[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayý 66 (4) }
| Devrimci Bülten

ERDOÐAN'IN 15 TEMMUZ DARBESÝ VE KEMALÝSTLERÝN  SEFALETÝ (II)


K.Erdem 



Osmanlý devletinin stratejisinin ikinci aþamasý, diplomasiyi etkili bir þekilde kullanarak, Anadolu'daki Ankara Hükümeti içerisinde beliren "Osmanlý Güçleri"nin, düþmanlar ile ayný anda karþý karþýya gelmesine engel olmaktý. Bu haliyle bu mücadele biçimi, PKK'nin bugün uygulamýþ olduðu mücadele biçimine benzemektedir.PKK'nin bugün  Kürdistan'ýn farklý cephelerindeki  (Kuzey-Türkiye, Batý-Suriye ve Doðu-Ýran) savaþlarý, birbirlerine baðlamasýna benzer bir þekilde, Osmanlý da farklý savaþ cephelerini özellikle aldatma taktiklerini kullanarak birbirlerine baðlýyordu.


Osmanlý devleti,bugün PKK'nin yapmýþ olduðu gibi, bir tek cephede savaþýrken, diðer cepheleri, esnek taktikler geliþtirerek ve bu temelde düþman güçlerini oyalayarak, kesin sonuç elde etme peþinde koþuyordu.Kurtuluþ Savaþý'ndaki cephelerin diyalektiðinden yani birbirleriyle iliþkileri ve karþýlýklý etkileþimlerinden, Padiþah Vahdettin ve Damat Ferit Paþa'nýn gerçek tarihsel rollerini açýða çýkartmak mümkündür.


Osmanlý devletinin Kurtuluþ Savaþý stratejisine göre, Ankara Hükümeti geliþip, güçlendikçe ve Sovyet Rusya ile yakýnlaþma baþlattýkça, Batý'nýn Türkiye politikasýnýn da yekpareliði ortadan kalkacaktý.Aslýnda Sovyet Rusya ile iliþkiler, Batý'lý devletler üzerinde bir baský  ve aralarýndaki birliðin parçalanmasýnýn aracý olarak düþünülüyordu. Sovyet Hükümeti'nin Ankara ile anlaþmasý ise ancak Ermenistan ile yapýlan savaþtan ve Gürcistan'da Sovyet Rusya'nýn pozisyonunun zayýflatýlmasýndan sonra mümkün olmuþtu.


Ankara Hükümeti Doðu Cephesi'nde savaþýrken, Batý Cephesi'nde Yunanlýlarýn ve yine Güney'de Fransýz ve Ýtalyanlarýn daha fazla ilerlemesini engelleyen durum ise, Sevres görüþmeleridir.Türkiye ile nasýl bir anlaþma yapacaðýný bilemeyen Batý'lý devletler ve bu görüþmeleri uzatan Ýstanbul Hükümeti, Ankara Hükümeti'nin Doðu Cephesi'nde savaþýrken, Batý'da ayný anda baþka güçlerle  savaþmamasýna imkan saðlamýþtýr.


Ankara Hükümeti'nin Ermenistan ve Gürcistan'daki askeri zaferlerinden sonra, Sovyet Rusya, 16 Mart 1921'de Ankara Hükümeti ile Dostluk Anlaþmasý imzalamayý kabul etmiþ ve böylece Doðu Cephesi kapanmýþtýr.Sovyet Rusya ile elde edilen anlaþmanýn hemen ertesinde, Ankara Hükümeti Batý Cephesi'ne güç kaydýrarak, bir yanda Mart 1921'den itibaren Koçgiri Ýsyaný'ný ezmiþ, öte yandan da I. ve II. Ýnönü savaþlarý ile Yunanistan'ýn Anadolu'da ilerleyiþini durdurmuþtur. Bu zaferlerden sonra Ýtalya, Ankara Hükümeti ile anlaþarak geri çekilmeye baþlamýþtýr. Bir kaç ay sonraki Sakarya Savaþý'ndan sonra da, Fransa Ankara Hükümeti ile anlaþma imzalayarak geri çekilmiþ ve Yunanistan ile onu destekleyen Ýngiltere savaþ meydanýnda yalnýz kalmýþlardýr. Bir yýl sonraki Dumlupýnar Meydan Muhaberesi ile de Anadolu'daki iþgal tamamen sona ermiþtir.


Þayet Padiþah Vahdettin ve Damat Ferit Paþa, Osmanlý devletinin gizli stratejik planýna uygun bir þekilde ve "iþbirlikçilik" görünümü altýnda Batý ile taktik olarak yakýn iliþkiler kurmasalardý ve aldatma siyaseti izlemeselerdi, Kurtuluþ Savaþý'nda Ankara Hükümeti'nin farklý cephelerde zafer kazanmasý mümkün deðildi. Aslýnda Ankara Hükümeti'nin geliþip ve güçlenmesi, farklý bir biçim içerisinde Osmanlý devletinin restorasyonundan baþka bir þey deðildi. Bu restorasyon biçimsel olarak, "Baðýmsýzlýk Savaþý" ve Ýstanbul Hükümeti ile "çatýþma" görünümünde geliþtiði için, bütün devletlerin kafasý karýþýyordu ama aslýnda Osmanlý'nýn yeni bir biçimde restorasyonu idi.


