TÜRKÝYE'NÝN "AFRÝN OPERASYONU" ÜZERÝNE K.Erdem Türkiye'nin "Zeytin Dalý" adý verdiði Afrin Operasyonu bir çok düzlemde ele alýnmasý gereken politik bir olaydýr.Bu düzlemleri simgesel , iç politika, yeni rejim inþasý, bölgesel nüfuz mücadelesi ve uluslararasý emperyalist siyaset olarak belirtmek mümkündür.
Bu farklý düzlemler aslýnda tek bir bütün oluþtururlar ve birbirlerini destekleyen bir yapýya sahiptirler.Afrin Operasyonu'nun iç politika ve yeni rejim inþasýyla iliþkisi yine sendika.org'da Ali Ergin Demirhan'ýn "Afrin Operasyonu ile Hedefe Konan Sensin Türkiye" adlý makalesinde mükemmel bir þekilde ele alýndýðý için burada tekrar etmeye gerek yoktur. Biz daha çok bu makalede, Afrin Operasyonu'nun, uluslararasý emperyalist siyaset içerisindeki yerinden hareketle, nasýl bölgesel nüfuz mücadelesine ve yine bu temelde nasýl iç politikada yeni rejim inþasýna baðlandýðýný ve nasýl bu sonuncusunun tarihsel olarak geliþtirilip ve derinleþtirilmesine hizmet ettiðini ele almaya çalýþacaðýz.
Tarihsel tecrübe, iç siyasetin arada hiçbir esneklik býrakýlmadan direk dýþ siyasete baðlandýðý her durumda, büyük felaketlerin yaþandýðýný göstermektedir. Fransýz Devrimi'nden sonra, bu devrimin yozlaþarak Napolyon Bonapart'ýn tek adam diktatörlüðüne dönüþmesinden sonra, sürekli Avrupa'da fetih savaþlarýna yönelmesi; yeðeni III.Napolyon'un 2 Aralýk 1851 darbesinden sonra Tek Adam Diktatörlüðü'nü elde ettikten sonra, Viyana Kongre Düzeni'ni yokederek Avrupa'da bir çok savaþý kýþkýrtmasý; Hitler ve Mussolini'nin ayný Tek Adam Diktatörlük'lerinin Avrupa'yý Ýkinci Dünya Savaþý'na sürüklemeleri, bütün bu farklý tarihsel dönemlerde yaþanan olaylar, iç politikanýn sýký bir þekilde dýþ politikaya baðlanmasýndan kaynaklanmýþlardýr.
Bu savaþlar genellikle gerici de olsa ulusun genel bir konsensüsünün sonucunda ortaya çýkan savaþlar deðil, sürekli olarak iktidarý yeni ele geçiren bir kliðin iç politikadaki kökleþme arayýþlarýnýn bir sonucudurlar.Hepsinin ortak özelliði ise en son sýnýrýna kadar milliyetçiliði kamçýlamalarý ve toplumun en gerici ve düþkün kesimlerine dayanmalarýdýr.Bunun nedeni ise ideolojilerinin popülizme yatkýnlýðý ve basitliðidir.Basitlik ise etkilemenin en önemli aracýdýr.
Ama yine de olaylar o kadar basit deðildir.Çünkü bu diktatörlükler, iktidarý ele geçirme ile birlikte, hem belirli bir süre iktidarda kalmayý baþarmýþlar hem de fetih ve yayýlma savaþlarýnda belirli bir baþarý göstermiþlerdir.Üstelik de bunu zamanlarýnýn en güçlü ve akýllý devletleri karþýsýnda yapabilmiþlerdir. Bu diktatörlüklerin ortak özelliklerini kýsaca þu þekilde özetlemek mümkündür: 1-Dünya ve ülke siyasetinde (genellikle bu ikisi içiçe geliþmektedir) büyük bir tarihsel kýrýlmanýn olduðu dönemde ortaya çýkmalarý; 2-Demokratik kültürü ve yapýsý olmayan ya da çok az olan bir devlet içerisinden çýkmalarý; 3-Yasal olanaklarý azami derecede kullanarak iktidara yürümeleri; 4-Farklý güçler arasýnda manevra yaparak ve farklý güçleri birbirlerine karþý kullanarak kendilerine tarihsel alan açma özelliklerine sahip olmalarý.
