 |
PDK Devrimci Bülten - Sayý 38 (6) |
 |
 |
TEORÝK MÜCADELENÝN ÖNEMÝ KONUSUNDA ENGELS (V.Ý.LENÝN) "Dogmacýlýk, doktrincilik" "partinin kemikleþmesi —düþüncenin zincire vurulmasýnýn sonucu olan kaçýnýlmaz ceza—" bunlar Raboçeye Dyelo'daki "eleþtiri özgürlüðünün" þövalyece savunucularýnýn silaha sarýldýklarý düþmanlardýr. Bu sorunun gündeme alýnmasýndan pek memnunuz ve sadece bir baþka sorunun da eklenmesini öneririz: Peki yargýçlar kimlerdir? (sayfa: 32) Önümüzde iki yayýncý duyurusu var. Biri, "Yurtdýþý Rus Sosyal-Demokratlar Birliðinin Yayýn Organýnýn Programý - Raboçeye Dyelo" (Raboçeye Dyelo, n° 1'den yeniden basýlmýþ) ve öteki, "Emeðin Kurtuluþu Grubunun Yayýnlarýnýn Yeniden Baþlayacaðý Duyurusu". Her ikisi de 1899 tarihini, "marksizmin bunalýmý"nýn uzun süreden beri tartýþma konusu olduðu bir tarihi taþýyor. Peki ne buluyoruz? Birinci duyuruda bu olayla ilgili herhangi bir deðinmeyi ya da bu sorunla ilgili olarak bu yeni organýn benimsemek eðiliminde olduðu konuma iliþkin belirli bir ifadeyi boþuna aramýþ olacaðýz. Bu programda olsun, Yurtdýþý Birliðin 1901'deki Üçüncü Kongresinde benimsenmiþ olan ek kararda olsun (Ýki Konferans, s. 15-18), teorik çalýþma konusunda ve þu anda karþý karþýya bulunduðu ivedi görevler konusunda tek bir sözcük söylenmemektedir. Bütün bu zaman boyunca Raboçeye Dyelo'nun yazýkurulu, bu teorik sorunlarý, bu sorunlar bütün dünyadaki sosyal-demokratlarýn zihinlerini karýþtýran sorunlar olmasýna karþýn, görmezlikten gelmiþlerdir. Öteki duyuru ise, tersine, her þeyden önce son yýllarda teoriye karþý azalan ilgiye parmak basýyor, "proletaryanýn devrimci hareketinin teorik yönüne uyanýk bir dikkat" gösterilmesini ýsrarla istiyor, ve hareketimiz içindeki "bernþtayncý ve öteki karþý-devrimci eðilimleri amansýzca eleþtirmeye" çaðýrýyor. Zarya'nýn bugüne kadarki sayýlarý bu programýn nasýl yürütülmekte olduðunu göstermektedir. Böylece, görüyoruz ki, düþünce kemikleþmesine vb. karþý üst perdeden söylenen sözler, teorik düþüncenin geliþmesi konusundaki ilgisizliði ve çaresizliði gizlemektedir. Rus sosyal-demokratlarýnýn durumu, genel olarak Avrupa'daki (çok önceleri Alman marksistleri tarafýndan da belirtilen) bir olguyu, yani o pek övülen eleþtiri özgürlüðünün (sayfa: 33) bir teorinin yerine bir baþkasýnýn konmasý demek olmayýp, bu türden bütünleþmiþ ve iþlenmiþ teoriden özgür olmak anlamýna geldiðini; seçmecilik ve ilke yoksunluðu anlamýna geldiðini açýkça göstermektedir. Hareketimizin gerçek durumuyla azçok tanýþýklýðý olanlar, marksizmin geniþ bir biçimde yaygýnlaþmasýnýn yanýnda, teorik düzeyin belli ölçüde düþmekte olduðunu görmemezlik edemezler. Pek çok insan, çok az bir teorik eðitimle, hatta hiç eðitilmeden, hareketin pratik önemi ve pratik baþarýlarý yüzünden, harekete katýlmýþlardýr. Bundan