[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 38 (3) }
| Devrimci BültenENTERNASYONALÝZMÝN BAZI TEORÝK SORUNLARI ÜZERÝNE (I)
(KOMÜNÝST ENTERNASYONAL ÝÇÝN BÝR DÜNYA STRATEJÝSÝ)
(K. ERDEM)
“Önemli olan sayý deðil, gerçekten devrimci proletaryanýn siyaset ve fikirlerinin doðru dýþavurumudur. Asýl önemli olan enternasyonalizmi “ilan etmek” deðildir;asýl önemli olan , en güç zamanlarda, gerçek bir enternasyonalist olmasýný bilmektir. ” (LENÝN-Nisan Tezleri)

I-Giriþ

Enternasyonalizm sorunu bugün hiç olmadýðý kadar yakýcý bir sorun olarak dünya komünistlerinin önünde durmaktadýr. Özellikle sermayenin uluslararasýlaþmasýnýn aldýðý yeni tarihsel boyut çerçevesinde tekrar ele alýnmasý ve bazý temel özelliklerinin belirlenerek komünist hareketin temel eksenine yerleþtirilmesi zorunludur.

Komünist hareket kendisini sözde enternasyonalist ama pratikte ulusalcý ve sosyal-þoven eðilimlerden hem ideolojik hem politik-taktik hem de örgütsel olmak üzere bütün düzlemlerde koparmak ile yükümlüdür. Enternasyonalist Perspektifin dýþýndaki bütün perspektiflerin özünde burjuva olduðu ve kaçýnýlmaz bir þekilde, burjuva ideolojisi ve siyaseti ile uzlaþmaya götüreceði propagandasý, bilimsel komünizm tarafýndan ne kadar vurgulansa azdýr. Enternasyonalizmin dýþýnda hiçbir kurtuluþ yolunun proletarya açýsýndan mümkün olmadýðý her komünist ve sýnýf bilinçli iþçinin beynine adeta kazýnmalýdýr.

Bu makalenin temel amacý, mevcut tarihsel durumdan hareketle, dinamikliði içerisinde, dünya devriminin geliþiminin bazý teorik sorunlarýný inceleyerek bazý kýsa teorik sonuçlar çýkartmak ve bu temelde Komünist Enternasyonal (Komintern) için bir dünya stratejisi geliþtirmektir. Makale enternasyonalizm noktasýnda bütün sorunlarý ele alýp çözme iddiasýnda deðildir. Kaldý ki böyle bir durum bu makalenin sýnýrlarýný aþar. Bu makalenin asýl vurgusu, komünistlerin “ulusal stratejileri”nin nasýl “uluslararasý bir strateji” ile birleþmek zorunda olduðu üzerinedir. Yine makalenin bir baþka amacý da, uluslararasý devrimin “fay hatlarý”nýn belirlenerek, çeþitli ülkelerin sosyalist devrimlerinin tarihsel aðýrlýklarýnýn düzeyinin çýkartýlarak, emperyalizm karþýsýnda bir sosyalist devrimin ve devrimlerinin baðýmsýzlýðýný koruyabilmesi için asgari tarihsel düzey noktasýnýn genel hatlarýyla saptanmasýdýr. Bu son nokta belirlenmeksizin, dünya komünist hareketi için ortak bir ölçü bulunmayacaktýr. Bu da dünya genelinde bütün komünistlerin teori ve pratiklerinin ortak bir çatý altýnda toplanmasýný zorlaþtýracaktýr.

II-Sosyalist Devrimlerin Birbirine Baðlý Karakteri Neden Kaynaklanýr?

Ýþçi sýnýfýnýn uluslararasý birliðinin zorunluluðu bir niyet sorunu yani þu ya da bu kiþi, grup, örgüt ve partinin öznel eðilimlerine baðlý bir sorun deðildir, nesnel-tarihsel bir sorundur. Yani bizzat toplumun maddi geliþiminin bir sonucudur.

Uzun bir zamandan beri ama özellikle de emperyalizm ile birlikte kapitalist üretim iliþkileri uluslararasý bir karakter kazanmýþtýr. Bu temelde sermayenin (uluslararasý mali-sermaye biçiminde (1) ) hem geniþletilmiþ-ölçekte yeniden-üretimi hem de birikimi uluslararasý bir biçim almýþtýr. Tarihsel olarak bu düzeye çýkan bir sermaye asla geri dönemez ve kaçýnýlmaz olarak tarihsel sonuçlarýna doðru katý bir þekilde ilerlemek zorundadýr. Uluslararasý mali-sermaye biçiminde kapitalizmin bu uluslararasý derinliði (merkezileþmesi) ve geniþliði (yoðunlaþmasý), bütün dünya toplumlarýný kendi tarihsel yörüngesine ya da girdabýna almýþtýr.

Uluslararasý mali-sermayenin birikim süreçleri ve tarihsel düzeyi, uluslararasý ölçekte bütün toplumlarý etkileyerek onlar üzerinde çözücü bir etki yaratmaktadýr. Bu sermaye, kendisinden nitelik olarak daha düþük sermaye gruplarýný, ekonomik, politik, askeri, ideolojik ve kültürel olarak kendi uluslararasý oligarþik yapýsýna uymaya zorlamaktadýr.

Uluslararasý mali-sermayenin bu tarihsel düzeyi kaçýnýlmaz olarak, ona karþý olan savaþýmý uluslararasý bir karaktere büründürmektedir. Bu tür bir sermaye karþýsýnda ulusal sýnýrlarda kalan bir devrim mümkün deðildir. Daha doðrusu “ulusal” (biçimsel olarak, çünkü içerik olarak her ülkenin sosyalist devrimi uluslararasý bir karaktere sahip olup bu sonuncusunun bir parçasýdýr) bir biçimde patlak veren bir sosyalist devrim, ulusal sýnýrlarýna hapsolup kaldýðý sürece kesinlikle yenilecektir. Herhangi bir ülkedeki sosyalist devrim, uluslararasý alanda bir dizi ülkede ama özellikle de bir emperyalist ülke ya da blok içerisindeki bir sosyalist devrimler dizisiyle desteklenmeksizin yenilgiye mahkumdur. Çünkü aksi taktirde bu devrim, uluslararasý emperyalist mali-sermayenin birikim süreçlerine dayanamayarak onun tarafýndan çözülecek ve çökertilecektir. Onun için sosyalist devrimlerin birbirine baðlý karakteri, bizzat sermayenin örgütlenme biçimi tarafýndan tarihsel olarak dayatýlmaktadýr.

Uluslararasý komünist hareket açýsýndan bu nokta tarihsel bir öneme sahiptir. Çünkü III. Enternasyonal’in yenilgisinin , yozlaþmasýnýn ve oportünistleþmesinin altýnda tam da bu durum yatmaktadýr.

