 |
PDK Devrimci Bülten - Sayý 42 (2) |
 |
 |
 ENTERNASYONALÝZMÝN BAZI TEORÝK SORUNLARI ÜZERÝNE (III) -1 (KOMÜNÝST ENTERNASYONAL ÝÇÝN BÝR DÜNYA STRATEJÝSÝ) K. Erdem VIII-Genel Kar Oranlarýnýn Uluslararasý Çapta Eþitlenmesi ve Uluslararasý Ölçekte Geniþletilmiþ Yeniden-Üretim ve Birikim Genel kar oranlarýnýn uluslararasý çapta eþitlenmesi ile kapitalist sistemde (1) oluþan zayýf halkalar (ister halka kopsun isterse de kopmasýn) arasýnda bir iliþki var mýdýr? Tarihsel tecrübe ve bununla birlikte de tarihsel materyalizm bu ikisi arasýnda doðrudan bir iliþkinin olduðunu ya da genel kar oranlarýnýn eþitlenmesinin kapitalist sistemdeki zayýf halkalarýn nedeni olduðunu göstermektedir. Ama uzun zamandan beri Marksist teori,bu ikisi arasýndaki mantýksal baðýn sorgulanmasýný bir kenara býrakmýþ ve üzerinden atlamýþtýr. Öyle ki emperyalizm teorileri çerçevesinde bile ele alýnmamýþ ve hakettiði deðeri elde edememiþtir. Ancak Rosa Luxembourg, 1903 yýlýnda yazdýðý “Marksizmde Durgunluk ve Ýlerleme” (2) adlý makalesinde çok önemli bir noktaya deðinmiþtir. O zamanki komünist hareketin çok önemli bir zaafýna parmak basmýþtýr. Ýþin ilginç tarafý ayný zaaf, o günden bugüne giderilememiþ ve günümüzde de sürmektedir. Bu noktada bir þeyler söylemeden önce R. Luxembourg’un o zamanki komünist harekete yapmýþ olduðu eleþtiriyi buraya aktaralým: “Kapitalin, kar oraný sorununun (Marksist ekonominin temel sorunu) çözümünü veren üçüncü cildi 1894’e kadar ortaya çýkmadý. Ama Almanya’da, diðer ülkelerde olduðu gibi, ajitasyon ilk cildin tamamlanmamýþ malzemesinin yardýmýyla yürütüldü; Marksist doktrin yalnýzca ilk cilt temelinde popülerleþtirildi ve benimsendi; tamamlanmamýþ Marksist kuramýn baþarýsý olaðanüstüydü ve kimse öðretideki herhangi bir boþluðun farkýnda deðildi. Bunun da ötesinde, üçüncü cilt nihayet ilk kez gün ýþýðýna çýktýðýnda en baþta yalnýzca dar uzman çevrelerinin dikkatini çekti ve bu çevrelerce bazý yorumlar yapýldý – sosyalist harekette ise, yeni cilt orijinal kitaptan kaynaklanan görüþlerin benimsendiði geniþ çevrelerde pratik olarak hiçbir etki yaratmadý. Üçüncü cildin kuramsal sonuçlarý þimdiye kadar hiçbir popülerleþtirme giriþimine konu olmadýklarý gibi yaygýnlýða da kavuþmadýlar. Aksine, sosyal demokratlarýn bugünlerde burjuva iktisatçýlarýnýn Kapital’in üçüncü cildi hakkýnda dile getirdikleri “hayal kýrýklýklarýný” sosyal demokratlar arasýnda bile yankýladýðýný duyuyoruz – ve durum, sosyal demokratlarýn deðer kuramýnýn ilk ciltteki “tamamlanmamýþ” sunumunu nasýl da büsbütün benimsemiþ olduklarýný göstermektedir. Bu kadar ilginç bir olguyu nasýl açýklayabiliriz? (...) Kapitalin ikinci ve üçüncü ciltlerinin garip kaderi, hareketimiz içindeki kuramsal araþtýrmanýn genel kaderinin kesin bir göstergesidir. Bilimsel açýdan bakýldýðýnda, Kapital’in üçüncü cildi, hiç þüphesiz, öncelikle Marx’ýn kapitalizm eleþtirisinin tamamlanmasý olarak