[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 40 (2) }
| Devrimci BültenENTERNASYONALÝZMÝN BAZI TEORÝK SORUNLARI ÜZERÝNE (II)(1)
(KOMÜNÝST ENTERNASYONAL ÝÇÝN BÝR DÜNYA STRATEJÝSÝ) (K. Erdem)

V-“Ulusal” Devrim ve Uluslararasý Devrim


Ýlk bakýþta sorun basitmiþ gibi görünmektedir ve ulusal biçimdeki sosyalist devrimler ile uluslararasý sosyalist devrim arasýndaki iliþki de genel olarak þu þekilde konulmaktadýr: Her ülkenin proleteryasý kendi sosyalist devrimini yaptýðý ölçüde uluslararasý sosyalist devrime de katkýda bulunmuþ olmaktadýr.

Bu tür bir teorik yaklaþým eksiktir ve eksik olduðu için de yanlýþtýr. Uluslararasý sosyalist devrim, ulusal biçimdeki sosyalist devrimlerin basit bir toplamý deðildir. Her ülkenin sosyalist devriminin kendi içine kapalý ve diðer ülkelerin sosyalist devrimleriyle üst üste düþen (yani birinin diðerini tamamladýðý ve etkilediði) deðil ama yan yana düþen (yani iç-birliklerinin birbirlerinden koparýlmasý) bir biçimde ele alýnmasý ve diðer devrimlerden ayrýlmasý, komünist savaþýmýn evrensel birliði açýsýndan kabul edilemezdir. Çünkü daha önce de gördüðümüz gibi Uluslararasý Mali-Oligarþi, ulusal burjuva devletlerin basit bir toplamý deðildir. Çeþitli biçimlerdeki burjuva devletlerin iç içe geçerek oluþturmuþ olduklarý ve en güçlülerin egemenliði altýnda yukarýdan aþaðýya doðru örgütlenen bir uluslararasý ekonomik, politik ve askeri yapýdýr.

Yine ayný þekilde emperyalist dünya ekonomisi ulusal ekonomilerin basit bir toplamý deðildir. Çeþitli geliþme derecelerine sahip ekonomilerin iç içe geçmiþ bir toplamýdýr ve bundan dolayý da bu emperyalist dünya ekonomisini oluþturan çeþitli biçimdeki ekonomiler, neden-sonuç iliþkileri içerisinde karþýlýklý olarak birbirleri içerisine daðýlmýþlardýr. Bunun en iyi göstergesi dünyanýn herhangi bir bölgesindeki bir ekonomik krizin, dünyanýn baþka bir bölgesini etkilemesidir.

Bundan þu sonuç çýkmaktadýr: Ulusal ekonomiler dünya ekonomisinin sonuçlarý olarak ortaya çýkmaktadýrlar. Her ülkenin ekonomisi dünya ekonomisine (bütüne) farklý biçimlerde baðlýdýr ve bunun sonucudur. Ama daha önce de gördüðümüz gibi sonuçlarýn kendisi de kendi içerisinde eþitsizlik göstermektedir ve biri diðerine baðýmlý olarak varolmaktadýr.

Ulusal ekonomilerin karþýlýklý olarak birbirleri içerisine yayýlmasý (nedenler ve sonuçlar olarak(2) ) bütünlük kavramýnýn gereðidir. Emperyalist dünya ekonomisinin genel niteliði içerisinde, neden ve sonuçlarýn karþýlýklý olarak içiçe geçmesi ve birbirleri içerisine yayýlarak aralarýnda genel bir baðlantýnýn oluþmasý hem emperyalist politikanýn ve stratejinin hem de Komintern’in politikasýnýn ve stratejisinin nesnel temelini oluþturur. Bundan þu sonuç çýkar ki, bir ülkenin sosyalist devrimi kendi kendine yeterli olamaz.

Bir ülkenin sosyalist devriminin ulusal biçimi ile uluslararasý içeriði (tarihsel yeri ve rolü) birbirlerine karþýt bir þekilde geliþirler. Devrim fiziksel olarak ulusal biçimden uluslararasý biçime doðru geliþir ama bu tarihsel eylem daha belirmeden önce nesnel yapý içerisindeki kuvvet yapýsý tarafýndan belirlenmiþtir. Bir devrimin tarihsel rolü ve gücünün sýnýrlarý daha ortaya çýkmadan önce evrensel bütünlük içerisinde verili durumdadýr. O, bütünün genel iliþkileri içerisinde, kendisine tarihsel olarak yüklenmiþ olan tarihsel-sosyal enerjiden fazlasýný açýða çýkaramaz. Açýða çýkan tarihsel ve sosyal enerji, uluslararasý içerik (bütün) içerisinde varolduðu nicel oran kadar olabilir. Onun için bir devrim ulusal biçimden önce uluslararasý içeriði tarafýndan belirlenmiþtir. Devrim belki fiziksel olarak ulusal biçimden uluslararasý biçime doðru geliþmektedir ancak tarihsel yeri ve anlamý olarak uluslararasý içeriðinden ulusal biçimine doðru olmaktadýr.

Uluslararasý emperyalist ekonomik ve politik iliþkiler içerisindeki eþitsizlik (3), kaçýnýlmaz olarak sosyalist devrimlerin birbirleriyle olan iliþkilerine de yansýmaktadýr. Uluslararasý içerikteki bütün olumlu, olumsuz yanlar ve eþitsizlikler, uluslararasý biçim içerisinde kendini gösterir. Ýþte Komintern’in Uluslararasý Stratejisi, eþitsizlikleri içerisinde ortaya çýkan sosyalist devrimlerin birbirleriyle karþýlýklý etkilerini inceleyerek, bu devrimlerin zaman ve mekan içerisinde bir bütün olarak belirli bir amaç doðrultusunda birleþtirilmesiyle uðraþýr.

III. Enternasyonal (1919-1923) döneminde dünya burjuvazisi ile dünya proletaryasý arasýndaki politik ve askeri savaþým tarihte en yüksek düzeye çýktýðý zaman ve dünya proletaryasý ilk defa uluslararasý bir parti aracýlýðýyla emperyalist merkezlerdeki iktidarlara göz dikip ve onlarý sallamaya baþladýðý zaman, uluslararasý komünist hareketin (UKH), bazý eksik ve zaaflarý da açýða çýkmaya baþladý. UKH savaþta, kendi çabalarýný emperyalist burjuvazinin çabalarýna uyarladýðý zaman bazý noktalarda (özellikle strateji ve taktik noktasýnda) hazýrlýksýz yakalandýðýný fark etti. Çünkü emperyalistlerin hem birbirleri karþýsýnda hem de dünyanýn bazý bölgeleri ile ilgili olarak önceden hazýrlamýþ olduklarý az çok bir planlar bütünlüðü vardý. 1870’li yýllardan 1914’e kadar olan dönem zarfýndaki emperyalist diplomasinin tarihi ayný zamanda emperyalistlerin stratejik ve taktik biliminde kat ettikleri geliþmelerin de tarihidir. (4)

Lenin Alman komünistlerine 14 Aðustos 1921’de yazdýðý bir mektubunda Enternasyonal’in stratejik ve taktik sorunlarýndaki eksikliði noktasýnda þöyle yazýyordu:
“Taktik ve stratejik yöntemlerimiz (uluslararasý ölçekte deðerlendirecek olursak) hala, Rusya örneðinden öðrenmiþ ve “gafil avlanmasý”na izin vermeyecek olan burjuvazinin mükemmel stratejisinin gerisindedir. Fakat gücümüz daha fazladýr, ölçülemeyecek kadar fazladýr; taktik ve stratejiyi öðreniyoruz; bu “bilim”de 1921 Mart eyleminin hatalarýnýn deneyimleri temelinde ilerlemeler kaydettik. Bu “bilim”de tamamen uzmanlaþacaðýz.” (Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal-Belgeler-Cilt-II, s. 254-255, Maya Kitaplarý)
III. Enternasyonal(1919-1923)’in tecrübesi temelinde bugünkü dünya komünistlerinin bir Dünya Stratejisi hazýrlamasý gerekmektedir. Ancak bunun için tecrübenin kendisini doðru incelemek ve onun olumlu ve olumsuz yanlarýný açýða çýkarmak gerekir, ki bunun için III. Enternasyonal’i uluslararasý proletaryanýn savaþýmýnda doðru bir tarihsel yere yerleþtirmek gerekir.

Þimdi komünistlerin þu soruyu sormasý gerekmektedir: Bugünkü tarihsel aþamada, III. Enternasyonal (1919-23) Komünizme giden yolda neyi ifade etmektedir ve tarihteki yeri tam olarak nedir?

