[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  09-12-2019 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
PKK ve ORTADOĞU DEVR...
EKİM DEVRİMİ’NİN AN...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrımcı Bülten Sayı 72 (4) }
| Devrimci Bülten

"İMRALI NOTLARI" VE BARIŞ SÜRECİ-IV (II)

K.Erdem


Sayın Cemil Bayık'ın KCK Eşbaşkanı olmasının anlamı, Kandil'in bir konsensüs halinde, Başkan'ın devlet karşısında çıtayı olduğundan fazla indirmeye direnecek olmasıydı. Bunun Başkan'ın stratejisi için bir felaket olacağı açıktı. Başkan Kandil'in Sayın Cemil Bayık'ı KCK Eşbaşkanı olarak önermesine bir şey demeyerek ve mecburen kabul ederek, bir şeyin altını çizerek, sayın Cemil Bayık'ı ve Kandil'i uyarmıştır: "Bir numaralı yardımcım Cemil oluyor. Acaba doğru olur mu?" 


Başkan bu  cümle ile iki şey anlatmak istiyordu. İlk olarak, KCK Eşbaşkanlığı'nın KCK Genel Başkanı'nın yardımcısı olduğunu ve Başkan'ın çizgisini pratiğe geçirmeyle sorumlu olduğunu hatırlatıyordu. Farklı bir düşünceye sahip olunsa dahi, bunun uygulanılan politikaya yansımaması gerektiği mesajıdır. İkincisi olarak ise, Sayın Cemil Bayık'ın seçilmesinin bir diğer anlamı, Kandil'in Başkan'dan talep ettiği bu politikanın yani "Kürtlere statü" politikasının aslında Sayın Cemil Bayık odaklı olduğunun bir göstergesidir ve bu durum yönetimde öznelciliğe neden olarak, Başkan'ın çizgisine uygun olmayan bir pratiğin ortaya çıkmasına neden olabilirdi. Çünkü bir yönetici için en zor olan şey, kabul etmediği bir politikayı uygulamasıdır. Bunun çok ciddi sorunlar yaratacağını Başkan biliyordu.Onun için Başkan "Acaba doğru olur mu?" diyordu.


Erdoğan ve devlet, Kandil'in Sayın Cemil Bayık etrafında bir konsensüs oluşturmasının siyasi mesajını anladılar. Bunun anlamı Kandil'in Başkan'ın bazı politikalarına direneceğiydi. Erdoğan ve devlet, Başkan'ın olası bir tecriti durumunda, Kandil'in "statü" politikasıyla hareket edeceğini artık anlamışlardı ve bu noktada Barış Süreci taktiğiyle istediklerini almaya başlamışlardı. Kandil'in "statü" politikasının, PKK'yi hem Türkiye hem de Kuzey Kürdistan siyasetinde dar bir politik alana sıkıştıracağını Erdoğan ve devlet artık çok iyi biliyorlardı. Ama başka bir sorun vardı: HPG'nin Kandil ve çevresinde büyütülmesi sorunu. 


PKK'nin siyasi darlaşması tek yeterli değildi ama askeri darlaşması da sağlanmalıydı ve Başkan'ın Kandil'den istemiş olduğu ezici gerilla gücünün oluşması engellenmeliydi ve bunun tek bir yolu vardı: Kürdistan'ın başka cephelerini ama özellikle Rojava ve Rojhilat cephelerini büyütme. Ortadoğu'da sünni blokunu Şii bloku karşısında güçlendirne ve ayağa kaldırma politikası çerçevesinde Türkiye ve ortakları, Batı'lı güçlerle Ekim 2014'te ortak Kobane kuşatmasını yaptılar. Amaç tek Rojava'nın düşürülmesi değildi ama HPG'nin buraya büyük güç kaydırmasını  ve Kandil'in yanlış politik kararlar almasını  sağlayarak,bu cephenin sürekli büyük bir cephe olmasını sağlamaktı. Kandil daha önce  gördüğümüz gibi yanlış Rojava politikasıyla  bunu sağlayarak, Kuzey Kürdistan'daki siyasi darlığı askeri darlıkla birleştirdi.


