[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayý 67 (5) }
| Devrimci Bülten

DEVLETÝN "GAZÝ KATLÝAMI" VE NEDENLERÝ ÜZERÝNE (*)


I-Giriþ


Bundan tam yirmi iki yýl önce bir "karanlýk el" (ki daha sonraki geliþmeler bu elin devletin eli olduðunu ortaya çýkardý) 12 Mart 1995 günü 20:45 sularýnda, Alevilerin ve devrimcilerin yoðun olarak yaþadýðý  Ýstanbul'un Gazi Mahallesi'nde bulunan, Öntaþ, Yavuz ve Dostlar kahvehaneleri ile Sarýoðlu pastahanesini provokasyon amaçlý tarayarak,  76 yaþýndaki Alevi dedesi Halil Kaya'yý öldürdü ve 5'i aðýr  25 kiþiyi de yaraladý. Bu olaylara tepki veren yerel halkýn üzerine ise devlet ateþ açarak  yirmi iki devrimci ve demokratý katletti.


Halbu ki yerel halkýn bu provokasyonlara tepkisi gayet normal ve demokratikti. Bu olaylarý duyan mahalleliler, bu olaylara tepki göstererek protesto haklarýný kullandýlar.Tamamen silahsýz ve barýþçýl olan bu gösterilere, "anlaþýlmaz" bir þekilde polis silahla karþýlýk vererek yine ayný akþam Mehmet Gündüz adlý mahalleliyi öldürdü. Bir gün sonra, bu olaylarý protesto etmek  ve polisin sert tutumunu kýnamak  için toplanan kalabalýða yine polis silahla karþýlýk vererek bir mahalleliyi yine öldürdü.


Olaylarýn akýþýndan anlaþýlmaktadýr ki, devletin amacý sürekli olarak olaylarýn büyümesini saðlamaktý ve bunun yolunun ise sürekli katliamlardan geçtiðini iyi biliyordu. Sivil katliamlar halkýn sürekli olarak tahrik olmasýný saðlayarak, olaylarýn büyümesini saðlayacaktý.


Peki niçin? 


O günden bugüne devletin Gazi Mahallesi'nde niçin provokasyon peþinde olduðu ve bu provokasyon ile neyi amaçladýðý yeterince araþtýrýlmamýþ ve ortaya çýkarýlmamýþtýr. Halbu ki Gazi Katliamý devrimci hareket için bir çok ders ile doludur ve bu katliamýn arka planýnýn aydýnlatýlmasý ve devletin psikolojik yöntemlerinin bilince çýkartýlmasý, devrimci hareketin devletin taktikleri karþýsýnda kendisini politik ve askeri yönden korumasý noktasýnda önemlidir.


Kemalist devletin geçmiþte Gazi'de ve yine baþka yerlerde ama özellikle de Kürdistan'da uygulamýþ olduðu psikolojik savaþ yöntemi, bugün AKP iktidarý ile birlikte faþist devletin halka açmýþ olduðu savaþta temel savaþ biçimi olmuþtur. Erdoðan ve AKP, psikolojik savaþý, Kemalistler'den daha yoðun ve kapsamlý bir þekilde kullanmaya baþlamýþlardýr. Ergenekon Komplosu, 7 Haziran Genel Seçimleri öncesi ve sonrasýnda ve yine 15 Temmuz Olaylarý'nda da görüldüðü gibi psikolojik savaþ yöntemi, Erdoðan ve AKP faþizminin iktidarda kalmasýnýn temel politik aracý haline gelmiþtir. Bundan dolayý bir psikolojik harekat örneði olarak Gazi Katliamý'na yakýndan bakmak ve bu katliamýn arka tarihsel ve politik planýný ortaya koyarak, belirli dersler çýkarmak içinden geçtiðimiz süreçte yararlý olacaktýr.


1995 yýlýnýn Mart ayýnda (tam olarak 12-15 Mart 1995) gerçekleþen Gazi katliamý, Türkiye’nin Baþbakanlýk, Cumhurbaþkanlýðý ve Genelkurmay Baþkanlýðý tarafýndan, Azerbaycan’da iþbirlikçiler aracýlýðý ile yürütülen ve gerçekleþtirilmek istenen darbenin baþarýsýzlýða uðramasýnýn sonucunda devreye sokulan ve “TC devletinin itibarýný kurtarma planý”nýn önemli bir parçasýný teþkil etmiþtir. Gazi katliamý aracýlýðý ile devlet hem kendi kamuoyundan hem de dünya kamuoyundan, Azerbaycan Darbesi'ndeki kendi rolünü gizlemeyi baþarmýþ ve bu haliyle yürütülen psikolojik hareket baþarýyla sonuçlanmýþtýr. 


Gazi katliamý  bildiðimiz kadarýyla  o güne kadar TC devletinin yapmýþ olduðu gelmiþ geçmiþ en büyük “Psikolojik Operasyon”dur. Çünkü bu operasyon, Türkiye ve dünyanýn gündeminden Azerbaycan Darbesi'ni ve bu darbe içerisinde TC devletinin rolünü ustaca gizlemiþ ve bütün dikkatlerin Gazi katliamýna çevrilmesine neden olmuþtur. 