Dumlupýnar Savaþý'ndan sonra Anadolu'da iþgal sona erince Padiþah Vahdettin, Yýldýz Sarayý'nda ülkenin kurtuluþu için kutlamalar organize etti. Kurtuluþ Savaþý'nýn baþýnda Mustafa Kemal ve diðer generaller ile yaptýðý anlaþmaya göre, Ankara Hükümeti onu tekrar devletin baþýna geçirecekti ve Kurtuluþ Savaþý sýrasýnda Ýstanbul Hükümeti'nin asýl rolü bütün halka açýklanacaktý.Ama Osmanlý devleti içerisindeki güç iliþkileri savaþýn baþý ile sonunda tamamen deðiþmiþti. Ýstanbul Hükümeti'nin Anadolu'daki Ankara Hükümeti'nin önünü açmak ve zaferlerini garanti altýna almak için taktik bir þekilde uygulamýþ olduðu "Batý iþbirlikçiliði" politikasý, Padiþah Vahdettin ve Damat Ferit Paþa'nýn bütün toplumsal itibarýný yoketmiþti. Bu noktada tek umut, Mustafa Kemal'in Anadolu'ya Sadrazam ve Genelkurmay Baþkaný olarak giderken "Padiþah'a sonuna kadar sadýk kalacaðýna" dair ettiði yemin ve Padiþah'ýn onun etrafýna yerleþtirdiði sadýk generallerin kendisine sahip çýkmasýydý.


Mustafa Kemal Büyük Taaruz zaferinden sonra, Vahdettin'in geri dönmesine ve devletin baþýna geçmesine karþýydý.Fiili durumun deðiþmesini istemiyordu ama bunun için Kurtuluþ Savaþý'nýn diðer liderlerini ikna etmesi gerekiyordu.Çünkü yasal olarak Saltanatlýk  ve Hilafet Makamý hala daha duruyordu ve zaten amaç bu makamlar aracýlýðýyla Padiþah'ýn geri dönüþünü saðlamaktý.


Mustafa Kemal Padiþah Vahdettin'i tasfiye kararýný, Vahdettin'e sadýk generallere, baþta Kazým Karabekir ve  Fevzi Çakmak'a açtý ama büyük bir direniþ ile karþýlaþtý.Mustafa Kemal'in kendi politik grubu dýþýnda (Ýsmet Ýnönü ve Fethi Okyar gibi) kimse Vahdettin'e ihanet etmek istemiyordu ve Kurtuluþ Savaþý'nýn üst düzey generalleri yani "iþin iç yüzünü bilen" bütün generaller, Padiþah'ýn geri dönmesini ve hakkýnýn teslim edilmesini istiyorlardý.


Mustafa Kemal'in çok az zamaný vardý ve Padiþah Vahdettin'in tasfiye edilmesini gündeme getirdiði için de artýk suç iþlemiþti.Vahdettin'in geri dönüþü ile birlikte Mustafa Kemal'in tasfiye olacaðý açýktý.Artýk Mustafa Kemal'e girmiþ olduðu yolda ilerlemekten baþka bir çare kalmamýþtý. Mustafa Kemal'in iktidarda kalmasýnýn tek yolu, Padiþah'ýn geri dönüþüne engel olmasýna baðlýydý. Ama nasýl? Çünkü etrafýndaki generaller, baþta Kazým Karabekir olmak üzere Padiþah'ýn geri dönmesini istiyorlardý ve bu generallerin konuþmalarý durumunda da, iktidarda kalmasý zorlaþacaðý gibi, ülke içsavaþa da sürüklenebilirdi.


Mustafa Kemal akýllý bir insan deðildi ama zeki ve kurnaz bir adamdý. Etrafýndaki sadýk generalleri etkisizleþtirmenin yolunun, Vahdettin'i halkýn gözünde tamamen bitirmek olduðunu biliyordu.Mustafa Kemal hemen Eylül 1922'den itibaren, Padiþah Vahdettin'e karþý komploya baþladý. Amaç Vahdettin'in "Ýngiliz Ýþbirlikçisi" imajýný daha da güçlendirmek ve bunun da onu Ýngilizlere daha fazla itmek olduðunu biliyordu.


Mustafa Kemal Vahdettin'in "Ýngiliz iþbirlikçiliði" ve "hain" imajýnýn güçlenmesiyle, devlet içerisinde hiçbir üst  düzey devlet kadrosunun onu açýktan savunamayacaðýný biliyordu.Vahdettin'in toplumsal itibarýnýn yokedilmesiyle, onu destekleyen devlet kadrolarý da "baþsýz" kalacaklar ve aralarýndaki birlik zayýflayarak, etkisiz hale geleceklerdi. Mustafa Kemal Vahdettin komplosunu, ona sadýk generallere komplo ile birleþtirecekti. Bu sonunculara karþý komplo da, Kürtlere karþý komplo ile birleþtirilerek, Tek Adam ve Tek Parti Diktatörlüðü'nün yolu açýlacaktý.


Mustafa Kemal Padiþah Vahdettin'e sadýk generalleri ikna edemeyince, kendi politik grubu ile harekete geçti. Kurtuluþ Savaþý, ona büyük bir toplumsal prestij kazandýrmýþtý ve bu temelde büyük bir halk desteðine de sahip olmuþtu.Bu durum onun küçük politik grubunun, büyük bir parti haline gelmesine de neden olmuþtu. Mustafa Kemal'in Meclis'teki grubu (ki paradoksal bir þekilde bu grubun büyüyüp ve geliþmesine Vahdettin hizmet etmiþti!) en büyük grubu oluþturuyordu ve de bundan dolayý Hükümet oluþturma özelliðine sahipti. Mustafa Kemal kendi Meclis grubu ve hükümet aracýlýðýyla bütün devlet çarkýna sahipti ve de bu durum ona komplo için bütün devlet kurumlarýný kullanma imkaný veriyordu.


