý olacaktý.
Bir Prusya-Avusturya savaþý sýrasýnda, Fransa'nýn arkadan müdahale etmesini engellemek için Bismarck, III.Napolyon'a Fransa'nýn kuzeyindeki ülkeleri ele geçirmesini (Belçika gibi) önerdi. III.Napolyon Ýngiltere ile savaþ nedeni demek olan bu politika ile ilgilenmedi.Ama Bismarck'a bir Prusya-Avusturya savaþýnda tarafsýz kalacaðý yalanýný söyledi. Düþüncesi Avusturya'nýn Prusya'yý yeneceði yanlýþ düþüncesine dayanýyordu.Böylece Fransa kurtarýcý olarak Almanya'ya girerek,Prusya'yý kurtarma görünümü altýnda Almanya'yý baský altýna alacaktý ve birliðini engelleyecekti.Bismarck III.Napolyon'un bu planýný farketti ve herþeyin biraz da pamuk ipliðine baðlý olduðu bir askeri plan hazýrladý.Buna göre Prusya hýzlý bir þekilde Avusturya'yý yenerek, Fransa karþýsýnda mevzilenecekti ve sürekli olarak Prusya'nýn güçlü olduðu bu durum, Fransa üzerinde caydýrýcý olabilecekti.Bu planda insiyatif sürekli Bismarck'taydý.
Gerçektende Avusturya'yý hýzlý yenen Prusya,Fransa'nýn savaþa girmesini önledi. Daha sonra bir politik hile ile Fransa'nýn kendisine saldýrmasýný saðlayarak ve bütün Alman konfederasyonunun desteðini alarak Fransa'yý yenilgiye uðratarak Almanya'nýn birliðini gerçekleþtirdi.Böylece Bismarck soldan baþladýðý seferini saðda bitirdi ve bunun karþýlýðý olan tarihsel ödül de Almanya'nýn birliði oldu.
Abdullah Öcalan'a gelince, onun pozisyonu da ilginç bir þekilde Bismarck'ýn pozisyonuna benzemektedir.O PKK'nin yeni stratejik pozisyonu için, Kürt burjuvazisini deðil içerisinde yeraldýðý devrimci hareketi ikna etmek zorunda kaldý.
PKK iki kutuplu bir dünyada kuruldu ve Batý'nýn müttefiki bir ülke olan Türkiye'yi hedeflediði için, Batý ile karþýt ve Sovyet kampýna stratejik olarak daha yakýn bir konumlanmaya sahipti.Sovyet kampýnýn çöküþünden sonra ve 1990'lý yýllarýn sonlarýna doðru Batý'nýn Ortadoðu'ya giderek güçlü bir þekilde müdahale etmeye baþlamasýndan sonra, eski çizgi giderek çýkmaza girdi. Hem stratejik hem de taktik olarak bir düzenleme yapmak gerekiyordu.Bu düzenlemede Batý cepheden karþýya alýnmadan taktik bir iliþki geliþtirilecek güç olarak da görülüyordu.Yine Ýran ve Suriye gibi rejimler ise, gerekirse savaþýlacak rejimler olarak görülüyordu.Bu yeni bakýþ açýsýna göre Kürdistan'ýn tek bir parçasýna (yani Kuzey'e) saplanýp kalmanýn bir anlamý yoktu. Kürdistan'ýn hangi parçasýnda mücadelenin yükseltileceðine ve diðer parçalardaki mücadelenin dönemsel olarak askýya alýnacaðýna konjonktür karar verecekti.
Bu yeni çizgiye göre, Kürdistan'ýn bir parçasýndaki savaþ sýrasýnda diðer parçadaki devletlerle mücadelenin ise zaman zaman askýya alýnmasý gerekliydi ve bunun için esnek bir yeni politika gerekliydi. Bu politik esneklik ise sadece reformlarýn öne çýkarýlmasýyla elde edilebilirdi. Reformlar üzerinden bazý devletler ile zaman zaman ateþkesler ve geçici barýþ süreçleri yapmak ve de böylece bir devlet ile savaþýlýrken baþka devletleri bu temelde oyalamak mümkün hale gelmekteydi.