VI-III. Enternasyonal (1919-23)’in Tarihteki Yeri ya da “Dünya Devrimi’nin 1905”ini “Dünya Devrimi’nin 1917 Ekimi” ile Birleþtirmek

Dünya iþçi sýnýfý hareketinin tarihine baktýðýmýz zaman her devrimin bir öncekinden daha zengin olduðunu görmekteyiz. Örneðin Fransa’daki 1848-1852 devrimci dönem 1830 Temmuz devriminden daha ileriydi. Ayný þekilde Paris Komünü, 1848-52 devriminden daha ileriydi çünkü iþçi sýnýfý tarafýndan biçimsel ve kýsa bir dönem için de olsa politik iktidarýn zapt edilmesi söz konusuydu. Ama 1905 Rus Devrimi, tarihsel olarak ortaya çýkardýðý özellikler bakýmýndan hiç de Paris Komünü’nden aþaðý kalmadý. Her ne kadar iktidarýn zapt edilmesi söz konusu deðilse de bu devrimin ortaya çýkarmýþ olduðu Sovyetler, Bolþevik Parti ve 1905 Aralýk Ayaklanmasý Marksist teorinin geliþmesinde önemli bir yere sahip oldular. Ekim 1917 Devrimi ise 1905’in teorik ve pratik kazanýmlarýný da aþarak eseri daha da zenginleþtirdi.

Tarihsel geliþimi içerisinde komünist hareketin niteliðinin bu geliþimi hiç kuþkusuz III. Enternasyonal (1919-23)’den sonra durmuþtur. Ama bu demek midir ki gelecek komünist hareket III. Enternasyonal’den daha nitelikli olmayacaktýr? Hayýr, gelecek komünist hareket III. Enternasyonal’den daha nitelikli olacaktýr ve olmak zorundadýr. Tarih ona baþka bir seçenek býrakmayacaktýr.

Bu noktada III. Enternasyonal’in tarihteki yeri ve rolü sorunu ortaya çýkmaktadýr. Geçmiþ ve geleceðin düþünsel birleþtirilmesi kanýmca bizi þöyle bir sonuca doðru götürmektedir:1905 Rus Devrimi 1917 Ekim Devrimi’nin yolu üzerinde nasýl bir tarihsel iþleve sahip olmuþsa, ayný þekilde, III. Enternasyonal(1919-23) de gelecek dünya devrimi açýsýndan ayný tarihsel iþleve sahiptir. Bu durumu daha açýk bir þekilde formüle edersek eðer þöyle söyleyebiliriz: III. Enternasyonal dünya devriminin “1905”dir ve gelecek dünya devriminin “genel bir provasý” olmuþtur.

III. Enternasyonal neden “Dünya Devriminin 1905”dir?

III. Enternasyonal döneminde dünya sosyalist devriminin baþýna gelenler, 1905 devriminde Rus proletaryasýnýn baþýna gelmiþtir. Benzerlik çok þaþýrtýcýdýr:

  • 1905 devrimi patlak verdiði zaman, Bolþevik Parti daha yeni kurulmuþtu ve devrimci kitle deneyiminden yoksun bir durumdaydý. Kýsacasý devrime hazýrlýksýz yakalanmýþtý. Ayný þekilde III. Enternasyonal kurulduðu zaman ve emperyalizmin dünya bunalýmý doruk noktasýna çýktýðý zaman, Enternasyonal içerisinde Bolþevik Parti’nin dýþýnda gerçek bir komünist partisi yoktu. Bir çoðu propaganda örgütleri biçimindeydiler. Bu durum III. Enternasynal’i emperyalizm karþýsýnda çok zora sokuyordu. Belki proletaryanýn dünya partisi kurulmuþtu (uluslararasý proletaryanýn en iyi unsurlarýný baðrýnda toplamasý anlamýnda) ama büyük iþçi kitlelerini dünya devrimi için kazanamýyordu. Kuvvetlerin belirli bir mekan içerisinde toplanmasýna belirli bir zaman içerisinde toplanmasý uygun düþmüyordu. Yani devrim için gerekli kuvvetlerin bir yere toplanmasý için gerekli olan zaman devrimci dönem ile uyuþmuyordu. Emperyalizmin bunalýmý doruk noktasýndayken komünist partiler zayýftý ve devrim aný kaçýrýlýrken partiler kitleselleþmeye çalýþýyordu. Aslýnda onlarýn kitleselleþmeye çalýþtýklarý dönemler iktidarýn alýnmasý dönemleri olmalýydý. Bunun nedeni dünya devriminin “ritmik yapýsýnýn” bozulmuþ olmasýydý, ki bu da komünistlerin II. Enternasyonal’den zamanýnda kopamamalarýndan ve ona karþý mücadeleyi zamanýnda verememelerinden kaynaklanýyordu. 1905’te Bolþevik Parti’nin hazýrlýksýz olma ve kitlelerin gerisinde kalma durumunu daha sonra III. Enternasyonal yaþadý.
  • 1905 devriminde Bolþevikler “zaman darlýðýndan” dolayý yani yeni kurulmuþ ve hazýrlýksýz olmalarýndan dolayý küçük-burjuvaziyi tarafsýzlaþtýramadýlar (5) ve liberal burjuvaziyi de Rus iþbirlikçi tekelci sanayi burjuvazisinden tecrit edemediler ve bundan dolayý da yarý-proleterleri kazanamayarak iktidarýn alýnmasý giriþiminde (1905 Aralýk Ayaklanmasý) sayýsal üstünlüðü saðlayamadýlar ve bunun sonucu olarak da yenildiler.
Ayný þekilde III. Enternasyonal, Rusya dýþýnda özellikle Almanya, Ýtalya, Avusturya, Polonya, Macaristan’da II. Enternasyonal’in temsilcilerini emperyalist burjuvazi karþýsýnda tarafsýzlaþtýramadý ve orta sýnýflarý ondan ayýramadý. Çünkü iktidarýn alýnmasý için burjuvazinin kendi arasýnda bölünmesi ve proletarya karþýsýnda birleþememesi þarttýr. Ama komünist partilerin olmayýþý ve olanlarýn da deneyimsiz ve sallantýlý oluþu, kitlelerin sosyal-demokratlardan ve orta sýnýflardan koparýlamamasýna neden oldu. Bu sonuncular da emperyalist burjuvazinin yedeðine düþerek komünistlere karþý katliamlar örgütlediler. Bu noktada yani küçük-burjuvazi ve liberal burjuvazi karþýsýnda proletarya, gerekli bilinç ve örgütlenme düzeyine sahip deðildi ve Bolþevik Parti’nin 1905 devrimindeki durumunu yansýtýyordu.
  • Bu noktayý daha öncede belirttik ama yine de tekrar edelim. 1905 devriminde Bolþevikler “kaderi tayin eden noktada” yani iktidarýn alýnmasý ve korunmasýnda (a ve b þýkkýndaki nedenlerden dolayý) baþarýlý olamadýlar. Bunun sonucu olarak da politik inisiyatifi ellerinden kaçýrarak bozguna uðradýlar. Daha sonra adým adým tekrar diktatörlüðün restorasyonu saðlandý. Böylece Bolþevikler ayaklanmaya kadar elde etmiþ olduklarý politik kazanýmlarý kaybettiler ve tekrar yeraltýna çekilmek zorunda kaldýlar.
Ayný þey III. Enternasyonal’in de baþýna geldi. Bu dönemde Enternasyonal’in seksiyonlarýndan birisinin iktidarý ele geçirdikten sonra onu korumasý ancak emperyalizmin “asgari bir düzeyde dengelenmesi” ile mümkündü. Bu noktada Alman devrimi bir tür “kaderi tayin eden nokta” iþlevini görüyordu. Enternasyonal Alman devrimini kaybettiði zaman, Rus proletaryasý da elindeki iktidarý yarý-proletarya lehine kaybetti. Ama bu kaybetme de kendine özgü bir þekilde geliþti. Önce iktidar içerisinde hegemonyayý yarý-proletarya lehine kaybetti. Daha sonra da özellikle 1928’den sonra Birinci Beþ Yýllýk Plan döneminde de iktidardan, yarý-proletarya ve teknokrat küçük-burjuvalar iktidar bloku tarafýndan tamamen uzaklaþtýrýlarak tekrar baský ve sömürü altýna alýndý. (6) Yani Alman devrimini kaybeden Enternasyonal o zamana kadar elde etmiþ olduðu kazanýmlarý da kaybetti.

1905 devriminin yenilmesi gibi III. Enternasyonal (1919-23) de yenildi ama 1905 devriminin tecrübesine benzer de bir tecrübe býraktý gelecek Enternasyonal’e. 1905 tecrübesi Bolþeviklere gelecek devrimde iktidarý nasýl ele geçireceklerini gösterdi. Devrim döneminde neleri yapmalarý neleri yapmamalarý gerektiðini gösterdi. III. Enternasyonal de gelecek Enternasyonal’e sosyalist devrimi emperyalist ülkelerde gerçekleþtirirken nasýl hareket edilmesini ve nelerin yapýlmasýný ve nelerin yapýlmamasý gerektiðini göstermiþtir. Bu noktada o gelecek dünya devriminin genel bir provasý olmuþtur. Yani bugünkü emperyalizm tarihin en büyük devrimine gebedir ve gelecek Enternasyonal bu devrimin ebesi rolünü oynayacaktýr.