Mustafa Kemal Vahdettin'e ilk darbeyi 1 Kasým 1922'de Saltanatýn Kaldýrýlmasý yasasýný Meclis'ten geçirerek vurdu. Saltanatýn Kaldýrýlmasý'ndan hemen sonra, Mustafa Kemal Vahdettin'e imzasýz tehdit mektuplarý göndermeye baþladý. Amacý Vahdettin'i korkutup, Ýngilizlere sýðýnmasýný saðlamaktý. Yeni Þafak gazetesi, Vahdettin'i dýþarý çýkmasý için körüklüyordu. Mustafa Kemal'in Vahdettin üzerinde kurmuþ olduðu baský sonucunda, Vahdettin Zeki Bey aracýlýðýyla Ýngiliz general Harington'a baþvurarak, ülkeden çýkmak için yardým istedi.Ýngilizler Vahdettin'e iltica talebinde bulunmasýný tavsiye ettiler. Ýngiliz Kralý'nýn olumlu cevabý ile Vahdettin Ýngiltere'nin yardýmý ile Türkiye'den ayrýldý.


Vahdettin zorunluluktan dolayý Ýngiltere'ye yanaþtý.Bu durum onun gerçekleri açýktan söylemesine de engel olmaktaydý. Þayet Kurtuluþ Savaþý sýrasýnda, Ýngitere'yi aldattýðýný açýkça söylemiþ olsaydý,Vahdettin çok zor duruma düþecekti. Vahdettin bu gerçeði yani taktik  "Ýngiliz iþbirlikçiliði"  ve Anadolu'daki hareketi de kendisinin gizlice örgütlediði politikasýný sadece üstü kapalý olarak belirtmiþtir.


Saltanatýn Kaldýrýlmasý ve Vahdettin'in ülkeden kaçýrtýlmasý politikasý, Mustafa Kemal'in gerçek niyetini ele vermiþti ve sýranýn Vahdettin'e sadýk generallerin tasfiyesine geldiði belli olmuþtu.


  1 Kasým 1922'de Saltanat kaldýrýlýrken, Hilafet ile Saltanatlýk birbirinden ayrýlmýþtý. Mustafa Kemal Hilafetlik makamýný yerinde býrakarak ve belirli güvenceler vererek zaman kazanýyordu.Bu durum onun karþýsýndaki muhalefetin  bölünmesine de yolaçýyordu. Çünkü Padiþah'a sadýk generaller  Hilafet makamý aracýlýðýyla Vahdettin'i geri getirme umudunu taþýyorlardý. Bu durum muhalefetin açýktan ve hemen  mücadele yürütmesine engel teþkil ediyordu. Ama ne zaman ki , 3 Mart 1924'te Hilafet de kaldýrýldý, muhalefet açýktan mücadeleye baþladý ve Kasým 1924'te CHF'den ayrýlarak kendi partileri olan Terakkiperver Cumhuriyet Fýrakasý'ný (TCF) kurdular.


Bu muhalefetin baþýný Kazým Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy gibi Kurtuluþ Savaþý'nýn ünlü generalleri çekiyordu.Aslýnda Fevzi Çakmak da bu gruba dahildi ama hassas dengelerden dolayý renk vermiyordu. Ne olmuþtu da bir kaç ay içinde cephede omuz omuza savaþanlar, neredeyse düþman haline gelmiþlerdi? 


Mustafa Kemal taktik olarak yeni partiyi olumlu karþýladý. Hatta "demokrasinin gereði" olarak lanse etti.Çünkü onlara güzel bir tasfiye planý hazýrlamýþtý. Nasýl Vahdettin Ýngilizler ile iliþkilendirilerek tasfiye edilmiþ ise, onlar da Kuzey Kürdistan'daki sözde "dinci Kürt isyaný" ile iliþkilendirilerek tasfiye edileceklerdi. 


TCF'nin kurulduðu sýralarda yani 1924'ün sonlarýnda, Mustafa Kemal Kürdistan'da Azadi Örgütü'nün hazýrlamakta olduðu ve daha sonra ayaklanma Þeyh Said'in omuzlarýna kaldýðý için "Þeyh Said Ayaklanmasý"olarak bilinen harekete nasýl "düþük" yaptýracaðýnýn hesabýný yapýyordu. Çünkü Azadi Hareketi'nin ayaklanmasýnýn tarihi yaklaþýyordu hatta Mustafa Kemal, örgütü erken harekete geçmeye zorlayarak, ayaklanmanýn kötü þartlarda ve yeterli hazýrlýklar yapýlmadan patlak vermesini saðladý.Þubat 1925'te devletin provakasyonu ile baþlayan ayaklanma, kýsa süre içerisinde bastýrýldý ve bilerek "dinci hareket" damgasý vuruldu. Amaç bu hareketi Batý'daki muhalefeti tasfiye etmek için de kullanmaktý,ki öyle oldu. Ne kadar da Erdoðan'ýn günümüzdeki taktiklerine benziyor! 


