[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 65 (4) }
| Devrimci Bülten

 

SİVAS KATLİAMI, ALEVİLER VE AKP-IŞİD İTTİFAKI*

 


Bundan tam yirmi üç yıl önce 2 Temmuz 1993'te, Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında çoğunluğu Alevi otuz üç aydın, sanatçı ve demokrat, devletin planlı bir organizasyonuyla  yakılarak hunharca katledildiler. Devlet 6-7 Eylül olaylarında , 1977 Taksim 1 Mayıs'ında, Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarında  ve de Türkiye ile Kürdistan'daki bir çok faili meçhul cinayet ve katliamlarında kullandığı karanlık ellerini  bu sefer de  Sivas'ta kullanmıştı.


Faşist devletin geçmişte Özel Harp Dairesi (bugün Özel Kuvvetler Komutanlığı) aracılığıyla örgütlediği Kontrgerilla pratiği, neredeyse kendi varoluşunun vazgeçilmez aracı haline gelmiştir.Faşist devletin kontrgerilla pratiği olmadan,devletin ayakta kalması ve düşmanlarını bertaraf etmesi artık mümkün değildir. Bugün devletin bu Kontrgerilla pratiği (Gladyo da denilebilir), iktidarın Kemalistler'den AKP özelinde islamcı faşistlerin ellerine geçmesiyle, giderek daha da boyutlanmış ve korkutucu bir hal almıştır.


Sivas Katliamı Doğan Güreş'in Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde (1990-1994) ,  "1992 Konsepti" denilen politikanın sonucunda gerçekleşti. 1990'ların başlarında PKK önderliğindeki Kürt Ulusal Hareketi'nin Kuzey Kürdistan'da iktidarlaşacak derecede güçlenmesi, Refah Partisi önderliğindeki politik islamın hükümet olabilecek düzeyde bir seçmen tabanına giderek kavuşması, işçi ve emekçilerin eylemliliklerindeki artış (özellikle 1991 Zonguldak madencilerinin eylemi) ve Türkiye Devrimci Hareketi'nin eylemlerindeki artış (özellikle Dev-Sol ve TKP/ML-TİKKO) ve diğer devrimci örgütlerin de hızla toparlanma eğilimine girmesi, devleti "1992 Konsepti"ni geliştirmeye ve uygulamaya itmişti.


Faşist devletin Sivas Katliamı ile amacı, Milli Görüş'ün tabanındaki insanları bir provakasyon ile Alevilere ve demokratlara karşı bir katliamın içerisine çekerek, giderek yükselmekte olan Refah Partisi'nin önünü psikolojik savaş yöntemleriyle kesmekti. Politik islam ile onun tabanı dışındaki kesimlerin tek yakınlaşmasının önüne geçilmesi istenmiyordu ama din temelli yani bir Sünni-Alevi çelişkisi de yaratılmak isteniyordu. Böylece her iki kesim  , 12 Eylül'den önce "sağ-sol çatışması" adı altında nasıl MHP ile devrimci-demokratik hareket karşı karşıya getirilerek zayıflatıldıysa, aynı şekilde Milli Görüş Hareketi ile devrimci-demokratik hareket karşı karşıya getirilerek her ikisinin de zayıflatılması planlanmıştı. 


Alevi-Sünni çelişkisi temelinde yükselecek bir çatışamada Kürtlerin, devrimcilerin ve demokratların Alevilerin yanında yeralacağı hesaplanmıştı. Çünkü Alevilerin yoğun bir şekilde Kürt Hareketi ile Türkiye devrimci ve demokratik hareketi içerisinde yeralmaları, onları böyle bir çatışmada doğal olarak taraf haline getirecekti. Böylece Alevi-Sünni çelişkisi temelinde yükselecek olan bir çatışmada, devlet tarafından devrimci-demokratik hareketin tasfiyesi planlanmıştı.


"1992 Konsepti" ile Genelkurmay odaklı olan faşist devlet adeta "üstü örtülü bir darbe" gerçekleştirdi. 12 Eylül faşist askeri darbesinin bir tür güncellenmesi olan "1992 Konsepti" ile devletin tekrar yeni bir rotaya sokulması planlanmıştı.


2002 Kasım'ındaki genel seçimlerde AKP ile o zamanlar ki ortağı Fethullah Gülen Cemaati'nin hükümete gelmeleri ve daha sonra da beraber Kemalist Ordu'yu bastırarak iktidarın iplerini tamamen ellerine geçirmeleri  ve de bu temelde islamcı faşistlerin iktidara tamamen egemen olmaları sonucunda, Aleviler eskisinden daha fazla devlet katliamıyla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Özellikle devletin Sünni İslam temelli bir değişim geçirmesi, din temelli çelişkileri de diğer çelişkilerle birlikte keskinleştirmektedir.


Giderek Erdoğan ve AKP tarafından, devletin ve toplumun Sünni inancı temelinde islamlaştırılmaya çalışılması, bu mezhebin dışındaki mezhep ve inançlara olan baskı ve nefreti de giderek geliştirmektedir. Alevi inancının insani ve demokratik yapısı, Erdoğan ve AKP tarafından hedeflemiş oldukları toplum yapısı önünde büyük engellerden birisi olarak görülmektedir.Bundan dolayı faşist islamcı iktidar, Alevilerin asimilasyonunu gizli bir devlet planı olarak devreye sokmuş durumdadır.


