[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  13-06-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 65 (3) }
| Devrimci Bülten

ERDOĞAN'IN "15 TEMMUZ KOMPLOSU" VE "KÜRT TEHCİRİ" 

(Kürt Soykırımı'na Doğru) 

K.Erdem


"Modern dünyanın en büyük komploları hangileridir?" diye sorulsa, hiç kuşkusuz Erdoğan ve Kemalist ortaklarının tezgahladıkları "15 Temmuz Komplosu" , ABD'deki Neo-Cons'ların "11 Eylül Komplosu" ve Demokrat Parti'li Obama ile Avrupa'lı ortaklarının "IŞİD Komplosu"ndan sonra en büyük üçüncü komplo olma ünvanını rahatlıkla elde eder. İşin ilginç tarafı, bu üç komplonun da mantığının aynı olmasıdır: Kendilerine ya da müttefiklerine karşı bir sahte saldırı  tezgahlayarak ve bu saldırıyı bastırma görünümü altında, stratejik pozisyonunu güçlendirmek ve gizli emellerini gerçekleştirmek.


Batı'da hiç kimse, Türklerin psikolojik savaşta bu kadar ileri gidebileceğini ve bölge ile dünya siyasetinde bu kadar cürretkar hareket edebileceğini tahmin edememiştir. Bu durum yani Türk egemen sınıflarındaki bu köklü değişim karşısındaki analiz ve değerlendirme yanlışlığı ve eksikliği, tek Batı ile sınırlı değildir ve ne yazık ki içeride de aynı  durumda olan büyük bir kesim bulunmaktadır.Ama en vahimi de devrimci hareketin bu noktadaki ideolojik yetersizliği ve "geliyorum" diyen felaket karşısındaki aymazlığıdır.


Erdoğan "15 Temmuz Komplosu" ile tek iktidarını sağlamlaştırmakla kalmadı ama büyük bir felaketin de yayını  gerdi.Üstelik bu germeyi, 15 Temmuz Komplosu'nun altına saklayarak hem düşmanlarının şüphelenmemesini  hem de saldırıdan önce devletin "iç konsolidasyonu"nu sağladı. 15 Temmuz Komplosu ile sözde Gülen Cemaati'ne karşı savaşıyormuş ve önlem alıyormuş  gibi yapan Erdoğan, aslında PKK'ye karşı stratejik pozisyonunu tahkim etti.PKK'ye karşı "topyekün savaş hazırlığı"nı ustaca komplo görünümü ile perdeledi ve son yılların en mükemmel manevrasını yapmakla kalmadı ama  bu manevranın asıl amacını ve bu manevradan kaynaklanacak olan darbenin yönü ve şiddetini de saklamayı başardı. Bugüne kadar böyle mükemmel bir manevrayı modern dünyada çok az hareket   ve lider yapmıştır.Büyük savaşlarda gördüğümüz stratejik ve taktik incelik ile  manevranın ustaca birleştirilmesinin güzel bir örneğini Erdoğan, 15 Temmuz Komplosu öncesi ve sonrasındaki politik hamlelerle vermiştir. Bu kadar maharetli bir politikanın ise, kötü bir politik amaca hizmet etmesi ise oldukça ürkütücüdür.


Erdoğan 15 Temmuz Komplosu'nu, daha önce Gülen Cemaati ile birlikte bastırdığı Kemalistler ile birlikte, bu sefer Gülen Cemaati'ne karşı organize etmiş ancak Kemalist ortaklarına da, "komplo içerisinde komplo" yapmıştır. Erdoğan "15 Temmuz Komplosu" başarıya ulaştığı andan itibaren, elindeki siyasi gücü kullanarak hemen Kemalistlerin Ordu içerisindeki konumlarını zayıflatan ve Ordu'nun tamamen Yürütme'nin emrine girmesine neden olan bir dizi değişikliği gerçekleştirmiştir.


