[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayý 64(2) }
| Devrimci Bülten

ROJAVA DEVRÝMÝ VE PASÝF DEVRÝM-II (I)


K.Erdem


Sovyetler Birliði'nde Stalin'in baþýnda bulunduðu  "Bürokratik Oligarþik Diktatörlük" , III.Enternasyonal aracýlýðýyla ve Leninizm örtüsünü kullanarak, baþta Avrupa Devrimci Hareketi olmak üzere, Dünya Devrimci Hareketi'ni Sovyet Devleti'nin dýþ politikasýnýn uzantýsý durumuna getirdiði ve bu temelde komünist partilerini bürokratik ve ideolojik olarak zayýf bir konuma sürüklediði bir dönemde, belki de Ýtalyan faþizminin duvarlarý Antonio Gramsci için, bu bürokratik etkiden korunmak ve özgür bir iradeyle yeni bir teorik disiplin geliþtirmek için koruyucu bir kalkan olmuþtur.


Gramsci hapishanedeki teorik çalýþmalarýnda ilginç bir þekilde Ekim Devrimi'ne ve Lenin'e çok az atýfta bulunur ve kendi teorik disiplininin temellerini daha çok Ýtalyan toplumu ve tarihindeki geliþmelere ve olaylara dayandýrmaya çalýþýr. Özellikle Ýtalya'nýn ulusal birliði için mücadele edildiði dönem yani 1815- 1870 arasý dönem (bu dönemi Ýtalyanlar kýsaca Risorgimento dönemi olarak adlandýrýrlar) , Gramsci için bir tür "teorik laboratuvar"  iþlevi görür.


Bütün Dünya Devrimci Hareketi'nin bu dönemde yani 1930'lu yýllarda Ekim Devrimi'nin dersleri temelinde bir ideolojik çizgi ortaya koymaya çalýþtýðý bir dönemde, Antonio Gramsci niçin  kendi devrim anlayýþý için Ýtalyan'ýn Risorgimento dönemini ve bu dönemdeki sýnýf savaþýmlarýný  temel almýþtý? 


Muhtemelen Gramsci , Ekim Devrimi'nde  ve III.Enternasyonal'de ters giden ve ilerisi için pek fazla umut vermeyen bir þeylerin olduðunu sezmiþti.Ýtalya'da III.Enternasyonal'in yanlýþ taktiklerine yakýndan tanýk olmuþ ve bu yanlýþ taktiklerin Ýtalyan faþistlerinin iktidara yürüyüþünü kolaylaþtýrdýðýný anlamýþtý.


Antonio Gramsci'nin "Hapishane Defterleri" kitabý dikkatli okunduðu zaman, onun alttan alta yeni bir devrim teorisi arayýþý ve çabasý içinde olduðu görülür ve de bu temelde kendisine bazý yeni sorular sorar ve bunlara cevap aramaya çalýþýr.


Bir devrimci hareket için en temel problemlerden bir tanesi hiç kuþkusuz, devrimin kapsamýnýn ve bu kapsamý oluþturan temel öðelerin (program, strateji, taktik, örgütlenme, güç iliþkisi vs.) , toplumun tarihsel düzeyine uygun olarak doðru belirlenmesidir. Devrimin kapsamýný oluþturan öðeler , kendi içerisinde tek bir bütün oluþtururlar ve her biri bütünün birer parçasýdýrlar. Ayný niteliðin parçalarý olmalarý, niteliðin yapýsýna uygun olarak, birbirleriyle uyumlu olmalarýný gerektirmektedir.Ama aralarýndaki uyumun olabilmesi için, her bir parçanýn,  bütünün niteliðine uygun özelliklere sahip olmasý gerekmektedir.


Devrimin kapsamýný oluþturan öðelerin doðru tanýmlanmasý ve aralarýndaki birliðin doðru kurulmasýnýn yegane yolu, toplumun tarihsel düzeyinin doðru belirlenmesidir.Daha önce de belirttiðimiz gibi, Lenin ve Bolþevikler'in en önemli zaafý, gerek emperyalizmin gerekse de Rus toplumunun tarihsel çerçevesinin ve düzeyinin yanlýþ ve eksik ele alýnmasýydý. Bu durum kaçýnýlmaz olarak , yabancý sermayenin kamulaþtýrýlmasý ile dýþ borçlarýn iptal edilmesini öngören  yanlýþ bir programa ve bu yanlýþ programýn neden olmuþ olduðu emperyalizme ve ülke içerisindeki uzantýlarýna "cepheden saldýrma" yanlýþlýðýna neden olmuþtu. Bolþevikler'in hem programlarýnda hem de strateji ve taktiklerinde bir "aþýrýlýk" ve abartý söz konusuydu, ki bu durum maceracý ve yýkýcý politikalara zemin hazýrlamýþtý.


Ýþte Antonio Gramsci dikkatini ilkin Marksist teorideki bu aþýrýlýklara yöneltir ve Ýtalya'nýn Risorgimento döneminden yararlanarak, Ilýmlý Parti'nin (liberal bir partidir) güç iliþkilerini hesaba katan strateji ve taktikleri ile  bunlara tekabül eden bir "pasif devrim" programýnýn, devrimci hareket için de mümkün olup olmadýðý sorusunu ortaya atar. Burada ilginç ve farklý olan durum, devrim mantýðýnýn tersten ele alýnmasýydý.Þöyle ki, devrimci hareket sürekli olarak önce bir program ortaya koyar, sonra da bu programa uygun olarak da strateji ve taktik sorunlarý ele alýrdý. Devrimci hareket devrim programýný sürekli olarak yanlýþ bir kapitalizm analizi temelinde ortaya koyduðu için, strateji ve taktikler de sürekli olarak tarihsel isabetten yoksunlardý ve bu durum genellikle devrimci hareketlerin kuþatýlýp ve bastýrýlmasýyla sonuçlanýyordu.


