[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  09-12-2019 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
PKK ve ORTADOĞU DEVR...
EKİM DEVRİMİ’NİN AN...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 70 (1) }
| Devrimci Bülten

İÇİNDEKİLER

1-Bir Dönem Kapanırken

2- “İmralı Notları” ve Barış Süreci (II)

3- “PKK ve Ortadoğu Devrmi” adlı kitaba Önsöz

4-Türkiye’nin “Afrin Operasyonu” üzerine

5-Gelecek Seçimler ve Erdoğan’ın Gücünün Kaynağı


BİR DÖNEM KAPANIRKEN...


24 Haziran'da gerçekleşen Genel ve Başkanlık seçimleriyle, hiç kuşkusuz Türkiye'de politik olarak  bir dönem kapanmıştır. Erdoğan büyük bir savaşın ilk muharebesini kazanmıştır ama kesinlikle savaşın kendisini değil. Daha önce yazmış olduğumuz bir makalede de belirttiğimiz gibi "başın sonu bitmiş"tir. 1 Kasım 2015 genel seçimlerinden sonra yazmış olduğumuz bir makaledeki tespitler, 24 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan sonuçları iyi karakterize ettiği kanısındayız: 

"Türkiye’de birçok politik çevre, Tayyip Erdoğan ve AKP’nin Tek Parti Diktatörlüğü’ne cesaret edemeyeceklerini ve sonlarının yakın olduğunu, bıkıp ve usanmadan tekrarlamaktadırlar. Türkiye’de özellikle Ergenekon Komplosu ile birlikte, politik sistemin ağırlık merkezi ve buna uygun olan ölçü değişmişken, hala daha bunu anlamayan ve eski  ölçülerle hareket eden bu çevrelerin 1 Kasım’da yaşamış oldukları  hayal kırıklığı bu anlayışları devam ettiği müddetçe ne ilk olacaktır ne de son. 1 Kasım 2015 seçimlerinin sonuçları, Erdoğan ve AKP noktasında daha “başın sonunda” olduğumuzu ortaya koymuştur. Erdoğan 7 Haziran seçimleriyle gerçekleştiremediği “Bonapartist Darbe”yi, 1 Kasım seçimleriyle gerçekleştirmiştir." (AKP'nin Tek Parti Diktatörlüğü'ne Doğru, Kemal Erdem, Devrimci Bülten,Sayı 62,Aralık 2015) 


Erdoğan 24 Haziran'da çok kolay bir seçim kazandı. Nedeni muhalefetin uzun dönemden beri "düzlenmiş" olmasıdır.Özellikle PKK'nin 1 Kasım 2015'ten sonra askeri olarak zayıflatılması ve bundan dolayı muhalefetin hiçbir caydırıcılığının kalmamış olması, bu tablonun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sert araçlardan mahkum kalan hareket, sadece yumuşak araçlar ile mücadele etmek zorunda kalmakta ve bu yumuşak araçlar da giderek kurumsallaşan yeni faşist rejimin zırhına çarparak etkinliğini kaybetmektedir.


Erken seçim kararı alınmadan az önce yazmış olduğumuz ve 13 Nisan 2018 tarihinde "Sendika.Org" sitesinde yayınlanan "Gelecek Seçimler ve Erdoğan'ın Gücünün Kaynağı" adlı makalede de, mevcut anlayışın devam etmesi halinde muhalefetin büyük hayal kırıklığına uğrayacağını anlatmaya çalıştık:

"Albert Einstein çok haklı olarak “Yüz defa aynı şeyi yapıp, farklı bir sonuç bekleyenler ahmaktır” demiştir. Bu tespit içerisinden geçtiğimiz süreçte, Türkiye devrimci ve demokratik hareketi için daha çok geçerlidir. Devrimci hareketi bir kenara bırakırsak, son dönemde yaklaşan seçimler ile ilgili olarak, başta CHP olmak üzere yasal siyaset içerisinde yine aynı yanılsamalar baş göstermeye başladı. Gerçi durumu doğru analiz edip ve eskinin tekrarının işe yaramayacağını daha şimdiden gören aydınlar (Cumhuriyet gazetesinden Ergin Yıldızoğlu gibi) bulunmaktadır.