Ordu içerisindeki Kemalistler, Erdoğan ve AKP ile birlikte, Gülen Cemaati'ne ve devrimci ile demokratik güçlere karşı 15 Temmuz Komplosu'nu organize ettikleri zaman, bu komplonun sonucunda kendi güçlerini tekrar eski pozisyona ya da en azından buna yakın bir pozisyona getirmeyi düşünüyorlardı.Ancak Erdoğan daha önceleri Gülen Cemaati'ne yaptığı şeyin aynısını bu sefer de Kemalistlere karşı yaptı ve hemen 15 Temmuz Komplosu'ndan sonra onlar ile de hemen kopuşarak ve yakın gelecekte  Kemalistlerin Ordu içerisinde de tamamen tasfiye edileceği bütün düzenlemeleri hayata geçirdi.Aslında 15 Temmuz Darbesi tek Gülen Cemaati'ne ve devrimci ile demokratik harekete karşı yapılmadı ama sonuçları bakımından Kemalistler de bu darbenin altında kaldılar.Erdoğan , Kemalistleri 15 Temmuz Komplosu'nda iktidarın iplerini tamamen ele geçirmek için kullandı (özellikle onların Cemaat'e karşı intikam hırsı bunda büyük rol oynadı) ve sonra da Hitler'in Alman Ordusu'nun generallerini "posta erlerine" çevirmesine benzer bir şekilde Kemalist generalleri "posta erleri"ne çevirdi.


15 Temmuz Erdoğan Darbesi, başta Ordu olmak üzere bütün siyasal iktidarın Erdoğan ve AKP'nin ellerine geçtiği ve Ergenekon Komplosu ile başlayan "Erdoğan darbe mekaniği"nin son halkası ve doruk noktasıdır.Bundan dolayı yakın gelecekte cereyan edecek olan büyük felaket ya da felaketlerin (başta Kürt Soykırımı olmak üzere) de başlangıcını oluşturacaktır.


Erdoğan Türk egemen sınıfları içerisindeki bütün rakiplerini, komplolar ile teker teker bertaraf ederek ve bu temelde stratejik pozisyonunu tahkim ederek, PKK karşısında "topyekün savaş" için mevzilenmiştir. Gülen Cemaati'ne ve Kemalistlere karşı darbeyi, PKK'ye darbe ile hemen koordine etmek isteyecektir ve zaten hemen komplodan bir gün sonra idam tartışmasını başlatarak, PKK'ye karşı topyekün savaşın da haberini vermiştir.Artık Erdoğan'ın yeni faşist rejiminin önündeki tek engel PKK'dir ve Erdoğan PKK'yi tasfiye etmek ya da en azından stratejik bir darbe vurmak için bütün herşeyi yapacaktır. Kısacası ya Erdoğan PKK'yi bitirecek ya da PKK Erdoğan'ı bitirecektir. Kesin zafer için hareket etmeyen ya da edemeyen kaybedecektir,ki Erdoğan bu noktada PKK'den ileri bir noktadadır.


Erdoğan 15 Temmuz Komplosu'ndan sonra, "Gülen Cemaati ile mücadele görünümü altında" aslında PKK'ye karşı önlemler almıştır.PKK'ye karşı topyekün savaş hazırlıklarını, dikkat çekmemesi ve PKK'nin şüphelenmemesi için sözde Gülen Cemaati'nin darbesi altına gizlemiştir. Örneğin  OHAL'in ilanı PKK'ye karşı kapsamlı savaşa girişten başka bir anlama gelmemektedir.


Madem Erdoğan PKK'ye karşı topyekün savaşa hazırlanmaktadır o zaman bu noktadaki siyasi ve askeri planlarına yakından bakmak gerekir.


Erdoğan tek PKK'nin tasfiyesini hedeflememektedir ama onu vareden” suyu” da kurutmak istemektedir.Gerçek bir Kürt Soykırımı hedeflemektedir ve bu artık ciddi bir şekilde 15 Temmuz darbesinden sonra gündeme alınmıştır. Erdoğan PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ın idamı ya da bir  şekilde öldürülmesiyle ya da çok önemli bir Kürt siyasetçinin (örneğin Selahattin Demirtaş gibi) öldürülmesiyle, Kürt halkını ve PKK'yi provoke ederek sokağa çekip,halkı katliamdan geçirerek büyük bir kısmının da göç ettirilmesini hedeflemektedir. Ama burada göçün kendisi de bizzat silah olarak kullanılmak istenmektedir. Kuzey Kürdistan'dan tek Türkiye'nin içlerine ve Avrupa'ya bir göç düşünülmemektedir ama Kürdistan'ın başka parçalarına da hatta Kuzey Kürdistan'ın kuzey kesimlerinden de Rusya ve Ermenistan'a doğru koridorlar açarak da  bir göç akışı düzenlenmek istenmektedir.Özellikle Rojava'ya sürülecek yüzbinlerce ve milyonlarca kişi Rojava üzerinde büyük bir baskı oluşturarak PKK'nin direnme gücünü kıracaktır.