Devrimci hareketin bu durumuna en son örnek, 1990'larýn sonlarýnda büyük bir stratejik darbe yiyen PKK'dir. Devrimci hareketin klasik geleneksel yaklaþýmýyla hareket eden PKK, 1990'larýn sonlarýna gelindiðinde, devrimin kapsamýnýn ve bu kapsamý oluþturan öðelerin birbirleriyle mantýksal olarak yanlýþ baðlanmasýndan dolayý tarihsel çýkmaza girmiþti. Bu durumu ilk gören hareketin lideri Abdullah Öcalan oldu ve PKK'nin devrim anlayýþýný Antonio Gramsci gibi tersine çevirdi: Emperyalist güç iliþkilerinden hareketle ve bu güç iliþkilerine uygun bir stratejik ve taktik çizgi ve de bu çizgiye denk düþen bir "pasif devrim" programý. Ama bu durum , dünya devrimci hareketinin yerleþik düþünce kalýplarýna savaþ açmakla da eþanlamlýydý.


Devrim mantýðýný tersine çevirme anlayýþýna Gramsci , "pasif devrim"in kökenlerini irdelemekle  baþlar: 

"Ýrdelemenin baþlangýç noktasý Vincenzo Cuoco'nun açýklamasý olacaktýr  ; ama Cuoco'nun 1799 Napoli Devrimi konusundaki açýklamasýnýn da bir baþlangýç noktasýndan baþka bir þey olmadýðý açýktýr, çünkü kavram bütünüyle deðiþmiþ ve zenginleþmiþ bulunmaktadýr.


Vincenzo Cuoco'nun Ýtalyan Risorgimentosu'nun ilk dönemine verdiði anlamdaki "pasif devrim" kavramý , hareket savaþý karþýsýnda "mevzi savaþý" kavramýyla iliþkilendirilebilir mi? Bir baþka deyiþle, Fransýz Devrimi'nden sonra mý ortaya çýkmýþtýr bu kavramlar ve Sorelizmin 1871 Paris kýyýmlarýný izleyen ürküyle doðrulanmasý gibi, Proudhon-Gioberti ikilisi de 1793 terörü tarafýndan yaratýlan ürküyle doðrulanabilir mi? Yani mevzi savaþý ile pasif devrim arasýnda saltýk bir benzerlik var mýdýr? Ya da hiç olmazsa, mevzi savaþýnýn yeniden hareket savaþý durumuna geleceði uðraða deðin, her iki kavramýn bir tutulabileceði tüm bir tarihsel dönem var mýdýr ya da böyle bir dönem tasarlanabilir mi? " (Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri, s.161-162, Onur Yayýnlarý) 


Burada ilginç olan nokta, Gramsci'nin savaþýn klasik aþamalarý olan Stratejik Savunma ve Stratejik Saldýrý (ki o bunu Mevzi Savaþý ve Hareketli Savaþ olarak belirtir) aþamalarý arasýndaki farký siyasi alana uygulamasý ve bu temelde pasif devrim kavramýný ele almasýdýr. Ama daha da ilginci, iktidarýn alýnmasýyla Mevzi Savaþýnýn yani Stratejik Savunmanýn bitmediði ama devam ettiðidir. Çünkü Gramsci iktidarýn ele geçirilmesiyle toplumsal gücün ele geçirilmesi arasýnda net bir ayýrým yapar ve iktidarýn ele geçirilmesinin toplumsal gücün ele geçirilmesine hemen yetmeyeceðini belirtir.Bundan dolayý iktidarý ele geçiren devrimci hareket , burjuvazinin toplumsal olarak daha baskýn olmasýndan dolayý ve güç iliþkileri ile tarihsel-toplumsal yapýnýn bu baskýnlýðýnýn hemen ortadan kaldýrýlamayacak olmasýndan dolayý, iktidarýn ele alýnmasýndan sonra da belirli bir dönem Mevzi Savaþýna yani Stratejik Savunmaya ihtiyaç duyacaðýný ve de bundan dolayý da devrimin pasif bir karaktere sahip olacaðýný belirtir. Bu nokta ile ilgili olarak þöyle yazar: 

" "Pasif devrim" kavramý kesin olarak siyasal bilimin þu iki temel ilkesinden çýkarýlmalýdýr: 1- Kendisinde geliþmiþ bulunan üretici güçler daha sonraki ilerleyici bir devinim için henüz yer bulduklarý sürece hiçbir toplumsal kuruluþ ortadan kalkmaz; 2- Toplumun kendine çözümleri için gerekli koþullarýn , vb. oluþmamýþ bulunduðu görevler saptamaz. Pek doðaldýr ki bu ilkelerin ilkin bütün sonuçlarý içinde eleþtirel bir açýdan geliþtirilmeleri ve her türlü mekanizm ve yazgýcýlýk kalýntýsýndan arýndýrýlmalarý gerekir. Ayný zamanda, ikinci uðraða ya da siyasal güçler dengesine , ve özellikle üçüncü uðraða ya da politik-askeri dengeye en büyük deðerini vererek, bir "durum" ya da bir güç dengesini belirginleþtirme olanaðýný saðlayan üç temel uðraðýn betimlenmesine baðlamak da gerekecektir bu ilkeleri." (Antonio Gramsci,a.g.e., s.159) 


Gramsci çok doðru bir þekilde, pasif devrim sorunsalýný toplumun üretici güçlerinin tarihsel düzeyi ile iliþkilendirir ve kapitalizmin tarihsel olarak daha aþýlmadýðý bir durumda, devrimci hareketin kendisine bir sosyalist program oluþturmasýný eleþtirir çünkü toplum daha maddi olarak ortaya çýkmamýþ bir sorunu çözme olanaðýna yani bu sosyalist programý gerçekleþtirme olanaðýna sahip olmayacaktýr.Üretici güçler bu tarihsel düzeye çýkana kadar, siyasal güçler dengesine ve bunun neden olduðu askeri güç iliþkilerine adapte olan bir "mevzilenme"yi yani bir "pasif devrimi" uygun bulur, ki bu yaklaþým doðru ve yerinde bir yaklaþýmdýr.


