 "16 NÝSAN" VE "SONRASI" (*) K.Erdem 16 Nisan referandumu ya da diðer adýyla "Anayasa Deðiþikliði Referandumu", iktidar açýsýndan "uzun bir darbe maratonu"nun son halkasý gibidir. Baþkanlýk Sistemi biçiminde bütün iktidarýn hukuki olarak tek elde toplanacaðý ve bu temelde, tepeden týrnaða yeni bir faþist rejimin resmî olarak kurumsallaþacaðý bir dönüþümü temsil etmektedir. Olaylarýn bu noktaya kadar gelmesi yani yumurtanýn kapýya dayanmasý dahi bir ülke için korkunç bir durumdur. Bir ülke için , varolan seçeneklerden en kötü olanýnýn gerçekleþmesi, o toplumdaki ilerici güçlerin düzeyini ele vermesi açýsýndan da bir göstergedir. Bugün Türkiye'deki devrimci ve demokratik güçler, iþlemiþ olduklarý "büyük tarihsel günahlarýn" bir tür bedelini ödemektedirler. Bugün devrimci ve demokratik güçler için en önemli mesele, "16 Nisan"ý "sonrasýna" nasýl baðlayacaðýný bilmemektir. "16 Nisan" iktidar açýsýndan bir "bonus" mü yani kaybetse de varolaný koruduðu bir politik hamle mi olacak yoksa bedeli aðýr politik bir manevra mý olacaktýr? Bunu belirleyecek olan devrimci-demokratik muhalefet olacaktýr. Çünkü devrimci-demokratik muhalefetin dýþýnda, bu bedeli Erdoðan ve AKP'ye ödetecek hiçbir muhalefet odaðý bulunmamaktadýr. Ýster referandumda Evet çýksýn isterse de Hayýr çýksýn, 16 Nisan, "sonrasý"na, faþist diktatörlüðün yýkýlmasý perspektifi ile baðlanmaya çalýþýlmalýdýr. Bu ise rejime karþý kapsamlý savaþ politikasýný zorunlu hale getirmektedir. Zaten Erdoðan ortaya koymuþ olduðu politika ile sistemin yasal sýnýrlarýný hem hukuki olarak hem de uyguladýðý devlet terörü aracýlýðýyla giderek yoketmiþ ve muhalefete silahlý mücadelenin dýþýnda baþka bir yol ile iktidara gelme olanaðýný býrakmamýþtýr. Erdoðan komplolar ile örmüþ olduðu siyasal iktidarýný, devletin bütün imkanlarýný "yasadýþý" bir þekilde kullanarak seçimler aracýlýðýyla hukuki bir biçime sokmaktadýr. Hukuki biçime sokulan "darbe mekaniði" ise demogojik bir þekilde "demokratik söyleme" çevrilerek, toplumda bir ideolojik hegemonyaya dönüþtürülmekte ve bu temelde muhalefet pasifize edilmektedir. Erdoðan'ýn yöntemi çok karmaþýk görünmesine karþýn oldukça basittir: Yumuþak araçlar (seçimler, devletin bütün imkanlarý, diplomasi vs.) ile toplumda ideolojik hegemonya oluþturulmaya çalýþýlýr ve bu çabalarýn yetmediði yerde (7 Haziran Genel Seçimleri gibi) ise devlet terörü (her biçimi ile komplolardan, IÞÝD üzerinden sipariþ terör eylemlerine kadar) birleþtirilerek toplum sindirilmeye ve tercihlerinin yönü deðiþtirilmeye çalýþýlýr. Burada bütün mesele, devletin bütün þiddet unsurlarý yasadýþý bir þekilde halka karþý kullanýlýrken, muhalefetin bunu dengeleyememesidir. Erdoðan'ýn gücünün kaynaðý "sert güçlerdeki" bu dengesizliktir ve bu dengesizlik ortadan kalkmayana kadar da, iktidarýnýn güvende olduðunu çok iyi bilmektedir. Kuzey Kürdistan'ý ve PKK'yi dýþta tutarsak, Türkiye'de gerçek anlamda bir silahlý mücadele pratiði yoktur. Potansiyeli ve imkaný