Raboçeye Dyelo'nun, bir zafer havasýyla Marx'ýn þu sözlerini aktarýrken nasýl patavatsýz olduðunu deðerlendirebiliriz: "Ýleriye doðru atýlan her adým, her gerçek ilerleme, bir düzine programdan daha önemlidir." Teorik kargaþalýk döneminde bu sözcükleri yinelemek týpký bir cenazede yaslýlara "gözünüz aydýn!" demeye benzer. Üstelik Marx'ýn bu sözleri, içerisinde ilkelerin formülasyonundaki seçmeciliði þiddetle mahkum ettiði, Gotha Programý konusunda yazdýðý mektuptan alýnmýþtýr. Eðer birleþmek zorundaysanýz, diye yazýyordu parti liderlerine Marx, hareketin pratik amaçlarýný karþýlayacak anlaþmalara girin, ama ilkeler konusunda herhangi bir pazarlýða izin vermeyin, teorik "ödünler" vermeyin. Marx bu düþüncede idi, ve hâlâ aramýzda -onun adýna- teorinin önemini küçümseme yolunu arayan kimseler var! Devrimci teori olmadan, devrimci hareket olamaz. Moda halinde oportünizm övgüsünün, pratik eylemin en dar biçimlerine delicesine bir kapýlmayla el ele gittiði bir zamanda, bu düþünce üzerinde pek güçlü olarak direnilemez. Ancak Rus sosyal-demokratlarý için teorinin önemi, çoðu kez unutulan þu üç durumdan ötürü önem kazanmaktadýr: (sayfa: 34) birincisi, partimizin sadece oluþum sürecinde olmasý, özelliklerinin daha yeni belirlenmeye baþlamasý, ve hareketi doðru yolundan saptýrma tehdidinde bulunan devrimci düþüncenin öteki eðilimleriyle henüz hesaplaþmadan uzak oluþuyla. Tersine tam da þu yakýn geçmiþ, (Akselrod'un uzun zaman önce ekonomistleri uyardýðý bir durum olan) sosyal-demokrat olmayan devrimci eðilimlerin yeniden canlanýþý ile damgalanmýþtýr. Bu koþullar altýnda, ilk bakýþta "önemsiz" gibi görünen bir yanýlgý en kötü sonuçlara yol açabilir ve ancak burnunun ötesini göremeyenler, hizip tartýþmalarýný ve görüþ ayrýlýklarý arasýndaki en keskin farklýlýklarý zamansýz ya da gereksiz sayabilir, Rus sosyal-demokrasisinin yazgýsý gelecek birçok yýllar boyunca þu ya da bu "ayrýlýðýn" güçlenmesine baðlýdýr. Ýkincisi, sosyal-demokrat hareket, özünde, uluslararasý bir harekettir. Bu, sadece ulusal þovenizmle savaþmak zorunda olduðumuz demek deðil, genç bir ülkede yeni bir hareketin ancak öteki ülkelerin deneyimlerinden yararlanacak olursa baþarýlý olabileceði demektir de. Bu deneyimlerden yararlanmak için bunlarý salt tanýmak ya da yalnýzca en son kararlarýný kopya etmek yetmez. Gerekli olan, bu deneyimleri eleþtirici bir tutumla ele almak ve bunlarý baðýmsýz olarak sýnamadan geçirmektir. Modern iþçi sýnýfý hareketinin ne büyük ölçüde geliþtiðini ve dallandýðýný kavrayan bir kimse, bu görevi yerine getirmek için nasýl bir teorik kuvvetler yedeðine ve siyasal (ayný zamanda da devrimci) deneyime gerek olduðunu anlayacaktýr. Üçüncüsü, Rus sosyal-demokrasisinin ulusal görevleri, dünyada baþka hiç bir sosyalist partinin daha önce karþýlaþmadýðý