Türkiye’nin Azerbaycan’da Haydar Aliyev yönetimine karþý gerçekleþtirmiþ olduðu darbe giriþimi çok kanlý olmuþtur. Dört yüzden fazla insan bu darbe giriþimi sýrasýnda ölmüþtür. Geçerken belirtelim ki, bu darbe giriþimini Rus istihbarat servisi KGB (þimdi FSB) ve CÝA dikkatlice yakýndan  izlemiþler ve olaylarý dolaylý olarak etkilemeye çalýþmýþlardýr. 


SSCB'nin  çöküþünden sonra Rusya, 1994 yýlýna gelene kadar Kafkaslar’da nüfuzunu Ermenistan’dan Gürcistan’a ve Azerbaycan’a kadar tekrar arttýrmýþ ve bunu da Güney Kafkasya’daki ülkeleri birbirine karþý kullanarak yapmýþtýr. 


Türkiye  1992 yýlýnda  Ebulfez Elçibey'i deviren  Haydar Aliyev darbesine, 1994'te  bir darbe ile karþýlýk vermek istedi. Ancak bunun olabilmesi için Türkiye’de Türk milliyetçiliðine politik olarak  ihtiyaç vardý. Azerbaycan’da güçlü olan politik hareket MHP’ydi ve ancak o ve benzeri politik eðilimler ile Türkiye Azerbaycan’da politik olarak tekrar etkinleþebilirdi. 


II-DYP Ýçerisinde MHP Kadrolaþmasý


1991 genel seçimleriyle birlikte bir çok MHP kadrosunun DYP içerisine yoðun bir þekilde aktýðý görüldü. Bunlardan  birisi de Mayýs 1990 tarihinde Alparslan Türkeþ tarafýndan MHP ile iliþkisi kesilen Ayvaz Gökdemir’di. Muhtemelen A.Türkeþ, A.Gökdemir’i, ordu ile olan “derin ve karanlýk baðlantýlarý”ndan dolayý MHP’den uzaklaþtýrdý. 12 Eylül’den sonra MHP’nin eskisi gibi ordunun özel harp planlarý doðrultusunda kullanýlmasýný istemiyordu ve bu tür baðlantýlarý olanlarý MHP’den uzaklaþtýrýyordu. 


Ayvaz Gökdemir, Tansu Çiller döneminde ve Azerbaycan Darbesi sýrasýnda hükümette Türki Cumhuriyetleri’nden sorumlu devlet bakaný olarak görev yapýyordu ve Azerbaycan ile Özbekistan’daki darbe giriþimlerinin organizasyonuna katýlmýþtý ve de bu iki devlet tarafýndan resmi olarak istenmeyen adam olarak ilan edilmiþti. Yine bu dönemde Meral Akþener, Mehmet Aðar, Ýbrahim Þahin, Abdullah Çatlý, Haluk Kýrcý, Alaatin Çakýcý, Tevfik Aðansoy vs. gibi bir çok milliyetçi ve eski ülkücü ya DYP içerisinde ya da bazý gizli iþlerde yeralmýþlardý. Yine ayný dönemde DYP içerisinde Korkut Eken gibi Özel Harp kadrolarý cirit atmýþtýr. 


Hiç kuþkusuz DYP’nin bu þekilde “sarýlýp sarmalanmasý”ný isteyen Genelkurmay’dý. Bu dönemde Genelkurmay’ýn baþýnda Doðan Güreþ vardý ve   1992-1995 arasý gerçekleþen  "üstü örtülü darbe"nin baþ aktörü o ve etrafýndaki dönemin kuvvet komutanlarýydý. O'nun Genelkurmay Baþkanlýðý döneminde Özel Harp Dairesi (ÖHD) Özel Kuvvetler Komutanlýðý (ÖKK)’na dönüþtürülmüþtür. 


1992-1995 arasý ÖHD (ÖKK)’nin pislikleri o kadar çoðaldý ki, Doðan Güreþ emekli olduktan sonra DYP’den Kilis milletvekili seçilerek dokunulmazlýk zýrhýna bürünmek zorunda kaldý. Çünkü T. Özal’ýn, Eþref Bitlis’in, Uður Mumcu’nun, 33 askerin katliamý, Sivas katliamý, bir çok Kürt iþ adamýnýn ölümü ve binlerce faili meçhul cinayet belirli bir doktrine göre oluyordu. Bu doktrin 1992 yýlýnda kabul edilmiþ ve devreye sokulmuþtu. 1992 yýlýnda Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) yenilenmiþ ve bu yenilenme sýrasýnda Kürt ulusuna karþý topyekün savaþ kararý alýnmýþtýr. Bunun ardýndan da operasyonlar, suikastlar, tasfiyeler dalgasý yaþanmýþtýr. 