olmasýna karþýn, silahlý mücadele hem politik olarak dar bir temelde hem de stratejik ve taktik olarak oldukça yetersiz ele alýnmaktadýr. Türkiye'de silahlý mücadele çok kýsa bir zamanda hemen örgütlenemeyeceðine göre, Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye Devrimci Hareketi'nin bu noktada birlikte hareket etmesinden baþka bir yol bulunmamaktadýr. Zaten iki hareket hem legalde (HDK ve HDP) hem de illegalde (HBDH-KBDH) güçlerini birleþtirmiþ durumdadýrlar. Ama 7 Haziran sonrasý pratik de gösterdiði gibi, bu çabalarýn baþarýsý doðru bir küresel, bölgesel ve ulusal stratejik konumlanma ve de buna uygun taktik bir yapýnýn belirlenmesi ile mümkündür. 16 Nisan'ý "sonrasý"na doðru bir þekilde baðlamak ancak 7 Haziran ve sonrasýndaki hatalarý tekrarlamamakla mümkündür. Bu noktada PKK stratejik bir yere sahiptir ve içinden geçtiðimiz süreçte onun dýþýnda olaylarýn gidiþatýnýn yönünü deðiþtirecek bir güç bulunmamaktadýr. Erdoðan ve AKP'nin ve yine onlara yamanan Devlet Bahçeli'nin 16 Nisan referandumu, halka açýlan savaþýn derinleþmesi anlamýna gelmektedir. Ýster referandumda Evet çýksýn isterse de Hayýr çýksýn, onlar açýsýndan halka karþý savaþýn týrmandýrýlmasý zorunlu ve kaçýnýlmazdýr. O zaman devrimci hareketin bu savaþa en iyi þekilde hazýrlanmasý gerekmektedir. O halde devrimci hareketin ama özellikle de PKK'nin 7 Haziran sonrasý temel hatasý ya da hatalarý neydi? "1 Kasým Dersleri" adlý makalede bu hatalarý ayrýntýlý bir þekilde ele almýþtýk. Ama burada konumuz ile baðlantýlý olarak bu noktalarý kýsaca da olsa tekrar ele alalým ve bu sefer Kürt Halk Önderi Sayýn Abdullah Öcalan'ýn konuya nasýl yaklaþtýðýný da belirtmeye çalýþalým. Çünkü 1 Kasým 2015'ten sonra, Sayýn Öcalan'ýn Ýmralý Heyeti ile olan görüþmeleri kitap olarak yayýnlandý ve bu kitapta Sayýn Öcalan'ýn Erdoðan ve AKP karþýsýndaki stratejisinin ve siyasetinin ipuçlarýný bulmak (bununla ilgili ayrý ve ayrýntýlý bir makale yazacaðýz) mümkündür. Bu kitaptaki bazý bilgiler, Sayýn Baþkan Öcalan'ýn görüþleri ile bizim "1 Kasým Dersleri" adlý makalemizde belirttiðimiz hususlarýn birbirlerini desteklediklerini göstermektedir. Onun için 16 Nisan'ý "sonrasý"na, doðru bir þekilde baðlayabilmek için, Sayýn Baþkan'ýn 7 Haziran sonrasý için "ne düþündüðünü ve ne yapmak istediði"ni önce analiz etmeye çalýþalým.
Önce þu soruyu soralým: Sayýn Baþkan Öcalan için "Barýþ Süreci Gerçekten Ne Anlama Gelmektedir?" Bu soruyu baþka bir soru ile tamamlamak gerekir: "Baþkan Öcalan, Barýþ Süreci ile Türk devletiyle Kürdistan'ýn diðer paraçalarýnda PKK'nin ellerinin ve kollarýnýn serbest kalmasý için uzun yýllara yayýlacak bir anlaþma mý aramak istemektedir yoksa bu süreç ile baþka bir þey mi hedeflemektedir?"
Bu sorularýn doðru yanýtlanmasý, Sayýn Baþkan'ýn diðer olgu ve olaylarý (Erdoðan, AKP, faþist diktatörlük, demokratik devrim, sert ve yumuþak güçlerin birliði, stratejik öncelik vs.) nasýl deðerlendirdiðinin ipuçlarýný da verecektir.