Alevilerin asimilasyonu politikası, hiç kuşkusuz yeni bir islamcı  faşist rejim inşası temelinde diğer ezilen ve sömürülen toplumsal kesimlere karşı geliştirilen saldırgan politikanın sadece bir parçasıdır. Faşist devlet  Kürt hareketine ve genel olarak devrimci-demokratik harekete uyguladığı yöntemin aynısını Alevilere karşı da uygulamaktadır ve bu temelde psikolojik savaş yöntemlerinden devlet terörüne kadar uzanan geniş bir araçlar dizisi kullanmaktadır. Yine eğitimin "İmam Hatipleştirilmesi" gibi politikalar da bu planın birer parçalarıdır.


Suriye içsavaşıyla birlikte Erdoğan ve AKP'nin bu ülkede hem Baas rejimini düşürmek hem de Rojava devrimini boğmak için IŞİD ve El Nusra gibi dinci terör örgütleriyle ittifaka girmesi ve yine bu temelde Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerle bir "Sünni Ekseni" oluşturması, içeride sünni bir devlet oluşturma politikasının hızlanmasına neden olmuştur. Erdoğan hem bu ülkelere hem de IŞİD gibi dinci terör örgütlerine yaslanarak, içerideki muhalefeti ve engel gördüğü inanç  kesimlerini IŞİD terörünü kullanarak bertaraf etmeye çalışan bir politika başvurmaya başlamıştır.


Faşist islamcı iktidar nasıl HDP mitinglerini IŞİD aracılığıyla bastırmaya çalıştıysa ve bu temelde iki halkın demokratik birliğini engellemeye çalıştıysa, aynı şekilde Alevilerin devrimci ve demokratik harekete yoğun bir şekilde yönelmesinin önüne geçmek ve onların toplu yaşadığı yerleri dağıtarak ve Sünni nüfus içerisine serpiştirerek asimilasyonunu gerçekleştirmek için de yoğun bir şekilde Alevi katliamları planlamaktadır. Son dönemlerde medyaya yansıyan bazı haberler, Erdoğan ve AKP'nin IŞİD üzerinden bir Alevi katliamı gerçekleştirmek istediğini göstermektedir.


Alevilerin HDP'nin ortaya çıkmasıyla yoğun bir şekilde bu partiye yöneldiğini gören Erdoğan ve AKP, Suruç ve Ankara katliamlarında yaptığı gibi, Alevilerin devrimci-demokratik hareket ile yakınlaşmasını,IŞİD üzerinden katliam politikalarıyla durdurmak istemektedir. Bu katliam politikasını da psikolojik operasyonlar ile önce kamuoyunu hazırlayarak yapmaya çalışmaktadırlar.


Antep'te bir IŞİD hücre evine yapılan baskında ortaya çıkan dokümanlarda,IŞİD'in yoğun bir şekilde Alevilerin yaşadıkları bölgeleri fişledikleri ortaya çıktı.Aslında bu operasyon ile devlet IŞİD içerisindeki bir çok MİT hücresinden birisini bilerek deşifre ederek, kamuoyunu bir Alevi katliamı için psikolojik olarak hazırlıyordu. Devletin Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketini, IŞİD üzerinden vurma politikasının bir devamı olan Alevilerin IŞİD üzerinden vurulması politikasının açık bir şekilde devreye sokulduğu görülmektedir.


Devletin Alevi vatandaşların yaşadığı bölgelere (örneğin Maraş'ın Terolar köyüne ve yine Dersim'in Mazgirt ilçesine), içinde IŞİD militanlarının cirit attığı mülteci kampları kurmak istemesi ve insani projeler altında IŞİD militanlarını bu bölgelere yaklaştırması, çok doğal olarak Alevi vatandaşların,  devletin IŞİD üzerinden kendilerine karşı  katliam planlamakta olduğu düşüncesini geliştirmiştir.


Devletin Sivas Katliamı ve ondan önceki bir çok Alevi katliamı, belki devrimci-demokratik hareket tarafından önceden  yeterince kestirilemiyor ve bu temelde hareket bu tür katliamlara karşı hazırlıksızdı.Ancak bugünkü Alevi katliamı "geliyorum" diyor. İşte bu noktada Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ne , bu gelecek Alevi katliamlarını önlemek ve Alevi vatandaşlarının güvenliklerini sağlamak için büyük görevler düşmektedir.


Bu temelde HBDH'nin , devletin   Alevi katliam planlarına karşı, kamuoyunu bilinçlendirmesi ama özellikle de Alevilerin yoğun olarak örgütlendikleri kurumları bilgilendirmesi ve onlarla dayanışma içerisinde olması gerekmektedir. Devletin bir Alevi katliamı ancak Alevilerin kendi öz savunma, milis ve direniş örgütlerini kurmaları ve bu temelde  devrimci ve demokratik hareket ile birlikte hareket etmeleri ile bertaraf edilebilir.


Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da halkların ve inançların güvenliği, AKP faşizminin yıkılmasından geçmektedir ve yeni Sivas katliamlarının önlenmesi ancak halkların önderliğindeki bir demokratikleşmeyle mümkündür.



 

*Bu makale HBDH’nin merkezi yayın organı olan BİRLEŞİK DEVRİM  dergisinin 2. Sayısından alınmıştır.

 








|
_ _