Erdoğan'ın amacı, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında, İttihat ve Terakki'nin yapmış olduğu gibi, "arındırma" ve iskan politikası aracılığıyla nüfus mübadelesi gerçekleştirmek ve PKK'yi vareden toplumsal temeli yoketmektir. Birinci Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki nasıl Ermeni Soykırımı aracılığıyla ve yine Rumları da zorbalık yoluyla Yunanistan'a göçe zorlayarak buralara Müslüman ve Türk nüfusunu yerleştirdiyse, Erdoğan da Suriye'den gelen mültecileri, Kuzey Kürdistan'da göçertilecek Kürtlerin yerine yerleştirmek istemektedir.Nasıl geçmişte Batı Ermenistan Ermeniler için Soykırım aracılığıyla vatan olmaktan çıkarıldıysa, Erdoğan da Kuzey Kürdistan'ı Kürtler için vatan olmaktan çıkartmak istemektedir.


Erdoğan Kuzey Kürdistan'da PKK ile topyekün savaş görünümü altında kapsamlı bir katliam planlamaktadır.Katliamın kapsamlı olmasının nedeni , halkı korkutarak göç ettirmek içindir.Nasıl Suriye'de ve Irak'ta halk IŞİD teröründen kurtulmak için kaçtıysa, Erdoğan da devlet terörü aracılığıyla Kürtlerin Kuzey'den kaçmasını sağlamak istemektedir.Bunun provaları Demoratik Özerklik politikaları sırasında yapılmıştır.


Erdoğan'ın böyle bir politikayı uygulayabilmesi için, PKK'yi tamamen çembere alması gerekmektedir ve son dönemdeki olaylar, Erdoğan'ın PKK'yi çembere aldığını göstermektedir.Artık Erdoğan Suriye'de Esad'ın yıkılması stratejik önceliğini, PKK'nin tasfiyesi stratejik önceliği ile değiştirmiş ve bu temelde Doğu'lu güçlere tavizler içeren bir politikayı devreye sokmuştur.


Daha önceleri de bir çok defa belirttiğimiz gibi, birbirlerinden bağımsız ve emperyalist nüfuz mücadelesi içerisinde bulunan iki değil, üç emperyalist kamp bulunmaktadır: Batı'lı emperyalistler, Doğu'lu emperyalistler  ve TSK ittifakı (Türkiye-Suudi Arabistan-Katar). TSK, güçsüzlüğünden dolayı, Doğu ve Batı arasına tarihsel olarak konumlanmış ve PKK gibi denge siyaseti izlemektedir.


PKK'nin Batı Emperyalistleriyle ile Rojava'da taktik işbirliği içinde olması ve bir Kürt Koridoru oluşturması,Türkiye'yi taktik olarak Rusya'ya doğru itmiş ve Türkiye Batı'dan uzaklaşmasını ise 15 Temmuz komplosunun arkasında Batı'nın olduğunu ortaya atarak ve onları baskı altına alarak koordine etmiştir.Bu manevra PKK'ye saldırı için bir önalma idi.Eğer PKK bu manevraya aynı ustalıkla karşılık veremez ise ve eski basma-kalıp politikada ısrar ederse, tarihinin en büyük darbesini yiyebilir. AKP'nin içte ve dışta bu güç biriktirmesi ve yayı germesi,yerinde taktikler ile bozulmak durumundadır.


Türkiye'nin Rusya'ya yaklaşmasının amacı, Batı'nın Rojava'da PKK aracılığıyla oluşturmak istediği "Kürt Koridoru"nu durdurmaktır.Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Katar ortaklarının beraber organize ettikleri Avrupa'daki terör eylemlerine ve "Suriyeli Mülteci İhracı"na rağmen Batı, Kürt Koridoru'nu ilerletmektedir.Koridor'un tamamlanması hem Türkiye ve ortaklarının  hem de Rusya , Suriye ve İran'ın aleyhine olduğu için, her iki emperyalist grup yakınlaşma gereğini duymuştur.Çünkü her ikisinin tek başlarına bu süreci durdurmaya güçleri yetmemektedir.


Batı'lı emperyalist güçler, Kürt Koridoru ile tek TSK ittifakını Suriye'den izole etmek istememektedir ama gerekli Arap işbirlikçi unsurların oluşması ölçüsünde de, Rojava'yı ileride  hem Esad rejiminin hem de İran rejiminin düşürülmesi için "rampa" olarak kullanmak istemektedirler.Bu haliyle Kürt Koridoru, Rusya'nın bölgesel nüfuzunu zayıflatıcı ve hatta yokedeci bir niteliğe de sahiptir. İşte bu durum her iki emperyalist kampın asgari düzeyde birlikte hareket etmesine neden olmaktadır.