görülmelidir. Bu üçüncü cilt olmadan ne mevcutta hakim olan kar oraný yasasýný; ne artýk deðerin kar, faiz ve rant halinde bölünmesini; ne de deðer yasasýnýn rekabet alanýndaki iþleyiþini anlayamayýz. Ama esas olan nokta þudur ki, bütün bu sorunlar saf kuram açýsýndan ne kadar önemli iseler de, sýnýf savaþýnýn pratik bakýþ açýsýndan görece önemsizdirler. Sýnýf savaþý söz konusu olduðu ölçüde temel kuramsal sorun artýk deðerin kaynaðý sorunudur, yani sömürünün bilimsel açýklamasýdýr; buna ek olarak üretim sürecinin toplumsallaþma eðilimlerinin aydýnlatýlmasý, yani sosyalist devrimin nesnel ön hazýrlýðýnýn bilimsel açýklamasý. Her iki sorun da “mülksüzleþtirenlerin mülksüzleþtirilmesini” artýk deðer üretiminin ve sermayenin kaçýnýlmaz ve nihai sonucu olduðunu gösteren Kapital’in ilk cildinde çözüme kavuþturulmuþtur. Bununla, emek hareketinin kuramsal ihtiyaçlarý tatmin edilmiþ olur. Sýnýf savaþýna etkin olarak katýlan iþçilerin, artýk deðerin sömürücü gruplarý arasýnda kar, faiz ve rant gibi nasýl daðýtýldýðý sorunuyla ya da bu daðýlým esnasýnda rekabetin, üretimin yeniden düzenlenmesine nasýl yol açtýðýyla doðrudan ilgilenmeleri gerekmez. Bu yüzdendir ki, Kapital’in üçüncü cildi sosyalistler için genel olarak okunmayan bir kitap olarak kalmýþtýr. Ancak hareketimizde, Marx’ýn ekonomik doktrinlerini ilgilendiren her þey kuramsal araþtýrmanýn genelini de baðlar. ” (R. Luxembourg, www. marxists. org) R. Luxembourg genel olarak haklýdýr. Komünist hareketin genel olarak strateji ve taktikleri, Marx’ýn teorisinin doruðundan (bu Kapital’in III. cildidir) ziyade onun teorisinin basit biçimleri (ama basit olduðu kadar da nesnel-tarihsel iliþkileri açýklamada da yetersiz ve eksik biçimlerdir) üzerine oturmuþtur. Dünya komünist hareketi, strateji ve taktiklerinin odaðýna Marx’ýn ekonomi teorisinin temel yasasýný yani genel kar oranlarýnýn eþitlenmesi yasasýný koyamamýþtýr. Luxembourg’un da belirttiði gibi, komünist hareketin pratiði ile Marx’ýn teorisinin doruðu ayrý ayrý yürümüþtür. Bu ayrýlýk teorik ve pratik olarak ortadan kaldýrýlmaksýzýn ve ikisi doðru bir biçimde kaynaklaþtýrýlmaksýzýn, uluslararasý proletaryanýn uluslararasý emperyalizm üzerindeki zaferi mümkün olmayacaktýr. Ama burada çözümlenmesi gereken yeni bir sorun belirmektedir. Niçin komünist hareket, bugüne kadar bilinçli olarak bu yasanýn iþleyiþi ve sonuçlarý temelinde dünya çapýnda bir politik çizgi (genel olarak strateji ve taktikler bütünlüðü) oluþturamamýþtýr? Onu bundan alýkoyan nedenler nelerdir? Bu oldukça zor ve karmaþýk bir sorundur. Þu an verilecek cevaplar eksik kalacaktýr ama eksik de olsa bir açýklamada bulunmak gerekir. Her ne kadar yasa soyut bir þekilde ortaya konulmuþsa da bu yasanýn iþleyiþinin somut biçimleri yani belirli bir çaðda neden olduðu tarihsel olaylar zinciri ve bunlarýn birbirleriyle iliþkileri pek irdelenememiþtir. Bunun nedeni komünist önderlerin