türdendir. Ýlerde, halkýn tümünün otokrasinin boyunduruðundan kurtarýlmasý iþinin bize yüklediði siyasal ve örgütsel görevlere eðilme fýrsatýný bulacaðýz. Þu noktada, yalnýzca, öncü savaþçý rolünün ancak en ileri teorinin (sayfa: 35) kýlavuzluk ettiði bir parti ile yerine getirilebileceðini belirtmek istiyoruz. Bunun ne demek olduðunun somut bir kavrayýþýna sahip olmak için okur, Herzen, Belinski, Çerniþevski gibi Rus sosyal-demokrasisinin öncellerini ve yetmiþlerin parlak, devrimci yýldýzlarýný anýmsasýn; Rus yazýnýnýn þimdi kazanmakta olduðu dünya ölçüsündeki önem üzerine kafa yorsun; bir de... ama bu kadar yeter! Sosyal-demokrat harekette teorinin önemiyle ilgili Engels'in 1874'te söylediklerini aktaralým. Engels, sosyal demokrasinin büyük mücadelesinin, aramýzda olduðu gibi iki biçimini (siyasal ve iktisadi) deðil, teorik mücadeleyi ilk ikisi ile bir tutarak üç biçimini kabul ediyor. Hem pratik yönden hem de siyasal yönden güçlü hale gelmiþ bulunan Alman iþçi sýnýfý hareketine öðütleri, bugünün sorunlarý ve anlaþmazlýklarý yönünden öylesine öðreticidir ki, uzun zamandan beri kütüphanelerde büyük bir güçlükle bulunabilen Der deutsche Bauernkrieg'e yazdýðý önsözden uzunca bir bölüm aktardýðýmýzdan ötürü okuru sýkmayacaðýmýzý umarýz: "Alman iþçilerinin, öbür Avrupa iþçilerine göre, baþlýca iki üstünlüðü var. Birincisi, Alman iþçileri, Avrupa'nýn en teorisyen halkýna mensupturlar; üstelik, sözümona 'kültürlü' Almanya'da iyiden yitip gitmiþ olan teorik anlayýþý korumuþlardýr. Eðer daha önce Alman felsefesi hele Hegel felsefesi olmasaydý, Alman bilimsel sosyalizmi —olmuþ olacak tek bilimsel sosyalizm— hiç bir zaman kurulamazdý. Ýþçilerin teorik anlayýþý olmasaydý, onlar bu bilimsel sosyalizmi hiç bir zaman özümlemiþ olduklarý derecede özümleyemezlerdi. Ve bu üstünlüðün ne kadar büyük bir üstünlük olduðunu, bir yandan, her türlü teoriye karþý, çeþitli sendikalarýn kusursuz örgütleniþine karþýn, Ýngiliz (sayfa: 36) iþçi hareketinin pek bir ilerleme göstermemesinin baþlýca nedenlerinden biri olan kayýtsýzlýk, ve öte yandan da, Prudonculuk tarafýndan, ilk biçimi içinde Fransýzlar ve Belçikalýlarda, sonradan, Bakunin eliyle karikatürleþtirilmiþ biçimi içinde, Ýspanyol ve Ýtalyanlarda yaratýlan anlaþmazlýk ve karýþýklýk tanýtlar. "Ýkinci üstünlük, Almanlarýn, iþçi hareketine, zaman bakýmýndan aþaðý yukarý en son gelmiþ olmalarýdýr. Týpký teorik Alman sosyalizminin, doktrinlerinin tüm fantezi ve ütopyalarýna karþýn, bütün zamanlarýn en büyük kafalarý arasýnda sayýlan ve bugün doðruluklarýný bilimsel olarak tanýtladýðýmýz birçok fikirleri öncelemiþ bulunan üç adamýn, Saint-Simon, Fourier ve Owen'ýn omuzlarý üzerinde yükseldiðini hiç bir zaman unutmayacaðý gibi, pratik Alman iþçi hareketi de, Ýngiliz ve Fransýz [iþçi -ç.] hareketinin