Bu doktrin devreye sokulduðunda SHP’nin baþýnda Erdal Ýnönü vardý ve Ýnönü bu doktrinin kendi “mizacýna uygun düþmediði” gerekçesiyle istifa etti ve de bu planlar T. Çiller-Murat Karayalçýn hükümeti tarafýndan gerçekleþtirildi. 


III- Türkiye’nin Azerbaycan Darbe Planý ve Bunun Politik ve Örgütsel Araçlarý


Azerbaycan darbesini Çiller-Karayalçýn hükümetinin eline tutuþturan Genelkurmay’dý. Bu dönemde bu tür politikalarýn planlandýðý yer hükümet deðil Genelkurmay’dý. 


Türkiye’nin Azerbaycan’da darbe giriþimi, Rusya’nýn Çeçenistan’da þiddetli bir savaþ içerisinde bulunduðu bir döneme denk geliyordu. Bundan dolayý Türkiye Rusya’nýn daha az bir refleks göstereceðini tahmin ediyordu. Bu darbeyi KGB (þimdi FSB) ve CÝA yakýndan izliyordu ve Rusya, ABD ve Ýngiltere, farklý nedenlerden dolayý bu darbenin baþarýsýný istemiyorlardý ve de Türkiye onlara raðmen orada bir darbe gerçekleþtirmeye çalýþýyordu. 


Devletin zirvesi darbeyi itinayla ama acemice hazýrlamýþtý. Bu darbede her kurumun bir rolü vardý. Hükümet kendisine baðlý kurumlar ile Azerbaycan’da yaygýn iliþkilere sahipti ve bu yaygýn iliþkiler sayesinde iþbirlikçiler aracýlýðý ile politik güçlerin toparlanmasý iþini yürütüyordu ve de darbenin operasyonel yanýný o yürütüyordu. 


Darbe planýnda Cumhurbaþkaný ve Genelkurmay’a (aslýnda bu sonuncusu darbe planýný yapmýþ ve hükümeti ile Cumhurbaþkaný’ný öne sürmüþtür) da büyük iþler düþüyordu. Darbe planý bütün olasýlýklarý öngörmüþtü. Baþarýsýzlýk anýnda ne yapýlmasý yani bir “B planý”nýn ne olmasý gerektiði konusunda gerçekten profesyonelce ve iyi bir hesap-kitap iþinin yürütüldüðü daha sonra yaþananlarla ortaya çýktý. Darbenin gerçekleþtirilmesinde acemi olduklarý ortaya çýktý ama “B Planý”nda oldukça usta olduklarý görüldü. 


Darbenin yürütülmesinin operasyonelliðini hükümet yaparken, baþarýsýzlýðý anýnda Cumhurbaþkaný’na da bir rol biçilmiþti. Buna göre darbenin baþarýsýz olduðu politik kararý alýndýðý andan itibaren, Cumhurbaþkaný devreye girerek Haydar Aliyev’i uyaracak ve böylece devletin baþý olarak “Türkiye’nin devlet olarak bu iþin içinde olmadýðý” belirtilerek, “iliþkilerin zarar görmemesi” saðlanacaktý. 


Peki Türkiye ve dünya kamuoyundan Türkiye’nin bu darbedeki rolü nasýl gizlenecekti?  


Ýþte bu andan itibaren de Genelkurmay ve ÖKK (eski adýyla ÖHD)  devreye girecek (ki darbe sýrasýnda arka planda bütün lojistik desteði onlar veriyordu) ve büyük bir psikolojik hareket ile ülke ve dünya kamuoyunun gözleri önünde bir “kaptý kaçtý” yapacaktý. 


Plan buydu. Peki nasýl iþledi? 


Azerbaycan darbesi, Azerbaycan Halk Cephesi ve onun lideri Ebulfez Elçibey (darbe sýrasýnda Nahçývan’daydý) etrafýnda örüldü. Türkiye bu darbenin örgütlenmesinde kendi devlet kadrolarý aracýlýðý ile gizlice yeralýyordu ve darbeyi arka planda yönetiyordu. Azerbaycan’daki darbenin örgütlenmesini bizzat TC hükümetinin ve onun kadrolarýnýn yaptýðý, Kutlu Savaþ’ýn “Susurluk Raporu”nda açýkça belirtilmiþtir. 


Türkiye H.Aliyev’e karþý, E.Elçibey’in etrafýnda bütün Azeri muhalifleri birleþtirmeye çalýþmýþtýr. Eski Cumhurbaþkaný Ayaz Muttalibov, Elçibey’in devrilmesinde H.Aliyev ile birlikte hareket eden ve sonra aralarý açýlan Süret Hüseynov,Ýçiþleri Bakan Yardýmcýsý ve Omon birlikleri komutaný Ruþen Cevadov, Elçibey’in etrafýnda ve Aliyev’e karþý birleþtirilmeye çalýþýlmýþtýr. 