Günümüzde Erdoðan'ýn OHAL ilanýna benzer bir þekilde ilan edilen Takrir-i Sükun yasasý ile bütün muhalefet ile birlikte TCP de ezildi ve kapatýldý.Ama Mustafa Kemal için bu yeterli deðildi ve muhalefete ama özellikle de Kazým Karabekir ve çevresine büyük bir gözdaðý gerekiyordu. Çünkü bu grup, Kurtuluþ Savaþý'nýn iç yüzünü biliyorlardý ve gerçek kahramanýn Mustafa Kemal olmadýðýný da biliyorlardý.Ýþte Ýzmir Suikastý, bu grubun tamamen daðýtýlmasý için Mustafa Kemal tarafýndan, günümüzdeki Fethullah Gülen Cemaati ve AKP'nin komplo taktikleri gibi organize edilen bir komplo idi. Böyle bir suikast planý gerçekten yoktu ve hepsi , devletin uydurmasý idi ve de 1922'nin Kasým ayýnda baþlayan "Mustafa Kemal'in darbe mekaniði"nin son halkasýydý. Ýzmir Suikastý bahane edilerek, Ýstiklal Mahkemeleri Batý'ya taþýndý ve Mustafa Kemal'e Tek Adam Diktatörlüðü'nün yolunu açtý.


Padiþah Vahdettin'in 1926'da ölmesinden ve ona sadýk generallerin ve kurmuþ olduklarý partinin Þeyh Said Ýsyaný ve Ýzmir Suikasti bahanesi ile tasfiye edilmesinden hemen sonra Mustafa Kemal resmi tarih yazýmýna baþladý. 


Mustafa Kemal 1926 yýlýnda,  gazeteci Falih Rýfký Atay'a, Kurtuluþ Savaþý'nýn nasýl baþladýðýný ve ne gibi olaylarýn yaþandýðýný anlatan uzun bir röportaj verdi. Aslýnda bu röportaj bizzat Mustafa Kemal tarafýndan Falih Rýfký Atay'a sipariþ edildi. Otuz günden fazla süren ve gazetede yayýnlanan bu röportajda, Mustafa Kemal  olaylarýn gerçek yapýsýný bozarak anlatmýþ ve özellikle Osmanlý devletinin Kurtuluþ Savaþý stratejisinin aslýnda kendi politikasý olduðunu, Padiþah Vahdettin, Damat Ferit Paþa ve diðer generallerin rolünü yokederek , resmi tarih yazýmýný baþlatmýþtýr.Bu röportajda Mustafa Kemal'in Padiþah Vahdettin ile Damat Ferit Paþa hakkýnda söyledikleri, o kadar çok sýrýtmaktadýr ki, saðlam bir kafa ve bizim yukarýda yazdýklarýmýz ile birlikte bu pasajlar okunduðu zaman,Mustafa Kemal'in kesinlikle doðru söylemediði kolaylýkla farkedilecektir.


Mustafa Kemal resmi tarih yazýmýný 1926'da baþlattýðý zaman, onun karþýsýnda konuþacak kimse yoktu.Vahdettin zaten ölmüþtü ve ona sadýk generaller de tamamen baský altýna alýnmýþtý. Bugün Erdoðan'ýn yaptýðý gibi! Herkes "15 Temmuz Darbesi"nin Erdoðan'ýn "tiyatrosu" olduðunu bilmesine karþýn, korkudan gerçekleri söyleyememesi gibi! 


Tarihsel olaylarýn bu genel çerçevesini ortaya koyduktan sonra, þimdi de bir tarihsel bilanço çýkarmak gerekir. Çünkü Kemalist resmi tarih yazýmý, tarihte yaþanan olaylar ile ilgili olarak, bilerek yanlýþ bir algý ve bilinçlenme oluþturarak, tarihteki bazý kiþi ve olaylar ile ilgili yanlýþ sonuçlarýn çýkarýlmasýna neden olmuþtur. Bu sonuçlardan en önemlisi, bu resmi tarih yazýmýndan dolayý Türk liberalizminin kötürüm edilmesidir. Türk liberalizminin ayaklarýndaki prangalarýn, tarihsel olaylarýn gerçek doðasýný ortaya koyarak yokedilmesi gerekmektedir. Çünkü toplumda devrimci-liberal ideolojik hegemonya oluþturmak için bu zorunludur. Her kim ki, devrimci-liberal ideolojik hegemonya oluþturma görevini anlamýyor, onun devrimi sonuna kadar götürme gücü ve imkaný olmayacaktýr.


Kemalist resmi ideolojinin idddia ettiði gibi, Padiþah Vahdettin,Damat Ferit Paþa ve ona sadýk generaller (Kazým Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy vb.), "ihanetçi" ya da "dinci-þeriatçý" kesimleri mi temsil ediyorlardý? 


Nasýl bugün insanlar "Ergenekoncu" ya da "FETÖ'cü" sepetine atýlarak ya da onunla iliþkilendirilerek, siyasette, bürokraside ve yargýda tasfiye ediliyorsa, o zaman da çark böyle iþliyordu. Tasfiye edilmek istenenler "ihanetçi" ya da "þeriatçý" ilan edilerek ya da sahte deliller ile bu tür davalar ile iliþkilendirilerek tasfiye ediliyordu.


Mustafa Kemal bilerek ve hiç de doðru olmayan bir algý oluþturuyordu: Saltanat ve Sadrazamlýk makamý "ihanetçi" idi ve Saltanatlýk makamý Hilafeti de temsil ettiði için bütün þeriatçýlar Saltanatlýk makamý etrafýnda birleþmiþlerdi ve bu kesimler Cumhuriyet'in önünde engel oluþturuyorlardý. Bu algý baþtan sona yanlýþtý! 


Meselenin anlaþýlabilmesi için, Kurtuluþ Savaþý'ný Osmanlý Ýmparatorluðu'nda hangi toplumsal kesimlerin örgütlediklerinin ya da önderlik ettiklerinin anlaþýlmasý gerekmektedir.