III. Enternasyonal’in ortaya çýktýðý (1919-1923) tarihsel dönemdeki olaylarýn yapýsý, yönü ve tarihsel sonuçlarý iyi incelendiði zaman, bu enternasyonalin yenilgisinin altýnda, proletarya açýsýndan enternasyonal gereklerin yeterince yerine getirilemediði görülecektir. Bu dönemde ortaya çýkan hata ve eksiklikler tarihsel nedenlerden kaynaklanmaktaydý ve bu dönemdeki önderlerin suçlanmasýyla iþler çözülemeyecek kadar karmaþýk ve derindir. Her þeyden önce yapýlan hatalarýn tarihsel nedenlerini araþtýrmak gerekir.

Tarihte ilk defa, III. Enternasyonal’in ilk dönemlerinde (1919-1923), uluslararasý burjuvazi ile uluslararasý proletarya arasýndaki iktidar mücadelesinin tarihsel düzeyi ve niteliði bu kadar yüksek bir düzeye ulaþmýþtýr. Ýlk defa her ülkenin sosyalist devrimi, uluslararasý bir komünist örgüt aracýlýðý ile diðer ülkelerin devrimlerine baðlanmaya çalýþýlmýþ ve ilk defa uluslararasý devrim tek bir savaþým gibi iç içe geçerek bir bütünlük oluþturmuþtur. Ama hiç tartýþmasýz bu bütünlük içerisinde parçalarýn daðýlýmýnda eþitsizlik söz konusuydu. Yani her ülkenin sosyalist devrimi ayný tarihsel aðýrlýkta deðildi. Böylece uluslararasý savaþýmda yeni sorunlar belirdi. Bu sorunlardan ilki ve baþlýcasý þuydu: Emperyalist zincir en zayýfa halkasýndan koptuðu andan itibaren, ortaya çýkan sosyalist iktidar ya da iktidarlarýn, emperyalizm karþýsýnda ekonomik, politik, ideolojik ve kültürel olarak baðýmsýzlýklarýný belirli bir dönem için saðlayabilmeleri için, gerekli olan asgari tarihsel düzey ya da birleþik yapýlarý (derinlik ve geniþlik olarak) ne olmalýdýr?

Uluslararasý emperyalizm ekonomik, politik ve askeri olarak dünya çapýnda örgütlenmektedir. Onun baðrýnda ortaya çýkacak olan bir sosyalist iktidar ya da iktidarlar belirli bir nitelik düzeyini yakalamak zorundadýrlar. Kapitalizmin tarihsel derinliði ve geniþliði geliþtikçe, gerekli olan bu asgari tarihsel düzey de geliþmektedir. Bu durum tarihsel olarak sermayenin uluslararasý ölçekte yoðunlaþmasý ve merkezileþmesinin sonucunda ortaya çýkmaktadýr.

III. Enternasyonal’in emperyalizm karþýsýnda ideolojik, politik ve örgütsel baðýmsýzlýðýný koruyabilmesi, iþte bu “asgari tarihsel tutunma düzeyin”ne ulaþmasý ile ancak saðlanabilirdi. Bu asgari düzey ise Bolþevik önderler tarafýndan biliniyordu: Rus devriminin Alman devrimi ile birleþmesi ve böylece Batý Avrupa’nýn Uluslararasý Sovyetler Cumhuriyeti’nin bir parçasý haline gelmesi. O zamanlar Almanya, uluslararasý burjuvazi ile uluslararasý proletarya arasýndaki savaþýmýn temel çarpýþma (Bataille Principale) ya da temel muharebe alanlarýndan birisini teþkil etmekteydi. Uluslararasý proletarya, o zamana kadar ki kazanýmlarýný tarihin saðlam bir kazýðýna ancak bir emperyalist ülkedeki devrim sayesinde baðlayabilirdi. Burada politik ve askeri savaþýmýn önemli bir ilkesi ile karþý karþýyayýz: Belirli bir dönem için cereyen eden bir politik ve askeri savaþýmda, kýsmi (özel) muharebeler (emperyalist ülkelerin dýþýnda cereyen eden devrimler) ancak temel muharebenin (emperyalist bir ülkedeki devrim) kazanýlmasýna baðlanabildikleri sürece, kazanýmlarýný elde tutabilirler. Temel muharebeyi kazanamayan ordu, özel muharebelerin olumlu sonuçlarýný da kaybeder. Bu politik ve askeri savaþýmýn mutlak bir yasasýdýr.

Komintern’in çok önemli cephelerindeki (Almanya, Ýtalya, Avusturya, Macaristan, Polonya) sosyalist devrimlerin gerçekleþtirilememesi (ama özellikle de Almanya’da) emperyalist sistem içerisinde önemli ekonomik ve politik aðýrlýk merkezlerinin (özellikle Ýngiltere, Fransa, ABD ve Japonya’nýn) istikrarlarýný korumada ve saðlamlaþtýrmada önemli bir yere sahip olmuþtur. Komünist hareketin kaybettiði bu toplumlar, emperyalist sistemin parçasý kalarak, emperyalizmin birikim süreçlerine devasa boyutlarda katký yaparak, geri Sovyet Rusya ile ileri emperyalist ülkeler arasýndaki emek üretkenliði arasýndaki farkýn korunmasýna neden olmuþlardýr. Bu durum Sovyetler Birliði (SB) üzerinde bir ekonomik ve politik baskýnýn kurulmasýna neden olmuþtur. Sovyetler Birliði örneðinde sorun þuydu: SB, emperyalist ülkelerden geri bir toplumsal ekonomik temele sahip olduðu için , komünizm ideolojik, politik ve örgütsel baðýmsýzlýðýný ancak ve ancak bir emperyalist ülkedeki sosyalist devrim ile birleþerek ve böylece emperyalist toplumlarýn nitelik düzeyini yakalayarak koruyabilirdi. Bunun dýþýnda bütün yollar komünist hareketin stratejik yenilgisi ile sonuçlanacaktý. SB tarihsel yeri itibariyle yani tarihin merdivenlerinde emperyalist toplumlardan geri olmasý nedeniyle, bu toplumda komünist hareket, ekonominin yeniden kuruluþunu, baðýmsýzlýðýný koruyarak tek baþýna gerçekleþtiremezdi. Bu emperyalist dünya ekonomisinin örgütlenmesinin kaçýnýlmaz bir sonucudur, ki bu da mutlak bir yasadýr.

