[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 67 (4) }
| Devrimci Bülten

ERDOĞAN'IN "15 TEMMUZ DARBESİ"  VE  PSİKOLOJİK SAVAŞ (II)

K.Erdem 



Bu noktaya biraz daha yakından bakalım.

 

Kitlelerin inanç yapılarının önce sorunlu hale gelmesini ve daha sonra da az çok dağılmasını sağlamak öyle sanıldığı kadar kolay bir iş değildir.Zaten bu durumun ne kadar zor olduğunu belirtmek için Albert Einstein, "İnsanların önyargılarını parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur." ifadesini kullanmıştır.

 

Bireylerin gerek günlük yaşamlarında gerekse de toplumsal yaşamlarında neredeyse kalıplaşmış diyebileceğimiz bazı tutumları vardır:Bir kişinin eşine karşı,çocuklarına karşı, arkadaşlarına karşı,komşularına karşı,politikaya karşı, doğaya ve hayvanlara karşı tutumu vs. en genel ifade ile tutum, insanın doğa karşısındaki bilinç durumudur.Emek insanın doğa ile mücadelesi olduğuna göre,insanın genel tutumunu oluşturan davranışlarının, onun doğa karşısındaki genel bilincini yansıtması zorunludur.

 

İnsanlar bilinç durumlarına göre davranışlar sergilerler ve tutumları bilinç ve davranışlarının bütünü olarak ortaya çıkar.Bu noktada tutumu, bilinçten davranışa kadar uzanan ve içiçe geçmiş bir çok sürecin ya da aşamanın bir toplamı olarak incelediğimiz zaman, tutum değişiminin nelere bağlı olduğunu da anlamış oluruz.

 

"...tutumun oluşmasında davranışsal,duygusal ve zihinsel öğelerin birbirleriyle tutarlı bir ilişki içinde olmaları gerekir." (Prof.Metin İnceoğlu,a.g.e.s.10)

 

Zihinsel öğe yani bilinç, tutumun duygusal ve davranışsal boyutunu belirler ve bu sonuncular nihai temelde bilincin durumuna bağlıdırlar.Her duygusal ve davranışsal boyutun, bilincin belirli bir düzeyine tekabül ettiğini ve bilincin tutumun nedenini,davranışsal ve duygusal boyutun da onun sonucunu oluşturduğunu ileri sürebiliriz. Bilinç davranışa yön vermeden önce kendi içerisinde bir çok aşamadan geçer.

 

Bir insanın davranışına yön veren iradedir.Ama bu iradenin ortaya çıkabilmesi için karar alma sürecinin gerçekleşmesi gerekmektedir.Karar alma ise düşünme sonucunda ve de özellikle bu düşüncenin akılsal boyutunda gerçekleşen hesap ve çıkarsamalar sonucunda gerçekleşir.Ama karar almaya götüren düşünme süreci,bilgilenme süreciyle bağlantılı olduğu için,dış dünyanın etkilerine açık haldedir.

 

Bir kişi düşünme sürecinde yeni boyutları,sürekli olarak dış dünyadan aldığı bilgiler sayesinde elde eder.Düşünme süreci ile bilgilenme süreci içiçe geçen bir yapıya sahiptir.Kişi toplumsal sorunlarla ilişkili olan bilgiyi iki şekilde eder. Bunlardan ilki kişinin başka bireylerle yüzyüze olan ilişkilerinde elde edilen bilgidir.Buna organik ilişkiden kaynaklanan bilgi de diyebiliriz.Diğeri ise kitle iletişim araçlarından elde edilen bilgidir.Kişinin bilgilenme sürecinde, birincisi sınırlı bir yapıya sahipken, ikincisi daha ağırlıklı ve ezici bir yere sahiptir. Kişi dış dünyadan sürekli olarak elde ettiği bilgileri düşünme sürecine dahil ederek, karar alma sürecinde kullanır.

 

Bir kişinin bilincinin ağırlık merkezini onun özbilinci ve bu özbilincinin ağırlık merkezini de onun düşüncesinin akılsal yapısı oluşturur.Bu akılsal yapı insan yaşamının genel bilgisinin soyutlanmış hali olan yargı ve tasımlardan (çıkarsamalar) oluşur.Bir çok yargı ve tasım kendi içerisinde karmaşık bir bütünlük oluşturarak fikirler dünyasını ya da akılın ideolojik yapısını oluştururlar.İşte kişi dış dünyadan gelen bilgileri,kendi ideolojik yapısının yargı ve tasımlarıyla  ilişkilendirerek bir düşünsel çıkarsama yaparak bir karar aşamasına ulaşır.Yargılar,tasımlar ve fikirler, kişinin ideolojik yapısının sütunları gibidirler ve bu unsurların kişinin bilincinde zayıflamaları ya da yokolmaları durumunda ideolojik çözülmeleri ve çöküşleri kaçınılmazdır. İşte önce AKP-Cemaat İttifakı sonra da tek başına AKP'nin Kemalist generalleri kullanarak tezgahladığı 15 Temmuz Komplosu, psikolojik savaş aracılığıyla, ortalama bir kişinin ideolojik yapısını oluşturan yargı ve tasımlarının yıkımını ya da zayıflatılmasını hedef almıştır.

