[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  14-10-2019 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
PKK ve ORTADOĞU DEVR...
EKİM DEVRİMİ’NİN AN...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 69(4) }
| Devrimci Bülten


"İMRALI NOTLARI" VE BARIŞ SÜRECİ (I) (III)

(PKK'nin Kandil Önderliği'nin Hatalarının Eleştirisi) 


K.Erdem 


Bu nokta yani burjuva yasallık içerisinde ve seçim sistemi aracılığıyla güç olma sorunu devrimci hareket tarafından pek anlaşılmamaktadır. Burjuvaziyi bir arada tutan şey seçim sistemidir ve aralarındaki tarihsel ilişkiler de bu seçim sistemi aracılığıyla oluşmaktadır.Burjuvazi kendi politik sistemini ayakta tutan seçim sisteminden vazgeçemez ve bunu yapan bir burjuva hareket ortaya çıktığı zaman, sistemin bütün dengeleri altüst olacaktır. Aynı şekilde bu burjuva yasallık içerisinde güç olan bir devrimci-demokratik harekete karşı tutum sorunu da burjuvazinin kendi arasında bir tarihsel soruna yolaçacaktır. Bu noktanın anlaşılması, Sayın Başkan'ın yeni devrim tipini anlamak için kilit önemdedir.


İşte ancak Başkan'ın bu yeni devrim tipi anlaşıldığı zaman, onun İmralı Heyeti ile yapmış olduğu şu gibi değerlendirmelerin gerçek içeriği anlaşılabilir: 

"Son konu kendimle ilgilidir.Basına yanlış şeyler yansıdı. Öcalan bağımsızlıktan, federasyondan, özerklikten, bilmem neden vazgeçti dediler. Ben hiçbir şeyden vazgeçmedim (abç). Benim temel görüşüm şudur: Silahlı çatışmaya son verme sıkı sıkıya yasal demokratik mücadeleye sarılma ile olur. Bu yasa çıktı çıkmadı tartışması da mesele değil. Bunların hepsi sadece demokratik  siyaset aşamasının birer parçasıdır. Anayasal çoğunluk (330) ile Meclis bir çağrı yapabilir sanırım. (Biraz kızarak) Beni şaşırtmayın (yani sözlerimi çarpıtmayın anlamında Başkan bu "şaşırtma" sözcüğünü kullanıyor -K.E). Tarihi çatışma sürecini sona erdirdik dediysem barış oldu demiyorum, legal siyasete evrensel bağlılıktan ve mücadeleden söz ediyorum. Hiçbir şeyden vazgeçmedim(abç). Ben sadece Demokratik Türkiye olmadan bunların hiçbiri olmaz, zamanı değil, arabayı atın önüne koymayın diyorum (bu son cümle Kandil'e uyarıdır ve ileride değinecem buna-K.E). Önce demokratik Türkiye olmalı." (A.Öcalan,a.g.e.,s.56-57) 


Başkan bir yandan "legal siyasete evrensel bağlılık"tan öte yandan da mücadeleye ve her türlü devrimci talebe bağlılıktan sözediyor. Bu bir çelişki gibi gözüküyor. İşte bu çelişki, yeni devrim tipindeki, devrimci ve liberal unsurların birlikteliğini oluşturan çelişkidir.Başkan bu tür değerlendirmelerle bunu anlatmak istiyor. Yeni devrim tipi, devletin ağırlık merkezine kapsamlı bir stratejik saldırı ya da derin harekat yapmak için (ki bu belirli bir güç biriktirme dönemini zorunlu kılar), "devrimci hareketin liberal maske arkasına saklanarak ilerlemesi" demektir. 


Bir başka sorun da, çoğu kişinin Demokratik Türkiye kavramını burjuvazinin iktidarda olduğu ve devrimci hareketin muhalefette kaldığı bir durum gibi düşünmesidir. Başkan'da Demokratik Türkiye, devrimci-demokratik hareketin iktidar olduğu bir durumu temsil eder! Onun için silahlı mücadelenin tasfiyesini, Demokratik Türkiye'ye bağlar ve bu Demokratik Türkiye de devrimci-demokratik hareketin iktidarının ta kendisidir. Bu tür formülasyonla Başkan Kandil'e dolaylı mesaj verir ve mesajını hiç kuşkusuz "liberal bir maske" içerisine kodlamıştır ama Kandil uyanmaz! 