Devrimci taleplerden ziyade önce reformalarýn öne çýkartýlmasý, devletin yýkýmýný hedeflemekten ziyade önce onun demokratik dönüþümünün hedeflenmesi, devrimci hareketin hiç de kabul edeceði bir fikir deðildi.Öcalan bu noktada parti içerisindeki bazý önder kadrolarý dahi ikna etmede güçlük çekti.Hatta bu satýrlarýn yazarý da, zamanýnda Sayýn Baþkaný sert bir þekilde eleþtirdi ve bu satýrlarý biraz da özeleþtiri olarak kabul etmek gerekir.
Yeri gelmiþken belirtelim ki, PKK'nin geçmiþ olduðu bu dar boðazdan Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) de geçmek zorundadýr.Türkiye'nin Batý ile stratejik iliþkilerinden dolayý TDH çok keskin Batý karþýtý bir pozisyona sahip oldu. Jeopolitik güç iliþkilerinin küresel ölçekte yeniden daðýlýmýnýn gerçekleþtiði ve Türkiye'nin Erdoðan ve AKP iktidarý ile Batý'dan stratejik olarak kopup ve Doðu'ya kaydýðý bu tarihsel momentte,TDH'nin Batý'yý cepheden karþýsýna almasý ve devrimci mücadelesini bu temelde yürütmesinin tarihsel sonuçlarý stratejik felaket olacaktýr.TDH AB üzerinden Batý ile taktik bir iliþki geliþtirmek zorundadýr (Bunun tarihsel çerçevesiyle ilgili olarak "Siyasi ve Askeri Çizginin Birliði Ne Anlama Gelir?" adlý makaleme bakýlabilir).
Kürdistan'ý baský altýnda tutan bütün devletler anti-demokratik bir yapýya sahiptiler ve önce reformalarýn öne çýkarýlmasý Kürdistan'ýn dýþýnda bu ülkelerin demokratik hareketleriyle de geniþ bir politik alanda birliktelikler geliþtirme imkaný da verecekti.
Öcalan önce PKK'yi Demokratik Cumhuriyet sýnýrýna çekerek, Türkiye'nin AB reformlarý yapmasý için politik alaný uygun hale getirerek,AB üzerinden Batý ile bir taktik iliþki kurdu.Bu taktik iliþkiyi, PKK'yi konfederal (PKK, PDÇK, PJAK ve PYD) bir þekilde yapýlandýrarak ve sadece PJAK'ýn Ýran'ýn demokratik dönüþümünü temel alan bir silahlý mücadeleyle birleþtirdi.Bu durum Ýran ile Batý arasýnda, Ýran'ýn nükleer programý çerçevesinde geliþen çeliþkiye dahil olmasý ve Batý'nýn stratejik tahtasýnda kaçýnýlmaz olarak yeralmasý anlamýna geliyordu.
Bu stratejik planýnýn en büyük özelliði, Türkiye'nin reform yaptýkça AB'ye ilerleyecek olmasýydý ve Batý ile düþmanlýðý olan bir Ýran ile statükoyu koruma adýna Türkiye'nin bir çaba içerisinde olmayacaðý varsayýlýyordu. Bundan dolayý Öcalan Bismarck gibi soldan (Ýran) baþlayan,Rojava'dan geçen ve Kürdistan'ýn sað tarafýnda (Türkiye) biten bir stratejik plan tasarladý. 2003'ten sonra önce Irak'ýn ve 2011'de de Suriye'nin içsavaþa sürüklenmesiyle, Öcalan'ýn stratejik planý daha çok Bismarck'ýnkine benzemeye baþladý.Bismarck gibi Öcalan da sol taraf (Ýran) ile savaþýrken sað tarafý (Türkiye) oyalamak için yeni taktiklere ihtiyaç duydu/duymaktadýr.
