[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  09-12-2019 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
PKK ve ORTADOĞU DEVR...
EKİM DEVRİMİ’NİN AN...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 69(2) }
| Devrimci Bülten


"İMRALI NOTLARI" VE BARIŞ SÜRECİ (I) (I)

(PKK'nin Kandil Önderliği'nin Hatalarının Eleştirisi) 


K.Erdem 


I-Giriş 


7 Haziran 2015 Genel Seçimleri'nden kısa bir süre sonra, PKK ile Türk Devleti arasında savaşın tekrar başlamasıyla birlikte, 2013 yılının hemen başlarında ortaya çıkan Barış Süreci de son buldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK tarafından adlandırılan Barış Süreci, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP tarafından Çözüm Süreci (ilginç bir şekilde hem silahlı hem de barışçıl çözümü çağrıştırmaktadır) olarak adlandırılmıştır.


Barış ya da Çözüm Süreci her iki taraf açısından gerçekten neydi? Taraflar bu süreç sonuçlandığı zaman, bu sürecin başında hedeflemiş oldukları amaçlarına ne kadar ulaşmışlardır? 


Bu sorulara, R.T.Erdoğan ve AKP açısından bir noktaya kadar cevap verebilmekteyiz. Ancak PKK sözkonusu olunca, bu sorulara yeterince cevap verememekteyiz ve bu noktada devrimci ile  demokratik hareket içerisinde genel bir kafa karışıklığı sözkonusudur.


7 Haziran Genel Seçim sonuçlarını tanımayan Erdoğan, beş ay sonra terör, tehdit ve şantaj ile halkın önüne tekrar seçim sandığını koyup, koalisyona ihtiyaç kalmadan tekrar tek başına hükümet olma olanağını elde ettiği zaman, PKK Kuzey Kürdistan'da "Demokratik Özerklik" hamlelerini başlattı ve Erdoğan ile devletin buna tepkisi sert ve katliamcı oldu.Bu aşamadan itibaren giderek savaş, neredeyse "topyekün savaş"a dönüştü.


Demokratik Özerklik hamlelerinin başladığı aynı dönemde yani Kasım 2015'te, PKK'nin Kandil Önderliği Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yani Sayın Başkan ile HDP İmralı Heyeti arasındaki görüşmeleri, "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa (İmralı Notları) adı altında Weşanen Mezopotamya Yayınevi tarafından yayınladı (Bu kitaba atıfta bulunurken biz kısaca "İmralı Notları" diyeceğiz). İmralı Notları hem Barış ya da Çözüm Süreci'ni hem tarafların asıl amaçlarını hem de bu süreç sonunda ortaya çıkan politikayı anlamamız noktasında önemli ipuçları ve bilgiler içermektedir. Bundan dolayı, hem Barış Sürecini hem de sonrasını İmralı Notları ışığında ele almak ve bu temelde analizler yapmak en doğru olanıdır.


İmralı Notları, HDP Heyeti aracılığıyla, Sayın Başkan ile PKK'nin Kandil Önderliği arasında, devletin gözetimi altında bir iletişimi konu aldığı için "özel" bir kitaptır. Nedeni hem Sayın Başkan'ın hem de Kandil'in bu iletişim sırasında, doğal olarak ima yoluyla dolaylı bir iletişim sistemi geliştirmesi ve "PKK'nin ideolojik kodları üzerinden" anlaşmaya çalışmalarıdır. Bu durum taraflar arasında hem bir çok aksaklığın hem de yanlış anlamaların kaynağını oluşturmuş ve PKK'de "yekpare düşünce" birliğinin oluşmasına engel olmuştur. Bu ise Kandil'in siyaset yapış tarzı üzerinde ciddi sorunlara neden olmuştur.


İmralı Notları ışığında, Barış Süreci'ni ve bu sürecin Sayın Başkan tarafından ne anlama geldiğini ya da onun bu süreci nasıl ele aldığını analiz etmeden önce, İmralı görüşmelerinin rolü ve işlevi üzerine kısaca durmak gerekmektedir.


II- İmralı Görüşmeleri'nin Taraflar Açısından Rolü ve İşlevi Neydi? 


