[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRİMCİLER KOORDİNASYONU (PDK)  26-05-2024 ]
{ komunistdunya.org }
   Açılış_sayfanız_yapın  Sık_Kıllanılanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazılar / Broşürler
   Açıklamalar
   Komünist Hareketten
   İlerici / Devrimci       Basından
   Kitap - Broşür PDF
   Sanat
   Görüşler

 Arşiv - Ara
   Arşiv
   Sitede Ara

 İletişim
   Bağlantılar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazılar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
EMPERYALİZM VE TÜRKİ...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrımcı Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
Devrimci Bülten Sayı...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayı 37 (1) }
| Devrimci BültenİÇİNDEKİLER
  • AB İlerleme Raporu ve Anlamı Üzerine
  • Bir Emperyalist Yeniden Yapılandırma Projesi: GOİ
  • Devrimci Kuşaklar Arası İlişkiler Üzerine
  • Yabancılaşma
  • K.E.’nin II.Kongresi’nde KP’nin Rolü Üzerine Konuşma (LENİN)
  • Dev. Bülten’den Okurlara

AB İLERLEME RAPORU VE ANLAMI ÜZERİNE

AB Komisyonu, genişlemeden sorumlu komiserinin başkanlığında Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nu 6 Ekim’de kamuoyuna açıkladı. Rapordaki görüş ve öneriler, büyük bir ihtimalle, 17 Aralık 2004’te gerçekleşecek olan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi’nde Türkiye ile ilgili alınacak karara yansıyacak.

Peki bu raporun içeriği ne anlama gelmektedir?

Hem İlerleme Raporu etrafında, hem de genel olarak Türkiye’nin AB’ye üyelik sorunu etrafında son dönemde Türkiye ve dünyada yaşanan tartışmalar (öyle ki, bu tartışmalar Afganistan,Irak ve Filistin’deki savaşları neredeyse geri planda bırakmıştır),Türkiye’nin AB’ye üyelik sorununun dünya politikası açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Raporun içeriği, her zamanki gibi, Avrupa emperyalist diplomasisinin ikiyüzlülüğünü ve kıvraklığını yansıtmaktadır. Rapor, hem Avrupa siyasetindeki güç ilişkilerini, hem de Türk iç siyasetindeki güç ilişkilerini gözetmeye dikkat etmiştir.Rapor, Türkiye’nin mevcut devlet yapılanmasıyla (ki, bu durumuyla Türkiye AB’de merkezkaç bir yapıya ya da potansiyele sahip olacaktır) AB’ye üye olmasına karşı olanları rahatlatmaya yönelik olduğu gibi (müzakerelerdeki prosedürü daha zor, katı ve karmaşık hale getirerek), Türkiye’deki AB yanlısı eğilimleri de daha fazla cesaretlendirerek,hukuki prosedürde bir adım daha ileri giderek yani aday üye statüsünden üyelik müzakereleri başlatma statüsüne geçerek, AB’nin Türk iç siyasetindeki nüfuzunu koruma ve geliştirmeye de yöneliktir. Ancak, aday üye statüsünden 17 Aralık’tan sonra büyük bir ihtimalle üyelik için müzakerelere geçiş, pratikte temel bir değişikliğe yol açmayacaktır. Çünkü, Türkiye ile müzakerelere getirilen özel koşullar,yani üyeliğin garanti olmaması, süreç içerisinde askıya alınma ihtimalinin olması ve hatta bir AB üyesi devletin parlamentosunda (örneğin Fransız parlamentosunda) kabul edilmediği sürece, bütün yükümlülüklerini yerine getirse de, Türkiye’nin AB’nin dışında kalma ihtimali vs. aslında pratikte Türkiye’nin aday ülke statüsünde kalması anlamına gelmektedir. Her zaman olduğu gibi, AB, TC yöneticilerini “uyutmuştur” ya da sözü edilen yöneticiler “uyumuş” görünmektedirler.