Komintern’in emperyalizm karþýsýnda, temel muharebe alanlarýný oluþturan ülkelerdeki sosyalist devrimlerin yenilmesiyle, stratejik bir yenilgi almasý sonucunda, Sovyet Rusya kendisinden ekonomik olarak daha geliþmiþ olan emperyalist ülkelerin tecridi ve ablukasý ile karþýlaþtý. SB’nin ekonomik ve politik tecridi ve bundan kaynaklanan sermaye sýkýntýsý, SB’de komünist politikanýn temelini giderek yok etmiþtir. Þöyle bir çeliþki oluþmuþtu: SB için gerekli olan sermaye, emperyalist merkezlerde (Ýngiltere, ABD, Fransa, Almanya, Japonya, Ýtalya, Avusturya) bulunurken, Sovyet Rusya buralarda sosyalist devrimler olmadan, bu sermayeleri nasýl baðýmsýzlýðýndan ödün vermeden (elbette burada söz konusu olan iktidarda olan komünist hareketin ideolojik-politik baðýmsýzlýðýdýr) kendi tarihsel çýkarlarý doðrultusunda kullanacaktýr? Zaten tarih baþka bir yol býrakmamýþtýr. Emperyalist ülkelerdeki devrimler gelmeyince (komünistlerin bir dizi hata ve eksikliklerin sonucunda elbette) ve geri ülkelerdeki devrim ile arasýndaki zaman dilimi uzadýkça, geri ülkelerdeki devrim, kendi içerisinde bir gerilim ortamýna sürüklenerek, iç yapýsýnda büyük tahribatlara uðramaktadýr. Bu durumda istediði biçimde, oranda ve araçlarla geliþmesini saðlayamayan komünist hareket, kendi tarihsel doðasýna aykýrý olan araçlarý ve yöntemleri (örneðin kitlelerin devrimci gücü ve enerjisinin yerini, bürokrasinin gücü ve araçlarý almaktadýr) benimsemeye zorlanmaktadýr, ki toplumun maddi ihtiyaçlarýnýn acil karþýlanmasý zorunluluðu buna neden olmaktadýr. Böylece komünist hareketin etkin olduðu bütün alanlar, kerte kerte bürokrasiye dayanan oportünizm tarafýndan doldurulur. Elbette ki oportünizm açýsýndan bunun “her zaman haklý gerekçeleri” vardýr.

Ýþte SB’de Enternasyonal’in içindeki önemli merkezlerin yenilmesine paralel olarak, parti ve devlet aygýtýnýn ayrýcalýklý bürokrat kesimi, giderek Stalin’in ve onun temsil etmiþ olduðu ideolojik ve politik çizginin etrafýnda toplanmaya baþladýlar. Bu durum ayný zamanda Bolþevik Parti’de, II. Enternasyonal kalýntýlarýnýn ve etkilerinin tekrar canlanmasýnýn ve uluslararasý (Alman devriminin yenilmesi) ve ulusal (iç savaþýn yýkýcý sonuçlarý) koþullarýn birbirini tamamlamasý sonucunda yani genel uygun koþullarýn yaratýlmasý sonucunda, III. Enternasyonal’in iktidarýnýn giderek II. Enternasyonal’in iktidarýna dönüþmesi anlamýna geliyordu. Ama bu durum da uluslararasý devrimin yenilgisinin nedeni deðil sonucudur.

III-Çeþitli Ülkelerin Sosyalist Devrimlerinin Tarihsel Aðýrlýklarýný Belirleyen Koþullar Nelerdir?

Uluslararasý emperyalist sistem içerisinde yer alan toplumlar, bu sistemin tarihsel geliþimi içerisinde çeþitli biçimlerde oluþmuþlardýr ve genel sisteme de bu biçimler aracýlýðý ile baðlanmýþlardýr. Yani, uluslararasý emperyalist sistem içerisinde yer alan toplumlar arasýnda bir eþitsizlik söz konusudur. Bu eþitsizlik en basit biçimde, bu toplumlarýn biçimlerindeki farklýlýklardan da görünmektedir. Örneðin, uluslararasý emperyalist, modern sömürge, yarý-sömürge, klasik sömürge vs. Ama biçimlerin kendi içerisinde de deðiþik oranlar mevcuttur. Örneðin, bir ABD ile Fransa, Almanya, Japonya, Rusya vs. ayný deðildirler. Bir Türkiye ile Arjantin, Brezilya, Ýran vs. ayný deðildirler. Bir Kürdistan ile Filistin ayný düzeyde deðildirler.

Çeþitli ülkelerin sosyalist devrimlerinin belirli tarihsel aðýrlýklarý ya da oranlarý (nicelikleri) vardýr. Bu durum, bu toplumlarýn uluslararasý emperyalist sistem içerisindeki ekonomik, politik, askeri ve jeostratejik yerlerinden kaynaklanýr.

Uluslararasý emperyalizm, toplumsal ekonomik geliþimine uygun olarak, uluslararasý politik ve askeri anlaþmalar aracýlýðý ile bir dünya sistemi olarak örgütlenmiþtir. Bu sistemin baðrýnda geliþecek olan sosyalist devrimler simetri prensibine uygun olarak örgütlenmek zorundadýrlar. Yani kendilerini emperyalist sistemin düzeyine göre (ekonomik, politik ve askeri olarak) geliþtirmek ve örgütlemek zorundadýrlar. Burada temel sorun az yukarýda da belirttiðimiz gibi, UKH’in baðýmsýzlýðýný koruyabilmesi için dünya çapýnda “gerekli olan asgari düzey” sorunudur. Bu “asgari düzey” hiç kuþkusuz “çeþitli” ülkelerin sosyalist devrimlerinin birleþiminden oluþacaktýr. Ama bu birleþim içerisinde parçalar, tarihsel farklýlýklarýndan dolayý eþitsiz bir þekilde bir araya gelmektedirler. Ýkincil önemdeki parçalar (geçmiþte Rusya ve benzerleri), birincil düzeydeki parçalara (geçmiþte Almanya gibi) baðýmlý bir þekilde bulunmaktadýrlar. Yani sosyalist devrimlerin birbirlerine eþitsiz bir þekilde eklemlenmeleri söz konusudur. Bu noktada, uluslararasý emperyalist sistemi az çok dengelemek ve onun dinamik ve aktif yapýsýný az çok kýrmak açýsýndan, gerekli olan tarihsel düzeyin, hangi biçimdeki toplumlarýn toplamýndan oluþacaðý, UKH açýsýndan hayati bir öneme sahiptir.

Uluslararasý kapitalizmin tarihsel derinliði ve geniþliðine uygun olarak, UKH için gerekli olan tarihsel düzey, hiç kuþkusuz bir dizi yarý-sömürge, modern sömürge ve en azýndan bir emperyalist ülkedeki devrimin birleþiminden oluþmalýdýr. III. Enternasyonal döneminde (1919-1923), bir emperyalist ülkedeki devrimin gerçekleþmemesi, emperyalizmin ekonomik, politik ve askeri dengelemesini ve onun çözülüþü yönünde önemli bir tarihsel kaldýracý yok etmiþtir. Bu koþula baðlý olarak da bir dizi öznel ve nesnel etkenlerin birbirlerini tamamlamasý gerekmektedir. Ya da öncü (UKH) kendi öznel yapýsýný daha etkin olarak kullanarak, nesnel geliþimin eðilimini daha uygun bir konuma getirmelidir.

