[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  13-06-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 63(3) }
| Devrimci Bülten

PKK'NİN YANLIŞ STRATEJİK ÖNCELİĞİ VE BUNDAN KAYNAKLANAN TAKTİK SORUNLAR ÜZERİNE (II)


K.Erdem 


Bu konjonktür ve güç ilişkileri içerisinde, PKK'nin KDP ile olan gerilimli politikasında kaybedecek olan PKK'dir.


Peki niçin? 


Bu durumu kısaca belirtirsek: 


1-KDP Kürdistan'da hemen yenilecek ve tasfiye edilecek bir güç değildir. Şimdilik bunun tarihsel temeli mevcut değildir.KDP'nin çok güçlü dış bağlantıları mevcuttur ve bu güçlü dış bağlantıları, onun Kürdistan'daki asıl gücünü oluşturmaktadır.


2-PKK KDP'nin bütün çıkar yolları üzerinde bulunmaktadır ve üstelik Kürdistan genelinde gücünün gelişmesi,KDP'nin güvenlik korkularını arttırmış durumdadır.PKK'nin KDP karşısındaki sert ve tavizsiz politikası da buna  eklendiği zaman, KDP'nin dış destek arayışı zorunlu hale gelmiştir.


3-KDP PKK'nin bu sert politikasına,güçlü dış desteğe sahip olduğu için aynı sertlikle karşılık vermektedir.Konjonktürün kendi lehine olan avantajlarını Kürt iç politikasına taşıyarak, PKK'ye set çekmektedir.KDP'nin dış destekçileri (Batı Emperyalistleri,İsrail,Türkiye,İran vs.) hem onun güvenlik kaygılarına hem de petrol aracılığıyla ekonomik çıkarlarına seslenmektedirler. Peki PKK bu noktada KDP'ye ne yapmıştır? Hiçbir şey! 


4-Bunlardan çıkan sonuç: Konjonktür ve bölge güç ilişkileri KDP lehineyken, onun gerilim politikasıyla tecrit edilemeyeceğidir.Çünkü mevcut küresel ve bölgesel güç ilişkileri PKK'ye bu olanağı vermemektedir.Hele de PKK İran stratejik önceliğinde ısrar edip,dengeyi Batı lehine bozduğu zaman, KDP ile olan bu gerilim politikasından KDP kazançlı çıkacaktır.


5-KDP'nin PKK tarafından tecriti,onun ilişkili olduğu dış güçlerin, güçlü bir bölgesel strateji ve buna uygun taktikler sayesinde zayıflatıldığı ve bu zayıflamaya uygun olarak KDP'nin Kürdistan'da zayıflamasıyla mümkündür. Dememiz odur ki, bu zamana yayılan bir politikadır ve KDP ancak ulus içerisinde tedrici olarak eriyerek tecrit olabilecektir.Bu zaman zarfı içerisinde, yumuşak (ki tavizlere dayanır) bir politikanın , kontrollü bir sert güç ile dengelendiği bir politika mantığa daha uygundur.


6-Böyle bir politika yani onun hem güvenlik  hem de ekonomik çıkar kaygılarının belirli bir dereceye kadar garanti altına alındığı ikili ilişkilere (tek KDP ile değil bütün ulusal güçleri kapsayan)  dayanan bir politika, Rojava'dan başlayarak bütün Kürdistan'a yayılan ve bütün sorunların birbirine bağlandığı bir çerçevede kurulmak zorundadır.Bunun zemininin ise ille de Ulusal Kongre olması gerekmez! 


7-PKK'nin KDP'nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarına seslenmeden, onu Ulusal Kongre için sıkıştırması ve onun da bunu reddetmesi kendi açısından mantıklıdır ve konjonktürdeki güç ilişkileri onun lehine oldukça da PKK'nin bu politikasına gelmeyecektir.


8-PKK'nin KDP ile bu gerimli politikası ve KDP'nin PKK karşısında dengeleyici dış unsurlar araması, PKK için oldukça tehlikelidir ve mutlak suretle bu politikanın değiştirilmesi gerekmektedir.