Gramsci'nin bu analizlerine tarihte en çok uyan devrimci hareket ve devrim , Kürt Özgürlük Hareketi ve Rojava devrimidir.Tam da Lenin ve Bolþevikler bu noktada hata yaptýlar.Ne Rusya'da ne de o zamanki emperyalist dünyada üretici güçler sosyalizm için gerekli olan tarihsel düzeye sahip deðilken , Bolþevikler'in kapitalizme karþý bir "hareketli" yani saldýrý savaþý vermeleri, maceracý politikalara zemin hazýrlamýþtýr. 


Gramsci çok doðru olarak "yapýsal" yani "organik" olan ile "konjonktürel" olan arasýnda bir ayrýmýn yapýlmasý gerektiðini ileri sürer: 


"...bir yapý irdelemesinde, (görece sürekli ) organik hareketleri , "konjonktürel" adý verilebilecek (ve kendilerini rastlantýsal , dolaysýz , hemen hemen kazara gösteren ) hareketlerden ayýrt etmek gerekir. Gerçi konjonktürel görüngüler de organik hareketlere baðlýdýrlar, ama anlamlarýnýn geniþ bir tarihsel önemi yoktur: dar çaplý , günü gününe , ve küçük yönetici gruplarla , doðrudan erklik sorumluluklarý olan kiþilere yönelen siyasal bir eleþtiriye yol açar bu görüngüler. Organik görüngülerse, doðrudan doðruya sorumlu kiþiler ötesinde , yönetici personel ötesinde , geniþ topluluklara yönelen toplumsal-tarihsel eleþtiriye yol açarlar. Bu ayrýmýn büyük önemi , tarihsel bir dönemin irdelenmesi sýrasýnda görülür. " (A.Gramsci,a.g.e., s. 127) 


Yönetici elitlerin baþarýsý, konkonktürün dýþýna taþan organik olan ile yani tarihsel olan ile ne kadar uyumlu olduklarýna baðlýdýr: 


"...tarihsel hareketten her yan çizme , zorunlu düzensizliði arttýrýr ve daha aðýr felaketler hazýrlar.

(...) 

Tarihsel-siyasal çözümlemelerde sýk sýk düþülen yanýlgý, organik olanla rastlantýsal olan arasýndaki doðru iliþkiyi bulmasýný bilememektir. (A.Gramsci, a.g.e.,s.129) 


Gerçekten de Ekim Devrimi'nden sonra Bolþevik yönetici elitin , organik olanla yani Rusya'nýn üretici güçleriyle doðru iliþkilenmemeleri, müthiþ bir düzensizliðe yolaçarak yine devrimin geliþim temelini yoketmiþtir.Ekim Devrimi organik olan ile doðru  "özdeþleþmeyi" baþaramamýþtýr.Gramsci'nin bu satýrlarýnýn dolaylý olarak Ekim Devrimi'nin eleþtirisi olduðundan þüphe yoktur. Gramsci'nin yazdýklarýndan,  aslýnda Bolþevikler'in organik olan ile uyumlu olmayan "aþýrý" bir devrim programý ortaya koyduklarý ve daha sorunun tarihsel olarak ortaya çýkmadýðý yerde onu çözmek isteme yanlýþlýklarýnýn olduðu eleþtirisi vardýr.Bundan dolayý Gramsci , kendi devrim teorisini Ekim Devrimi dönemindeki Bolþevik Parti'ye deðil, Risorgimento döneminde, sýnýfsal bir içgüdü ile kendi hareketinin çizgisini az çok doðru belirleme yeteneði gösteren Ilýmlý Parti'ye dayandýrýr ve bu partinin deneyimini devrimci hareket içerisine çekerek yeni bir devrim modeli geliþtirmeye çalýþýr.


Organik olan ile konjonktürel olanýn,  üretici güçlerin tarihsel düzeyine uygun bir þekilde, pasif devrim temelinde birbirlerine  baðlanmalarýnýn gelip düðümlendiði nokta, iktidarýn nasýl örgütleneceði sorunudur. Devrimin pasif olmasýnýn nedeni, üretici güçlerin burjuva tarihsel çerçeveye hala daha hapis olmuþ olmasý ve bundan dolayý orta sýnýflarýn toplum içerisindeki aðýrlýðýdýr.Bir toplumda kapitalizmin geliþmesiyle, bu orta sýnýflarýn büyümesi arasýnda bir tarihsel iliþki sözkonusudur.Bu orta sýnýflar ile devrimci hareketin hem devrimden önce hem de devrimden sonra doðru bir iliþki geliþtirmesi, pasif devrimin temel problemlerinden birisini oluþturur.


Bu orta sýnýflar hem devrimden önce hem devrimden sonra devrimci hareketin liderliðini nasýl izleyecekler? 


Antonio Gramsci her iktidarýn temel karakteristiðini çözmeye çalýþarak bu sorunun çözümüne baþlar: 

"Ýncelememizin dayandýrýlmasý gereken yöntembilimsel ölçüt þudur: Bir toplumsal grubun baskýnlýðý (suprematie) , "egemenlik" (domination) olarak ve "entellektüel ve moral yönetim" olarak , kendini iki biçimde gösterir." (A.Gramsci, a.g.e.s.14) 


Gramsci'ye göre siyasal iktidarýn ele geçirilmesiyle, toplumun yönetilmesi ayný þey deðildir.Bir toplumun yönetilmesi, egemenlik ve yönetimin birliði olmalýdýr yani iktidarýn güce dayalý örgütlenmesiyle, ideolojik ve kültürel yönetimin birliðine dayanmasý gerekir.Bunun ise tek bir yolu vardýr, o da HEGEMONYA kurmaktýr.Hegemonya türdeþ olmayan sýnýflarýn , bir sýnýfýn baskýn ideolojik ve politik etkisi temelinde bir tek hareket oluþturma eðilimidir.Gramsci Hegemonya kavramýyla, orta sýnýflarýn devrimci hareketin "kanatlarý" altýna alýnmasý gerektiðini  ve bu hareketin ise devrimden önce de olmasý gerektiðini belirtir: 

"Erkliðe gelmeden önce de hegemonyaya yönelen bir etkinliðin olabileceði ve olmasý gerektiði , ve etkili bir yönetim uygulamak için yalnýzca erkliðin verdiði maddi güce güvenmemek gerektiði , Ilýmlýlarýn politikasýnda ortaya çýkar: Risorgimento'yu , büründüðü  biçimler altýnda ve kendi sýnýrlarý içinde , "terör"süz, "devrim"siz bir "devrim" olarak , ya da , Cuoco'nun bir deyimini Cuoco'nun ona vermek istediðinden biraz farklý bir anlamda kullanmak gerekirse, "pasif devrim" olarak olanaklý kýlan da, iþte bu sorunlarýn parlak çözümüdür.