Barış Süreci devletin Sayın Başkan ile İmralı'da ilişkiye geçmesiyle başlamıştır. Hükümet açısından yasadışı bir görüntü oluşmaması için de HDP'li milletvekillerinden oluşan bir heyet Sayın Başkan, Kandil ve Hükümet ile Devlet yetkilileri arasında bir irtibat ağı kurmuştur. Burada HDP heyeti aslında, Sayın Başkan'ın çeşitli kesimlere mesaj ile düşüncelerini  ve yine onlardan    kendisine bunları ileten,  bir tür "iletişim ağı" gibi hareket etmiştir. İşte HDP heyetinin bu "iletişim ağı" rolü hem Erdoğan hem de Öcalan için farklı bir anlama sahipti ve her iki lider bu "iletişim ağı"nı farklı stratejik amaçlar için kullanıyorlardı.


HDP heyetinin "iletişim ağı" rolünün doğru ortaya konması için, Barış Süreci'nin taraflar açısından ne anlama geldiğini kısaca ortaya koymak gerekmektedir. Bu konuyu bundan sonraki bölümde ele alacağımız için, şimdilik bu noktaya kısaca değineceğiz.


Hem Erdoğan ve AKP'nin hem de Sayın Başkan ve PKK'nin, Barış ya da Çözüm Süreci taktiğiyle hedefledikleri "gizli stratejik" amaçları vardı ve her iki taraf bu gizli stratejik amaca uygun olarak bu süreci ele alıyorlardı. Barış ya da Çözüm Süreci, iki ustanın (Erdoğan ve Öcalan) bilek güreşidir ve kaybeden taraf büyük bir siyasal bedel ödeyecekti. Erdoğan kaybettiği taktirde, iktidardan düşerek ya demokratik bir devrim ortaya çıkacaktı (ki Öcalan'ın amacı buydu) ya da iktidar AKP karşıtı demokratik olmayan bir kliğin eline geçecekti. Öcalan kaybettiği zaman ise, idam aracılığıyla tasfiye edilmesinden PKK'ye stratejik bir darbe vurulmasına kadar gidebilecek olan olayları tetikleyecekti.


Her iki taraf "gizli bir stratejik" amaç ile hareket ettiği için, HDP heyetinin "iletişim ağı" rolünü, bu "gizli stratejik" amaçlarına uygun olarak ele alıyorlardı. Sayın Başkan bu iletişim ağına başka bir rol yüklerken, Erdoğan başka bir rol yüklüyordu. O zaman tarafların bu iletişim ağına kendi gizli stratejik amaçları doğrultusunda yükledikleri rollere ve bu temelde bu iletişim ağının işlevini somut biçimleri içerisinde ele almak gerekmektedir.


Barış Süreci  HDP heyetinin İmralı Görüşmeleri'nin önünü açmış ve bu görüşmeler de Sayın Başkan'ın PKK üzerindeki etkisi ve otoritesini sürdürmesine hatta direk PKK'yi yönetmesine yolaçmıştır. O zaman ilk akla gelen soru şudur: Madem  Erdoğan Öcalan ve  PKK'yi  tasfiye amaçlı hareket etmektedir niçin Öcalan'ın PKK'yi direk yönetmesine izin vermiştir? 


Bir çok kişi bu durumu, "Öcalan'ın Erdoğan ile anlaştığı"na ya da "her ikisinin anlaştığı" anlayışına yormuşlardır. Öcalan ile Erdoğan'ın anlaşmadıkları ya da anlaşamayacakları artık açıktır. Ancak Barış Süreci ya da kendi adlandırdığı haliyle Çözüm Süreci taktiğiyle Erdoğan, tek zeki değil ama akıllı bir lider olduğunu da gösterdi.Türk devletinin katı ve milliyetçi yapısı, esnek taktik geliştirmeye ve de bu temelde düşmanını yıpratmaya engel olduğu için, Erdoğan devletin geleneksel siyasetinin dışına çıkarak, PKK karşısında etkin bir konumlanma elde etmeyi başardı.