Başkan'da Demokratik Türkiye'nin bir yandan yasal yollar öte yandan bunu destekleyen illegal ve gizli yollar ile ortaya çıkarılma süreci, adım adım faşizmin ve burjuvazinin tasfiyesi ve  devlete karşı "paralel bir devletin" örgütlenmesi sürecidir ve bu süreç, güç ilişkilerinin yapısından dolayı, liberal maske altına saklanmaktadır.


Başkan İmralı Heyeti ile görüşmesinin bir yerinde yeni devrim tipinin bu yasal ayağı için şöyle konuşur: 


"Sekiz maddeyi sorsam bilmezsiniz. Çünkü yoğunlaşmamışsınız. Bu sekiz boyutu halkla buluşturup hayata geçireceksiniz. Halkın emeğini birleştirip çözüm üreteceksiniz. Halk arkanızda . KCK'den ayrısınız. Siz yasalar çerçevesinde yapacaksınız. Kültürel , ekonomik , siyasi ve diğer boyutlar. Mesela ekonomik boyut. 

(...) 

"Sizin devletiniz yok, ağababanız yok, sermayeniz yok, halkın emeğini birleştirip çözüm üreteceksiniz . Devletle çatışmayacaksınız. " (A.Öcalan, a.g.e.s,153) 


Burada Başkan'ın belirtmiş olduğu sekiz maddelik çalışma , bir tür sivil toplumculuktur ve amaç bu sivil toplumculuk aracılığı ile demokratik siyaseti halk arasında geliştirmek ve bunu devrimci siyasetin "atlama" tahtasına çevirmektir. Aynı taktiği , AKP , muhafazakarlığı geliştirmek için yapmaktadır. Bu sivil toplumculuk yani liberal unsurlar, devrimci-liberal ideolojik hegemonya yaratımında, devrimci çizginin işini kolaylaştırmak ve onun etki alanını geliştirmek için düşünülmüştür. Çizginin bu liberal ayağı geliştirilmeksizin, devrimci ayağı etkisiz kalacaktır. 


Başkan'da Devrimci-liberal ideolojik ve politik hegemonya oluşturma anlayışındaki, liberal yanın iki işlevi vardır : (1) Faşist bloku kendi içinde bölmek ; (2) Liberal taktikler aracılığı ile devrimci siyaseti daha geniş alanlara yaymaktır. Yani bir tür "aktarım kayışı" olarak kullanmaktır. Devrimci siyaset bu tür liberal taktikler ile desteklenmeksizin , etkisiz kalacak ve kuşatılıp bastırılacaktır.


Kapitalizmin tarihsel baskınlığı ve gelişim dinamiğidir ki, liberalizm maskesini zorunlu kılmaktadır. Bu durum tek devrimci hareket için geçerli değildir ama iktidarı ele geçirmek isteyen her ciddi hareket için geçerli olan bir durumdur.


Aynı siyasi mantığı farklı bir biçimde Erdoğan ve AKP uygulamaktadır. Erdoğan gerici muhafazakar-faşist çizgisinin üzerine dikkatli bir şekilde yerleştirdiği liberal maske sayesinde, karşısındaki düşman cephesini hem içeride hem de dışarıda bölebilmiş ve adım adım bu liberal maskenin altında yeni bir faşist rejim inşa edebilmiştir. Bunu yaparken de sürekli bir şekilde sistemin yasallığı içerisinde kalmaya ve seçim sistemi aracılığıyla meşruluk elde etmeye hep dikkat etmiştir. Çünkü sistemin yasallığı içerisinde görünmek ve seçim sistemini kullanarak toplumda meşruluk üretmek, toplumda farklı sosyal sınıf ve katmanlar ile ittifak ilişkileri kurmak için zorunludur. Bu sayede liberalleri ve onlar aracılığıyla da toplumun geniş kesimlerini etkileyebilmiştir. 