Entellektüel , moral ve politik hegemonyalarý aygýtýný hangi biçim altýnda ve hangi araçlarla kurma baþarýsýný gösterdiler Ilýmlýlar ? "Liberal" denebilecek biçimler altýnda ve araçlarla , yani bireysel , "moleküler" , "özel" giriþimle (yoksa pratik ve örgütleyici eylem baþlamadan önce hazýrlanmýþ ve oluþturulmuþ bir parti programýyla deðil) üstelik , Ilýmlýlarý temsil eden ve onlarýn yönetici katmanýný , organik anlamda aydýnlarýný oluþturan toplumsal gruplarýn yapý ve iþlevinden dolayý "normal"di de."

(A.Gramsci,a.g.e.s.16-17) 


Ýþte Gramsci'nin Pasif Devrim teorisinin çok önemli bir özelliðiyle karþý karþýyayýz. Gramsci devrimci hareketin orta sýnýflar üzerinde hegemonyasýný "liberal" biçimler altýnda kurmasýný önermektedir ya da baþka bir biçimde ifade edersek bir tür Devrimci-Liberal bir ideolojik hegemonya önermektedir. Devrimci hareketin orta sýnýflar ile liberal bir temelde buluþmasý, bu devrimci hareketin liberalizmi içselleþtirmesi anlamýna gelmez. Bu iliþkide oranlar ayný eþitlikte kurulmamýþtýr ve devrimci çizgi stratejik bir yapýya sahipken, liberal çizgi taktik bir yapýya sahiptir.


Devrimci-liberal ideolojik hegemonya temelinde bir tarihsel devrim blokunun oluþturulmasý, hem iktidarýn ele geçirilmesi noktasýnda hem de devrimden sonra toplumun yönetilmesi noktasýnda, geniþ bir tarihsel temel,  büyük bir kolaylýk ve geniþ bir taktik araçlar yelpazesi oluþturur.Liberalizm aracýlýðýyla orta sýnýflarýn devrimci hareketin etki altýna alýnmasý, kökenleri uluslararasý kapitalizm içerisinde yatan bu orta sýnýflar üzerinden, uluslararasý emperyalist sistemin baðrýnda güçlü bir stratejik mevzilenmeye de yolaçar.


Peki bu devrimci (stratejik)-liberal (taktik) ideolojik hegemonya nasýl kurulacak? 

Gramsci'ye göre bu hegemonyanýn kurulmasýnda, "organik aydýnlar"ýn önemli bir rolü vardýr. Ama Ýtalya'da liberal hareket burjuva üst sýnýflarýn hareketi olduðu için ve bu sýnýflarýn ekonomik gücü, liberal hareketin aydýnlarýnýn yetiþmesi için gerekli tarihsel temeli de kendiliðinden  oluþturuyordu: 

" Ilýmlýlar, dýþavurumu olduklarý toplumsal gruplarla olan iliþkilerinin organik niteliði yüzünden daha önce "yoðunlaþmýþ" bulunan aydýnlardýr." (A.Gramsci,a.g.e.,s.17) 


Burada devrimci hareket ile liberal hareket arasýndaki bir farka geliyoruz. Ilýmlýlar temsil etmiþ olduklarý burjuva sýnýflar ile olan "organik" iliþkilerden dolayý, kendi aydýnlarýnýn toplumsal aðýrlýðýný sürekli arttýrma ve zamanla bu ideolojik gücünü uygun siyasi program ve taktiklerle bir hegemonyaya çevirme olanaðýna sahipken , devrimci hareketin böyle bir imkaný bulunmamaktadýr. Ama Gramsci devrimci hareketin de ayný aydýn aðýrlýðýný toplumda arttýrmasý gerektiðini belirtir.


Peki devrimci hareket bu sorunu nasýl çözecek? 


Devrimci hareketin bu sorunu çözmesi, öncelikle partileþme sorununu çözmesinden geçmektedir.Lenin'in gizli ve yasadýþý ve de odaðýnda bir profesyonel devrimciler örgütünün olduðu bir devrimci parti yaratma anlayýþýyla "devrimci aydýnlar"ýn hareket içerisinde aðýrlýðýnýn artmasý arasýnda bir iliþki söz konusudur. Lenin bir makalesinde, burjuvazinin  kendiliðinden yarattýðý aydýnlarý, devrimci hareketin "zorlama" ile yaratmasý gerektiðini belirtmiþtir.


Gerek Gramsci'de gerekse de Lenin'de devrimci aydýn, yazar-çizer biri deðildir. Her iki lider devrimci aydýný, hareketin ihtiyaç duyduðu "entellektüel ve siyasi iþleri çekip çeviren kadrolar" olarak anlarlar.Bundan dolayý onlara göre aydýn, teorisyen, örgüt yönetici, ajitatör, propagandacý, milletvekili, dernek yöneticisi, editör, iþyeri temsilcisi, sendika yönetici ve hatta savaþçý vs.dir. Ýþte profesyonel devrimciler örgütü hareketin ihtiyaç duyduðu bu aydýnlarý yetiþtirmekle de görevlidir. Bu kadrolarý, devrimci partinin dýþýnda , liberal ve küçük-burjuva hareketler içerisine de göndererek ve onlarýn tarihsel uyanýþýna ve büyük burjuvazi karþýsýnda çýkarlarýnýn formüle edilmesine ve devrimci hareketle sýký iliþki geliþtirmesine yardým ederek, devrimci-liberal ideolojik hegemonya temelinde yeni bir ittifak bloku oluþturmalýdýr.


