 LEONARDO DA VÝNCÝ VE MONA LÝSA
K.Erdem
Resim sanatýnýn en büyük eseri hangisidir diye sorulsa, anlayan ve anlamayan herkes , Leonardo Da Vinci'nin Mona Lisa tablosudur diyecektir. Tablo Paris'in ünlü Louvres Müzesi'nde her gün binlerce kiþi tarafýndan ziyaret edilmektedir.
Peki bu tablo niçin bu kadar ünlüdür ve bu kadar ilginin nedeni nedir?
Tablonun bu kadar ilgi çekmesinin ve ünlü olmasýnýn nedeni, onun anlamýnýn tam olarak çözülememiþ olmasýndan kaynaklanmaktadýr. Bu çözülememiþlik hali , tablo etrafýnda bir sýr perdesinin oluþmasýna neden olmuþtur. Onun bu düþünce "boþluðunda" sallanan hali, onun hakkýnda bir çok efsanenin üretilmesine de yolaçmýþtýr.
Bir çok sanat eleþtirmeni, yazar ya da araþtýrmacý, Leonardo Da Vinci'nin tablo içersine bir þifre gizlediðini ileri sürmüþler ve yine bazýlarý da tablodaki portrenin yarýsýnýn ressamýn kendi resmini yarýsýnýn da sevgilisinin resminin birleþiminden oluþtuðunu ileri sürmüþlerdir. Bunun böyle olduðunu varsaysak dahi, bu eserin niçin bir baþyapýt olduðunu açýklamaz.
Mona Lisa'yý anlamak için sanat felsefesi ve tarihini az çok anlamak gerekmektedir . O ancak belirli bir felsefi ve tarihsel baðlam içerisine doðru bir þekilde yerleþtirilirse, içerdiði soyut anlam da kendiliðinden su yüzüne çýkacak ve eserin etrafýnda oluþan sýr perdesi de kendiliðinden daðýlacaktýr.
Sanatýn temel sorunu nedir ve bir sanatçý niçin belirli bir estetik aracýlýðýyla yaratmak istemektedir?
Yüzlerce ya da binlerce yýldan beri insanoðlu, çeþitli yüzeylere belirli resimler yapmýþlar ve bu resimler aracýlýðýyla bir þeyler anlatmaya çalýþmýþlardýr. Toplumsal evrimin geliþmesiyle toplumsal bilinç ve yetenekler de genel bir evrime uðrayarak estetiðin geliþmesi ve yetkinleþmesine neden olarak sanat eserinin içeriðinin zenginleþmesine neden olmuþtur.
Estetik yeteneðin geliþmesi içeriðin daha zengin bir þekilde sergilenmesine neden olarak sanatçýyý "gerçekliðin" yakalanmasý ya da anlatýmý sorununa götürmüþtür. Belirli bir tarihsel aþamadan sonra sanatçý , "gerçekliði" belirli bir estetik aracýlýðýyla nasýl anlatacaðý sorunuyla karþý karþýya kalmýþ ve bu sorunu çözmek için bir çok yol ve yöntem geliþtirmeye çalýþmýþtýr.Sanatta çeþitli stil ve akýmlarýn oluþmasýnýn altýnda yatan asýl neden, iþte sanatçýnýn bu "gerçeði" arayýþ çabalarýdýr.
Gerçeðin arayýþýna çýkan sanatçýnýn karþýlaþtýðý temel sorun,bu gerçekliðin ne olduðu ve nerede yattýðý sorunudur.Bu sorun sanat ile felsefenin çakýþmasýna neden olmuþtur.Çünkü felsefe de sanatýn peþine düþtüðü gerçekliðin peþine uzun zamandan beri düþmüþtür.Aralarýndaki fark her iki alanýn kullanmýþ olduðu araçlarýn niteliðinden kaynaklanmaktadýr.
Felsefenin temel aracý düþünce ve onun kalýbýný oluþturan dil iken, sanatýn temel aracý özellikle görme ve duyma duyularýmýza hitap eden ve belirli bir fikir temelinde ve güzellik biçiminde iþlenen maddelerdir.Felsefe gerçekliði dil ve düþünce temelinde ortaya koymaya çalýþýrken,sanat bunu güzellik temelinde yapmaya çalýþýr.Bundan dolayý felsefe ve sanat ayný gerçekliðin iki farklý yanýný oluþtururlar ve onun için sanat felsefi gerçekliði ne kadar kendi estetiðine yansýtýrsa o kadar evrensel ve zamana dayanýklý hale gelir.
Soruna daha yakýndan baktýðýmýz zaman,felsefe ve sanattaki geliþmelerin birbirlerine paralel olarak geliþtiðini görmekteyiz.Felsefenin gerçekliði anlamak için geliþtirmiþ olduðu mantýksal geliþmeleri,usta sanatçýlar eserlerine yansýtmakta gecikmemiþlerdir.Özellikle Renaissance'tan sonra bilim ve felsefedeki devasa boyuttaki geliþmeler, bu dönemde sanat alanýnda ortaya çýkan büyük eserlerin oluþmasýna büyük katký yapmýþlardýr.
Renaissance ile birlikte felsefe antik çaða geri dönerek ve Antik Yunan felsefesini tekrar canlandýrarak, felsefi düþünceyi ve bu temelde de gerçeðe ulaþmanýn aracý olan Mantýk Bilimi'ni daha da geliþtirmeye çalýþmýþtýr.Giderek felsefi çalýþmalar bir noktada yoðunlaþmaya baþlamýþtýr: Görünen duyulur dünya gerçekliðin kendisi deðildir.
Halbu ki çok eski zamanlardan beri, doðanýn ve duyulur dünyanýn resmedilmesi ya da taklit edilmesi, gerçekliðin sanatsal yansýtýlmasý olarak ele alýnýyordu. Bu anlayýþa göre, gördüðümüz ve hissettiðimiz þeyler gerçekliðin kendisiydi. Sanatsal gerçeklik ancak bu "el deðmemiþ þeyleri" yansýttýðý ölçüde ortaya çýkacaktý.Bu anlayýþa göre doða kendiliðinde mükemmel bir yapýya sahipti ve sanatçýnýn görevi, bu mükemmel doðayý olduðu gibi kendi tuvalýna yansýtmaktý. Bu sanat akýmý zaman içersinde Natüralizm (Doðacýlýk) olarak adlandýrýldý. Ama felsefedeki geliþmeler bu akýmýn felsefi temellerini sarsacak ve ona karþý bir tepkinin oluþmasýna ve de bu temelde yeni akýmlarýn oluþmasýna neden olacaktý.
Renaissance yeni doðmakta olan burjuvazinin entellektüel hareketiydi.Bu hareketin en önemli özelliði,antik çaðýn entellektüel ve kültürel birikimini temel alarak onu yeni bir biçimde ve burjuvazinin tarihsel yükseliþine uygun bir þekilde geliþtirmesiydi. Renaissance ile birlikte antik çaðdaki önemli felsefi problemler tekrar gündeme geldi ve burjuva filozoflar tarafýndan geliþtirilmeye çalýþýldý.