Türkiye'nin PKK'yi Rojava'dan sonra, Rojhilat aracılığıyla İran devleti ile zamansız olarak karşı karşıya getirmek için gerçekleştirdiği iki önemli provokasyon oldu. Bunlardan ilki, 2015 yılında Mahabad'ta, iddiaya göre bir Kürt kızına İran istihbaratından birisinin tecavüz girişimi sırasında bu Kürt kızının intihar ederek ölmesi sonucunda ortaya çıkan ve neredeyse ayaklanma düzeyine varan durumdur. Olayların bu kadar hızlı gerçekleşmesi dahi bunun bir provokasyon olduğunu göstermektedir,ki bu provokasyon büyük ihtimal IKDP üzerinden ve İKDP aracılığıyla ve de Türk MİT'inin ortak bir organizasyonuydu. Kürt kızına tecavüz girişiminde bulunan, İran istihbaratından birisi değil ama büyük bir ihtimalle Türk istihbaratından birisiydi ve amaç zamansız bir toplumsal kalkışma gerçekleştirerek, PKK ile İran devletini karşı karşıya getirmekti, ki Kandil bunu yemedi. 


İkinci provokasyon da yine bu olaydan iki hafta sonra, İKDP üzerinden  yapılmak istendi. İKDP ısrarla PKK'nin denetimi altında bulunan alanlarda üslenmek isteyerek, buraları İran'a saldırı için kullanmak istiyordu. Bu tuhaf duruma PKK müsade etmedi ve çıkan çatışmada iki peşmerge öldürüldü ve İKDP geri çekilmek zorunda kaldı.Aslında İKDP'nin asıl amacı, PKK'nin denetimi altındaki bölgelerden İran'a saldırarak,İran ile PKK'yi karşı karşıya getirmekti. Ama PKK'nin sert tepkisi,  böyle bir provokasyonu boşa çıkardı.


Kobane kuşatmasından bir kaç ay sonra yaşanan bu provokasyonlar ve aynı anda Erdoğan'ın 7 Haziran seçimlerine giderken savaşçı bir dili öne çıkarması ve Dolmabahçe Mutabakatı'nı yok sayarak, PKK ile seçimlerden  önce savaşmak için bir çok provokasyon tezgahlaması tesadüf değildi. Kandil'in Rojava'da Batı ile anlaşarak Rojava'yı elde tutması ve bu temelde HPG'nin önemli bir gücünün Rojava'ya kayması, bir yandan Başkan'ın Kuzey için düşündüğü gerillanın azalmasına neden olurken, öte yandan Erdoğan provokasyonlar ile PKK'yi İran ile karşı karşıya getirerek,PKK'nin güçlerini bölgede kontrolsüz bir şekilde yayarak, onu daha da zayıflatmak istiyordu. Kandil Erdoğan'ın  İran provokasyonlarına gelmedi ama Rojava'da uygulamış olduğu yanlış politika ile bir noktaya kadar Erdoğan'ın beklentilerini karşılamış oldu.


Kandil'in bütün bu yanlış politikalarının altında, ideolojik ve politik yetersizliği yatıyordu ve bu yetersizlik ise dogmatik bir dünya görüşünden kaynaklanıyordu. Bu dogmatik dünya görüşü, kendisini Başkan'ın daha önceki stratejisiyle koşullandırdığı için, Barış Süreci başladığı zaman, Başkan'dan gelen bütün açıklama, değerlendirme ve dolaylı mesajlara kendisini kapalı hale getirmişti. Aslında Kandil, statü politikası dışında, herşeyiyle Başkan'ın çizgisini "uyguluyordu". Ama bir farkla ki,bu çizgi eskimiş bir çizgiydi ve Başkan sürekli ve dolaylı olarak Kandil'e bunu anlatmaya çalışıyordu ama Kandil kendisini koşullandırdığı için anlamıyordu.