Gelecek seçimler bağlamında (2019 ya da erken seçim) yeniden Erdoğan’ı ve AKP’yi devirme “umudu” yasal siyasette belirdi ve seçimler aracılığıyla bunun nasıl yapılması gerektiği noktasında “bin teori ve görüş” yine ortalığı kapladı. Ancak ilginç olan durum, Erdoğan’ı ve AKP’yi devirmek isteyen bu teori ve görüşlerin sorunun “küçük” bir yanını göz ardı etmiş olmalarıdır: Erdoğan ve AKP’nin gücünün kaynağı sorunu. Bu sorunu doğru koyamayanlar, tarihin duvarına çarpacaklardır ve çarpmak zorundadırlar. Yasal muhalefet tek seçimler ile ilgilenirken, Erdoğan ve AKP “iç savaş hazırlığı” yapmaktadır." (Gelecek Seçimler ve Erdoğan'ın Gücünün Kayanağı,sendika.org,13 Nisan 2018) 

Daha önceki makalelerde yaptığımız tespitin özü şudur: Erdoğan sistemin yasal sınırları içerisinde hareket ederek iktidarı ele geçirmemiştir.Bu anlaşılmadan hiçbir doğru analiz ve bu temelde doğru bir politik hat belirlemek mümkün değildir.

AKP-Gülen Cemaati ittifakı, özellikle yasadışı zemine basarak ve bu faaliyetlerini yasal zemindeki politik çalışmalar ile ustaca birleştirerek iktidarı "pasif darbe" temelinde ele geçirmiştir. Yasal alan çalışması, onların stratejik yapılarında amaç değil araç idi ve bu araç sürekli olarak asıl amaç için bir "zayıflatma" ve "düzleme" işlevi görüyordu. Böyle bir yaklaşımın stratejideki adı, Dolaylı Stratejik Tutum'dur.

Bu stratejik yapıya göre, "direk stratejik tutum" belirlemek yanlıştır ve bu durum bütün güçlerin aynı anda karşıya alınmasına neden olmaktadır.Böyle bir duruma düşmemek için ve düşman cephesini zayıflatmak için "dolaylı bir stratejik tutum" gereklidir ve bunun için ise bu dolaylı tutumu elde etmeye yarayan bir araç gereklidir. İşte bu araç, faşist çizginin üstüne yerleştirilen liberalizm olmuştur.AKP ile Gülen Cemaati, liberalizmi Dolaylı Stratejik Tutum pozisyonunu elde etmek için taktik bir araç olarak kullanmışlardır.

Dolaylı Stratejik Tutum'da, düşmanı yenmeden önce, onu zayıflatma ve kuşatma anlayışı söz konusudur.Liberal taktikler ile kafası karıştırılan ve asıl müttefiklerinden uzaklaştırılan ve de zayıflatılan düşman güçler, daha sonra sert güçler ile (eğer bu devlet ise yargı, emniyet, ordu, bürokrasi vs.) imha edilir. Önce zayıflatma ve sonra imha ile kesin sonuç elde etme, Dolaylı Stratejik Tutum'un iki önemli aşamasıdır.

Bu tür bir hareket tarzına karşı yapılacak tek şey aynısını ama başka bir içerik ve biçim ile yapmaktır.Bir Dolaylı Stratejik Tutum'a  başka bir Dolaylı Stratejik Tutum ile karşılık vermek zorunludur.İşte bu durumu devrimci ve demokratik hareket içerisinde  kavrayan ve bu temelde mücadele yürüten tek lider Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmuştur.