Türkiye bir çok devlet kadrosu ve ajanýyla bu darbeye katýlmýþ ve yönetmiþtir: Azerbaycan Büyükelçisi Altan Karamanoðlu, MÝT müsteþarý Ertuðrul Güven, Elçilik Din Müþaviri Abdülkadir Sezgin. Sonralarý ÖKK komutaný olacak olan ve sonra Balyoz Operasyonu ile gözaltýna alýnan ve tutuklanan ve darbe sýrasýnda Askeri Ataþe olarak görev yapan Engin Alan. O zamanlar ÖKK'nin baþýnda 2004 yýlýnda emekli olan Fevzi Türkeri bulunuyordu. Azerbaycan Milli Meclis Danýþmaný olan ve MÝT ajaný olan Ferman Demirkol. MÝT Dýþ istihbarat Daire Baþkaný Yalçýn Ertan. Baþbakan Müsteþarý Ali Naci Tuncer (Bu ikili özel bir uçak ile gidip Ferman Demirkol’u getirdiler). Türki Cumhuriyetlerden Sorumlu Devlet Bakaný Ayvaz Gökdemir. Yine Acar Okan ve Kamil Yüceoral adlý kiþiler. Mehmet Eymür’ün Atin.org  sitesinde belirttiði üzere 12 Aralýk 1994 tarihinde özel bir ekiple Korkut Eken bu ülkeye gitmiþtir. Yine Abdullah Çatlý’nýn da darbe sýrasýnda orada olduðu daha sonra ortaya çýkan bilgiler arasýndadýr. Bunlar bugüne kadar bilinenler. Elbette bir de bilenmeyenler var. 


Türkiye Özel Hareket Polisi aracýlýðý ile Azerbaycan’daki özel polis kuvvetleri olan Omon birliklerini eðitiyordu ve bu birliklerin baþýnda Ruþen Cevadov vardý. Darbe sýrasýnda Omon birlikleri darbenin silahlý gücü olarak düþünülmüþtü ve darbe sýrasýnda Azerbaycan devlet güçleri ile çatýþan bunlar oldu ve komutaný R. Cevadov öldürüldü. Ýþin ilginç tarafý Omon birliklerini eðiten Türk Öze Hareket Polisi’nin baþýnda, ÖKK’nýn polis içindeki uzantýsý ve ÖKK’nýn çok parlak bir elemaný olan ve Ergenekon soruþturmasýnda yakalanan Ýbrahim Þahin bulunuyordu. Yani o da bu darbede hiç kuþkusuz rol almýþtý. 


Türkiye Azerbaycan’daki darbenin finansmanýný ise kurduðu Azerbaycan Hizmet Vakfý aracýlýðý ile yürütüyordu. Yine burada finansman ile ilgili olarak bir baþka noktaya dikkat çekmek gerekir. Daha sonralarý yine “Derin Devlet” tarafýndan öldürülen Ömer Lütfü Topal ve onun gibi iþadamlarýnýn da bu darbelerin finansmanýnda rol aldýðýný belirtmek gerekir. Böylece Hükümet, MÝT (baþýnda Sönmez Köksal vardý) ile birlikte Emniyet ve Engin Alan aracýlýðý ile de Genelkurmay Azerbaycan darbesini üç-dört koldan yürütüyorlardý. 


Türkiye, Hükümet, Genelkurmay ve Cumhurbaþkanlýðý tarafýndan yürüttüðü darbe giriþiminin baþarýsýzlýðý karþýsýnda, devleti aklamak için, “darbeyi bazý devlet kadrolarýnýn devletten habersiz yaptýðý” imajý vererek kurtulmaya çalýþtý ve sürekli bu yönde propaganda yürüttü. Hala daha da bu propaganda yürürlüktedir ve olaylara katýlanlar (örneðin Ferman Demirol gibi) papaðan gibi þunu tekrarlarlar: “Hükümet ve Cumhurbaþkaný’nýn haberleri sonradan oldu. Darbe olayý Cumhurbaþkaný Süleyman Demirel’e 10 Mart 1995 (Gazi Katiliamý'ndan iki gün önce!)  tarihinde haber verildi ve o da Haydar Aliyev’e haber vererek, onu darbeden haberdar etti.” 


Elbette ki tamamen yalan.


Ferman Demirkol, devletin darbeye katýlan ajanlara yaklaþýmýný çok doðru olarak þöyle belirtmiþtir: ”Eðer Aliyev’e karþý yapýlan hareket baþarýlý olsaydý, bana sahip çýkýlacaktý, bizim gençlerdendi denilecekti. Hareket baþarýsýz olursa, bana hiç sahip çýkýlmayacak, beni hiç tanýmayacaklar ve sonuçta darbeci deyip uzak duracaklardý. Nitekim sonuncusu oldu.”