Þimdilik fazla detaya girmeden ve konuyu daha kapsamlý olarak baþka makalelerde tartýþmayý saklý tutarak, çok kesin bir þekilde þu sonucu çýkarabiliriz: Barýþ Süreci'ni Sayýn Öcalan, genel olarak faþist diktatörlüðü ve özel olarak da Erdoðan ve AKP iktidarýný yýkmak için gerekli güçlerin toparlandýðý bir dönem olarak ele alýyordu. Barýþ Süreci, Erdoðan ve AKP'nin ve de bununla birlikte faþist Türk devletinin yýkýlma sürecidir. Dýþarýdan bakýldýðý zaman çok paradoksal görünmesine karþýn, Barýþ Süreci hem Öcalan açýsýndan hem de Erdoðan açýsýndan birbirlerini tasfiye sürecidir ve iki lider bu gerçeði çok iyi bilmektedirler.
"Ýmralý Notlarý" kapsamlý okunduðu ve "sindirildiði" zaman, Sayýn Baþkan'ýn 2003 - 2011 arasý uygulamak istediði stratejiyi de "AKP'nin kapsamlý analizinden sonra deðiþtirdiði" görülmektedir. 2003- 2011 dönemi, Türkiye'nin AB'ye üye olmak için reform yapacaðý beklentisi üzerine oturuyordu ve bu temelde Sayýn Baþkan "PKK'nin yumuþak ve sert güçleri"ni devletin demokratik dönüþümünde bir tür "baský unsuru" olarak düþünüyordu. Ancak AKP ve Gülen Cemaati'nin, Ergenekon Komplosu ile Kemalist Ordu'yu bastýrmalarýndan sonra, demokratikleþme yönünden adým atacaklarýna, diktatörlük ve PKK'yi tasfiye yönünde adým atmalarý ya da bu niyetlerini ortaya koymalarýný (ki Sayýn Baþkan Demokratik Ulus kitabýnda AKP'ye "Yeþil Faþizm" demekte ve Kemalistler'den daha tehlikeli olduðu tespitini yapmaktadýr) gördükten sonra Sayýn Baþkan, "Faþist Türk devleti ile taktik anlaþma aramak anlayýþýndan, Faþist Türk devletini TASFÝYE anlayýþý"na geçmiþtir. Faþist Türk devletini tasfiye politikasýnýn SÝYASAL ÝKTÝDARI ELE GEÇÝRME ile baðlantýlý olduðunu söylemeye ise gerek yoktur. Ancak buradaki bütün mesele, Sayýn Baþkan'ýn Dünya Devrimci Hareketi içerisinde ya hiç olmayan ya da ender görünen bir yöntem izlemesidir. Zaten kendisi "Ýmralý Notlarý"nda, Heyet ile "Türk Solu"na gönderdiði mesajýnda, bu süreçte eski metodlarý bir kenara býrakmak gerektiðini belirtir.
Abdullah Öcalan'ýn "siyasi planý" kavrandýðý zaman, bu planýn "yeni bir devrim anlayýþýna dayanan mükemmel bir plan" olduðu görülecektir. Sayýn Baþkan'ýn planýna göre, AKP Barýþ Süreci'ne devam ederse zaman içerisinde devrimci-demokratik hareketin yumuþak güçleri ve onu "her an destekleyen sert güçler" ile çözülecekti yokeðer Barýþ Süreci'ni sona erdirirse o zaman da "kapsamlý savaþ" ile desteklenen yumuþak güçler ile tasfiye edilecekti. Kýsacasý her iki durumda da tasfiye edilecekti. Bu bir tür, faþizmin tasfiyesine faþizmin kendisinin karar vermesi gibi bir þeydi. Bundan þu sonuç çýkmaktadýr ki, Türkiye demokratikleþmeyene ve bu demokratikleþme saðlam bir tarihsel ve toplumsal temele oturmayana kadar, PKK'nin "Stratejik Önceliði" Türkiye'dir.