Öcalan'ın Dolaylı Stratejik Tutum temelinde, HDK ile HDP'yi kurması ve KCK'nin silahlı gücüne dayanarak devleti Barış Süreci'ne razı hale getirmesi ve Barış Süreci'ni de demokratik güçlerin büyümesine bağlayarak ama aynı anda da Kandil ve çevresinde elli binlik bir gerilla oluşumu yaratarak,HDP'nin büyümesini HPG'nin askeri büyümesi ile birbirine bağlamak istemesi, Dolaylı Stratejik Tutum'un ta kendisi idi.Öcalan Barış Süreci ile HDP'yi büyüterek ve yüzde on barajını geçmesini sağlayarak,AKP'nin tek başına hükümet etme yeteneğini yokederek,onun bir darbe mekaniğine sarılmasını  ve bundan dolayı politik olarak zayıflamasını sağlayarak, Kandil ve çevresinde oluşturulacak olan elli bin gerilla yine yüz ellibinden fazla milis gücü ve yüzlerce Özel Kuvvetlerin kullanıldığı bir muharebe ile AKP'ye büyük bir bedel kesip, bir sonraki seçimde onu tamamen sandığa gömmek istiyordu.Gerillanın vuruşundan sonra ise seçimlerde kazanacak olan ise elbette demokratik cephe olacaktı ve hatta iktidara dahi gelecekti. AKP'yi HDK ve HDP ile önce zayıflatma ve gerilla ile de politik olarak imha etme anlayışı Dolaylı Stratejik Tutum'un kendisinden başka bir şey değildi.Eğer Öcalan'ın bu stratejisi uygulanmadıysa, bunun nedeni bu çizgiyi anlamayan "Kadil" idi.

24 Haziran seçimlerinde yapılan hata, 1 Kasım seçimlerinde yapılan hatanın aynısıdır. 1 Kasım seçimlerinden sonra şu değerlendirmeyi yapmıştık: 

"PKK'nin AKP karşısında yanlış konumlanması, her şeyin yanlış analiz edilmesine neden olmuştur.Bu yanlış analizin başında da "HDP'nin oy potansiyeli"nin dinamiğinin yanlış ele alınması vardır. HDP'nin 7 Haziran'dan sonra  kendisine gelebilecek oylar nerede bulunmaktaydı ve bu oyları elde edebilmesi için ne yapması gerekirdi? Bu soruya doğru cevap verebilirsek,bir çok şeyi çözmüş olacağız.

Hiç kuşkusuz 7 Haziran'dan daha fazla oy alabilmesi için,HDP'nin Kürdistan'da büyük oranda AKP'den ve biraz da CHP'den ve Türkiye'de de büyük oranda CHP'den oy koparması gerekiyordu.Hiç kuşkusuz bu tespiti büyük oranda hem PKK hem de HDP yapmıştır.Ancak burada ilk bakışta görünmeyen bir durum söz konusudur. Mevcut koşullar içerisinde HDP asla 1 Kasım'da oylarını yükseltemezdi ve 7 Haziran'dan daha iyi bir sonuç elde edemezdi.Peki niçin? 

AKP'nin siyasal sistemin sınırlarını faşist yöntemler ile sürekli daralttığı bir durumda yani HDP üzerinde hem legal hem de illegal bir şekilde devlet terörünü azgınca uyguladığı bir durumda,HDP'nin 7 Haziran'dan daha iyi bir sonuç elde etmesi mümkün değildi. HDP 7 Haziran'da mevcut faşist devlet terörü çerçevesinde alacağı bütün oyları almıştı ve alacağı hiçbir oy kalmamıştı. Oylarının üzerine oy koymasının da tarihsel koşulları artık mevcut değildi.Çünkü AKP yeni bir faşist rejim inşasına yönelmiş durumdadır ve bu rejim inşası Ergenekon Darbesi mekaniği üzerinde yükselmektedir ve bu rejimin bütün yapı taşları illegal araçlarla dokunmakta ve de seçim sistemi ile meşruiyet görüntüsüne sokulmaktadır.

