 |
PDK Devrimci Bülten - Sayý 41 (1) |
 |
 |
ÝÇÝNDEKÝLER - Bölgesel Bir Savaþa Doðru mu?
- Teori ve Politika’nýn Onuncu Yýlýnda Bir Kez Daha
- Bir Taslak Üzerine Bazý Eleþtirel Düþünceler
- Teori ve Politika ve “Marksizmin Krizi”
- PDK Ýnternet Sitesi Komünist Hareketin Hizmetinde
- Marksizmde Durgunluk ve Ýlerleme
- Devrimci Bülten’den Okurlara
BÖLGESEL BÝR SAVAÞA DOÐRU MU? Son birkaç ay içerisinde dünya politikasýnda Ýran ekseninde yaþanan geliþmeler, ister istemez insanýn aklýna “bölgesel bir savaþa doðru mu gidilmektedir?” sorusunu getirmektedir. Geçen sayýnýn baþyazýsýnda, Ýran’da yapýlan Cumhurbaþkanlýðý seçimlerini ele almýþ ve Ahmedinecad’ýn Cumhurbaþkaný olmasýnýn Ýran’da politik iktidarýn iþbirlikçi tekelci burjuvazinin orta katmanýndan büyük (sað) katmanýnýn eline geçiþini karakterize ettiðini ya da bunun bir göstergesi olduðunu belirtmiþtik. Makalenin amacý, Ýran’ýn iç politik evriminin uluslararasý politik alanda yapacaðý etkilere dikkat çekmenin yaný sýra, bu evrimin giderek emperyalist kamplaþma üzerinde etkide bulunarak saflaþmanýn ilerlemesine yapacaðý etkiye dikkat çekmek ve bütün bu geliþmelerin Ortadoðu’da bir bölgesel savaþa yol açma güçlü olasýlýðýna vurgu yapmaktý. Diðer þeylerin yaný sýra, Ýran’daki yeni politik kliðin politik pratiði bizim teorik ve politik tespitlerimizi doðruladý. Ancak, itiraf etmek gerekir ki, olaylarýn bu kadar hýzlý geliþeceðini tahmin etmemiþtik.
Son bir kaç aydan beri Ahmedinecad’ýn Ýsrail ile ilgili açýklamalarý, transatlantik emperyalist ittifakýnýn karþý çýkmasýna raðmen Ýran’ýn uranyum zenginleþtirme çalýþmalarýna tekrar baþlamasý, ABD ve Ýsrail diplomasisinin bu baðlamda giderek Ýran’daki nükleer tesislere havadan bir askeri operasyon düzenleme seçeneðine aðýrlýk veren tutum ve açýklamalarýnýn ön plana çýkmasý, yine bu temelde CIA ve FBI baþkanlarýnýn Türkiye’yi ziyaret etmeleri (gelecek günlerde de Türkiye emperyalist diplomasinin yoðun ilgi alaný olacaktýr) ister istemez Ýran sorununu tekrar ele alýp ve deðerlendirme ihtiyacýný doðurmuþtur. (1) Devrimci Bülten’de, 1999 yýlýndan itibaren, birçok makalede Ortadoðu, Orta Asya ve Kafkaslarda Türkiye, Ýran ve Ýsrail’in uluslararasý emperyalist sistemin dinamikleri doðrultusunda bir nüfuz mücadelesine giriþecekleri , özellikle de Ýran ve Türkiye’nin bu nüfuz mücadelesinde bir savaþa sürüklenme ihtimalinin yüksek olduðu analizlerine yer verilmiþti. Gelinen nokta yapýlan analizlerin büyük oranda doðrulandýðýný gösteren olaylar yaþanmaktadýr. Geçmiþte yayýnlanan makalelerden bir kaç alýntýyý buraya aktarmanýn yararlý olduðu kanýsýndayýz: “Bölgesel pazarlarýn oluþmasý sýrasýnda, bazý uluslarýn ve halklarýn tarihlerindeki özellikler, yeni bir içerik temelinde tekrar ortaya çýkmakta ve anlam kazanmaktadýr. Bu durum çok doðal olarak, modern emperyalist ülkelerin dikkatlerinden kaçmamaktadýr. Potansiyel olarak uluslarýn ve halklarýn tarihlerindeki çeliþkiler, bölgesel pazarda nüfuz saðlamak için kullanýlmaktadýr. Bölgesel pazarlarda etkin olma, tarihsel geliþime göre çeþitli biçimler arz etmektedir. Örneðin, AB’deki gibi burjuva demokrasisi, bölgesel ekonomik entegrasyonun biçimini teþkil ederken; Kafkasya ve Orta Asya’da etnik temelde Türkiye eksenli Pantürkizm biçiminde; yine ayný bölgede dini temelde Ýran eksenli Panislamizm biçiminde