Kandil'in uyguladığı eski strateji, yeni koşullardan dolayı ıskartaya çıktığı için tamamen yanlış hale gelmişti ve Kandil bu yanlışa statü yanlışını da eklediği zaman, işler iyice çığrından çıkmaya başladı ve Başkan'ın çizgisiyle Kandil'in uyguladığı çizgi arasındaki makas giderek açılmaya başladı. Zaten Erdoğan'ın amaçlarından bir tanesi, Başkan ile Kandil arasındaki bu makasın, KCK içerisinde bir siyasi kriz yaratacak düzeye kadar çıkmasını, Başkan'ı tecrite alarak sağlamaktır.Erdoğan Kandil yanlış bir siyasette yolaladıkça ve bu siyaset büyük bedellere neden oldukça, Başkan ile arasındaki gerilimin artacağını varsaymaktadır. Başkan ile Kandil arasında ortaya çıkacak gerilimin bir cepheleşmeye yolaçmasını ummaktadır ve amaç Başkan ile Kandil'in restleşmesini sağlamaktır.


Peki bu olur mu? 


Eğer devlet önünde şu gibi olaylar yaşanırsa, devlet bunu  umar: 


"Bütün sorumlusu Kandil'dir. Kandil'e deyin ki, kim yaptıysa bu işleri onun gözünü oyacağım. Kandil karışmayacak bu işlere ! Kandil yazılarında bana çok bağlı gibi görünüyor ama pratikte öyle davranmıyor. Bu böyle olmaz! Ne BDP ne de HDP adına bu yapılamaz. Ders çıkaracak ve çok şiddetli bir özeleştiri verecekler. Ben devlete de söylüyorum, benimle iş yapacaksınız , benimle ciddi konuşacaksınız diyorum. Sizin de daha cesur olmanız lazım. Ben size benim adıma müdahale edin demiştim. Benim yetkilerimi kullanmalısınız demiştim. Selahattin'e de bunları söylemiştim. Benim yetkilerimi kullanmalısınız demiştim. Selahattin de buradan gittikten sonra 24 saat bile geçmeden bu dayatılanlara boyun eğiyor. (Pervin ve İdris'e dönerek) Kandil'in bana karşı bir tavır alma durumu olabilir mi?  Gözlemleriniz nelerdir."(abç) (A.Öcalan, a.g.e.,s.276) 


Başkan Kandil'e bu sözleri, 2014 yerel seçimlerindeki bütün adayların Kandil tarafından belirlendiğini öğrendiği zaman söylemektedir. HDP'nin yerel seçimlerdeki bütün adayları,HDP'de değil ama tamamı Kandil'de belirlenmiş ve bundan dolayı bazı yerlerde olumsuz sonuçlar alınmıştı. Başkan bunu duyunca çok kızar ve Kandil'in görünüşte kendi politikasına bağlı olduğunu ama pratikte farklı bir şey yaptığı eleştirisinde bulunur.Bu durum kaçınılmaz olarak Başkan'da Kandil ile ilgili kuşkuları arttırır ve pratikte Kandil'in başka bir politika izleyeceği korkusuna neden olur.Kandil'in bu politikasının ana hatlarını ise bu yazı boyunca zaten gördük.


Başkan'daki en önemli kuşku, Kandil'in kendisine açıktan tavır alıp-almayacağı kuşkusudur. Başkan'ın bu durumu, İmralı Heyeti'ne sormasının nedeni, Kandil'in Barış Süreci'nin başında almış olduğu siyasi pozisyondur.Kandil'in pratikte  kendi siyasi pozisyonu takip etmesi ve Başkan'ın bütünlüklü stratejisini parçalaması,  kaçınılmaz olarak Başkan ile Kandil'i karşı karşıya getirecektir. Bu yazı boyunca gördüğümüz gibi, Kandil pratikte  kendi siyasi pozisyonuna uygun hareket etmiş ve Başkan'ın politikasını (iyi niyetli davranarak diyelim ki) anlamadığı için yanlış hareket etmiştir.


Bütün mesele bu sorunun nasıl çözüleceğidir.