Meþrutiyet hareketi ile birlikte, Osmanlý devleti içerisinde ya da Osmanlý siyaseti içerisinde iki ana siyasi akým ve bir de bunlarýn arasýnda kalan ara siyasi akýmlar, iktidar için mücadele etmekteydiler. Bu iki ana akým Ýttihat ve Terakki Cemiyeti'nin sol ve sað kanatlarýydýlar ve de öteden beri çekiþme halindeydiler. Sol kanat Ahmet Rýza Efendi ve çevresiyle hareket etmekteydi ve daha çok "Batýcý" olarak adlandýrýlmaktaydý. Sað kanat ise Prens Sabahattin ve çevresiyle hareket etmekteydi ve Panislamist bir çizgiye sahipti.


II.Meþrutiyet'in ilk dönemlerinde Enver ve Talat Paþa, ÝTC'nin sol kanadý içerisinde yeralýyorlardý. Ancak Osmanlý devletinin, Ýngiltere ve Fransa tarafýndan dýþlanmasý ve bu sonuncularýn Çarlýk Rusyasý ile yeni bir ittifak eksenine yönelerek, Osmanlý'nýn nüfuz alanlarýna yönelmeleri ve hatta Osmanlý'yý parçalama amaçlarý, ÝTC'yi Pantürkist-Panislamist bir çizigiye sürükleyerek, Almanya ile birlikte bir ittifaka sürükledi.


Enver ve Talat kliðinin, ÝTC'yi tamamen ele geçirip ve onu Pantürkist-Panislamist bir çizgiye sürüklemesi yani hareketin sol kanadýndan tamamen sað kanadýna kaymalarý, eski sol kanadýn ÝTC'den ayrýlýp yeni bir parti kurmalarýna neden oldu.Bu yeni parti iþte daha sonra Kurtuluþ Savaþý'ný örgütleyecek olan Hürriyet ve Ýtilaf Partisi idi. Hürriyet ve Ýtilaf Partisi, ÝTC'nin eski sol kanadýnýn yeni bir biçim içerisinde kendisini varetmesiydi. "Þeriatçý-dinci" kesimler daha çok Enver ve Talat'ýn ÝTC'si  içerisinde yuvalanmýþlardý.


Vahdettin'in Temmuz 1918'de Padiþah olmasýyla ve ÝTC'nin de iktidardan düþmesiyle birlikte, Hürriyet ve Ýtilaf Partisi giderek iktidar partisi olmaya baþladý ve Padiþah Vahdettin de bu ÝTC'nin sol kanadýný temsil eden ve "Batýcý" olan siyasi akým ile hareket etmeye baþladý. Mondros Mütarekesi'nin maddelerinden bir tanesi de , ÝTC'nin kadrolarýnýn iþgal kuvvetlerine teslim edilmesini öngörüyordu.Ýþte Padiþah Vahdettin, bazý ÝTC kadrolarýný da iþgal kuvvetlerine teslim ederek ve yargýlanmalarýný saðlayarak ayný zamanda bu "dinci" ve "þeriatçý" kadrolarý da tasfiye ediyordu ve de bir çoðunun Malta adasýna sürgün edilmesini saðladý. Vahdettin bu taktik ile bir yandan iþgal kuvvetlerini "tatmin" ediyordu, öte yandan da Kurtuluþ Savaþý'nýn önündeki engelleri temizliyordu. Daha sonra Ankara'da toplanacak olan Meclis'te büyük oranda temsil olunacak ve Mustafa Kemal'in Meclis grubunu oluþturacak olan milletvekilleri, aslýnda daha önce Hürriyet ve Ýtilaf Partisi'nin milletvekilleri idi. Ne Padiþah Vahdettin'in ne de ona sadýk olan generallerin amacý "dinci" ve "þeriatçý" bir siyasal sistem kurmaktý.Bu Mustafa Kemal'in bir manipülasyonu idi.


Padiþah Vahdettin'in Cumhuriyet ve Meþrutiyet ile bir sorunu yoktu.Kaldý ki kendisi Batý yaþam tarzýna ve düþüncesine sahipti ve istediði Ýngiltere, Hollanda, Belçika'daki gibi , kralýn "devlet baþkanlýðý" yani Cumhurbaþkaný statüsüne sahip olduðu ve seçim ile gelen bir hükümetin ülkeyi yönettiði bir sistemin kurulmasýydý. Þurasý kesindir ki, Padiþah Vahdettin, daha sonra Mustafa Kemal'in yaptýðý bir çok reforma asla karþý çýkmayacaktý ve belki de bu reformlar için onu destekleyecekti.Padiþah Vahdettin liberal özellikleri de olan bir padiþahtý ve yüzünü Batý'ya dönmüþtü ve de Mustafa Kemal'den farklý düþünmüyordu. Zaten bu bakýþ açýlarý ayný olmasaydý, Vahdettin onu Anadolu'daki hareketin baþýna getirmezdi! Bu durum Vahdettin'e sadýk olan generaller için de geçerliydi.


Kurtuluþ Savaþý'ndan sonraki bütün mesele, devletin baþýna Padiþah Vahdettin'in mi yoksa Mustafa Kemal'in mi geçeceðiydi.Vahdettin geri dönse dahi, Türkiye'nin "Batý'ya dönük yüzü" deðiþmeyecekti çünkü bu süreç yeni deðildi, Tazimattan beri süren bir süreçti. Birinci Dünya Savaþý sýrasýndaki ÝTC, bu tarihsel süreklilikte sadece kýsa bir kesinti idi. Aslýnda Kurtluþ Savaþý ile birlikte, ilk defa ÝTC'nin sol kanadý tam olarak Türkiye'de iktidar oldu ve bu da Padiþah Vahdettin sayesinde oldu! 