HDP'nin işi 7 Haziran'da bitmişti ve alacağı daha fazla oylar ise, faşist rejimin şiddet kalkanının arkasında bulunuyordu.Kısacası ancak AKP yıkıldığı zaman, ki bu yıkılma da KCK tarafından gerçekleştirildiği zaman HDP oy potansiyelini arttırabilirdi.O zaman bundan çıkan sonuç,HDP'nin oylarını çoğaltması AKP'nin şiddet yoluyla devrilmesine bağlıydı.AKP'nin yıkılmasında Kürdistan'daki AKP tabanı büyük oranda "sahipsiz" kalarak HDP'ye ve CHP'nin sosyal demokrat tabanı da HDP'ye akacaktı."

("1 Kasım Dersleri", Kemal Erdem, Devrimci Bülten sayı 62, Aralık 2015) 

Bir soru sorarak analizimizi derinleştirmeye çalışalım: 1 Kasım seçimleri ile 24 Haziran seçimleri arasındaki ortak yan nedir? 

Her iki seçim arasındaki ortak yan şudur: Hem CHP  hem de HDP mevcut politik koşullarda alacakları oyların hepsini almışlardı ve bunun dışında alacakları hiçbir oy yoktu! Çünkü normal bir politik sistem ortada yoktur. Sürekli olarak  yeni bir faşist rejimin kurumsallaşması temelinde ilerleyen ya da dönüşen bir politik sistem söz konusudur ve bu yeni rejim inşası, demokratik alanın daraltılması temelinde gelişmektedir. Yeni rejimin ilerlemesi, demokratik alanın darlaştırılması temelinde ilerlediği için,CHP ve HDP gibi partiler, sıkıştırılmış oldukları dar alan içerisine politik olarak hapsolmuşlardır. Bu alandan politik olarak çıkmaları ise zaten giderek yokolmakta olan demokratik alan ve araçlarla mümkün değildir.Bu politik fenomenin seçmen sosyolojisi üzerinde büyük bir etkisi söz konusudur.


AKP ile MHP'nin devleti "AKP ve MHP devleti" ama özellikle de "AKP devleti" haline getirmesi, toplumsal ilişkilerde büyük bir kırılma yaratmış ve seçmenlerde yeni yönelimler oluşturmuştur. 


Yeni rejim, devletin şiddet zırhının şemsiyesi altında bir "politik havuz" oluşturmuş ve bir çok toplumsal kesimi bu politik havuzda birleştirmiştir. Devletin koruyuculuğu altında gelişen bu politik havuz aynı zamanda yeni bir toplumsal üretim ve bölüşüm ilişkileriyle elele gitmektedir. İktidarı elinde bulunduran siyasal klik, devlet gücüne dayanarak toplumun farklı kesimleriyle bir bağımlılık ilişkileri geliştirmiş/geliştirmekte ve farklı toplumsal kesimlerin toplumsal zenginlikte pay almasını bu politik havuzun içerisine girmeye bağlamakta ya da dayatmaktadır.Bu noktada "normatif davranış modeli" denilen bir model oluşturulmuştur.

Bu modele göre bireyler, egemen sınıfların ortaya koymuş olduğu ideolojik, politik, ekonomik ve kültürel normları kabul ettiklerini söz ve eylemleri ile ortaya koymalı ve bu temelde politik havuzun bir parçası haline gelmelidirler. Bu bireylerin kendilerine dayatılan normlar temelinde kendilerini ispatlamaları ölçüsünde de, ihtiyaçları ve güçlerine göre toplumsal zenginlikte pay almaları söz konusudur.Yeni rejimin şiddet zırhının, bütün toplum üzerine yayılması  ve demokratik alanı daha da daraltması ölçüsünde, yeni rejimin politik havuzu da büyümektedir.

Buradan çıkan sonuç şudur: hem CHP'nin hem de HDP'nin oy potansiyeli, yeni rejimin şiddet kalkanının arkasında oluşturulan politik havuz içerisinde bulunmaktadır ve bu oylara ulaşmak için ise devletin şiddet zırhının delinmesi ya da zayıflatılması gerekmektedir.Yeni rejimin politik havuzunu bir arada tutan ve büyüten devletin şiddet zırhıdır ve bu politik havuzun dağılması ise bu zırhın zayıflatılmasına ve delinmesine bağlıdır. İşte bu noktada "zorun rolü" ortaya çıkmaktadır.