Devrimci hareket profesyonel devrimciler örgütü temelinde bu aydýn aðýrlýðýný arttýramadýðý zaman hem güçlü bir þekilde iktidar mücadelesi veremez hem de iktidara geldiði zaman bu ittifaklýk iliþkisini sürdürmeyi bilmediði zaman toplumu yönetemeyerek, baskýcý, bürokratik ve otoriter eðilimlere doðru sürüklenir.Hegemonyanýn parçalanmasý, ittifakýn parçalanmasýna ve de iktidarýn tarihsel temelinin daralarak bürokratik araçlarýn ve baskýnýn öne çýkmasýna neden olur: 

"Belirli bir toplumsal grubun gerçekten ilerlemeci olduðu tarihsel dönemlerde , yani bu grup, yeni yeni ekonomik-üretken etkinlik alanlarýný egemenliði altýna almak için, yalnýzca kendi varoluþ gereklerini yerine getirerek deðil, ama kadrolarýnýn sayýsýný da durmadan artýrarak , tüm toplumu gerçekten ilerlettiði zaman, kendiliðinden ortaya çýkar bu. Egemen toplumsal grup bu iþlevi yerine getirebilecek bir durumda olmaktan çýkar çýkmaz , ideolojik blok çatýþmaya yönelir ve o zaman "kendiliðindenlik"in yerini , az çok gizli ve dolaylý biçimlerinden gerçek polis önlemlerine ve hükümet darbelerine deðin , "zorlama" doldurabilir. (A.Gramsci,a.g.e.,s.18) 


Gramsci'nin bu yazdýklarýný ,  Türkiye ve Kürdistan'da farklý toplumsal dinamikler üzerine oturan iki örnek ile doðrulamak mümkündür.Bunlardan ilki AKP, diðeri de PKK'dir.


AKP'nin iktidara yürürken, sadece muhafazakar taban içerisine sýkýþan Refah Partisi gibi diðer Milli Görüþ partilerinden farklý olarak, taktik olarak liberallerle de iliþkilenerek bir muhafazakar-liberal ideolojik hegemonya oluþturmasý ve bu hegemonya aracýlýðýyla, siyasi ve toplumsal etkisini halkýn geniþ kesimlerine "uzatmasý" ve çok geniþ bir manevra alanýna sahip olarak, geleneksel Kemalist iktidar blokunu parçalamasýna ve ve iktidarýn iplerini tam ele geçirmesine  götürdü. Bu Muhafazakarlýðýn üzerine çekilen liberal örtü, sadece muhafazakar hareketin düþmanlarýnýn bölünmesi için kullanýlan aldatma araçlarýndan baþka bir þey deðildi.


Ýktidarýn Ergenekon Komplosu Darbesi ile tam ele geçirilmesinden sonra, iktidarýn muhafazakar-faþist çizgi temelinde örgütlenmesinin öne çýkarýlmasý ve liberal ideolojik çizgi ile kopulmasý, Gramsci'nin yukarýda belirttiði gibi darbe mekaniðini ve polisiye önlemleri ortaya çýkarmýþtýr.AKP'nin tarihsel pratiði Gramsci'nin teorisinin parlak bir doðrulamasýný oluþturmaktadýr.


Ayný durum farklý bir biçimde PKK için de geçerlidir.


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ýn , 1999 yýlýnda uluslararasý komplo ile yakalanmasýna kadar PKK legal alanlarý, uluslararasý devrimci hareketin geleneksel yaklaþýmýna benzer bir þekilde ele alýyordu: Legal alanlar illegal çalýþmayý gizleyen , perdeleyen ve besleyen alanlar olarak ele alýnýyordu. Bu haliyle devrimci çalýþmada "teknik" bir yan izlenimi veriyordu.Devrimci çizgi ise çok belirgin ve baskýndý. 


1999 Komplosu'ndan sonra, bu legal alanlarýn tek illegal çalýþmayý perdeleyen bir yapýdan farklý olarak, Ortadoðu'da çok geniþ bir siyasi manevra alanýna sahip olmaya götürecek güçlü "siyasi taktik" yapýlarý da barýndýrdýðý ortaya çýktý. 1989-1999 arasý PKK'nin el yordamýyla uyguladýðý ve biraz "utangaç" olan devrimci-liberal ideolojik hegemonya oluþturma arayýþý, uluslararasý emperyalist ve bölgesel gericilik karþýsýnda güçlü bir þekilde mevzilenmek için, 1999 sonrasý neredeyse þart oldu.Devrimci-liberal hegemonya aracýlýðýyla PKK, Ortadoðu'da sürekli manevra yapma , çeþitli cepheleri istediði gibi açma ve kapatma, düþman cephesini kendi içerisinde bölerek kendi aðýrlýk merkezini sürekli koruma olanaðý elde etti.


PKK'nin 1999 Komplosu'na sürükleniþinin altýnda aslýnda bu devrimci-liberal ideolojik hegemonyanýn yokluðu ya da eksikliði yatmaktaydý. PKK kendi etrafýný liberal bir ideolojik-siyasal çeper ile örmediði ve bunu güçlü siyasi kaldýraçlar haline getiremediði için zaman içerisinde kuþatýlmýþ ve stratejik darbe yemeye maruz kalmýþtý.Ama PKK'nin bu eksikliðinin altýnda, paradoksal bir þekilde onun uluslararasý devrimci hareketin geleneklerine baðlý olarak hareket etmesi yatmaktaydý! 


Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan,1999 sonrasýnda, Erdoðan'ýn muhafazakar çizgiyi liberal bir örtünün altýna gizlemesine benzer bir þekilde, devrimci çizgiyi liberal bir örtü altýna gizleyerek, iki uluslararasý emperyalist   kampýn  arasýna da Stratejik Denge konumuna uygun bir þekilde mevzilenerek ve çok taraflý bir taktik iliþkiler sistemi ile çok geniþ bir manevra alaný elde ederek,  "belirsizliði" stratejik bir güç olarak ortaya çýkardý.PKK'nin belirsizlik ile manevra alanýnýn geniþlemesi  ve böylece uluslararasý darbelerden korunmasý arasýnda bir baðlantý söz konusudur ve de iþte o baðlantýyý saðlayan þey de , liberal örtünün ta kendisidir! 


Liberal örtünün zayýflamasý ve altta ki devrimci çizginin çok "belirgin" hale gelmesi, PKK'nin hem ulusal hem de bölgesel düzeyde, müttefiklerinden tecrit olmasýna ve de karþýsýndaki düþman cephesini bölememesine neden olmaktadýr. Çünkü parti düþmanlarýný yanlýþ bir stratejiye çekme olanaðýný kaybetmektedir, ki bunun tek yolu liberalizmin taktik bir araç olarak sürekli elde bulundurulmasýdýr.PKK liberal örtüyü sürekli olarak devrimci çizginin üzerinde tutmasýný bilmek ve bunun deðiþen konjonktür içerisinde geçirdiði deðiþimleri anlamak zorundadýr.Devrimci çizgi ile liberal çizginin birbirinden ayrýlmasýna götürecek bütün taktik süreçlerden uzak durmak ve liberal örtünün altýnda devrimci çizginin belirginleþmesine izin vermemek, stratejik gücün ve inisiyatifin elde bulundurulmasý için önemlidir.


Son dönemdeki olaylar yani Kuzey Kürdistan'daki  Demokratik Özerklik hamlesi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ýn devrimci-liberal ideolojik hegemonyasýný zayýflatan,devrimci çizgi ile liberal çizginin birbirleriyle iliþkisini neredeyse koparmaya kadar götüren ve bundan dolayý PKK'yi giderek politik olarak savunmasýz hale getiren bir yaklaþýmdýr.Erdoðan yerinde taktikler ile PKK'nin liberal alaný terketmesini saðlamýþ ama bu imkaný ona veren de PKK'nin Kandil Önderliði'nin , Öcalan'ýn devrimci-liberal hegemonya oluþturma çizgisinin iç yapýsýný anlayamamasý olmuþtur.


Erdoðan PKK'nin Kandil Önderliði'nin , Barýþ  Süreci'nin bitmesiyle,  belirgin bir  "devrimci"  çizgiyi Demokratik Özerklik biçiminde alenen izleyeceðini anladýðý için , PKK Genel Baþkaný Sayýn Abdullah Öcalan'ý bu yanlýþlýða müdahale etmemesi için tecrite almýþ ve bu yanlýþ politikayý uygulamasý için de savaþý baþlatarak PKK'nin Kandil Önderliði'nin önünü açmýþtýr! Sorun savaþýn tekrar baþlamasý deðildir ama hangi politik biçim altýnda süreceði sorunudur!


Savaþýn baþlamasýyla birlikte, liberal örtünün altýnda devrimci çizginin belirgin hale gelmesi, PKK'nin Sayýn Baþkan tarafýndan ortaya konulan bütünlüklü stratejisini parçalamýþ ve devrim blokunun siyasetin diðer unsurlarýndan tecrit olmasýna ve CHP gibi bir çok gücün AKP'nin kollarýna atýlmasýna neden olmuþtur. CHP'nin AKP ve MHP ile ayný çizgiye sürüklenmesi, PKK'nin en büyük hatalarýndan birisidir, ki bunun nedeni PKK'nin devrimci çizgi üzerine yerleþtirmiþ olduðu liberal çizginin yok denecek kadar zayýflamýþ olmasýdýr.


Erdoðan'ýn kendisi bizzat muhafazakar-liberal çizgiyi yýllarca uyguladýðý için, liberal örtünün fonksiyonlarýný çok iyi bilmektedir. HDK ile HDP ve yine ayný þekilde Gülen Cemaati ile çatýþma , liberaller ile ittifakýnýn kopmasýna ve onun elinden  liberal örtünün tamamen alýnmasýna neden oldu. Erdoðan tamamen muhafazakar-faþist  çizgiye hapsolmasýný ve muhafazakarlýða tamamen geri çekiliþini, PKK'nin elindeki liberal gücü de alarak yapmýþ ve böylece bu liberal alanýn  güçlü bir þekilde kendisine karþý bir tarihsel kuþatmanýn parçasý olmasýný önlemiþtir. Türk liberalizminin bir kýsmýný terör ile bastýrmýþ ve önemli bir kesimini de CHP'nin ulusalcý havuzunun içerisine akmasýný ya da orada kalmasýný saðlayarak, HDP'den tecrit etmiþtir. Erdoðan muhafazakar alana tamamen geri çekiliþini, PKK'nin liberal alandan da dýþlanmasýný saðlayan bir politika ile koordine etmiþtir ama buna olanak saðlayan PKK'nin Kandil Önderliði'nin hatalarýdýr.


PKK'nin Kandil Önderliði, CHP'nin Türkiye devriminin KDP'si olduðunu artýk anlamalýdýr. CHP'nin AKP ve MHP'den kopartýlmasý yani tecrit edilmesi, Türkiye'deki demokratik devrimin en önemli sorunudur ve bu tecrit akýllý bir þekilde gerçekleþtirilmeyene kadar, AKP'nin ne kuþatýlmasý ne de iktidardan indirilmesi mümkündür.Bunun tek yolu ise Sayýn Baþkan'ýn devrimci-liberal ideolojik hegemonya sistematiðini iyi kavramaktan geçmektedir.