Binlerce yıldan beri savaş sanatının büyük ustaları, savaşta bir nokta üzerinde ısrar etmişlerdir. Savaşta düşmanı yenebilmek için, "düşmanın stratejisine saldırmak ve onu işlemez hale getirmek gerektiğini" belirtmişlerdir. Ama düşmanın stratejisine saldırabilmek ve onu işlemez hale getirebilmek için ise, önce "onun stratejisinin deşifre edilmesi" gerekmektedir. Bunun ise tek bir yolu vardır: Teorik bilgi ile doğru istihbari bilginin birleştirilmesi.


Teorik ve istihbari bilgi de kendi içerisinde stratejik ve taktik olarak ikiye ayrılır. Taktik niteliğe sahip olan teorik ve istihbari bilgi, daha çok teknik bir yapıya sahiptir ama stratejiye ait olan teorik ve istihbari bilgi daha çok entellektüel bir yapıya sahiptir. Liderlerin ve hareketlerin bilinç durumlarına göre, teorik ve istihbari bilginin birbirlerini tamamlamaları farklılıklar gösterir. Yüksek bir teorik donanıma sahip olan liderler, istihbari bilgiye az ihtiyaç duyarlar ve bu istihbari bilgileri daha çok kendi stratejik yapılarını kontrol ve düzeltme için kullanırlar. Ortalama bir teorik yapıya sahip olan lider ve hareketler, teorik eksiklerini kapsamlı istihbarat bilgisi ile tamamlamaya çalışırlar ve bu ikisinin birlikteliğinden oluşan  bir denge ile stratejilerini hazırlarlar. Çok zayıf bir teorik yapıya sahip olan lider ve hareketler ise, büyük oranda istihbari bilgiye dayanarak stratejilerini oluşturmaya çalışırlar ve bunların yenilmeleri ise hemen hemen kesindir.


Öcalan birinci tip lider grubuna aitken , Erdoğan ikinci tip lider grubuna aittir. Öcalan dokuz metrekarelik odasında , hiçbir istihbarata sahip olmadan tarihin en büyük ve cürretkar stratejilerinden birisini hazırlamıştır. Ama Avrupa'dan Türkiye ve Ortadoğu'ya kadar olan alanda, geniş bir istihbarat ağına sahip olan PKK'nin Kandil Önderliği, yanlış bir strateji izleyebilmiştir (Başkan ve Kandil arasındaki stratejik farklılık ileride kapsamlı ele alınacak). Bu durum dahi teorik ve istihbari bilgi ilişkisini doğru anlamamıza yardım etmektedir.


Teorik bilgi, daha çok bir hareketin tarihsel yapısını çözümlemeye yarar. Her hareketin toplumda temsil etmiş olduğu sınıf ya da katmanlarla bağlantılı olarak, oluşturmuş olduğu değerler  ve bundan kaynaklanan siyasi ve örgütsel sistemi  bulunmaktadır. Bu sistem belirli bir ağırlık merkezi gibi hareket eder ve hareketin taktik esneme ve manevra alanının çapını belirlemeye yarar. Ancak kapitalist toplumdaki yabancılaşma olgusu, bu süreçleri tepetaklak ettiği için herşey çok karmaşık bir yapıya sahip olur. İşte derinlikli teorik bilgi, bu yabacılaşmayı azami derecede ortadan kaldırarak,bunun altındaki tarihsel gerçekliği ortaya sermeye yarar. Bu teorik bilgiye yeterince sahip olamayanlar ise, bu yabancılaşma olgusunu, istihbari bilgiyi azami derecede kullanarak ortadan kaldırmaya çalışırlar.


Kapitalist üretim ilişkileri tarafından yaratılan yabancılaşma olgusu, geleceğe dönük belirsizliği de arttırır.Stratejinin en önemli özelliği bu belirsizliğin yönetimidir. Her kim ki, kendi stratejisindeki belirsizliği azami derecede kendi stratejik çıkarları için yönetebilme başarısı gösterir, o savaşta kazanmayı hakeder.


Barış Süreci başladığı zaman, Sayın Başkan'ın stratejik planı hazırdı ve bütün yapması gereken, hareketin farklı stratejik parçalarını (KCK Eşbaşkanlığı, KCK Siyasi ve Askeri Yönetimi, HDP, HDK, DTK, DBP ve müttefikler) kendi stratejik planına uygun olarak yerleştirmek, biçimlendirmek ve stratejik hedefe uygun olarak birbirlerine bağlamaktı. Bunun ise tek bir yolu vardı:Barış Süreci aracılığıyla  HDP İmralı Heyeti'ni kullanmak.