Sayýn Öcalan'ýn 2003- 2011 stratejisinde, Türk devleti ile taktik anlaþma arama anlayýþý, Kürdistan'ýn diðer parçalarýnda ama özellikle de Doðu Kürdistan'daki (Ýran) mücadeleyi yükseltmeye baðlanmýþtý. Sayýn Baþkan yeni stratejide bu görünümü koruyarak, içeriðini deðiþtirmiþtir. Açýktan söylememesine (bu mümkün deðil) karþýn, yeni stratejide Türk devleti ile taktik anlaþma, aslýnda faþist Türk devletini yýkmak için "yumuþak ve sert güçlerin toplanma süreci"ne baðlanmýþtýr. Sayýn Baþkan, kýsmi olarak Rojava hariç, özellikle de Doðu Kürdistan için mücadeleyi ALDATMA aracý olarak kullanmaktaydý.
Sayýn Baþkan Barýþ Süreci'nin baþýnda PKK'nin Kandil Önderliði'ne þu mesajý vermiþtir: "A.Öcalan:Komisyonlar kurulacak. Hakikat Komisyonu da kurulacak. Akil insanlarýn denetiminde olacak. Çekilme o zaman olacak. Köylere geri dönüþ olacak. Bunlarý yapmazlarsa geri çekilme olmaz. "Çekilirsek gerilla biter" görüþüne katýlmýyorum. Çekildiðimiz alanda gerillayý daha da büyüteceðiz. Suriye var, Ýran var. Þu an Suriye'de elli bin, Kandil'de on bin, Ýran'da kýrkbin var. S.S.Önder: Sizin konumunuz ne olacak?
A.Öcalan: (Gülerek) Ne ev hapsi ne de af , bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacaðýz. Þunu bilin ki, bu hamlem komployu boþa çýkaracaktýr. Ben komployu aþýyorum. Baþarýlý olursam, ne KCK tutuklusu kalýr ne baþka tutuklu. Bu olmazsa elli bin kiþiyle halk savaþý olacak. Ölen ölecek, ben karýþýmýyorum. Yalnýz herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaþayacaðýz ne de eskisi gibi savaþacaðýz." (Abdullah Öcalan, Demokratik Kurtuluþ ve Özgür Yaþamý Ýnþa (Ýmralý Notlarý), s.26, Mezopotamya Yayýnlarý)
Bu sözlerin söylendiði görüþme 23 Þubat 2013 tarihlidir yani Barýþ Süreci'nin hemen baþý diyebiliriz. Bu dönemde Sayýn Baþkan'ýn iddia ettiði gibi PKK'nin Suriye'de ellibin ve Ýran'da kýrkbin gerillasý yoktur.Belki Kandil'de on bin olabilir. Zaten bir kaç ay sonraki görüþmede, Kandil Suriye'de onbeþbin gerillaya çýktýklarýný belirtir. Burada da görülmektedir ki, Öcalan Barýþ Süreci'nin sonuna kadar PKK'nin Kandil önderliðinden, Suriye'de ellibine, Ýran'da kýrkbine ve Kandil'de yedek olarak onbin gerillaya çýkmasýný istemektedir. Barýþ Süreci sonunda savaþ baþladýðý taktirde de, ellibin kiþilik bir gerilla gücü ile Türkiye'ye karþý savaþýlmasý gerektiðinden bahseder. Buradaki ilginç nokta, Ýran (40 bin) ve Kandil'deki (10 bin) gücün toplamýnýn ellibin yapmasý ve Ýran'a karþý konumlandýrýlmýþ görünen bu gücün aslýnda Türkiye'ye karþý konumlandýrýlmýþ olmasýdýr. Bu ellibinlik güç, Türkiye ve Kuzey Kürdistan'daki HDK, DTK , HDP ve DBP ile birbirine BAÐLI bir güçtür ve her iki taraf karþýlýklý olarak birbirlerini destekler ve beslerler.