Erdoğan bu sorunda da bir beklentiye sahiptir.Erdoğan'ın hareket tarzı, sürekli olarak Kandil'i bir seçime zorlayarak ve kötü bir seçim yapmasını sağlayarak, sonra da buna uygun  taktik geliştirmektir. Savaş başladığı zaman, Kandil'in Başkan'ın Demokratik Cumhuriyet siyaseti yerine Demokratik Özerkliği öne çıkarması ve yine Kobane kuşatması sırasında Batı ile anlaşarak Rojava'yı tek başına elde tutması yanlış politikaları, nasıl Erdoğan'a yaradıysa, Başkan'ın tecriti aracılığıyla,Kandil'in kendi politikasında çok ileri gitmesini sağlayarak Başkan ile gerilimi arttırma politikasında da beklentisi, Başkan ile Kandil arasında restleşmedir.Kandil'in böyle bir hata yapması halinde devletin planı bellidir. Buna az ileride değineceğim.


Başkan ile Kandil arasında oldukça açılan siyasi makasın (ki ilişkilere bir tür gerilim yüklemektedir), Kandil'in tutumuna bağlı olarak ortaya çıkaracağı iki sonuç vardır ve devlet bu sonuca göre hareket edecektir.Bu sonuçlar şunlar olabilir: 

1-Başkan Kandil'e direk müdahale eder, hem siyasi çizgiyi hem de yönetimi açıktan değiştirir ve Kandil Başkan'ın müdahalesine direnmez, sorun bir noktaya kadar krizsiz çözülür. Bu devletin istemediği ama Kandil'deki yoldaşlarımızın yapması gerekendir.


2-Kandil direnir ve Başkan'ın Kandil'e müdahale tarzı değişir. İşte bu ikincisi devletin istediği ve herkes için çok riskli bir durumdur. Bu ikinci nokta üzerinde biraz durmak gerekmektedir. 


Ama bir de bu iki şıkkın dışında, Başkan'ın hep tecritte kalması ve Kandil'in mevcut politikasının uzun bir süre yürürlükte kalmasıdır.Eğer devlet bu durumu kendisi için avantajlı bulursa, o zaman Başkan'ın hep tecritte kalma durumu da vardır.


Ama devlet, Başkan'ın tecriti ve Kandil'in izlemiş olduğu mevcut politika ile her iki kesim arasındaki ilişkilerin gerildiğine kanaat getirirse, o zaman karşılıklı cepheleşme beklentisiyle, Başkan ile görüşmeye tekrar geçebilir. O zaman Kandil'in mevcut politikasına Başkan'ın müdahale etmesi kaçınılmazdır. Çünkü bu mevcut politika, PKK'yi giderek bir darboğaza sürüklemektedir ve 1999 gibi bir darbe potansiyelini de içinde barındırmaktadır.


Burada bir olasılık durumunu ele alacağız. Bu olasılık Kandil'in Başkan'a direnmesi durumudur.Bu durumda Başkan'ın nasıl hareket edeceği çok önemlidir. Unutmamak gerekir ki, Kandil'in mevcut politikası bir tür "sol sapma" ya da "solculuk"tur ve sonuçları itibariyle "sağ sapma" ya da "sağcılık" ile aynı yapıya sahiptir. Siyasi hareketlerin tarihinde hem sol hem de sağ sapmaların tarihsel ve toplumsal sonuçları hep  aynı olmuştur. Farklı yollardan hareketler aynı sonla karşılaşmışlardır.Bundan dolayı, Başkan'ın mevcut politikaya müdahale etmesi zorunludur.Aksi taktirde hareket tasfiye sorunuyla karşı karşıya kalacaktır.


Kandil Başkan karşısında direndiği, ayak sürttüğü ya da cepheleştiği bir durumda, Başkan'ın elinde KCK'ye müdahale için büyük olanaklar vardır. Bunu asla unutmamak gerekir. Bu tür bir durumda Başkan'ın nasıl müdahale edeceğine gelmeden önce, Kandil'deki eski önder kadroların kendi aralarında oluşturmuş oldukları konsensüse ve bu konsensüsün yapısına kısaca da olsa değinmek gerekmektedir.


Kandil'deki eski önder kadroların kendi aralarında bir konsensüs oluşturmaları ve bu konsensüs aracılığıyla Başkan'ın kendilerince yanlış gördükleri bazı politikalarına direnmeleri, kendi içerisinde oldukça sorunlu bir yapıya sahiptir. Kandil'deki hiçbir önder kadro tek başına, Başkan karşısında ideolojik, politik ve örgütsel olarak tutunma gücüne sahip değildir. Özellikle onun Demokratik Cumhuriyet politikasını, Demokratik Özerklik politikasına çevirmek ve bu politik değişikliğin bütün politik risklerini üzerine almaya hiçbir öncer kadro tek başına cesaret etmez.