Renaissance felsefi hareketinin de karþýlaþtýðý sorun antik çaðdaki sorunun aynýsýydý: Þeylerin gerçekliði nerede yatmaktadýr?
Antik çaðýn Yunan filozoflarý daha o zamanlar,duyulur dünyanýn kendisinin gerçekliðin kendisi olmadýðýný ve gerçekliðin duyulur dünyanýn dýþýnda bulunduðunu sezmiþ ya da anlamýþlardý.Ama bunu doðru bir þekilde kavramsallaþtýramamýþlardý.Bu noktada eski Yunan filozoflarý bir çok tez ortaya atmýþlar ve bu tezleri kendi felsefi okullarýnýn temeli yapmaya çalýþmýþlardý. Örneðin þeylerin özünü Thales "su", Heraklitos "Ateþ" , Pythagoras "Sayý" , Anaximenes "Soluk", Anaximendros "Sýnýrý Olmayan" , Demokritos "Atom" , Eflatun "Ýdea" , Aristotales Metafizik (Fizik Ötesi) bir yapýya sahip olan "Yetkin Varlýk" olarak vs. açýklamaya çalýþtýlar.Bu felsefi akýmlarýn temel ve ortak özelliði, gerçekliðin duyulurun arkasýnda bulunduðu ve duyuluru yönettiði anlayýþýna dayanmasýydý.
Renaissance ile birlikte felsefe eski Yunan filozoflarýnýn duyulur maddenin ötesinde varolan asýl gerçekliðe ulaþma çabalarýna tekrar geri döndü ancak bu sefer ki çabalar daha nitelikliydi ama daha idealistti.Renaissance'a gelene kadar duyulurun arkasýndaki "Mutlak Gerçeklik" Tanrý kavramý etrafýnda oluþturuldu. Hiç kuþkusuz bunun nedeni Tek Tanrýlý Dinler'in feodalizmle birlikte toplumda baskýn hale gelmesi ve bütün toplumun gözeneklerine sýzmasýydý. Dini kurumlarýn toplumun felsefi ve ideolojik süreçleri üzerinde büyük etkisi ve baskýsý sözkonusuydu ve de felsefedeki geliþmeler kaçýnýlmaz olarak bu idealist biçim altýnda geliþiyordu.
Giderek felsefede Mutlak Gerçeklik yani herþeyin temelinde varolan þeyin Tanrý olduðu anlayýþý,bütün toplumsal ve doðasal fenomenlerin soyutlamalar ile Tanrý'ya baðlanmasý anlayýþýna götürdü.Aslýnda bu soyutlamalar farkýnda olmadan yapýlan Genellemeler ve Yargýlardý.Tanrý'nýn gerçekliðinin tanýtlanmasý anlayýþý, aslýnda Hareket'in ve onun insan düþüncesindeki yansýmasý olan Mantýk'ýn geliþtirilmesinden baþka bir þey deðildi.
Ampirik yani deneye dayanan bilginin yetersizliðini ilk defa açýk bir þekilde ortaya koyan Emmanuel Kant oldu.Gerçekliðe ancak deneyüstü bir felsefe ile gidilebileceðini ve bu temelde düþüncenin akýlsal soyutlamalar yapmasý gerektiðini belirtti.Kendince doðru bulduðu bazý akýlsal soyutlamalar yaptý ve bunlarý kendi felsefesinin temeli yapmaya çalýþtý.
Antik Çað ile Renaissance felsefesi arasýndaki temel fark,ilkinde Fizik (Madde) ile Metafizik (Genellik) arasýndaki iliþki biraz keyfiyken, ikincisinde daha mantýklý ve ilkeli olmasýdýr.Renaissance Madde ile Genellik ya da Hareket arasýndaki boþluðu, özellikle çeliþkinin yapýsýný ortaya koyarak yoketti ve Mantýk'ýn tamamlanmasýna doðru dev düþünsel adýmlar attý.
Felsefe gerçekliði yani Diyalektik Mantýk'ý soyutlama yoluyla geliþtire dursun, ama sanat çoktan beri bu yola girmiþti.Renaissance ile birlikte sanat içerisinde yeni bir akým oluþmaya baþladý.Bu akýmýn temel özelliði, doðanýn olduðu gibi taklit edilmesiyle yetinmemesiydi.Bu akýmýn temsilcileri, eserlerinde güçlü ve derin soyut fikirler de anlatmak istiyorlardý.Özellikle resim sanatý düþünüldüðünde, küçük bir çerçeve içerisine büyük ve derin soyut fikirler yerleþtirme, Natüralist akýmýn prensipleri içerisinde kalýndýðý zaman büyük teknik ve estetik problemlere yolaçýyordu.
Natüralist akým, ýþýðý ve rengi doðada görünen cisimlerin ya da nesnelerin ortaya çýkarýlmasý ve belirginleþtirilmesi için kullanýyordu.Soyut bir fikrin anlatýmýna yönelen bir sanatçýnýn, Natüralist akýmýn prensipleriyle çatýþmasý kaçýnýlmazdý.Soyut bir fikrin anlatýmýna yönelen bir sanatçý,kendi sanatý ve estetiði içerisinde ýþýðý,rengi ve nesneleri farklý bir þekilde kullanacaktý ve onlara belirli soyut anlamlar yükleyecekti.Sanat eserinin içeriðinin zenginleþtirilmesi çabalarý,kaçýnýlmaz olarak Natüralist akýmýn estetik ilkeleriyle çatýþmaya dönüþtü.
Ýþte Leonardo Da Vinci Renaissance ile birlikte doðan Soyut Sanat'ýn ilk öncüllerinden birisi oldu ve daha sonra XIX.yüzyýlýn ikinci yarýsýnda ve XX.yüzyýlýn ilk yarýsýnda ortaya çýkan Soyut Sanat'ýn bir çok prensibini daha o zamanlar kullandý.Hiç kuþkusuz XIX. ve XX. yüzyýlda ortaya çýkan Soyut Sanat ile XV. ve XVI. yüzyýldaki Soyut Sanat arasýnda köklü bir farklýlýk da sözkonusýydu.Ýlki hem içerik hem de biçim yönünden soyutken,ikincisi içerik yönüyle soyutken,biçim yönüyle soyut deðildi.Çünkü soyut fikirleri, "varolan modeller" aracýlýðýyla anlatýyordu,ki bu ayný zamanda bir düþünce karmaþasýna da yolaçtý.
XV. ve XVI. yüzyýldaki Soyut Sanat, araçlarýný "varolan modellerden" seçtiði ve onlara semboller aracýlýðýyla farklý anlamlar yüklediði için Figüratif Resim Sanatý olarak adlandýrýldý.Bu akýmda ýþýk,renk ve nesneler ve de bunlarýn kendi aralarýndaki kompozisyon, soyut fikirin anlatým araçlarýna dönüþür ve yeni anlamlar kazanýrlar.Bu ayný zamanda yeni bir resim dilinin geliþtirilmesiydi.