Ferman Demirkol’un burada belirttiði þey aslýnda MÝT’in onlarla yaptýðý bir anlaþmadýr. Bu iþe giriþilen ajanlar ile MÝT bu tür bir anlaþmalar yapmýþtýr ve bu þahýslar da bu durumu baþtan kabul etmiþlerdir. Ayný prensibi “Susurluk Kazasý”ndan sonra bir özel televizyon kanalýna baðlanan ve Abdullah Çatlý’nýn yakýn arkadaþý olan Haluk Kýrcý, 1996-1997 yýlýnda belirtmiþtir ve bunu belirtirken de “Görevimiz Tehlike” adlý filmi örnek göstermiþ ve durumlarýnýn biraz buna benzediðini ima etmiþtir.


Kutlu Savaþ, “Susurluk Raporu”nda, devlet sýrrý olduðu gerekçesiyle yayýnlanmayan ama daha sonralarý basýna sýzdýrýlan  Azerbaycan Darbesi ile ilgili olan bölümde bu darbede Türkiye’nin rolünü þöyle belirtmiþtir:


“Öte taraftan Azerbaycan’a uzanmak için de fýrsat doðmuþ, bu ülkedeki kargaþaya raðmen petrol kaynaklarý pek çok kiþiyi, siyasiler baþta olmak üzere tahrik etmiþtir. 

MÝT’in Azerbaycan’daki darbe giriþimi baþlýklý notu uzun olduðu için EK-8’de sunulmuþtur. Bu notun tetkikinden görüleceði üzere ve özetle darbe Azerbaycan’ýn karýþýklýðýndan kaynaklanmýþ, Ayvaz Gökdemir’in zýmni desteði saðlanarak Acar Okan, Kamil Yüceoral’ýn Türkiye’den katkýsýyla Azerbaycan  eski Cumhurbaþkaný Ayaz Muttalibov, eski Baþbakan Suret Huseyinov ve OMON birlikleri kumandaný Ruþen Cevadov ve Elçibey'in iþtirakiyle yapýlacak ihtilal, Azerbaycan'daki Türk görevlilerinden MÝT Baku Temsilcisi Ertuðrul Güven'in TiKA görevlisi Ferman Demirkol'un ve Din Hizmetleri Muþaviri Abdulkadir Sezgin'in ihmali, kusuru veya tertibi ile oluþmuþtur. 


MÝT ise 10 Mart 1995'te geliþmeleri haber almýþ, Sayýn Cumhurbaþkaný vasýtasýyla Haydar Aliyev'i ikaz etmiþtir. 


Ferman Demirkol'un kime baðlý olduðu sualimize cevaben Sayýn Müsteþar, adý geçenin MÝT elemaný olduðunu teyit etmiþtir. 


Sayýn Baþbakan'a tarafýmýzdan açýklama yapýlmýþ ve kýsaca; hazýrlanan darbede Türk tarafýnýn da yer aldýðýný, Cevadov ve taraftarlarýnýn Türkiye'den destek gördüðünü, MÝT'in yanýsýra Emniyet'in de devrede olduðunu, Özel Harekat mensuplarýnýn Azerbaycan'ýn muhtelif bölgelerinde gruplara eðitim verdiðini, patlayýcý ve silah taþýdýklarýný, Ferman Demirkol'un muhtelif toplantýlarda Rus Büyükelçisi ile tartýþtýðýný, Bakü'den yola çýkýp Elçibey'le görüþmeye gittiðini, yoldaki güvenlik tedbirlerinin sýklýðýný rapor ettiðini, ancak kendisinin engellenmemesini dikkate alacak basireti gösteremediðini, Elçibey'le yeni yönetimde görev alacak kiþileri tartýþýp bir liste oluþturduðunu, kendisinin de Cumhurbaþkaný Yardýmcýsý olacaðýný, kendilerine göre her þeyi belirlediklerini, fakat darbe tarihi yaklaþtýðýnda vaziyetin vahametini farkettiklerini ve Cumhurbaþkanýmýzý devreye sokup, sözde Aliyev'i ikaz edip iþin içinden sýyrýlmaya çalýþtýklarýný, gerçekte ise Aliyev'in her þeyin farkýnda olduðunu, Cevadov'un çok yakýnýndakilerin KGB'nin eski mensuplarý ve Aliyev'in adamý olduðu, olaylarýn Aliyev'in izni ve bilgisi ile kendi lehine olacak þekilde yönlendirilmiþ bulunduðunu, MÝT ve Türkiye açýsýndan acý bir komedi biçiminde cereyan ettiðini açýklamamýz üzerine Sayýn Sönmez Köksal, sadece komedi ifadesine itirazda bulunmuþtu. 