  Sayın Cemil Bayık tecrübeli bir yöneticidir ve bütün eski kadroların üzerinde hem fikir olmadığı bir politikayı tek başına uygulamayacak kadar işin ciddiyetinin farkındadır. Burada Sayın Cemil Bayık'tan KCK Eşbaşkanı olduğu için bahsediyoruz.Aslında isimlerin fazla bir önemi yoktur.Bu Kandil'de başka bir yoldaş da olabilirdi.Burada önemli olan Kandil'in yekpare hareket etmesidir.


Kandil'in yekpare hareket etmesi ve "birbirlerinden güç alarak" belirli bir direnç oluşturmaları, bazı sorunlara da kapı aralamaktadır. Örgütlerde bu tür grup davranışı oluşturmak, hareketlerin ideolojik, politik ve örgütsel krizleri üzerinde ağırlaştırıcı bir etkiye neden olabilir. Çünkü grubu oluşturan bireylerin "birbirlerine söz vermesi" ve bu söz verilen ilkelerin tehlikeye düşmesine götürecek davranışlardan kaçınılması, farklı görüş ve fikirlerin ortaya çıkmasına engel olabilmektedir. 


Eğer grubun davranışı yanlış bir ideolojik ve politik çizgiden besleniyorsa ve bu çizgi etrafında bir şartlanmışlık sözkonusuysa, olayların olumsuzluğunun bu çizgiyi aşan her durumu ve baskısı, grubun üyelerini daha fazla birbirlerine iterek bir kast oluşumuna neden olacaktır.


Modern devrimci örgütlerde grup oluşturma yanlış bir şey ya da durum değildir. Aslında olması gereken bir durumdur. Çünkü farklı görüşlerin bir tezahürünü oluşturur ve doğru bir zeminde yapıldığı zaman, örgütün gelişimine büyük katkı sağlar. İlerici fikirlerle donanmış bir grup olacağı gibi, gerici fikirlerle donanmış bir grup da olabilir. İlerici fikirlerle donanmış bir grup, bir hareketi krizden çıkarıp ileriye doğru fırlatacağı gibi, gerici bir fikirle donanmış bir grup hareketi tasfiyeye de götürebilecektir.Örneğin PKK'nin 1973- 1975 arasındaki grup dönemi, Sayın Başkan'ın doğru halkayı yakalaması sonucunda 1978 Partileşme ve 1984 Ağustos atılımına götürmüştür. Ama 2000'li yılların başındaki Osman-Botan grubunun sağ tasfiyeci anlayışı, hareketi tasfiyenin eşiğine getirmiştir.


PKK'nin Kandil Önderliği'nin hareketin odağında ve stratejik yerinde yeralması, grubun ortaya çıkaracağı olumsuzluğun kısa sürede hareketin geneline nüfuz etmesine ve hareketi derinden etkilemesine neden olmaktadır.Örneğin Demokratik Özerklik atılımında sonra, Kürdistan'da bazı şehirlerin neredeyse haritadan silinecek derecede katlima uğramaları, halkın PKK'ye olan desteği üzerinde olumsuz bir etkiye neden olmuştur.Kaldı ki Başkan İmralı Heyeti ile görüşmesi sırasında 6-7 Ekim olaylarına değinerek şöyle demiştir: 

"Cizre olaylarına,6-7 Ekim olaylarına müdahale etmeseydim tüm Cizre ve Diyarbakır'ı katledeceklerdi.

(...) 