Sayın Başkan'ın işi çok zordu: Bir yandan kendi gizli stratejik hedefini saklamasını bilmeliydi, öte yandan da bu gizli stratejik hedefe uygun olarak stratejik güçleri konumlandırmalıydı. Üstelik bütün bunlar devletin bilgisi ve gözetimi dahilinde olacaktı. Buradaki asıl güçlük, Başkan'ın 2003- 2011 arası uyguladığı stratejik perspektifi değiştirmiş olmasıydı ve yeni perspektifi ise Kandil'e devleti uyandırmadan nasıl kavratacağıydı. İleride göreceğimiz gibi Devlet, Başkan'ın asıl gizli stratejik hedefini deşifre etse dahi, Kandil'in Başkan'ın stratejik bakış açısına uygun ve yerinde atacağı adımlarla Erdoğan ve AKP tamamen köşeye sıkıştırılmış olacaktı. Çünkü bir şeyi görmek tek yetmemektedir ama onu durduracak elemanlara da sahip olmak gerekmektedir, ki bazen bu elemanlar sadece düşmanınızın hata yapmasına bağlıdır. Bu durumda insiyatif sizde değildir. Barış Süreci başladığı zaman insiyatif PKK'deydi ve PKK  AKP'den bir adım önde bulunmaktaydı. PKK'nin Kandil Önderliği, yaptığı hatalar ile tek PKK'nin avantajlı durumunu yoketmedi ama AKP'yi bir kaç adım öne de geçirdi.


Erdoğan Barış Süreci ile bir yandan zaman kazanırken, öte yandan da ileride savaş tekrar başladığı zaman PKK'ye stratejik bir darbe vurmak için nasıl avantajlı bir stratejik konum elde edeceği üzerinde yoğunlaşıyordu. Sayın Başkan'ın HDP İmralı Heyeti aracılığıyla dışarıya gönderdiği ve yine dışarıdan aldığı kodlanmış bilgileri, kendi stratejik hedefine uygun olarak yorumlamaya çalışıyordu. Erdoğan ve devletin, HDP İmralı Heyeti'nin "iletişim ağı" üzerinden geçen bilgilerde aradığı şeyleri kısaca şöyle sıralayabiliriz: 

1- Öcalan Türk devletine barış önerirken ve Türkiye'de politik mücadeleyi görünürde tamamen barışçıl ve demokratik araçlar üzerine oturtmaya çalışırken gerçekte ne yapmaya çalışıyordu? Öcalan'ın "barışçıl ve demokratik mücadele görünümü"  altında  "gizli bir ajandası" var mıdır yok mudur? Eğer var ise bu "gizli ajanda" nedir? Öcalan "barışçıl ve demokratik mücadele görünümü"nü hangi gizli stratejik hedefi gerçekleştirmek için aldatma aracı olarak kullanmaktadır? Öcalan 2003 - 2011 arası geliştirmiş olduğu stratejik perspektife ne kadar bağlıdır yoksa bu perspektifi değiştirmiş midir? Barışçıl ve demokratik mücadele görünümü, yeni bir stratejik perspektifi saklayan bir "incir yaprağı" mıdır? Erdoğan Öcalan'ın dışarıya vereceği talimatlarla,onun asıl niyetini öğrenmeyi hedeflemekteydi. Başkan'ın asıl niyetinin bilinmesi, Erdoğan'ın ABD'den AB'ye,Rusya'dan İran ve Suriye ve de en önemlisi iç politikada atacağı adımların belirlenmesi için zorunluydu.  


2- Erdoğan HDP İmralı Heyeti'nin "iletişim ağı" üzerinden, en azından Kandil ile Öcalan arasındaki anlaşmazlık noktalarını ortaya çıkarmak  ve Kandil'in Öcalan'ın stratejik bakış açısını ne kadar anladığı ve  benimsediğini öğrenmek istiyordu. Öcalan ile Kandil arasında ne kadar bir ideolojik çakışma ya da çakışmama durumu olduğunu ve eğer bir örtüşmeme durumu varsa, bu durumun Öcalan'ın olası bir tecriti durumunda AKP'ye avantajlı bir konum yaratıp, yaratamayacağını bilmek istiyordu.