Olaylar sonrasýnda Ferman Demirkol'un ortada kaldýðýný, Türk Büyükelçisi'nin `Cumhurbaþkaný Yardýmcýsý olacaktý. Bu tip iþlere girmesini kim söyledi?  Ne hali varsa görsün' diyerek Büyükelçiliðe almadýðýný, Din Hizmetleri Muþaviri Abdulkadir Sezgin'in kendisini evinde sakladýðýný, Aliyev yönetiminin Demirkol'u sorgulayýp serbest býrakmak için ýsrarla istediðini, ancak Ankara'dan gelen talimatla buna izin verilmediðini, sonunda Baþbakanlýk Müsteþari Ali Naci Tuncer'in MÝT'ten bir daire baþkaný ile ve özel bir uçakla Bakü'ye gönderildiðini, bu iki yetkilinin Aliyev'e altý saat adeta yalvararak kendisini ikna ettiklerini ve Ferman Demirkol'u Türkiye'ye getirdiklerini, sözde iþadamý Kenan Gürel'in ise feda edilip mahkum olduðunu da Sayýn Baþbakan'a ayný toplantýda anlatmak fýrsatý olmuþtur. Açýkça ortaya çýkmýþtýr ki; Türkiye dost bir ülkede ihtilal yapmaya teþebbüs etmiþtir. MÝT, resmi temsilcisi Ertuðrul Güven'in büyükelçimizle birlikte Aliyev'e, Cevadov'a iltifat etmesi, kuþkularýnýn giderilmesi gerektiði yönünde telkinde bulununca kendisine sert bir tepki göstermiþtir. `Karargaha bilgi vermeden ve onayýný almadan' cümlesi tepkinin gerekçesini açýklamaktadýr. 


Oysa Bakü'deki politikayý Dýþiþleri ve Büyükelçi yürütmektedir. MÝT'in bu doðrultunun dýþýna çýktýðý bellidir. » (Kutlu Savaþ, Susurluk Raporu)


Kutlu Savaþ’ýn raporunda Cumhurbaþkaný’nýn rolü ile ilgili olan bölüm oldukça ilginç ve muðlaktýr:

"Baþbakanlýk Müsteþarý'nýn Bakü'ye yollanmasý, olayýn siyasi iradenin desteðiyle ve gizlice yürütüldüðünü de göstermektedir. Konunun Cumhurbaþkanýmýza aktarýldýðý hususu tarafýmýzdan özellikle araþtýrýlmamýþ ve sorulmamýþtýr. Ancak iþin sonunda Cumhurbaþkanýmýzýn devreye sokularak olaylarýn kamufle edilmesi incelemeye deðer görülmektedir. Konu tüm yönleriyle ve hatta kamuoyundan gizlenmeden soruþturmaya tabi tutulmalýdýr. Azerbaycan konuyu zaten olanca açýklýðý ile tartýþmaktadýr. " (Kutlu Savaþ, age) 


Kutlu Savaþ aslýnda olaylarýn içerisinde Hükümet’in ve Cumhurbaþkaný’nýn olduðunu bildiði halde onlarý aklayacak bir rapor hazýrlamýþtýr. Çünkü olayýn devlet sýrrý olmasý ve kendisine bunun telkin edilmesi nedeniyle onlarý aklayýcý bir rapor hazýrlamýþtýr. Ama raporun satýrlarý arasýnda çok ince bir þekilde devletin « devlet olarak » bu iþin içerisinde yeraldýðý açýkça belirtilmektedir. 


Darbe sýrasýnda Omon birlikleri komutaný Cevadov öldürülmüþ ve bununla birlikte de 400’ün üzerinde insan ölmüþtür. Darbenin baþarýsýzlýða uðradýðý 1995’in Mart ayýnýn baþlarýnda görülmüþ ve 10 Mart 1995 tarihinde “B Planý”na geçilmiþtir. O “B Planý” Cumhurbaþkaný ve Baþbakan’ýn bizzat devreye girerek H. Aliyev’i arayýp sözde “darbe ihbarý”nda bulunmalarý ve TC’nin bu iþin içinde olmadýðýný göstermeleriydi. 10 Mart 1995 tarihinde hem Cumhurbaþkaný hem de Baþbakan telefon ile arayarak Aliyev’e darbeyi sözde ihbar ettiler. Yukarýda Kutlu Savaþ’ýn raporunda da belirttiði gibi H. Aliyev’in herþeyden haberi vardý. 


Peki Genelkurmay (o zaman baþýnda Ýsmail Hakký Karadayý vardý) ne yapýyordu bu sýrada?  


O da ÖKK aracýlýðý ile psikolojik harekat hazýrlamakla meþguldü. Devletin “B Planý” devreye konulduktan iki gün sonra yani 12 Mart 1995 tarihinde, Ýstanbul Gazi Mahallesi’nde devrimci ve Aleviler’in yoðun olduðu yerlerde bulunan üç kahvehane tarandý ve halk tahrik edildi. 


IV- Gazi Katliamý ve Özel Kuvvetler Komutanlýðý’nýn Rolü


Genelkurmay’ýn gerek devlet içerisinde gerekse de toplum içerisinde gizli ve örümcek aðý þeklinde yayýlmasý ÖKK aracýlýðý ile olmaktadýr. ÖKK Yaþar Büyükanýt’ýn Genelkurmay Baþkanlýðý döneminde tümenden kolorduya dönüþtürüldü. Bu dönüþüm dahi onun  faaliyetlerinin yoðunluðu hakkýnda fikir vermektedir. 