Þimdi teori açýsýndan en önemli sorun, bu soyut ilkelerin uluslararasý emperyalist sistemin geliþim düzeyine ve biçimine uygun olarak somut bir þekilde uygulanmasý sorununu çözmektir.

IV-Uluslararasý Emperyalist Sistemin Hiyerarþik Yapýsý ve Bu Yapýnýn Çözülmesinin, Daðýlmasýnýn Dinamikleri ve Tarihsel Yönü

Uluslararasý emperyalizm bir hiyerarþik yapýya sahiptir. Hiyerarþi bir eþitsizliðin göstergesidir ve zaten bundan kaynaklanýr. Toplumlarýn hiyerarþi içerisindeki konumlarý, uluslararasý ekonomi, politik ve askeri iliþkilerdeki yerlerine göre bir anlam kazanýr. Hiyerarþi içerisindeki konum tek ekonomik düzeye baðlý deðildir. Bir ülke ekonomik olarak güçlü olmasýna karþýn, politik ve askeri olarak eli kolu baðlý durumda olabilir. Örneðin, mevcut uluslararasý sistemde Japonya ve Almanya’nýn durumu böyledir. Yine bunun tersi de geçerlidir. Bir ülke ekonomik olarak daha zayýf bir konumda olabilir ama politik manevra kapasitesi ve askeri potansiyelinden ve de jeo-stratejik konumundan dolayý daha etkin olabilir. Bu duruma da Rusya örnek gösterilebilir.

Kapitalizm anarþik bir üretim yapýsýna yani birbirlerinden baðýmsýz kapitalist üreticilerden oluþan bir yapýya sahip olduðu için, rekabet bu sistemin her biçiminde de temel bir yere sahiptir. Anarþik üretim ve rekabet bu sistemin mutlak yasalarýdýr ve tarihsel olarak bu sistem varoldukça ortadan kaldýrýlamazlar. Bu yasalarýn iþleyiþi ve tarihsel sonuçlarý kaçýnýlmazdýr. Bu noktada en önemli sorun, uluslararasý emperyalist sistem içerisinde rakip emperyalist kamplarýn nasýl oluþmakta olduðu ve bu kamplarda hangi emperyalistlerin olduðudur. Bu durumu tam olarak bilince çýkarabilmek için, Ýkinci Dünya Savaþý sonrasýnda ortaya çýkan uluslararasý durumdan hareketle, Sovyetler Birliði ve Çin’i doðru tarihsel yerlerine yerleþtirmek gerekir.

III. Enternasyonal’in stratejik yenilgisinden sonra (özellikle 1923’te Alman devriminin yenilgisi sonucunda), Stalin kliði aracýlýðý ile SB’de bürokratik yozlaþmanýn geliþmesi, yerleþmesi ve sonrasýnda yaþanan geliþmeler, SB’de kýsa bir dönem (1918-1923) proletaryanýn yönettiði devlet kapitalizmini, küçük-burjuvazinin (2) yönetmeye baþladýðý bir devlet kapitalizmine dönüþtürdü. Savaþtan sonra Sovyet blokuna Doðu ve Orta Avrupa ve Çin devrimleri eklendiler. Bu devrimler demokratik devrim çerçevesini aþmayan ve bu aþamada kalan, küçük-burjuvazinin önderlik etmiþ olduðu devrimlerdi. Buralarda da küçük-burjuvazi devlet kapitalizminin iplerini ellerine alarak, “sosyalist” söyleme dayanan bir devlet kapitalizmi uyguluyordu. Onlara göre sosyalist mülkiyet devlet mülkiyetidir. Kamulaþtýrma özel mülkiyetten sosyalist mülkiyete geçme anlamýna geliyordu. Aslýnda bu fikir sosyal demokrasinin (II. Enternasyonal) ideolojik kalýntýlarýndan baþka bir þey deðildi. (3)

Demokratik devrimler aracýlýðý ile emperyalist-kapitalist kamptan kopma, burjuva tarihsel çerçevenin dýþýna düþme anlamýnda yorumlanýyordu. Sosyalizmin devlet mülkiyeti ile de eþitlenmesi bu revizyonist anlayýþý tamamlýyordu. Bu düpedüz II. Enternasyonalci bir anlayýþtý. Ancak tarihin merdivenlerinin baþka basamaklarýnda ve baþka biçimlerde. Aslýnda pratikte, küçük-burjuvazinin daha sonralarý da liberal burjuvazinin yönettiði devlet kapitalizmi, dünya kapitalizminin derinleme geliþmesine katký yapmaktan baþka bir þey yapmamýþtý.

Böylece bir çok ülkede deðiþik zaman dilimlerinde ve deðiþik sanayileþme düzeyine baðlý olarak, küçük-burjuvalarýn önderlik ettiði devlet kapitalizmi ortaya çýktý. Bunlar SB, Orta ve Doðu Avrupa ülkeleri, Çin, Vietnam, K. Kore, Küba vs. gibi ülkelerdi. Bunlara ek olarak bir de Türkiye gibi ulusal burjuva devriminden sonra, ulusal burjuvazinin önderliðinde belirli bir süre geliþen bir devlet kapitalizmi (1930-1945) söz konusudur. Biçimlerdeki farklýlýk burjuvazinin demokrasilerinin farklýlýðýndan kaynaklanmaktadýr. Ancak dünya kapitalizmi içerisinde genel bir eðilim de söz konusudur: Uluslararasý kapitalizm geliþtikçe, devlet kapitalizmi çeþitli ara biçimlerden geçerek özel kapitalizme doðru evrilmektedir. Bu kapitalizmin tarihsel doðasýnda olan bir durumdur.

Bir çok ülkede küçük-burjuvazinin, ulusal burjuvazinin ve liberal burjuvazinin önderliðinde ortaya çýkan devlet kapitalizmi belirli bir tarihsel eðilim üzerinde bulunmaktadýr. Bu toplumlar bürokrasi önderliðindeki devlet kapitalizmi aracýlýðý ile tarýmsal üretimin aðýr bastýðý bir toplumdan sanayi üretiminin aðýr bastýðý bir topluma evrilmiþlerdir. Bu toplumlarýn sanayileþme sürecinde bürokrasinin tarihsel olarak devreye giriþi, tarihte özel bir durumun sonucudur. Bu tür toplumlarda ortaya çýkan devlet kapitalizmi bir geçiþ döneminin ürünüdürler. Bu geçiþ dönemi klasik emperyalizmden uluslararasý emperyalizme geçiþ dönemidir. Emperyalizmin iki biçimi, dünya kapitalizminin üretici güçlerinin iki deðiþik düzeyini yansýtýr. Son biçim (uluslararasý emperyalizm) ilk biçim (klasik emperyalizm) içerisinden çýkarken, bunu hemen yapmaz, belirli bir tarihsel döneme yayýlarak yapar.