3-HDP'nin Öcalan'ın stratejisi içerisinde gerçek yeri tam olarak nedir? HDP Öcalan'ın iddia ettiği gibi, barışçıl ve demokratik mücadelenin aracı mıdır? Yoksa PKK'nin devrimci siyasetini ve  silahlı kuvvetlerini sadece perdeleyen ve Türk siyaset sistemi içerisinde bir "Truva Atı" mıdır? 


4- Öcalan PKK, HDK ve HDP'yi İmralı'dan yönetirken, kaçınılmaz olarak bu kurumlardan kendisine bilgiler akacaktır ve devlet bu bilgiler aracılığıyla en azından hareketin genel durumu hakkında bilgi sahibi olacaktır.Erdoğan Barış Süreci'ni, kendisinin dışarıya hiçbir bilgi vermediği ama karşılığında birçok bilgi almaya çalıştığı  "tek kale bir maça" çevirmek istiyordu.


Erdoğan savaş sanatının doğasına uygun olarak, bir yandan Öcalan'ın stratejisini çözmeye çalışırken öte yandan da bu stratejiye nasıl saldıracağını planlıyordu. Başkan ise bu durumu biliyordu! İleride göreceğimiz gibi, Barış Süreci'nin başlamasından kısa bir süre sonra Erdoğan, Kandil'in hataları sayesinde aradığı elemanlara sahip olmaya başladı.


Peki Sayın Başkan açısından HDP Heyeti'nin "iletişim ağı" rolü ne anlama geliyordu? Onun bu heyet aracılığıyla elde etmek istediği şeyleri kısaca şöyle sıralayabiliriz: 

1- Öcalan'ın Erdoğan'ın stratejisini çözme diye bir derdi yoktu çünkü bu işi yaklaşık üç-dört yıldan beri (ileride buna AKP-Gülen Cemaati'nin Ergenekon Komplosu temelinde değineceğim) yani 2010- 2011'de yapmıştı. Başkan'ın Demokratik Ulus kitabı ile HDK ve HDP'nin kuruluşunu anlayanlar, onun gerçekte ne yapmak istediğini anlarlar! Barış Süreci özelde Erdoğan ve AKP'yi genelde ise Türk faşist diktatörlüğünü yıkma süreci olacaktı. Biraz Mao'cu bir terminoloji kullanırsak eğer, Başkan bir elini HDP üzerinden devlete uzatırken ve onun aracılığıyla devleti yıpratırken, diğer elini KCK aracılığıyla yumruk yapıp, stratejik darbeyi vurmak için bekliyordu. KCK "yumruğu", HDP "tokalaşma"sını zorunlu olarak izleyecekti aksi taktirde, devleti yıkım süreci gerçekleşemeyecekti (Detaylarını ileriki bölümlerde ele alacağız). İşte Başkan,  bu stratejiye uygun olarak hareketin bütün parçalarını, HDP Heyeti aracılığıyla biçimlendirmek ve birbirlerine bağlamak istiyordu.


2- Başkan HDP Heyeti aracılığıyla, bu stratejiye uygun olarak,  genel olarak KCK'yi ve özel olarak da KCK Eşbaşkanlığı'nı,KCK  Başkanlık Konseyi'ni ve KCK Yürütme Komitesi'ni biçimlendirmek istiyordu.


3-Yine HDP Heyeti aracılığıyla, HDP ile HDK'yi özellikle seçimlerde ve legal örgütlenmede başarılı olması için biçimlemeye çalışıyordu. İleride de göreceğimiz gibi bu nokta , onun stratejisi için çok önemliydi.


4-Başkan HDP Heyeti'ni devlet ve hükümet yetkilileri ile görüşmelere göndererek, devlet ve hükümet hakkında dolaylı bilgi toplamaya ve kendisine yaklaşımlarının düzeyini ölçmeye çalışıyordu.


5- Öcalan HDP İmralı Heyeti üzerinden bazı kodlanmış mesajları, ima yoluyla, "devlete çatma" görünümü altında, Kandil'deki PKK önderliğini sert eleştiri görünümü altında ve hatta onlara sitem ederek vermek istiyordu. Kandil'e direk veremeyeceği mesajları, bazen analojiyi kullanarak bazen de tarihten örnekler vererek yapmaya çalışıyordu.