Afrin Operasyonu'nu uluslararasý siyaset içerisine doðru oturtabilmek için, Erdoðan ve AKP'yi uluslararasý emperyalist sistem içerisine doðru oturtabilmek gerekmektedir.AKP'nin dýþ siyasetinin parametreleri doðru ortaya konmadan ve nasýl bir stratejik konumlanmaya ve bu konumlanmayý ise nasýl bir taktik anlayýþ ile ele aldýðý belirtilmeden, Afrin Operasyonu ile ilgili deðerlendirmeler havada kalacaktýr.Çünkü iddia edildiðinin aksine,Erdoðan ve AKP'nin dýþ siyasetinin belirli bir mantýðý vardýr ve bu mantýk aracýlýðýyla politik ve askeri adýmlar atýlmaktadýr.Üstelik bu mantýk etkili bir hareket yapýsýna sahiptir ve en büyük eksikliði ve yanlýþlýðý ise, yanlýþ bir deðerler sistemine ve dünya görüþüne baðlanmýþ olmasýdýr.
O zaman en genelden yani dýþ siyasetten, özele yani iç siyasete doðru bir analiz yöntemi izleyerek, olaylara açýklýk kavuþturmaya çalýþalým.
Erdoðan ve AKP Suriye'de ne yapmaya çalýþýyor sorusundan önce, Erdoðan ve AKP'nin dünya siyasetinde nerede durduðunu, nasýl bir jeopolitik konumlanmaya sahip olduðunu ve bu konumlanma ihtiyacýnýn ise nereden kaynaklandýðýný belirlemek gerekmektedir.
Türkiye'de muhalefet içerisinde, Erdoðan ve AKP'nin tarihsel yerlerinin doðru tespit edilmesini engelleyen, iki önemli "ideolojik ve siyasi merkez" bulunmaktadýr. Bunlardan biri (kendimin de mensup olduðu) "devrimci marksistler" (ki genellikle yasadýþý bir yapýya sahiptirler) ve diðeri de "ulusalcýlar" dýr. Ýþin ilginç tarafý, bu birbirlerinden nefret eden iki farklý ideolojik ve politik eðilimin, bazý noktalarda birbirleriyle kesiþmeleridir.Her ikisi de dogmatik bir dünya görüþüne sahip olduklarý için, bazen farkýnda olmadan birbirlerine yakýnlaþabilmektedirler.
"Devrimci marksistler"imize göre, Türkiye stratejik olarak Batý'ya baðýmlýdýr ve emperyalist sistem içerisinde kaldýðý,hele de NATO üyeliði devam ettiði müddetçe, burjuva bir hareket tarafýndan Batý Emperyalistleri'nden koparýlamaz. "Ulusalcýlar"a göre ise AKP, ABD ürünü bir partidir ve onu iktidara ABD getirmiþtir ve de AKP'nin bölge ve ülke politikasýnda attýðý bütün adýmlar aslýnda ABD-Ýsrail çýkarlarýna uygundur. Gerçi hakkýný yemeyelim, Doðu Perinçek bu anlayýþý kýsa bir süre önce terkederek, Erdoðan ve AKP'nin dincilik biçiminde kendi çizgisine geldiðini (bu da insanýn yine kendi kendini aldatmasýnýn baþka bir biçimi) savunmaya baþlamýþtýr.
Bu iki "Batý karþýtý" eðilim, aslýnda Erdoðan ve AKP noktasýnda farkýnda olmadan Batý hegemonyasýnýn ideolojik etkisi altýndadýrlar. Erdoðan ve AKP fenomenini "siyah-beyaz" biçiminde ele alan ve sanki "grinin elli tonu" yokmuþ gibi hareket eden bu "iki politik merkez", ayný zamanda kendilerini ideolojik ve politik kýsýrlýða da sürüklemiþlerdir.
Dünya ekonomisi ve siyasetinde büyük bir tarihsel kýrýlmanýn olduðu ve farklý emperyalist güç merkezlerinin ortaya çýktýðý bir dönemde, politik islamýn kendi özerk ve baðýmsýz politik alanýnýn olamayacaðýný iddia etmek, tek kelimeyle gerçekliðe gözleri kapamaktýr. Hem "devrimci marksistler"in hem de "ulusalcýlar"ýn kaba indirgemecilikleri ve genellemeleri, aslýnda onlarýn yüzeysel ideolojik yapýlarýnýn bir tür dýþa vurumudur.