AB’nin Türkiye karşısındaki politik tutumu yalnızca Türkiye’nin iç siyasetinde gruplaşmaların gelişmesine, işbirlikçi tekelci burjuvazinin çeşitli katmanları ve fraksiyonları arasında bir politik ayrışmaya ya da bu yönde bir politik eğilime neden olmamaktadır. Bundan daha fazla olarak, AB içerisinde çeşitli ülkelerin iç siyasetinde ve devletler arasındaki ilişkilerde de çeşitli gruplaşmalara ya da bloklaşmalara da neden olmaktadır. AB, Türkiye sorununda tam bir politik bölünme yaşamıştır. AB’nin çok önemli sorunlarda tek bir politik irade oluşturamama konumu çok açık bir şekilde yine ortaya çıkmıştır.

Türkiye’nin mevcut konumuyla AB üyeliğine muhalefetinin önderliğini Fransa yapmaktadır. (1) Bu da oldukça anlamlıdır.Fransız emperyalizmi AB’yi kendi istediği bir politik stratejiye çekmek istemektedir.Şu anda AB’nin politik kontrolünü tam olarak elinde tutmamaktadır ama gelecekte bunu kendi hegemonyası altına almak istemektedir. Bu strateji Fransız emperyalizminin son elli yılına damgasını vurmuştur ve bunun dışında bir seçenek Fransız emperyalizmi açısından kabul edilemez. Çünkü, AB’nin politik kontrolünün Fransa’nın elinden kaçması,dolaylı ve dolaysız olarak, Fransız emperyalizminin çıkarlarını olumsuz bir şekilde etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda Fransa’nın ulusal güvenliğini ve rejimini de tehdit ederek, iç politikada köklü dönüşümlere neden olacaktır. (2) Fransız emperyalist burjuvazisi içerisinde hiçbir politik eğilim böyle bir politik riski göze alamaz.

Bu noktada ilginç bir duruma değinmek gerekir. TC Hükümeti, Fransız devletinin bu stratejisini değiştirmek için, Fransa’ya rüşvet niteliğinde olan Türk Havayolları için gerekli olan uçakların alımı konusunda prensipte Airbus’te karar kıldığını belirtti. Fransa’ya verilen Airbus rüşveti hem vereni, hem de alanı zor durumda bırakmaktadır.Verenin (AKP hükümeti) istediğini alamaması durumunda, alanın da (J.Chirac’ın önderlik ettiği siyaset) cazip geldiği ama genel stratejiyi zora sokma ihtimali taşıdığı için iç politikada zor duruma düşmeleri olasıdır. Ama ne olursa olsun, Fransa Türkiye’nin umudunu ticari kara dönüştürmüştür. Ama Fransa Airbus satışını söylemde işin dışında tutmaya da özen göstermiştir. Türkiye’ye gelen bir Fransız bakan “Kopenhag kriterlerinde Airbus yoktur” demiştir. Türkiye Airbus alımını bir koz olarak düşünmüşse de Fransa hem ihaleyi kapmak, hem de Türkiye hakkındaki tutumunu muhafaza etmek istediği görünümünü vermektedir.

Peki ABD bütün bunlara ne demektedir?

Aslında, ABD Türkiye’nin tutumundan memnundur.Türk devleti, AB’de ABD’nin en büyük Truva atlarından biri, belki de en büyüğü olmaya adaydır. ABD, Türkiye’nin Airbus ile Fransa’yı kandırmasını ummaktadır.Belki Boeing 1-2 milyar dolar kaybedecektir; ama ABD Türkiye aracılığıyla Avrasya stratejisinde önemli bir taktik kazanım elde etmiş olacaktır. ABD’nin bu noktadaki sessizliği bu anlama gelmektedir. Ancak görünen odur ki,Fransa golü yememiş ve manevraya manevra ile karşılık vermiştir. Türkiye’nin üyeliğinin gelecekte Fransız meclisinin onayında geçmek zorunda olması önerisi önemli bir koz olarak Fransa’nın elindedir.

