GELECEK SEÇÝMLER VE ERDOÐAN'IN GÜCÜNÜN KAYNAÐI* K.Erdem Siyasette varolan sorunlara doðru cevaplar üretebilmek, hiç kuþkusuz doðru analizlerin sonucunda mümkündür. Politik sorunlarý doðru analiz edemeyen hareketlerin, sorunlara doðru cevaplar veremeyeceði ve bu temelde doðru bir pratiðe sahip olamayacaklarý kendiliðinden anlaþýlýr.
Albert Einstein çok haklý olarak "yüz defa ayný þeyi yapýp, farklý bir sonuç bekleyenler ahmaktýr" demiþtir.Bu tespit içerisinden geçtiðimiz süreçte, Türkiye devrimci ve demokratik hareketi için daha çok geçerlidir. Devrimci hareketi bir kenara býrakýrsak, son dönemde yaklaþan seçimler ile ilgili olarak, baþta CHP olmak üzere yasal siyaset içerisinde yine ayný yanýlsamalar baþ göstermeye baþladý. Gerçi durumu doðru analiz edip ve eskinin tekrarýnýn iþe yaramayacaðýný daha þimdiden gören aydýnlar (Cumhuriyet gazetesinden Ergin Yýldýzoðlu gibi) bulunmaktadýr.
Gelecek seçimler baðlamýnda (2019 ya da erken seçim) yeniden Erdoðan'ý ve AKP'yi devirme "umudu" yasal siyasette belirdi ve seçimler aracýlýðýyla bunun nasýl yapýlmasý gerektiði noktasýnda "bin teori ve görüþ" yine ortalýðý kapladý. Ancak ilginç olan durum, Erdoðan'ý ve AKP'yi devirmek isteyen bu teori ve görüþlerin sorunun "küçük" bir yanýný gözardý etmiþ olmalarýdýr: Erdoðan ve AKP'nin gücünün kaynaðý sorunu. Bu sorunu doðru koyamayanlar, tarihin duvarýna çarpacaklardýr ve çarpmak zorundadýrlar. Yasal muhalefet tek seçimler ile ilgilenirken, Erdoðan ve AKP "içsavaþ hazýrlýðý" yapmaktadýr.
Tekrar olmasý baðlamýnda da olsa, kýsaca Erdoðan ve AKP'nin gücünün kaynaðýný ve siyasetlerinin niteliðini ortaya koymaya çalýþalým ve bu siyasetin ise nasýl "dengelenebileceði"ni belirtmeye çalýþalým. Devrimci ve demokratik hareket olarak eðer intihar etmek istemiyorsak, 7 Haziran ve 1 Kasým seçimlerinde ortaya çýkan tarihsel gerçekliðe gözlerimizi kapatamayýz ve bunlarý yok sayamayýz.
Öncelikle þu soruyu soralým ve bu soruya doðru bir cevap vermeye çalýþalým: Erdoðan'ýn gücünün kaynaðý nedir?
Erdoðan þu an elde etmiþ olduðu gücü, tek yasal yollardan elde etmemiþtir. Özellikle yasadýþý yollarý ustaca yasal yollar ile birleþtirerek, bir "pasif darbe" temelinde iktidarý ele geçirmiþtir. Devletin stratejik noktalarýnda (Emniyet,Yargý ve Ordu gibi) kadrosu olmayan AKP, devlet içerisinde kadrolaþmýþ olan ve devletin kurumlarýný "ikili" þekilde kullanma olanaðý bulunan Fethullah Gülen Cemaati ile ittifak yapmýþ ve özellikle Kemalistlerin üzerine atýlan bir çok eylemi Ergenekon Komplosu süresince Gülen Cemaati'ne yaptýrarak, bir yandan topluma karþý psikolojik savaþ yürütmüþ diðer taraftan ise, kendilerinin imal ettikleri bu eylemleri Kemalistleri bastýrmak için kullanmýþlardýr. Ama en önemlisi de bu eylemleri seçimleri manipüle etmek için kullanmýþlardýr.
AKP ile Gülen Cemaati, iktidarý pasif darbe (bazý çevrelerin ileri sürdüðü gibi pasif devrim deðil) temelinde ele geçirirken, Savaþ Sanatý'ný kullanmýþlardýr. Savaþ Sanatý'nýn doðasýna uygun bir þekilde, dolaylý ve dolaysýz güçleri, sert ve yumuþak güçleri birbirlerine karýþtýrarak, farklý kombinezonlar kurmaya çalýþmýþlardýr.
2 Kasým 2002 seçimleri ile hükümete gelen AKP, bu sefer de alttan alta hükümet olanaklarýný kullanarak, devlet içerisinde kadrolaþmaya baþlamýþ ve Gülen Cemaati'ne olan baðýmlýlýðýný azaltmaya baþlayarak,onu dengelemeye çalýþmýþtýr. 2010 yýlýndan itibaren de Gülen Cemaati ile arasýna mesafe koymaya baþlamýþ ve bu mesafe koyma 2013 yýlýnda açýk çatýþmaya dönüþmüþtür.