Bir soru sorarak analimize devam etmeye çalýþalým: Tanzimat'tan sonra, yaklaþýk yetmiþ-seksen yýl Ýngiliz-Fransýz nüfuzu altýnda bulunan Osmanlý Ýmparatorluðu (ki teorik literatürde yarý-sömürge olarak geçer), nasýl oldu da Birinci Dünya Savaþý'ndan kýsa bir süre önce Almanya'nýn temsil ettiði emperyalist kampýn içerisine girdi? Yukarýdaki iki dogmatik eðilime göre bunun olmamasý gerekirdi.Tarih bile onlarýn uslamlamalarýný çürütmektedir.
Türkiye'de Yeþil Sermaye'nin desteðiyle geliþen islamcý entellektüel ve politik hareket, kültürel olarak olmasa da, ideolojik olarak yukarýdaki "iki dogmatik merkezi" yerle bir etmiþtir.Bu akým bir yandan Yeþil Sermaye öte yandan da liberallerle gerçekleþtirmiþ olduðu "organik iliþkiler" sayesinde, kendi dünya görüþünü ideolojik olarak toplumun farklý katmanlarý içerisine sokabilmiþtir. Ama bununla birlikte de dünya güç iliþkilerinin yapýsýný, "iki dogmatik merkez"den daha iyi analiz ederek, dünya siyasetinin çatlaklarý arasýndan ilerleyerek, kendi iç politikadaki konumunu da saðlamlaþtýrabilmiþtir.
Politik islamcý hareket, uluslararasý güç iliþkilerine tek Batý hegemonyasýnýn etkisi altýnda deðil ama kendi özgünlüðü ve baðýmsýz dünya görüþü temelinde de yaklaþma olanaðýna sahip olabilmiþ ve Batý ile iliþkilerini nasýl kendi tarihsel çýkarlarý noktasýnda kullanabilceði noktasýnda tek teorik olarak deðil politik olarak da çaba sarfetmiþtir.Bu noktada özellikle aldatmaya dayalý etkili taktikler geliþtirmiþ ve Batý ile yakýnlaþýrken dahi kendi baðýmsýz politikasýný devam ettirebilmenin yollarýný aramýþ ve bulmuþtur.
Peki bunu nasýl yapabilmiþtir?
Politik islamýn tarihsel hareketine yön veren temel dürtü, Yeþil Sermaye ve onun tarihsel ihtiyaçlarýdýr.Yeþil Sermaye'nin sermaye birikiminin önündeki engelleri kaldýrmanýn ve onu büyütmenin temel yolu, siyasal iktidarýn ele geçirilmesiydi. Yeþil Sermaye özünde Batý Emperyalist sermayesi ile içiçe gelieþen bir sermaye deðildi. Daha çok küçük ve orta ölçekli sermayenin, Doðu'daki bazý gerici devletlerin (Suudi Arabistan,Katar, Körfez ülkeleri gibi), petrol ve gaz gelirlerinden elde etmiþ olduklarý zenginliðin bir kýsmýný bölgesel nüfuz elde etmek için kullanmalarý sonucunda geliþme göstermiþ bir sermaye idi. Bölgedeki gerici devletlere dayanan bu sermayenin geliþmesi için iktidarýn ele geçirilmesi ve bu temelde bir yandan devlet olanaklarýnýn kullanýlarak öte yandan da rakip sermaye gruplarýnýn mallarýna el konularak büyütülmesi zorunlu idi.Yeþil Sermaye'nin bunun dýþýnda geliþmesi mümkün deðildi.
Yeþil Sermaye ülke içerisinde bir yandan Doðu'daki gerici devletlerden bulduðu finansman sayesinde, politik islamýn elde etmiþ olduðu yerel yönetimlerdeki ihaleler aracýlýðýyla ve kültürel alandaki kollarýný piyasa için kullanarak ve kendisine yeni piyasa alanlarý oluþturarak sermaye birikiminin boyutlarýný geliþtirmesini bildi ve TÜSÝAD'ta temsil olunan büyük sermayenin hemen altýndaki tarihsel yeri iþgal etmeye baþladý.Bundan sonraki hedefi ise TÜSÝAD'ýn yerine geçmekti ve bunun ise tek bir yolu vardý: politik iktidarýn tam fethi.