Mevcut koşullarda Erdoğan, Rusya ve İran ile ilişkileri stratejik bir düzeye yükseltemez.Bunun nedeni Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Katar ile stratejik işbirliğinin çok ileri gitmiş olması ve bu ilişkilerden hemen vazgeçmesinin mümkün olmamasıdır.Bundan dolayı Erdoğan'ın Rusya ve İran ile yakınlaşması taktiktir ve bu yakınlaşma olmadan önce Türkiye sünni ekseni artı İsrail ile de geniş bir işbirliğini oluşturmuştur. TSK ittifakının Mısır ve İsrail ile geniş bir işbirliği oluşturması ve bu temelde İran karşısında güçlü bir blok oluşturma arayışı, Türkiye'nin Rusya ve İran ile yakınlaşmasıyla birlikte düşünüldüğünde, bu manevranın taktik bir yapıya sahip olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.


Aslında bu manevranın amacı, bir yanıyla Batı üzerinde baskı oluşturmak ve onları daha fazla tavize zorlamak, bir diğer yanıyla Suriye'de ABD-Rusya dengesini ve taktik işbirliğini bozmak ve bütün bunlarla birlikte de PKK'ye stratejik bir darbe vurmak için asgari bir uygun ortam yaratmaktır. Erdoğan Doğu ve Batı Emperyalistleri arasında salıncak gibi sallanarak her iki emperyalist grubu, daha fazla taviz için birbirine salmaktadır.Yarın Batı'nın vereceği tavizler karşılığında , bu sefer de Rusya ve ittifaklarını daha fazla tavize zorlamak için de taktik olarak Batı'ya yanaşabilir.


Rusya,İran ve Suriye'nin Erdoğan'ın PKK ve Rojava planlarına destek verip vermeyecekleri belli değildir. Çünkü bu sonuncuları Erdoğan'a güvenmemektedirler. Ama yine de Erdoğan'ın Doğu'lu güçler ile bu yakınlaşması PKK için kötü ve tehlikelidir. Erdoğan Rusya ve ittifaklarının desteğini almadan da Kürt Soykırımı'nı uygulayabilir ve Rusya ile ittifaklarına yakın durma dahi bu politikaya yetebilir.Çünkü Rusya ve ortakları, Türkiye'nin Batı'ya yanaşmaması için Erdoğan'ın PKK ve Kuzey Kürdistan politikasına sessiz kalabilirler ve Erdoğan'ın Doğu'lu güçlerle yakınlaşmasının nedenlerinden bir tanesi de bu olabilir.


Son dönemlerde medyaya yansıyan bilgilerden anlaşıldığına göre, Türkiye , Rusya , İran ve Suriye'nin biçimsel olarak bazı   konularda anlaştıkları ama içerik olarak anlaşamadıklarıdır. Her iki kesimin Suriye'nin toprak bütünlüğü ve IŞİD'e karşı mücadele noktasında anlaştıkları ama bu politikaların içeriğinin doldurulması noktasında anlaşamadıkları görülmektedir.Zaten Erdoğan'ın böyle bir anlaşma derdi de yoktur. Erdoğan'ın 15 Temmuz Darbesi'nden sonraki içerideki  politikalarına  baktığımız zaman ve sözde kendi tezgahladığı darbe aracılığıyla Cemaat'e karşı önlemler alıyormuş gibi yaparak PKK karşısında "çaktırmadan" konumlandığı anlaşıldığı zaman, onun Rusya ve ortaklarına niçin yakınlaştığı kendiliğinden anlaşılır.

Erdoğan Doğu'lu güçler ile stratejik bir eksen oluşturmak isteseydi eğer, İsrail ve Mısır ile normalleşme aramazdı.Erdoğan Rusya ile yakınlaşmadan önce güçlü bir sünni ittifakı oluşturmuş ve bu ittifaka bir de İsrail'i katmıştır.Demek ki onun Rusya ve İran'a yaklaşması taktik olup ve gizli bir gündeme sahiptir , ki o da Kuzey Kürdistan'da uygulayacağı Kürt Soykırımı politikasında , bu sonuncuları en azından  tarafsız hale getirmektir.Onların tarafsızlığı dahi Erdoğan için bir kazançtır.


PKK'nin etrafında bulunan devletler ve güçler, Doğu'lu güçler ve onların bölgesel uzantılarıdır.Örneğin İran,Irak,YNK ve Suriye'de Esad ve Rusya. Türkiye'nin KDP ile de ittifakının olması bu tablo ile birlikte düşünüldüğünde, Türkiye'nin Doğu'lu güçlerle yakınlaşmasının PKK'yi çembere almak ve güçlü bir darbe vurmak olduğu kendiliğinden anlaşılır.