geliþmektedir. Bu durum dünyanýn çeþitli yerlerine de uygulanabilir. Bölgesel pazarlarda etkin olan yerel dinamikler de (örneðin, Türkiye ve Ýran gibi) dünya kapitalizminin temel dinamiklerine baðýmlý olarak bu bölgesel pazarlarda nüfuz saðlamaktadýr. Bölgesel pazarlarýn oluþmasý, kaçýnýlmaz olarak, bölgesel eðilimleri canlandýrmaktadýr. Bu canlanýþýn bir de maddi temeli vardýr. Bölgedeki ülkelerin iþbirlikçi sanayi burjuvalarý, baðýmlý olduklarý temel modern emperyalist tekellerle birlikte ihracata dönük bir sanayileþme stratejisi temelinde hareket etmektedirler. Ýhracata dönük sanayileþme, dýþ pazarlar gerektirdiði için, bölgeyi bir arada tutabilecek bölgesel ideolojik ve siyasal eðilimleri canlandýrmaktadýr. Örneðin, Türkiye’de 24 Ocak kararlarý ve bunu tamamlayan 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonucunda, ithal ikameci sanayileþmeden ihracata dönük sanayileþmeye geçiþten sonra, devlet içerisinde pantürkçü eðilimlerin giderek canlanmasý ve son on yýlda da giderek egemen olmaya baþlamasý, ortaya attýðýmýz teorik görüþleri doðrular niteliktedir. Türkiye’de sað iþbirlikçi tekelci burjuvazi , ABD modern tekellerinin denetimi altýnda geliþtiði için, bu pantürkçü eðilimler ABD tarafýndan da desteklenmekte ve ABD’nin bölgesel stratejisinin de temelini oluþturmaktadýr. Ayný þey kendi özel durumu içerisinde Ýran için de geçerlidir. Yýllarca Ýran’da Alman ve Fransýz modern tekelleri, kendilerine baðýmlý bir iþbirlikçi tekelci burjuvazi yaratarak (Ýran’da yoðun biçimde serbest bölgeler oluþturulmuþtur) Panislamizm biçiminde bir bölgesel yayýlmacýlýk gerçekleþtirmek istemektedir. Modern tekelci kapitalizmin tam geliþmemiþ biçimi olan bölgesel pazarlar aþamasýnýn, en geliþmiþ biçiminden ayrý olarak özel durumlarý vardýr. Ve mutlak suretle hesaba katýlmasý gerekir. Bu aþamanýn özel durumlarýndan birisi de, bölgesel pazarlarda modern tekel ile birlikte (modern tekellere “ortak-giriþim” biçiminde baðýmlý olan) bir sað iþbirlikçi tekelci burjuvazinin de varolmasýdýr. Bu durum modern tekelci kapitalizminin tarihsel sýnýrlarýna tam olarak daha kavuþmamýþ olmasýnýn sonucudur. Elbette ki, tamamýyla birleþik bir dünya pazarýna geçiþ ile birlikte bu sýnýfta tasfiye olacaktýr. Bu durum, modern tekelci kapitalizmin üretici güçlerinin yekpare dünya pazarý aþamasýna çýkmasýyla, tarihin merdivenlerinde daha aþaðýda kalacak olan bölgesel pazarlar arasýndaki tarihsel çeliþkinin sonucu olarak ortaya çýkacaktýr. Yoksa modern tekellerin isteðine baðlý bir durum olarak deðil. Azami kar yasasýnýn sonucunda, sermayenin dünya genelinde merkezileþmesi, iþbirlikçi tekelci burjuvalarýn modern tekeller tarafýndan yutulmalarýný gerektirir. Kýsacasý, bölgesel pazarlar aþamasýnda, iþbirlikçi tekelci burjuvaziyi de hesaba katmak gerekir. Ve, bu sýnýfýn modern tekel ile kaçýnýlmaz çeliþkisini de hesaba katarak bundan proleter devrim için yararlanmak gerekir. Bölgesel pazarlarda temel dinamik aslýnda modern emperyalist burjuvazidir. Bundan dolayý, burjuvazinin hangi katmaný olursa olsun, siyasal iktidardaki bütün burjuva sýnýflar belirli bir modern emperyalist dinamiðin yörüngesinde kalmak zorundadýr. Yani yeni üretim ve bölüþüm iliþkilerinde, burjuvazinin hiçbir katmaný, modern tekel karþýsýnda baðýmsýz hareket etme yeteneðini artýk gösterememektedir. Bundan sonra