 

Komplodaki olaylar ve bu olayların kullanımları öyle oluşturulmaktadır ki, kişinin inanç temellerini oluşturan yargılar zayıflasın ve kişinin toplumsal yön duygusunu kaybetmesine yolaçsın.Komploların neden olmuş olduğu olayların, kişinin önceki yargılarını zayıflatması ve  onun karar alma sürecinde bir gerilime yolaçması kaçınılmazdır.Yargıların zayıflamasıyla karar almada zorluk , birbirine bağlı olup,genelde bu durumu "kararsızlık" sözcüğü ile açıklarız.Bu kişisel bir kaos anıdır ve kişinin bu kaos anında çıkması için güçlü somut bilgi ve kanıtlara ihtiyacı vardır.Ya kendisine yeni bir yargı oluşturacak ya da eski yargıya geri dönecek ama her halukarda bunun için güçlü bilgilere ve kanıtlara ve de bu temelde yeni olgulara ihtiyacı vardır.

 

Kişinin yeni bir yargıya varabilmesi için inanması gerekmektedir,ki bu inanma için kişinin yeni olgulara ihtiyacı vardır.Bu olgular yeni bir yargı yaratımı için kişinin ihtiyaç duyduğu bilgileri içermelidir.Ergenekon ve 15 Temmuz Komplosu'nda her bir olay,ortalama bir insanın toplumsal yargılarını etkilemeye dönüktür.Böylece komplolar aracılığıyla dış dünyada yaratılan olaylar ve bu temelde yeni olgular aynı zamanda kişinin yargı ve tasım  süreçlerinin de tekrar kalıba dökülmesi sürecidir.  Komplodaki olaylar, ortalama bir insanın AKP'nin düşmanları hakkındaki az çok olumlu ya da tarafsız olan yargılarını, tamamen olumsuza çevirecek  bir yapıya sahiptir.

 

Komplolar bir yandan düşman unsurlarının zinde güçlerinin bastırılması anlamına gelirken, öte yandan da kitlelerin yönlendirmelerini içeren "toplumsal bilgiler"dir.Bu noktada toplumsal bilginin "üretimi" ile "dağıtımı" arasında bir işbölümünden sözedebiliriz.Kitlelerin belirli bir politik hedef temelinde yönlendirilmesi, işte toplumsal bilginin bu üretimi ile dağıtımı arasındaki ilişkilerin bir bütün olarak örgütlenlenmesini gerekli kılmaktadır.

 

Psikolojik savaşta, toplumsal bilginin üretimi ile dağıtımı kopmazcasına birbirine bağlıdır ve bunlardan birisinin olmaması, muharebenin başarı şansını zayıflatacağı gibi bunu imkansız hale de getirebilir.Ne kadar etkili olursa olsunlar, dağıtım araçlarının yani kitle iletişim araçlarının kendileri bilgi üretmezler.Bu araçların  içeriğini oluşturan bilgiler, onların dışında üretilen bilgilerdir.Bu bilgiler onların dışında üretilmeden, bu bilgilerin dağıtım sırasında yaratılmaları mümkün değildir.Bu noktada kitlelerin yönlendirilmelerinde büyük bir yere sahip olan dağıtım araçları, bu fonksiyonu yerine getirebilmeleri için işleyecekleri bilgilerin hammaddesine yani bu bilginin üretilmelerine bağımlıdırlar.Bu da kendiliğinden komplodaki işbölümünü açıklar.

 

Kitlelerin bilincindeki yerleşik yargıları sarsıp zayıflatmak ve yeni yargıların oluşumunu gerçekleştirebilmek için,belirli mesajlarla yüklü bilgilerin kitlelere gönderilmeleri gerekmektedir.Bu bilgiler ve onların içerisine saklanan mesajlar , yeni olgular aracılığı ile yaratılmadan kişi ikna olmayacaktır.Kişinin ikna olabilmesi için bu somut olgular (ki komplo ile oluşturulmaktadır) zorunludur. Komplolar ile yaratılan bu olgular temelinde ortaya çıkan bilgiler ve bunun içerisine gizlenen mesajlar,kişilerin düşünce süreçlerine dahil olarak onların bilinçlerindeki yerleşik yargılar üzerinde müthiş bir ağırlık oluştururlar ve özellikle bu ağırlığa karşı bilinç direnci zayıf olan kitlelerin yerleşik yargılarının değişimine neden olurlar.Bu yargılar değiştikçe,kişinin kararları da değişikliğe uğrayacaktır.Çünkü karar, kişinin yargılar ve tasımlar üzerinden elde ettiği bilinç durumu olduğu için,bu kararın biçimi yargılar ve tasımlardan  oluşan bilinç dünyasına bağlıdır.İşte komplolar ile değiştirilen yargılar ve tasımlar kararların değişimine de temel oluştururlar.