AKP-Gülen Cemaati ittifaký ile Kemalistler arasýndaki iktidar mücadelesi, özünde Yeþil Sermaye ile TÜSÝAD eksenli geleneksel büyük sermaye arasýndaki iktidar mücadelesi idi.Kemalistlerin katý ulusalcýlýðý ve liberalizmi dýþlayan ve onu düþman gören yaklaþýmlarý, kýsacasý ulusal-liberal bir ideolojik ve politik çizgi oluþturmadaki baþarýsýzlýklarý, onlarýn Batý ile stratejik iliþkileri AB üzerinden yeniden tanýmlayarak, Türkiye Cumhuriyeti devletini daha da demokratikleþtirme olanaðýný yoketmiþ, Türkiye'deki geleneksel büyük sermayenin, ulusalcýlarýn dýþýnda yeni arayýþlara girmesine neden olmuþtur. Ýþte bu noktada aldatma siyasetini devreye sokmuþ olan AKP, TÜSÝAD eksenli sermayeye AB üyeliði taktiðiyle çengel atarak onlarý kendi peþine takmayý baþarmýþtýr.
AKP'nin amacý, kendi yeni rejimini liberalizm maskesi altýnda kökleþtirirken, TÜSÝAD'ý hareketsiz tutmak ve Kemalist Ordu'yu bastýrýp iktidarý tam ele geçirdikten sonra da, devlet imkanlarýný kullanarak TÜSÝAD'ý küçülterek, Yeþil Sermaye'yi onun yerine geçirmekti.Yeþil Sermaye'nin, savunma sanayi ve kamu ihaleleri aracýlýðýyla ve de "FETÖ ile mücadele" görünümü altýnda baþka sermeyelerin mallarýna el konularak büyütülmesi gerçekleþmekte ve geleneksel büyük sermaye giderek ekonominin her alanýnda dýþlanmakta ve de küçülmektedir.AKP bütün bunlarý iç politikada, kendi muhafazakar ve gerici çizgisinin üzerine taktik olarak liberal maskeyi yerleþtirerek gerçekleþtirmiþtir.
AKP ayný taktiðin farklý bir biçimini ise dýþ politikada sergilemiþ, içeride Yeþil Sermaye'yi büyütürken ve geliþtirirken ve de iktidarýný kökleþtirirken, "çok taraflý iliþkiler" çerçevesinde de dünya siyaseti ve ekonomisinde giderek güçlenen Rusya ve Çin ile taktik iliþkiler geliþtirmeye baþlamýþ ve yine gerici Körfez devletleriyle iliþkilerini geliþtirmiþtir. AKP'nin "çok taraflý dýþ politikasý"nýn amacý, Batý ile stratejik iliþkileri zayýflatmak ve Batý'ya baðýmlýlýðý azaltmaktý. Özellikle 2004 yýlýnda Savunma Sanayi Ýcra Komitesi'nin kabul etmiþ olduðu yeni programýn amacý, "milli savunma"yý geliþtirme görünümü altýnda, Türkiye'nin Batý'ya olan baðýmlýlýðýný azaltarak, gelecekte AKP'nin yeni rejimini garanti altýna almaya yönelikti.
Kemalist Ordu'nun Ergenekon Komplosu ile bastýrýlmasýnýn az çok tamamlandýðý 2010- 2011 dönemi, Türkiye'nin Batý'ya baðýmlýlýðýnýn az çok azaltýldýðý bir döneme de denk geliyordu ve Suriye içsavaþý ile Türkiye ,Suudi Arabistan ve Katar ile yeni bir stratejik iþbirliðine yönelmiþti. Bu stratejik iþbirliðinin amacý, Yeni Osmanlýcýlýk biçimi altýnda Türkiye'nin nüfuz alanýný eski Osmanlý nüfuz alanlarýna kadar geniþletmekti. Ama bu alanlar ise iki emperyalist kampýn etkisi altýnda bulunuyordu: ABD önderliðinde Batý Emperyalistleri ve Rusya önderliðinde Doðu Emperyalistleri.O zaman AKP'nin dýþ politikada kendisine alan açabilmesinin tek bir yolu vardýr: Her iki emperyalist grubun aleyhine olabilecek ve mümkünse ikisini zayýflatabilecek bir stratejik konum elde etmek. Bir çok tarihsel örneðin gösterdiði gibi bunun ise tek bir yolu vardý: Her iki emperyalist grubun arasýna stratejik olarak konumlanarak ve her iki kamp ile birbirlerini dengeleyen taktik iliþkiler kurarak, her iki kampýn aleyhine çalýþmak ve ikisini ayný anda zayýflatmak.