Bu yeni resim dilinin anlaþýlmasý için,bu sanata ilgi duyan kitlelerin de bu dili anlayacak ya da kullanacak düzeye çýkmasý gereklidir.Kitleler bu dili anladýkça,eserin içeriðine ya da özüne daha kolay inecek ve onunla daha kolay özdeþleceklerdir.Ancak sanatçýnýn eserini anlamak için gerekli olan entellektüel düzeye yükselme o kadar kolay olmamýþtýr.Hatta bazen profesyonel sanat eleþtirmenleri dahi, büyük eserlerin özüne inmede ve bu eserlerin içerdiði soyut fikirleri açýða çýkarmada yetersiz kalmýþlardýr.Da Vinci'nin Mona Lisa ve Son Akþam Yemeði tablolarý için söylenenler ve yapýlan analizler bunun en açýk kanýtýný oluþturmaktadýr.
Figüratif Resim Sanatý'nýn soyut fikirleri resmedebilmesi ve bu soyut fikri ortaya çýkarabilmesi için,nesneleri,rengi ve ýþýðý, doðanýn ya da toplumun bize sunmuþ olduðu duyusal gerçekliðinden kurtarmasý gerekmekteydi.Çünkü aksi taktirde kendi anlatým araçlarýný ve dilini yaratamayacaktý.Figüratif Resim her renge, her ýþýk derecesine ve yine her nesne ve figüre çeþitli soyut anlamlar yükleyerek ve bunlarý birbirleriyle soyut anlamýn temasýna uygun bir þekilde birleþtirerek (kompozisyon) yeni bir resim dili yarattý.Bu resim dili anlaþýlmadan bu dönemde ortaya çýkan eserler anlaþýlmaz.
Renaissance ile birlikte resim sanatý giderek büyük soyut fikirler ve derin anlamlar anlatan eserler ortaya koymaya baþladý.Bu eserlerin temalarý genellikle dinsel temalar oluyordu.Din egemen ideoloji olduðu ve ayný zamanda büyük sanat yapýmlarýný finanse ettiði ve de kitleler üzerindeki etkisi fazla olduðu için,o zamanýn büyük ressamlarý,dinsel temalý resimler yapýyorlardý ve bu resimler aracýlýðýyla yeni resim dilini geliþtiriyorlardý.
Nasýl felsefe duyulurun gerçekliðine saplanýp kalmayý, gerçekliðe ulaþmanýn önündeki en büyük engel olduðunu ileri sürmeye baþladýysa,Renaissance'ýn büyük sanatçýlarý da varolan olgu ve nesneleri doðanýn bize sunduðu gibi kullanmanýn da sanatsal gerçekliðin önündeki en büyük engel olduðunu belirttiler. Aslýnda duyulur nesne ve onun bu duyulura baðlý özellikleri,sanatsal yaratýcýlýðý sýnýrlar ve engeller.Nesnenin doðallýktan gelen yapýsý,sanatsal gerçekliðin yani soyut sanatýn özellikleriyle sürekli çatýþmaktadýr.Bundan dolayý sanatsal yaratýcýlýðýn temel eðilimi,bu doðallýðýn sürekli yokedilmesine dayanýr.Bu doðallýk ne kadar yokedilirse, sanatsal gerçekliðe de o kadar çok yaklaþýlýr. Çünkü sanatçý düþüncesindeki soyut fikre daha çok yaklaþacaktýr.
Nesneleri ve olgularý duyusal realitesinden kurtarmak isteyen yeni anlayýþýn amacý,bu nesne ve olgularýn özelliklerine soyut fikre uygun bir þekilde yeni anlamlar vermekti.Yeni resim dilinde resimin nesne ve olgularý,soyut ve psikolojik süreçleri çaðýrýþtýran sembollere dönüþtüler.Figüratif Resim Sanatý varolan modelleri, soyut ve psikolojik çaðýrýþýmlar yapan sembollere çevirerek, eserlerini sembollerle ördü. Çünkü semboller çok büyük ve derin anlamý olan fikirleri anlatmanýn en kestirme yoludur.
Soyut sanatýn en uç biçimi, XIX. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda ve XX. yüzyýlýn ilk yarýsýnda giderek geliþmeye baþladý.Bu dönemde giderek bazý sanatçýlar tamamen soyut sanata yöneldiler ve soyut fikirleri anlatmak için kullanýlan varolan modelleri de yokettiler.XIX.yüzyýlda Paul Cezanne ile baþlayan bu resim akýmý özellikle XX.yüzyýlda Pablo Picasso ile doruða çýktý.Picasso eserin içerdiði soyut fikri azami ölçüde "dýþlaþtýrmak" ya da vurucu hale getirmek için, varolan nesne ya da figürleri tamamen bozarak ve daha çok geometrik formlar kullanan bir anlatým biçimi oluþturdu.
Resim sanatýnda ortaya çýkan bu soyutsallýk tek bu sanat ile sýnýrlý deðildi.Ayný durum þiir ve edebiyatta da yaþanýyordu.Çok kýsa bir zaman sonra da sinemanýn bulunmasýyla birlikte sinema sanatýna da sirayet edecekti.
Az yukarýda da belirttiðimiz gibi, Renaissance ile birlikte,resim sanatýnda Figüratif Resim biçiminde yeni bir soyut sanat akýmý oluþtu ve bu temelde yeni bir estetik anlayýþa yönelindi.Bu akýmýn sanatçýlarý derinliði esas alýyorlardý ve bu derinliði yansýtan soyut fikirleri resmediyorlardý.Madem Leonardo Da Vinci bu akýma mensuptu, o zaman eserlerindeki soyut fikirler nelerdir?
Bu makalede sadece Da Vinci'nin iki tablosunu ve bu tablolarýn içermiþ olduðu soyut fikirleri ele alýp, analiz edeceðiz.Bu iki tablo ayný zamanda onun zaman içerisinde sanatýndaki felsefi ve estetik derinleþmeyi göstermesi açýsýndan da ilginç eserlerdir.Bunlardan ilki Son Akþam Yemeði tablosudur.Ýkincisi ise Mona Lisa tablosudur.Ýkincisini anlamak için , birincisini anlamak gerekmektedir.
Bu tablolarýn felsefi ve estetik analizlerini yapmadan önce,bu tablolarýn içermiþ olduklarý soyut fikirleri öncelikle ortaya koymaya çalýþalým.Çünkü bu soyut fikirler belirlenmeden,estetik yapýnýn kendisini kavramak mümkün deðildir.
Leonardo Da Vinci Figüratif Resim sanatýnýn ilkeleri aracýlýðýyla, Son Akþam Yemeði tablosunda "Hristiyanlýðýn Tarihini" ya da "Mutlak Hristiyanlýðý" resmetmeye çalýþmýþ ve yine Mona Lisa tablosunda da "Mutlak Ýnsaný" ve onun aracýlýðýyla Tanrý (Mutlak Gerçeklik) ve Evren'i resmetmeye çalýþmýþtýr. Da Vinci'nin tablolarýnýn bu ana temalarý anlaþýlmadan ve bu temalarý gerçekleþtirmek için geliþtirilmiþ olan estetik yapý kavranýlmadan, eserlerin anlaþýlmasý mümkün deðildir.