modern sömürgelerdeki burjuvalarýn (hangisi olursa olsun) tarihsel görevi, toplumu çeþitli modern emperyalist odaklara peþkeþ çekmede aracýlýk yapmaktýr. Çünkü sanayiinin modern sömürgelere kaymasý ve toplumun tamamen kapitalist üretim iliþkilerinin egemenliði altýna girerek bölgesel ve dünya pazarlarýna baðlanmasý ve de bütün toplumsal çeliþkilerin artý-deðerin üretimi ve buna el koymada yoðunlaþmasý, burjuvazinin bütün katmanlarýnýn baðýmsýzlýk yeteneklerini tamamen ortadan kaldýrýr. Bu durumda ancak proletarya modern emperyalist sistem karþýsýnda baðýmsýz bir politika izleyebilir. Kýsacasý bölgesel pazarlarýn oluþmasýyla birlikte, hiçbir burjuva katman (küçük-burjuva, liberal burjuvazi, iþbirlikçi tekelci burjuvazi fark etmez) modern tekelle kopuþamaz. Ve, böylece, de toplumun modern sömürge statüsünü deðiþtiremez. Olsa olsa sadece “kölenin efendisini” deðiþtirir. Bölgesel pazarlar, kaçýnýlmaz olarak, bölgesel bloklaþmalarý meydana getirirler. Çeþitli modern emperyalist dinamiklere baðlý bölgesel pazarlar, bölgesel siyasi ve askeri bloklaþmalarýn da temelini oluþturmaktadýrlar. Bölgesel siyasi ve askeri bloklaþmalarýn temel amacý bölgesel pazarlarýn korunmasý ve paylaþýlmasýdýr. Bundan dolayý özü itibariyle saldýrgan bir niteliðe sahiptir. Teorik olarak, modern emperyalistler arasýndaki modern sömürgeler için mücadele bölgesel pazarlarda kýzýþýrken sorunun çözümü bölgesel (lokal) çatýþmalar ve iç savaþlar biçimine bürünmek zorundadýr. Devrimci komünizm, modern emperyalistler arasý çatýþmanýn bir biçimi olan bölgesel savaþlara ve iç savaþlara göre kendini ayarlamalý ve bu tür savaþlarýn karakterini ustaca çözümleyebilmelidir. Onun özündeki emperyalist karakterin, milliyetçi ve dini ve hatta sosyal-þoven biçimlerde örtülmesine kanmamalýdýr. Dolaylý bir þekilde emperyalistler arasýndaki mücadelenin bir biçimi olan bu tür emperyalist savaþlarda devrimci komünizmin taktiði bellidir: Bu tür bölgesel savaþlardan kendi ülkesinin burjuvazisine ve modern tekelci burjuvaziye karþý iç savaþ taktiðine baþvurarak, burjuvazinin iktidarýný alaþaðý etmek için yararlanmak. Bunun dýþýnda hiçbir taktik, hiçbir durumu haklý çýkaramaz. Modern tekelci ekonomi, çok karmaþýk bir þekilde geliþtiði için, hangi sýnýfýn çýkarlarýnýn nereden baþlayýp nereden bittiði de karmaþýklýk arz etmektedir. Örneðin, diyelim ki, pantürkist eksenli Türkiye ile panislamist eksenli Ýran arasýnda bölgesel bir savaþ çýksýn. Bu bölgesel savaþta proletaryanýn tutumu "Benim öncelikli görevim ülkemi dýþ 'islamist-þeriatçý' tehlikeden korumaktýr”, deyip kendi ülkesinin burjuvazisine ve bunun baðlý olduðu emperyalist ülkeye karþý mücadeleyi tatil etmek midir? Ya da, ters bir yönde hareket ederek ayný kapýya çýkan Panislamizm ile birleþip Pantürkizm’i mi yýkmaktýr? Yoksa hem Pantürkizm hem de Panislamizm karþý ayný derecede savaþýp iç savaþ taktiðine baþvurarak burjuvazinin iktidarýný mý yýkmaktýr? Elbette ki, sonuncusudur. Proletarya Pantürkizm’in ABD tekellerine, Panislamizm’inde Alman tekellerine baðlý olduðunu unutamaz. Onun görevi her ikisine karþý ayný derecede savaþmak ve proletaryanýn siyasi baðýmsýzlýðýný saðlamaktýr. Devrimci komünizm bölgesel pazarlar temelinde oluþan ve özünde emperyalist karakterli olan askeri ve politik bloklara karþý þiddetle karþý çýkmalýdýr. Bunlarýn