Ama diğer yandan bir başka durum daha söz konusudur. Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin 15-20 yıl sürecek olması, yani AB’nin kapısında beklemek zorunda olması, ama bu süreç boyunca da Türkiye’nin iç siyasetinin AB tarafından kontrol altında tutulması zorunluluğu vardır.Ama gelecekte dünya politikasındaki gelişmeler (özellikle Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’da), Türkiye’nin AB’nin çevresinde tutulmasını zorlaştırabilecek, belki de imkansızlaştıracaktır.İşte bu noktada, AB’den uzaklaşan bir Türkiye’nin AB üzerindeki etkisi,onun AB’ye giriş etkisi kadar tersten bir etkiye de neden olabilecektir.

İlerleme Raporu ve bunun sonucunda 17 Aralık’ta alınacak karar ile AB’nin de Türkiye karşısında manevra alanı gittikçe daralmaktadır. Bu durum yalnızca Türkiye’nin politikasını değil AB’nin politikasını da zora sokmaktadır.

DEVRİMCİ BÜLTEN



BİR EMPERYALİST YENİDEN YAPILANDIRMA PROJESİ: GENİŞ ORTADOĞU İNİSİYATİFİ (I) (A.H.YALAZ)

Giriş

Belirgin bir projenin varlığından söz etmek olanaklı olmasa bile, son zamanlarda sözü çok edilen bir emperyalist girişim “Geniş Ortadoğu İnisiyatifi” (GOİ). Bu girişim, “yeni dünya düzeni” olarak da adlandırılan ABD’nin dünyaya tek başına hakim olma, dünyayı tek başına yönetme politik stratejisinin bir parçası, ABD dış politikasının bir unsuru. GOİ, ABD emperyalizminin dünya imparatorluğu kurma stratejik planının taktik bir aşamasıdır.

21.yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma planının gerçekleşebilmesi için dünya enerji kaynaklarının denetimini ele geçirmek bir olmazsa olmazdır. Dünya ve “büyük” Ortadoğu ölçeğinde en büyük ve en etkili emperyalist güç olan Amerika Birleşik Devletleri, bölgedeki devletlerarası ve devletler-içi ilişkileri kendi emperyalist tekelci sermaye katmanının, özellikle petrol ve silah tekellerini kontrol eden sermaye gruplarının sınıfsal çıkarları ve kendi öz devlet çıkarlar için her zaman “düzene” sokmaya çalışmıştır. ABD yönetiminin kontrolünü elinde tutan “yeni tutucular” (siz ABD emperyalizminin en gerici, en saldırgan temsilcileri diye okuyunuz) Fas’tan başlayan ve Afganistan’ı da içine alan büyük bir coğrafyanın politik, ekonomik ve kültürel yeniden yapılandırılmasını gerçekleştirmeye çalışıyorlar. (2) Dünyanın en büyük enerji kaynaklarının bulunduğu son derece geniş bir coğrafyanın politik haritasını yeniden çizmek istiyorlar. (3) Özcesi , ABD, demokratikleşme maskesi ardında, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya dek uzanan bölgenin petrol ve doğal gaz zenginliği ve pazarları üzerindeki hakimiyetini güçlendirmek ve askeri üs ve tesisler ağını genişletmek istiyor. (4)

Girişimin kapsadığı coğrafya öylesine geniş ve ele alınması gereken sorunlar öylesine kapsamlı ki, bu yazının bütününü konuya bir giriş olarak düşünmek doğru olur.