Uluslararasý emperyalizmin ekonomik özü uluslararasý tekeldir ve bu sonuncusu da kerte kerte belirli bir evrim içerisinde geliþir. Ýþte, uluslararasý tekelin yeni yeni ortaya çýktýðý ama daha bütün dünyaya tam yayýlmadýðý dönemde ve tarýmsal üretime dayalý toplumlarýn da sanayileþme eþiðine henüz yeni geldiði bir dönemde, politik devrimler (sosyalist, demokratik, ulusal) kapitalizmin devlet eliyle geliþtirilmesine ya da varolanýn geliþtirilmesine neden olmuþlardýr. Ama uluslararasý tekel geliþtikçe, uluslararasý mali-sermayenin sermaye birikimi arttýkça, yani uluslararasý emperyalizm dünya çapýnda derinlik kazandýkça, devlet kapitalizmine dayanan toplumlarý giderek dýþarýdan daha fazla sýkýþtýrmaya ve sonunda da çözmeye baþlamýþtýr. Bürokratik devlet kapitalizmine dayanan toplumlar, belli bir tarihsel andan itibaren, emperyalizmin sermaye birikiminin aðýrlýðýna artýk dayanamamýþlardýr. Çünkü, bu toplumlar kendi içlerinde bir ikilem yaþýyorlardý. Bir yandan dünya pazarý aracýlýðý ile uluslararasý kapitalizme baðlýydýlar ve bu temelde ekonomik iliþkileri geliþtiriyorlardý. Diðer yandan da “sosyalist”, ”komünist” söylemlerde bulunuyorlardý. Devlet kapitalizmi temelinde dünya kapitalizmine daha fazla baðlandýkça, ekonomik temel ile bürokratik politik biçimler arasýndaki açý da her seferinde biraz daha fazla açýlýyordu. Bu ülkelerde iktidarý elinde bulunduran küçük-burjuvazi, devlet kapitalizmi geliþtikçe, iktidarý önce liberal burjuvazi lehine, daha sonra da iþbirlikçi tekelci ve tekelci burjuvazi lehine býrakmaya baþladý. Çünkü, küçük-burjuvazi ara bir sýnýftýr ve politik iktidarý elinde uzun süre tutma yeteneði gösteremez. Uluslararasý emperyalizmin merkeziyetçi yapýsýnýn daha henüz oturmadýðý ya da görece zayýf olduðu bir dönemde bu sýnýf, iktidarýný az çok belirli bir dönem elinde tutmayý baþarmýþtýr. Küçük-burjuvazi merkeziyetçiliðe karþýdýr. Emperyalist sistem içerisinde de uluslararasý tekelin geliþmesine karþýdýr (ama kaldýrýlmasýna deðil) ve ona ayak baðýdýr. Merkeziyetçi iliþkilerin geliþtiði yerde ise baðýmsýzlýðýný tamamen yitirir.

Ýþte, uluslararasý emperyalizm geliþtikçe, Rusya’da politik iktidar, küçük-burjuva sýnýflardan liberal ve daha sonra tekelci sýnýflara doðru kaydý. Toplumsal geliþim düzeyi bir emperyalist olma durumunu vermeyecek olan Doðu ve Orta Avrupa’da ve diðer eski SB cumhuriyetlerinde ise politik iktidar, küçük-burjuva sýnýflardan, liberal burjuvaziye daha sonra da iþbirlikçi tekelci burjuvaziye doðru bir kayma gösterdi. Bununla birlikte de tekrar bir emperyalist paylaþýmýn nesneleri durumuna geldiler. Çin de ayný tarihsel evrim üzerindedir. Bu duruma tekabül olarak da devlet kapitalizmi giderek özel kapitalizme evrilmeye baþladý.

SB’de devlet kapitalizminin baðrýnda giderek özel kapitalist unsurlarýn baþ göstermesi, ona uygun politik eðilimleri de zorunlu kýlýyordu. SB’deki politik biçim, özel kapitalist birikimin önündeki en büyük ayak baðýný oluþturuyordu. Çünkü politik yapý, bürokrasinin yönetimindeki bir devlet kapitalizmine ve birikim süreçlerine hizmet ediyordu. Özel kapitalist unsurlarýn geliþmesini önlüyordu. Ama Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroika’sý bu duruma son verdi. Bu liberal politika sonucunda özel kapitalist unsurlar giderek geliþmeye ve hatta tekelleþmeye baþladýlar. Bunun sonucunda Boris Yeltsin bu tekelci Rus kapitalistlerinin politik sözcüsü olarak 1991 yýlýnda Batý emperyalistlerinin desteðiyle SB’ye son verdi.

Rusya’da devlet kapitalizminin yerini özel kapitalizme dayanan bir biçimin almasý, dünya emperyalist siyasetinde önemli deðiþikliklere neden oldu. Rus sosyal-emperyalizmi, emperyalist-kapitalist bir devlete dönüþtü; ama bununla birlikte de transatlantik emperyalist sisteminin de dengesini bozdu. Rusya’nýn emperyalist-kapitalist bir biçime bürünmeye baþlamasý, kýsa dönemli deðil ama uzun dönemli olarak hem Rusya’nýn hem de bazý Avrupa’lý emperyalist devletlerin (Fransa ve Almanya gibi) ayný zamanda da Çin ve Hindistan’ýn manevra alanýnýn geniþlemesine yaradý. Kýsa ve orta dönemde de ABD ve müttefiklerinin (Ýngiltere, Japonya gibi) iþine yaradý.

Rusya emperyalist-kapitalist bir biçime bürünürken ve böylece Transatlantik emperyalist sistemine “entegre” olurken, paylaþým mücadelesinde oyunu, bu sonuncularýn kurallarýna göre oynamaya da baþlamýþtýr. Rusya emperyalist-kapitalist sistem ile “entegre” olurken aslýnda emperyalist sistem içerisine Soðuk Savaþ döneminden daha sert ve keskin bir bölünmeyi taþýmýþtýr. Uluslararasý emperyalist sistem, bugün aslýnda, eskisinden daha keskin bir bölünme süreci içerisine girmiþtir.

Bugün uluslararasý emperyalist sistemin hiyerarþik yapýsýný ve kendi içerisinde giderek oluþmaya baþlayan iki rakip kampý ve bunlarýn aðýrlýk merkezlerini ve de bununla birlikte de müttefiklerin durumunu iyi anlamak ve bu nesnel tarihsel temelde geliþimin genel eðilimini tahmin ederek, çeþitli olasýlýklarý da göz önüne alarak, uluslararasý komünist (komintern) hareket için bir uluslararasý strateji ve bunun gerçekleþmesine götürecek çeþitli küçük strateji ve taktik açýlýmlar üzerine çalýþmak gerekir.