Bu stratejik plan doðru olmasýna karþýn ilginç geliþmeler ortaya çýktý.AKP'nin 2002'de hükümete gelmesi, Türkiye'nin hýzlý bir þekilde Batý'ya yanaþacaðý yanýlsamasýný güçlendirdi.Ancak zaman içerisinde bunun doðru olmadýðý , aslýnda AKP'nin bir politik aldatmaya baþvurduðu ve amacýnýn Türkiye'yi stratejik olarak Batý'dan koparmak ve Ýran'ýn da bulunduðu Doðu emperyalist kampýna yeni bir faþist rejimin inþasýyla birlikte konumlandýrmak olduðu ortaya çýktý.Bu durumda Öcalan'ýn planý iþlemezdi.Çünkü Ýran ile savaþýrken Türkiye'yi tutacak bütün uluslararasý çapalar (AB üyelik süreci, NATO müttefikliði vs.) geçersiz hale gelmekteydi.
Bu durum karþýsýnda yeni önlemler gerekliydi.Batý ile iliþkilerin AKP'yi gemlemeye yetmediði bir durumda Türk iç politikasýnda etkili bir araç gerekliydi, ki HDK ve HDP projesi böyle ortaya çýktý.Yüzde on barajýný aþabilecek bir parti,AKP'nin tek baþýna hükümet olma durumunu yokedeceði için ve bir hükümet krizine yolaçacaðý için,PKK'nin Ýran ile savaþýrken Türkiye'nin hareketsiz tutulmasýný saðlayabilirdi.
Erdoðan Öcalan'ýn bu hamlesine faþist bir yeni rejimin inþasýna hýz vererek karþýlýk verdi ve bu temelde bir sürü faþist yasa çýkardý.MÝT'in siyasi polis haline getirilmesinden tutalým da Ýç Güvenlik Yasasý'nýn çýkarýlmasýna kadar vs. Erdoðan bir PKK-Ýran savaþýnda Türkiye'nin hareketsiz kalmayacaðýný ve bunun gelecekte kurmak istediði faþist rejim için bir felaket olacaðýný,Ýran'ýn devlet olarak yýkýlmasýndan sonra sýranýn kendisine geleceðini bildiði için, bir Ýran-PKK savaþýnda asla hareketsiz kalmayacaktýr ve bundan dolayý her yolla HDP'yi ezmeye çalýþacaktýr, ki bu noktada da HDP Erdoðan'ý durduramayacaktýr.
Abdullah Öcalan'ýn Bismarck gibi soldan baþlayýp ve saðda seferini bitirmesi, Türkiye'nin iç politik evriminde yaþanan geliþmelerden dolayý neredeyse imkansýz hale gelmiþtir.Tarih Öcalan'a daha çok saðdan (Türkiye) baþlayýp ve solda (Ýran) bitirme seçeneðini dayatmaktadýr. Tarihsel karþýlýðý olmayan bir stratejik planda ýsrar etmenin sonuçlarý tek kelimeyle felaket olur.AKP'nin politik aldatmasýnýn kodlarý çözülmeden ise bu durumun bilincine varmak da mümkün deðildir.
Abdullah Öcalan ve PKK'nin ýsrarla bir barýþ süreci ile Türkiye'yi oyalayarak Ýran'a vurma taktiði, biraz da Batý'nýn IÞÝD aracýlýðýyla Rojava'yý rehin almasýndan kaynaklanan bir durumdur.Batý'nýn IÞÝD'i Duhok Anlaþmasý sonrasýnda Rojava'dan çekmesi ile PKK'nin Ýran ile ateþkesi bozma eðiliminin güçlenmesi arasýnda bir iliþkinin olduðunu varsaymak gerekir.Ama Türkiye ile bir ateþkes elde edilip ve Ýran , Suriye ve Irak'ýn yanýna gönderildiði andan itibaren Batý, Rojava'da yaptýðý gibi serbest kalan bir IÞÝD,Türkiye, Ý ve I-KDP ve Ýran rejiminin iþbirlikçileri vs. aracýlýðýyla PKK'yi boðma politikasýna geçecektir.Rojhilat'ta bütün karþý-devrimci güçler ile PKK'yi kuþatan Batý, Rojava'da PYD'yi de PKK'den kopartmaya çalýþacaktýr.