6-Ve nihayetinde HDP Heyeti aracılığıyla, siyasetin ve toplumun farklı  kesimleriyle ilişki geliştirerek, bu  kesimlerin tepkilerini ölçüyordu.


III-Barış Süreci Gerçekten Neydi?


Barış Süreci "yeni tipte bir devrim" anlayışı temelinde ortaya çıktığı için anlaşılması güç olmuştur. Devrimci hareketin "klasik devrim anlayışı", Barış Süreci gibi taktik yaklaşımları anlamak için bir handikap oluşturmaktadır (yeni devrim tipinin ilkelerini bundan sonraki bölümde ele alacağız).


Barış Süreci hem Erdoğan hem de Öcalan için ne anlam ifade etmekteydi? 


Erdoğan için Barış Süreci bir tür nefes molası işlevine sahipti ve aynı anda bir çok düşman güç ile karşılaşmamak için yaptığı bir manevraydı. 2013'ün başlarına gelindiğinde, Erdoğan hem iç hem de dış politikada sıkışmış durumdaydı. Suriye'de Esad rejimini devirme girişimi tek başarısızlığa uğramamıştı ama Kürtlerin Temmuz 2012 devrimi ortaya çıkmıştı.Yine aynı şekilde,  Batı ile Suriye'de anlaşmazlığa düşmüş ve Batı'lı güçler Esad'ı hemen devirme girişiminden vazgeçmişlerdi. İç politikada Gülen Cemaati, Kemalistler ve PKK önderliğindeki Kürt Hareketi ile çelişkiler keskinleşmiş ve AKP bir tür kuşatılmışlık ile karşı karşıya kalmış ve de üstelik bir çok seçim tarihi de yaklaşmıştı.PKK ile ateşkes içte ve dışta oluşan kuşatmayı yarmak ve yeni bir atılım yapmak için zorunluydu. Ancak böyle bir ateşkesin tehlikeleri de vardı. Devrimci ve demokratik hareketin büyümesine ve faşist rejimin temellerinin kayıp gitmesine de neden olabilirdi. Erdoğan bir yandan Gülen Cemaati ve Kemalistleri öte taraftan da devrimci ve demokratik hareketi bastırma görevi ile karşı karşıyaydı. Bunun için ise bütün güçler ile ayrı ayrı karşılaşması gerekmekteydi, ki PKK ile ateşkes ya da Barış Süreci Erdoğan için  bu işlevi görecekti.


Öcalan için ise Barış Süreci, faşist diktatörlüğü devirmek için gerekli güçlerin toplanması süreciydi. Daha önce yazdığım bir makalede bu konuya kısaca şöyle değinmiştim: 

"Barış Süreci'ni Sayın Öcalan, genel olarak faşist diktatörlüğü ve özel olarak da Erdoğan ve AKP iktidarını yıkmak için gerekli güçlerin toparlandığı bir dönem olarak ele alıyordu. Barış Süreci, Erdoğan ve AKP'nin ve de bununla birlikte faşist Türk devletinin yıkılma sürecidir. Dışarıdan bakıldığı zaman çok paradoksal görünmesine karşın, Barış Süreci hem Öcalan açısından hem de Erdoğan açısından birbirlerini tasfiye sürecidir ve iki lider bu gerçeği çok iyi bilmektedirler."  (Kemal Erdem, 16 Nisan ve Sonrası, Devrimci Bülten sayı 67, www. komunistdunya.org) 


Barış Süreci Sayın Başkan için faşist diktatörlüğü devirmek için gerekli olan siyasi ve askeri güçlerin toplanması sürecidir. Ama herhangi bir şekilde değil, özel bir şekilde ve özel bir politik amaç doğrultusunda güçlerin toplanmasıdır. Devrimci ve demokratik hareketin güçlerinin bu toplanma biçimini anlamak için, Öcalan'ın önderlik etmiş olduğu ve evrensel bir yapıya sahip olan "yeni devrim tipi"ni kavramak gerekir. PKK'nin Kandil Önderliği'nin hataları, işte bu yeni devrim tipini anlayamamadan kaynaklanmaktadır.


|
_ _