 

"...ikna edici iletişim konusunu bilimsel olarak inceleyecek olursak beş ayrı bağımsız değişkenin etken olduğunu görürüz.Bunlar: kaynak, mesaj, iletişim aracı,alıcı ve amaçlanan iletişim etkisidir.

a-İletişim kaynağı: İletişimde kaynak bilgiyi verendir.(...)

b-Mesaj,bilginin içeriği,bir başka deyişle ürünün kendisidir.Bir yere iletilmek istenen bilgi ve fikir mesajı oluşturur.(...)

c-İletişim aracı ya da kanalı,mesajın gönderilmesinde ya da iletilmesinde kullanılan araç ve kanaldır.Bunlar radyo,televizyon,gazete,sinema vs.(...)

d-Alıcı mesajı okuyan,dinleyen ya da izleyen kişi,grup,topluluk ya da kütledir.(...)

e-Hedefin kendisine gönderilen mesaj ya da enformasyona ilişkin olarak ortaya koyduğu tepki ise iletişim literatüründe "geri besleme" (feedback) olarak adlandırılır.

(Prof.Metin İnceoğlu,a.g.e.s.177-178)

 

Toplumsal dağıtım sürecine giren bilgi,bu dağıtımdan girdiği gibi çıkmaz. Yani toplumsal  dağıtım sürecinde bilgi, belirli bir başkalaşıma uğrar ve dağıtımı bu başkalaşmış biçim içerisinde terkeder.Bu başkalaşım sırasında bilgi ya yeni bilgilerle desteklenir ya da görüntü,resim ve ses gibi unsurlarla desteklenerek ya da bunların hepsi aynı anda yapılarak istenilen etkiyi yapması için belirli bir biçime sokulur.

 

Bilgi ve onun içerisine yerleştirilen mesaj,toplumsal dağıtım sürecini terkederken, etkili olabilmesi için belirli bir şiddete de sahip olmalıdır.Bu şiddet ise toplumsal dağıtım sürecindeki araçların yoğunluğu ile belirlenir.Aynı bilgi ve mesajın aynı anda ezici bir dağıtım aracı tarafından verilmesi ile şiddetli bir etki düzeyi elde edilir.Mesajın şiddetli ve etki düzeyinin yüksek olabilmesi yani kapsayıcılığının ve ikna gücünün toplumsal ölçekte olabilmesi için kitle iletişim araçlarının büyük oranda aynı zihniyeti temsil eden bir grubun elinde toplanması zorunludur.Aksi taktirde bilgi ve mesaj istenilen kitleye etkili bir şekilde iletilmeyecektir.Bu durum Ergenekon komplosunun başlangıcında AKP-Cemaat İttifakı'nın , niçin belirli bir strateji ve plan dahilinde medyanın ele geçirilmesine yöneldiğini açıklamaktadır.Yine 15 Temmuz Komplosu'nda da, muhalif televizyonlar sözde darbeciler tarafından kesildiği için (ki bu tamamen komplocular tarafından bilinçli yapılmış bir kesimdi ) , bütün halk bir kaç kanala yönlendirilmiş ve bu kanalları elinde bulunduran komplocuların da halkı yönlendirmesi kolay olmuştur.Çünkü bilgi tekeli, verilmek istenen mesajın şiddetini yükseltmiş ve bu komplocular tarafından bilerek oluşturulmuş bir durumdur.


Ergenekon Komplosu'nda imal edilen olayların inandırıcı olabilmesi için nasıl Taraf Gazetesi gibi bir gazete liberaller aracılığıyla oluşturulmuş ise aynı şekilde 15 Temmuz gecesi de Doğan Medya'ya bağlı olan CNN Türk "imal edilen darbe"nin gerçekçi görünmesi için kullanılmıştır.


Komplodaki olayların sonucunda ortaya çıkan bilgilerin,istenilen biçime sokulabilmesi ve şiddetli bir şekilde kitlelerin bilincine gönderilerek, onların yerleşik yargıları üzerinde baskı oluşturabilmesi için, medya üzerinde tekelleşme zorunludur. Bu tekelleşme bir yandan kuvvetler ayrılığının tamamen ortadan kaldırılmasıyla,öte yandan da bu durumun sonucu olan ve adına "havuz sistemi" denilen ekonomik örgütlenme ile elde edilmeye çalışılmıştır.Bu durum dahi örgütlenen sistemin tepeden tırnağa faşist bir karaktere sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Yukarıda aktarılan pasajdaki kalıba uygun olarak,komplo ile oluşturulan bilgilerin kitlelere aktarılmasına daha yakından bakalım.Bu noktada bir örnek Ergenekon Komplosu'nda, bir örnek de 15 Temmuz Komplosu'nda verilecektir ve bir çok olay da aynı mantığa indirgenerek incelenebilir.


 Ergenekon Komplosu: 


a-İletişim kaynağı: Komplodaki olaylarla ilgili bilgiler medyaya,savcı iddianameleri, polis fezlekeleri ya da siyasetçilerin verdiği bilgilerden oluşur. Komploda medyanın bilgi kaynağı genellikle bu üç kanaldan oluşmaktadır.Bu üç kaynak zaten hem komplonun planlayıcıları hem de uygulayıcıları oldukları için, kaynaktan elde edilen bilgi baştan itibaren sorunlu ve yanlış bir bilgidir. Örneğin "X isimli şahısın evinde şu kadar patlamamış bomba ele geçirildi." bilgisi medyaya polis fezlekesi aracılığıyla verilmiş olsun. Bu bombaların X isimli şahısın evinden çıkmış olması, o bombaların onun olduğu anlamına gelmemektedir.Bu bombaların onun bilgisi dışında bazı kimseler tarafından yerleştirilebileceği yani bir komplo olma ihtimali de sözkonusudur.