VII-Genel Kar Oranlarýnýn Rekabet Yoluyla Uluslararasý Çapta Eþitlenmesi

Komintern için bir dünya stratejisinin genel hatlarýna geçmeden önce, bu stratejinin oluþmasýna götürecek olan nedenleri incelemek gerekir. Çünkü oluþturulan strateji bir sonuçtur. Eðer bazý çok önemli teorik belirlenimler yapmadan tek stratejiyi ortaya koyarsak, o zaman okur çok haklý bir þekilde “niçin strateji baþka biçimde kurulmuyor da bu biçimde (bu yazýnýn III. bölümünde koyacaðýz) kuruluyor?” sorusunu soracaktýr. Onun için bu noktayý karanlýkta býrakmamak için ve anlaþýlýr kýlmak için ve de IV. Bölümde ortaya koyduðumuz emperyalist hiyerarþinin ve ekonomik-politik krizin yönünün doðru anlaþýlmasý için iki önemli teorik sorunu çözmek gerekir:
a-Gelecek emperyalist savaþta7 hangi emperyalist kamp kazanacaktýr?
b-Kazanan niçin kazanacak ve kaybeden de niçin kaybedecek?

Kýsacasý emperyalist savaþta “hangi kamp kazanacak/kaybedecek?” ve “niçin” sorularýný cevaplamak gerekir. Ama bunun için III. Enternasyonal dönemine gitmek ve I. emperyalist savaþta ortaya çýkan “rastlantýlarýn” hangi tarihsel zorunluluðun etkisi altýnda gerçekleþtiklerini incelemek ve açýða çýkartmak gerekecektir.

I. emperyalist savaþta kazananlar ile kaybedebler þanslý ya da þanssýz olduklarý için mi kazanmýþ ya da kaybetmiþlerdir?

Ýdealizmin çeþitli tezahürünü oluþturan ideolojik akýmlar buna farklý cevaplar vereceklerdir. Ama materyalist tarih anlayýþýný savunan Marksistlerin bu noktadaki eleþtirisi çok daha farklý ve bilimsel olacaktýr. Çünkü gerçeðin tam bir resmini ancak tarihsel materyalist anlayýþ verebilir.

Bu savaþýn neden böyle sonuçlandýðýna ve bu savaþa katýlan ülkelerin karþýlýklý olarak avantaj ve dezavantajlarýný belirleyen tarihsel koþullara kýsaca gözatmak gerekir. Ama bunu yapabilmek için savaþ öncesi Avrupa’nýn ekonomik ve politik evrimini kýsaca da olsa incelemek gerekir. Bu inceleme bize çok önemli bir-kaç genel teorik sonuç çýkarma imkaný verecektir.

Bunlardan ilki, genel kar oranlarýnýn rekabet yoluyla nasýl eþitlendiðini ve bunun tarihsel sonuçlarýnýn neler olduðunu ya da ne gibi tarihsel sonuçlara yolaçabileceðini kavramýþ olacaðýz. Ýkincisi ise, çeþitli tarihsel koþullar içerisinde ortaya çýkan politikalarýn ve bunlarýn uygulayýcýlarýnýn (liderler) olumlu ve olumsuz özelliklerinin, bu kiþilerin temsil etmiþ olduklarý sýnýflarýn tarihsel yerinin kaçýnýlmaz sonuçlarý olduklarýný göreceðiz. Kýsacasý kazananlar ya da kaybedenler yine ayný þekilde tarihte deha ya da dahi olarak ortaya çýkanlar, materyalist tarih anlayýþýna göre, kendilerinde barýndýrdýklarý özelliklerin deðil ama bu özelliklerin belirli sýnýflarýn tarihsel özelliklerinin yansýmasýnýn kiþisel bazda dýþa vurumu olarak ortaya çýkmalarýdýr. Yani kiþilerin özellikleri temsil etmiþ olduklarý sýnýflarýn tarihsel yerlerinden ayrý düþünülemez. Bu durum bizi, kiþileri, tarihsel olaylarýn akýþý içerisinde abartýlý bir yere koymamamýza yardým ederek, gerçek tarihsel nedenlerin incelenmesine ve araþtýrýlmasýna daha çok itecektir.

Tarihsel materyalizm, kapitalizmin bütün biçimlerinin (serbest rekabetçi, klasik emperyalizm ve uluslararasý emperyalizm) temelde ortak hareket yasalarýna dayandýðýný öðretir. Onun için kapitalizmin önceki biçimleri içerisinde bu hareket yasalarýnýn iþleyiþinin ve bunlarýn tarihsel sonuçlarýnýn incelenmesi ve kavranýlmasý, sürecin mevcut eðiliminin yönünün görülmesine yardýmcý olur. Bu noktada burjuva ekonomik ve politik iliþkilerin tarihsel evrimi incelerken, özellikle de bir yasanýn iþleyiþinin tarihsel sonuçlarýný dikkatle izlemeye çalýþacaðýz. Bu yasa yukarýda da belirttiðimiz gibi genel kar oranlarýnýn rekabet yoluyla eþitlenmesi yasasýdýr ve bunun tarihsel sonuçlarýyla ilgilidir. Kanýmca Marksistler bu yasanýn iþleyiþinin tarihsel sonuçlarýna yeteri kadar dikkat göstermemiþlerdir. Ama bazen de onlarý bundan alýkoyan bazý tarihsel engeller vardý. Bu noktada beylik laflar etmeye gerek yoktur çünkü sorun oldukça zor ve karmaþýktýr. Bunu belirtmek için de Engels’in tanýklýðýna baþvuralým. Sombart’ta bir mektubunda þöyle yazmaktadýr:
“Her bireysel kapitalist, en yüksek karýn peþinde koþar. Burjuva iktisadý, her biri bu en yüksek kar ardýndaki yarýþmanýn eþit yani her bir kapitalist için yaklaþýk olarak eþit genel bir kar oraný sonucunu verdiðini keþfetmiþtir. Ancak ne kapitalistler ne de burjuva iktisatçýlarý, bu yarýþýn amacýnýn, toplam sermaye üzerinden hesaplanan toplam artý-deðerin, yüzde olarak orantýlý bölüþümü olduðunu anlamamýþlardýr. (abç)

Lakin, bu eþitlenme olgusu gerçekte nasýl meydana gelir? Aslýnda bu, Marx’ýn da üzerinde pek fazla bir þey söylemediði çok ilginç bir noktadýr. (abç) (. . . ) Marx’ýn ilk yaptýðý taslakta geliþtirmediði bu nokta üzerinde daha epeyce çalýþmanýn yapýlmasý zorunluluðu vardýr. Herþeyden önce, burada elimizde, Kapital, cilt III, s. 206-213’teki bilgiler var (. . . ) Bu arada þunu da belirtmek isterim ki, bu sürecin gerçekten etraflý bir araþtýrmayý gerektiren ve buna karþýlýk çok ödüllendirici sonuçlar vaat eden hakiki bir tarihsel serimi Kapital’e çok deðerli bir katký olabilir. (8) ” (F. Engels, W. Sombart’ a mektup, 11 Mart 1895, K. Marx-F. Engels Seçme Mektuplar, s. 126-127, Evrensel Basým-Yayýn)
Engels’ten yaptýðýmýz alýntýnýn önemli noktalarýný belirtirsek eðer:

  • En yüksek kar peþinden koþan kapitalistler, belirli bir zaman sonra, yaklaþýk olarak eþit bir kar oraný ile karþýlaþýrlar. Yani genel kar oranlarý rekabet yoluyla eþitlenir.
  • Ama bu eþitlenme toplam sermaye üzerinden hesaplanan toplam artý-deðerin yüzde olarak orantýlý bölüþümü biçiminde ortaya çýkar. (9)
  • Ayný zamanda Marx’ýn üzerine fazla bir þey söylemediði bir noktadýr. Ama bunu þu þekilde yorumlamak gerekir: Marx bu yasanýn soyut bir serimi ile yetinmiþ ama bunu somut bir þekilde yani kapitalizmin belirli bir tarihsel dönemi içerisinde örneklendirmemiþtir.

Bu üç noktayý kýsaca da olsa açarak konunun biraz daha ayrýntýlarýna inmeye çalýþalým.

Genel kar oranlarý rekabet yoluyla nasýl eþitlenir? Bu yasanýn iþleyiþini nasýl anlamak gerekir?

Yasanýn iþleyiþi dinamik bir yapýya sahiptir. Yani sürekli geliþme eðilimi içerisinde olan bireysel iþkollarýnýn sermayelerinin daha da artmasý hatta kar oranlarý tedrici olarak düþerken, emeðin üretken gücünün daha da geliþerek, kar kitlesinin artmasý temelinde olmaktadýr. Kýsacasý genel kar oranlarýnýn eþitlenmesi, kar oranlarý düþerken ama kar kitlesi çoðalýrken, kapitalizm geniþlemesine ve derinlemesine geliþirken ortaya çýkmaktadýr. Yani sermayenin tarihsel olarak geliþmesi içerisinde genel kar oranlarýnýn bir eþitlenmesi söz konusudur.