Estetiðin kendi baþýna bir anlamý ya da mantýðý yoktur.O ancak belirli bir fikri anlatmanýn aracý olduðu zaman bir anlam ve mantýða sahip olur.Belirli bir fikri (tema) anlatmaya yaramayan bir estetik anlayýþ, olsa olsa ancak kaba bir olguculuk olur. Tema-estetik iliþkisi, kaba bir karþýlaþtýrmayla, politika ile savaþ arasýndaki iliþkiye benzetilebilir.Nasýl savaþýn kendi mantýðý yoksa ve onun mantýðý sýký sýkýya ona hükmeden politikanýn mantýðýna baðlýysa, ayný þekilde estetiðin de kendi mantýðý yoktur ve onun mantýðý ona hükmeden ana fikre (tema) göbekten baðlýdýr.
Öncelikle Son Akþam Yemeði tablosunu ele alýp ve içermiþ olduðu soyut fikir olan Hristiyanlýðýn Tarihi'nin estetik olarak nasýl resmedilmeye çalýþýldýðýný anlamaya çalýþalým.
Figüratif Resim "varolan modelleri" gerçek doðasýndan kopararak ve onlarý soyut fikri anlatmanýn sembollerine çeviren bir estetik anlayýþa sahip olduðu için, Da Vinci'nin önce sembolleri nasýl kurduðunu anlamamýz gerekmektedir.
Son Akþam Yemeði tablosunda, ana figür olarak ve tablonun tam ortasýnda Hz. Ýsa yeralmaktadýr.Tablodaki diðer figürler ya yüzlerini ona çevirmiþlerdir ya da belirli jestlerle onu iþaret etmiþlerdir.Bu da tablonun temasýnýn merkezinde Hz. Ýsa'nýn olduðu yanýlsamasýna yolaçmýþtýr. Figüratif olarak ya da duyulur olarak tablonun merkezinde Hz.Ýsa vardýr ancak temasal ya da "ontolojik" olarak tablonun merkezinde Hz.Ýsa deðil Hristiyanlýk dini vardýr. Ontolojik düzey duyusal ya da figüratif varlýðýn dýþýndaki varlýk biçimidir.Örneðin bir metanýn ontolojik varlýðý deðerdir.Metanýn duyulur varlýðý olan kullaným-deðeri bu deðerin ya da deðiþim-deðerinin duyulur varlýðýdýr. Ayný þekilde tablodaki Hz.Ýsa, tarihteki Hz.Ýsa deðil, Hristiyanlýk dinini temsil eden sembolik bir figürdür.
Tabloda Hristiyanlýk dinini anlatmak için,Hz. Ýsa'nýn dýþýnda bir figür kullanýlamazdý çünkü onun gibi kapsayýcý olamazdý. Da Vinci Hz.Ýsa'yý Hristiyanlýk dinini anlatan sembole çevirdikten sonra, Hristiyanlýk dininin sosyal yapýsýný vurgular.Hristiyanlýk dini hem ezilenler hem de egemenler içerisinde örgütlenen ve taban bulan bir dindir.Bu iki sosyal katmaný anlatmak için Hz.Ýsa'nýn (Hristiyanlýk) elbisesini iki temel renge böler.Bu renkler kýrmýzý ya da turuncu ile mavidir.Hristiyanlýk dini bu iki temel katmandan oluþmuþtur ve bu iki temel katmanýn farklý biçimleri,bu iki rengi giyen farklý insan figürleri olarak resmedilmiþtir.
Tabloya dikkatle bakýldýðý zaman,tablonun hem saðýnda hem de solunda kýrmýzý ya da turuncu ve mavi elbise giymiþ olan insan figürleri vardýr.Ama bir de yeþil ya da haki renginde olan bir figür yine vardýr.Bu figür tablonun cepheden bakýnca sað tarafýnda bulunur ve bu figür iki farklý sosyal katmana da hitap eden ara bir katmaný anlatýr.Bu katman tesadüf olarak bu renk ile ifade edilmemiþtir. Kýrmýzý ya da turuncu ile mavi renklerinin karýþýmý haki ya da yeþil rengini verir ve bu iki sosyal katmanýn karýþýmý olan ara katmaný anlatmak için Da Vinci bilinçli bir þekilde bu rengi kullanmýþtýr.
Tablonun cepheden bakýldýðý zaman sað tarafý daha aktif ve dinamik bir görüntü oluþtururken,sol tarafý daha pasif bir görüntü oluþturmaktadýr.Sað taraf bir yandan varlýklý, yönetici,elit, Hristiyan dininin kadrolarýný ve onun içindeki farklý mezhepleri (Katoliklik,Ortodoksluk ve Protestanlýk) yansýtýr.
Da Vinci Hristiyanlýk dininin tarihsel ve sosyal fonksiyonunu nitelemek için ise baþka bir sembol kullanmýþtýr.Hristiyanlýk tarihte ezilenlerin hareketi olarak ortaya çýkmýþtýr ve eþitlik isteðini ileri sürmüþtür.Bu eþitlik tek siyasal deðil ama ekonomik eþitliði de kapsamaktadýr.Bunun için Hristiyanlýk "zenginden alýp fakire verme" ve "adalet saðlama" ülküsünü benimsemiþtir.Ýþte Da Vinci tablodaki Hz.Ýsa figürünün sol elini yukarý doðru ve sað elini de aþaðý doðru resmederek,Hristiyanlýðýn bu tarihsel fonksiyonunu da bu sembol ile vurgulamýþtýr.
Tablonun sað tarafýnýn en ucunda üç insan figürü tartýþmaktadýr ve her üçü de el iþareti ile Hz.Ýsa'yý iþaret etmektedirler.Hz.Ýsa'nýn Hristiyanlýðý sembol ettiðini kavradýðýmýz andan itibaren,bu üç figürün aslýnda Hristiyanlýk dinini farklý yorumlayan üç temel mezhebin (Katolik,Ortodoks ve Protestan) birbirleriyle çekiþmesi ya da tartýþmasý olduðunu kolayca anlarýz.
Tablonun sol tarafýnda baþýný hafif saða eðen ve tablonun tek kadýn figürü, halk içerisindeki uysal ve Hristiyanlýk dini ile mutlu ve tatmin olan sosyal katmanlarý anlatmak için kullanýlmýþtýr.Kadýn figürü burada uysal,zayýf ve mutlu kitleleri sembolize etmektedir.
Hristiyanlýk tek farklý mezheplere bölünmüþ ve farklý sosyal katmanlardan oluþan bir din deðildir ama bu dinin düþmanlarý da vardýr ve de bu düþmanlar genellikle halk içerisinde bulunurlar.Bu düþmanlarý Hristiyanlýðýn dýþýndaki dinler (Yahudilik ve Ýslamiyet vs.) olarak varsaymak da mümkündür.Bir baþka varsayým da Hristiyanlýða zarar veren Hristiyanlar olarak düþünmek de mümkündür bunu. Da Vinci Hristiyanlýðýn bu düþmanlarýný ise belinin arkasýnda býçak saklayan bir insan figürüyle resmetmiþtir.Tabloda bir insan figürünün saklamýþ olduðu býçak,Hristiyanlarýn düþmanlarýný anlatmak için kullanýlmýþtýr.