 

b-Mesaj: Komplocuların medyaya verdiği bilgiler,medyada belirli bir mesajın taşıyıcısı haline getirilirler.Eğer X isimli şahıs bir muvazzaf ya da emekli asker ise hemen Ordu ile bağı aracılığıyla,bombaların arkasında "derin devlet" olduğu mesajı oluşturulur.Bu mesaj Ordu'nun ve "derin devlet"in geçmişte yapmış olduğu olaylarla da desteklenilir.

 

c-İletişim aracı: Oluşturulan bu mesaj bazı görüntü ve resimlerle de desteklenerek,insanların bilinçlerinde mesajın güçlü bir şekilde oluşması sağlanır.Bu noktada görüntüler sesten daha etkili olduğu için,mesaja uygun görüntüler oluşturulur.Eğer X isimli şahısın bazı şüpheli görülen isimlerle görüntüsü,fotoğrafı ya da geçmişte bazı aşırı görüşlerinden kaynaklanan söz ve davranışları varsa, onu artık kimse kurtaramaz.

 

d-Alıcı: Alıcılar geniş seçmen ve halk kitleleridir.Ortalama bir bilince sahip olan bu kitleler,bilgilerin doğruluğuna hakim olamadıkları için,kendilerine gönderilen bu mesajların etkilerine açıktırlar.Kendilerine gönderilen mesajlar kendi yargılarını hedef aldıkları için belirli bir düşünme ve sorgulama sürecine sürüklenirler. Evinde bombalar bulunan X isimli Ordu mensubu şahıstan  dolayı ve  medyanın bu olayı başka görsel ve tarihsel bilgilerle ilişkilendirmesi sonrasında, bir kısım kitlede Ordu'nun sürekli darbeci olduğu anlayışı oluşmaya başlar. Bulunan bombalardan Ordu'nun sürekli darbeci olduğu algısının yaratıldığı aşamaya kadar bir çok bilginin eklendiği ve ham bilginin başkalaşıma uğradığı ve de bunun bilginin dağıtım sürecinde bu hale geldiği düşünüldüğünde, alıcı kitlenin bilgi dağıtım araçları tarafından nasıl belirli bir bilinç bozulmasına uğratılabildiği sonucu çıkmaktadır.

 

e-Geri Besleme (Feedback): Bu psikolojik operasyonun ne kadar başarılı olup olmadığı seçimlerde ve halkın anlık tepkilerinde (yürüyüş,protesto, direniş hareketlerine katılma vs.)  belli olur.Kitleler verdikleri oylarla ya da anlık tepkilerle kendilerine iletilen mesajlara karşı  olumlu ya da olumsuz bir tepki de vermiş olurlar.X isimli Ordu mensubu şahısın evinde bulunan bombalardan sonra,Ordu'nun sürekli darbeci olduğu algısının oluşturulmasından sonra,bir kısım seçmen kitlesi,Ordu ile ideolojik ve politik yakınlık içerisinde olan partilerden uzaklaşmaya başlar ve seçimlerde onların karşısındaki partilere oy vererek yeni bir tutum alır.

 

Burada ilginç olan durum, ne X isimli şahıs ne de Ordu, işin içerisinde olmadığı halde  tam tersi bir sonuç nasıl ortaya çıkmaktadır?


15 Temmuz Komplosu: 


a-İletişim kaynağı: 15 Temmuz Komplosu'nda bütün olaylarla ilgili açıklamalar ve bilgiler hep aynı merkezden yani Hükümet ve Cumhurbaşkanı tarafından verilmiştir.Kimsenin bu kaynaktan verilen bilgileri sorgulama imkanı ve gücü yoktur.İletişim kaynağı, bizzat komplodaki olayları gizli güçleriyle  hazırlayan kesimler tarafından verilmektedir. Örneğin TBMM'nin bombalanması olayı. Meclis'in bombalanması olayını gerçekten kimin organize ettiğini (komplo için Hükümet ve Ordu'nun mu yoksa gerçekten Gülen Cemaati'nin mi?) bilen yoktur. Ama Hükümet bu olayın Gülenciler tarafından yapıldığını ileri sürerek, belki de (ki bana göre kesin de!) kendi ürünü olan bu olayı, Gülenciler'in işi diye dolaşıma sokuyor.


b-Mesaj: Peki bir yandan komplo ile üretilmiş bir olay ve diğer yandan da Cemaat'e maledilen bu Meclis'in bombalanma olayı ile verilmek istenen mesaj nedir? Gülen Cemaati'nin halkın iradesini temsil eden Meclis'i bombalayacak kadar halk düşmanı olduklarını fiili bir olay ile halkın bilinçlarine kazımak! Böyle bir hareketin başarı kazanması halinde halkın başına neler geleceği noktasında halkı paniğe ve dehşete düşürerek, Hükümet'in topluma bütün gerici müdahalelerini kolaylaştırmak ve meşru hale getirmek.