yeteneksiz olmalarý deðildir. Ýçerisinde yaþamýþ olduklarý tarihsel koþullar onlarýn düþünce süreçlerine bazý engeller koyuyordu. Kapitalizmin genel tarihsel çerçevesinin ve bu çerçevenin somut biçimlerinin bilince çýkarýlamamasý ( ki tarihsel koþullarýn sonucudur) ister istemez yasanýn iþleyiþinin mantýðýný belirsiz hale getiriyordu. Ancak kapitalizmin ard arda gelen tarihsel biçimlerinin doðru bir teorik dizimi ve birbirine baðlanýþýyladýr ki 3 bu yasanýn tarihsel sonuçlarý doðru bir þekilde deðerlendirilebilir. Luxembourg sorunu sezmiþ ancak çözememiþtir. Bunun nedeni ise içerisinde yaþamýþ olduðu çaðýn koþullarýdýr. Gerek Lenin gerekse de Luxembourg henüz daha uluslararasý emperyalizmin (klasik emperyalizmden farklý olarak) nesnel temelinin daha tam olarak ortaya çýkmadýðý yani mantýksal düzeyde kavramsallaþtýrýlacak bir tarihsel düzeyde olmadýðý bir dönemde yaþadýlar. Onun için de teorileri eksik tarihsel geliþmenin neden olduðu bir tür eksik teorik çerçeveye (göreceli olarak tabii ki) tekabül etmektedir. Modern materyalizme göre eksik ya da yetersiz geliþme koþullarý, eksik ya da zaaflý düþünce yapýlarýna yol açarlar. Konunun daha iyi anlaþýlmasý açýsýndan Engels’in ütopik sosyalistleri nasýl deðerlendirdiðine (dikkat edilsin sadece mantýk yürütüþünün ve tarihsel materyalizmin temel ilkelerini nasýl ele alýndýðýnýn gösterilmesi açýsýndan bu örneði veriyoruz) bakalým. Engels ütopik sosyalistleri eleþtirirken, onlarý ne akýlsýzlýk ve yeteneksizlikle suçlar ne de onlara saygýsýzlýk eder. Tam tersine onlara büyük saygý besler ve modern bilimsel sosyalizmin tarihsel geliþimini, onlarýn temelini atmýþ olduðu sosyal eðilimin pratik ve düþünsel geliþiminin doruk noktasý olarak ele alýr. Onlarýn teorilerindeki zayýflýðý ve yanlýþlýðý ise tarihsel koþullar ile iliþkilendirerek açýklar: “Bu tarihsel durum, sosyalizmin kurucularýný da etkiledi. Kapitalist üretimin olgunluktan uzaklýðýna, sýnýflarýn durumunun olgunluktan uzaklýðýna, teorilerinin olgunluktan uzaklýðý yanýt verdi. ” (Anti-Dühring, s. 412, Sol yayýnlarý) “ Eðer ütopyacýlar, görmüþ bulunuyoruz, ütopyacý idiyseler, bu, kapitalist üretimin henüz çok az geliþmiþ bulunduðu bir dönemde, baþka bir þey olamayacaklarý içindi. ” ( a. g. e. s. 423) Ýþte ayný akýl yürütme ve mantýðý dünya komünist hareketi, kapitalizmin tarihsel geliþimiyle baðýntýlý olarak, Marx ve Engels’ten günümüze kadar uzanan komünist harekete de uygulamalýdýr. Kýsacasý komünist hareket, diyalektik materyalizmi kendi tarihine de uygulamalýdýr. Onun sorunlarýný ancak böyle çözebilir. Komünist teori ve savaþýmýn bilimsel bir temele oturtulmasýyla, komünist savaþýmýn tarihsel sonuçlarýna kadar götürülmesi ayrý þeylerdir. Komünist hareket bilimsel bir temele (bu Marx ile Engels ile olmuþtur) oturtulmuþtur ama onun önündeki teorik sorunlar kapitalizmin nesnel geliþimi ile baðýntýlý olarak varolmaya devam etmektedir ve