Suriye içsavaþý baþladýðý zaman AKP, Batý ile iliþkilerinde önemli sorun yaþayan Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte yeni bir stratejik iliþkiye yöneldi ama Türkiye'nin Batý ile geleneksel stratejik iliþkilerinin görünümünü ise taktik amaçlý olarak ve aldatma politikasý çerçevesinde muhafaza etti. Suriye iç savaþý baþladýðý zaman, cihatçý örgütlerin ezici çoðunluðu Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ýn güdümünde bulunuyorlardý ve Baas rejiminin düþmesi sonrasýnda ortaya çýkacak olan yeni iktidar bu devletlerin güdümünde olacaktý.Bu yeni iktidar özü itibariyle Batý-karþýtý da olacaktý.Ýþte 2013 yýlýnda bu durumu farkeden ABD, Esad rejiminin zamansýz düþürülmesinden vazgeçti ve Rusya ile Suriye'de bir denge arayýþýna yöneldi.
Her ne kadar Suriye'de, ABD ile Rusya arasýnda bir taktik denge bulunmakta ise de, stratejik çýkar örtüþmesi yoktur ve bu durum Türkiye'ye her iki kamp arasýnda manevra yapma imkaný vermektedir. ABD ve müttefiklerinin PYD ve YPG aracýlýðýyla Suriye'de bir bölgesel "köprübaþý" tutma ve bunu zaman içerisinde Suriye ve Ýran rejimlerinin yýkýlmasý için rampa olarak kullanma stratejik hedefi, bölgede Rusya,Ýran ve Suriye aleyhine bir stratejik durum oluþturduðu için, "her iki müþteriyi kýzýþtýran tüccar" rolündeki Türkiye'ye manevra alaný yaratmaktadýr.
AKP'nin Suriye'de yayýlmasýna neden olan iki önemli durum bulunmaktadýr: 1-Batý'nýn Ortadoðu'da Ýran'ý zayýflatma politikasýnýn etkinliði ve sürekliliði; 2-PKK'nin Ortadoðu'da yanlýþ stratejik konumlanmasý.
Dünya emperyalist siyasetinde bir üçgen söz konusudur ve bu üçgen içerisinde her bir güç birbirleriyle stratejik iliþki içerisinde olmadan taktik iliþki içerisinde olabilmektedir.Türkiye hem ABD ve müttefiklerine hem de Rusya ve müttefiklerine karþý düþmanca bir tutum içerisindedir ve bu iki emperyalist devlet ile iliþkileri sadece taktik bir çerçeve ile sýnýrlýdýr ve de stratejik bir düzeye yükselemez. Türkiye'nin amacý uyguladýðý denge siyaseti ile Rusya ve NATO arasýnda geniþ çaplý bir çatýþma ya da savaþý kýþkýrtmak ve bu temelde ikisini savaþ ile zayýflatarak, daha fazla kendi manevralarýna baðýmlý hale getirmektir.
Türkiye Suriye içsavaþýnýn baþlarýnda, denge siyaseti çerçevesinde, ABD ve müttefikleriyle birlikte taktik olarak hareket ederek Suriye'deki Baas rejimini devirmek istemiþtir.Ama Batý'dan ayrý bir stratejik plan ile hareket ettiðinin ortaya çýkmasý ve Batý'nýn Suriye'de PYD'ye çengel atarak onu yeni bir "Eðit-Donat" programýna çevirmesi sonucunda,Türkiye ile Batý'nýn Suriye'deki taktik iþbirliði darbe yiyerek, güçleri bölünmüþ ve Rusya ile Ýran'ýn desteði ile Baas rejimi giderek durumunu saðlamlaþtýrmaya baþlamýþtýr.