Her iki emperyalist kampın bir araya gelmesi ,  PKK'nin tamamen çembere alınması sonucunu doğurmaktadır.Üstelik PKK'yi çembere alan devletler tamamen faşist ve totaliter yapılara sahip olup, iç politikada elleri tamamen serbesttir yani kamuoyu baskısına sahip değildirler. PKK  Türkiye, İran, Irak, Suriye, Irak, KDP ve YNK'nin ve de bunları destekleyen Rusya'nın tam kuşatması içerisinde yeralmaktadır ve bu kuşatmayı sadece Batı'ya dayanarak kırması mümkün değildir ve kaldı ki Batı'nın bunu durduracak bir gücü de yoktur. Bu kuşatma yerinde taktikler ile bozulmadan ve boşa çıkarılmadan, PKK'nin mevcut politikalar ile bu kuşatmadan çıkması mümkün değildir. Bu kuşatmanın ise iki zayıf halkası mevcuttur : KDP ve İran.


İşin ilginç tarafı PKK'nin hem İran hem de KDP politikası yanlıştır ve bu yanlışlık PKK'nin çembere alınmasıyla sonuçlanmıştır. PKK'nin Kandil Önderliği, PKK'nin Erdoğan ve AKP tarafından çembere alındığını görmüyor mu? Erdoğan hem iç politikada hem de dış politikada bu manevralara niçin ihtiyaç duyuyor ve bunları niçin yapıyor? PKK'nin Kandil Önderliği'nin bütün bunlar üzerinde kılı kırk yararcasına düşünmesi gerekmektedir.


PKK'nin yanlış İran politikasının,onun yanlış stratejik öncelik tespitinden kaynaklandığını daha önce yazdığım bir çok makalede belirttim.Onun için bu noktaya girmeyeceğim.Ama onun yanlış KDP politikası üzerine burada bir kaç şey söylemek gerekmektedir.


PKK'nin KDP politikası baştan-aşağı yanlıştır.PKK yanlış politikalar ile KDP'nin bugünkü konumundan sorumludur.PKK'nin mutlaka KDP'yi “kazanması” gerekmektedir. Erdoğan'ın Rusya ,İsrail ve Suriye ile ilişkilerini  normalleştirmesi karşısında, PKK'nin KDP ile ilişkilerini normalleştirememesinin hiçbir mantığı ve gerekçesi yoktur.


Bölgede Türkiye-Irak Sünnileri ve KDP'nin bir ittifak ekseni kurmuş olmasının en büyük nedeni PKK'nin hatalarıdır.PKK KDP'yi kazanmayı bilmeyerek,bu ittifak ekseninin oluşmasına neden olarak Türkiye'nin bölgesel etkisini güçlendirmiştir. Gelinen aşamada PKK'nin KDP'yi direk kazanması artık mümkün değildir ve onu Batı üzerinden kazanmaktan başka çare yoktur (eğer artık bunun için de geç değilse!Bu dahi artık mümkün olmayabilir). KDP'nin son ABD ile yapmış olduğu Savunma Anlaşması,KDP'nin Türkiye'ye fazla bağımlı hale gelmemesi içindi.PKK Batı ile birlikte KDP'yi Türkiye'den koparabilir ve bu da KDP'nin Rojava özlemlerinin diri tutulmasının yönetilmesine bağlıdır.KDP'nin kontrollü bir şekilde Rojava'ya çekilmesi ve ekonomik ve güvenlik kaygılarının giderilmesi zorunludur. Böyle bir politika Türkiye'nin KDP'yi hedefe koymasına neden olarak aralarındaki gerilimi arttırarak zaman içinde aralarındaki işbirliğini yokedecektir.Nasıl Rojava Batı ile Türkiye'nin aralarının açılması için kullanıldıysa aynı şekilde stratejik bir araç olarak, KDP ile AKP'nin arasının açılması için de kullanılmalıdır. Bu ince politikayı anlamayan Parti,felakete yelken açmış demektir.


KDP'nin Batı üzerinden ve Rojava aracılığıyla kazanılması ve bu temelde İran ile gerginliğin de yokedilerek Türkiye ile yapılmak istenen anlaşmanın aslında İran ile yapılması ve bu temelde stratejik önceliğin Türkiye'ye kaydırılması,her iki ittifak grubunu dağıtacaktır.KDP'nin kopartılması Sünni blokunu dağıtacak ve bu blok dağıtıldığı ve İran'ın Irak üzerindeki konumu güçlendiği ve de PKK  İran ile ateşkesi uzattığı için İran'ın Türkiye'den uzaklaşması sağlanacaktır.