"Ýmralý Notlarý"nda çok açýk olan þey, Sayýn Baþkan'ýn savaþ sanatýnýn doðasýna uygun olarak, "yumuþak" (HDK, DTK, HDP ve DTB) ve "sert" (gerilla kuvveti) güçlerin birbirlerine oranlarýna olaðanüstü derecede dikkat ettiðidir. Baþka bir þekilde ifade edersek eðer, yumuþak güçlerdeki bir yoðunlaþmaya uygun olarak ayný derecede sert güçlerde de bir yoðunlaþmanýn zorunlu olduðudur. Biri geliþirken diðeri zayýf kalmamalýdýr. Örneðin HDP yüzde onbeþlik bir oy potansiyeline ulaþtýðý zaman,onu destekleyecek gerilla gücü en azý ellibin olmalýdýr. Ýki gücün birbirleriyle oranlarýnýn yanlýþ kurulmasý (1 Kasým'dan sonra olduðu gibi) ya da birbirleriyle baðlarýnýn zamansýz kopartýlmasý, eðer düþman doðru yere yoðunlaþmýþ ve buraya azami bir güç birikimi yapmýþ ise her ikisinin ayrý ayrý kuþatýlýp ve bastýrýlmasýna neden olacaktýr. Çünkü savaþta SAYISAL ÜSTÜNLÜÐÜN yerini hiçbir þey tutmamaktadýr.
Konuyu fazla daðýtmadan sonuca doðru gidersek eðer, þu soruyu sormamýz gerekmektedir:Barýþ Süreci'nin sonucunda PKK, Kuzey'de niçin Sayýn Baþkan'ýn belirtmiþ olduðu elli bin gerilla gücüne çýkamamýþtýr?
Bu soruya verilecek doðru cevap, bütün politik ve askeri sorunlarýn çözümüne bizi götürecektir.
PKK'nin Kuzey Kürdistan'da ellibin gerilla toparlayamamasýnýn temel nedeninin, PKK'nin STRATEJÝK KUVVETLERÝNÝN, stratejinin prensiplerine aykýrý olarak, birbirlerini destekleyemeyecek bir biçimde üçe bölünmesi (Bakur,Rojava ve Rojhilat) olduðu su götürmez bir gerçektir. PKK'nin stratejik kuvvetlerinin "stratejik öncelik" prensibine aykýrý olarak üçe bölünmesi, PKK tarihinin gelmiþ geçmiþ en büyük hatalarýndan bir tanesidir ve bu hata tek PKK'nin baðýmsýzlýðýný deðil varlýðýný da tehdit etmektedir.
Ama bunun niçin böyle olduðu noktasýnda , kesin hüküm belirlemekten ziyade sadece varsayým yürütebiliriz. "Ýmralý Notlarý"nda bu nokta ile ilgili olarak bazý ipuçlarý vardýr. Bu ipuçlarýndan bir tanesi, PKK'nin Kandil Önderliði'nin, 2003 -2011 arasý dönemdeki stratejiyi izledikleri izlenimini veren bir ipucudur. Yukarýda da belirttiðimiz gibi Baþkan Öcalan, 2011'e kadar yani HDK ve HDP projesinden önceye kadar, Türkiye'nin AB'ye üye olacaðýný varsaydýðý için PKK'nin stratejik önceliðini Ýran'a çevirmiþti ve PKK'yi de Türkiye üzerinde baský unsuru olarak düþünmüþtü.Ancak AKP'nin 2011'den sonra faþist bir çizgiye kaydýðýný ve AB ile Barýþ Süreci'ne yaklaþýmýnýn taktik olduðunu bilince çýkarttýktan sonra, Türkiye'de "büyük bir sosyal-demokrat yýðýnýn" lidersiz kaldýðý gerçeði ortaya çýkýnca, PKK'yi Türkiye'de baský unsuru olmaktan "iktidarý ele geçirmenin temel unsuru" olmaya çevirdi. Bu yeni strateji, devrimci ve demokratik güçlerin büyümesini ve geliþmesini zorunlu kýlýyordu,ki bunun tek bir yolu vardý: Demokratik ortamýn geliþimi ve güçlenmesi. Bu ise ateþkes ile mümkündü. Muhtemelendir ki, PKK'nin Kandil Önderliði, Baþkan'ýn bu yeni stratejisini yani Barýþ Süreci'ni hem legalde (yumuþak güç) hem de illegalde (askeri güç) güçlerin Türkiye'ye KARÞI büyütülmes süreci olarak anlamadý ve eski stratejiye uygun olarak Kürdistan'ýn diðer parçalarýndaki mücadeleyi yükseltmeye baðladý.