İnisiyatifin teori ve pratiği

İnisiyatifin ideologlarına göre, bölge ülkelerinin iç koşulları bölgede görülen köktenleşmenin ve terörün başta gelen nedenlerinden biridir. Bölgede politik ve ekonomik haklardan yoksun bireylerin sayısı arttıkça aşırılıkta, terörizmde, uluslararası suçta, yasadışı göçte, vb. artışların yaşanması kaçınılmazdır. (5) Daha somut olarak konulacak olursa, köktenleşme ve terörizm, zayıf devletlerin ortaya çıkmasına neden olan başarısızlığa uğramış bir modernleşme sürecidir. Şimdi yapılması gereken bölgedeki modernleşme sürecine (siz her alanında kapitalistleşme olarak okuyunuz) yardımcı olmaktır. (6) ABD emperyalistleri, bölgenin, ekonomik reformlar, daha çok istikrar ve güvenlikle birleşecek biçimde “demokrasi ve özgürlüğe” kavuşturulması amaçladıklarını açıklıyorlar. Irak’taki savaşın hararetli savunucularından biri olan İsrail devletinin koşulsuz destekçilerinden biri olan gerici düşün kuruluşu American Enterprise Institute (Amerikan Girişimi Enstitüsü)’nün örgütlediği bir toplantıda İkinci Bush şöyle diyordu: “Özgür bir Irak, milyonların yaşamında umut yaratarak ve gelişme sağlayarak bu önemli bölgenin reformdan geçirilmesi konusunda özgürlüğe ilişkin gücümüzü gösterebilir. (...) Irak’ta yeni bir rejim bölgede diğer uluslar için dramatik ve esin kaynağı olan bir örnek olabilir.” (7)

Ekonomik, politik, sosyal ve ideolojik-kültürel düzeyleri içeren bu emperyalist strateji,yalnızca ABD tekelci sermayesinin ve ABD’nin emperyalist çıkarlarına şu ya da bu ölçüde aykırı düşen politik rejimlerin yıkılmasını gerçekleştirmeyi ve yerlerine ABD’yle işbirliği yapacak politik rejimleri iktidara getirmeyi amaçlamıyor. Aynı zamanda, dünyanın emperyalist yeniden paylaşımında rakip emperyalist büyük güçler, özellikle Rusya, Fransa, Almanya ve Japonya ve geleceğin en büyük emperyalist güçlerinden biri olmaya aday Çin devleti karşısında üstünlük sağlama ya da varolan üstünlüğü pekiştirme amacını da güdüyor. Bu girişim, tam bir sınıfsal ve ulusal çelişkiler, devletler-içi ve bölgesel çatışmalar coğrafyası olan bu geniş bölgede işçi sınıflarına ve halklara gözdağı verme, sindirme ve olası devrimleri önlenme politikasının uygulanmasıdır da. GOİ, genel çizgileriyle saptanan bu çerçevede ele alınmalıdır. Ekonomik, politik, sosyal ve ideolojik-kültürel süreçlerin iç içe geçmiş olması teorik çözümlemede ve sonuçlar çıkarmada hareket noktası olmak durumundadır.

GOİ’nin kapsadığı varsayılan coğrafyaya bakıldığında görülecektir ki, ABD emperyalizmi, 11 Eylül 2001 saldırılarını da gerekçe olarak kullanarak, görece çok yönlü bir yeniden politik-ekonomik yapılandırma çalışmasına girişmiştir. Söz konusu saldırılar ABD’nin bölgeye ilişkin stratejik planlarını uygulamaya koyması için bulunmaz bir fırsat oldu. Bu emperyalist dış politika girişimde bugün öne çıkan asıl araç askeri müdahaledir, savaştır. Politik ve ekonomik “reform” girişimleri ve ideolojik-kültürel etki sağlama ya da Batı düşünme ve yaşam biçimini zorla benimsetme çalışmaları askeri müdahale stratejisine bağlı olarak yürütülmektedir.

ABD işe Afganistan’da kendisiyle anlaşmaya yanaşmayan Taliban rejimine savaş açmak, onu yıkmak ve işbirlikçi bir politik rejimi kurmakla başladı. Ama Afganistan’ın bütününü kapsayan bir politik rejim kurmayı başaramadı. Afganistan’daki işbirlikçi “merkezi” hükümetin kontrol ettiği alan sınırlıdır. Afganistan’da fiilen “çoklu iktidar” vardır.