Rojava'da PYD ile Batý Koalisyonu arasýnda iliþkilerin geliþmesi ve bu iliþkilerin Kuzey Suriye'de bir "Kürt Koridoru" oluþturacak düzeye gelmesi sonucunda, Türkiye'nin Suriye'deki stratejisi olan "Baas rejimini devirme ve Rojava'da Kürtleri baský altýnda tutma" politikasý büyük bir darbe yemiþ ve Türkiye yeni koþullar temelinde "Rojava'da PYD iktidarýný yýkma ve Baas rejimine baský yapma" stratejisine yönelmiþtir. Türkiye'nin Suriye'de bu pozisyon deðiþikliði, Baas rejiminin Suriye'de etki alanýný geniþletmesine kapý aralamýþ ama bir yandan da Türkiye ile ABD arasýndaki çeliþkileri daha da keskinleþtirme eðilimine neden olmuþtur. Türkiye'nin güdümündeki cihatçý örgütleri, Suriye'de "güvenli bölgeler" oluþturarak kýsmi olarak çekmesinin altýnda bu yeni strateji yatmaktadýr. Çünkü Türkiye hem Baas rejimini hem de PYD'yi ayný anda iktidardan indirme gücüne sahip olmadýðýný bildiði için, stratejik öncelik belirlenimi yaparak ilerlemektedir.Daha önceki stratejik öncelik Suriye'de Baas rejiminin devrilmesiydi ve bu temelde Türkiye ve müttefikleri ABD ve müttefikleriyle taktik iþbirliði çerçevesinde hareket etmekteydiler.Þimdi stratejik öncelik Rojava'da PYD iktidarýnýn yýkýlmasýdýr ve bu iktidar Batý'nýn nüfuzu altýnda bulunduðu için, Rusya ile taktik iþbirliði ön plana geçmektedir.
Türkiye denge siyasetine uygun olarak bölgede, Rusya ile taktik olarak Suriye'de güvenli bölgeler oluþturarak kýsmi olarak Rusya'yý rahatlatmaktadýr ama Ýran politikasýnda ABD ve Ýsrail ile yakýnlaþma politikasý kapýsýný açýk býrakarak, yine Rusya'ya Ýran üzerinden baský yaparak Suriye'de bazý tavizler vermesini istemektedir. Türkiye Batý'nýn Ýran rejimini zayýflatma politikasýna dolaylý destek vererek, Ýran'ýn kendi üzerine büzülmesine ve Suriye'de rejimi destekleme olanaðýný yokederek, Suriye'de tekrar cihatçýlarý güçlendirme politikasý kartýný elinde bulundurmaktadýr ve bu kart ile Rusya'ya baský yapmaktadýr.
Türkiye'nin Rusya karþýsýnda bu noktada elini güçlendiren bir baþka nokta da, ABD'nin PYD ve YPG'ye yapmýþ ve yapmakta olduðu silah yardýmýnýn, YPG üzerinden PJAK'a gitmesi ve PKK'nin Ýran'ýn zayýflatýlmasý politikasýna angaje edilmesidir.YPG'ye IÞÝD karþýsýnda yardým Batý tarafýndan bir aldatma unsuru olarak kullanýlmaktadýr ve görünen o ki bu askeri yardýmlarýn ezici çoðunluðu PJAK'a gitmektedir.Rusya Türkiye'yi Suriye'ye çekme ve özellikle onun yönünü, ABD ve PYD'ye doðru yöneltme taktiði ile bir yandan Türkiye'yi öte yandan da PKK'yi zayýflatma taktiðini kullanarak, PKK'nin Batý planlarý çerçevesinde Ýran için bir tehdit olmasýnýn da önüne geçmek istemektedir. Çünkü Batý'nýn ve PKK'nin Rojava'da Türkiye ile meþgul olmalarý, Ýran üzerine güç kaydýrmalarýný geciktirecektir.
Ama Türkiye'nin bu noktada Rusya'ya elini-kolunu tamamen kaptýrma niyeti de yoktur ve Rusya'ya kýsmi olarak yaklaþýrken dahi, ABD'ye göz kýrpmaya devam etmektedir ve etmek zorundadýr.Suriye ve bölge siyasetinde ne ABD ne de Rusya, Türkiye'nin tamamen karþý kampa geçmesinin sonuçlarýný göze alabilecek durumdadýrlar. Türkiye'yi tamamen kaybeden kamp ayný zamanda Ortadoðu'da büyük bir darbe de yiyecektir.Ýþte Türkiye her iki tarafýn bu korkusunu diri tutarak sürekli taviz istemektedir.Bu noktada Erdoðan oldukça belirsiz bir konum elde ederek ve bu belirsizliði stratejik bir güç gibi kullanarak, pozisyonunu güçlendirmektedir.Hem Rusya hem de ABD, Türkiye'nin bir sonraki adýmýnýn ne olacaðýný bilmedikleri için sürekli tetiktedirler.