Genel kar oranlarýnýn eþitlenmesi, kapitalizmin eþitsiz geliþmesinden dolayý birden ya da kýsa bir dönem içerisinde gerçekleþmez. Bunun için çok büyük tarihsel dönemler gereklidir. Genel kar oranlarýnýn rekabet yoluyla uluslararasý çapta göreceli eþitlenmesi, dünyanýn çeþitli bölgelerindeki ekonomilerin birbirlerine eklemlenmelerinin genel bir sonucu olarak ancak ortaya çýkabilir. Bunun nedeni kapitalist üretim iliþkilerinin , bölgesel ekonomiler biçiminde geliþmesinden kaynaklanmaktadýr. Onun için uluslararasý eþit bir genel kar oraný, bölgesel ekonomiler temelinde örgütlenen uluslararasý tekelci sermayelerin, bu bölgesel ekonomiler içerisinde elde etmiþ olduklarý karlarýn uluslararasý (global) toplamýnýn, karþýlýklý olarak eþit bir düzeye gelmesinden oluþmaktadýr. Serbest rekabetçi ve klasik emperyalizm döneminde, genel kar oranlarýnýn eþitlenmesi, ulusal ekonomilerin birbirlerine uluslararasý çapta eklemlenmeleri ve bu temelde karþýlýklý olarak eþit bir genel kar oranýnýn elde edilmesi sonucunda oluþuyordu. Bugün bu durum bölgesel ekonomiler temelinde ortaya çýkmaktadýr.

Ama bu yasanýn iþleyiþi de görecelidir. Yani kesin bir gerçeklik olmasýndan ziyade genel bir eðilim olarak kendisini ortaya koyar:

“Kapitalist üretimde genel yasa, ancak çok karmaþýk ve yaklaþýk bir biçimde egemen bir eðilim ve sürekli dalgalanmalarýn hiçbir zaman kesinlikle belirlenemeyen ortalamasý olarak iþler.” (K. Marx, Kapital cilt-III, s. 146, Sol Yayýnlarý)

Eþit bir ortalama (genel) karýn oluþmasý, kar oranlarýnýn tedrici düþüþünün ve bu düþüþe zýt yönde etkide bulunan faktörlerin bir sonucu olarak ortaya çýkar. Bundan þu sonuç çýkar ki, kar oranlarý düþerken ve bu düþüþün genel eðilimi üzerinde, bu eþitlenme eðilimi ortaya çýkar. Ama kar oranlarýnýn düþüþünün kapitalizmin üretici güçlerinin geliþmesinin baþka bir ifadesi olduðu da Marksist teoride çok açýktýr:

“Genel kar oranýndaki bu sürekli düþme eðilimi tam da emeðin toplumsal üretkenliðindeki sürekli geliþmenin (abç) kapitalist üretim tarzýna özgü bir ifadesidir.” (Marx, age, s. 190)
Kar oranlarýnýn düþmesi “... emeðin üretkenliðindeki artýþýn bir baþka ifadesidir.” (Marx, age, s. 192)

Demek ki genel kar oranlarýnýn rekabet yoluyla eþitlenmesi, kar oranlarýnýn düþmesi ve böylece de kapitalizmin üretici güçlerinin geliþmesi temelinde ortaya çýkmaktadýr. Bu noktayý hiçbir zaman unutmamamýz gerekmektedir.

Eþit ortalama (genel) bir kar oranýnýn oluþmasý, çok karmaþýk bir süreç olup (özellikle somut süreçler içerisinde anlaþýlmasý açýsýndan) gerçekleþmesi hem çok uzun tarihsel dönemleri gerektirir yani yavaþ iþleyen bir süreçtir hem de kapitalist üretim ve bölüþüm iliþkileri ancak bütünlüðü içerisinde ele alýnýrsa yani tek bir evrensel süreç olarak alýnýrsa anlaþýlabilir. Zaten Kapital’in üçüncü cildinde Marx ve yine yukarýdaki alýntýda da Engels’in belirttiði gibi bu yasa ancak “toplan artý-deðer” üzerinden anlaþýlabilir.

Önce ilk noktayý biraz açalým.

Genel kar oranýnýn eþitlenmesi niçin uzun bir tarihsel dönemi kapsar? Bu noktanýn anlaþýlmasý, sorunun genel çerçevesinin anlaþýlmasý açýsýndan önemlidir.

Marx’ýn Kapital’in üçüncü cildinde de belirttiði gibi genel bir kar oranýnýn yapýsýnda (özellikle de eþitlenmesi) ortaya çýkan deðiþmeler yavaþ iþleyen bir süreçtir:

“Bireysel üretim alanlarýndaki fiili kar oranlarýnda, göreceðimiz gibi, sürekli büyük deðiþiklikler olmasýna karþýn, genel kar oranýnda gerçek bir deðiþme, olaðanüstü ekonomik olaylarýn istisnai bir biçimde yarattýklarý bir þey olmadýkça, çok uzun bir döneme yayýlan ve genel kar oranýnda bir deðiþiklik meydana getirmek üzere birbirlerini kararlý ve dengeli hale getirmeleri epeyce zaman alan bir dizi dalgalanmalarýn gecikmiþ etkileridir.” (Marx, age, s. 150)

Yine baþka bir yerde:
“Kar oranýnýn yükselmesine ya da düþmesine yol açan bir yýðýn farklý nedenler karþýsýnda, bütün bu söylenenlerden sonra, genel kar oranýnýn her gün deðiþmek zorunda olduðu sanýlabilir. Ne var ki, bir üretim alanýndaki bir hareket bir baþka alandaki hareketle telafi edilir;Bu dalgalanmalarýn en sonunda nerede toplanacaklarýný daha sonra inceleyeceðiz. Ama bunlar yavaþ hareket ederler. (abç)”(Marx, age, s. 152)

Uluslararasý genel eþit bir kar oranýnýn oluþmasý, kapitalizmin bir biçiminin neredeyse bütün bir tarihsel dönemini kapsar. Ama bu oluþum da kendi içerisinde aþaðý-yukarý üç dönemi kapsar. Kapitalizmi tarihsel geliþmesi içerisinde incelersek eðer, genel kar oranlarýnýn eþitlendiði çeþitli tarihsel dönemleri þöyle belirleyebiliriz:

I-1759-1815 (küçük katman)
II-1815-1847 (orta katman) (Serbest Rekabetçi Sermaye))
III-1848-1873 (büyük katman)

IV-1873-1893 (küçük katman)
V-1894-1914 (orta katman) (Klasik Tekelci Sermaye)
VI-1918-1940 (büyük katman)
VII-1945-1973 (küçük katman)
VIII-1975-2005(Ama bu süreç daha tamamlanmamýþtýr) (orta katman)
IX-(?)-(?) (büyük katman) (Uluslararasý Tekelci Sermaye)

Sanayi kapitalizmin hemen öncesi olan ticari kapitalizm döneminde genel kar oranlarýnýn eþitlenmesini bir kenara býrakýrsak eðer, (10) genel kar oranlarýnýn göreceli olarak eþitlendiði (elbette buna bir eðilim olarak bakmak gerekir) dönemler kabaca 1815, 1847, 1873, 1893, 1914, 1940, 1973 ve içinden geçtiðimiz dönemlerdir. Bu tarihlerin ayný zamanda dünya ekonomisinde ve siyasetinde çok önemli dönüm noktalarý olduðu hemen anlaþýlýr. Kapitalizmin genel tecrübesi bize, genel kar oranlarýnýn eþitlenmesinin kapitalizmin her biçimi içerisinde üç defa oluþtuðunu göstermektedir.

Bundan çýkan en önemli teorik sonuç þudur: Genel kar oranlarýnýn eþitlenmesi, kapitalizmin tarihsel geliþimi içerisinde yeni bir kapitalist üretim tarzýnýn (az ileride bu noktayý açacaðýz) eskisinden daha üstün olarak ortaya çýkmasý, geliþmesi ve bütün kapitalist sistemi kendisine baðlamasý ya da genelleþmesi anlamýna gelmektedir. Az yukarýda, kar oranlarýnýn tedrici düþüþünün aslýnda kapitalizmin üretici güçlerinin geliþmesinin sonucu olduðunu gördük. Ayný þekilde genel kar oranlarý da kapitalizmin üretici güçlerinin geliþmesi temelinde eþitlenme eðilimi gösterir. Bu eþitlenme ayný zamanda yeni kapitalist üretim tarzýnýn (bu yeni üretim tarzýný kapitalizmin bir biçimi olarak anlamak gerekir) da rekabet halinde olan kapitalist gruplar içerisinde de giderek genelleþtiði anlamýna gelir.

Kapitalist sistem anarþik bir üretim yapýsýna sahip olduðu için bu sistem içerisinde düzenleyici (regülatör) rolü deðer yasasý aracýlýðýyla rekabet yapar. Rekabet, toplumsal sermayeyi (günümüzde bu dünya toplumsal sermayesidir) çeþitli üretim alanlarý arasýnda öyle bir þekilde daðýtýr ki, belirli bir zaman dilimi sonunda yeni kapitalist üretim tarzýnýn avantajlarýný elinde bulunduran kapitalistlerin yüksek karlarý ile ortalamanýn altýnda bir kar elde eden kapitalistlerin karlarý ortalama kar temelinde eþitlenmeye baþlar. Bu da kapitalizmin geliþmesi temelinde olur. Þayet bu eþitlenme eðilimi olmasaydý, kapitalizmin bütün ve “dengeli” bir geliþimi söz konusu olamazdý. Bu yasa kapitalizmin çok önemli bir yasasý olup, üretimin anarþik yapýsýnýn kaçýnýlmaz sonucudur.