Mustafa Kemal'in kiþisel ihtiraslarý, Kurtuluþ Savaþý sýrasýnda oluþmuþ olan "iktidar bloku"nun kýsa bir süre içerisinde parçalanmasýna ve bu bloktaki bazý sosyal dinamiklerin iktidar dýþýna itilmelerine neden oldu. Aslýnda olan , iktidardaki bazý burjuva kesimler ile bazý "liberal unsurlar"ýn (ilginç bir þekilde Erdoðan'ýn 2013 sonrasý liberaller ile kopuþmasýna benziyor!) tasfiyesi ve devletin küçük bir oligarþik azýnlýðýn eline geçmesiydi. Bu yeni durumun ise öyle iddia edildiði gibi hiçbir ilerici tarafý yoktu.


Mustafa Kemal'in Kurtuluþ Savaþý içerisinde varlýðý, Kurtuluþ Savaþý'nýn baþarýya ulaþmasý üzerinde etkide bulunmadý, daha sonra kurulan devletin BÝÇÝMÝ üzerinde etkide bulundu. Mustafa Kemal olmasaydý da Kurtuluþ Savaþý baþarýya ulaþýrdý ve Kazým Karabekir rahatlýkla Anadolu'daki hareketin liderliðini yapabilecek kapasiteye ve yeteneðe sahipti.


Mustafa Kemal'in "Cumhuriyet" biçimi altýnda oligarþik bir diktatörlük kurmasý, Kurtuluþ Savaþý'nýn gericileþmesinden baþka bir anlama gelmez. "Cumhuriyet" biçimi, sadece yeni oligarþik diktatörlük sistemini örten "incir yapraðý" rolünü oynuyordu. Gerçeklikte Cumhuriyet diye bir þey yoktu çünkü Mustafa Kemal de Erdoðan'ýn yaptýðý gibi , "kuvvetler ayrýmýný" tamamen ortadan kaldýrdý. Cumhuriyet'in ilan edildiði süreç ayný zamanda, kuvvetler ayrýmýnýn tamamen ortadan kalktýðý dönem oldu. Erdoðan'ýn sözde Avrupa Birliði'ne doðru giderken, kuvvetler ayrýlýðýný ortadan kaldýrmasý gibi! 


Mustafa Kemal üç temel odaða (Vahdettin, ona sadýk generaller ve Kürt Hareketi) karþý uyguladýðý komplolar ile Tek Adam ve Tek Parti diktatörlüðünü inþa ederken, ayný zamanda, tarihsel olaylarýn gerçek yapýsýný da bozarak ve Kurtuluþ Savaþý'nýn tamamen kendi eseri olduðunu ortaya koyan yanlýþ bir resmi tarih anlayýþý da oluþturdu. Osmanlý devletinin hazýrlamýþ ve uygulamýþ olduðu Kurtuluþ Savaþý stratejisini ve buna uygun olan taktik yapýyý tamamen kendisine mal ederek, olayýn gerçek kahramanlarýnýn rollerini gizleyen yeni bir tarih yazýmý oluþturdu. Mustafa Kemal tarihte hiç de haketmediði bir üne sahiptir!


Ýþin ilginç tarafý bu yanlýþ resmi tarih anlayýþý, çapsýz ve entellektüel derinliði olmayan tarihçilerin yetiþmesine neden olarak, zaman içerisinde Kemalistlerin ideolojik ve politik dinamiðini yokeden bir durumun oluþmasýna da yolaçmýþtýr. Eðer Kemalistler doðru bir tarih anlayýþýna sahip olsalardý, hemen "15 Temmuz Darbesi" sonrasý, Erdoðan'ýn kendilerine de "kazýk" atacaðýný anlarlardý. Erdoðan çok akýllý bir þekilde, 15 Temmuz Darbesi için Kemalistleri kullandý ve hemen sonrasýnda onlarla da ittifakýný sonlandýrarak, yakýn ve orta vadede Kemalistlerin de devletten tamamen tasfiye olacaðý bir siyasal çerçeveyi ortaya koydu. Aynýsýný Mustafa Kemal, Padiþah Vahdettin ve ona sadýk generallere yapmýþtý! Erdoðan bundan yüz yýl önce Padiþah Vahdettin ve ona sadýk olan generallere yapýlan komplonun aynýsýný Kemalistlere yapmakta ve onlarýn intikamýný almaktadýr.Hiç kuþkusuz Erdoðan'ýn tarih bilinci Kemalistlerden çok daha üstündür ve  eylemleri daha fazla tarihten  esin almaktadýr. Erdoðan gözümüzün önünde Kemalizmi paramparça etmektedir.


Tam da bu noktada küçük bir parantez açarak, Kemalizmi tarihsel yerine yerleþtirmeye çalýþalým. Kemalizm iddia edildiði gibi yeni bir ideoloji mi yoksa kendisinden önceki bazý ideolojik yapýlarýn farklý bir biçimde devamý mýdýr? Kemalizm, ÝTC'nin sað ve sol kanadýnýn Türklük biçiminde bir sentezinden baþka bir þey deðildir.Mustafa Kemal ÝTC'nin sol kanadýndan bazý Batýcý fikir ve reformlarý , sað kanadýndan da Türklük ve bürokratik diktatörlük ile ilgili fikirleri devralarak bir sentez yapmýþtý. Zaten Kurtuluþ Savaþý öncesi de siyasal pozisyon olarak ne Hürriyet ve Ýtilaf Partisi ile ne de ÝTC ile birlikteydi ama her iki kesim ile de flört ediyordu.Kemalizm ÝTC'nin sað ve sol kanadýnýn tam ortasýnda yeralýyordu ve iki kanattan da ideolojik olarak besleniyordu.