c-İletişim aracı: Gerek Meclis'in bombalanması gerekse de komplodaki bütün olayları kitlelere taşıyan iletişim araçlar ise görüntülü araçlar yani televizyonlar olmuştur ve etki düzeyi yüksek olsun diye de bir kaç kanalın açık kalınması sağlanmıştır.


 d-Alıcı: Komplolar ile yaratılan bilgi ve mesajların,  kitle iletişim araçlarıyla etkilemek istediği kesimler ise büyük halk kitleleridir. "Darbe yanılsaması" komplocular tarafından fiili olayların yaratımı ile desteklendiği ve bu temelde yükseldiği için, inandırıcılığı ve halkın çeşitli kesimlerini etkilemede  etkisi yüksek olmaktadır. "Fiili olaylar" ve bunların görüntülü aktarımı, kitlelerin bilinçlerindeki yerleşik yargıların bozulması ya da sarsılmasında her zaman büyük bir yere sahiptir.Çünkü kitlelerin inanmasını kolaylaştırır. Meclis'in bombalanması gibi bir çok olayın aynı mantık ve mesaj ile kitlelere aktarılması, deyim yerindeyse kitlelerin ruhsal yapılarının belirli bir biçimde "işgal" edilmesine neden olmuş  ve onların yönlendirilmesini kolaylaştırmıştır.


e-Geri Besleme (Feedback): Kitleler bu mesajlara tepkisini aidiyeti olduğu siyasi düşüncelere göre vermişlerdir.Hükümet yanlıları sokaklara çıkarak ve eylem yaparak, muhalif kesimler ise pasifize olarak ve hükümete karşı mücadeleyi belirli bir süre askıya alarak vs.


İnsanın bilgilenme sürecinde ilk elde ettiği bilgiler algı yoluyla elde ettiği bilgilerdir,ki bu bilgiler gerçekliğin kendisini oluşturmaktan uzak olan sınırlı bilgilerdir.Bunun nedeni bu bilgilerin duyu organlarımızın sınırlı yapısı üzerine oturmasıdır.

 

"Dış dünyamızdaki soyut/somut nesnelere ilişkin olarak algıladığımız duyumsal (sensible) bilgi (information) algılamadır.

Algılamayı duyumsal bir bilgilenme olarak tanımladığımızda, duyma, tatma, görme, koklama, dokunma duyularından oluşan beş duyu organımız aracılığı ile ve bunlara ek olarak da hissetme duyusu yardımı ile dış dünyadan bilgi edinme sürecinden söz etmiş oluyoruz." (Prof.Metin İnceoğlu,a.g.e.s.68)

 

Kitle iletişim araçlarıyla bilgilenen bir kişinin kullandığı duyu organları görme ve işitmedir.Bu duyu organlarıyla algıladığı bilgiler onun bilgilenmesinin temelini oluşturur ve kişi bu algının içeriğindeki bilgileri düşünme sürecine sokarak,kendi yargılar dünyasının süzgecinden geçirmeye çalışır ya da kendi yargılarını bu bilgiler aracılığı ile baskı altına alır. O zaman bundan şu sonuç çıkar, algının kontrolü ve yönlendirilmesi,onun içeriğini oluşturan bilginin oluşturulması ve örgütlenmesiyle mümkün olmaktadır.

 

Böylece bir kişinin algısı dışsal müdahaleler ile örgütlenebilir.Ama bu örgütlenme siyasal yapının biçimi ile yakından bağlantılıdır.Demokratik bir siyasal yapı,kişinin algı süreçlerinin tam bir kontrol altına alınmasına engel teşkil eder. Ancak AKP'nin  alttan alta kuvvetler ayrımını ortadan kaldırdığı ve neredeyse hiçbir engelle karşılaşmadan hareket ettiği faşist bir siyasal sistemde,kitlelerin algı süreçlerinin kontrolü daha fazla mümkündür.

 

Kişiler algılar aracılığıyla soyut ve somut bilgiler elde ederler.Bu soyut bilgiler içerisinde kendi yargılarına karşıtlık oluşturan yargılar da vardır.Ancak kişi, algı aracılığıyla kendisine aktarılan karşıt yargıları kendi yargılarıyla dengeleyebilir ve bundan dolayı yargılarını değiştirmez.Bir soyut yargının başka bir soyut yargı ile değiştirilmesi mümkündür ama ezici bir sonuç getirmez.Kişi kendi yargısına soyut bir yargı ile karşı çıkılmasına hemen ikna olmaz.Onun ikna edilmesinde bu yeterli değildir.İşte bu noktada Ergenekon ve 15 Temmuz komplolarının önemli bir özelliğini görüyoruz.Komplocular kişilerin yargıları üzerinde bir baskı oluşturmak ve bunları kişinin bilinç dünyasında geçersiz hale getirmek ve düşünme sürecinde işlem dışı bırakmak için, algının içeriğini birbirini destekleyen iki temel bölüme ayırmışlardır:Kendi soyut yargılarını komplolar aracılığı ile oluşturmuş oldukları bazı somut olgularla destekleyerek, kitlelerin  ikna olmalarını sağlamaya çalışmışlardır.

 

Somut bir örnekle bu noktayı açalım.