Ama genel kar oranlarýnýn rekabet yoluyla eþitlenmesini doðru bir þekilde anlamak gerekir. Bunun için de Metalarýn deðerlerinin Üretim-Fiyatlarýna nasýl dönüþtüðünü kavramak gerekmektedir.

Metalarýn deðerleri üzerinde deðiþilmeleri ile üretim-fiyatlarý üzerinde deðiþilmeleri, toplumsal üretimin farklý geliþme derecelerine tekabül eder. Küçük meta üretiminin toplumsal üretimin temelini teþkil ettiði çeþitli dönemlerde (bu köleci, feodal ve kapitalizmin yeni yeni nüfuz etmeye baþladýðý ama daha tam geliþme saðlayamadýðý dönemlerdir), üretim araçlarýnýn üreticilerin mülkiyetinde olduðu ve daha geliþmiþ bir iç pazarýn oluþmadýðý koþullarda, üreticilerin ürünleri olan metalar aþaðý-yukarý ayný toplumsal üretim koþullarýnda gerçekleþiyordu ve bunun sonucunda da metalarýn fiyatlarý ile deðerleri de çakýþýyordu. Ya da fiyatýn deðerden sapmasý pek önemsizdi. Bundan dolayý metalar deðerleri üzerinden satýlýyordu. Çünkü üreticiler, iþbölümünün fazla geliþmemiþ olmasýndan dolayý ve küçük yerleþim bölgelerinde yaþadýklarýndan dolayý, kabaca ve göz kararýyla birbirlerinin metalarý için harcadýklarý emek-zamanlarýný yaklaþýk olarak tahmin edebiliyorlardý. Özellikle paranýn ortada olmadýðý ya da deðiþime girmediði yani trampa sisteminin aðýrlýkta olduðu durumlarda metalar deðerleri üzerinden satýlýyordu. Ancak küçük meta üretiminin önce manüfaktür daha sonra da büyük ölçekli sanayi tarafýndan aþýlmasýndan ya da çözülmesinden sonra ve yine ayný þekilde paranýn yoðun bir þekilde deðiþim iliþkileri içerisine girmesinden sonra artýk metalar deðerleri üzerinden yani maliyet artý artý-deðer üzerinden deðil, üretim-fiyatlarý yani maliyet artý ortalama kar oraný üzerinden deðiþilmeye baþlandý. Burada deðerin oluþumunun ve gerçekleþmesinin sadece biçim deðiþtirmesi söz konusudur.

Burada þu sonuç çýkmaktadýr: Tarihte metalarýn deðerleri üzerinden deðiþilmeleri üretim-fiyatlarý üzerinde deðiþilmelerinden önce gelir.

“Fiyatlar ile fiyat hareketlerinin, deðer yasasýnýn egemenliði altýnda olmasý bir yana, metalarýn deðerlerine, yalnýz teorik deðil, tarihsel bakýmdan da üretim fiyatlarýna ön geldiði gözüyle bakýlmasý tamamen yerinde olur. Bu, üretim araçlarýnýn emekçiye ait olduðu koþullar için geçerlidir ve hem eski çaðlarda ve hem de modern dünyada kendi emeði ile yaþayan toprak sahibi çiftçiye ve zanaatçýya uygulanýr. ” (abç) (Marx, age, s. 160)

F. Engels de bu noktayý Kapital’in III. Cildine yazdýðý ekte açýk bir þekilde belirtmiþtir:

“Þu halde, marksist deðer yasasý, ürünleri, metalara dönüþtüren deðiþimin baþlangýcýndan 15. yüzyýla deðin süren bir dönem için, genel bir ekonomik geçerliðe sahip olmuþtur.” (F. Engels, Kapital cilt-III, s. 787)

Yine az ileride þöyle yazmýþtýr:

“Þu halde, deðer yasasý, beþ ile yedi bin yýllýk bir dönem boyunca egemenliðini sürdürmüþtür.” (Engels, age, s. 788)

Ama bütün bunlar ne anlama gelir? Ya da baþka bir þekilde sorarsak eðer, metalarýn deðerleri üzerinden deðil de üretim-fiyatlarý üzerinden deðiþilmelerinin sonuçlarý nelerdir?

Bir metanýn baþka bir meta ile (para da olabilir) deðiþirken almýþ olduðu deðer formunu (bu göreli deðeridir), onun bu deðiþimden baðýmsýz olarak, üretimi esnasýnda kendi içerisinde barýndýrmýþ olduðu emek-zamaný sonucunda almýþ olduðu deðer formundan (bu da onun mutlak deðeridir) ayýrt etmek gerekir.

“Dolayýsýyla, iki metanýn deðerleri, karþýlýklý olarak kendi kullaným-deðerleriyle de ifade edilseler, kendi para fiyatlarýyla da ifade edilseler (. . . ) bu göreli ya da karþýlaþtýrmalý deðerler ya da fiyatlar aynýdýr, ve bunlardaki deðiþiklikler, terimin birinci anlamýndaki göreli deðerlerinde ortaya çýkan deðiþikliklerden, yani onlarýn kendi üretimleri için gereken ve içlerinde somutlaþan emek-zamanýndaki deðiþikliklerden ayýrdedilmelidir. ” (Marx, Artý-Deðer Teorileri, Kitap-II, s. 159)

Metalarýn mutlak deðerleri üzerinden deðil de göreli yani karþýlaþtýrmalý deðerleri üzerinden deðiþilmeleri, para aracýlýðýyla olduðu için bütün süreç çok karmaþýk bir biçime bürünür. Para, metalarýn mutlak deðerlerini deðil deðiþim esnasýnda büründükleri göreli deðerleri gösterir. Onun için:

“... paranýn göreli deðeri, tüm metalarýn sayýsýz fiyatýnda ifade edilmiþtir, metanýn deðiþim-deðerinin parayla ifade edildiði bu fiyatlarýn herbirinde, paranýn deðiþim-deðeri, metanýn kullaným-deðer ile ifade edilmiþtir.” (abç) (Marx, age, s. 188)

O halde bundan çýkan sonuç nedir?

Bütün paranýn deðiþim-deðerinin toplamý (miktarý artý tur sayýsýnýn çarpýmý), toplumsal üretimin bütün alanlarýnda üretilen metalarýn deðerlerinin toplamýna eþittir. Her ne kadar para, deðiþim esnasýnda metalarýn göreli deðerlerini yansýtýyorsa da, bütün toplamý içerisinde paranýn deðiþim-deðeri miktarý, metalarýn mutlak deðerlerinin toplamýna eþittir.

Ama o zaman bu durum bizi baþka bir noktaya götürür. Madem ki, toplam üzerinden ele alýndýðýnda, deðerler toplamý fiyatlar (ama bu fiyatlar, deðerlerin deðiþim sýrasýnda para olarak ifade edilmelerinden baþka bir þey deðildirler) toplamýna eþittir, o zaman, bütün üretim alanlarýndaki deðerler (maliyet artý artý-deðer), bütün üretim-fiyatlarýnýn (maliyet artý genel kar oraný) toplamýna yani bütün üretim alanlarýna daðýlan yatýrýlmýþ sermaye artý toplam kara eþittir:

“Dolayýsýyla, bütün üretim alanlarýndaki karlar toplamýnýn, artý-deðerler toplamýna eþit olmasý gerekir ve toplam toplumsal ürünün üretim-fiyatlarýnýn toplamý, bu ürünün toplam deðerine eþittir.” (Marx, Kapital-III, s. 156)

Demek ki toplam toplumsal artý-deðer toplam toplumsal kara eþittir. Ancak bu toplam artý-deðer çeþitli üretim alanlarý arasýnda farklý miktarlarda daðýlmýþtýr. Bunun nedeni üretimde bulunan sermayelerin farklý organik bileþimlere sahip olmalarý ve bundan dolayý da farklý üretkenlik düzeylerine sahip olmalarýdýr. Bu farklý üretkenlik düzeyleri de deðerlerin oluþumu süreci üzerinde etkide bulunarak farklý deðer biçimlerinin oluþumuna neden olurlar. Bu durum kaçýnýlmaz bir þekilde pazarda fiyatlarýn oluþumu üzerinde etkide bulunur. Fiyat hareketleri, deðer yasasýnýn egemenliði altýnda bulunduðu için, Pazar mekanizmalarý (arz ve talep, rekabet vs.) deðerleri üretim-fiyatlarýna dönüþtürerek, toplam artý-deðeri, farklý üretim alanlarý arasýnda eþit bir kar oraný getirecek bir biçimde daðýtýr.

“Farklý üretim alanlarýndaki artý-deðerlerin eþitlenmesi, bu toplam artý-deðerin mutlak büyüklüðünü etkilemez, yalnýzca, farklý üretim alanlarý arasýndaki daðýlýmýný deðiþtirir. Bu artý-deðerin belirlenmesi ise, yalnýzca deðerin, emek-zamanýyla belirlenmesinden kaynaklanýr.” (abç) (Marx, Artý-Deðer Teorileri, Kitap-II, s. 177)

Genel kar oranlarýnýn eþitlenmesine þimdi biraz daha yakýndan bakmaya çalýþalým.