Sol taraftaki bir baþka insan figürü de ,yüzünü Hristiyanlýða (Hz.Ýsa'ya) dönen ama gövdesi ise tam ters tarafa dönük olan figürdür.Bu halk ya da toplum içerisindeki kararsýz ve çýkarcý kesimleri anlatmak için kullanýlmýþtýr. Sol tarafýn en ucunda ise ellerini masaya dayamýþ ve hazýr halde bekleyen insan fügürü de , Hristiyanlýk ve onun temsil etmiþ olduðu deðerler için hazýr halde bekleyen ve tamamen itaatkar olan kesimleri anlatmak için kullanýlmýþtýr.
Tabloda bütün figürler Hz.Ýsa'ya yani Hristiyanlýða yüzünü dönmüþken, Hz.Ýsa hiç kimseye bakmaz.Çünkü o hepsinin dýþýnda saf ve evrensel olandýr.Herhangi bir figüre ve onun yansýtmýþ olduðu sosyal katmana direk baksaydý eðer Hz.Ýsa (Hristiyanlýk) , diðer katmanlarý dýþlamýþ olacaktý ki, bu da yanlýþ bir mesaj olurdu. Hz. isa hiçbir figüre ve bu figürlerin temsil etmiþ olduðu akýmlara bakmayarak, Hristiyanlýðýn hepsinin dýþýnda bir saflýðýnýn olduðunu da anlatmýþtýr. Dikkat edilirse eðer, Hz.Ýsa açýk olan sol eline bakar ve bunun anlamý kendisi ile yani Hristiyanlýkla iliþkinin ölçüsü, halka verilecek ya da daðýtýlacak adalet ve zenginliktir.Hristiyanlýk dini toplumda yukarý sýnýflar ile aþaðý sýnýflar arasýnda bir aracýdýr ve bu aracýlýða aykýrý davrananlarýn Hristiyanlýkta yeri yoktur.
Tablonun saðýnda ve solunda bulunan duvarlarýn aydýnlatýlma dereceleri de ayný deðildir.Sol taraftaki duvar yani halk kesimlerinin bulunduðu duvar aydýnlatýlmamýþ ve karanlýktýr.Bu durum bu tarafta bulunan figürlerin daha soluk görünmesine neden olmaktadýr.Bu anlatým ile halkýn geriliði ve cahilliði vurgulanmak istenmiþtir. Sað taraftaki duvar ise daha aydýnlýktýr ve bu durum bu tarafta olan farklý Hristiyan mezheplerinin,din adamlarýnýn ve elitlerin bilgeliðini göstermektedir.Bu kesimlerin halktan daha ileri olduðu ýþýk yoðunluðunun arttýrýlmasýyla gösterilmiþtir.
Bu resim dili aracýlýðýyla Son Akþam Yemeði tablosu analiz edildiði zaman,tablonun içermiþ olduðu yine baþka anlamlar da ortaya çýkarýlabilir. Ama buraya kadar anlattýklarýmýzdan dahi,tablonun çok güçlü bir soyut fikre ve bu fikri resmetmek için geliþtirilmiþ bir resim dili ve estetiðine dayandýðýný kolayca anlayabiliriz.Bu resim dilinin temelinde Düalizm (Ýkilik) yatmaktadýr. Tablonun saðý ve solu, Hz.Ýsa'nýn elbisesinin iki rengi, Hz.Ýsa'nýn sað ve sol eli ve yine sað ve sol taraftaki duvarlarýn aydýnlatýlma dereceleri, bir anlam yaratmak için kullanýlmýþtýr.
Son Akþam Yemeði tablosu 1495 - 1498 yýllarý arasýnda resmedilmiþtir. Da Vinci bu resim dilini daha da geliþtirme yollarýný aramýþ ve nasýl daha soyut bir fikri resmedebileceðini ve bunu da nasýl bir estetik anlayýþ üzerine oturtacaðý üzerine oldukça kafa yormuþtur.O ölümsüz bir eser yapmak istiyordu ama bütün sanatçýlarýn resmedecekleri herhangi bir fikrin de zaman içerisinde eskiyeceðini de biliyordu.
O zaman ne yapmalýydý?
Öyle bir eser yapýlmalýydý ki, bu eserde herkes kendisini bulmalýydý yani bütün insan biçimlerine hitap etmeliydi,yani yaratýlaný resmetmeliydi ama yaratýlan aracýlýðý ile yaratan yani Tanrý anlatýlmalýydý ve ikisinin birliði olarak da evren anlatýlmalýydý.Son olarak da esere bakan kiþi pasif olarak esere bakmayacaktý ve o anki ruh haline göre de eserin içeriðini belirleyecekti.Bu fikir insanlýk varoldukça eskimeyecek bir fikirdi ve bir anlamda sonsuzluðun resmiydi.Ýþte Mona Lisa budur.Bir bakýþ ve duruþta bütün evrenin içerisinde dondurulduðu ya da bütün evrenin bir bakýþ ve duruþa indirgendiði soyutluðun resmidir.
Leonardo Da Vinci'nin bunu estetik olarak nasýl gerçekleþtirdiðine daha yakýndan bakalým.
Tanrý gibi soyut bir kavram, resim sanatý ile nasýl anlatýlabilir?
Son Akþam Yemeði'ndeki estetik yapý ve yöntem bize ciddi ipuçlarý sunmaktadýr.Hristiyanlýðýn Tarihi gibi soyut bir anlam nasýl belirli semboller ve bunlarýn kendi arasýndaki kompozisyonla anlatýlmýþsa; ayný þekilde Tanrý ve Evren'i de ayný þekilde resmetmek mümkündür. O zaman baþka bir soru ile devam edelim: Mona Lisa tablosunda Tanrý hangi sembol ile anlatýlmýþtýr?
Bir çok dini inançta Tanrý'nýn yeryüzündeki temsilcisi insandýr. Hiç fazla uzaða gitmeye gerek yoktur,Türkiye'deki Alevi inancý buna en iyi örnektir. Renaissance ile birlikte aydýnlar arasýnda, dinin dogmatizmine karþý da yeni bir anlayýþ geliþti ve giderek insanýn Tanrý'nýn yeryüzündeki temsilcisi olduðu anlayýþý geliþmeye baþladý.Bu anlayýþ tamamen insaný hiçleþtiren , mutlakiyetçi ve totaliter bir siyasi yönetim temelinde sözde onu Tanrý'ya baðlayan ama gerçeklikte ise bir avuç sömürücü ve zorba azýnlýðýn çýkarlarýna ve zincirlerine sýkýca baðlayan anlayýþa aslýnda karþýt bir anlayýþtý.