Taliban rejimine karşı savaşı Irak’taki Baas rejimine karşı savaş izledi. ABD ve işbirlikçileri Irak’ta Afganistan’daki durumla karşılaştırıldığında daha güç durumdadır. Emperyalist işgale ve işbirlikçi-kukla politik rejime karşı güçlü bir direniş vardır. Bush-yönetimi Irak’ı bütün bir Ortadoğu için örnek olacak çekici bir “demokratik model” yapmak istiyor. Diğer şeylerin yanı sıra, bu nedenledir ki, Ocak 2005’te parlamento seçimlerinin yapılarak işbirlikçi-kukla politik rejime demokratik görünüm vermeyi planlayan ABD emperyalistleri ve iç işbirlikçileri, askeri araçları kullanmada kural tanımıyorlar; kentleri ve semtleri gelişigüzel bombalıyorlar.

Gözden kaçmaması gereken bir nokta da “Büyük Ortadoğu” coğrafyasının batısında, Libya’da , yaşanan gelişmelerdir. Libya devleti ABD başta olmak üzere, emperyalist devletlerin baskısına boyun eğdi. Kaddafi rejimi “Batı” ile varolan gerginlikleri yumuşatmak, dış sorunları çözmek ve “uluslararası toplum”dan soyutlanmış olmasına son vermek için ödün üzerine ödün veriyor.

Sözde GOİ tek başına ele alınıp çözümlenmemelidir. O birçok parça ya da taktik planlardan oluşan bir bütün, bir stratejik plandır. GOİ’nin bölge devletleri ve halkları tarafından benimsenmesi için yıllardır uygun ideolojik-politik ve psikolojik koşullar oluşturulmaya çalışılıyor. ABD’deki ekonomik ve politik iktidar sahiplerine göre, Batı’yı tehdit eden her şey (terörizm, köktenci akımlar, vb.) bu bölgeden kaynaklanmaktadır. O halde ne yapılmalı? Büyük kötülüklerin kaynağı olan bu bölgeye, İkinci Dünya Savaşı sonrası özellikle Batı Avrupa’da uygulanan Marshall Planı’na benzer bir plan çerçevesinde bölgeye “yardım” edilmeli. Aralık 2002’de ABD Dışişleri bakanı Colin L. Powell tarafından açıklanan ABD-Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi GOİ’nin bileşenlerinden biridir. Bu inisiyatifle GOİ’nin benimsenmesi için uygun ideolojik-politik ve psikolojik koşullar hazırlanmaya çalışıldı. Bu inisiyatifle, eğitimden sivil toplumu güçlendirmeye dek varan geniş bir etkinlik alanında, ABD’nin bölge üzerindeki hegemonyası pekiştirilmek isteniyor. Emperyalist sözcülere göre, bu plan, herkes için ekonomik, politik ve eğitimsel fırsatların genişletilmesinin yanı sıra, ABD’nin Arap dünyasında Arap devletleri ile birlikte çalışması için bir çerçeve ve mali kaynak sağlayacaktır. Koordinatörlüğünü ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage yaptığı bu girişim, Dışişleri Bakanlığının Yakın Doğu İşleri Bürosu tarafından yönetilecektir. ABD ile Ürdün Krallığı arsında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması, Fas Krallığıyla da benzer bir anlaşma yapma çalışmaları yukarıda sözü edilen politik, ekonomik ve kültürel yeniden yapılandırmanın bir öğesidir. Powell’a göre, başarılı olmaları için açık ekonomilerin açık politik sistemlere gereksinmeleri olduğundan, bölge ölçeğinde politik katılımcılığının güçlendirilmesi Ortaklık Girişiminin ikinci dayanağını oluşturmaktadır. (8)

Batı uygarlığı İslam uygarlığına ya da uygarsızlığına karşı!

Her bakımdan yeniden yapılandırılması savunulan bölgede yaşayan halkların dinsel eğilimine bakıldığında görülecektir ki, çok büyük bir çoğunluk İslam dinine bağlıdır. GOİ’yi , bir anlamda, “İslam dünyası”nın anılan bölgedeki parçasının Batı uygarlığına uygun düşecek biçimde yeniden düzenlenmesi olarak görmek gerekir. ABD yönetimindeki “yeni tutucular” İslam dininin egemen din olduğu bölgelere ve ülkelere Batı müdahalesini gerekli buluyorlar. Birçok burjuva bilim insanı, düşünür, vb. bu koroya katılıyor.