Farklý üretim alanlarýnda bulunan eþit nicelikteki sermayeler farklý organik bileþimlere sahip olmalarýna karþýn niçin belli bir dönem sonunda eþit bir kar oraný elde ederler ve bu nasýl olur?

Kapitalist üretim eþitsiz bir þekilde geliþir. Bunun anlamý, kendi içerisinde çeþitli düzeylerde geliþim basamaklarý ya da dereceleri barýndýrmasýdýr. Genellikle bu dereceler kendisini üç biçimde dýþa vurur: Ortalama bir geliþim derecesi ve bu ortalamanýn biraz altýnda ve üstünde olan geliþme dereceleri. Böylece bu üç temel geliþme derecesi ve yine bunlarýn þu ya da bu biçimde etkisi altýnda bulunan ya da ona baðlý olan onlarca ya da yüzlerce ara dereceler, dünya ekonomisi içerisinde birbirine baðlanarak karmaþýk bir bütün oluþtururlar. (11) Marx bu eþitsizliði önemle vurgulamýþtýr ve zaten sorun da farklý üretkenlik düzeyleri olan sermayeler arasýndaki iliþkilerin oluþturmuþ olduðu genel toplumsal iliþkilerdir. Örneðin Marx pamuk sanayiinde varolan çeþitli üretim kategorilerini þöyle belirtmiþtir:

“... örneðin pamuk üretimindeki genel üretim koþullarý ve emeðin genel üretkenliði bu alandaki, pamuk üretimindeki ortalama üretim koþullarýdýr ve ortalama üretkenliktir. Bu nedenledir ki, örneðin bir yarda pamuðun (deðerini) belirleyen emek miktarý, onun içerdiði emek miktarý yani imalatçýsýnýn ona harcadýðý emek miktarý deðildir; tüm pamuk imalatçýlarýnýn Pazar için bir yarda pamuðu ürettiði ortalama emek miktarýdýr. Bireysel kapitalistlerin, örneðin pamuk üretimindeki kapitalistlerin üretim yaptýðý belirli koþullar kaçýnýlmaz olarak üç kategoriye ayrýlýr. (abç) Bazýlarý ortalama koþullarda üretim yaparlar, yani kendi üretim koþullarý, o alandaki genel üretim koþullarýyla çakýþýr. Ortalama koþullar, onlarýn fiili koþullarýdýr. Onlarýn emek üretkenliði ortalama düzeydedir. Onlarýn metalarýnýn bireysel deðeri, metalarýn genel deðeriyle çakýþýr. Örneðin bir yarda pamuðu 2 þilinden--- ortalama deðerinden--- satarlarsa, o zaman ürettikleri yardanýn in natura (ürün olarak-ç) temsil ettiði deðerden satmýþ olurlar. Bir ikinci kategori, ortalamadan daha iyi koþullarda üretir. Onlarýn metalarýnýn bireysel deðeri, genel deðerin altýndadýr. Metalarýný genel deðerden satarlarsa bireysel deðerinin üzerinde satmýþ olurlar. Son olarak, üçüncü bir kategori, ortalamanýn altýndaki üretim koþullarýnda üretim yaparlar. (12)” (Marx, Artý-Deðer Teorileri, Kitap-II, s.190)

Tarihin eþitsiz geliþmesinin (ki hareketin genel yapýsýndaki eþitsizlikten kaynaklanýr) neden olduðu farklý üretkenlik düzeyleri ve bundan kaynaklanan farklý biçimlerdeki deðerler, bir bütünün parçalarý olarak iliþki içerisine girdikleri zaman, ayný zamanda bütünün genel yapýsý itibariyle de birbirleriyle oran iliþkisine de tabi olurlar. Farklý düzeylerdeki (niceliklerdeki) deðerlerin bir bütün oluþturabilmeleri ancak hepsinin bir ortalamasýnýn yaratýlmasý sonucunda olabilir. Çünkü en ileri ile en geri bir bütün içerisinde ancak bir ortalama aracýlýðýyla birbirine baðlanabilirler. Örneðin eksi sonsuz ancak sýfýr (0) aracýlýðýyla artý sonsuza baðlanabilir. Geçmiþ zaman ancak þimdiki zaman aracýlýðýyla gelecek zamana baðlanabilir. Ayný þekilde sermaye de kendi eþitsiz yapýsý içerisinde bir ortalama arar, onun için bazý üretim alanlarýnda bulunan sermayeler ortalama bir bileþime sahiptirler yani bunlarýn metalarýnýn deðerleri ile üretim-fiyatlarý birbiriyle aynýdýr ya da neredeyse aynýdýr. Bundan dolayý da bir tür aðýrlýk merkezi oluþtururlar:

“ Bazý üretim kollarýnda kullanýlan sermaye bizim, ‘ortalama’ ya da ‘vasat’ diye tanýmlayabileceðimiz bir bileþime sahiptir; yani bunlarýn bileþimi, toplam toplumsal sermayenin ortalamasý ile ayný, ya da neredeyse aynýdýr.

Bu üretim alanlarýnda üretim-fiyatý, üretilen metaýn deðerinin para olarak ifadesinin tamamen ya da neredeyse aynýdýr. Matematik bir sýnýra ulaþmanýn eðer baþka bir yolu olmasaydý, bu bir sýnýr olabilirdi. Rekabet, toplumsal sermayeyi çeþitli üretim alanlarý arasýnda öylesine taksim eder ki, her alandaki üretim-fiyatlarý, ortalama bileþime sahip bu alanlardaki üretim-fiyatlarýnýn modeline göre þekil alýr, yani bunlar= m + mk’, (maliyet-fiyatý artý, ortalama kar oraný ile maliyet-fiyatýnýn çarpýmýna eþit) olurlar. Ne var ki, bu ortalama kar oraný, kar ile artý-deðerin de ayný olduðu, ortalama bileþimli alanlarda, yüzde olarak gösterilen kardan baþka bir þey deðildir. Þu halde, bütün üretim alanlarýndaki kar oraný aynýdýr, çünkü, ortalama sermaye bileþimine sahip üretim alanlarýndaki ortalamaya göre eþitlenmiþtir.”
(Marx, Kapital-III, s. 156)

Ortalama bileþene sahip sermaye adýndan da anlaþýlacaðý gibi iyi ve kötü üretim kategorileri arasýnda bulunmaktadýr. Þayet ortalama deðer en iyi ya da en kötü uçlardan birisi tarafýndan yapýlýrsa, o zaman bütünün yapýsýnda çok büyük bir deðiþme var demektir. O zaman bütünü oluþturan parçalar arasýnda bir kopma ve ayrýlma, bazýlarýnýn sistemden atýlmasý bazý yeni unsurlarýn da sisteme girmiþ olmasý söz konusudur. Aslýnda bu genellikle ilerleme temelinde yani ileriye doðru olur. Ortalamayý oluþturan deðerin yeni bir kapitalist üretim tarzý ya da biçimi ile ekseninin deðiþmesi, ortalamanýn üzerinde bulunan daha ileri düzeyde biçimlerin sisteme girmesi ve eski ortalamanýn altýnda bulunan biçimlerin de tarihsel olarak tasfiye olmalarý ya da sistemden atýlmalarý söz konusudur. Örneðin manüfaktür ve buharlý makine temelinde üretimde bulunan ve bir zamanlar ortalama üretkenlik düzeyini temsil eden sermayelerin, modern makineler kullanan sermayeler tarafýndan tasfiye edilmeleri gibi. Demek ki kapitalizmde ortalama bileþenli sermaye deðiþken bir biçime sahiptir ve kapitalizmin tarihsel geliþmesine paralel olarak da biçimi deðiþikliðe uðramaktadýr.

Sermayenin toplam yapýsý içerisinde hangi biçimin ortalamaya sahip olacaðý ancak çeþitli üretim kategorilerinin pazara yapacaðý baskýya ya da getireceði ürünün sayýsal oranýna baðlýdýr:

“Kategorilerden hangisinin ortalama deðer üzerinde belirleyici etki yapacaðý, kategorilerin sayýsal oranýna ya da oransal büyüklüðüne baðlýdýr. Sayýsal olarak orta kategori, ötekilere büyük ölçüde aðýr basarsa, (ortalama deðeri) o belirleyecektir. Eðer bu grup sayýca zayýfsa ve ortalama koþullarýn altýnda çalýþan grup sayýca güçlü ve baþatsa, o zaman bu alandaki ürünün genel deðerini o grup belirler; ama bu, sonuncu grupta en kötü konumda olan bireysel kapitalistin belirleyici olduðu anlamýna gelmez;hatta bu hiç olasý deðildir.” (Marx, Artý-Deðer Teorileri, s. 191)

Þimdi bu yukarýda açýklamaya çalýþtýðýmýz ilkeleri kapitalizmin belirli bir dönemine uygulamaya çalýþalým. Böylece somut bir örnek üzerinde konuyu daha iyi kavrama olanaðý bulacaðýz.