Bu yukarýdaki deðerlendirmeler ýþýðýnda, Afrin Operasyonu'nu önce simgesel yani "Zeytin Dalý" ismi çerçevesinde analiz etmeye çalýþalým. Türkiye Afrin Operasyonu'na niçin Zeytin Dalý ismini vermiþtir? Türkiye Zeytin Dalý'ný kime uzatmaktadýr?
Türkiye'nin operasyonun ismini Zeytin Dalý koymasý dahi, onun denge siyaseti ile uyumludur.Hem ABD'ye hem Rusya'ya hem de PKK karþýsýnda KDP ile YNK'ye dolaylý mesaj göndererek, bütün "müþterileri" kýzýþtýrmaktadýr. Suriye'de herkes ile anlaþma yolunu açýk býrakarak ve her bir güce karþý diðeri ile iliþki geliþtirmesi, Suriye'deki bütün güçler üzerinde oldukça bozucu bir yapýya sahiptir.
Türkiye Suriye'de hem Rusya'nýn nüfuzu altýnda bulunan Afrin'i hem de ABD'nin nüfuzu altýnda bulunan Münbiç'i ayný anda hedef alarak ve herkesin kafasýný karýþtýrarak etkili bir konum elde etmeye çalýþmaktadýr. Afrin Operasyonu sürerken Türkiye'nin ABD ile sýký bir diplomasi yürütmesi ve ABD Dýþiþleri Bakaný Rex Tillerson'un Afrin'de elde edilecek yerlerin ABD ile birlikte güvenli hale getirilebileceði imasýnda bulunmasý ayný zamanda Türkiye'nin Rusya üzerinde bir tür baskýsýdýr. Baas rejiminin Afrin ile ayný anda Ýdlib'e saldýrý düzenlemesi ve Türkiye'nin nüfuzunda bulunan cihatçý örgütlerin pozisyon kaybýna uðramalarý ve de Türkiye'nin bir yerde kazanýrken, diðer yerde kaybetmeye baþlamasý, Türkiye'nin izlediði strateji için olumsuzluktur. Bugün þu gerçek ortaya çýkmýþtýr ki, Türkiye'nin Suriye'de Rusya ve Ýran ile "güvenli bölgeler" oluþturmasý ve Soçi'deki "Ulusal Diyalog" sürecine katýlmasý, Rojava'ya yüzünü dönerken, Rusya ve ortaklarýný oyalama taktiðiydi.Rusya ve müttefikleri ise bu oyalama taktiðini, Suriye rejiminin nüfuz alanlarýný ilerletme siyasi amacýna baðlamaya çalýþmaktadýrlar.Suriye rejiminin ilerlemesi karþýsýnda elde edilen yerlerin taktik amaçlý ABD ve müttefikleriyle birlikte güvenli bölge haline getirilmesi olanaðý her zaman vardýr ve Türkiye'nin buna ihtiyaç duyup, duymayacaðýný güç iliþkileri belirleyecektir.
Türkiye Rusya'nýn beklentisinin aksine, ABD ile karþý karþýya gelmekten kaçýnacaktýr.Ama ABD'ye baský yapmayý sürdürecektir.Eðer ABD Rojava'da PYD ve YPG ile hareket etmeyi sürdürürse, Ýran'ý yýpratma ve rejimi devirme politikasýna da elveda etmesi gerekecektir.Çünkü Rojava'da Türkiye'nin Batý'ya açacaðý sorun öyle bir boyuta ulaþacaktýr ki, Ýran ile uðraþmalarýný engelleyecektir. Teorik olarak, bir emperyalist kamp, iki emperyalist kampý karþýsýna aldýðý müddetçe, bölgede baþarýlý olamayacaktýr.Hem Türkiye'yi hem de Rusya ve müttefiklerini karþýsýna alan ABD ve müttefikleri bölgede baþarýlý olamayacaktýr ve bunu kendileri de bilmektedirler.