Kurtuluþ Savaþý'ndan sonra, Mustafa Kemal Padiþah Vahdettin ve ona sadýk generalleri tasfiye ettikten sonra, bu orta konum konsolide oldu ve yeni devlet daha fazla ÝTC'nin sol kanadýndan uzaklaþarak, ÝTC'nin sað kanadýna doðru  yaklaþmýþtýr. Devletteki bu "eksen kaymasý"nýn ise ilericilik ile uzaktan yakýndan alakasý yoktur.


Padiþah Vahdettin, ona sadýk generaller,Hürriyet ve Ýtilaf Partisi ile bunlara yakýn olan liberaller, ÝTC'nin sol kanadýný temsil ediyorlardý. Kemalizmin bu kesimleri tasfiyesi ile iktidar ÝTC'nin orta katmanýný temsil eden kliðin eline geçti.Bu  klik, siyasal iktidarý Birinci Dünya Savaþý sýrasýndaki Enver ve Talat'ýn ÝTC'sine biraz daha yaklaþtýrdý. Padiþah Vahdettin ve ona sadýk generallerin tasfiyesi ile iktidarý ele geçiren Kemalizm, ileriye doðru deðil geriye doðru bir harekettir.


Mustafa Kemal'in tasfiye ettiði bu kesimler, Osmanlý'da laikliði ve Batý yaþam tarzý ve düþüncesini de temsil etmekteydiler.Bu kesimlerin "dinci-þeriatçý" olduklarý sadece Kemalistlerin uydurmasýdýr.Mustafa Kemal bu kesimleri siyasal olarak bastýrdý ama onlarýn Batýcý bazý düþüncelerini de almayý ihmal etmedi.


Bugün Erdoðan Padiþah Vahdettin'e sahip çýkarken, onu düþünsel olarak deðil sembolik olarak ele almaktadýr.Vahdettin'in daha çok "Sultan"ya da Padiþah konumu onu ilgilendirmektedir.Daha yakýndan bakýldýðý zaman Padiþah Vahdettin'in düþünceleri Erdoðan'ýnkiler ile zýttýr.Erdoðan Enverci ve Talatçýdýr ama Vahdettin her ikisinden ve çizgilerinden de nefret ederdi. Kemalizmin Padiþah Vahdettin ve ona sadýk generalleri "ihanet" ile damgalamalarý ve böyle bir tarihsel algý oluþturmalarý, bu kesimlerin bugün ona karþýt ideolojik ve siyasi eðilimler (AKP ve MHP gibi) tarafýndan sahip çýkýlmasýna neden olmuþtur.


Þimdi sorulmasý gereken soru þudur: Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluþ döneminde yaþananlarýn günümüz ile ama özellikle de Erdoðan'ýn "15 Temmuz Darbesi" ile iliþkisi nedir? 


Bu sorunun doðru cevaplanmasý ayný zamanda bundan sonra "Erdoðan'ýn yol haritasý"nýn  kodlarýný da bize verecektir.Az yukarýda Mustafa Kemal'in tarihte hiç de haketmediði bir tarihsel üne sahip olduðunu ve bu ünün ise çarpýtýlmýþ bir tarih anlayýþýnýn ürünü olduðunu belirttik. Bu çarpýtýlmýþ tarih anlayýþý ise sadece Kemalist bürokratik diktatörlüðü besleyen bir ideolojik yapýnýn ortaya çýkmasýna neden olmuþtu. Ýþte Erdoðan önümüzdeki süreçte, Mustafa Kemal'in gerçek tarihsel yapýsýný ortaya koyarak ve onun tarihsel itibarýný yokederek, CHP'nin ideolojik çöküþünü hazýrlayacaktýr. 


Mustafa Kemal'in gerçek tarihsel yapýsýnýn ortaya konulmasý ve itibarýnýn zayýflatýlmasý ile Erdoðan'ýn yeni bir "ideolojik manipülasyon" yaratmasý elele gitmektedir/gidecektir.Erdoðan Mustafa Kemal'in gerçek tarihsel rolü ve yapýsýnýn ortaya konulmasý ile  yeni bir ideolojik söylemi birleþtirecektir ve bu söyleme göre, devlet ve iktidar bundan yüzyýl önce Mustafa Kemal ve arkadaþlarý tarafýndan gaspedilmiþti ve gaspedilen tekrar geri alýnmaktadýr. Bu ideolojik söylem ve mantýk, ayný zamanda Erdoðan ve çevresi tarafýndan yapýlan yolsuzluklarýn da toplum nezdinde aklanmasýný da getirecektir. Çünkü bu mantýða göre, çalýnan bir þey yoktur, "çalýnanýn" tekrar ele geçirilmesi söz konusudur.Þimdi eðitim sisteminin niçin tamamen  Ýmam Hatipleþtirilmek istendiði anlaþýlmaktadýr.