omuzlarý üzerinde geliþtiðini, onlarýn pahalýya edinilmiþ deneylerinden sadece yararlanýp, þimdi o zaman çoðu kaçýnýlmaz olan yanýlgýlarýndan kaçýnýlabildiðini hiç bir zaman unutmamalýdýr. Ýngiliz trade-unionlarý ile Fransýz siyasal iþçi mücadelelerinin geçmiþi olmasaydý, hele Paris Komünü tarafýndan verilen devsel atýlým olmasaydý, bugün hareketin neresinde olurduk? "Alman iþçilerinin, durumlarýnýn üstünlüklerinden, az görülür bir kavrayýþla yararlanmasýný bildiklerini kabul etmek gerek. Bir iþçi hareketi varolalý beri, mücadele, ilk kez olarak, —teorik, siyasal ve pratik-iktisadi (kapitalistlere karþý direnç)— üç yönü içinde, uyum, baðlantý ve sistematik bir biçimde yürütülmüþtür. Alman [iþçi -ç.] hareketinin yenilmez gücü, iþte, deyim yerindeyse, bu tek merkezli (concentrique) saldýrýdadýr. "Bir yandan, elveriþli konumlarý nedeniyle, öte yandan Ýngiliz [iþçi -ç.] hareketinin adasal özellikleri ve Fransýz [iþçi -ç.] hareketinin zorla bastýrýlmasý sonucu, Alman iþçileri, þimdilik proleter mücadelenin ön safýnda (sayfa: 37) yer almýþ bulunuyorlar. O1aylarýn, bu þeref yerini ne kadar zaman onlara býrakacaðý önceden söylenemez. Ama, bu yeri tuttuklarý sürece, görevlerini, gerektiði gibi yerine getireceklerdir, bunu ummak gerek... Bunun için, tüm mücadele ve ajitasyon alanlarýndaki çabalarýný bir kat daha artýrmalýdýrlar. Önderlerin ödevi, özellikle, bütün teorik sorunlar üzerinde gitgide daha çok bilgi edinmek, günü geçmiþ dünya görüþlerinin geleneksel lakýrdýlarýnýn etkisinden kendilerini gitgide daha çok kurtarmak, ve sosyalizmin bir bilim durumuna geldiðinden bu yana, bir bilim olarak yürütülmek, yani irdelenmek istediðini hiç mi hiç unutmamak olacaktýr. Buna göre, böylece kazanýlan gitgide daha açýk görüþleri, iþçi yýðýnlarý arasýnda artan bir çabayla yaymak, ve parti ve sendikalar örgütünü gitgide daha güçlü bir biçimde saðlamlaþtýrmak önem kazanacaktýr. ... "Eðer Alman iþçileri böyle davranmakta devam ederlerse, hareketin baþýnda yürüyeceklerdir demiyorum —sadece herhangi bir ulus iþçilerinin hareketin baþýnda yürümeleri, hareketin yararýna deðildir—, ama savaþ çizgisi üzerinde þerefli bir yer tutacaklar ve, hesapta olmayan aðýr sýnavlar ya da büyük olaylar, onlardan daha çok cesaret, daha çok karar ve daha çok enerji istediði zaman, pusatlanmýþ ve hazýr olacaklardýr." Engels'in sözlerinin kehanet olduðu çýktý ortaya. Birkaç yýl içerisinde Alman iþçileri Sosyalistlere Karþý Yasa biçiminde beklenmedik çetin, sýnavlarla karþý karþýya geldiler. Ve bu sýnavlarý savaþa hazýr halde karþýladýlar ve bundan zaferle çýkmayý baþardýlar. Rus proletaryasý çok daha çetin sýnavlardan geçmek zorunda kalacaktýr; onun savaþmak zorunda kalacaðý canavar yanýnda, anayasal bir ülkedeki anti-sosyalist yasa (sayfa: 38) ancak bir cüce olarak