PKK'nin liberal örtüyü her zayýflatmasý ve devrimci çizgiyi belirgin hale getirmesi, CHP'nin ulusalcýlýðýnýn diri tutulmasýna ve bu ulusalcýlýk aracýlýðýyla CHP'nin AKP-MHP blokuna baðlanmasýna neden olmaktadýr. Halbu ki liberal örtünün güçlendirilmesi aracýlýðýyla alttaki devrimci çizginin güçlendirilmesi mümkündür.PKK Rojava'da Batý Emperyalistleriyle kurmuþ olduðu taktik iliþkiyi pekala Türkiye'de Demokratik Cumhuriyet biçiminde ve Türkiye'nin AB üyeliðine baðlanan bir taktik ile koordine edebilirdi.Türkiye'nin AB'ye doðru bu "itilmesi" , CHP'nin ulusalcýlarýný zayýflatarak, onun tabanýndaki sosyal-demokratlarý HDP'ye doðru iterdi ve üstelik bu politika AKP'nin hem uluslararasý alanda hem de iç politikada tecritini daha da geliþtirirdi.Savaþ tekrar baþladýðý zaman bu liberal örtüyü sürekli elde bulundurmanýn tek yolu, Demokratik Özerklik taktiði deðil, liberal bir program olan Demokratik Cumhuriyet ile Türkiye'nin AB'ye üyelik taktiðinin birleþtirilmesiydi.


PKK'nin Demokratik Özerklik hamlesi bir sol sapmadýr ve "solculuk"tur. Bu çizgi, PKK'nin 1999 öncesi çizgisi olup, PKK'nin Kandil Önderliði'nin Sayýn Baþkan'ýn çizgisini anlayamamasýndan kaynaklanan ve ideolojik yetersizlikten dolayý harekete egemen olmasýnýn sonucudur.Yetersizlik eski ideolojik araçlar ile doldurulmaya çalýþýlmýþtýr,ki o çizgi PKK'yi 1999 stratejik darbesine götürmüþtü. PKK'nin bu sol sapmada ilerlemesi durumunda ortaya çýkacak olan þey, Gramsci'nin yukarýda belirtmiþ olduðu gibi "zorlama"nýn yani bürokratizmin ortaya çýkmasý olacaktýr.Parti haddinden fazla halka yüklenecek ve bunun sonucunda ortaya çýkacak huzursuzluðu ise þiddet ile kapatmaya çalýþacaktýr.


Biz yine konumuza dönersek eðer, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, devrimci hareketin bu ihtiyacýný yani devrimci-liberal bir ideolojik hegemonya geliþtirme zorunluluðunu herkesten önce kavramýþtý. Ýþte  Antonio Gramsci de bu ihtiyacý 1930'lu yýllarda ilk olarak kavramýþtý.


Peki PKK bu çok geniþ cepheye yayýlan devrimci-liberal ideolojik hegemonyanýn aydýn ihtiyacýný nasýl karþýladý/karþýlamaktadýr? 


Bu sorunun cevabý da önümüzde durmaktadýr.


PKK'nin profesyonel devrimciler örgütüne dayanan bir devrimci parti yaratmasý ve bu parti aracýlýðýyla devrimci savaþý örgütleyerek halkýn geniþ kesimlerini mücadeleye çekmesi sonucunda hem mali sorunlarý hem de kadro sorununu çözerek, geniþ bir devrimci aydýn katmanýn yaratýlmasý sonucunu doðurmuþtur. Parti'nin bir akademi anlayýþý geliþtirmesi ve bu akademi anlayýþýný kurumsallaþtýrmasý, zaman içerisinde hareketin büyüyen kollarýnýn kadro ihtiyaçlarýný besleyen doðurgan bir yapýnýn oluþmasýna neden olmuþtur. Hareketin bütün mali ve kadro yapýsý, hareketin en illegalinden en legaline kadar uzanan geniþ cephesinin sürekli beslenmesine ve büyütülmesine göre ayarlanmýþtýr.Hareketin bu yapýsý devrimci-demokratik hareketin diðer unsurlarýyla kurulan ittifaklýk iliþkileriyle de daha da geniþletilmiþtir. Yani hareketin kendi "zorlama" unsurlarý, hareketin "kendiliðinden" unsurlarýyla da tamamlanarak geniþ bir alanda devrimci-liberal bir ideolojik hegemonya oluþturulmuþtur ve bu hegemonyanýn kurulmasý PKK'nin güvenliðiyle yakýndan baðlantýlýdýr.


PKK'nin bugün oluþturmuþ olduðu bu devrimci-liberal ideolojik hegemonyayý A.Gramsci 1930'lu yýllarda bizzat Ýtalyan Komünist Partisi'ne öðütler ve üstelik bunu öðütlediði zaman ise Komünist Enternasyonal'in sosyal-demokratlarý sosyal-faþistler olarak ilan ettiði dönemdir.Ýtalya ve Almanya'da faþistlerin iktidarý ele geçirmesinin temel nedeni, Gramsci'nin ileri sürdüðü devrimci-liberal hegemonya oluþturmanýn yokluðudur.Kendisi Ýtalya'da buna yakýndan tanýk olmuþtu.


Gramsci Hapishane Defterleri'nde 1930'lu yýllarda Ýtalyan Komünist Partisi'ne þöyle bir program önerir: 


"Modern Prens entellektüel ve moral bir reformu uygulamalý ve örgütlemelidir ve bunu yapmadan da edemez. Ulusal-halksal kollektif istencin, modern uygarlýðýn üstün ve bütünsel bir biçiminin gerçekleþtirilmesine doðru , gelecekteki bir geliþmesi için ortam yaratmak anlamýna gelir bu reform.

Bu çalýþmanýn yapýsýný , þu iki temel nokta oluþturmalýdýr :(1) Modern Prens'in ayný zamanda hem örgütçüsü, hem de etkin ve etkili dýþavurumu olduðu ulusal-halksal bir kollektif istencin oluþmasý , ve (2) entellektüel ve moral reform. Somut program maddeleri birinci bölüme sokulmalý , yani "dramatik olarak" ("coþturucu bir biçimde") söylemden çýkmalý , soðuk ve bilgiç bir kanýtlar sergilemesi olmamalýdýr. 