“Büyük Ortadoğu” kavramının babası olan ve Ortadoğu tarihi üzerine önde gelen uzmanlardan biri olarak kabul edilen tarihçi Bernard Lewis bunlardan biri. ABD dış politikasının ateşli destekçilerinden biri olan Bernard Lewis’e göre, “İslam coğrafyası” demokratikleştirilmeli ve yeniden yapılandırılmalıdır. Emperyalist politika oluşturucuları ve Bernard Lewis’e göre, askeri müdahale, diplomatik/politik baskı ve ekonomik “yardım” yoluyla bütün bir uygarlığın (İslam uygarlığı) yönü belirlenebilir. Lewis için asıl olan İslam dünyasındaki iç gelişmeler değil, İslam ile Batı’nın çatışmasıdır. (9) Lewis gibilerin sahip olduğu dünya görüşüne göre, ABD, Batı ve İsrail (10) demokrasi ve bireysel özgürlükler için totaliterliğe karşı savaşım yürüttüklerine göre, onların savaşımı doğal olarak haklıdır. Bu yalnızca uygarlıklar arasında bir savaşım değil, ama uygarlık için totaliter barbarlığa karşı savaşımdır. Doğallıkla da, bu amaçlara ulaşmak için demokrasinin savunucuları zor kullanma hakkına sahiptirler; ve her iki tarafın can kaybı için de Batı yaşam biçimini tehdit edenler suçlanabilirler. (11) Söz konusu olan yalnızca ekonomik ve politik düşünlerin ve kurumların kabul ettirilmesi değil, değer yargıları, davranış kuralları, gelenekleri, alışkanlıkları, sanat ve estetik anlayışları, vb. ile bir bütün olarak Batı kültürünün kabul ettirilmesi, daha doğrusu dayatılmasıdır. Lewis’e göre, Batı, Müslümanları batılı olanı kabul etmeleri için cesaretlendirmelidir; ama “tercih” onlarındır. “Doğru” tercihler yapılıncaya ya da tercih yapmaya zorlayanlar tercihe zorlama güçlerini yitirinceye dek “Geniş Ortadoğu” bugünkü “Geniş Ortadoğu” olmayı sürdürecektir.

Emperyalistler cephesinde kimi tepkiler

GOİ, diğer şeylerin yanı sıra, emperyalistler arası rekabetin, dünyanın emperyalist yeniden paylaşımını gerçekleştirmenin bir aracıdır da. ABD, GOİ aracılığıyla varolan rakip emperyalist güçlerin ve potansiyel emperyalist rakiplerin bölgedeki etki alanını sınırlamak istiyor. Ne var ki, emperyalistler arası güç ilişkileri ABD’yi diğer büyük emperyalist güçlere, özellikle Almanya ve Fransa’ya, ödün vermeye ve onları da bu inisiyatife ortak etmeye zorluyor. ABD’nin bölgeye ilişkin politikası kendi emperyalist çıkarlarına zarar verdiği için Irak savaşına karşı çıkmalarının Alman ve Fransız devletlerine Arap halkları arasında belirli bir saygınlık kazandırdığı anlaşılıyor.

Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü müdiresi Nicole Gnesotto, Fransız gazetesi Le Figaro’nun 10 Şubat 2004 tarihli sayısında ABD planlarına eleştirel yaklaşıyordu. Ona göre “Büyük Ortadoğu” Projesi üç işlevi yerine getiriyor: Amerikan stratejisinin tekleştirilmesi, bölgenin sorunlarının basitleştirilmesi ve dikkatlerin İsrail-Filistin sorunundan uzaklaştırılması. Başka biçimde konulacak olursa, Gnesotto’ya göre, Amerikan söylemi, (Irak’a karşı) savaş için öne sürülen delillerin terörizmden (kanıtlanmadı) ve kitle imha silahlarından (bulunmadı) (İslamcı) tiranlığa karşı savaş için deliller durumuna getirilmesini sağlamak zorundadır. “Çok taraflı” bir ele alıştan yana olan Gnesotto, bu arada Barselona sürecini hatırlatmaktadır. Akdeniz’in Arap ülkeleriyle 1995’te başlatılan ve ekonomik ve politik reformları amaçlayan bu süreç 2010’a doğru serbest ticaret bölgesinin oluşturulmasıyla sonuçlanmalıdır. Avrupa Birliği, halihazırda milyarlarca Euro’nun harcandığı bu sürecin ABD inisiyatifi tarafından zayıflatılacağından korkmaktadır. (12) Bir “uzman” Fransız gazetesi Le Monde’un 27 Şubat 2004 tarihli sayısında da bunu şöyle dile getiriyor: “Korkarız ki, ABD kendi jeopolitik amacını gerçekleştirmek için bizim araçlarımızı kullanmak ve bizden onu finanse etmemizi istemektedir.” (13)