Tarih sahnesine yeni çýkmakta olan burjuvazi,kendisini de hiçleþtiren ve mutlakiyetçi sistemin bir diþlisine çeviren bu durumu kabul etmiyordu. Hristiyanlýðýn bu metafizik ve dogmatik yapýsýna savaþ açarak,giderek insaný ve onun ihtiyaçlarýný bütün düþünce sisteminin temeline yerleþtirmeye baþladý. Tanrý'dan insana ulaþan bir inanç sistemi yerine giderek insandan Tanrý'ya ulaþan bir inanç sistemi oluþturmaya baþladý.Din aslýnda burjuvazinin tarih sahnesine çýkmasýyla birlikte içten içe parçalanýyordu ve evrim geçiriyordu.
Aydýnlanma felsefesinde pozitivizm yani olguculuk önemli bir yer tutuyordu. Dinsel dogmatizmin tamamen metafizik anlayýþýna karþý, olgularý ve bu olgularýn kendi aralarýndaki iliþkileri önplana çýkaran bir anlayýþ giderek önplana çýkmaya baþladý.Ýþte bu anlayýþýn din alanýndaki yansýmasý,tamamen metafizik bir din anlayýþý yerine, olgucu yani insaný merkezine alan bir din anlayýþýna geçiþ olmuþtur.Hristiyanlýk içerisinde bu zamanlar geliþen Protestanlýk hareketi biraz da budur.
Aydýnlanmanýn pozitivizmi, akýlcýlýða yani soyut gerçekliðe baðlanan pozitivizmdi.Yani bir yandan duyulur dünyanýn gerçeðin kendisi olmadýðý ve gerçekliðin duyulurun dýþýnda olduðu belirtilirken, öte yandan da olgulardan hareketle bu soyut gerçekliðe ulaþýlmaya çalýþýlýyordu.Da Vinci'nin felsefesinde de bu durum, Tanrý'nýn insan sembolü aracýlýðýyla anlatýlmasýyla gerçekleþtirilmiþtir.
Ýþte Figüratif Resim Sanatý çerçevesinde Mona Lisa tablosunu ele aldýðýmýz zaman, Leonardo Da Vinci'nin tablodaki "insan figürünü sadece model olarak ele aldýðýný" ve az ileride de göreceðimiz gibi bir "Mutlak Ýnsan" figürü yaratarak, bu figürü Tanrý'nýn sembolüne çevirmiþtir.Tablodaki insan figürü Tanrý'yý sembolize etmektedir.
Tablodaki fikirin kendisi dahi baþlý baþýna dogmatizme meydan okumadýr. Engizisyon mahkemelerinin kurulduðu bir dönemde böyle bir fikir açýktan ileri sürülemezdi.Hele Tanrý'yý resmetme anlayýþýnýn ileri sürülmesi, Engizisyon Mahkemesi'ne çýkmakla eþ anlamlýydý.Da Vinci'den sonra yaþayan Galileo Galilei'nin baþýna gelenler buna en iyi örnektir.Ýþte bu noktada, Figüratif Resim'in semboller aracýlýðýyla soyut fikri resmetme anlayýþý, Da Vinci ve benzeri aydýnlara ayný zamanda bir koruma kalkaný da oluþturuyordu.
Mona Lisa tablosunun felsefi içeriði inanýlmaz devrimcidir.Da Vinci burjuvazinin devrimci düþüncelerini resim aracýlýðýyla anlatmýþtýr.Ýnsanlýða asýl Tanrý'nýn insan olduðunu ve dinin merkezinde insanýn olmasý gerektiðini anlatmaya çalýþmýþtýr.O zamanlar insanlara anlatýlamayacak bu fikir,sembolizm aracýlýðýyla anlatýlmaya çalýþýlmýþtýr.
Mona Lisa tablosunun temelinde de Düalizm (Ýkilik) yatmaktadýr.Bu düalizm aracýlýðýyla Da Vinci tablo içerisinde farklý anlamlar oluþturarak,bunlarý ana fikir temelinde birbirine baðlamaya çalýþmýþtýr.
Tablonun arka planý iki zýt renk ve figürle anlatýlmýþtýr.Bu arka plan Cennet ve Cehennemi anlatýr.Genellikle dini inanýþlarda,Cennet yukarýya doðru bir kurguyla ,Cehennem ise aþaðýya yani yeraltý kurgusuyla anlatýlmaya çalýþýlýr. Ýþte tablonun arka planýnýn üst tarafýnda , uzakta hafif mavimsi, ýþýklý, ferah ve suyun olduðu bir görüntü bulunmaktadýr.Bu görüntü Cennet'i anlatmaktadýr ve bu görüntü insan figürünün boyun hizasýnda biter.
Cennet'in bittiði yerde koyu ve kýrmýzýmsý bir patika aþaðý doðru, sanki Cehennem'e gidiliyormuþ hissi verilmiþ bir þekilde uzanmaktadýr.Bu yol Mona Lisa'nýn gövdesi ile buluþur.Dikkat edilirse eðer,Mona Lisa'nýn kafa kýsmý Cennet'in içerisine denk gelir ve gövdesi ise Cehenneme denk gelir.Mona Lisa'nýn kafa ve gövdesi de baþka bir anlam oluþturmak için kurgulanmýþtýr.
Mona Lisa'nýn kafa ve gövdesinin neyi anlattýðýný anlamak için,tablodaki insan figürünün neyi anlattýðýný çözümlemek gerekmektedir.Çünkü kafa ve gövde, insan figürünün sembolize ettiði þeyin bazý özelliklerini anlatmaktadýr.
Leonardo Da Vinci, Mona Lisa aracýlýðýyla, "Mutlak Ýnsan"ý yani bütün insan biçimlerini barýndýran ve hepsine hitap eden bir soyut insan resmetmiþtir,ki bunu genel olarak Ýnsanlýk olarak adlandýrmak olanaklýdýr.Figüratif Resim'in "varolan modelleri" asýl gerçekliðinden koparýp,onlarý soyut bir fikrin anlatým aracýna ya da sembolüne çevirdiði estetik anlayýþýný hatýrladýðýmýz anda,Mona Lisa modeliyle Da Vinci'nin bütün insanlýðý resmetttiðini kolayca anlarýz. Zaten tabloda Mona Lisa olarak adlandýrýlan insan figürü hiçbir cinsiyete (kadýn,erkek, trans) ve yaþa (genç ve yaþlý) benzemeyerek,aslýnda herkese hitap etmektedir. Da Vinci özellikle bu insan figürünü, bütün insan kategorilerine hitap edecek þekilde resmetmiþtir ve bu þekilde "Mutlak Ýnsan"ý yani bütün insanlýðý resmetmiþtir.Bu haliyle insan figürü bütün insanlýðý anlatmaktadýr.
Ýnsanlýðýn resmini yapmak tek yetmemektedir,çünkü bu insanlýðýn bir de tarihi vardýr ve o tarih hem güzellikler ile hem de kötülüklerle örülmüþtür.Ýþte tablonun arka planýndaki Cennet bölümüne düþen kafa insanlýðýn güzellik tarafýný anlatýrken,Cehennem bölümüne denk düþen ve oldukça koyu renklerle anlatýlan gövde ise bu insanlýðýn kötü tarafýný anlatýr ve iyilik yapanlar Cennet'e gider,kötülük yapanlar da Cehennem'e gider kurgusu oluþturulmuþtur. Zaten tabloda bu durum organik olarak da birleþik anlatýlmýþtýr.
