[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  05-12-2021 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  Devrimci Bülten Sayı 77 (3) }
| Devrimci BültenSEÇİMLER VE AKP’NİN “KİTLE DİNAMİĞİ” ÜZERİNE
Kemal Erdem

Son dönemlerde AKP rejiminin ortaya koyduğu baskıcı politikalar, Türkiye’nin hızla bir seçim sürecine girdiğini göstermektedir. Bu da doğal olarak muhalefette bir değişim beklentisine neden olmaktadır. Ama bu değişimin öğle kolay olmayacağını herkes bilmektedir ve çözümün nasıl olacağı noktasında muhalefette bir düşünce birliği bulunmamaktadır. Muhalefetin çözüm sunabilmesi için, önce AKP rejiminin yapısını ve “kitle dinamiği”ni doğru çözümleyebilmesi gerekmektedir.

Yeni bir faşist rejimin inşasına yönelen bir politik hareketin “kitle dinamiği”ni iyi kavramak gerekir. Bu dinamik kavrandığı andan itibaren, devrimci-demokratik görevlerin genel çerçevesi de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bundan dolayı “faşizmin kitle dinamiği” sorununun biraz daha netleştirilmesi gerekmektedir.
 
Tarihsel olay ve olgular göstermektedir ki, yeni bir faşist rejim inşasına girişen bir faşist hareket kitlesel büyümesini, sürekli olarak devlet olanaklarını bir kaldıraç olarak kullanabilmesi ve bu kullanımın yol ile yöntemlerini bulması sayesinde elde etmektedir. Bu tek iktidar dönemi için değil ama iktidardan önce de böyledir. İktidar öncesi dönemde de bu faşist hareketler, devlet içerisinde ve onun bazı odaklarıyla özel ilişkiler kurarak kendilerine özel avantajlar elde etmektedirler ve bu özel avantajlar sayesinde diğer partilerden daha örgütlü ve dinamik olabilmektedirler. Naziler Almanya’da, Mussolini İtalya’da ve yine Türkiye’de AKP, Gülen Cemaati aracılığıyla iktidardan önce bunu yapmışlardır. Ama geçerken belirtelim ki, bu faşist hareketlerin zaferlerinin altında yatan temel neden ise, devrimci ve demokratik hareketin zaaflı durumudur. Bu zaaf bu faşist hareketlerin iktidara yürümelerini kolaylaştırmaktadır. Demokratik Ulus ve Demokratik Modernite anlayışının yokluğu ve gereklerinin yerine getirilmemesi, faşist hareketlere büyük bir politik manevra alanı bırakmaktadır.
 
Bir kısım devlet olanaklarını özel ilişkiler içerisinde kullanarak iktidara gelen faşist hareket, daha sonra bütün devlet olanaklarını tam ele geçirerek büyümesini sürdürür. Devlet olanaklarının, faşist hareketin bir tür “özel mülkü” haline getirilmesi süreci, aynı zamanda toplumun farklı alanlarında yeni kitleler elde etmesi sürecidir. Elde edilen kitleler, “özel mülk” ya da tekel haline getirilen devlet gücü ile konsolide edilir. Devlet gücü ne kadar tekel haline getirilirse, rejimin bastığı taban da o kadar büyür. Bu büyümenin en önemli nedeni, toplumun bir kısmının acımasızca bastırılmasıdır. Belirli bir dönem faşizmin kitle tabanı haline ya da tarafsız hale getirilen kitleler, artık bir yere gidemez duruma gelirler. Çünkü gidecekleri yerler ya yok edilmiş ya da öyle bir baskı altına alınmıştır ki, bu alana kayma büyük bir bedel gerektirmektedir. Tekelleşen devlet gücü bu andan itibaren, faşist kitle tabanı ile muhalefet tabanı arasında, büyük bir zırh ya da Çin Seddi gibidir. Böyle bir sistemde, muhalefetin faşist tabana ya da kararsız kitlelere ulaşabilmesi için tekelleşen devlet gücünü aşması yani zayıflatması gerekir. Dünya siyaset tarihi, eğer bu güç içten oluşmaz ise dış güçler tarafından oluşturulabildiğini de göstermektedir. İkinci Dünya Savaşı’nda faşist hareketlerin Avrupa’da yenilmeleri böyle oldu.
 