(Kandil'e) ikinci önemli eleştiri , ikide bir "Ey halkımız, kalk ve diren, kalk ve savaş" diye çağrı yapıyorlar. O zaman halk sizi dinleyip ayağa kalksaydı belki katliam olurdu. Cizre neredeyse gitmişti.(...) Kandil, Cizre, Kobane... Diyarbakır da katliama karşı hazırlıksızdı. (A.Öcalan, a.g.e.,s.431) 


6-7 Ekim olaylarından sonra olmayan katliamlar, işte Demokratik Özerklik atılımlarından sonra oldu ve Başkan'ın yukarıda belirtmiş olduğu hazırlıksız ve dağınık durum savaş tekrar başladığı zaman devam ediyordu, ki nedenlerine bu yazı boyunca az çok değinmeye çalıştık. Burada anlatmak istediğimiz, Kandil'in oluşturmuş olduğu grup davranışının, hareketin merkezinde olduğu için, olumsuzluğunun hızlı genelleşmesidir.


Burada en önemli sorun, "grup davranışı"nın özelliklerinin, modern örgüt işleyişinin yerini alması tehlikesidir. Bireylerin "söz vermişlik durumu" , eleştiri ve özeleştiriyi geri plana itme ya da içeriğini boşaltma anlayışına ve pratiğine yolaçması tehlikesini içinde barındırmaktadır. Özellikle de olumsuzluğun çoğaldığı durumlarda, eleştiri ve özeleştiri, örgütsel yapının huzursuzluğunun  bir "boşalma" kanalı haline geleceği ve grup üzerinde yıkıcı bir etki yapacağı için, genellikle hoş karşılanmayan bir durum olmaya başlar. Bu örgütün bürokratikleştiğinin bir göstergesidir.


Modern devrimci örgütte eleştiri ve özeleştiri, örgütün  devrimci işleyişinde işin peşini bir saniye dahi bırakmaz.Bu örgütlerde hiçbir durum hiçbir grup çıkarı eleştiri dışı kalamaz. Çünkü devrimci örgütlerde, eleştiri ve özeleştiri sağlıklı bir şekilde ilerlemenin temelidir.Elbette bu tespitten Kandil'in böyle davrandığını yani eleştiri ve özeleştiriyi ortadan kaldırdığını ya da biçimsizleştirdiğini iddia etmiyoruz. Burada sadece genel bir tespit yapıyoruz. Kaldı ki , eleştiri ve özeleştirinin tek başına işletilmesi de sorunun çözümüne yetmemektedir. Örgütsel işleyişin bütün normlarını yerine getiren ama yine de kötü bir çizgiye sahip olan örgütler de vardır. 


Kandil biçimsel olarak bütün örgüt normlarını yerine getirebilir ama bu sorunun çözümü için yetersiz kalacaktır. Yüksek bir ideolojik çizgiden gücünü almayan bir örgütsel işleyiş her zaman yetersiz ve eksik bir durum oluşturacaktır. Kandil ideolojik olarak Başkan'ın düzeyine çıkmadıkça ve bu ideolojik çizginin yön verdiği stratejik bakış açısı ve bu bakış açısının koşullandırdığı taktik ve örgüt yaklaşımını yakalamadıkça, biçimsel olarak bütün devrimci örgüt normlarını uygulasa dahi sonuç alamayacaktır. Çünkü doğru bir örgütsel işleyiş her zaman doğru bir ideolojik ve siyasal çizgi ile birlikte varolur. Bundan dolayı diyebiliriz ki, her ideolojik düzeyin buna tekabül eden bir örgütsel düzeyi vardır. İdeolojik çizgi ile örgütsel çizginin aynı nitelik içerisinde birbirlerini tamamlamadığı durumlarda yani bir çelişkinin ortaya çıktığı durumda sorunun çözümü ancak iki türlü olabilir: Ya yüksek ideolojik çizgi belirli bir süre sonra kendisine uygun bir örgütsel şekillenmeye neden olur ya da olumsuz örgütsel işleyiş, kendi yapısına uygun yeni bir ideoloji şekillendirir ve bunu bütün örgüte yayar. 


Kandil ile Başkan arasındaki ilişkilerde bütün sorun, örgütün ve hareketin Başkan'ın ideolojik bakış açısına ve bunun neden olmuş olduğu stratejik bakış açısına yükselememesidir. Çünkü farkında olmadan KCK içerisinde Başkan'ın çizgisinden farklı bir çizgi oluşmuş ve bu iki çizgi hareket içerisinde bir kriz durumu yaratmıştır.