 

Kemalist bir dünya görüşünü savunan bir kişiye karşı şöyle bir yargı ileri sürülsün: "Kemalistler Türkiye'deki azınlıklara düşmandırlar." Bu kişi bunu kabul etmeyecektir ve geçmişte bir çok sorun olduğunu vs. kabul etse de giderek bunun değişmekte olduğunu belirterek, kendince bir çok argüman ileri sürerek bu yargıyı dengeleyecektir.

 

Ama bir Hrant Dink suikasti organize edilerek aynı yargı ileri sürüldüğü zaman işin rengi hemen değişecektir. "Hrant Dink suikasti, Türkiye'de Kemalistler'in azınlıklara düşman olduklarının bir kanıtıdır." şeklinde yargı ambalajlandığı zaman,Kemalist bir kişinin kendi  yargılarıyla çelişkiye düşmesi kaçınılmazdır ve kişi böyle bir somut olayla desteklenmiş olan yargıyı kabul etmeye ve ikna olmaya daha yatkındır.

 

Komploda işin püf noktası,komplo yapılacak kişilerin, kitlelerin yerleşik yargıları ile karşıtlık oluşturan yargılar üreten olaylar (örneğin Meclis'in bombalanması gibi)  ile ilişkilenmesini sağlamaktır ya da bu ilişkilenme algısını oluşturmaktır.Çünkü bu onların hem suçlanmasının ve cezalarla bastırılmasının hem de kitlelerin yönlendirilmesinin temelidir.Bu ilişkilenme durumunun oluşturulması da komplocuların dolaylı kuvvetlerinin iki bölüme ayrılmasını zorunlu kılmıştır: Direk kadrolar ve onlarla işbirliği içerisinde olan ya da bu temelde yetiştirilen geniş bir ajanlar ordusu.Komplo dolaylı güçlerin bu iki kısımının işbirliği ve dolaysız güçlerin de  bunların faaliyetlerini örterek tamamlayan yapısına dayanmaktadır.

 

AKP-Cemaat İttifakı'nın komplolarındaki ilişkilendirme algısının oluşmasını sağlayan yöntemleri kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür:

1-Komplonun hedefinde bulunan kişilerin yanına ajanlar yerleştirmek ve yerleştirilen ajanlar aracılığıyla hedef kişilerin bazı şüpheli konuşmalar yapmasını ya da davranışlarda bulunmasını  sağlamak.Kanıt oluşturması için bunları telefon görüşmeleri,fotoğraf ve kamera kayıtları biçimine sokmak.

2-Hedef kişilerin yanına yerleştirilen ajanlardan birisinin somut bir suça karışmasını sağlamak.Örneğin bir cinayet işlemesi ve yalan ifadelerle komplonun hedefinde bulunan kişileri bu cinayet işinin içine çekmesi. (Örnek Danıştay Saldırısı)

3-Suça karışmış ajanların,hedef kişilerin bulunduğu yerelere gönderilmesi ve cep telefonu sinyallerinin kaydedilmesi.Hedef kişiler ile ajanların cep telefonu sinyallerinin birbirine yakın yerlerde kaydedilmesi, suça karışmış ajan ile hedef kişinin beraber "gizli kapaklı işler" çevirdikleri algısına neden olmaktadır.

4-Ajanlar aracılığı ile hedef kişilere iftira atma ve yalan tanıklık ederek,belirli bir suçla ilişkilendirme algısı oluşturma.

5-Komplonun hedefinde yeralan kişilerin faaliyet yürüttükleri derneklere ajanlar yerleştirerek,normal dernek toplantılarını "gizli örgüt faaliyeti" havasına sokmak ve ajanların yalan tanıklığı ile bunu güçlendirmek.

6-Hedef kişiyi suçlayacak sahte somut kanıtları ya önceden yerleştirmek ya da polis araması sırasında gizlice yerleştirerek oldu-bitti yapmak.

7-Geçmişte AKP-Cemaat İttifakı'nın işlediği bazı suçları, ajanların yalan tanıklığı ile komplonun hedefindeki kişilere yükleyerek,bu suçların faillerinin bunlar olduğu algısını oluşturmak.

8-Suça bulaştırılan ajanlar ile hedefteki kişiler arasında ilişki sağlayacak nesneler elde etme: Kartvizit,el yazması notları vs.

9-Sanıkların lehine olacak delilleri toplamama,yok sayma ve bilirkişi raporlarını mahkemeden saklama.

10-TÜBİTAK ve Adli Tıp'ta bilirkişileri ayarlayıp,sahte dokümananların sahteliğini saklamaya yönelik rapor yazılmasını sağlama.

11-Devlet imkanlarını kullanarak sahte evrak düzenleme ya da varolanı sahtecilikle komploda  delil olacak şekile sokma.