Erdoğan bir yandan sistemin yasallığı içerisinde kalırken ve seçim sistemi aracılığıyla meşruluk elde ederken, öte yandan gizli ve yasadışı güçlerle de (özellikle bu noktada Gülen Cemaati ile ittifakı önemlidir) , Ergenekon Komplosu dönemindeki gibi komplolarla bu yasallık içerisindeki gücünü etkileyecek ve gelişitirecek taktikler üretiyordu. Erdoğan'ın bu yaptığına "pasif darbe" denir. Çünkü bu pasif darbe, komplolarla dokunmuş bir "darbe mekaniği"nin sonucunda ortaya çıkmıştır.


Öcalan'ın hareket tarzı biçimsel olarak Erdoğan'a benzerken, içerik olarak tamamen farklıdır ve devrimci bir yapıya sahiptir ve de bundan dolayı "pasif devrim" olarak adlandırmak en doğrusudur.Pasifliği, burjuva yasallık içerisinde  ve seçim sistemi etrafında sürekli meşruluk arayarak, toplumdaki diğer ilerici güçler ile geniş bir ittifak kurma ve bu temelde devleti ve sistemi zayıflatma arayışında oluşudur. Bu politika sürekli olarak devrimci siyaset ile desteklenir ve devrimci siyaset bu liberal perde arkasında ve onun aracılığıyla sürekli büyür. Bu büyüme belirli bir andan sonra, ya yumuşak  ya da silahlı bir şekilde iktidarın ele geçirilmesiyle sonuçlanır.


Sayın Başkan'ın yeni devrim tipi, dört  teorinin biraraya gelmesinden oluşur: Marx, Lenin , Gramsci ve Öcalan. Bu devrim tipinde Lenin'in teorisi, devrimci parti ve legal-illegal ilişkisi bağlamında önemlidir ama strateji ve taktik çizgi olarak Lenin'in teorisi sorunludur.Bunun dışında Marx, Gramsci ve Öcalan'ın teorilerinin kesişme durumu ile ilgili olarak şöyle yazmıştım: 

"Artık elimizde geliştirebileceğimiz üç teorik biçimin birlikteliğinden oluşan evrensel bir devrim modeli bulunmaktadır: 1-Marx'ın Genel Kar Oranlarının Eşitlenmesi teorisi;  2-Antonio Gramsci'nin Pasif Devrim teorisi ve 3-Abdullah Öcalan'ın Stratejik Denge Konumu teorisi.Bu üç teori tek bir bütün oluşturur ve aslında mantıksal düzeyde farkında olmadan birbirlerini beslerler. İşte Rojava devrimi bu yeni teorik modele göre ortaya çıkmıştır.


Kürt Özgürlük Hareketi'nin önderleri hem bilinçli hem de yer yer sezgisel olarak bu devrim modelini geliştirmişlerdir, ki bu yeni devrim modeli evrensel özellikler de barındırmaktadır.Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, yeni paradigma temelinde PKK'yi stratejik denge konumuna uygun olarak yeni bir stratejik temele oturturken, dünya çapında kar oranlarının yeni bir eşitlenme eğilimine girerken ortaya çıkarmakta/çıkarmış olduğu yeni emperyalist güç eşitlenmesine dayanarak, farkında olmadan Marx'ın teorisiyle ilişkilenmiş; bu yeni konumlanmaya uygun olarak bir "pasif devrim" programı ve bu temelde stratejik ve taktik konumlanma elde ettiği zaman da Antonio Gramsci ile teorik düzlemde ilişkilenmiştir." (Kemal Erdem, Rojava Devrimi ve Pasif Devrim-I, Devrimci Bülten, sayı 63, www. komunistdunya.org ) 


Lenin'de pasif devrim teorisinin nüveleri olmasına karşın, bu teoriyi asıl geliştiren cezaevinde Antonio Gramsci olmuştur. Lenin'in kapitalizmin tarihsel düzeyini hesaba katmadan, burjuva-demokratik devrimden sonra hemen kesintisiz olarak  sosyalist devrime yönelme ve bu temelde sosyalizme geçme anlayışı, işçi sınıfı dışındaki diğer ezilen sınıfların baskı altına alınması anlayışına ve özellikle küçük ile  liberal burjuvaziyle tarihsel ilişkilerin tamamen bozulmasına neden olmuştu. Leninist yanlış devrim teorisinden dolayı bu sınıflar, hep işçi sınıfının dışında  bağlaşık aramak zorunda kalmışlardır. Devlet kapitalizminin sosyalizm ile karıştırılması, bu bozulmanın temel nedenleri arasındadır.