ÖKK aracýlýðý ile Genelkurmay, bürokrasi içerisine, polis teþkilatý içerisine, yargý içerisine, siyasi partiler içerisine, MÝT içerisine, Sivil Toplum kuruluþlarý içerisine, Hükümet içerisine vs. yayýlmakta ve böylece arka planda devleti ve toplumu yakýndan takip etmekte ve gerektiði zamanda da belirli eylemlerde bulunmaktadýr. 


Ergenekon soruþturmasý sýrasýnda, aslýnda Azerbaycan darbesi ile Gazi katliamý arasýndaki baðlantýyý somut olarak saðlayacak bazý bilgiler ortaya çýkmýþtýr. Bunlardan en önemlisi, 22 kiþi ile birlikte yakalanan ve sorgulanan  Osman Gürbüz adlý kiþidir. Sorgu sýrasýnda bu þahýsýn Gazi olaylarýný organize eden kilit kiþi olduðu ortaya çýkmýþtýr. 


Soruþturma sýrasýnda ortaya çýkan bilgilere göre Osman Gürbüz, sözde ordudan atýlan Binbaþý Bülent Öztürk (bu kiþi aslýnda ordudan atýlmamýþtýr, “atýlma” görünümü altýnda gizlice “yetaltýna indirilmiþ”tir) tarafýndan “seçilmiþ” ve ne hikmetse ordudan atýlmasýna raðmen Osman Gürbüz’e “Özel Harp ve Psikolojik Savaþ” eðitimi verdirmiþ ve 12 Mart 1995 tarihinde de Gazi mahallesine katliam yapmak için gönderilmiþtir. 


Bu noktada sorulmasý gereken þudur: Bu Osman Gürbüz ve adamlarý Gazi Mahallesi’nde hiç tanýmadýklarý adamlar ile alýp-veremediði neydi?  Bu adamlar deli midirler ki hiç tanýmadýklarý adamlarý rastgele öldürsünler? Onlarý oraya birileri gönderdi ama hangi politik amaç doðrultusunda bunu yaptýlar? Kimsenin aklýna bu soruyu sormak gelmemiþtir. 


Onlarý Gazi Mahalesine katliam yapmalarý için kim ve niçin gönderdi? 


Onlarý Gazi’ye ÖKK aracýlýðý ile devlet gönderdi. Devlet orada devrimci hareketin güçlü olduðunu çok iyi biliyordu ve ani refleks vereceðini de çok iyi biliyordu. Gazi’deki kahvehaneleri tarayan Osman Gürbüz ve adamlarý, oradaki halký devrimci hareket aracýlýðý ile harekete geçirdi ve daha sonra polis ile karþý karþýya gelmesini saðladý. Polis içerisindeki “özel elemenlar” aracýlýðý ile kitleye ateþ açýlarak fazla ölü vermesi saðlandý. Ölüler arttýkça kitle daha tahrik oldu ve gösteriler baþka yerlere sýçradý (örneðin Mustafa Kemal Mahallesine ve buradaki gösteriler sýrasýnda da beþ kiþi öldürüldü)  ve böylece bütün ülkenin ve dünyanýn gündemi bu olaylara çevrildi ve ülke ile dünya kamuoyu, TC devletinin Azerbaycan darbesindeki rolünü görmedi. Bu darbede Türkiye'nin rolü sadece istihbarat servislerinin raporlarýnda mevcut oldu. 


Devletin Gazi'ye tamamen katliam için geldiðini ve bu temelde halký tahrik ederek oaylarý büyütmek istediðini gösteren bir çok kanýt vardýr. Ama bunlardan en önemlisi devletin gerçek niyetini göstermesi açýsýndan Özlem Tunç olayýdýr. 


Özlem Tunç Gazi'de oturan polis ve  asker ile mahalle halký arasýnda kurulan komitede yeralan bir vatandaþtýr. Devlet ile yapýlan görüþmelere katýlmýþ ve daha sonra da panzerin üzerine çýkarak oradaki kitleye seslenmiþ ve de olaylarýn yatýþtýrýlmasýný saðlamaya çalýþmýþtýr. Özlem Tunç konuþmasýnýn akabinde apar topar gözaltýna alýnmýþ, iþkenceden geçirilmiþ ve baþýna da bir el ateþ edilerek, iki polis tarafýndan saçlarýndan ve bacaklarýndan tutulup sürüklenerek çöp konteynerine atýlmýþtýr.Öldü sanýlan Özlem Tunç'un ölmediði anlaþýlmýþ ve mucize eseri hayatta kalmýþtýr. Devletin herkesin gözüönünde Özlem Tunç'u alýp ve onu öldürmek istemesinin halký daha fazla tahrik etmeye yönelik olduðu açýktýr.