9- PKK'nin KDP karşısındaki doğru tutumu, ancak bölgesel ve küresel konjonktürün doğru analiz edilmesi temelinde ortaya koyacağı güçlü bir bölgesel stratejiye bağlandığı zaman ortaya çıkacaktır. PKK'nin KDP karşısındaki gerilim politikası,PKK'nin kafa karışıklığından  ve geleceği öngöremediğinden dolayı geliştirdiği bir "savunma refleksi"dir.Halbu ki akıllı bir bölgesel politika ve stratejiyle, KDP'nin esnetilmesi ve yumuşatılması mümkündür.PKK'nin KDP karşısındaki tutumu,onun bölgesel bir politika ve strateji noktasında kafasının ne kadar karışık olduğunun da bir tür göstergesini oluşturmaktadır.


PKK'nin bir başka hatası da İran'a ilişkindir.


Bilindiği gibi İran devleti PKK'ye karşı gerilmiş durumdadır ve  bu gerilmenin nedeni de yine PKK'dir. Çünkü İran PKK'nin HDP üzerinden Türkiye ile anlaşma arayışının ve yine Rojava'da Batı ile anlaşma çerçevesinde Kürt Koridoru'nun geliştirilerek Rojava'nın güvenli hale getirilmesi politikasının, İran ile savaşa hazırlık politikası olduğunu iyi bilmektedir.Bu durum İran'ın PKK'ye karşı gerilmesine ve bölgede çok daha dikkatli siyaset geliştirmesine neden olmaktadır.


İran'ın PKK'ye karşı bu gerilmesi,PKK'nin bölgede manevra alanının daralmasına ve denge siyasetinin kendisine kazandırmış olduğu taktik potansiyelin yeterince kullanamamasına neden olmaktadır. Buna en iyi örnek yine Rojava'dır.Rusya Eylül ayı sonlarında Suriye'de hava operasyonlarına başlarken, PKK ile organik bir ilişki içerisine girmemesinin nedeni İran'dır. Çünkü İran Rojava'nın güvenli hale gelmesiyle, PKK'nin kendisine saldıracağı korkusu içerisindedir ve bundan dolayı PKK'nin Rojava'da mümkün olduğunca oyalanması taraftarıdır.İran ne Rojava'nın düşmesini ne de Rojava'nın fazla güçlenmesini istemektedir.Bu durum Suriye'de farklı amaçlar güden Türkiye ve İran arasında ilginç bir çıkar birliği oluşmasına ve bu çıkar birliğinin de taktik çerçevede kalan bir işbiliğine kapı aralamasına neden olmaktadır.İran PKK tarafından çok sıkıştırıldığı zaman, PKK'ye karşı Türkiye ile bir işbirliğine girmek zorunda kalacaktır ve bu işbirliğinin temel nedeni de PKK'nin yanlış stratejik önceliği olacaktır.


Halbu ki olayların gelişiminin de gösterdiği gibi, İran PKK'ye bir tehdit oluşturmamaktadır ve PKK'ye karşı savaşma taraftarı da değildir. PKK'nin İran'ın sıkışmışlığını,İran rejimini devirmek için değil, Türkiye ile kapsamlı bir savaş sırasında onu daha fazla hareketsiz tutmak için kullanması daha mantıklıdır. Türkiye ile elde edilmek istenen taktik anlaşmanın İran ile elde edilmesi ve İran'a karşı yumuşak güçlerin öne çıkarılarak güven verilmesi, PKK'nin Ortadoğu'daki manevra alanını daha da genişletecektir.


İran ile yumuşa, KDP ile yumuşama ile koordine edildiği zaman ve bu politika Rojava eksenli yeni bir politika ile birleştirildiği zaman, PKK'nin Rojava'da sadece yerel güçlere (PYD-YPG) dayanan bir politika ile Rojava'yı elde tutması mümkün olacaktır.PKK'nin Rojava'da en büyük handikapı, emperyalistler arasındaki genel dengenin Rojava'da oluşamaması ve bundan dolayı Batı'nın IŞİD aracılığıyla ve TSK ittifakı ile taktik anlaşma çerçevesinde Rojava'yı baskı altına almış olmasıdır.Rojava'daki bu dengesizlik,PKK'nin Batı'ya fazla taviz vermesine neden olmaktadır.Rojava'daki bu durum dahi bizim, İran'a saldırarak bölgede genel dengenin Batı lehine bozulmasının, kaçınılmaz olarak PKK'nin ezilmesine götürecektir iddiamızı doğrulamaktadır. Rojava'daki bu dengesizlik  ve Batı ile taktik anlaşma çerçevesinde Rojava'nın güvenli hale getirilmesi politikası, İran üzerinde giderek büyüyen bir tehdit oluşturduğu için,İran ne Suriye rejiminin ne de Rusya'nın Rojava'daki bu dengesizlik içerisinde PKK'ye yaklaşmasına izin vermektedir.