Muhalefet içerisinde  devletin bu zırhını "zor yolu" ile zayıflatacak bir yapı yoktur.Belki bir noktaya kadar KCK tarafından desteklenen HDP'nin bunu yapacağı düşünülebilir ama PKK'nin Kandil Önderliği'nin (Kesinlikle Öcalan değil!)  PKK'yi Ortadoğu'da stratejik olarak yanlış konumlandırması, KCK'nin Türkiye'de etkisiz kalmasına ve Erdoğan'ın oluşturmuş olduğu devlet zırhının zayıflatılmasına engel olmuştur. Halbu ki Barış Süreci'nden sonra,  Öcalan'ın  KCK'nin gerilla kuvvetleriyle yapmak istediği işte buydu.Dolaylı Stratejik Tutum çizgisine göre, HDP AKP'yi hükümetten indirecek ve toplumsal meşruiyetini elinde alarak "politik" olarak zayıflatacaktı ve gerilla da elli bin kişilik kuvveti ile saldırarak  HDP'nin açmış olduğu gediği büyüterek, devletin şiddet zırhını delerek ve zayıflatarak, yeni rejimin oluşturduğu politik havuzun serbest kalmasına neden olacaktı. Ama olmadı!

Peki devrimci ve demokratik hareket için bu tarihsel manzaradan ortaya çıkan sonuç nedir? 

Yeni rejim özünde komploların (Ergenekon ve 15 Temmuz gibi) ördüğü ve örgütlediği "zor" ile kurulmuş ve kurulmaktadır.İllegal ve gizli bir şekilde örgütlenen bu zor,seçimlerin manipüle edilmesine bağlanmış ve görünürde bir toplumsal meşruluk oluşturularak, bir ideolojik hegemonyaya dönüştürülmüştür. Yeni rejim pasif darbe ile iktidarı ele geçirdiği andan itibaren kendi tabanını, devletin şiddet zırhının arkasına alarak onu korumaya başlamış ve ondan bir ayrıcalık hissi oluşturmuştur.Giderek toplumun dönüştürülmesi ile konsolide edilen bu taban aynı zamanda topluma kapsamlı devlet müdahalesi ile de büyütülmek istenmektedir.


Bu noktada devrimci ve demokratik hareketin yapacağı şey ise, karşısındakilerinin yaptığının tersini "devrimci ve demokratik biçimde" yapmaktır. Devrimci ve demokratik hareket birleşerek tek bir hareket yaratmak ve bu hareketin (futbol tabirlerini kullanarak söylersek) defans ve orta alanını devrimci hareketin ve hücum ile kanatlarını da demokratik hareketin oluşturması zorunludur. Burada en büyük sorun, devrimci hareketin "zor"u tarihsel olarak nasıl örgütleyeceği sorunudur.Bu noktada yeni bir teorik bakış açısının geliştirilmesi zorunludur.

Politik islam ve faşist Türk milliyetçiliğinin, devletin şiddet  zırhı aracılığı ile bir politik havuz oluştırmaları gibi, devrimci-demokratik hareketin de, devrimci hareketin "tarihsel zoru" aracılığıyla bir "demokratik politik havuz" oluşturması gerekmektedir.Demokratik hareketin toplumsal sınırları ancak devrimci hareketin "zor"u ile desteklendiği ve onun tarafından korunduğu müddetçe uzar ve gelişir.Buna yeni seçmenlerin kazanılması da dahildir.Halkın politik olarak acı bir reçete ile karşı karşıya olduğu artık açıktır. Erdoğan ortaya koymuş olduğu politika ile içsavaşı bir kurtuluş olarak halkın ve "Demokratik Ulus"un önüne koymuştur.

Hiçbir toplum, kendi içinde küçük bir azınlığı feda etmeksizin, genelin mutluluğunu ve refahını kuramaz! 


DEVRİMCİ BÜLTEN

|
_ _