PKK'nin temel sorunu,Rojava'da Batı'ya fazla yanaşmış olması ve bu temelde "belirgin" bir konuma sürüklenmiş olmasıdır.PKK'nin fazla belirgin bir siyaset izlemesi, onun Stratejik Denge Konumu siyasetini tehdit etmekte, manevra alanını daraltmakta ve Doğu'lu güçler ile TSK ittifakını da yakınlaştırmaktadır. Bu sonuncuların yakınlaşmasının nedeni PKK'nin dengede olmamasıdır. PKK bütün emperyalist güçler ile ilişkilerini kendisinde sıfır olacak şekilde dengeleyebildiği müddetçe bu karmaşık tablodan darbe yemeden çıkabilecektir. Bundan dolayı da bütün emperyalist grupların aynı anda zayıfladıkları ve güçten düştükleri bir stratejiye ihtiyaç vardır.


Böyle bir strateji için ise PKK'nin, KDP ve YNK ile ilişkilerini doğru bir tarihsel oturtması gerekmektedir.Çünkü Kürt iç siyasetindeki bu güçlerin emperyalist gruplar ile stratejik ve taktik  bağlantıları vardır ve de doğru bir strateji geliştirebilmek için,iç politikadaki bu güçlere karşı doğru bir tutum zorunludur.Ama ne yazık ki PKK bu güçlere karşı doğru tutumu bir türlü kestirememektedir.


PKK'nin KDP ve YNK ile yanlış ilişkilerinin kökeni, konjonktürel değil ama maalesef ideolojiktir ve PKK'nin eski bürokratik devrim anlayışının sonucudur. Bunun nedeni de uluslararası devrimci hareketin yanlış devrim anlayışının PKK üzerindeki ideolojik etkilerinden kaynaklanmaktadır.Bu tek PKK'nin sorunu değil ama bu uluslararası devrimci gelenekten ideolojik olarak beslenen bütün hareketlerin ortak sorunudur.Sınıfların tarihsel yapısı ve birbirleriyle olan tarihsel ilişkilerine, genellikle uluslararası devrimci hareketin deneyimleri temelinde yaklaşılır ve bir toplumdaki "işbirlikçi" sınıflara, neredeyse şablonlaşmış bir stratejik ve taktik yapı uygulanılır (Bu başka bir makalenin konusudur ve ayrıntılı ele alınması gerekir).


Eski devrim anlayışının ve bu anlayışın yanlış ve eksik yanlarının giderilmesi zorunludur ve bu noktada işbirlikçi sınıflara karşı tutumun da gözden geçirilerek yeni bir temelde yeniden kurulması zorunludur. İşte bu noktada KDP ile yeni bir sayfanın açılması zorunludur.Bunu anlamayan bir PKK'nin bu çemberden çıkma olanağı yoktur.


Burada başka bir meseleye de değinmek istiyorum.O da YNK ile ilişkiler meselesine. PKK KDP ve YNK arasında manevra yapacağına ve ikisi arasına konumlanacağına, YNK'ye daha yakın durarak hata yapmaktadır.Bu eski yaklaşımın bugün de sürmesi yanlıştır. Paradigma değişimi ile birlikte dış politikada denge siyasetine geçen PKK'nin, Kürt iç politikasında, paradigma öncesi yaklaşımla hareket etmesi biraz tuhaftır. PKK'ye  göre YNK KDP'den daha “ilerici”dir ve YNK'ye yaklaşarak KDP'nin dizginlenmesi gerekmektedir.Bu baştan aşağı yanlıştır çünkü her ikisi arasında nitelik farkı yoktur.Fark görünüştedir ve biri İran ile stratejik olarak ilişki geliştirirken diğeri de Türkiye ve Batılı güçler ile stratejik ilişki geliştirmektedir.Bu noktada PKK'nin  çıkarı her ikisi arasına konumlanmak ve manevra alanını geniş tutmak olmalıdır.