Devlet olaylarýn Gazi'de büyümesi ile TC devletinin Azerbaycan'ki darbedeki rolünün gizlenmesi arasýnda bir iliþki kurduðu için, Gazi'de her yolu deneyerek, katý ve uzlaþmaz davranarak , olaylarý büyütmeye çalýþmýþtýr. Gazi halký kurulan komite aracýlýðý ile devletle görüþmesine raðmen devlet en masum talepleri bile reddederek, olaylarýn sürmesini saðlýyordu. 14 Mart günü mahallede sokaða çýkma yasaðý ilan edilmesine raðmen halk çatýþmaya devam etti. Mahallelinin komite aracýlýðý ile devletten dört  istediði vardý: 

1-Cenazelerin teslim edilmesi ; 2-Sokaða çýkma yasaðýnýn kaldýrýlmasý; 3- Gözaltýna alýnanlarýn serbest býrakýlmasý ve 4- asker ve polisin mahalleden çekilmesi.


Gazi sakinlerinin bu masum istekleri "anlaþýlmaz" bir þekilde devlet tarafýndan reddedildi. Devlet  olaylarý bilerek bitirmek istemiyordu ve bu tutumuyla sürekli çatýþmalarý körüklüyordu. 14 Mart günü bu masum isteklerin kabul edilmemesi üzerine çatýþmalar tekrar þiddetlendi ve olaylar Ümraniye'ye sýçradý. Ümraniye'deki olaylarda beþ kiþi daha yaþamýný yitirdi ve 16 Mart günü komitenin istekleri kabul edilerek çatýþmalar sona erdi.


Gazi'deki bu psikolojik operasyonun, devletin Azerbaycan'daki darbedeki rolünün gizlenmesi dýþýnda,  devlete  baþka yararlarý yine oldu:

1- Devlet bu olaylar ile devrimci hareketin gücünü ölçtü ve bir kitlesel tahrik anýnda ne yapacaðýný ve ne kadar kitleyi harekete geçirebileceðini gördü. Yine ayný þekilde devrimci hareketin gizli kadrolarýnýn deþifre olmasýný saðladý ve daha sonra gerek faili meçhul cinayetlerle (örneðin Hasan Ocak) ya da operasyonlar ile tasfiye etmeye çalýþtý.


2-Gazi katliamý ve daha sonrasýnda yaþanan olaylar, 1997’de kabul edilen EMASYA (Emniyet Asayiþ Yardýmlaþma) Protokolünün hazýrlanmasýna pratik katký saðladý. Bilindiði gibi Gazi’de polisin yetersiz kalmasý sonucu askeri birlikler devreye girdi ve kontrolü saðladý. Bu deneyim ýþýðýnda  Emasya Protokolü hazýrlanmýþtýr. Emasya protokolü Ergenekon Operasyonlarý sýrasýnda, Kemalist Ordu baský altýna alýndýktan sonra AKP tarafýndan yürürlükten kaldýrýlmýþtýr.


V-Gazi Katliamý ve “Resmi Devlet Terörü”


Gazi katliamý, Azerbaycan darbesinin planlanmasýna sýký sýkýya baðlý olduðu için ve bu darbenin planlanmasý aþamasýnda düþünüldüðü için ve bundan dolayý devletin zirvesinin resmi onayý ile gerçekleþtirildiði için resmi bir devlet terörüdür. 


Devletin zirvesi, kendi halkýnýn bir kýsmýný, sözde “devletin ve milletin yüksek çýkarlarý” doðrultusunda feda etmiþ ya da bozuk para gibi harcamýþtýr. Onlarý bir vatandaþtan ziyade, farklý amaçlar doðrultusunda kullanýlacak bir malzeme gibi görmüþtür. 


Gazi katliamý, TC devletinin Azerbaycan darbesindeki pisliklerini örten baþarýlý bir psikolojik operasyon olmuþtur. Çünkü bugün dahi hala daha kimse bu iki olay arasýnda  baðlantý kurmamaktadýr. Bu psikolojik operasyonun baþarýlý oluþu, onun itina ile hazýrlanmýþ ve düþünülmüþ olmasýna baðlýdýr. Þayet devlet Gazi’de baþarýlý bir istihbarat çalýþmasý yapmamýþ olsaydý ve oradaki sosyal ve politik durumu iyi analiz etmemiþ olsaydý böyle bir baþarý elde edemezdi. 


Gazi’deki gibi resmi bir devlet terörü yani kendi halkýna karþý organizeli bir terör eylemini gerçekleþtirme anlayýþý ancak faþist rejimlerde (Hitler, Mussolini, Franko, Salazar vs.) görülen bir anlayýþ ve pratiktir. Bugün bu faþist anlayýþý Erdoðan ve AKP devralmakla kalmamýþ ama bu faþist anlayýþý ve pratiði daha da geliþtirmiþlerdir.


(*) Bu makale HBDH’nin merkezi yayýn organý olan BÝRLEÞÝK DEVRÝM dergisinin 4. Sayýsýndan alýnmýþtýr.






























|
_ _