edecektir. Onun için Marx’ýn Katký’nýn önsözünde de belirttiði gibi, insanlýk bulunduðu çaðda önüne ancak çözebileceði sorunlarý koyar ya da baþka bir deyiþle nesnel-tarihsel geliþim sorunu dayatmýþsa onu çözüme baðlayacak düþünce malzemesini ve pratiðini de yaratýr. Aksi taktirde onu doðru bir þekilde çözüme baðlayamaz: “Ýçerebildiði bütün üretici güçler geliþmeden önce,bir toplumsal oluþum asla yok olmaz; yeni ve daha yüksek üretim iliþkileri,bu iliþkilerin maddi varlýk koþullarý, eski toplumun baðrýnda çiçek açmadan,asla gelip yerlerini almazlar. Onun içindir ki,insanlýk kendi önüne,ancak çözüme baðlayabileceði sorunlarý koyar. Çünkü yakýndan bakýldýðýnda,her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi, ancak onu çözüme baðlayacak olan maddi koþullarýn mevcut olduðu ya da geliþmekte bulunduðu yerde ortaya çýkar.” (abç) (Marx, Ekonomi Politiðin Eleþtirisine Katký, s. 24, Sol Yayýnlarý) Klasik emperyalizm döneminde komünizmin maddi geliþimi ya da buna götüren sosyal eðilimler daha tam olarak ortaya çýkmamýþtý ve bundan dolayý da komünizmin düþünsel geliþimi de göreceli olarak eksik ve zaaflý bir biçimde ortaya çýkýyordu. Bundan önceki bölümde, kapitalizmin üç temel biçimini (serbest rekabetçi kapitalizm, klasik emperyalizm ve uluslararasý emperyalizm) ve yine bunlarýn kendi içerisinde ortaya çýkan katmanlarýný belirledik ve böylece genel olarak kapitalizmin, feodalizmden komünizme kadar olan tarihsel süreçte, üretici güçlerinin hangi biçimler içerisinde büyüdüðünü belirledik. Kapitalizmin kendi doðuþ döneminden tarihsel olarak her uzaklaþmasý ayný zamanda üretici güçlerin büyümesi ve komünizmin tarihsel eðilimi üzerinde ilerlemesidir. Ama yine önceki bölümde de gösterdiðimiz gibi bu ilerlemede tarihsel sürekliliði ve kesintisizliði, biçimlerin birbirine dönüþümünü ve koþullanmasýný da genel kar oranýnýn eþitlenmesi saðlar. Kýsacasý belirli bir verili dönemde, kapitalist üretim iliþkilerinin iþleyiþinin bütün tarihsel sonuçlarý bu yasanýn iþleyiþinde gelip toplanýr ve somutlanýr. Yasanýn iþleyiþinin daha karmaþýk biçimlerinin incelenmesine geçmeden önce, bazý bir kaç temel belirlenim yapmak gerekmektedir. Gerek ticari kapitalizm döneminde gerekse de sanayi kapitalizmi döneminde olsun, kapitalist üretim tarzý ortaya çýktýðý tarihsel andan itibaren hep bütünlüklü bir yapýya sahip olmuþtur. Baþka bir þekilde belirtirsek eðer, kapitalist üretim iliþkilerinin tarihsel yörüngesine giren bir toplum (ister tek ticaret aracýlýðýyla olsun isterse de hem ticaret hem de sanayi aracýlýðýyla olsun) hiçbir zaman artýk bu yörüngenin dýþýna bir daha da çýkamaz. Böylece uluslararasý ticaret ve sermaye ihraçlarý yoluyla evrensel kapitalist sistemin bir parçasý olur. Kapitalist bütün ile ilk temasýný gerçekleþtiren bir toplum, yani onun bir parçasý haline gelen bir toplum, bütünün genel çemberi içerisine hapsolurken, ayný zamanda eþit genel kar