Arap dünyasında tepkiler

Söz konusu edilen bölgede GOİ’ye karşı tepki çok yönlü oldu. Böylesi bir girişimi destekleyenler olduğu gibi değişik sertlikte olmak üzere karşı çıkanlar da oldu. İkinciler çoğunluğu oluşturdular. İlerici ve devrimci politik güçler, özellikle ikinciler, ABD hegemonyasını kurmayı ya da güçlendirmeyi amaçladığını düşündükleri bu girişime sert biçimde karşı çıktılar.

Medyada gösterilen tepkileri veri olarak alırsak görürüz ki, girişim bölge halkları tarafından reddedilmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Enformasyon Programları tarafından yapılan ve 25 Şubat 2004 ile 11 Mart 2004 arasında 22 ülkede yayınlanan 89 rapora dayanan “Büyük Ortadoğu İnisiyatifi: ‘Temel’ Reformlar Empoze Edilemez” başlıklı çözümleme de bunu kanıtlıyor. Bu çözümlemenin anahtar bulgularına göre, sağcı yazarlar ve ılımlı Araplar “Müslüman dünyayı demokratikleştirecek bu büyük planı” desteklerken, kimileri de Arap dünyasının “dıştan dayatılan” bir modeli değil, “kendi demokrasi modelini” uygulaması gerektiğini savunuyorlar. “Sertlik yanlısı” gazeteler ise girişimi ve onun “hegemonya için gizli Amerikan niyetlerini” reddediyorlar.

Mısır devletinin sahip olduğu Akhbar-al-Yawm reformlarla Filistin-İsrail anlaşmazlığının çözülmesi arasında ilişki kurulmasının reformları ertelemek ve değişimleri tamamen kesinkes olanaksız duruma getirmek olduğunu yazarken, Suriye devleti tarafından çıkarılan Tishreen gazetesi GOİ’nin “Müslüman inançları yok edeceğini” ve bölgeyi (büyük Siyonist girişim için sonuna kadar açacağını” vurguladı. Faslı ve Lübnanlı gözlemciler GOİ’nin “Arap ve İslam kültür mirasını” eritip yok etmeyi amaçladığı görüşündedirler. (14)

Bölgedeki en gerici Arap rejimleriyle işbirliği yapan ABD, bağlaşıklarını da kızdırdı. GOİ, işbirlikçi Arap devletlerinin, en azından şimdiki politik iktidar sahiplerinin çıkarları için tehlike oluşturuyor. Burjuva politik özgürlüklerin olmadığı ya da son derece sınırlı olduğu Arap devletlerinin yöneticileri, on yıllardır bağlaşıkları olan ABD’nin hegemonyasında da bile olsa bölgesel çok yönlü bir yeniden yapılanmanın kendileri için ne denli tehlikelerle dolu olduğunun bilincindeler. Bir kez başladı mı burjuva reform sürecinin nerede ve nasıl biteceği bilinemez. Demokratikleşme süreci bir yana, politik liberalleşme düşününün bile kabul edilmez olduğu bir politik coğrafyada kuşkuculuktan kızgınlığa dek uzanan bir yelpazede GOİ’ye tepki gösterilmesinde yadırganacak bir durum yok. Örneğin, reformların ülke içinden gelmesi gerektiğini ve her ülkenin kendine özgü özellikleri olduğunu belirten Mısır devlet başkanı Mübarek’e göre, bir tek modelin bütün İslam ülkelerine dayatılmasının başarı şansı yoktur. Bölgede Amerikalılara karşı daha önce görülmedik denli bir nefretin olduğunu belirten Mübarek, reformların dışarıdan dayatılmasının yapılmak istenenin tam tersine terörizmi güçlendireceğini vurgular. (15)

Gelecek sayıda GOİ’de “Yeni NATO”ya ve Türkiye’ye verilmek istenen rolleri ele alacağım.