O zaman þu soru kendiliðinden belirmektedir: Batý Rojava'da Türkiye'nin bastýrmasý sonucunda PYD ve YPG ile iliþkilerini bitirebilir mi?
Batý'nýn Türkiye'den bir taviz elde etmeden bunu yapmasý çok zordur. Bu taviz Türkiye'nin Ýran kuþatmasýna dolaylý katýlýþý karþýlýðýnda ancak olabilir. Ýran politikasýnda Türkiye'nin PKK'nin yerini doldurmayý kabul ettiði bir durumda, PKK'nin Kandil'de ezilmesi ve PYD ile YPG'nin ondan kopartýlmasý karþýlýðýnda bu iþbirliði pekala gerçekleþebilir.Türkiye Ýran'ýn zayýflatýlmasý politikasý üzerinden, Suriye'de Esad'ý zayýflatma ve bu temelde kaybettiði yerleri tekrar ele geçirme hedefi ile hareket edebilir.Bu durum ABD ile Rusya arasýndaki gergin iliþkileri daha da gergin hale getirerek tamamen koparabilir ve bu politikanýn Ortadoðu'daki diðer adý: Kürt Soykýrýmý'dýr.
Türkiye'nin denge siyaseti kendi içerisinde böyle bir mekanizmayý barýndýrmaktadýr ve Türkiye'nin bu siyasetinin kýsmi baþarýsýnýn nedeni, PKK'nin Kandil Önderliði'nin Ortadoðu ve dünya siyasetinin yapýsýný yanlýþ analiz ederek, yanlýþ bir stratejik konumlanma elde etmesidir.
Aslýnda PKK de AKP gibi bir denge siyaseti uygulamaktadýr ama bunu yanlýþ uygulamaktadýr.Türkiye'nin güçlerini bir arada tutarak "zýplaya zýplaya" hareket etmesine karþýlýk, PKK kendi güçlerini ayný anda her iki emperyalist güç arasýnda yanlýþ bir þekilde bölerek, kendi baðýmsýz stratejik hedefini gerçekleþtirecek güçleri yokederek, Kürt halkýný savunmasýz býrakmýþtýr!
AKP'nin denge siyasetinin ABD ve Rusya üzerinde etkili olabilmesi ve bu temelde onlardan taviz koparabilmesi için, iç politikada güçlü olmasý ya da öyle görünmesi gerekmektedir.Çünkü iç politikada zayýf olan bir güce kimse taviz vermek istemez.Bundan dolayý AKP iç politikada yeni rejim inþasýna hýz vererek ve Tek Adam Yöneti temelinde bir diktatörlük gerçekleþtirerek, dýþ politikada elinin zayýflýðýný da gidermek istemektedir.Böylece iç politikadaki güçlenmesini dýþ politikada daha caydýrýcý olamaya baðlamakta ve dýþ politikada elde ettiði güçlenmeyi de iç politikada yeni rejimin inþasýnýn güçlendirilmesine baðlamaya çalýþmaktadýr.
Yeni rejimin inþasý ve bu yeni rejim etrafýnda kitleleri daha fazla toplama ihtiyacý, maceracý bir dýþ politikayý gerekli kýlarken, bu dýþ politikadaki "kazanýmlar" da baþta gelecek seçimleri kazanmak olmak üzere, toplum üzerinde daha fazla hegemonya kurmaya da yönelmiþtir.
Bu yazýnýn baþýnda, tarihte gerici bir ideoloji ve siyasete sahip bazý hareketlerin belirli bir süre kazanabildiði tespitini yaptýk.Bu hareketlerin kazanmalarýnýn aslýnda iki önemli nedeni vardýr: 1-O dönemki devrimci hareketlerin bilinç eksikliði; 2-Dünya siyasetinde güç eþitlenmesinin ortaya çýkmasýdýr. Bu gerici hareketler, devrimci hareketin bilinç eksikliðinden dolayý ve bu temelde iktidara yürümelerinin yanlýþlýðýndan yararlanarak iktidarý ele geçirebilmektedirler, dünya siyasetindeki güç eþitlenmesinden dolayý da farklý güçler arasýndaki düþmanlýðý körükleyebilmektedirler.
Aslýnda herþey çok basittir ama bu basitliði yakalayacak ideolojik yetkinliðe sahip olmak gerekmektedir, ki o da genellikle biz de yoktur!
|