Bu yukarıdaki akıl yürütmemizi, AKP’nin yeni faşist rejim inşasına uygulamaya çalışalım. AKP’nin kitle tabanı üç temel katmandan oluşur. Bu katmanlar ana katman, ki Milli Görüş kitlesidir, muhafazakar katman ve karasız ya da sallantılı katmanlardır. AKP uygulamış olduğu strateji ve taktikler ile bu katmanları birbirlerine bağlamayı başarmış ve bunları birbirlerine bağladıktan sonra da bu kitlenin etrafını “devlet zırhı” ile çerçevelemiştir. Devlet zırhı bu kitle üzerinde koruyucu bir kalkandır ve bu zırhın temeli ise kuvvetler ayrılığının tamamen ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır. Bu devlet zırhının zayıflaması ile bu kitle tabanının ayrışması arasında bir bağlantı bulunmaktadır. AKP bu kitle tabanını kısaca özetleyebileceğimiz şu şekilde oluşturmuştur:

1- Temel (Ana) Katman: Bu katman Milli Görüş’ün uzun yıllar sonucunda oluşturmuş olduğu ve AKP’nin üzerine konduğu katmandır. Bu katmanın büyük bir bölümü Şeriat isteyen bir kitledir. Kabaca yüzde 10-15 arası bir oy potansiyeline sahiptir. AKP kurulmadan önceki Fazilet Partisi’nin 1999 seçimlerinde elde ettiği % 15,5’lik seçim skoru bu kitlenin bir göstergesi olarak ele alınabilir. AKP’nin temel kitlesidir ve yeni faşist rejime temel rengini veren kitle konumundadır.
 
2- Muhafazakar Katman: Dindar olan ama Şeriat istemeyen bir katmandır. Hatta içinde laik yaşam tarzına çok yakın büyük bir kitle de barındırmaktadır. Bu katmanın ezici çoğunluğu eski ANAP ve DYP tabanıdır. AKP bu katmanı, Fethullah Gülen Cemaati ile yapmış olduğu ittifak ve bu temelde elde etmiş olduğu devlet olanakları ve de liberal taktikler sayesinde elde etmiştir. İşin ilginç tarafı bu kitle, daha çok Türkiye’nin AB üyeliği temelinde demokratikleştirileceği beklentisi temelinde AKP’ye yönelmiştir, ki istemleri Temel Katman ile çelişki halindedir. Ama en önemlisi, bu kitlenin AKP’de çakılı kalmasının temel nedeni, AKP-Gülen Cemaati’nin devlet olanaklarını kullanarak Ordu’yu bastırmak için yapmış oldukları Ergenekon Komplosu darbesidir. İktidarın iplerini tam olarak ele geçiren AKP, bu kitlenin başka bir partiye kaymasının temelini de yok etmiştir. Bu katmanın oy potansiyeli yüzde 20-25’tir.
 
3- Eklemlenmiş ve Sallantılı Katman: Toplumda bütün siyasi hareketlerin kesişme noktasında bulunan ve geçişkenliği çok yüksek olan bir kitle bulunmaktadır. Bunlar liberal unsurlardan, güce ve çıkara dayanan ilişkilerden yana olan unsurlardan, apolitik ve rüzgara göre yön değiştiren unsurlardan ve hatta lümpen unsurlardan oluşur. Bunlar yaklaşık olarak toplumda yüzde 5 ile 15 arasında (fazla da olabilir) bir oy potansiyeline sahiptirler.
 
AKP bütün devlet olanaklarını kullanarak ve karşısındaki muhalefeti de acımasızca bastırarak, muhafazakar katmanı kendi şeriatçı temel katmanı içerisinde asimile etmeye ve bu muhafazakar kitleyi ana kitle gibi dönüşüme uğratmak istemektedir. Bunun için de başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, Milli Eğitim Bakanlığı’nı, vakıfları, tarikatları, medyayı vs. bu kitleyi yoğun bir şekilde kuşatmak ve asimile etmek için kullanmaktadır. Bu kitlenin ana katman gibi dönüşüme uğraması, rejimin ömrü ile yakından ilişkilidir. Bu muhafazakar kitle bir yandan devletin yeni ideolojik, politik ve kültürel kuşatması altındayken, öte yandan da devlet olanaklarından yararlanılmasına (devlet kadrosu ve ihaleler yoluyla) izin verilerek ekonomik olarak da bağımlı hale getirilmektedir. Üstelik bu ekonomik bağlanma, başkalarının dışlanması (Kemalistler, liberaller, demokratlar, sosyalistler, azınlıklar vs.) temelinde olduğu için, rejimin dışında başka bir seçeneği benimsediği andan itibaren eldeki kazanımlarını kaybedeceği kendisine hissettirilmiştir ya da bilinç altına kazınmıştır.
 
Tarihsel tecrübe, rejimin ekonomik ve politik olarak krize girdiği dönemlerde, eklemlenmiş ve sallantılı kesimlerin iktidar partisini seçimlerde terk ettiğini göstermektedir. Ama bu muhafazakar katmanın iktidar partisini terk etmesinin mantığı, sallantılı unsurlardan farklıdır.
 
AKP muhafazakar unsurların sallantılı unsurlar gibi partiyi terk etmesinin önüne geçmeyi, muhalefeti daha çok bastırarak ve onların kendi aralarında birlik oluşturmasını önleyerek yapmaktadır. Bunu da devlet olanaklarını ya da devlet terörünü kullanarak yapmaktadır. Muhalefet üzerindeki bu baskı, muhafazakar kitlenin korkutularak başka bir mecraya sürüklenmesine engel olmaktadır. Ama bu kitlenin AKP’den kopartılması, onun toplumsal meşruluğuna darbe vurmak için zorunludur. AKP ise bu kopartma girişimine devlet olanaklarını kullanarak karşılık vermektedir. Kısacası bu muhafazakar kitle, faşist rejimin devlet zırhının arkasında bulunmaktadır ve bu kitleyi etkileyebilmek için devlet zırhının delinmesi zorunludur.
 