kalýr. Tarih bizi þu anda herhangi baþka bir ülkenin proletaryasýnýn karþý karþýya kaldýðý bütün ivedi görevlerin en devrimcisi olan bir görevle karþý karþýya getirmiþtir. Bu görevin yerine getirilmesi, yalnýzca Avrupa gericiliðinin deðil, (þimdi denebilir ki) Asya gericiliðinin de bu en güçlü kalesinin yýkýlmasý, Rus proletaryasýný, uluslararasý devrimci proletaryanýn öncüsü yapacaktýr. Ve biz, bin kez daha geniþ ve daha derin olan hareketimizi, ayný fedakâr kararlýlýk ve tutkuyla baþlatacak olursak, öncellerimizin, yetmiþlerin devrimcilerinin, kazanmýþ bulunduklarý bu onurlu unvaný elde edeceðimize güvenme hakkýna sahip olacaðýz. (sayfa: 39) ( Lenin’in 'Ne Yapmalý?’eserinden alýnmýþtýr)
DEVRÝMCÝ BÜLTEN’DEN OKURLARA Ekonomik sistem olarak kapitalizmin küreselleþmesinin ulaþtýðý düzey, özellikle de uluslararasý ya da ulus-ötesi (transnasyonal) þirketlerin sermayenin bugünkü temel örgütlenme biçimi olarak öne çýkmasý ve kapitalist devletlerin küresel ve bölgesel düzeyde ulaþtýklarý ekonomik, politik ve askeri örgütlenme derecesi, küresel kapitalizme karþý küresel savaþým ve örgütlenme biçimleriyle savaþmak zorunluluðunu her zamandan daha yakýcý bir sorun olarak iþçi sýnýfýnýn ve komünist hareketin önüne koyuyor. Ýþçi sýnýfý ve komünistler, küresel karakteri daha da belirginleþen kapitalist sistemde giderek daha da küreselleþen sorunlara küresel düzeyde çözümler bulmak zorundadýrlar. Kapitalist sistemin bugünkü geliþme aþamasýnda sermayenin merkezileþmesinin ve yoðunlaþmasýnýn ulaþtýðý derece, giderek daha büyük politik merkezileþmeyi, politik tekelciliði doðuruyor ve güçlendiriyor. Ýþçi sýnýfý ve komünistleri önünde, sermayenin giderek küreselleþen gerici politik tekeli karþýsýna, en büyük ölçüde merkezi ve gizli komünist partilerle çýkma görevi durmaktadýr. Önce “ulusal” komünist gruplar, partiler vb. kurulacak diye bir kural olamaz. Nasýl kapitalizm sýnýr tanýmýyorsa, ko.. örgütlenme de sýnýr tanýmaz ve tanýmamalýdýr. Küresel kapitalizmin bugün ulaþtýðý geliþme aþamasýnda, yerel örgütlerin kurulmasýný ve güçlenmesini beklemeksizin, olanaklý olan her yerde ve ayný anda hem “ulusal”, hem de bölgesel ve küresel komünist örgütler kurulmalýdýr. Savaþým ve örgütlenme koþullarý nerede varsa hiç gecikmeden orada örgütlenilmelidir. Tekil kapitalist ulus-devletlerin varlýðý nedeniyle sosyalizm için savaþýmýn biçimde ulusal olmasý, komünist örgütlenmenin öncelikle ve mutlaka “ulusal” olmasý gerektiði olarak anlaþýlamaz. Koþullar nerede elveriþliyse orada örgütlenilmeli ve giderek daha küresel bir karakter kazanan kapitalist sisteme karþý giderek küreselleþen sosyalizm savaþýmý yürütülmelidir. Giderek küreselleþen kapitalizm, giderek küreselleþen bir iþçi ve komünist hareketi doðurur ve doðurmak zorundadýr. DEVRÝMCÝ BÜLTEN
|
 |
|
|
|