Uluslararasý kapitalizmin hiyerarþik yapýsýnýn belirlenmesi ayný zamanda, uluslararasý kapitalizmin giderek derinleþecek krizinin yönünü ve jeopolitik daðýlýmýný öngörebilmek açýsýndan da önemlidir. Bu nokta üzerinde biraz daha fazla durmakta ve bazý açýklamalar ve belirlenimler yapmakta fayda vardýr.

Emperyalizmin hiyerarþik yapýsýný ve rakip emperyalist kamplarýn oluþumunu somut bir þekilde belirtmeden önce, emperyalist hiyerarþiyi girdabýna çekecek olan genel krizin nasýl bir yön izleyeceði üzerinde durmak gerekir. Burada ekonomi politiðin çok önemli bazý ilkelerinden ve geçmiþte bu ilkelerin gerçekleþmesinin somut biçimlerinden de yararlanacaðýz.

Emperyalist sistem bir dünya ekonomisi biçiminde örgütlenmektedir. Bu dünya ekonomisi, dünyanýn bütün ülkelerinin ekonomilerini bir tek zincirin birbiri içerisine geçen halkalarý gibi iç içe geçirerek giderek tek bir ekonomik eðilimin oluþmasýna neden olmaktadýr. Bütün ülkelerin ekonomilerinin giderek birleþmesi, pazarlarýn da giderek birleþerek dünya pazarýný oluþturmasýna neden olmaktadýr. Ancak dünya pazarý kendi küresel geniþliðine ve derinliðine uygun ekonomik örgütleri de yaratýr. Dünya pazarý koþullarýnda en iyi örgütlenen ekonomik örgüt uluslararasý tekeldir.

Dünya pazarýnýn geliþmesine paralel olarak bu uluslararasý tekel de çeþitli biçimlerden geçerek geliþiminin daha alt-biçimlerinden daha üst-biçimlerine doðru geliþir. Ancak, dünya pazarý, tek uluslararasý tekelin çeþitli ölçeklerinin (küçük-orta-büyük) (4) ekonomik faaliyeti ile karakterize deðildir. Uluslararasý tekelden daha düþük bir sermaye birikimine ve ekonomik ölçeðe sahip olan Ýþbirlikçi Tekelci Sermaye (ÝTS) ve bu sermayenin çeþitli biçimleri ve bir de ÝTS’den daha küçük olan Küçük ve Ortaboy Ýþletmeler (KOBÝ)’in faaliyeti de dünya pazarýnda (birinciler kadar olmasa ve daha çok bölgesel pazarlar bazýnda da olsa) söz konusudur. Böylece dünya ekonomisi, dünya pazarý aracýlýðý ile çeþitli ölçekte ekonomilerin bir hiyerarþisi olarak örgütlenmektedir. Ancak bu örgütlenme statik bir yapýya sahip deðil, dinamik bir yapýya sahiptir. Yani deðer yasasýnýn hareketi sonucunda, rekabet, bir metaýn üretimi için gerekli olan toplumsal olarak gerekli emek-zamanýný kýsaltarak gerekli olan sermaye miktarýný da arttýrýr. Dünya pazarýndaki aþýrý-üretim ile birlikte, kriz, en küçük ekonomik ölçeði vurarak en büyüðüne doðru yani KOBÝ’den uluslararasý tekele doðru, bir seyir izlemektedir. Bu krizin genel eðrisidir.

Kapitalizmin genel tarihsel hareketi incelendiði ve çeþitli biçimlerin kendi içerisindeki yükseliþ ve alçalýþ dönemleri belirlendiði zaman, her biçimin kendi içerisinde önce dinamik bir yükseliþ dönemine daha sonra da giderek alçalan bir eðriye sahip olduðunu görüyoruz. Her biçimin bir sonraki biçime dönüþmeye baþladýðý ya da ikisinin tarihsel olarak kesiþtiði dönemler ayný zamanda büyük tarihsel alt-üst oluþ dönemleridir.

Kapitalizmin bir biçimi içerisinde geliþen ekonomik kriz, uzun bir tarihsel döneme yayýlarak, daha yüzeysel biçimlerden yani daha düþük sermaye bileþenli ekonomik birimlerden, daha derin yani daha yüksek sermaye bileþenli ekonomik birimlere doðru ilerler. Böylece dünya ekonomik krizleri, sermayenin merkezileþmesini geliþtirirken yine ayný þekilde sermayenin yoðunlaþmasýný da geliþtirirken, ekonominin alt-biçimlerinden üst-biçimlerine doðru ilerler. Yýkýma sürüklenen ekonomik ölçeðin biçimi, bize, gelecek ekonomik krizin vuracaðý sermayenin niteliðini de verir. Bu temelde dünya politikasýndaki kesin dönüm noktalarýný ve önemli alt-üst oluþlarýn genel eðilimini (zamanýný deðil) öngörmek olasýdýr. (5)
Dünya ekonomisinin hiyerarþik yapýsý genel hatlarýyla þöyledir:

I
1. Uluslararasý Tekel (Büyük Katman)
2. “ “ (Orta Katman)
3. “ “ (Küçük katman)

II
4. Ýþbirlikçi Tekel (Büyük Katman)
5. “ “ (Orta Katman)
6. “ “ (Küçük Katman)

III
7. Ulusal (Ortaboy) Ýþletme (Büyük Katman)
8. “ “ “ (Orta Katman)
9. “ “ “ (Küçük katman)

I. kategoride yer alan Uluslararasý tekelin faaliyet alaný dünya pazarý ve bununla birlikte bölgesel pazarlar ve içpazardýr.

II. kategoride yer alan Ýþbirlikçi tekelin faaliyet alaný bölgesel pazarlardýr. Ama bu bölgesel pazarlar daha çok sözkonusu ülkelerin hemen etrafýnda bulunan bölgesel pazarlardýr. Yine ayný þekilde iç pazardýr.

III. kategoride yer alan Ortaboy iþletmenin faaliyet alaný daha çok iç pazardýr ama bununla birlikte zayýf da olsa bölgesel pazarlara da ihraç yapmaktadýr.

Ancak ekonomik hiyerarþi ile politik hiyerarþi birebir örtüþmez. Böyle olsaydý herþey çok basit olurdu. Ekonomik bir temelden politik bir temele geçilirken, politik iliþkiler kendine özgü bir iliþkiler sistemine ve bundan kaynaklanan özel süreçlere bürünürler.