Kandil tek ideolojik ve politik olarak sorunlu değildir. Ama hukuki ve ahlaki olarak da sorunludur.Kandil'in ideolojik ve politik eksiklik ve yanlışlıklarını bu yazı boyunca ortaya koymaya çalıştık ve sorunun hukuki ve ahlaki yanına da Sayın Başkan'ın bazı açıklamaları temelinde değinmek gerekmektedir.


Sayın Başkan'ın Kandil'e yer yer çok ağır eleştirileri olmaktadır. Bu eleştiriler az yukarıda da gördüğümüz gibi, Kandil'in kendisine "şantaj yaptığı" gibi ağır değerlendirmeleri de içermektedir.Peki Başkan'ın bu tür ağır eleştiriler yapmasına neden olan durum nedir? Bu ağır eleştiriler ne ile bağlantılıdır? Eğer olaylar dikkatli bir şekilde analiz edilirse, Başkan'ın bu tip eleştirilerinin mahiyeti ortaya çıkar.


Bu tür ağır eleştiri ve değerlendirmelerin, Kandil'in pratikte KCK hukukunu çiğnemeye başladığı andan itibaren Başkan tarafından yapılması ilginçtir.Başkan'ın bulunduğu KCK Genel Başkanlığı makamı, KCK'nin ideolojik ve siyasi çizgisinin de belirlendiği ve Kongre'nin bunu onayladığı bir makamdır.Bu makamın çizgisini bilerek sulandırmak ve bu çizginin yerine başka bir çizgiyi pratikte "çaktırmadan" uygulamak suçtur. Kandil'in Başkan'ın Demokratik Cumhuriyet politikası yerine Demokratik Özerklik politikasını uygulaması böyle bir durum oluşturur. Bu durum yine ahlaki olarak da sorunludur. Çünkü görünürde Genel Başkan'ın politikasını uygulayacak gibi görünüp, pratikte farklı bir politika uygulamak ahlaki açıdan sorunludur. Bundan dolayıdır ki, Başkan Sayın Cemil Bayık KCK Eşbaşkanı seçildiği zaman "Acaba doğru olur mu?" demiştir. Bunun anlamı Sayın Cemil Bayık'ın kabul etmediği bir politikayı, uygulamak için bu kurumun başına seçilmesini sorunlu bulmuştur,ki olayların gösterdiği gibi, Kandil zaten Başkan'ın politikasını uygulamamıştır.


Doğru yöntem, Kandil'in kendi ideolojik ve siyasi pozisyonunu açıktan belirlemesi ama buna rağmen örgüt ve parti disiplini açısından Başkan'ın çizgisini uygulayacağını tek deklare etmek değil ama pratikte buna uygun da davranmak olmalıydı.Bir olumsuzluk durumunda ise, yeri ve zamanı geldiğinde, (ki Kongre Gel kuruludur bu), eleştirilerini doğru zeminde yaparak ve bu zeminin dinamiğini esas alarak politikasını bütün harekete kabul ettirmeye çalışmalıydı. Kongre Gel'in Başkan'ın genel çizgisini onayladığı ve kabul ettiği bir durumda,Kandil'in pratikte bu çizgiyi boşa çıkarmasını ya da sulandırmasını, KCK hukuku ve yine genel devrimci ahlak bakımından nereye koyacağız? 


Kandil'in Başkan'ın çizgisinden ayrılığı devam ettiği ve iki kesim arasındaki "siyasi makas"ın daha da açıldığı bir durumda, Başkan'ın Kandil'e müdahale etmesi tek zorunlu değil kaçınılmazdır da. İşte devletin planı tam da bu noktada devreye girmektedir.Zaten devletin bütün planları, Kandil'in hataları sonucunda ortaya çıkmaktadır, ki ben buna "Erdoğan'ın Kandil'in hatalarını kendisine müttefik yapması" diyorum.