PKK ile KDP arasındaki düşmanlıkta, geçmiş dönemlerde gerek konjonktürden gerekse de PKK'nin eski bürokratik devrim anlayışından kaynaklanan yaklaşımlar ciddi rol oynamıştır.  Örneğin  1995 savaşı. KDP ile YNK'nin savaştığı dönemde (ki PKK de Türkiye ile savaş halindeydi) PKK YNK'nin yanında yeralarak ve Ağustos 1995'te KDP ile savaşarak bu savaşta taraf olmuştur.YNK'nin yapacağı işi PKK yapmıştır.Niçin?PKK bu savaşta ne kazanmıştır?Kanımızca hiçbir şey. O YNK bir-iki yıl sonra KDP ile anlaşarak,PKK'yi tecrite almış ve bu olaylar 1999 felaketine götürmüştür. Madem YNK KDP ile anlaşacaktı,PKK KDP ile düşmanlığını YNK'ye destek vererek niye arttırdı?


Geçmişe eleştirel bir şekilde ve paradigma değişiminin ideolojik kodlarıyla yaklaşılırsa,1992 savaşının da aslında PKK için hatalı olduğu ortaya çıkar. PKK'nin KDP ve YNK ile 1992 savaşı, PKK için bir zorunluluk değildi.KDP ile YNK Çekiç Güç'ün koruması altında bulunan bölgede yani neredeyse bugünkü Güney Kürdistan'da, PKK'nin buradan çıkarılması karşılığında Federe Devlet sözünü aldılar ve PKK'nin buradan çıkmasını istediler.PKK'nin ise Güney'de sadece askeri kampı bulunuyordu ve PKK manevra yaparak ve KDP-YNK bloku ile savaşmayarak askeri kampını başka yere kaldırabilirdi. PKK kendisine her savaş ilan edenle savaşmak zorunda mı? PKK manevra yapacağı yerde bu isteğe savaş ile karşılık vererek , bu partiler ile arasında büyük bir tarşhsel yarılma yaratmıştır.


"1992 Savaşı" kesinlikle PKK açısından bir zaruret değildi ve PKK'nin Türkiye ile savaşırken,Kürt işbirlikçileriyle savaşması hatalıydı.Zaten bunun hata olduğu bir kaç yıl sonra KDP-YNK savaşı baş gösterdiği zaman ortaya çıktı.Yani PKK "92 Savaşı"nı yapmasa ve manevra yapsa,bir kaç yıl sonra KDP-YNK savaşında sadece diplomasiyi kullanarak dahi Güney'de iyi bir konum elde edebilirdi.


Biz yine konumuza dönersek eğer,PKK'nin İran ile gerilim politikası yerini İran ile anlaşma politikasına bırakırsa,YNK'den taktik bir uzaklaşma KDP'ye taktik bir yakınlaşma ile dengelenirse ve PKK her ikisi arasında "arabulucu” şeklinde ortaya çıkarsa,PKK bundan daha fazla kazanır.


Kısacası KDP'nin dış güçlere daha fazla yönelmesinin ve bu temelde PKK'ye karşı düşmanca faaliyetlerinin düzeyini ve kapsamını daha fazla geliştirmesinin en büyük nedeni, geçmişten günümüze PKK'nin KDP karşısında yapmış olduğu hatalardır.Bu hatalar PKK ile KDP arasında büyük bir güven bunalımı yaratmış ve de dış güçler bu durumu istismar etmişlerdir.Bu da Kürt Ulusu'nun birliği üzerinde olumsuz bir etki yaratmıştır.KDP ile PKK ilişkilerinde hatanın yüzde ellisi KDP'nin ise yüzde ellisi PKK'nindir ve PKK geçmişine eleştirel bir şekilde yaklaşmak zorundadır.


Yazının asıl konusu olan AKP'nin Kürt Tehciri ve bu temelde Kürt Soykırımı politikasına geri dönersek eğer, PKK'nin Demokratik Özerklik politikasının, Erdoğan ve AKP'nin Kürt Soykırımı politikasını kolaylaştırdığını görürüz. Erdoğan Kuzey Kürdistan'daki Kürt Soykırımı politikasını, PKK'nin politik hataları üzerine bina etmiştir. 


Erdoğan PKK'nin Demokratik Özerklik politikası ile savaşı kendi tabanı içerisine taşımasını fırsat bilerek, onun tabanına terör uygulamış ve PKK tabanının bulunduğu yerleri yerle bir ederek,buraları yaşanmaz hale getirmiş ve halkın göç etmesini sağlamıştır.Ama görünen o ki, bu politika sadece Kürt Soykırımı politikasına sadece bir girişti ve asıl darbeyi 15 Temmuz Darbesi'nin sonrasına saklamıştır.