Daha önce ekonomik bir reform ve toplumsal durum ile ekonomik dünyada bir deðiþiklik olmaksýzýn , kültürel bir devrim, yani toplumun en alt katmanlarýnýn "sivil" bir yükselimi olabilir mi? Bundan ötürü , entellektüel ve moral bir reform , bir ekonomik reform programýna zorunlu olarak baðlýdýr, ve hatta ekonomik reform programý , her türlü entellektüel ve moral reformun somut kendini gösterme biçiminin ta kendisidir. Modern Prens , geliþmesinin , her eylemin yalnýz modern Prens'e göndermeyle (referansla) , ve onun erkliðini artýrmaya ya da bu erkliðe karþý çýkmaya yaradýðýna göre , yararlý ya da zararlý , erdemli ya da erdemsiz olarak kavranmýþ bulunduðu anlamýna geldiði ölçüde , geliþirken, tüm entellektüel ve moral iliþkiler sistemini de altüst eder.Prens, bilinçlerde tanrýsallýðýn ya da koþulsuz buyruðun yerini alýr , modern bir laisizmin ve tüm yaþam ile törelerini belirleyen bütün iliþkilerin tam bir laikleþtirilmesinin temeli durumuna gelir." (A.Gramsci,a.g.e., s.97-98) 


Gramsci'nin Modern Prens ile kastettiði devrimci partidir.Machiavelli'ye göndermede bulundurarak devrimci partiyi Modern Prens olarak adlandýrýr. Ama program sorununun daha iyi anlaþýlmasý için , onun ulusal-halksal kollektif istencinin ne olduðunun anlaþýlmasý gerekir. Kitabýn editörü çok haklý olarak bu nokta için þöyle yazar: 

"Gramsci "ulusal-halksal" kavramdan ne anladýðýný liberal Gioberti'nin jakobenizme yaklaþan görüþlerini olumlarken belirtir: "Gioberti , belli belirsiz de olsa Jakobenlere özgü siyasal hegemonya, yani burjuva-aydýnlar ile halk arasýnda baðlaþma "ulusal-halksal" görüþüne sahiptir..." (a.g.e.,s.162) 


Kýsacasý Gramsci'nin programý devrimci hareketin elindeki ya da onun önderliðindeki bir burjuva demokrasisidir, ki bu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ýn belirttiði Demokratik Modernite'dir. Gramsci daha sonra bu "ulusal-halksal" programý , faþizme karþý mücadelede alternatif devrim programý olarak ileri sürer ve bu program bugün PKK'nin uyguladýðý tarihsel devrim bloku anlayýþýnýn ta kendisidir.


Bu devrimci-liberal ideolojik hegemonya temelinde geliþen pasif devrim programý, liberalizm ile baðlantý için güçlü araçlar gerektirdiði için, burjuva toplumunun kapitalizmin geliþmesiyle kendiliðinden ortaya çýkarmýþ olduðu sivil toplumculuk , Gramsci için teorik olarak giderek önemli bir unsur olarak ortaya çýkar. Sivil toplumun örgütlenme araçlarý, Stratejik Savunma'nýn yani Mevzi Savaþý'nýn önemli siperleri olarak ele alýnýr.


"Ayný indirgeme, hiç deðilse "sivil toplum"un son derece karmaþýk ve dolaysýz ekonomik öðenin felaketli "baskýn"larýna (bunalýmlar , durgunluklar , vb.) dayanaklý duruma geldiði en ileri devletlere iliþkin olarak politika sanatý ve politika biliminde de yapýlmalýdýr: sivil toplum üstyapýlarý, modern savaþtaki siperler sistemi gibidirler." (Gramsci, a.g.e.,s.155) 


 "Öyleyse mevzi savaþýndaki savunma sistemlerine hangi sivil toplum öðelerinin karþýlýk düþtüklerini "derinliðine" irdelemektir söz konusu olan." (Gramsci, a.g.e.,s.156) 


Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesi ve pratiði, Gramsci'nin sadece sivil toplumculuk üzerine kurmak istediði devrimci-liberal ideolojik hegemonya anlayýþýný daha da aþmýþtýr.Hareket sivil toplumculuk ile tek yetinmemiþ ama devrimci kadrolarýný, liberal hareketin en üst aþamasý olan siyasal parti örgütlenmesinin içerisine de göndererek ve bu alanýn iç yapýsýný da etkileyerek , devrimci çizginin güçlü taktik araçlarýna çevirmiþtir.


Sivil toplum örgütlenmeleri genellikle burjuva-demokratik yapýlarýndan dolayý birer orta sýnýf örgütlenmeleridir.Son yýllarda gerici sýnýflar da bu örgütlenemelere el atmýþlar ve onlarý kendi gerici çizgilerinin uzantýlarý haline getirmiþledir.Örneðin Yeþil Sermaye'nin önderliðinde geliþtirilen bazý sivil toplum örgütleri bu yapýdadýrlar.Ama bizim burada söz konusu ettiðimiz sivil toplumculuk, demokratik-liberal karakterde olan sivil toplumculuktur. Bu sivil toplumculuk, ekonominin kapitalist karakterinin derinleþmesiyle giderek büyüyen orta sýnýflarýn bir sonucudur.Gramsci sivil toplumun bu yapýsýna Rusya baðlamýnda deðinmiþ ve Lenin'in Devlet Teorisi'nin eksikliðine dikkat çekmiþtir. Gramsci'nin kitabýný yayýna hazýrlayan editör bir dipnotta þöyle yazmýþtýr: 


"Lenin'in geliþtirmeye fýrsat bulamadýðý þey Gramsci'ye göre : Doðu'da devlet herþey olduðundan, sivil toplum ilkel ve peltemsiydi; Batý'da , Devlet ile  Sivil Toplum arasýnda , usa yakýn bir iliþki vardý ve sallanan bir Devlet içinde sarsýlmaz bir sivil toplum yapýsý hemen seçiliyordu."  (A.Gramsci,a.g.e.,s.159) 



|
_ _