Bunun en önemli emaresi, PKK'nin Kandil Önderliði'nin Sayýn Baþkan'a Ýmralý Heyeti aracýlýðýyla yapmýþ olduðu tavsiye ya da istektir. Kandil Öcalan'a Türkiye ile görüþmelerde ve olasý bir çözüm durumunda, Anayasa'ya Kürtlerin statüsünü koyma ve bunun devlet tarafýndan kabul edilmesi gerektiði önerisini götürür. Kandil bu öneriyi aþaðý-yukarý beþ defa gündeme getirir ama Baþkan bunu reddeder. Kandil'in bu "statü" önerisinin ve ýsrarýnýn, Türkiye devleti ile "uzun yýllara yayýlacak" olan bir taktik anlaþma anlayýþýnda olduðu izlenimine neden olmaktadýr. Bu durum muhetemelen (tabii ki sadece varsayýmdýr), Kandil'in Kuzey'de ezici bir askeri güce ihtiyaç olmadýðý anlayýþýna yolaçmýþ olabilir.
Halbu ki Baþkan'ýn yeni stratejisi, çok kýsa ve kestirme yoldan ve de uzun yýllara yaymadan faþist diktatörlüðü yýkma anlayýþý üzerine oturur. Bu strateji, yumuþak güçler ile faþist diktatörlüðün meþruluðuna darbe indirmek ve askeri güçler ile de indirilen gediði daha da açmak üzerine oturmaktadýr. Böylece devletin MERKEZÝ yapýsý çözülmüþ ve onun bastýrdýðý yýðýnlar serbest kalmýþ olacaktýr. Devletin merkezi yapýsýnýn çözüldüðü durumda da HDK , bir federal meclis ve DTK da Kürdistan'da bir yerel meclis biçiminde iktidar organlarý olarak ortaya çýkacaktý.
Bütün bunlarýn 7 Haziran'dan sonra olmamasý için hiçbir neden yoktu. Ýþte Sayýn Baþkan, Barýþ Süreci'ni "güçlerin toparlanmasý" ve "sonrasý"ný da "iktidarýn þiddet yoluyla ele geçirilme" süreci olarak düþünmüþtü.
Bir diðer varsayým ise, Kandil'in Sayýn Baþkan'ýn yeni stratejik perspektifini anladýðýný ama "elinden olmayan" nedenlerden dolayý (örneðin Rojava'daki geliþmeler) bunu gerçekleþtiremediði varsayýmýdýr.
Öcalan'ýn Ýmralý Heyeti ile yapmýþ olduðu son görüþmede Rojava'daki geliþmeler Heyet tarafýndan kendisine þöyle aktarýlmýþtýr: "Ý.Baluken: Rojava konusunda bilgilendirme yaptýlar (yani Kandil-KE). Amerika ve Ýngiltere baþta olmak üzere Batýlý güçlerin Rojava üzerinde ciddi planlarýnýn olduðunu ifade ettiler.
A.Öcalan: Nasýl planlar?
Ý.Baluken: ABD ve Ýngiltere Rojava'ya siyasi müdahale etme , KDP'yi güçlendirme ve Güney'in parçasý haline getirmeyi amaçlýyor. Oslo görüþmesini yapan ekip de bu iþin içindedir.
A.Öcalan: Aslýnda o Ýsrail'dir, hýzla girmek istiyor. Burayý KDP'nin etkisi altýnda devletleþtirmek istiyorlar. Güvenlik çok ciddi tehlike altýndadýr.
KGM: Bu sürece dahil olmak istediler. Biz kabul etmedik. Amerika Kandil'e gitti. Bu görüþmeden sonra Kandil de bir açýklama yaptý. Üçüncü göz olsun dedi.