Erdoğan 15 Temmuz Darbe tezgahından sonra elde ettiği gücü,PKK'ye karşı bir provakasyon ile birleştirip ve PKK'nin zamansız bir kalkışmaya geçmesini sağlayarak kapsamlı bir bastırma gerçekleştirerek,PKK tabanının büyük oranda göç ettirilmesini sağlamak istemektedir.Böylece Rojava'daki "Kürt Kemeri"ne karşılık , Kuzey Kürdistan'da "Arap-Müslüman Kemeri" oluşturarak bir tür denge oluşturmak istemektedir.Erdoğan Suriye içsavaşını, "Kürt-Arap mübadelesine" çevirerek,Türkiye'nin Kürt sorununu İttihatçı bir şekilde çözmek istemektedir.


İttihatçılar da Ermeni Sorunu'nu zamanında böyle çözdüler.İttihatçılar Ermenileri Suriye çöllerine sürerken, Suriye'deki Arapları da Ermenilerin yerlerine sürdüler: 

"İttihatçı hükümet,Ermenileri Suriye çölüne ve Suriye Araplarını da Anadolu'ya sürdü.Talat Paşa'nın özel kaydında, 'Suriye'den teb'id olunan Arap aileleri mikdarını irae eden cedveldir' başlığı altında Suriye'den sürülen Araplara ait bilgi verildi ve buna göre toplam 1379 Arap ailesi başta Ankara (254 aile), Eskişehir (256 aile), Hüdavendigar (Bursa-KE) (316 aile), Sivas (340 aile) ve Canik'e (Samsun-KE) olmak üzere bir çok Anadolu kentine sürüldü." (Murat Bardakçı, aktaran Nevzat Onaran, Osmanlı'da Ermeni ve Rum mallarının Türkleştirilmesi (1914-1919) , s.145,Evrensel Basım Yayın) 

Kısacası bugün Erdoğan ve AKP'nin Kürtlere karşı uygulanış olduğu soykırım politikası yeni değildir. Kemalistler Cumhuriyet'in başından AKP iktidarına kadar, bir Kültürel Soykırım politikası uyguluyorlardı ama Erdoğan Kültürel Soykırımı "Fiziki Soykırım" ile birleştirmek istemekte ve bu temelde bir "Solution Final" (Tam Çözüm) gerçekleştirmek istemektedir. 

Burada bütün mesele PKK'nin, Erdoğan'ın böyle çılgın bir politikaya başvuramayacağı yanlış tespitini yapmış olmasıdır.Bu yanlış tespit, PKK'yi Demokratik Özerklik ile Erdoğan'ın korkutularak masaya çekilmesi yanlış politikasına sürüklemiş, Erdoğan da bu yanlış politikayı,Kürt Soykırımı'na bağlamıştır. Böylece PKK'nin hatalarını ve yanlış analizlerini kendisine müttefik yapmıştır.

Erdoğan Batı Emperyalistlerini "terör ve mülteci ihracı" ile dizginlemiş, Batı'nın Rusya ve İran'ı sıkıştırmasını da, bu sonunculara taktik olarak yaklaşarak rahatlatmış ve PKK'nin yanlış KDP politikasından dolayı,KDP'yi de yanına alarak, bir Kürt Soykırımı sırasında hiçbir gücün müdahale edemeyeceği bir politik ortam yaratmıştır.

Erdoğan'ın "15 Temmuz Darbe Tiyatrosu"ndan sonra,CHP'nin bir psikolojik operasyonla, AKP ile MHP'nin yanına alınmasının ve bu temelde HDP'nin tecrit edilmesinin temel nedeni Gülen Cemaati değil, PKK'ye ve Kürt halkına yapılacak saldırıdır.Gülen Cemaati'ne karşı mücadelede,CHP'nin AKP ve MHP'nin yanına alınmasına gerek yoktur.CHP'ye çekilen psikolojik operasyonun nedeni yapılacak olan Kürt Soykırımı planıdır. 

PKK Kürt Ulusu'na Kuzey Kürdistan'da gerçekleştirilecek olan soykırımı bizzat kendi hataları ile kendisi hazırlamıştır.PKK'nin İran, AKP, YNK,KDP,Rojava ve Batı politikaları tamamen yanlıştır. Bu hatalar sonucunda PKK'nin büyük bir stratejik darbe yemesi gayet mantığa uygundur ve bu çemberden çıkması ise sadece mucize olur.


Erdoğan'ın  Kuzey Kürdistan'da bir Kürt Soykırımı  planladığı tezi bazı kesimlere oldukça abartılı gelebilir.Erdoğan "yapamaz" denilen bir çok şeyi yapmıştır ve böyle bir politikayı uygulayıp-uygulamayacağını da yakında hep birlikte göreceğiz!


|
_ _