Gramsci Hapishane Defterleri'nde dolaylı olarak, Leninist devrim teorisine eleştiriler getirmiş ve İtalya'nın birliği için mücadele dönemi olan 1815- 1870 arası dönemin (İtalyanlar bu döneme kısaca Risorgimento dönemi derler) sınıflar arası ilişkilerini, yeni bir devrim teorisinin temeli yapmıştır. 


Pasif Devrim teorisinde Gramsci'nin dikkat çektiği en önemli nokta, hem devrimden önce hem de devrimden sonra, proletaryanın küçük-burjuvaziyle ve liberal burnuvazinin bazı kesimleriyle bağlaşıklık kurması gerektiğidir. Bunu da toplumun daha burjuva tarihsel çerçeveyi aşamamış olmasına  ve de en önemlisi devrimden sonra da uzun yıllar aşamayacak olmasına bağlar. Bu durum küçük-burjuvazi ve liberal burjuvaziyle bir tür bağlaşıklık durumunu dayatmaktadır ama bu bağlaşıklıkta proletarya hegemonya kurmalıdır. Proletaryanın küçük-burjuvazi ve liberal burjuvaziyle bu ittifakı, devrimci hareket ile reformist sosyal demokrasinin bir ittifakıdır ve de bu ittifak, burjuva demokrasisinin devrimci hareketin önderliğinde yeni bir biçimde örgütlenmesi anlamına gelir. İşte Sayın Başkan bu yeni formülasyona Demokratik Modernite der, ki özü itibariyle burjuva demokrasisinin, büyük burjuvazinin elinden alınarak devrimci hareket tarafından tarihsel olarak yeniden örgütlenmesidir.


Öcalan Gramsci'nin teorisinin bu özünü alarak, ona yeni bir biçim verir ve özellikle bu teorinin eksiği olan, emperyalist sistem karşısında stratejik konumlanma sorununu çözer (ki bunu az yukarıda belirttik). Devrimin iç politikadaki yapısı ile yani küçük-burjuva ve liberal sınıflar ile bağlaşıklık durumu, devrimin dış stratejik konumlanmasıyla (ki bu stratejik denge konumudur) aynı düzeye getirilerek, Marksist teori bu noktada bütünlüklü hale getirilir. İster beğenilsin isterse de beğenilmesin, bu işi Öcalan yapmıştır ve Öcalan'ın elinde Marksist devrim teorisinin çok önemli bir sorunu çözülmüştür. Marksist teorinin bu tarihsel ilerlemesi, onbinlerce Kürt evladının kanları sayesinde ve onun üzerinden olmuştur! 


Yeni devrim tipinin ve buna önderlik eden Demokratik Modernite ideolojisinin, Marksizmin yeni koşullara uyarlanması olduğunu Başkan, İmralı Heyeti ile görüşmelerinin birinde şöyle belirtir: 

"Demokratik modernite ve benzeri çözümlemelerimiz Marksizmin yeni yorumudur." (A. Öcalan,a.g.e.,s.199) 


Pasif Devrim teorisi tarihte ilk defa devrimci bir hareket tarafından uygulanmaktadır. Bu teorinin görünüşteki "pasifliği" hep reformist hareketler tarafından istismar edilmiş ve devrimci özelliğinden koparılarak tamamen reformist bir karaktere sokulmuştur. İlk defa Sayın Başkan ve PKK'dir ki, bu teoriyi olması gerektiği gibi ele almışlar ve devrimci karakterine uygun olarak uygulamaya çalışmışlardır.