daðýtýlmasý programýnýn temel maddelerinden biri olmalýdýr” (Devrimci Bülten s.22, s.23, Eylül 2000) “Bölgede Türkiye’nin en fazla rekabet içerisinde olduðu ve arasýnda sorunlarýn bulunduðu ülkelerden birisi de Ýran’dýr. Türkiye’nin Ýran ile anlaþmazlýklarý genel olarak þu noktalardadýr: a-Ýran’ýn Panislamizm temelinde Türkiye’deki islamist hareketlere destek vermesi. b-Orta Asya ülkelerine panislamist bir þekilde yaklaþmasý ve buralarda Türkiye ile rekabete girmesi. c-Azerbaycan ve Ermenistan meselesinde Türkiye ile dolaylý olarak karþý karþýya gelmesi. d-Kürt sorununda Kürdistan’da ayrý planlarýnýn olmasý ve Kürt Ýslam hareketlerini desteklemesi ve Ýslam biçimi altýnda Kürdistan Ýslam Cumhuriyeti’ni kurmak istemesi. e-Genel olarak Irak meselesinde karþý karþýya gelmeleri. f-Türkiye’nin Ýsrail ile geliþen iliþkileri. Türkiye eðer bölge ülkelerinden birisiyle bir savaþa sürüklenirse bunun Ýran olma olasýlýðý çok yüksektir.Çünkü, bölgede her noktada Türkiye ile Ýran’ýn çýkarlarý taban tabana çatýþmaktadýr. Türkiye, Ýran’ýn iç iþlerine müdahale ettiðini ve Türkiye’de FP(RP) ve Hizbullah gibi islamist hareketleri desteklediðini her fýrsatta belirtmektedir. Ýran’ýn Türkiye’de bir “Ýslam Devrimi” için çalýþtýðýný ve bu temelde T.C.’nin temellerine oynadýðýný çok iyi bilmektedir. Ayrýca Ýran, Türkiye’de bir Ýslam devrimi olmasa dahi, Türkiye’nin muhalif islamist hareketler tarafýndan sürekli karýþtýrýlmasý ve zayýflatýlmasý planlarý da gütmektedir. Yani bir anlamda bir “yýpratma politikasý” güderek, iç politikada zayýflamasýný saðlayarak, Türkiye’nin dýþa olan ilgisini zayýflatmak ve azaltmak istemektedir. Ýç siyasette sürekli istikrarsýz olan bir Türkiye, Orta Asya’da ve Ortadoðu’da Ýran karþýsýnda daha az aktif bir siyaset izlemek zorunda kalacaktýr. Türkiye, elbette, kendi hareket alanýný hem dýþta hem de içte daraltan Ýran’ýn üzerine çeþitli yollarla gitmek isteyecektir. Türkiye’nin Ýran ile en önemli çatýþma noktalarýndan birisi de Orta Asya’dýr. Üstelik Orta Asya ile fiziksel sýnýrlarý en fazla olan ülke de Ýran’dýr. Ýran ihracata dayalý sanayileþme modeli çerçevesinde Orta Asya’da Panislamizm biçiminde nüfuz alaný aramaktadýr. Orta Asya’da en etkin olduðu ülke Tacikistan’dýr. Çünkü Tacikler Farsça konuþmaktadýr ve bu durum Ýran’ýn burada ideolojik ve kültürel etkisinin daha kolay yayýlmasýna neden olmaktadýr. Ýran, bölgede, hem Rusya ile mücadele ederken hem de Türkiye’nin Pantürkizm’ine karþý mücadele edecektir. Ama özellikle Pantürkizm karþý daha aktif mücadele edecektir. Çünkü, Pantürkizm’in geliþmesi ve güçlenmesi Ýran’ýn potansiyel parçalanmasýný içerisinde barýndýrmaktadýr. Ýran’da büyük bir Azeri nüfusunun olmasý ve Güney Azerbaycan’ýn Ýran sýnýrlarý içerisinde kalmýþ olmasý, Azerbaycan’da pantürkçü akýmlarýn geliþip güç kazanmasýyla Azerbaycan ile Ýran’ý karþý karþýya getirecektir. Türkiye bu noktada tarafsýz kalamayacaktýr. Yani Türkiye dolaylý olarak Azerbaycan meselesine istemese de dahil olacaktýr. Ýran, Türkiye’deki islami hareketleri ne kadar çok desteklerse ve siyasi mücadeleyi ne kadar çok kýzýþtýrýrsa, karþýlýðýnda da Türkiye’nin karþý manevrasýný bulacak ve Azeri meselesinde de o kadar çok baþý aðrýyacaktýr. Ayrýca Türkiye ile Ýran yine dolaylý bir þekilde Ermeni meselesinde karþý karþýya gelecekler. Ermenistan ile