Başkan'ın hem tecritten çıkabilmesinin hem de devlet tarafından muhatap alınabilmesinin yegane koşulu, Başkan'ın KCK üzerinde ideolojik ve siyasi kontrolüdür. Aslında devlet bunu istediği için değil, sanki bunu istiyormuş gibi görünerek, KCK içini karıştırmak ve Kandil ile Başkan'ı karşı karşıya getirmek ve cepheleştirmek için bu taktiğe başvuracaktır. Devletin Başkan'ı tecrit etmesinin nedeni, Kandil'in farklı bir çizgide ilerlemesinin önünü açmak ve bu çizgide ilerledikçe Başkan ile aralarında bir gerilim oluşturmaktır. Daha sonra uygun bir ortamda bu ikisini karşı karşıya getirdiği zaman, olayların yüklemiş olduğu gerilim, bir çatışmaya dönüşme potansiyelini içinde barındırmaktadır, ki devletin yapmak istediği de budur.


Devlet Başkan'a muhataplık ve tecritten çıkmak için, "Kandil'i denetim altına alma" şartını ortaya sürdüğü zaman (bunu istediği için değil sadece çatışma yaratmak için bunu yapacaktır yoksa Kandil'in mevcut politikası onun işine yaramaktadır), Başkan bu riski alacak ve Kandil'e müdahale edecektir. Kandil'in direnmesi ve ayak diremesi durumunda, 2000'li yılların başlarında yaşanan durumların bir benzeri yaşanabilir.


Daha önce gördüğümüz gibi, Başkan Kandil'in kendisini temsil etmeyen bir pratiğini gördüğü zaman, bu duruma tepkisi, kendisini devlet ile KCK arasında "tarafsızmış" gibi konumlandırmaktır. Bu işlerin kopma noktasına varmadığı ve Başkan'ın buna gerek görmediği bir durumdur. Kandil ile Başkan arasında olası bir kopma durumu ortaya çıktığı zaman, Başkan'ın vereceği tepki ve yöntem farklı olacaktır.


Böyle bir durumda Başkan'ın elindeki en büyük güç, KCK hukukundan kaynaklanan hakkını kullanmasıdır. KCK Eşbaşkanlığı ve Başkanlık Konseyi, Başkan'ın birinci derecede yardımcılığını ve çizginin denetiminden sorumludur. Eğer Başkan bu iki kurumun rolünü yeterince oynamadığına kanaat getirirse, bu iki kurumu geçersiz ilan edebilir ve bu kurumlar kadük hale gelirler.Hareket içerisinde hiçbir otoriteleri ve itibarları kalmaz.Yenilenmeleri Kongre aracılığıyla zorunludur. Böyle bir durumda Başkan'ın amacı tek bu kurumların yenilenmesi olmaz ama bu kurumları feshederek, kendi siyasi çizgisini Kandil'den ayrımını koymak için bir dikkat çekme operasyonu da olur. Başkan kendi ayrımını açıktan Kandil karşısında koyarak, hareketin alt kadrolarını daha çok kendisine çekmek isteyecek ve bir yandan HDP'yi kullanarak öte yandan alt kadroları kullanarak, Kandil'in etrafını kuşatarak, Kandil'in oluşturmuş olduğu konsensüsü parçalamak isteyecektir. Kendisine bağlı bir yönetim şekillendiği ölçüde de hareketi denetimi altına almaya çalışacaktır. 


Ama devlet ise bu süreci, PKK'nin iç sorunlardan dolayı genel olarak güçten düşmesi beklentisiyle ele alacak ve hareketin zayıf düştüğünü gördüğü anda çok yönlü bir saldırı gerçekleştirmeye çalışacaktır. 


Böyle bir süreç ortaya çıkar mı? 


Bu tamamen Kandil'in pratiğine bağlıdır. Ama PKK'nin örgüt disiplinini, tarihsel tecrübesini, yoldaşlık ilişkilerini ve Başkan'ın hem PKK  hem de Kürt halkı içerisindeki ağırlığını gözönüne aldığımızda, bu sorunun çatışmaya varmadan çözülmemesi için hiçbir neden yoktur. Kandil'deki yoldaşlarımızın yapacağı tek şey, Başkan'ın KCK'ye müdahale etmesi durumunda, geri çekilmeleri ve hareketi onun istediği gibi şekillendirmeleridir. Bunun dışında bir yaklaşım zararlı olacaktır.


|
_ _