Halbu ki PKK stratejik önceliği İran'dan Türkiye'ye kaydırarak ve eşanlı olarak KDP ile yumuşama politikasına geçerek, KDP'yi Güney Kürdistan Yönetimi'ndeki diğer güçler (YNK ve Goran Hareketi)  ile ittifak halinde  Rojava'ya çekerek dengeleyebilir.Ama bununla birlikte de İran ile yumuşamanın vermiş olduğu avantajı da kullanarak,KDP'nin olası tehlikeli aşırı hareketlerini de İran,Suriye rejimi ve Rusya'nın taktik desteği yolunu açık bırakarak gemleyebilir.Kısacası Rojava'ya çekilen KDP, YNK,Goran Hareketi,İran,Suriye, Merkezi Irak Hükümeti ve Rusya ile olan ilişkiler aracılığıyla dengelenmiş olacaktır.Böyle bir politika Batı'nın PKK üzerindeki İran ile savaş baskısını da yokedecektir.


Rojava'da Ulusal Kongre'nin dışında ikili ilişkiler aracılığıyla  geliştirilecek ama onun fonksiyonlarına  sahip ulusal birlik politikası, PKK'nin bütün güçlerin (özellikle KDP ve YNK) niyetlerini ve hırslarını test ettiği bir platform da olacaktır.Bu tecrübe PKK açısından olumlu sonuçlandığı taktirde, bunun bütün Kürdistan'a yayılmasının bir tehlikesi olmayacaktır.Bu Rojava politikası , KDP'nin PKK'ye karşı geliştirdiği karşı-devrimci politikanın düzeyini düşürerek, PKK'nin dış güçlere vuracağı darbeler sırasında onun tarafsız kalmasına neden olacaktır.PKK belirli bir noktaya kadar KDP'nin güvenlik ve ekonomik çıkar problemlerini çözdükçe,KDP'nin buna tepkisi dış güçler ile bağlarını zayıflatması şeklinde olacaktır.Bundan çıkan sonuç, KDP'nin uzun yıllara yayılacak bir zaman dilimi içerisinde azar azar Kürt Ulusu içerisinde eriyeceğidir ve bu tarihsel durumun mutlak suretle PKK tarafından gözönüne bulundurulması gerektiğidir.


Stratejik önceliğin İran'dan Türkiye'ye kaydırılması politikası, bölgede emperyalist dengeyi muhafaza edeceği ve İran'ın korkularını da yokedeceği için, İran'ı tamamen Türkiye'den koparacaktır.Aynı şekilde yeni Rojava politikası da KDP'yi Türkiye'den koparacağı için, Türkiye'nin bölgede tecritini tamamlamış olacaktır.Türkiye'nin bu tecriti, kapsamlı bir gerilla savaşıyla birleştirildiği zaman, Erdoğan'ın sıkışmadan kaynaklı hata katsayısını yükseltecek ve daha riskli politikalara yönelerek, kendi saflarındaki bölünmeleri tetikleyecektir. Zaten AKP'nin düşüşü Türk iç politikasında genel bir kargaşanın ortaya çıkması demektir ve bu kargaşa içerisine HDP'nin tekrar sokularak açılan politik gediğin daha da büyütülmesi olanaklıdır.İşte AKP yıkıldıktan sonra ortaya çıkacak bu kargaşa ortamında, HDP Türk iç politikasını kilitleyerek, PKK'nin  İran'a kapsamlı saldırısı için gerekli stratejik zaman dilimini gerçekleştirebilir.


Erdoğan ve AKP ile kapsamlı savaş zorunludur ve bunun nedeni PKK değil, AKP ve Türk iç politikasında yaşanan tarihsel kırılma, ki aynı zamanda emperyalist sistemde bir kırılmadır.Çünkü yeni bir bölgesel emperyalist odağın oluşumuna neden olmuştur.Türk iç politikasındaki bu kırılma, yeni bir faşist rejimin inşasını zorunlu kılmaktadır ve Erdoğan bu yeni faşist rejimi ise PKK ile savaş aracılığıyla oturtmak istemektedir.PKK ile savaşın dışında bu yeni rejimi oturtması mümkün değildir.