Da Vinci oluþturduðu Mutlak Ýnsan figürünü de Tanrý'yý anlatmak için kullanmýþtýr.Burada insan figürünün kendisi de artýk giderek bir sembole çevrilmiþtir.Bütün insanlýðý barýndýran bir figür olduðu için o ayný zamanda Tanrý'yý sembolize etmektedir.
Ama tabloda asýl Tanrý'nýn sembolik olarak ifade edilmesi yüz aracýlýðýyla ifade edilmek istenmiþtir.Hiç tartýþmasýz Da Vinci'yi Mona Lisa tablosunu resmederken en çok uðraþtýran kýsmýn, Mona Lisa'nýn yüzü olduðu açýktýr. Çünkü o bu yüz ifadesi ile "Tanrý'nýn Bakýþý"ný yakalamak istemiþtir. Bu bakýþ öyle bir þekilde ayarlanmalýydý ki, bir tür Tanrý'nýn bakýþýný sembolize eden bir yapýya sahip olmalýydý.
Peki bu bakýþ nasýl yakalanabilirdi?
Sinemada "Dördüncü Duvar" ve yine hikaye anlatýmýnda olaylarý dýþarýdan anlatan "Anlatýcý" ne ise, Mona Lisa'daki "Tanrý'nýn Bakýþý" odur.Bu bakýþýn ortaya çýkabilmesi için, "Dördüncü Duvar" ve hikayedeki "Anlatýcý" gibi tarafsýz yani belirsiz ve de bu temelde oldukça soyut bir anlatýmý ifade eden bir bakýþýn yakalanmasý gerekmekteydi.Ýþte bu bakýþýn yakalanmasý da yine Düalizm aracýlýðýyla mümkün olmuþtur. Ýþte Da Vinci bu belirsiz yüz halini ise yüzün iki önemli unsurunu daha doðrusu anlam yaratan iki önemli unsurunu (aðýz ve göz) , birbirine zýt bir þekilde kurgulayarak,soyut bir üçüncü ifade (belirsizlik) elde etmek için istemiþtir.
Aðzýn hafif gülümsemesi,gözün hüzün dolu yapýsýyla birleþtirilerek, Tanrý'nýn Bakýþý yakalanmýþtýr.Aðzýn gülümsemesi ve insana sevinç ve pozitif bir his veren yapýsý,gözün hüzünlü ve negatif bir his veren yapýsý ile dengelenerek, belirsiz bir ifade ve bir tür "Sýfýr Noktasý" oluþturulmuþtur.Belirsizlik kendi içerisinde temel bileþenlerini barýndýrdýðý için (sevinç ve hüzünü) en kapsayýcý ve en soyut belirlenimdir.Ýþte yüzün bu belirsiz ifadesi,herþeyi dýþarýdan izleyen Tanrý'nýn Bakýþý olarak sembolize edilmiþtir.
Ama Mona Lisa eserinin özelliði bu kadar deðildir.Da Vinci bu eserinde baþka bir teknik yine kullanmýþtýr.Eser-Ýzleyici iliþkisine dinamik bir boyut getirerek, eski geleneksel,Ýzleyici'nin pasif konumunu yokederek, onu aktif bir þekilde eserin içerisine çekmiþtir. Geleneksel resim yapýmýnda,ressam kendi ana fikrini resim içerisinde oluþturur ve Ýzleyici'nin bu fikri "kendi resmettiði gibi" almasýný ister ve saðlardý. Örneðin Son Akþam Yemeði tablosu böyledir.Hristiyanlýk tarihini, Da Vinci izleyicinin kendisinin istediði ve anladýðý bir þekilde kabul etmesini ister.Ancak Mona Lisa'da bu terkedilmiþtir ve Tanrý'nýn Bakýþý'nýn belirsizliði ve bu belirsizliðin bileþenleri olan sevinç ve hüzün,izleyicinin o anki ruh haline göre ya da onu görmek istediði þekle göre þekil almasýný saðlamaktadýr.Ýzleyicinin eserin içeriðini belirlediði bir durum söz konusudur, ki bu onu klasik yapýtlardan ayýrýr ve onu insanoðlu varoldukça hiçbir zaman eskimeyen bir duruma sokar.Zaten böyle bir fikir ancak onun gibi bir dahinin beyninden çýkabilirdi.
Ýzleyicinin esere bu dinamik katýlýþý dramaturjide vardýr.Dramaya yani aksiyona dayalý kurgusal yapýtlarda, özellikle bilgi eksikliði aracýlýðýyla insan bilinci zaman zaman askýya alýnýr ya da gerilir.Bu gerilim heyecan,korku,merak vs. oluþturulmak için kullanýlýr.Ýþte Da Vinci dramaturjinin bu ilkesini, eser-izleyici iliþkisini dinamik bir þekilde kurmak için kullanarak, klasik resim sanatýndan uzaklaþýr.
Esere bakan bir kiþi eðer Da Vinci'nin felsefi kodlarýný izlese,eserde kendisini bulur ve o Tanrý'ya ve Tanrý ona bakar.Ýnsanoðlu ve Tanrý'nýn bu karþýlýklý birbirlerine bakýþý,Tanrý'nýn kendisini Ýnsan'da ve Ýnsan’ýn kendisini Tanrý'da bulmasý, bütün Ortaçað karanlýk dünya görüþünün parçalanmasýyla eþanlamlýdýr.Bu haliyle bu eser insanoðlunun bir çýðlýðý ve bir isyanýdýr.Artýk insanoðlunun körükörüne dinin deðil,dinin insanoðlunun hizmetinde olmasý gerektiði anlayýþýnýn bir özetidir.
Esere bakan izleyici, yüzün belirsizliði içerisinde Tanrý'yý görür ama aðýza odaklandýðýnda insanlýðýn güzel taraflarýný görür , gözlere odaklandýðýnda da insanlýðýn kötü taraflarýný görür. Tanrý-Ýnsan ikiliðinin bu þekilde yaratýlmasýnýn aslýnda büyük bir felsefi anlamý vardýr.
Tanrý'nýn insan modeli aracýlýðýyla yaratýlmasý , Tanrý kavramýnýn insan ürünü olduðu anlamýnda da yorumlananilir. Da Vinci'nin faaliyet alanýna baktýðýmýz zaman, onun gizli materyalist olduðunu da varsayabiliriz. O bize dolaylý olarak aslýnda Tanrý'nýn olmadýðýný da söylemektedir. Hiç kuþkusuz böyle bir fikrin açýktan ileri sürülmesi ölüm demekti.
Ama bu Tanrý-Ýnsan ikiliði þayet idealist þekilde yorumlanýrsa , o zaman da insan odaklý bir din anlayýþýnýn gerekli olduðu ve dinin bu temelde bir evrim geçirmesi gerektiði anlayýþý ortaya çýkmaktadýr , ki burjuvazi daha sonra devrimler ve reformlarla bunu gerçekleþtirmiþtir. Her halükarda Da Vinci'nin sanatý, burjuvazinin devrimci fikirlerinin izlerini taþýmaktadýr.