Azerbaycan arasýndaki sürtüþme ve çatýþmalarda Ýran, Ermenistan’ý daha çok destekleyecektir. Çünkü, Azerbaycan kendisine potansiyel tehlike olarak görünmektedir ve Azerbaycan’ýn toprak talepleri yönündeki eðilimlerini sürekli bastýrmak ve kýsýtlamak için çalýþmak Ýran’ýn çýkarlarýna uygundur.Yine, Türkiye ile Ermenistan arasýndaki sürtüþmelerde (Ermeni katliamý, tazminat ve toprak talebi) de çýkarlarý gereði Ermenistan’dan yana tavýr alacaktýr. Böylece, bölgedeki sorunlardan dolayý, Türkiye ile Azerbaycan arasýndaki her yakýnlaþma ya da stratejik iþbirliði, Ýran ile Ermenistan’ýn beraber hareketine ya da stratejik ittifakýna neden olabilir. Ýran oldukça heterojen bir yapýya sahiptir. Ýran’da Türki Kaþgar ve Türkmen azýnlýklarý da bulunmaktadýr. Türkiye bu azýnlýklarý harekete geçirerek ve siyasi mücadele içerisine dahil ederek Ýran’ýn iç siyasetini parçalamak isteyecektir. Türkiye, Ýran’ýn bu noktasýna direk kendisine baðlý bir þekilde deðil de Azeriler üzerinden müdahale edebilir. Yani, Ýran’daki bütün Türkmen unsurlarýný birleþik bir þekilde örgütlemek isteyerek, Azeri meselesi çerçevesinde ele alabilir. Bu noktada da Ýran ile Türkiye arasýna bir düðüm atýlmýþtýr. Türkiye ile Ýran’ý karþý karþýya getirecek bir diðer sorun Kürt sorunudur. Ýran, Irak’ý zayýflatmak için IKDP’yi Baas rejimine karþý sürekli desteklemiþtir. Ýran, Güney Kürdistan’ýn sürekli istikrarsýzlaþmasýný isteyen bir politika güderken, Türkiye tam tersine, buranýn istikrar kazanmasý ve Irak’ýn “toprak bütünlüðü”nün sürekli korunmasý politikasý gütmektedir. Bu durum, kaçýnýlmaz olarak, Ýran ile Türkiye’nin ayrý çýkar ve planlarýndan kaynaklanmaktadýr. Ayrýca, Ýran, hem Güney hem de Kuzey Kürdistan’da bir Kürdistan Ýslam Cumhuriyeti’nin kurulmasý stratejisi de izlemektedir. Kürdistan’daki islami hareketlere bu yöndeki desteði de söz konusudur ki, bu Türkiye için kesinlikle kabul edilemezdir. Yine, Türkiye ile Ýran’ý karþý karþýya genel olarak Irak meselesi getirmektedir. Irak rejiminin çökmesiyle, Irak’ýn birkaç parçaya bölünmesiyle Türkiye’nin Musul ve Kerkük için harekete geçmesi ihtimali yüksektir. Körfez Savaþý’nda Türkiye’nin en büyük hedeflerinden birisi de buydu. Hatta, Türkiye, ABD ve Ýran’a, Irak rejiminin çökmesi halinde Musul ve Kerkük’e gireceðini bir nota ile bildirmiþtir. Türkiye buralara iki nedenden dolayý girmek istemektedir: a-Kürt ulusunun baðýmsýzlýk mücadelesinin direncini kýrmak. b-Buralardaki petrol kaynaklarýnýn Ýran’ýn kontrolüne geçmesini önlemek. Ve, Türkiye ile Ýran arasýndaki anlaþmazlýk noktalarýndan birisi de Türkiye ile Ýsrail arasýnda geliþen iliþkidir. Ýran, geliþen bu iliþkilerden rahatsýzdýr ve bu iliþkinin kendisinin bölgedeki nüfuzunu olumsuz yönde etkileyeceðini iyi bilmektedir. Sonuç olarak Türkiye ile Ýran arasýndaki iliþkilerin gerilmesi ve hatta bir lokal savaþa bürünmesi olasýlýðý vardýr”. (Devrimci Bülten s.24 , s.40-42 , Þubat 2001) “Örneðin, Türkiye, Irak’ýn merkezi yapýsýnýn zayýflamasýna karþýdýr ve bu merkezi yapýnýn zayýflamasý ise Güney Kürdistan’ýn federal ya da biçimsel siyasi baðýmsýzlýða gitmesine neden olabilir ki, bu T.C.’nin hiçbir þekilde kabul etmeyeceði bir durumdur. Yine Güney Kürdistan sorunu,Türkiye ile Ýran’ý karþý karþýya getirebilecek bir yapýya sahiptir. Türkiye ile Ýran arasýndaki bir savaþ çok planý deðiþikliðe