12-Gerçek ve suç içermeyen belgeleri,sahte ve suç içeren belgelerle birbirine karıştırarak ve birleştirerek,suç unsuru barındırdığı algısını oluşturma.(Örnek Balyoz Davası)

13-Geçmişte "Derin Devlet"in kirli ve yasadışı eylemlerini ve bu noktadaki bazı şüpheli kişileri,komplodaki eylemlerden birisi ile ilişkilendirerek, komplodaki suç algısını güçlendirme.(Örneğin Veli Küçük olayı)

14-Toplumda itibar sarsacak suçlara bulaşma algısı oluşturma. (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki Fuhuş ve Casusluk olayları gibi)

15-Gayri müslimlere ve azınlıklara  yönelik bazı izleme ve fişleme faaliyetlerini, bu kesimlerin fiziki tasfiyesine kadar genişletme algısı oluşturma.(Hrant Dink suikasti ve Zirve Yayınevi katliamı'ndaki gibi)

16-Gerçek bir olaydan hareket ederek ve buna dayanarak hayali bir senaryo üretmek ve ajan tanıklar aracılığı ile bu senaryoyu güçlendirerek, hedef kişilerin bu olayla şu ya da bu şekilde ilişkisi olduğu algısını oluşturmak.

17-Polis fezlekelerini ve savcı iddianamelerini,sahte evrak ve deliller,ajan tanıklar ve hayali yorumlar ile birleştirerek,hedef kişilerin suçla ilişkilendirme algısını oluşturmak.

 

15 Temmuz Komplosu'ndaki olaylarla Cemaat'in ilişkilendirilmesi de Ergenekon Komplosu'ndaki ilişkilendirme mantığının aynısı olup, yalnız burada olaylar çok kısa bir zaman dilimi içerisinde cereyan etmiştir.


Son dönemlerde medyaya düşen bazı olaylar 15 Temmuz Komplosu'nun nasıl organize edildiğine ve nasıl uzun süre bu komplonun üzerinde devletin çalıştığına ışık tutmaktadır.


Hükümet ve Ordu'nun 15 Temmuz "sahte darbesi"nde ajanlar büyük rol oynamışlardır.Bu komplodaki ajanlar iki türlüdür: Cemaat'ten devşirilen ajanlar ve Cemaat'e sokulan ajanlar.Çünkü ajanlar "sahte darbe"nin Cemaat ile ilişkilendirilmesinde önemli bir role sahiptirler ve "darbe"nin inandırıcılığını kitleler nezdinde arttırırlar.Aslında konvonsiyonel savaşlarda bu bir "savaş hilesi"dir. Psikolojik Savaş'ta da bu bir savaş hilesi olarak hizmet görmektedir.


Bir somut örnek, 15 Temmuz Komplosu'nun iç yüzünü ortaya sermeye yeter. Örneğin Cemaat'in "Ordu İmamı" olarak lanse edilen Adil Öksüz olayı. Bütün göstergeler, Adil Öksüz'ün devlet tarafından ajanlaştırıldığı ve onun gibi bir çok üst kadronun ajanlaştırıldığı ve bununla birlikte Cemaat'in içerisine devletin ajanlarının yerleştirildiği ve de bu devşirilen ajanlar ile "başarısız bir darbe" için devlet tarafından düğmeye basıldığını göstermektedir.


Adil Öksüz'ü koruyan, bizzat 15 Temmuz Komplosu'nu tezgahlayan AKP-Ordu ittifakıdır.Bu ittifak devşirilen ajanlar ve kendi ajanlarıyla, bir çok "darbe eylemleri" gerçekleştirmiş (Meclis'in bombalanması, Özel Kuvvetler'in bombalanması, uçakların alçaktan uçurulması, televizyonların basılması,çeşitli yerlere askerlerin gönderilerek tutulması vs.) ve bu eylemlerin Cemaat ile ilişkilenmesini sağlamaya çalışmışlardır. Bu "darbe eylemleri" de iletişim araçlarının tam kontrolü sayesinde, halka karşı psikolojik harekata dönüştürülmüşlerdir.


Komplo ile oluşturulan ilişkilendirme algısı, bilginin toplumsal dağıtım alanına yani medya alanına ulaştığı zaman,burada kitleleri yönlendirmek için psikolojik operasyonun unsurlarına dönüşür.Bu noktada kitlelerin bazı fikirlere doğru yönlendirilmeleri için de bazı teknikler kullanılır.

 

AKP-Cemaat İttifakı'nın Ergenekon Komplosu'ndaki yönlendirme tekniklerini de kısaca şu şekilde ifade etmek mümkündür:

1-Yürütme'nin başı aracılığıyla yönlendirme.Bizzat Recep Tayip Erdoğan ve AKP'nin üst düzey kadroları ve yine Gülen Cemaati'nin üst düzey kadroları Ergenekon Komplosu'nda direk taraf olarak yönlendirme yapmışlardır.

2-Komplocular ittifak yaptıkları bir kısım liberal aydınlar (Oral Çalışlar,Hasan Cemal, Cengiz Çandar,Ahmet Altan vs. gibi) aracılığıyla yönlendirme algısı oluşturmaya çalışmışlardır.

3-Medyadaki "psikolojik harpçi" unsurların kullanılmasıyla yönlendirme.Sahte belgeleri özellikle bir kanaldan medyaya sızdırarak ve bunları manşetlere taşıyarak ve de yorumlarla güçlendirerek yönlendirme.Örnek Mehmet Baransu.

4-Komplonun tezlerini ya da mantığını güçlendirecek şekilde kitaplar yazılmasını sağlayarak yönlendirme.(Örnek Melik Duvaklı,Mehmet Baransu, Şamil Tayyar vs.)