Erdoðan'ýn Ýmam Hatip okullarý ve TÜRGEV ile eðitim sistemine yoðun bir þekilde yatýrým yapmasýnýn altýnda, yeni ve genç kuþaklarý yeni bir ideolojik yapý ve söylem temelinde "formatlamak" amacý yatmaktadýr.Bu yeni söylem ve ideolojik yapý temelinde genç kuþaklar eðitildiði zaman,Erdoðan ve AKP'nin bütün toplumsal pratikleri de "meþru" hale gelmiþ olacaktýr. Kitlelerin geçmiþ tarihsel olay ve olgulara bakýþ açýsýný deðiþtirdiðiniz andan itibaren,  bugünkü olumsuz  politikalarýn ve ahlak dýþý iþlerin hepsini kabul ettirmeniz mümkündür ve bu noktada Erdoðan ne yaptýðýný çok iyi bilmektedir.


Gelecek süreçte Erdoðan ve AKP'nin CHP'ye Mustafa Kemal üzerinden büyük bir darbe vurmasýyla, CHP'nin ideolojik ve politik bir krize sürüklenmesi kaçýnýlmazdýr.CHP'deki bu kriz iki kesimin (ulusalcý ve sosyal-demokrat) ayrýþmasý ile sonuçlanacaktýr.Erdoðan HDP ve PKK'ye büyük bir darbe vurduktan sonra CHP'ye karþý saldýrýya geçmek istemektedir. Çünkü aksi taktirde, olaylar ters teperek karþýsýnda büyük bir toplumsal cephenin oluþmasýna neden olabilir.Erdoðan er ya da geç CHP'nin bölünmesi politikasýna geçecektir ve bu bir zaman meselesidir! 


Devrimci hareketin bu gelecekteki olaylardan yararlanabilmesinin tek yolu, devrimci(stratejik)-liberal(taktik) ideolojik ve siyasal hegemonya oluþturabilmesine baðlýdýr. Bu noktada PKK ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ýn düþünce ve deneyimleri ve yine bununla birlikte Ýtalyan komünist Antonio Gramsci'nin fikirleri devrimci harekete bir esin kaynaðý olabilir.


Erdoðan'ýn 15 Temmuz darbesinde aslýnda en büyük darbeyi Fethullah Gülen Cemaati ile birlikte Kemalistler ve CHP yedi.Sahte darbe ile iktidarý tam ele geçiren Erdoðan ve AKP, Kemalistleri ve CHP'yi toplumsal ve siyasi yönden tamamen savunmasýz hale getirdi. Erdoðan'ýn CHP'yi kandýrmasý ise Ordu içerisindeki faþist Kemalist generaller aracýlýðýyla oldu. Darbede Kemalist generallerin Erdoðan ve AKP ile hareket etmesi (kaldý ki beraber tertiplediler) , CHP'nin belirli bir süre hareketsiz ve hatta iktidara yamanmasýna neden oldu. Erdoðan darbeden hemen sonra, Gülen Cemaati ile yaptýðý gibi Kemalistlerle  de ittifaký hemen kopararak ve onlara karþý siyasi önlemler alarak yakýn ve orta vadede Kemalistlerin tamamen tasfiye edilmesine götürecek bir dönemin kapýsýný araladý. Örneðin Genelkurmay Baþkaný ve Kuvvet Komutanlarýnýn birbirinden ayrýlmalarý ve Harp Akademileri'nin tamamen kapatýlarak, AKP'nin direk güdümüne girmesi olaylarý, her iki kesimin ortak anlaþmasýnda yoktu. Bu önlemlerden sonra Kemalistler çýðlýk atsalar da , Yürütme ellerinde olmadýðý için fazla direnecek durumda deðillerdi. Yürütme'nin gücü karþýsýnda ayný çaresizliði, Kurtuluþ Savaþý sonrasýnda Padiþah Vahdettin, Ergenekon Komplosu sonrasýnda da Fethullah Gülen yaþadý. Buradan çýkan sonuç, politik hegemonyayý elinde bulunduran gücün ayný zamanda olaylarýn gidiþatýný belirleme gücüne de sahip olduðudur.Onun için Lenin Ekim Devrimi'ne doðru giderken, yarý-proletarya ile  "özel ittifak" kavramýný ortaya attý ve buna göre Bolþevik Parti iktidarý sadece ve sadece hegemonyayý elinde bulundurduðu müddetçe, Sol Sosyalist-Devrimciler ile paylaþacaktý. Çünkü Bolþevik Parti'nin bu sonuncularý arkasýnda sürükleyebilmesi, bu hegemonya gücüne baðlýydý. Gerek Kurtuluþ Savaþý'ndan hemen sonra gerekse de günümüzde Erdoðan'ýn Gülen Cemaati ve Kemalistler ile iliþkisinde de olan bunun birer benzerleridir.


Erdoðan ve AKP'nin sürekli olarak iktidarýný konsolide etme ve topluma karþý gerici bir þekilde daha da kapsamlý saldýrmalarý karþýsýnda, CHP ve Kemalistler çaresiz bir profil sergilemektedirler. Olaylarý durduracak güçleri olmadýklarý gibi, kendilerinin paramparça olmalarýna götürecek sürecin kapýsý da aralanmýþ durumdadýr. 15 Temmuz Darbesi'nde Erdoðan'a yamanan Kemalistler ve CHP, giderek daha da sefil bir duruma ve kendi sonlarýný bekler bir duruma  düþmüþlerdir. Bunun nedeni ise, yüzyýldan beri inþa etmiþ olduklarý yanlýþ resmi tarihtir.Bu yanlýþ resmi tarih,onlarýn ideolojik ve politik olarak savunmasýz kalmalarýna neden olarak önce iktidardan düþmelerine sonra da tasfiye olmalarýna neden olmaktadýr/olacaktýr.




|
_ _