uðratacaktýr.” (Devrimci Bülten s.30 , s.4 , Ekim 2002) Bu noktada akla þu soru gelmektedir: PDK ve Devrimci Bülten neden yýllar önce Ortadoðu’da ama özellikle de Türkiye ve Ýran’ýn karþý kamplarda olacaðý bir bölgesel savaþýn kaçýnýlmaz olduðunu ileri sürdü? Üstelik de bu dönem Ýran’da Cumhurbaþkaný Hatemi’nin Ýran’a ve dünyaya reform vaadinde bulunduðu ve yüzde yetmiþ gibi bir oy oranýyla Cumhurbaþkanlýðýna seçildiði bir dönemdi. Aslýnda PDK ve Devrimci Bülten, Türkiye’nin ekonomik ve politik evrimine nasýl yaklaþýyordularsa, Ýran ve Ýsrail’in ekonomik ve politik evrimine de ayný ilkeler temelinde yaklaþýyordu. Bu yaklaþýmýn altýnda PDK’nýn kendine özgü uluslararasý emperyalizm teorisi yatýyordu. Bu teoriye göre, uluslararasý emperyalizmin özü uluslararasý tekeldir. Bu tekel klasik tekelin bir devamýdýr ve onun temel özelliklerinin deðiþik bir biçim altýnda geliþmesi ve uzamasýdýr. Uluslararasý tekel kendi tarihsel geliþimi içerisinde üç temel biçimde geliþir. Baþka bir deyiþle kendi tarihsel geliþimi içerisinde üç deðiþik katmanýn yani küçük, orta ve büyük ( bu durum sermaye niceliðinin ve bileþeninin farklý olmasýndan dolayý farklý geliþme derecelerine tekabül eden farklý üretim ölçeklerinin varlýðýndan kaynaklanýr) katmanlarýnýn geliþiminden oluþur. Küçükten büyüðe doðru bu katmanlarýn geliþimi birbirlerini koþullandýrýrlar. Ama, bu biçimlerin geliþimi, ayný zamanda, uluslararasý kapitalizmin üretici güçlerinin dünya çapýnda büyümesinin de göstergesini oluþtururlar. Uluslararasý tekel , klasik tekelin içerisinden doðup geliþirken bunu eþitsiz bir þekilde gerçekleþtirir. Uluslararasý tekelin oluþmasý ve geliþmesi sürecinde, baðýmlý bir kapitalistleþme süreci yaþayan toplumlarda, bir iþbirlikçi tekelci sanayi burjuvazisi (ÝTSB) de geliþir. Bu sonuncusu olmaksýzýn uluslararasý emperyalistler bu baðýmlý toplumlarý yönetemez zaten. ÝTSB’nin geliþimi uluslararasý tekelin geliþmesine sýkýca baðlý olup, bu sonuncusunun baðýmlý kapitalist ülkelerde yansýmasýdýr. Ayný þekilde, iþbirlikçi tekelci sermaye de kendi tarihsel geliþimi içerisinde üç temel katman (küçük, orta ve büyük) oluþturarak geliþir. Ýþbirlikçi tekelci sermaye (ÝTS) geliþirken giderek uluslararasý tekelci sermayeye daha baðýmlý hale gelir. ÝTS’nin en büyük katmaný, ihracata dönük bir sanayileþme modeline göre yapýlanmýþtýr/ yapýlanmaktadýr ve özellikle bölgesel pazarlarda yoðun bir ekonomik faaliyet göstermektedir. Ama belirli bir noktadan sonra bölgesel pazarlar için ekonomik ve politik nüfuz mücadelesi de kýzýþmaya baþlamaktadýr. Çünkü, bölgesel pazarlar, bu pazarlar için üretim yapan bir çok kapitalist gruba da yetmez duruma gelir. Kýsacasý, uluslararasý tekellerin ve ÝTS’nin üretim kapasiteleri ile pazarlar arasýndaki açý giderek büyür, ikincisi birincisinin gerisinde kalýr. Bu noktadan itibaren savaþ artýk kaçýnýlmaz hale gelir. Ýþte, PDK, geçmiþte, bu teorik ilkelerden hareket ederek, bölgesel pazarlarýn tekrar paylaþýlmasý temelinde çeþitli bölgesel savaþlarýn kaçýnýlmaz olduðu sonucuna ulaþmýþtý. Böylece çeþitli bölgesel savaþlar aracýlýðýyla bir tür dünya savaþý konsepti ortaya çýkmaktadýr. Geçmiþteki analizlerimizde eksik ve hatalý olan nokta, uluslararasý emperyalizmin kendi içerisinde temel bölünme (kamplaþma) biçiminin yanlýþlýðýydý. Bundan dolayý da Ýran’ýn