İki seçim arası (7 Haziran-1 Kasım) dönemin de çok iyi gösterdiği gibi, PKK ile savaş, içerideki muhalefeti bölmek ve bastırmak için ideal bir yöntemdir ve yeni rejimin oturtulmasında da aynı yöntemin izleneceğinden kuşku yoktur. Erdoğan PKK ile savaşın, muhalefetin bölünmesini ve zayıf düşürülmesini sağladığını çok iyi görmüştür. Böylece Mustafa Kemal'in 1924-1925'te yaptığını yani Kürt İsyanı'nın ezimini , iç muhalefetin ezimi ile birleştirme politikasını Erdoğan günümüzde uygulamaya çalışmaktadır/ çalışacaktır. Bu politika çerçevesinde PKK'yi Kuzey Kürdistan'da silmek isteyecektir.AKP'nin PKK'ye dayatacağı bu savaşı PKK yok sayabilir mi? AKP savaşı PKK'nin kucağına bırakmaktadır ve PKK'nin bu savaşa Hayır diyecek  durumu yoktur. AKP'nin dayatmış olduğu topyekün savaşa PKK'nin "yarım-savaş" ile karşılık verme lüksü yoktur. Erdoğan için PKK ile savaş, aslında dolaylı olarak yeni rejimin inşasında içeride muhalefetle savaştır.


Madem bu savaş kaçınılmazdır,PKK'nin bölgesel ölçekte bu savaşa iyi hazırlanmasından başka bir yol yoktur,ki stratejik önceliğin değiştirilmesi bu hazırlığın en önemli ayağını oluşturmaktadır.


PKK'nin savaşı, AKP'nin iktidardan düşürülmesini ve yıkımını hedeflemek zorundadır ve de iç ve dış politikadaki bütün taktikler de bu hedefi gerçekleştirmeye dönük olmalıdır. PKK kapsamlı gerilla savaşını doğru bir politik söylemle birleştirmesini bilmek zorundadır.Örneğin kapsamlı gerilla savaşının, Demokratik Özerklik sloganıyla birlikte ele alınması büyük bir hata olur.Bunun nedeni Demokratik Özerkliğin yanlış olması değildir ama AKP'yi yıkmak için gerekli olan "siyasi bütünlüğün" oluşmasını  ve AKP'nin iç politikada tecritini engelleyeceği içindir.


Az yukarıda AKP'nin PKK ile savaşı , iç muhalefet ile  dolaylı savaşa çevirdiğini belirttik.Bunun anlamı  PKK'nin , AKP ile iç muhalefet (ki bu muhalefetin odağında CHP ve Kemalistler vardır) arasındaki çelişkiden mutlak suretle yararlanmak zorunda olduğudur. Bundan dolayı genel taktiği bu ihtiyacın karşılanmasına da dönük olmalıdır.Bu noktada Demokratik Özerklik bu ihtiyacı karşılamak şöyle dursun, AKP'nin tecritini zorlaştıran bir yapıya sahiptir.


Bir devrimci hareketin gücü, onun programında değil, taktik üstünlüğünde yatmaktadır.Burjuvazinin kendi aralarındaki çelişkilerinin keskinleştirilmesi, devrimci hareketin programından daha önemlidir. Başkan bunun çok güzel bir örneğini ,  Stratejik Denge politikasıyla ortaya koydu. Denge politikası tamamen burjuvazinin hem küresel hem bölgesel hem de Kürdistan'da kendi içerisinde dilim dilim bölünmesine dayanır.Onun için Türk iç politikasının da uygun taktikler ile bölünmesi zorunludur, ki politik esneklik bunun en önemli koşuludur.


Bu perspektif ile AKP'nin yıkılışına yaklaştığımız zaman, en doğru taktiğin, kapsamlı gerilla savaşı ile AB'ye üyelik perspektifine bağlanan Demokratik Cumhuriyet taktiğinin birliği olduğu görülmektedir,ki bu zaten yeni strateji kurulduğu zaman Başkan'ın ilk ortaya koyduğu stratejik perspektiftir.Başkan'ın 2000'li yılların başlarında 1999 yılındaki savunması bağlamında geliştirmiş olduğu Demokratik Cumhuriyet taktiği bugün de geçerlidir.