Faşist rejim ekonomik ve politik olarak krize girdiği dönemlerde muhafazakar kesimlerin, partiyi terk eden sallantılı ve kararsız kesimler gibi partiyi terk etmesinin önüne geçmek için, bu kitlenin psikolojik olarak etkileneceği olayları yok etmeye çalışır. Bunların başında büyük kitlesel yürüyüş ve gösteriler gelmektedir.
 
Büyük kitlesel yürüyüş ve gösterilerin yoğunlaşması ve büyümesi, rejimin tabanındaki kararsız, sallantılı ve memnun olmayan kitlelerin bilinçlerinde ve psikolojik yapılarında bir basınç oluşturur ve de zamanla bunların iktidardan uzaklaşmasına neden olur. Bu çeperi kaybeden rejim, muhafazakar gövde üzerindeki tahribatı durduramaz. Çünkü sırada olan onlardır. Bundan dolayı rejim bu etkiyi durdurmaya ve bastırmaya çalışır. Özellikle bu politik etkilerin kendisini gösterdiği mecra ise seçimlerdir. Büyük gösteri ve yürüyüşler, bu kararsız kitleleri etkilemenin en önemli aracıdır ve Türkiye siyasetinde eskiden beri hep kullanılmaktadır.
 
Faşist rejim, bir yandan gösteri ve yürüyüşleri ve de demokratik yollarla yapılan her türlü hak arayışını bastırarak ama aynı zamanda muhalefet üzerinde de terör estirerek, bir yandan kendi tabanındaki kaymaları önler, öte yandan da muhalefetin tabanını zayıflatır. Bunu ise sadece ve sadece toplumda şiddet araçlarını, muhalefete göre fazladan elde tutması sonucunda elde eder. Hatta bu durum yeni faşist rejimin kurumsallaşmasıyla öyle bir noktaya ulaşır ki, bir parti seçimleri kazansa dahi, etrafı faşist kurumlar ile kuşatılmış olduğu için hiçbir etkili politika uygulayamaz ve kısa bir süre sonra da kendisini kuşatmış olan devlet kurumlarının komploları sonucunda iktidarı kaybeder/kaybedecektir.

Faşist devlet terörünün temel nedeni, kendi ideolojisi ve değerler sisteminin geriliği ve demokratik yollarla bu gerici ideoloji ve değerler sistemini topluma yayamayacağını çok iyi bilmesidir. Demokratik bir düzende, bu ideoloji ve değerler sistemi toplumun geniş kesimleri tarafından asla kabul görmeyeceği için, devlet ulusun önemli bir bölümünü terörle  bastırarak, gerici ideoloji ve değerler sistemine zorla bir toplumsal alan açma arayışındadır. Toplumun bir bölümü şiddet yoluyla bastırılırken, ideolojik ve kültürel araçlar tekelini kullanarak da yeni kuşaklar “formatlanmak” istenmektedir. İdeolojik-kültürel araçlar ile şiddetin bu birbirlerini tamamlayan kullanılışı, yeni bir gerici toplumun doğuşuna ebelik etmektedir.

AKP rejimi sürekli olarak  muhalefete göre, “elinde bir şiddet fazlalığı” bulundurmaktadır ve bu “fazlalık” aracılığıyla seçimlerde “haksız bir kazanç” elde etmektedir. Üstelik bu haksız kazanç öyle bir-iki puan da değil, AKP rejimi yeni bir “ekonomi-politik” yaratarak , toplumsal serveti yeni bir dağılıma tabi tutarak, yaklaşık olarak yüzde onbeş ya da yirmi bir oy kitlesini sırf rejimin yapısından dolayı “cebe indirmekte”dir. AKP’nin seçimlerde normal tabanı yüzde onbeşi geçmez.

AKP ortaya çıkarmış olduğu rejim aracılığıyla kendi seçmen tabanını yüzde otuz-otuzbeş arasına, CHP’yi yüzde yirmi-yirmibeşe, HDP,  MHP ve İYİ Parti’yi de yüzde onlara çivilemiştir. Üstelik son Anayasa Mahkemesi örneğinde gördüğümüz gibi, bütün kurumları tamamen kendisine bağlama sürecini daha da derinleştirmiştir. Devlet kurumları tamamen AKP’nin eline geçerken, muhalefet AKP’nin bu kitle dinamiğini nasıl kıracaktır ve bunu kırmadan da nasıl başarı sağlayacaktır? Bu üzerinden atlanacak basit bir soru değildir ve şu anki politik sorunların odağındaki temel sorudur.

|
_ _