Giderek uluslararasý emperyalizm kendi içerisinde iki rakip emperyalist kampa bölünmektedir. (6) Bu kamplardan birisinin baþýný ABD emperyalizmi ve onunla ittifak halinde olan emperyalistler ve bunlara baðlý olan bölgesel güçler oluþturmaktadýr. Diðer kampý ise baþýný Rus emperyalizmi ve onunla ittifak halinde hareket etmek isteyen ve bununla birlikte de bu kamptaki emperyalistlere þu ya da bu þekilde baðlý olan bölgesel güçler oluþturmaktadýr. Bir de bunlar arasýnda kararsýz olan, çeþitli nedenlerden dolayý, her iki kamp arasýnda seçim yapmakta zorlanan çeþitli emperyalistler ve baðýmlý devletler vardýr. I. Dünya Savaþý’nda böyle bir durumu Ýtalya yaþamýþtý. Bir kamptan diðer kampa geçmiþti. Bugün de Ýtalya’nýn geçmiþteki durumuna benzer devletler vardýr. Ancak kamplar arasýnda gerilim arttýkça ve aðýrlýk merkezlerini oluþturan emperyalist devletlerin müttefikleri üzerinde nüfuzu arttýkça kararsýzlar da bir seçim ile karþý karþýya kalacaklardýr.

Tam bir þekillenmekten biraz uzak olan ama emperyalist politikanýn genel eðilimi sonucunda oluþacak olan olasý kamplaþma þöyle somutlanabilir:
  • ABD, Almanya, Japonya, Ýngiltere, Ýtalya, Türkiye, Ýsrail, G. Kore vs.
  • Rusya Federasyonu, Fransa, Çin, Ýran, K. Kore vs.
Hindistan Uzakdoðu Asya’da önemli bir potansiyel olarak belirli bir süre tarafsýz kalabilir.

Bu kamplaþmalardan da görülebileceði gibi, Avrupalý emperyalistler ilk defa bir paylaþým savaþýmýnýn aðýrlýk merkezlerinden birisini oluþturmamaktadýrlar. Bu durum Avrupa Birliði’nin politik iflasýnýn geliþmesinde önemli etkenlerden birisini teþkil etmektedir.

Þimdi de uluslararasý emperyalizmi ekonomik, politik ve askeri bütünlüðü içerisinde, bütün unsurlarý ile (emperyalist olan ve olmayan) ele alarak bir hiyerarþi oluþturalým. Bu temelde:
I-ABD
II-Japonya, Ýngiltere, Almanya
III-Ýtalya, Hollanda, Belçika, Avusturya
IV-Fransa
V-Rusya
VI-Hindistan
VII-Çin
VIII-Ýspanya, Portekiz, Türkiye, Ýran, Ýsrail, Brezilya, G. Kore, Arjantin, Þili, Pakistan, Endenozya, Filipin, Polonya, Ukrayna vs.
IX-Suriye, Irak, Libya, Cezayir, Fas, K. Kore, Ermenistan, Azarbeycan, Kazakistan, Türkmenistan vs.
X-Filistin, Kürdistan vs.

Nasýl sermayenin merkezileþmesi küçük kapitalist gruplarýn büyük kapitalist gruplar tarafýndan yutulmalarýna ve çeþitli derecelerde baðlanmalarýna neden olursa, emperyalist politikanýn en yoðunlaþmýþ durumunda (ki bu savaþtýr) da, zayýf devletler emperyalist devletlere giderek daha çok baðýmlý duruma gelirler.

Yukarýda belirtmiþ olduðumuz emperyalizmin hiyerarþik yapýsý, bize genel bir eðilim sunmaktadýr. Bu tabloda devletler yalnýzca ekonomik yapýlarýyla deðil; ama, ayný zamanda, politik ve askeri potansiyelleri ile de göz önünde bulundurulmuþlardýr. Özellikle çeþitli devletlerin politik amaçlarý ve bunlarý gerçekleþtirebilecek politik ve askeri araçlarýn ve müttefiklerin durumu da göz önüne alýnmýþtýr. Ekonomik olarak diðerlerinden zayýf olan bir devlet, politik manevra kapasitesinin çeþitliliði, askeri kapasitesinin üstünlüðünden ve jeostratejik öneminden dolayý, emperyalist hiyerarþide daha önemli bir yerde bulunabilir. Yine, politik ve askeri olarak zayýf bir devlet, güçlü bir emperyalist kamp içerisinde ve onun olanaklarý ile hiyerarþide daha olumlu bir yer iþgal edebilir.

Ama yukarýdaki tabloda ülkeler, ayný zamanda içerisinde yer aldýklarý emperyalist kampýn gelecekteki paylaþým mücadelesindeki durumuna göre de göz önünde bulundurulmuþlardýr. Yani, bir kampýn diðerinden zayýf ya da güçlü olmasýna göre, o kamp içerisinde yer alan ülkelerin konumu da göreceli olarak deðiþebilmektedir. (7)

Emperyalist ekonomide ve politikada yoðunlaþma ilerledikçe, hiyerarþinin alt basamaðýndan üst basamaklarýna doðru bir ekonomik ve politik kriz derece derece geliþmeye baþlar. Ama bu genel eðilim, sistemin kendi içerisinde çeþitli dönemler geçici istikrarýný ortadan kaldýrmaz. Çünkü üretici güçlerin büyümesi bunu da zorunlu kýlar. Ama her büyüme bir kriz ile sonuçlanýr ve her seferinde bir önceki krizden daha derin olarak yinelenir. Örneðin, 1870-1945 yýllarý arasýda klasik tekelin genel geliþim süreçlerinden bu sonuç çýkarýlabilir: 1870-1900 yýllarý arasýnda dinamik bir yükseliþ dönemi ve 1900’den 1945’e kadar da, küçük refah dönemleri hariç, giderek derinleþen bir genel ekonomik kriz ve de bunun sonucunda dünya siyasetinde önemli kýrýlmalarýn yaþanmasý.

Ama I. Dünya Savaþý’ýndan sonra emperyalist ekonomide ortaya çýkan en önemli özellik, sermayenin dev boyutlarda merkezileþmesi sonucunda, zayýf tekellerin ve pazar alanlarýný savaþýn kaybedilmesi sonucunda kaybetmiþ olan tekellerin bir ekonomik yýkým ile karþý karþýya gelmiþ olmasý ve yýkýmý durdurmak için de çok kapsamlý bir emperyalist devlet müdahalesinin gerekli olmuþ olmasý durumudur. Bu noktada, sosyalist devrimleri gerçekleþtirme fýrsatlarýnýn kaçýrýldýðý ülkelerde faþistlerin iktidara gelmeleri ve yüksek gümrük duvarlarý, ekonominin militarizasyonu , devrimci hareketin ezilmesi ve saldýrgan bir dýþ siyaset, ekonomik ve politik yapýnýn merkezileþtirilmesi, vb. sonucunda dünya pazarýndaki rekabette az çok bir denge saðlanmaya çalýþýlmýþtýr. Ancak, bu denge göreceli olmuþ ve rekabeti daha da kýzýþtýrarak dengenin tekrar bozulmasý ile sonuçlanmýþtýr.