A.Öcalan: Kandil de, PYD de KDP'nin kontrolüne girmeyecek. Barzani'nin kontrolüne girmiþ güçler tehlikelidir. Bu çizgiye karþý büyük savaþým var. Demokrasi ilaçtýr , kardeþlik ilaçtýr. (...)
Ý.Baluken: Üçüncü bir güç olarak KDP ve KCK'yi sözde bir araya getirecekler. Demokratik özerkliði ve kanton sözleþmelerini ortadan kaldýracaklar. Güney'deki gibi federal bir yapý öngörüyorlar.YPG'nin yapýsýný tartýþýyorlar. ENKS'yi nasýl askeri güce dahil edebiliriz diye dayatýyorlar.ENKS ve KDP bu planýn bir parçasýdýr.ENKS bir kaç gün önce yapýlan Rojava'daki seçimlere katýlmadý. Askerlik Kanunu'nu tanýmadýðýný söyledi.Bütün bunlar ciddi bir planlamanýn devrede olduðunu gösteriyor.Bu konuda PYD'ye "PKK'yle aranýza mesafe koyun" þeklinde dayatmalarý var.Görüþmelerde sýk sýk PKK ve Önderlikle olan iliþkiden rahatsýzlýk belirtiliyor." (a.g.e.s.453)
Bu görüþmenin olduðu tarih,14 Mart 2015'tir yani Ýmralý Barýþ Heyeti ile yapýlan son görüþmedir ve bu görüþmeden sonra Sayýn Baþkan tecrite alýnmýþ ve Erdoðan 7 Haziran seçimlerinden önce savaþ tamtamlarýný çalmaya baþlamýþtýr. O günden bugüne de zaten Heyet ile görüþme olmamýþtýr.
Burada da görüldüðü gibi olaylar çok nettir.2014'ün sonlarýnda IÞÝD'i Rojava'ya saldýrtanlar Batý Emperyalistleridir ve amaçlarý Rojava'yý alýp KDP'ye vermek ve PYD'yi de PKK'den koparmak ve KDP'ye yedeklemektir. Ekim 2014'de IÞÝD'in en þiddetli saldýrýlarýnýn olduðu dönemde ve Kobani'nin düþmesine ramak kaldýðý dönemde de Batý Emperyalistleri PKK'ye Duhok Anlaþmasý'ný KDP üzerinden sundular.PKK Duhok Anlaþmasý'ný ya kabul edecek ve Rojava elde kalacaktý ya da reddederek Rojava düþecekti. Heyet'in yukarýdaki aktarýmlarýnda bu durum yoktur ama geliþmeler geniþ ölçekte deðerlendirildiðinde böyle bir durumun olduðu görülür.
Batý'nýn dayatmasý karþýsýnda PKK'nin Kandil Önderliði, Duhok Anlaþmasý'ný bizim kanaatimize göre (elbette ki sadece varsayým) kabul etti. Ýþte PKK'nin Rojava'yý elde tutmasý ile Erdoðan'ýn saldýrganlýðý arasýnda bir iliþki mevcuttur. Çünkü Rojava'nýn elde tutulmasý,PKK'nin stratejik kuvvetlerinin bölünmesi anlamýna geldiði için,Erdoðan'ýn Kuzey'de PKK'ye açacaðý kapsamlý bir savaþ durumunda PKK'nin zayýf kalacaðý anlamýna geliyordu. PKK hem Rojava'yý elde tutarak hem de Kuzey'de Erdoðan ve Türkiye karþýsýnda direnemezdi. Zaten öyle de oldu.
PKK'nin Kandil Önderliði'nin Batý ile anlaþtýðýný gören Erdoðan, Mart 2015'ten itibaren savaþý kýþkýrtmaya ve 7 Haziran'dan sonra da PKK'ye karþý topyekün savaþa geçti. Rojava ve Ortadoðu'daki geliþmeleren dolayý Kuzey'de az bir gerilla gücü bulunduran PKK, Erdoðan Kuzey'de topyekün savaþa baþvurduðu zaman, güç dengesini MÝLÝS KUVVETLERÝ oluþturarak kapatmaya çalýþtý. Ama gerillanýn eðitim ve taktik-teknik kabiliyetine sahip olamayan milis kuvvetleri devlet tarafýndan acýmasýzca ezildi.