Demokratik Cumhuriyet programının AB'ye üyelik perspektifiyle ele alınması, iç muhalefetin ezici çoğunluğunu,AKP'nin politik etki çemberi içerisinden çıkaracaktır. PKK/HDP bloku, CHP'nin tabanını Özgür Yaşam ve Demokratik Özerklik söylemi ile etkileyemez ve kendi seçmen tabanı haline getiremez.Çünkü bu taban CHP'nin ulusalcı dünya görüşünün etkisi altındadır ve bu ulusalcılık eğilimi, muhafazakar ve milliyetçi kesimlerden gelen sürekli bölünme korkusu tarafından diri tutulmaktadır.Bundan dolayı CHP'nin tabanı, HDP ve PKK'ye karşı oldukça mesafeli ve gergindir.Bunun nedeni HDP ve PKK'ye güvenmemeleridir.Bu güven sorunu çözülemeyene kadar,HDP'nin CHP'nin tabanını etkilemesi mümkün değildir.Bundan dolayı Demokratik Özerklik söyleminin ön plana çıkarılması hatadır.


PKK ve HDP'nin CHP'yi çözmesi için çok daha karmaşık bir siyasi plana ihtiyaç vardır. Tek CHP tabanına değil ama toplumun bir çok değişik kesimine güven vermenin ve bu temelde başta AKP olmak üzere,MHP ve CHP'nin politik dengesini bozabilmenin tek yolu, Demokratik Cumhuriyet ve "AB'ye üyelik" politikasına kapsamlı el atmaktan geçmektedir.HDP ancak Demokratik Cumhuriyet ve AB'ye üyelik politikası üzerinden CHP tabanına ve diğer bir çok toplumsal kesime ulaşabilir ve iç politikada bir çok partinin dengesini bozabilir.Demokratik Cumhuriyet ve AB'ye üyelik politikası, iç politikada bir çok kesim ile "dolaylı iletişim" aracı olarak işlev görecektir.Demokratik Özerklik işin sonunda güç dengesinin HDP/KCK lehine sonuçlanması sonucunda ortaya çıkacak olan doğal bir sonuç olacaktır.Ama işin başında onun ileri sürülmesi büyük bir hatadır.


Aynı şekilde kapsamlı gerilla savaşını da KCK,Türkiye'yi Demokratik Özerkliğe götüren bir politikanın aracısı olarak değil, Türkiye'yi Demokratik Cumhuriyet'e ve "AB'ye doğru itme"nin kaldıracı olarak kullandığını propaganda etmelidir.Halkın AKP'nin faşizminden kurtulmak için umut aradığı bir dönemde, "halkın daha siyasi bilinç olarak"  Demokratik Özerkliğe hazır olmadığı bir durumda ona zorla bu yolu dayatmak, sadece "Kendin Pişir Kendi Ye" olmaktadır. Demokratik Özerklik politikası , Demokratik Cumhuriyet ve "AB'ye üyelik" politikasının altına kolayca yerleştirilebilir ve güç dengesi devrimci-demokratik hareket lehine döndüğü zaman kendiliğinden ortaya çıkacaktır.


Kapsamlı gerilla savaşının Demokratik Özerklik taktiğiyle birleştirilmesi, PKK'den ziyade AKP'nin işine yarar.Çünkü AKP Demokratik Özerkliği, bölünmenin başlangıcı olarak lanse ederek,şoven milliyetçiliği kamçılamakta ve bu şoven dalga CHP içerisindeki ulusalcı milliyetçiler aracılığıyla geniş bir milliyetçi cephenin oluşmasına ve HDP ile PKK'nin büyük halk yığınlarından tecrit olmasına neden olmaktadır. Demokratik Özerklik, işin sonunda kendiliğinden de facto çıkacak bir durumdur. Kapsamlı gerilla savaşıyla Demokratik Cumhuriyet taktiği doğru birleştirildiği zaman,AKP'nin yıkımı süresince PKK Kuzey Kürdistan'da zaten iktidarlaşacak kadar büyük bir güce ulaşacaktır.Bu güç zaten kendiliğinden Demokratik Özerkliği ortaya çıkaracaktır.Bu fiili durum Demokratik Cumhuriyet'in bütün Türkiye'ye yayılması için geçici bir güç dengesi ve atlama tahtası olacaktır.Hatta bu durumu,Türkiye üzerinden  Avrupa'nın içlerine kadar yayılacak yeni bir politik dalga şeklinde düşünmek bile mümkündür.