Kürdistan devriminin problemleri,Kürdistan'ýn herhangi bir parçasýndan bölge politikasýna baðlanan bir düþünceden ziyade,ancak bölge politikasýndan herhangi bir parçaya baðlanan bir düþünceye dayanarak doðru bir þekilde çözülebilir. Sayýn Baþkan'ýn Demokratik Konfederalizm politikasýnýn temel ruhu, Kürdistan devriminin güvenliði ile onun etrafýndaki ülkelerin demokratikleþmesi eðer bu mümkün deðilse, devrimin düþmanlarýnýn onun etrafýnda birbirini destekleyecek bir politik açý oluþturmalarýnýn bertaraf edilmesi üzerine oturur.
Rojava devriminde gördüðümüz gibi (bu devrimin teorik dersleri hala daha çýkarýlmamýþtýr ve bir teorik görev olarak önümüzde durmaktadýr) , iktidarýn alýnmasýyla birlikte, bütün karþý-devrim aralarýndaki çeliþkilere raðmen taktik birliktelik oluþturarak (Batý Emperyalistleri,Türkiye, IÞÝD,El Nusra,KDP vs.) bir boðma hareketi gerçekleþtirmeye çalýþtýlar.Ayný durumun Rojhilat'ta olacaðýndan kuþku yoktur.
Stratejinin en önemli prensibi, sürekli olarak güçlü olma prensibidir.Bismarck , III. Napolyon'u bu prensip ile bir Avusturya-Prusya savaþýnda tarafsýz tutabilmiþtir. Ama Sayýn Baþkan'ýn Türkiye'yi hareketsiz tutup ve önce Ýran'a vurma taktiði, stratejinin bu önemli prensibi ile çeliþki halindedir. Çünkü Türkiye Batý'dan koptuðu için tutulamamaktadýr.KDP Ulusal Kongre taktiði ile tecrite alýnmamýþtýr ve bu belirsizlikten dolayý Ýran PKK'ye karþý gerilmiþ haldedir.Üstelik Demoklesin Kýlýcý gibi,IÞÝD Rojava'nýn üstünde sallanmaktadýr. (Bu nokta ile ilgili olarak daha fazla bilgi için "PKK ve Ortadoðu Devrimi" adlý makaleme bakýnýz).
Öcalan ile Bismarck'ý genel olarak þu þekilde karþýlaþtýrmak mümkündür: 1- Tarih her iki liderin omuzlarýna ülkelerinin birliðini gerçekleþtirmek gibi büyük bir görev yüklemiþti.Bu durum bizzat uluslarýnýn tarihsel durumu tarafýndan belirlenmiþ ve dayatýlmýþtý.
2-Her iki lider ayný görevi birbirine zýt sýnýflara dayanarak gerçekleþtirmek zorundaydý.
3-Her iki liderin temsil etmiþ olduklarý uluslar, güçlü devletler ve bu devletlerin yeraldýðý güçlü ittifak sistemleriyle çevriliydiler.
4-Her iki lider baþka devletlerin zararýna bu birliði gerçekleþtirmek zorundaydýlar. Her iki lider varolan güç dengesini tek yýkmak ile deðil , yerine kendi uluslarýnýn tarihsel çýkarlarýyla uyumlu bir düzen getirmekle de yükümlüydüler.
5-Bismarck Kýta Avrupasý'nda Almanya'nýn birliðini devrimi uyandýrmadan gerçekleþtirmek istiyordu.Çünkü Almanya'nýn egemen sýnýflarýnýn Avrupa'daki egemen sýnýflar ile yaygýn baðlarý vardý ve onlarla ortak çýkarlara sahiptiler. Öcalan ise tam tersine, Ortadoðu'da halk devrimlerine baðlanan reform ve devrim süreçlerini harekete geçirerek Kürdistan birliðini gerçekleþtirmek istiyor.
6- Her iki lider ülkelerini çeviren devletler ile bütün iliþkilerini taktik çerçevede tutan bir stratejik plan temelinde hareket ederlerken, baþka bir güce stratejik olarak baðlanmayý reddetmektedirler.
Her iki liderin teorik olarak karþýlaþtýrýlmasý, içerisinden geçtiðimiz süreci anlamamýza belki de yardým edecektir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin bazý güçler ile "çeliþkili ve ayný zamanda taktik içiçelik" oluþturan görünümü, bizzat uygulanan denge politikasýnýn karakterinden kaynaklanmaktadýr.
|