Mona Lisa'nýn bu ana fikri eðer o zamanlar anlaþýlsaydý,hiç kuþkusuz bu Leonardo Da Vinci için ölüm demekti.Bütün herþeyi bu ters-yüz ediþ ve bütün Ortaçað’ýn çürümüþ yerleþik düzenine bu þekilde karþý çýkýþ, hiç kuþkusuz devrimci bir yaklaþýmdýr.
Burada yeri gelmiþken ve konuyla soyut ve figüratif sanat baðlamýnda iliþkisi dolayýsýyla,kýsaca bir baþka konuya da deðinmek istiyorum. Figüratif sanatýn sembolik anlatým þekli,tek resim sanatýna özgü deðildir.Özellikle þiir sanatýnda da çok yaygýn olarak kullanýlmaktadýr. Özellikle Türkiye'de Nazým Hikmet,Ahmed Arif ve Hasan Hüseyin Korkmazgil'in þiirleri,bu tarza örnektirler.
Tanrý'yý Mutlak Ýnsan figürü aracýlýðýyla anlatmaya benzer olarak,Ahmed Arif Özgürlük gibi soyut bir fikri, kadýn figürünü sembolik olarak kullanarak anlatmýþtýr.Hasretinden Prangalar Eskittim þiiri buna en güzel örnektir.Ahmed Arif bu þiirinde özgürlüðü kadýn figürü ile tasvir ederek ve bu özgürlükten yoksun olan halký da mahpusda olan tutsak olarak tasvir ederek,özgürlük özlemini ve onun yokluðunun ne olduðunu patetik (dokunaklý) bir þekilde anlatmýþtýr.Farklý sanat biçimleri içerisinde Ahmed Arif'in tekniði ile Leonardo Da Vinci'nin teknikleri aynýdýr.Bu da farklý biçimler içerisinde sanatlarýn aslýnda ortak ilkelere sahip olduklarý ve felsefecinin görevinin de aslýnda bu ortak ilkeleri arayýp bulmak olduðu anlamýna gelmektedir.
Bütün bu yukarýda belirli felsefi ve estetik ilkelere dayanarak anlattýklarýmýzdan da görüldüðü gibi,Da Vinci'nin eserlerinde öyle iddia edildiði gibi gizli bir þifrenin olmadýðý ortaya çýkmaktadýr.Kaldý ki eserin içerisine gizli bir þifre yerleþtirme,ana fikrin gücünü ve eserin soyutsal bütünselliðini bozacaðý için hem mümkün deðildir hem de doðru deðildir.Çünkü sanatçý ayný zamanda eserinin ve onu ihtiva etmiþ olduðu fikrin kitleler tarafýndan anlaþýlmasýný ve bu fikirin temsil etmiþ olduðu deðerlerin içselleþtirilmesini de istemektedir.Bundan dolayý bir kaç kiþinin sadece çözebileceði ve fikri derinliði olmayan bir þifrenin yerleþtirilmesi kadar saçma bir þey olmadýðý gibi, Da Vinci eserinin bu baþýna gelenleri görseydi çok üzülürdü.O felsefecilerin düþünce ve söz ile anlattýðý þeyleri, resim ile anlatmak istiyordu.
Leonardo Da Vinci hakikatýn felsefi-kavramsal anlatýmýný resim aracýlýðýyla yapmýþtýr.Hakikatin felsefi özünü resim aracýlýðýyla büyük bir soyutlama temelinde yapmasý,yani eserine felsefi derinlik vermesi, onun sanatýný Entellektüel Sanat biçimine sokmuþtur.Bu sanat tarzý aslýnda komünist sanat tarzý olup,bu sanatýn "alýcýsý" ya da hedef kitlesi, kültür düzeyi yüksek insandýr. Da Vinci'nin "talihsizliði" kendi çaðýný kat be kat aþan bir çaðýn sanatýný yapmýþ olmasýydý.
Da Vinci kendi sanatýný sýradan insanlarýn düzeyine indirmektense ( ki böyle bir mantýkta bu "indiriþ"in sonu yoktur) , kitlelerden kendi eserini anlayacaklarý entellektüel ve felsefi düzeye çýkmalarýný ister. Bu anlayýþ Lenin'in Profesyonel Devrimciler Örgütü ile ya da genel olarak sýnýfýn öncü müfrezesi olan Parti ile geri kitleler arasýndaki iliþkiye benzemektedir. Nasýl Leninist Parti Teorisi'nde parti, sýnýfa önderlik ederek onu politik bilinç ve örgütlülük olarak burjuvaziyi yýkacak düzeye çýkarmakla yükümlüyse, bu tür sanat anlayýþýnda da sanatçý, sýradan kitleleri kendi sanatýný anlayacak düzeye çýkmasý mücadelesini vermektedir.Bu sanat dilinin anlaþýlmasý yüzyýllar sürse dahi!
Peki böyle bir yaygaranýn yani onun eserlerinin içerisine bazý þifreler yerleþtirdiði iddialarýnýn nedeni nedir? Niçin dünyanýn dörtbir köþesinde bazý þarlatanlar, bazý ipe sapa gelmez þeyler üretmektedirler? Bunun asýl nedeni burjuvazinin felsefi ve ideolojik sefaletidir.
Uzun zamandan beri burjuvazi, gerek felsefi gerekse de ideolojik açýdan olsun bütün gerçeklikten kopmuþ durumdadýr.Burjuvazinin yükseliþ dönemindeki felsefi ve ideolojik dinamizm ve üretiminden bugün zerre kadar eser yoktur. Bu dinamizm artýk uzun zamandan beri emekçi sýnýflar içerisinde geliþmektedir.Bunun nedeni de buna en çok bu ezilen sýnýflarýn ihtiyaç duymasýdýr. Burjuvazinin bu felsefi ve ideolojik körlüðü, Mona Lisa gibi büyük felsefi ve sanatsal yapýtlarýn özünün anlaþýlmasýný olanaksýz kýlmaktadýr.
Hangi sanat kendi varlýðý içerisinde bu kadar yüksek bir soyutsallýk elde edebilmiþtir? Da Vinci Mona Lisa eseriyle,sanatýn temel sorununu ortaya koymakla kalmamýþ ama resim sanatý içerisinde bunu çözmüþtür de. Mona Lisa Figüratif Resim Sanatý içerisinde, resimsel soyutlamanýn en yüksek düzeyidir. Çünkü dünyasal ve evrensel anlatýmý,tek bir duruþa ve bir bakýþa indirgemekle kalmamýþ ama eserin algýlanýþýný,izleyicinin o anki ruh haline göre oluþmasýný da saðlayarak,sürekliliðini garanti altýna alarak,eserini ölümsüz yapmýþtýr.
Karl Marx'ýn "Kapital"i, Hegel'in "Mantýk Bilimi" ve Clausewitz'in "Savaþ Üzerine" adlý yapýtlarý ne ise, Mona Lisa da resim sanatý için odur!
|