Pasif Devrim teorisi, aslında Bolşevizm ile Sosyal-Demokrasinin bir tür sentezidir. Bu sentezde Bolşevizmin ve Sosyal-Demokrasinin olumsuz yanları atılmış ve her iki hareket farklı bir nitelik içerisinde biraraya getirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, Komünist Hareket ile Sosyal Demokrasinin tamamen ayrışması tek Sosyal Demokrasinin hatası değildi ama Bolşevizm de bu ayrılıkta olumsuz bir  rol oynadı. Bolşevizmin "sol sekterizmi" bu tarihsel ayrışmayı tetikleyen ve besleyen yanlardan birisi olmuştur. İşte bu tarihsel ayrılık, teorik ve siyasal olarak ilk defa Abdullah Öcalan ve PKK tarafından ortadan kaldırıldı. Bu tespit bazılarına çok abartılı gelebilir ama ne yapayım "Ben kediye kedi" derim! 


Burada kısaca yaptığımız teorik serimden de görüldüğü gibi, Öcalan'ın yeni devrim tipi, bilinçli bir şekilde geliştirilmiş ve kendi içerisinde oldukça tutarlı bir yapıya sahiptir ve Ben Öcalan'ı savunduğum zaman (bazı eleştirilerim olsa da) niçin savunduğumu çok iyi biliyorum! 


Sayın Başkan, Kandil'in bu devrim tipini kavrayamadığından dolayı yaptığı stratejik ve taktik hatalara kızıyordu ve onları ağır bir şekilde eleştiriyordu. Sayın Başkan'ın Kandil'e bazı eleştirileri, dolaylı olarak onlara, yeni stratejiyi anlamadıkları noktasında mesajlardır.Kandil yeni stratejik bakış açısının dışına çıktığı her durumda Başkan'ın eleştirileriyle karşılaşıyordu. Örneğin İmralı Heyeti ile görüşmesinin bir yerinde Başkan şöyle diyordu: 

"Kandil onların savaş sistemine katılmadığım için, bu yüzden onlara kızıyorum" 

(A. Öcalan, İmralı Notları,s.26) 


Başkan Kandil'in kendi stratejik bakış açısından uzaklaşarak attığı siyasi adımları da, "Kandil'in kendisine şantaj yaptığı" şeklinde değerlendirerek, kendi çizgisi ile Kandil'in uyguladığı politika arasındaki makasın gittikçe açıldığı mesajını veriyordu. Örneğin İmralı Heyeti ile görüşmesinin bir yerinde Başkan  şöyle diyor: 

"AKP de, Kandil de bana şantaj yapıyor. Kandil'in politika tarzı şantajdır. Karayılan, Cemil Bayık dürüstler, fedakarlar ama şantaj politikasında kurtulamıyorlar." (A.Öcalan,a.g.e.,s.444) 


Başkan Kandil'i bu tür şekilde eleştirirken, hiç kuşkusuz Kandil'in bu hataları, kendisini anlamadıklarından dolayı yaptığını biliyordu ve bütün mesele, Kandil'i yeni dünya görüşüne ve yeni stratejik bakış açısına nasıl kazanacağı ve onları bu yeni düzeye nasıl çıkaracağı sorunuydu. Bu tür eleştiriler, Kandil'i bu yöne doğru bir tür itme ve yoğunlaştırmadır.


Kandil'in Sayın Başkan'ı anlamadığı ve bu temelde onun çizgisinden farklı pratik adımlar attığı durumda da, Sayın Başkan kendi konumunu Kandil'in konumundan ayrı göstermek için, kendisini devlet ile Kandil arasında "tarafsızmış" gibi konumlandırarak tepki verir.Bu çok ince bir siyasettir. Sayın Başkan kendi stratejik bakış açısını temsil etmeyen bir siyasetin sorumluluğunu niçin üzerine alsın? Böyle bir tavır aynı zamanda Kandil'e dolaylı bir mesajdır (Sayın Başkan ile Kandil arasındaki ilişkileri az ileride kapsamlı ele alacağız). 


İ şte PKK'nin Kandil Önderliği, Sayın Başkan'ın yeni tipte devrim anlayışını kavrayamadığı için, Başkan'ın Barış Süreci ile başlayan "yeni stratejik yönelimi"ni de anlayamamıştır. Şayet anlamış olsaydı, stratejinin farklı parçalarının birbirlerine nasıl bağlandığını ve  bu temelde Başkan'ın stratejik öncelik tespitinin ne olduğunu da anlamış olurdu. 


(devam edecek)


|
_ _