Bu taktik, içeride burjuvazinin kendi arasındaki çelişkileri daha da keskinleştirmenin dışında, Batı Emperyalistlerini PKK karşısında hareketsiz tutmayı da sağlayacaktır.


Erdoğan'ın yeni bir faşist rejim ve Başkanlık biçiminde Tek Adam Diktatörlüğü temelinde PKK ile savaşı başlatması, Batı'nın gözünde PKK'nin buna karşı koyma meşruiyetinin olduğu anlayışına da neden olmuştur.Burada Batı, PKK'nin AKP'ye karşı koyuşunun niteliğini öğrenmek istemektedir.Batı PKK'nin AKP'ye karşı koyuşunun, PKK'nin Batı'dan ayrı bir stratejisinin ürünü mü yoksa onun stratejisini destekleyen yani Türkiye'nin AB'ye doğru yaklaşımını kolaylaştıran bir politikanın ürünü mü olduğunu anlamaya çalışacaktır. PKK'nin Demokratik Özerklik söylemi, PKK'nin Batı'dan ayrı bir stratejisinin olduğu izlenimine yolaçacak ama Demokratik Cumhuriyet ve AB'ye üyelik perspektifi, Batı ile birlikte hareket edildiği ve AKP'nin yıkılmasından sonra PKK'nin hızla İran'a yöneleceği beklentisine yolaçacaktır ve Batı'nın bu  beklentisinin yönetilmesi PKK açısından zorunludur. Bundan dolayı böyle bir politikada Demokratik Cumhuriyet taktiği daha doğru bir politika gibi görünmektedir.


Sonuç olarak , PKK'nin stratejik önceliğinin yanlış belirlenmesi, hareketin parçalarının uyumlu ve güçlü bir şekilde birbirlerine bağlanmasını da olumsuz etkilemiştir. PKK belirlemiş olduğu İran stratejik önceliğine uygun bir şekilde, güçlerini bir tek noktada güçlü bir şekilde toplayamamaktadır.Bu durum dahi başlı başına stratejik önceliğin sorunlu olduğunun bir göstergesidir.Yanlış stratejik öncelik, güçlerin yanlış yerde toplanmasına neden olduğu için, asıl tehdit yönünden (yani Kuzey) gelen darbe karşısında Parti savunmasız durumda kalmış ve işin kötü tarafı, PKK'nin askeri güçlerinin önemli bir kısmı stratejinin prensiplerine aykırı bir şekilde atıl kalarak, kullanılmaz halde kalmıştır. Erdoğan'ın Kuzey Kürdistan ve Türkiye'deki asıl gücünün kaynağını da bu durum oluşturmaktadır.


PKK'nin stratejik önceliğini değiştirmeden ve gerekli güç kaydırımı yapmadan Erdoğan ve AKP karşısında ortaya koyacağı taktiklerin hiçbir başarı şansı olmayacaktır. Çünkü gerçek şudur ki, PKK'nin asıl güçlerinin yapacağı işi Türkiye ve Kürdistan'da yapacak başka bir güç yoktur ve olmayan güçleri aramak ya da bazı güçleri abartılı değerlendirerek onlarda olmayan gücü onlarda görmek, belirli bir noktadan sonra "politik maceracılığa" neden olabilir.


Yukarıda kısaca ortaya koyduğumuz analizlerin ve eleştirilerin ne kadar doğru olduğunu hiç kuşkusuz zaman gösterecektir.Umarız bu analizlerimiz ve eleştirilerimiz yanlış çıkar ve bizler bu noktada yanılmış oluruz.Çünkü aksi taktirde PKK'yi bekleyen stratejik darbeyi kimse durduramaz ve bu darbenin 1999 Komplosu'ndan da büyük olacağı tartışma götürmezdir. Eğer olaylar bu doğrultuda gelişirse, bu PKK Önderliği'nin "günahları"nın bir tür cezası olacaktır!


|
_ _