Az yukarýda da belirttiðimiz gibi ortalama bileþenli sermayeler deðiþkendirler ve bunlarýn biçimi çeþitli dönemlerde deðiþikliðe uðrarlar. Aslýnda kapitalizmin tarihsel geliþimi içerisinde her biçim içerisindeki katmanlar, sýrasý gelince belirli dönemler ortalama bileþimli sermayenin rolünü oynarlar. Rekabet, genel kar oranlarýný eþitlerken mevcut üretim tarzýný (yani bir biçim içerisindeki belirli bir katmanýn yapýsýný) genelleþtirir. Genel kar oranlarýnýn eþitlendiði dönemlerde, ortalama üretkenlik düzeyinin üzerinde bulunan ve en iyi üretken kategori, toplumsal üretkenliðin geliþmesi ölçüsünde, zamanla, ortalama üretkenlik düzeyine düþer. Yani kendisinden daha iyi olan ve teknik temeli bununla birlikte de deðiþen sermayesinin deðiþmeyen sermayesine oraný daha küçük olan bir katman ya da üretim kategorisi tarafýndan aþýlýr. Bu da hiç kuþkusuz sermayenin birikiminin ve geniþletilmiþ yeniden üretiminin ve kapitalizmin tarihsel olarak derinlemesine ve geniþlemesine geliþmesinin sonucudur.

Ama ortalama bileþenli sermayelerin biçiminin deðiþmesi, tarihte bazen çok karmaþýk durumlara yol açabilir. Örneðin birinci dünya savaþýna doðru giden süreçte, genel kar oranlarý, Klasik tekelin orta katmanýnýn kar oranýna göre þekil alýyordu. (13) Ondan daha iyi üretkenlik durumunda olan büyük katman ve ondan daha kötü üretkenlik düzeyine sahip olan küçük katman vardý. Genel kar oraný klasik tekelin orta katmanýnýn karýna göre þekil alýrken ( bu sermayenin metalarýnýn deðerleri ile üretim-fiyatý birbiriyle çakýþýr) , hiç kuþkusuz klasik tekelin büyük katmaný, kendi artý-deðerinden daha fazla bir artý-deðere yani artý-kara (ki bu artý-kar ortalamanýn altýnda bir üretkenliðe sahip olan klasik tekelin küçük katmanýnýn ürettiði ama gerçekleþtiremediði artý-deðerin bir kýsmýdýr) da el koyuyordu. Ama ikinci dünya savaþýna doðru, genel kar oranlarý uluslararasý çapta tekrar eþitlenme eðilimine 14 girerken, uluslararasý rekabet, ortalama üretkenliðin eksenini, klasik tekelin orta katmanýndan, büyük katmanýna kaydýrdý. Böylece tekelci sermaye içerisinde kar oranlarý klasik tekelin büyük katmanýnýn karýna göre þekil almaya baþladý. Bu durumda, klasik tekelin orta katmaný, ortalama üretkenliðin altýndaki kötü kategori durumuna gelirken, ortalama üretkenliðin üzerinde yeni bir teknik temelde ortaya çýkan Uluslararasý tekelin küçük katmaný en iyi üretim kategorisini oluþturuyordu. Kapitalizmin tarihsel geliþimi içerisinde sermayenin çeþitli biçimlerinin birbirlerine eklemlenme biçimlerini gözden kaçýrmamak gerekir.

Bir baþka örneði de mevcut dönem ile ilgili olarak verelim. Bugün Uluslararasý tekelci sermaye içerisinde, genel kar oranlarý, uluslararasý tekelci sermayenin hangi katmanýna göre þekil almaktadýr?

Aslýnda bunu betimlemek hiçte zor deðildir. Bugün uluslararasý çapta kar oranlarý, uluslararasý tekelci sermayenin orta katmanýnýn kar oranýna göre bir eþitlenme eðilimine girmiþtir. Bunun nedenlerini burada açýklamak ve derinliðine girmek konumuzu daðýtmak olur. (15) Onun için þimdilik genel bir betimlemeyle yetiniyoruz. Ama bu durum bizi baþka bir noktaya götürür: Bundan baþka genel kar oranlarý gelecekte uluslararasý tekelci sermayenin büyük katmaný ekseninde tekrar gerçekleþecektir. Ama iþte tam da bu noktada yeni bir teorik sorun beliriyor. O da þudur:Madem gelecekte genel kar oranlarý uluslararasý çapta eþitlenirken uluslararasý tekelci sermayenin büyük katmaný ortalama üretkenlik kategorisine düþecektir, o zaman, onun hemen üzerinde bulunan iyi üretim kategorisinin karakteri ne olacaktýr?

Bu sorunun yanýtý artýk basittir. Kapitalizmin mantýksal ve tarihsel çerçevesini az çok kavramýþ olanlar, Uluslararasý Tekelin Büyük katmanýnýn, kapitalizmin en son tarihsel sýnýrý olduðunu bilirler. Genel kar oranlarýnýn gelecekte eþitlenmesinde, genel kar oranlarý, uluslararasý tekelci sermayenin büyük katmanýna göre þekil alýrken, bu dönem , kapitalist ve komünist üretimin dünya ekonomisi içerisinde iç içe geçmiþ ya da birbirine eklemlenmiþ bir durumuna da neden olacaktýr. Çünkü komünizm de kapitalizm içerisinden eþitsiz bir þekilde çýkacaktýr. Bu durumda en iyi üretim kategorisi komünist üretim olurken, ortalamanýn altýndaki kötü kategori ise uluslararasý tekelci sermayenin orta katmaný olacaktýr. Ýþte bu noktada komünist üretimde bulunan toplum ya da toplumlar, yüksek organik bileþime sahip ve iþçinin üretim sürecinde olmadýðý bir üretim yapýsýna sahip olacaklarý için, iç tüketime deðil ama kapitalist dünya pazarýna sürecekleri ürünleri meta biçimine bürünmeye devam edecektir. Bunun sonucunda da genel kar oranlarýnýn, uluslararasý tekelci sermayenin büyük katmanýnýn karýna göre eþitlenmesi sürecinde, uluslararasý tekelci sermayenin orta katmanýnýn yarattýðý ama gerçekleþtiremediði artý-deðerlerin bir kýsmý komünist üreticilere akacaktýr. Bu nokta, gelecekte dünya komünist hareketinin teorisyenlerinin üzerinde önemle duracaklarý ve teorik olarak geliþtirmek zorunda kalacaklarý önemli bir noktadýr.

Genel kar oranlarýnýn eþitlenmesi sürecinde yukarýda da gördüðümüz gibi bir bütün olarak metalarýn deðerleri ile üretim fiyatlarý çakýþmazlar. Bundan dolayý da metalarýn deðerlerinin bir aðýrlýk merkezi vardýr ve üretim-fiyatlarý da bu aðýrlýk merkezi etrafýnda hareket ederler. Bunun nedeni ayný nicelikte sermayelere sahip olmalarýna karþýn farklý organik bileþimlere sahip olmalarýdýr. Ama organik bileþimleri ne olursa olsun eþit nicelikteki sermayeler, genel kar oranlarýnýn eþitlenmesinde ayný kar oranýný elde ederler:

“... bileþimi ne olursa olsun kitleleri eþit olan sermayeler, toplam toplumsal sermaye tarafýndan üretilen artý-deðerden eþit büyüklükte pay alýrlar.” (Marx, Kapital-III, s. 157)

Bu genel kar oranlarýnýn eþitlenmesini de rekabet saðlar. Rekabet, sermayeleri kar oranýnýn düþük olduðu sektörlerden kar oranýnýn yüksek olduðu sektörlere doðru sürekli olarak durmaksýzýn akýtýr durur. Çeþitli sektörlere durmaksýzýn giren ve çýkan sermayeler, sonunda kar oranýnýn eþitlenmesine yol açarlar:

“Rekabetin, genel oraný aþan karlarý genel düzeye indirgemesi, dolayýsýyla da, ortalamayý aþan artý-deðere ilk el koyan sanayici kapitalistin elinden bunun tekrar alýnmasý olduðunu açýklamakta teorik bakýmdan hiçbir güçlük yoktur.” (Engels, Kapital-III, s. 793)

Yine Marx bu nokta ile ilgili olarak þöyle yazar:

“Þimdi, metalar kendi deðerleri üzerinden satýldýklarýnda, görmüþ olduðumuz gibi, çeþitli üretim alanlarýnda, bunlara yatýrýlmýþ bulunan sermaye kitlelerinin farklý organik bileþimlerine baðlý olarak çok farklý kar oranlarý ortaya çýkar. Ne var ki, sermaye, kar oraný düþük alandan çekilir ve daha yüksek kar oraný saðlayan öteki alanlara akar. Bu sürekli giriþ ve çýkýþlar, ya da kýsacasý, kar oranlarýnýn bir yerde düþmesi, bir baþka yerde yükselmesine baðlý olarak sermayenin çeþitli alanlar arasýnda daðýlýmý, arz ile talep arasýnda öyle bir oran yaratýr ki, çeþitli üretim alanlarýndaki ortalama kar ayný olur ve dolayýsýyla da deðerler, üretim-fiyatlarýna çevrilir. Sermayenin bu denge (abç) durumuna ulaþmadaki baþarý derecesi, o ülkede, kapitalist geliþmenin derecesine, yani ülkedeki koþullarýn kapitalist üretim tarzýna ne ölçüde uygun hale geldiðine baðlýdýr.” (Marx, Kapital-III, s. 175)

Sermaye böylece bir denge durumuna ulaþýr. Ama bu denge tek ekonomik alanla sýnýrlý kalmayan ve toplumun bütün alanlarýna (politik, askeri, ideoloji vs.) yayýlan ve oluþan bir dengedir.