Devrimci Bülten Sayı 37 Devamı...

(1) Bunun nedenlerinin ayrıntılı bir analizi için Devrimci Bülten’in 36. sayısındaki «AB-Türkiye İlişkilerinin Geleceği Üzerine» adlı makaleye bakınız.
(2) Bu nokta ile ilgili olarak 1 nolu dipnotta belirtilen makaleye bakınız.

(1) ABD yönetimi tarafından sunulan “G-8 Büyük Ortadoğu Ortaklık Çalışma Tezi”, Londra’da çıkan günlük liberal Arap gazetesi Al-Hayat” tarafından elde edildi ve 13 Şubat 2004’te yayınladı. Haziran 2004’te yapılan G-8 (sekiz sanayileşmiş ülke) zirvesinde “Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi” adı yerine “Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi” adı kabul edildi.
(2) “Geniş Ortadoğu” 22 Arap Birliği ülkesinin yanı sıra, Türkiye, İsrail, İran, Afganistan ve Pakistan’ı içine alıyor.
(3) Sosyal-emperyalist “Sovyetler Birliği” devletinin hegemonyasındaki bloğun çöküşü, “politik Ortadoğu” coğrafyasının genişlemesinin nedenlerinden biridir. Sovyet bloğunun çöküşü Avrasya coğrafyasının yeniden büyük emperyalist savaşım alanı olarak ortaya çıkmasına da neden oldu.
(4) Söz konusu bölgeye istatistiksel bir göz atış bölgenin sahip olduğu önemi ve bölge üzerindeki emperyalist-kapitalist rekabetin nedenlerini anlamak için yeterli olacaktır. Bölgenin yüzölçümü 16,909 kilometrekaredir. 2001 istatistiklerine göre nüfusu 575 milyondur. Her 30 yılda ikiye katlanan bölgenin nüfusu 2030 yılında 1 milyarı bulacaktır. Varlığı saptanmış petrol rezervlerinin %65’i, Suudi Arabistan da dahil, Körfez ülkelerinde bulunmaktadır.
(5) Bu girişim, aynı zamanda, kapitalist olarak ileri Batı toplumlarının kendilerini azgelişmiş kapitalist ülkelerden kaynaklanan sorunlara karşı koruma girişimidir de.
(6) Robert Looney, Strategic Insighst, Ağustos 2004.
(7) www.whitehouse.gov/news/releases/2003.
(8) Powell’ın The “Heritage Foundation” (Heritage Vakfı)’nda yaptığı “ABD-Ortadoğu Ortaklık Girişimi: Gelecek Yıllar İçin Umudun İnşa Edilmesi” konuşmasından, www.state.gov.
(9) Adam Sabra, What Is Wrong with What Went Wrong? (Yanlış Giden Neydi de Yanlış Olan Nedir?), Adam Sabra, Western Michigan University (Batı Michigan Üniversitesi)’de Ortadoğu tarihi öğretiyor.
(10) Arap-İsrail sorunu, özel olarak anılacak olursa Filistin sorunu diye bir sorunun varlığının söz konusu bile edilmediği GOİ’nin ayrılmaz unsurlarından biri de İsrail devletinin varlığını sürdürmek, güvenliğini sağlamak ve devlet olarak onu güçlendirmektir.
(11) A.g.y.
(12) Bush’un “Büyük Ortadoğu” Projesi, Ludo De Brabander, http://www.uitpers.be
(13) A.g.y.
(14) www.globalsecurity.org/military/library/news
(15) A.g.y.
|
_ _