Erdoðan ve AKP, ilk önce Gülen Cemaati ile Kemalistleri birbirine vuruþturmuþ ve Kemalistleri bu temelde zayýflatarak ve hatta onlarý iktidardan indirerek, kendisine devlet içerisinde tarihsel alan açmýþtýr. Sonra da taktik olarak Kemalistler ile birlikte hareket ederek, Gülen Cemaati'ne karþý yönelmiþ ve onlarýn devlet içerisindeki gücünü kýrmaya çalýþmýþtýr/çalýþmaktadýr. Bu noktada 15 Temmuz Darbe Tezgahý, pasif darbe mekaniðinin neredeyse doruk noktasýný oluþturur. Bu darbe tezgahýndan sonra da, Kemalistler de devlet içerisinde tamamen tasfiyeye uðramaya baþlamýþtýr.Bütün bu zaman zarfýnda ise, AKP giderek devlet içerisinde tek güçlenen klik olmuþ ve karþýsýndaki diðer politik akýmlar giderek zayýflamýþlardýr.
Devleti tamamen ele geçiren ve bu temelde Tek Adam ve Tek Parti diktatörlüðü kuran Erdoðan ve AKP'nin bundan sonraki hedefi, toplumun Sünni-Türkçü bir ideoloji,kültür ve deðerler sistemi temelinde "kalýba dökülmesi"dir. Bunun için ise toplum içerisindeki "direnç noktalarý"nýn (devrimci, demokratik, liberal, laik, Kürt, Alevi vs.), devletin þiddet araçlarýna dayanýlarak bastýrýlmasý ya da zayýflatýlmasý gerekmektedir.
Toplumun dönüþtürülmesi ya da "düzlenmesi" için AKP'ye iki þey lazýmdýr: 1- Seçimleri hile yoluyla da alarak elde edilecek bir meþruyet kalkaný; 2- Seçimler ile elde edilen meþruyete dayanarak kullanýlan "devlet terörü".
Erdoðan ve AKP, devletin ve toplumun bütün imkanlarýný kendi siyasal hareketlerinin hizmetine vererek ve muhalefeti ayný olanaklardan mahkum ederek, "tek kale maç" yapmaktadýr ve sonuçlarýn da buna uygun olacaðý hemen hemen kesindir.
Peki ne yapmalý?
Devrimci ve demokratik hareket, Erdoðan ve AKP'nin yaptýðýnýn tersini yapmalýdýr.Bütün yasal ve demokratik hareketi önce tek bir cephe halinde birleþtirerek ve seçimlerde Erdoðan ve AKP'nin tek baþýna iktidar olmasýnýn meþru temellerini yoketmek (7 Haziran'da olduðu gibi). Daha sonra da onun içsavaþa baþvurmasýnýn ardýndan,onun þiddetini devrimci hareket aracýlýðý ile dengelemek gerekmektedir.
Türkiye'deki muhalefetin eksikliði, devletin þiddet araçlarýný dengeleyememektir. Bunu yasal ve demokratik hareket tarihsel yapýsýndan dolayý yapamaz. Devrimci hareket ise yanlýþ devrim kurgusundan dolayý, yasal hareketi tasfiyeci olarak deðerlendirerek, bir öcü gibi ondan uzak durmaktadýr. Yapýlacak iþlerden ilki, devrimci ve demokratik hareket arasýndaki bu tarihsel yarýlmayý yoketmek ve yasal ve yasadýþý hareket arasýnda, toplumsal ölçekte birbirlerini destekleyecek bir "iþbölümü" kurmaktýr.
Daha somut konuþursak, ilkin HDK-HDP hatta CHP'nin sol kanadýna kadar olan bütün kesimlerin tek bir demokratik hareket içerisinde birleþtiði bir cephe yaratmak ve bu cephenin seçimlerde baþarýlý olmasýna çalýþmak.Ama bu zaman zarfýnda dahi, devrimci hareket "þiddet gücü"nü devlet üzerinde baský aracý olarak ve devletin demokratik hareket üzerindeki baskýsýný azaltmak için kullanarak bir dengeleyici unsur gibi hareket etmelidir.Bunu yapacak olan da HBDH'dir.
HBDH askeri gücünü ve olanaklarýný, öncelikle yasal ve demokratik alanýn önünün açýlmasý için kullanmalýdýr.Bu yasal ve demokratik alan geniþledikçe, onun etki alaný ve derinliði de artacaktýr. Devrimci ve demokratik hareket bu iþbölümü temelinde yeniden yapýlanmayana kadar, Erdoðan ve AKP'nin durdurulamayacaðýný herkes anlamalýdýr.
Bu siyaset Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ýn siyasetidir ve Öcalan Barýþ Süreci ve sonrasýnda, gerek HDK-HDP'yi gerekse de KCK ile Türkiye devrimci hareketini bu temelde örgütlemek istiyordu. Ancak Kandil'in bu siyaseti anlamamasý ve Ortadoðu'da yanlýþ stratejik mevzilenmesi ve de Demokratik Cumhuriyet eksenli deðil Demokratik Özerklik temelli politikasý, Öcalan'ýn bu politikasýnýn baþarýsýz olmasýna neden olmuþtur.Ama bu politika hala daha günceldir ve sürece en iyi devrimci-demokratik yanýt olarak durmaktadýr.
*Bu makale Erdoðan-Bahçeli ikilisinin erken seçim kararý almalarýndan önce yazýldý ve 13 Nisan 2018 tarihinde sendika.org sitesinde yayýnlandý.Makale bu göz ile okunmalýdýr.
|