Þayet genel kar oranlarý uluslararasý çapta eþitleniyorsa ve bu durum kapitalist sistemin kaçýnýlmaz bir özelliðiyse, o zaman bu eþitlenme , uluslararasý tekelci devletlerin her alanda giderek bir göreceliði eþitliðine yol açar. (16)

Bugün ABD emperyalizminin dünya politikasýnýn genel çerçevesinin üzerine oturmuþ olduðu en büyük özellik, uluslararasý çapta genel kar oranlarýnýn ( ki bu þu an ABD lehine eþitsizdir) eþitlenme eðilimini durdurmaktýr. Yürütmekte olduðu savaþlar, uluslararasý diplomasisi, IMF, Dünya Bankasý, Dünya Ticaret Örgütü vs. yani genel ekonomi politikasýnýn bütün temeli, bu genel kar oranlarýnýn eþitlenme eðilimini durdurmaya yöneliktir. Ama bütün bunlarýn ayný zamanda genel kar oranlarýnýn tedrici düþüþünü yavaþlatmaya yönelik olduðunu ve bu temelde de üretici güçleri daha fazla baský altýna almaya yönelik olduðunu da eklemek gerekir.

ABD emperyalizmi noktasýnda þu soruyu sormak gerekir: Genel kar oranlarýnýn eþitlenme eðiliminin (ki genel kar oranýnýn tedrici düþüþün baþka bir ifadesidir) nesnel-tarihsel geliþimini, ABD, herhangi bir öznel müdahale ya da bir dizi öznel müdahaleler toplamýyla durdurabilir mi?

ABD emperyalizmi tarihsel açýdan bakýldýðý zaman bunu kesinlikle durduramaz. Bunu yapmak istemesi ayný zamanda üretici güçlerin dünya genelinde muazzam baský altýna alýnmasý demektir. Ama üretici güçler ne kadar baský altýna alýnýrsa alýnsýnlar, tarihin seyri içerisinde son sözü o söyler ve katý ve sert bir þekilde kendi gücünü dayatýr yani bu baský altýna alma müdahalesine çok þiddetli tepki gösterir. Ýþte bu noktada bir baþka soru beliriyor:ABD’nin kendi lehine oluþturmak istediði uluslararasý ekonomik ve politik iliþkilere yani genel kar oranlarýnýn eþitlenmesini durdurma eðilimine, üretici güçler uluslararasý çapta nasýl tepki verecekler?Ya da baþka bir þekilde sorarsak: üretici güçler kendi katý tarihsel gerçekliklerini dayatarak genel kar oranlarýnýn eþitlenmesine yol açacak biçimleri nasýl yaratacaklar?

Ýþte gelecek ve son bölümde, genel kar oranlarýnýn uluslararasý çapta eþitlenmesinin tarihsel olarak geçmiþte üstyapýda neden olduðu sonuçlarý kýsaca ele alarak, bu temelde Komintern için bir dünya stratejisinin genel hatlarýný ortaya koymaya çalýþacaðýz.


1 Bu makalenin I.bölümü Devrimci Bülten’in 38. sayýsýnda yayýnlanmýþtýr.
2 Örneðin yarý ve modern sömürgelerin oluþumu (sonuç), uluslararasý tekelin oluþumunun (neden) kaçýnýlmaz sonucudurlar.
3 Bu nokta için Devrimci Bülten sayý 38’deki bu yazýnýn IV. bölümüne bakýnýz.
4 Bu dönem için bakýnýz Henry Kissinger’in « Diplomasi » kitabýyla,ASAM yayýnlarý tarafýndan yayýnlanan ve Edward Mead Earle’in derlediði « Modern Stratejinin Yaratýcýlarý » kitabýna.
5 Bu dönemde Bolþevik Parti küçük-burjuvaziyi kazanmak istiyordu, tarafsýzlaþtýrmak deðil. Bu dönemde Bolþevik Parti’nin strateji ve taktiðinin kýsa bir eleþtirisi için Devrimci Bülten sayý 39’da yayýnlanan « Bolþevik-Leninist Strateji ve Taktiðin Bazý Sorunlarý Üzerine » adlý makaleme bakýnýz.
6 Bu dönemi yani Modern Revizyonizmin SSCB’de doðuþu ve geliþimini baþka bir makalede ele alacaðým için burada sadece deðinerek geçiyorum. Daha önceleri Devrimci Bülten’in çeþitli sayýlarýnda A.ÇELÝK imzasý altýnda yayýnlanan «Sovyetler Birliði’nde Oportünizm» yazý dizisinde, SSCB’deki modern revizyonizm ile ilgili olarak bazý deðerlendirmeler yapýlmýþtý. Bugün geriye dönüp baktýðýmýz zaman ve teorik çalýþmalarýmýzýn geldiði yeni boyut itibariyle eskide yapýlan deðerlendirmelerin olumlu taraflarýnýn yanýnda kimi eksik ve yanlýþ taraflarýnýn da olduðu bugün gün gibi açýktýr.Bunlarýn bir özeleþtirisi ve düzeltilmesi hiç kuþkusuz gelecek dönemde yapýlacaktýr.
7 Bu savaþ aslýnda Afganistan ve Irak savaþýyla baþlamýþ durumdadýr. Bu durumu I.Dünya savaþý öncesindeki balkan savaþlarýna yine II.Dünya savaþý öncesinde yaþanan Etiyopya, Libya, Çin vs. iþgallerine benzetilebilir.Bir adým sonrasý savaþýn genelleþmesidir. Bu anlamda bir dünya savaþýdýr.
8 Engels’ten bu alýntýyý yapmamýn bir baþka nedeni de okura,sorunun ne kadar zor ve karmaþýk olduðunu ve bilimsel komünizmin öðretmenlerinin dahi bu nokta üzerine daha fazla çalýþýlmasý gerektiðini belirtmiþ olmalarýdýr. Ama Komintern için bir strateji geliþtirmenin de az-çok bu yasanýn iþleyiþinin tarihsel sonuçlarýný kavramakta yattýðýný da görmek gerekir.Bunun için bu yolda teorik ilerleme kaçýnýlmaz bir þekilde hatalar yapmamýza neden olacaktýr. Ama hata yapmaktan korkmamak gerekir. Bazen hatalar,hatalardan ders çýkarmasýný bilenler için iyi okullar olabilirler. Ben de þimdiden okurdan yapacaðým hatalardan dolayý özür dilerim ama bu yolda da ilerlemek isterim.
9 Bu nokta çok önemli çünkü konuyu anlamamýza yardým edecek bir noktadýr.
10 Bu nokta için Engels’in Kapital’in III. Cildine ek olarak yazdýðý « Deðer Yasasý ve Kar Oraný » bölümüne bakýnýz.
11 Ama bu durum hareketin genel yapýsýnda varolan eþitsizliðin kapitalizmde ortaya çýkýþýdýr.
12 Burada da çok açýk bir þekilde görüldüðü gibi Marx, kapitalizmin herhangi bir biçiminin geliþiminin çeþitli katmanlar biçiminde olduðunu belirtmektedir. Ben, Uluslararasý Tekelici Sermayeyi yine ayný þekilde Klasik Tekelci Sermayeyi, Serbest rekabetçi dönemdeki sermayeyi ve Ýþbirlikçi Tekelci Sermayeyi üç temel katmana (küçük,orta ve büyük) ayrýþtýrýrken vede bunlarýn ideolojik ve politik alanda neden olmuþ olduklarý biçimlenmeleri belirtirken aslýnda bu fikrimde Marx’a dayanýyordum.
13 Ama bunun sadece bir eðilim biçiminde iþlediðini unutmamak gerekir. Yani yaklaþýk olarak böyledir.
14 Bu yeni eþitlenme ancak üstyapýda üretici güçlerin baskýsýyla ortaya çýkan bir dizi yeni politik ve sosyal biçimlerin ortaya çýkmasýyla oluþmuþtur: Ekim Devrimiyle Sovyetler Birliði’nin,Almanya,Ýtalya ve Japonya’da faþist diktatörlüklerin oluþmasýyla oluþmuþtur. Ama bu sonuncular, genel kar oranlarýnýn eþitlenmesinin nedeni deðil, sonucudurlar.
15 Bu noktayý baþka bir makalede açmayý düþünüyorum.
16 Avrupa Birliði’nin oluþturulmasýnýn altýnda da bu genel kar oranlarýnýn uluslararasý çapta eþitlenmesi yatmaktadýr. Ancak burada çok deðiþik bir sorun yatýyor.Bu sorunu gelecek bölümde ele alacaðýz.

Devrimci Bülten Sayý 40 Devamý...

|
_ _