uluslararasý emperyalist sistem içerisinde politik konumlandýrýlmasýnda bir yanlýþlýk vardý. Eskide ABD-AB arasýnda bir bloklaþma tarafýmýzdan öngörülüyordu. Ancak, bunun yanlýþ olduðu, temel bloklaþmanýn ABD’nin baþýnda olduðu bir kamp ile Rusya’nýn baþýnda olduðu bir kamp arasýnda oluþmaya baþladýðý ve Ýran’ýn da bu ikinci grup içerisinde giderek yer almaya baþladýðý görülmüþtür. Böylece iki kamp arasýnda ekonomik, politik ve askeri gerilim arttýkça, Türkiye ve Ýran karþýt kutuplarýn aðýrlýk merkezlerine doðru daha çok baðlanmaya baþlamakta ve böylece de bir savaþ içerisine çekilme olasýlýðý da artmaktadýr. Ýran’ýn nükleer bir teknoloji elde ederek (özellikle Rusya ve Çin’in yardýmýyla) bunu nükleer bir silah elde etme amacýyla birleþtirmesi, yani, nükleer teknoloji edinme giriþimini yalnýzca ekonomik alanla sýnýrlý kalmayarak askeri alana da geniþletmesi, ABD ve Ýsrail’i giderek bir “önleyici müdahale”ye doðru itmektedir. Ancak, bu noktada Türkiye’nin stratejik önemi ortaya çýkmaktadýr. ABD ve Ýsrail’in, Ýran ile kara baðlantýsý olan ve bölgede ekonomik , politik ve askeri olarak onu dengeleyecek, hatta ondan daha güçlü olacak sadýk bir müttefike ihtiyacý vardýr. Türkiye’nin dýþýnda hiçbir ülke bunu yapamaz. Ancak, mevcut politik yapýsý ile, yani AB’ye angaje olmuþ ve Rusya ile iyi iliþkiler geliþtiren bir Türkiye, þu an ABD ve Ýsrail’in istediði motivasyon ve “kývam”dan uzaktýr. Bu nokta AKP hükümetini ve böylece de Türkiye’nin iç politikasýný yakýndan ilgilendirmektedir. Kýsacasý, Türkiye giderek bir ikileme doðru itilmektedir. AB’ye üye olma politikasýna angaje olduðu sürece, ABD’nin bölgesel stratejisine motivasyon gösterememektedir. ABD ve Ýsrail’e doðru yaklaþtýkça da AB’den uzaklaþmaktadýr. Ama, dýþ politikadaki bu “vektörler”e iç politikada farklý politik eðilimler tekabül etmektedir. ABD ve Ýsrail’in Ýran politikasýnýn giderek aðýrlýk kazanmasý, kaçýnýlmaz bir þekilde Türkiye’nin iç politik yapýsýnda bir gerilime ve hatta iþbirlikçi tekelci burjuvazi içerisinde iktidar mücadelesinin kýzýþmasýna yol açacaktýr. Ýran’ýn nükleer silah elde etmesi ya da bu yöndeki eðilimi, Türk burjuvazisinin de iþine gelmemektedir ve Ýran’a karþý tutum sorunu burjuvazinin kendi arasýnda önemli bir sorun haline gelmektedir. Ýþbirlikçi tekelci burjuvazi içerisinde, ABD ve Ýsrail’in Ýran politikasýyla az çok uyumlu bir politikayý, ideolojik ve politik nedenlerden dolayý aþýrý Türk milliyetçileri oynayabilir. Pantürkizm emelleri ile yanýp tutuþan Türk milliyetçileri, Ýran’ý Orta Asya ve Kafkasya’da Pantürkizm’in önünde önemli bir engel olarak görmektedirler. Bunun bir çok nedeni vardýr: Güney Azerbaycan’ýn Ýran devletinin sýnýrlarý içerisinde olmasý; Ýran’ýn Azerbaycan sorununda Ermenistan’ý desteklemesi; Rusya ve Çin ile stratejik bir iþbirliðine girmesi; Orta Asya’da Panislamizm biçiminde nüfuz peþinde koþmasý; Kuzey Kürdistan’ý politik islam biçiminde TC’den koparýp kendi nüfuz alanýna dahil etmek istemesi; Irak’ta Þiiler aracýlýðýyla nüfuz sahibi olmasý; ama her þeyden önemlisi saldýrgan bir politik eðilim gütmesi, Türk milliyetçilerini ABD açýsýndan cazip kýlmaktadýr. ABD ile Türk milliyetçileri arasýnda bir yakýnlaþma, iç politikada önemli kýrýlmalara yol açabilir. Ýran sorununun dýþ politikada önemli bir yere yerleþmesi durumunda Türk