Manzara çok nettir.
PKK Önderliði olaylarý nasýl analiz ederse etsin en önemli sorun, PKK'nin stratejik kuvvetlerinin tek bir noktaya yýðýlarak sonuç almadan ziyade, üçe bölünmesi ve Erdoðan'ýn da bunu fýrsat bilerek PKK ve onunla birlikte de Türkiye devrimci ve demokratik hareketine darbe vurulmasý sorunudur.
Olaylarýn kýsa sürede devrimci ve demokratik hareket lehine dönebilmesi için, PKK'nin Kuzey'e ezici bir güç yýðmasý gerekmekte ve bunun önündeki engelleri de yerinde taktikler ile bertaraf etmesi gerekmektedir. Ama PKK'nin þu an Ortadoðu'daki daðýlýmý bu manzaradan çok uzaktýr ve görünen odur ki, 16 Nisan'dan sonra da Erdoðan'ýn önü açýktýr.
Buradan çýkan sonuç þudur, artýk Türkiye devrimci hareketinin, yeni bir politika temelinde, Erdoðan ve faþist devlet karþýsýnda güç (þiddet) dengesini tekrar kurmasý ve bunu da iktidar mücadelesine akýllý bir þekilde baðlamasý gerekmektedir. Bu siyasi ve askeri boþluk doldurulmayana kadar, Erdoðan ve AKP'nin devrilmesi ya da genel olarak faþist diktatörlüðün devrilmesi mümkün deðildir.
Devrimci ve demokratik hareket açýsýndan "16 Nisan"ýn "sonrasý"na baðlanmasý, "barýþçýl" ve "þiddet" araçlarýnýn doðru bir þekilde birbirine baðlanmasýyla mümkündür. Biri olmadan diðeri eksik kalacaktýr. Önce "Hayýr"ý güçlü bir þekilde örgütlemek ve bu temelde Erdoðan'ýn elinden meþruluðu almak gerekmektedir.Hayýr'ýn referandumda çýkmasý sonrasýnda da onun üzerinde istifa baskýsýný kurarak ve þiddeti de bu temelde kapsamlý olarak devreye sokarak onu ve iktidarýný yýkmak gerekmektedir.
Referandumda Evet çýkmasý durumunda da, ayný taktiðe baþvurulabilir. Çünkü Erdoðan ve AKP yasadýþý bir þekilde referandum yürütmektedirler ve devrimci demokratik hareketin bu sonucu kabul etmemesi de çok doðaldýr ve "hileli seçim" yürütüldüðü için de þiddete baþvurabilir. Kýsacasý her iki durumda da, kapsamlý þiddetin devreye girmesi zorunludur ve bunun tek yolu da PKK'nin Kuzey'e ezici olarak güç yýðmasýdýr,ki Sayýn Baþkan bu güç sýnýrýný ellibin olarak belirlemiþtir.
Bunun dýþýnda kýsa dönemde olaylarýn ve güç dengesinin genel olarak devrimci ve demokratik hareket lehine dönmesi mümkün deðildir. Kýsa dönemde devrimci ve demokratik hareket PKK'nin gücüne baðýmlýdýr ama PKK'nin yanlýþ bir yolda ilerlemesi ve ayaðýna gelen iktidar fýrsatýný (7 Haziran sonrasý ve 16 Nisan referandumu sonrasý) iki defa tepmesinin ciddi tarihsel sonuçlarý olacaktýr.
Bu noktada Türkiye devrimci ve demokratik hareketine düþen görev, yeni bir devrimci þiddet hareketinin Batý'da nasýl örgütleneceði üzerinde kafa yormak ve bunun mücadelesini vermektir.
(*) Bu makale “16 Nisan Referandumu” öncesi yazýldý ve yayýnlanmak için Sendika.org sitesine gönderildi.Ancak site üzerinde devletin aðýr baskýsý nedeniyle yayýnlanmasý uygun görülmedi ve biz de bu durumu anlayýþla karþýlýyoruz. DB
|