5-Genel yayın yönetmenleri ve köşe yazarları aracılığıyla yönlendirme.Özellikle Yürütme tarafından gazete sahipleri baskı altına alınarak,gazetelerin ve televizyonların haber içerikleri komplonun mantığını güçlendirecek şekilde düzenlenerek yönlendirme yapılmaktadır.

6-Bir çok internet sitesi kurarak ve aynı yönde komplonun haberlerini vererek algının yönlendirmesini sağlamak.(Örneğin Kontrgerilla,Aktif Haber vs. gibi onlarca ve yüzlerce site.)

7-Savcı iddianameleri yoluyla yönlendirme.

8-Zaman zaman ortaya çıkan ve kaybolan unsurlar aracılığıyla yönlendirme.

9-Bilgi kirliliği oluşturarak yönlendirme.

10-Adli Tıp,Tübitak ve MİT gibi kurumların hazırladığı raporlar aracılığıyla yönlendirme.

11-Gizli tanıklar aracılığıyla yönlendirme.

12-Soruşturma dosyalarının kanunlara aykırı bir şekilde medyaya sızdırılmasıyla yönlendirme.

13-Tarafsız gibi duran ama aslında taraf olan kaynaklar aracılığıyla yönlendirme. (Örneğin Mehmet Eymür ve Taraf Gazetesi)


15 Temmuz Komplosu'nda da yönlendirme, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet kadroları olmak üzere, yandaş denilen medya ve Ordu'nun üst kesimleri tarafından gerçekleştirilmiş ve darbenin sürpriz etkisi ile şaşkına dönen CHP ve bu partiye yakın aydınlar da, bu psikolojik harekatın altında ezilerek, istemeden de olsa bu psikolojik harekatın peşine takılmışlardır.

 

Böylece halkı kuşatan ideolojik,politik ve kültürel kurumlar birbirine bağlanarak, istenilen yönde "toplumsal algının şekillendirilmesi" sağlanmaya çalışılmış ve bu algı şekillenişi, Ergenekon Komplosu'nda seçimler aracılığıyla fazla oy elde etmeye bağlanmış, 15 Temmuz Komplosu'nda da OHAL'in elde edilmesine ve bu temelde ülkenin KHK'lar ile yönetilmesine ve de bütün muhalefetin bastırılmasına bağlanmıştır.

 

İşte Ergenekon ve 15 Temmuz Komplosu, komplocuların kendi yargılarını, komplolar aracılığıyla organize ettikleri somut olaylarla destekledikleri ve bu temelde kitlelerin bilinçlerini baskı altına aldıkları psikolojik bir savaşa dayanır.

Bu psikolojik savaşta dramaturjinin bazı kuralları da kullanılmıştır.Zaten psikolojik bir savaş temelinde hareket eden bir politik hareketin, dramaturji gibi psikoloji ile yakın bağı olan bir bilimi kullanmaması tuhaf olurdu.

 

Normal bir drama eserinde,senaristin ve yönetmenin sürekli olarak seyircileri esere bağlamak için geliştirdikleri bazı yöntemler sözkonusudur. Bunlardan ilki seyircinin temel karakter ile özdeşleşmesini sağlamaktır yani seyirciyi temel karakterin yanına çekecek iyi taktikler geliştirmektir.Temel karakterin yanına çekilen seyirciyi bundan sonra  korkutabilirsiniz,üzebilirsiniz, hayal kırıklığına uğratabilirsiniz ve ona sürprizler yapabilirsiniz.Bu noktada temel karakterin insancıl yönlerini, kötü karakterin de insancıl olmayan yönlerini öne çıkarırsınız.

 

Genellikle drama eserlerinin başlarında temel karakter,kötü karakterin komploları tarafından kötü bir dramatik duruma sokularak mağdur edilir.Bu fiziki de olabilir manevi de olabilir,bazen her ikisi de olabilir.Bu mağduriyet seyircilerin temel karakter ile özdeşleşmesi için zorunludur.Seyirci artık temel karakterin olayları tersine çevirmesi beklentisi içinde olacak ve onunla bu yolda özdeşleşecektir.Kendi mağdur konumunu değiştiren ve kötü karakteri yenen temel karakter eserin sonunda kahraman olacaktır.

 

Gerçek yaşamda ama özellikle siyasette bu özdeşleşme, drama eserinden farklı olarak temel karaktere somut bir desteğe de dönüşebilmektedir.Örneğin kendisine darbe yapılan bir harekete ya da lidere, kitleler gösteriler düzenleyerek, seçimlerde ona oy vererek ve hatta silahlı direnişe kadar giden araçlarla destek verebilirler.

 

Önce Ergenekon Komplosu'nda AKP-Cemaat İttifakı, daha sonra 15 Temmuz Komplosu'nda da AKP, kendi komplolarıyla önce kendilerini  "mağdur" pozisyonuna sürüklemişler ve sonra da sözde bu mağduriyetten mücadele yoluyla kurtulan kahramanlara dönüşmek istemişlerdir.Bu yoldaki mücadelede de adım adım kitlelerin farklı kesimlerini kazanan bir strateji geliştirmişlerdir.


|
_ _