milliyetçilerinin bir politik yükseliþi ve iktidara tamamen egemen olmalarý beklenmelidir. Böyle bir durum hiç kuþkusuz ordunun içerisinde ayný doðrultuda bir ideolojik ve politik kristalleþme ile el ele gidecektir. Yani ordunun komuta kademelerinin Türk milliyetçiliðinin politik vizyonunu kabul etmesiyle ancak böyle bir deðiþim gerçekleþebilir, ki ordu bu yönde bir ideolojik ve politik kristalleþmeye uygun bir yapýya sahiptir. Ama, Pantürkizm’in, ABD karþýsýnda uysalca her þeyi kabul edeceðini sanmak da safça bir anlayýþ olur. Onlar kendi açýsýndan “müttefiklik” iliþkisi çerçevesinde ABD ve Ýsrail’e yaklaþacaklardýr ve bu sonunculardan azami derecede taviz koparmaya çalýþacaklardýr. Ýran karþýsýnda “aktif” bir rol karþýlýðýnda önemli tavizler isteyebilirler: Güney Kürdistan’da baðýmsýz bir Kürt devletinin oluþmamasý ve buranýn Irak’a tamamen baðlanmasý; Türkiye’nin Musul ve Kerkük’e buralarý sözde “kontrol” amacýyla inmesi ve özerk Kürdistan yönetiminden ayrý tutulmasý; PKK’nin üzerine tamamen askeri olarak gidilmesi. Ýçeride reformlarýn tamamen ortadan kaldýrýlmasý ve tam faþist-totaliter bir politik yapýnýn kurulmasýna ve de sýnýfsal ve ulusal hareketin ezilmesine tamamen göz yumulmasýnýn istenmesi; Orta Asya ve Kafkasya’da Pantürkçü eðilimin güçlenmesine destek verilmesi; KKTC’nin Rumlar ve AB karþýsýnda savunulmasýnda destek verilmesi vs. Hiç kuþkusuz ABD karþýsýna Türk milliyetçileri bir politik program ile çýkacaklardýr. Bu noktada ABD’nin ÝTB içerisinde Türk milliyetçilerinden baþka fazla bir seçeneðinin olmadýðý görülmektedir. AKP hükümeti döneminde, Türkiye’nin Ýran’a yapýlacak bir hava operasyonunda sadece üslerini kullandýrtmasý dahi, Türkiye ile Ýran arasýnda çok önemli bir düþmanlýðýn tohumlarýný atacak ve bu düþmanlýðý körükleyecektir. Ortadoðu’da Afganistan’da, Irak’ta, Kürdistan’da, Lübnan’da, Filistin’de, deðiþik derecelerde bir savaþ zaten yaþanmaktadýr. Ýran, Türkiye, Suriye ve Ýsrail’in de bu savaþa çekilmesi ile savaþ tam bir bölgesel savaþ biçimine kavuþacaktýr. Ama, bu bölgesel savaþýn, uluslararasý emperyalist sistem içerisindeki yarýlma ve bölünme üzerindeki etkisi de muazzam olacaktýr. Türkiye ve Ýran’ý karþý karþýya getirecek bir savaþ emperyalist bir savaþ olacaktýr. Çünkü, uluslararasý emperyalist güçlerin ve onlarýn iþbirlikçilerinin bir savaþý olacaktýr. Bu tür bir savaþ karþýsýnda, küçük-burjuvazi de dahil hiçbir sýnýf emperyalistler karþýsýnda baðýmsýz kalabilecek bir politika üretemeyecekler ve açýkça þoven bir konuma sürükleneceklerdir. Bu emperyalist savaþ karþýsýnda komünist hareketin taktiði bellidir. Önce bir komünist partisi inþa etmek, daha sonra da bu emperyalist savaþý iç savaþa çevirerek devrim aracýlýðýyla burjuvaziyi iktidardan alaþaðý ederek Ortadoðu’da bir Sosyalist Cumhuriyetler Birliði kurulmasýna çalýþmak ve bu sonuncusunu da dünya sosyalist devriminin kaldýracý haline getirmeye çalýþmaktýr. DEVRÝMCÝ BÜLTEN Devrimci Bülten Sayý 41 Devamý...
(1) Aslýnda, bu sayýnýn baþyazýsýný AB ile Türkiye iliþkileri konusunda Ekim 2005’te kabul edilen Müzakere Çerçeve Belgesi’ne ve bu çerçevenin kýsa ve orta dönemde Türkiye’nin iç politikasýndaki etkilerine ayýrmýþtýk. Ancak, Ýran’ýn son bir kaç ayda dünya politikasýnda neredeyse baþ köþeye oturmasý sonucunda bu makaleyi ertelemeyi uygun gördük.
|
 |
|
|
|