Eðer emperyalizm II. Dünya Savaþý’ndan sonra istikrar kazanabildiyse bunun iki nedeni vardýr:
  • III. Enternasyonal’in (1919-1923) yenilgisi;
  • Kapitalizmin tarihsel olarak geliþiminin son sýnýrlarýna varmamýþ olmasýydý. Klasik emperyalizmden sonra, kapitalizmin bir baþka biçiminin (Uluslararasý emperyalizm) daha ortaya çýkmýþ olmasý, bu istikrarýn nesnel-tarihsel temelini oluþturmuþtur.
Ancak eðer birinci nokta baþka bir yol izleseydi. Yani III. Enternasyonal yenilmemiþ olsaydý ve evrensel bir duruma kavuþmuþ olsaydý yani bütün emperyalist ülkelerde sosyalist devrimler tamamlanmýþ olsaydý;o zaman ikinci noktanýn geliþiminin olumsuz yanlarýnýn sýnýrlandýrýlmasý (atlanmasý deðil!) olabilirdi. Elbette ki, kamulaþtýrýlmýþ olan uluslararasý tekelleri proletaryanýn yönetimindeki bir devlet kapitalizmi olarak düþünmek gerekir. (8)

Bundan sonra tarihin geliþimi hiç kuþkusuz daha farklý olacaktýr. Çünkü Uluslararasý Emperyalizm, kapitalizmin son biçimi olup yani tarihsel olarak Klasik Emperyalizm ile Sosyalizm (Komünizmin bir biçimi olarak) arasýnda kalan bir dönem olarak, onun bundan sonra, II. Dünya Savaþý’ndan sonraki gibi bir istikrarý teorik olarak söz konusu deðildir artýk. Bu sistem artýk giderek kendi üzerine büzülmeye baþlayarak, çürümeyi, asalaklýðý daha fazla geliþtirerek, can çekiþmeye baþlayacaktýr. Ama bu, elbette ki, eþitsiz toplumlarýn varlýðýndan dolayý, belirli bir tarihsel döneme yayýlarak, sýçramalý olarak gerçekleþecektir.

Bu noktada ortaya çýkan önemli bir sonuç yine vardýr. O da burjuva demokrasisinin giderek çökmekte olduðu ve bazý geçici dönemler hariç, bundan sonra hiçbir zaman (bunu genel bir tarihsel eðilim olarak anlamak gerekir) istikrarlaþamayacak ve 1945’ten sonra elde etmiþ olduðu tarihsel olanaðý bir daha da elde edemeyecek oluþudur. Ýþte bu noktada Komintern için çok önemli bir sorun ortaya çýkmaktadýr: Burjuva demokrasisi daðýlýrken ve toplum ya faþist diktatörlük ya da proletarya diktatörlüðü ikilemine girerken proletaryanýn genel olarak strateji ve taktikleri sorunu ortaya çýkmaktadýr. Bu sorunun Komintern tarafýndan doðru ele alýnmasý, denebilir ki, dünya sosyalist devriminin kapýsýnýn aralanmasý ile eþ anlamlýdýr. (9)

Komintern, uluslararasý emperyalizmin nesnel-tarihsel yapýsý temelinde ve bu yapýnýn genel eðiliminin olasý biçimlerini de göz önüne alarak bir dünya stratejisi oluþturmak ve bütün dünyanýn komünistlerinin pratiklerini bu temelde birleþtirmekle yükümlüdür.

Ýþte bu makalenin ikinci kýsmýnda, bu dünya stratejisinin genel hatlarýný ve buna götürecek olan politikanýn bazý sorunlarýný tartýþacaðýz.

Devrimci Bülten Sayý 38 Devamý...


(1) 1 Banka,sanayi ve ticaret sermayesinin tarihsel olarak tek bir sermaye temelinde uluslararasý ölçekte kaynaþmasý.
(2) Bu küçük-burjuvazi de kendi içerisinde çeþitli tabakalara bölünmüþtür. Küçük-burjuvazi proletaryaya yakýn olan tabakalardan (örneðin yarý-proleter unsurlar), kendi emeði ile geçinen tabakalardan, emek-gücü sömüren tabakalardan, yine parti ve devlet aygýtý içerisinde ayrýcalýklý tabakalardan, ekonomi içerisinde ayrýcalýklý büro ve teknik iþçilerden vs. oluþmaktadýr.
(3) Kamulaþtýrma ile sosyalleþtirme (toplumsallaþtýrma) arasýndaki fark için Devrimci Bülten’in çeþitli sayýlarýna bakýlabilir.
(4) Bu nokta ile ilgili olarak daha fazla bilgi için Devrimci Bülten sayý 36 «AB-Türkiye Ýliþkilerinin Geleceði Üzerine» adlý makaleye bakýnýz.
(5) Bu noktaya daha önceleri, Devrimci Bülten’in 25.sayýsýnýn baþyazýsýnda («Kapitalizm ve Kriz» makalesi) deðinmiþtim. 1994 yýlýnda baþlayan ve 1999-2000 ve 2001 yýllarýnda devam eden banka iflaslarýnýn, dünya pazarýndaki dalgalanmalarýn sonucunda meydana geldiðini belirtmiþtim. «Kötü idare», «bankalarýn içlerinin boþaltýlmasý» sorunun nedeni deðil,sonucudurlar. Bu bankalar ve bankalarýn iliþkide olduðu ekonomik birimlerin ölçeði, ÝTS’nin büyük katmanýnýn ve uluslararasý tekellerin niteliðinden daha düþük olduðu için,dünya pazarýndaki rekabet önce bu sermaye gruplarýný vurmuþtur. Bu durum tek Türkiye’ye özgü deðildir. Türkiye gibi bir çok ülkede (Arjantin, Brezilya, G.Kore vs.) yaþanmýþtýr. Bundan þu sonuç çýkar: Sermayenin dünya çapýnda merkezileþmesi ilerledikçe, dünya pazarýnda bir aþýrý-üretim sözkonusu olduðu zaman, gelecek ekonomik kriz ÝTS’nin büyük katmanýný vuracaktýr. Bu kaçýnýlmazdýr. ÝTS’nin bu katmaný ise þu anda toplumsal ekonominin bütün candamarlarýný elinde bulundurmaktadýr. Bu katmanýnýn toplumsal yýkýmý, kaçýnýlmaz bir þekilde derin bir politik krizi de beraberinde getirecektir.
(6) Bu noktaya baþka makalelerde deðindiðim için burada derinlemesine deðinmeyeceðim.
(7) Bu nokta üzerinde, bu yazýnýn ikinci kýsmýnda I.Dünya Savaþý ile karþýlaþtýrmalý olarak daha fazla durulacaktýr. Okuyucunun bu noktada biraz daha sabýrlý olmasýný ve bu ikinci kýsmý beklemesini rica ediyorum.
(8) Kamulaþtýrma ile toplumsallaþtýrma arasýndaki ayýrýmý baþka makalelerde vurguladýðým için burada buna deðinmiyorum.
(9) Makalenin gelecek kýsmýnda bu noktaya tekrar deðinilecek.
|
_ _