oranýnýn oluþumu sürecine de dahil olur. Böylece uluslararasý ticaret aracýlýðýyla dünya ekonomisi zemini üzerinde, evrensel sistemin bütün halkalarý ile iç içe geçerek deðer yasasýnýn evrensel egemenliði altýna girer. Bunun en önemli sonucu, birbirinden tecrit edilmiþ bir þekilde üretilmiþ sanýlan ve çeþitli iç pazarlarda üretilen artý-deðerlerin, uluslararasý ticaret aracýlýðýyla, bir bütünün parçalarý olarak bir araya getirilmesi ve iliþkiye sokulmasýdýr. Uluslararasý ticaret aracýlýðýyla iliþki içerisine sokulan bütün dünya toplumsal artý-deðerinin herbiri, rekabet aracýlýðýyla gerçek ya da göreli deðerlerine kavuþurlar. Peki bu ne anlama gelir? Bu þu anlama gelir: herhangi bir iþkolunda artý-deðerin üretimi ile onun pazarda realize edilmesi, deðer olarak birbirine tekabül etmeyebilir. Zaten farklý üretim ölçeklerinin eþitsiz bir þekilde varolduðu kapitalist toplumda, üretim fiyatlarý deðerlerinden sapma gösterirler. Bu durum, zaten deðerlerin üretim fiyatlarýna dönüþmesi denen þeydir. Üretilen ama gerçekleþtirilemeyen artý-deðerler de ortadan kaybolmazlar, sadece baþka kapitalistlerin ceplerine akar. Çünkü dünya çapýndaki toplam artý-deðer toplam kara eþittir. Yine ayný þekilde bütün üretim alanlarýnda üretilen deðerler de (maliyet artý artý-deðer), üretim fiyatlarý ( maliyet artý ortalama kar) toplamýna eþittir. Kýsacasý genel kar oraný eþitlenirken eþit nicelikteki sermayeler, farklý sermaye bileþenlerinden dolayý farklý üretim fiyatlarý arcýlýðýyla ayný kar oranýný elde ederlerken, ortalama sermaye bileþeninin altýnda üretim yapan kapitalistler ürettikleri artý-deðerin bir kýsmýný uluslararasý ticaret aracýlýðýyla, ortalamanýn üzerinde üretimde bulunan kapitalistlere býrakmak zorunda kalýrlar. Bu sonuncular üretmedikleri artý-deðerlere, meta fiyatlarý aþaðýya doðru hareket ettiði zaman ve ortalamanýn altýnda kalan ve kötü durumda üretim yapan kapitalistlerinin metalarýnýn deðerleri ile maliyet fiyatlarý arasýnda hareket ettiði zaman elde ederler. Ýþte genel kar oranýnýn eþitlenmesi, Engels’in de belirttiði gibi uluslararasý artý-deðerler toplamý üzerinden hesap edilmelidir çünkü dünya çapýndaki bu toplam artý-deðerler üzerinden ortaya çýkar. Bu ekonomi politiðe Marx’ýn çok önemli bir katkýsýdýr ve onun teorisinin doruðudur ama ayný þekilde onun bütün sermaye teorisinin sonuçlarýnýn gelip toplandýðý en üst mantýksal ve tarihsel noktadýr. Bir ulus diðerinden daha fazla deðer üretebilir. Ama buna karþýlýk sermayenin birikimi açýsýndan diðerinden daha kötü bir durumda olabilir. Bunun tarihte çok güzel bir örneði vardýr. XVIII. yüzyýlýn ikinci yarýsýndaki Ýngiliz ve Fransýz kapitalizminin karþýlaþtýrýlmasý bu teoriyi doðrulamaktadýr. Fernand Braudel, Ýngiltere ile Fransa’nýn 1715’ten 1800’ün baþlarýna kadar olan dönem içerisinde gerçekleþtirmiþ olduklarý deðer üretimlerini karþýlaþtýrmýþtýr: “1715-1810 arasý, Fransýz ve Ýngiliz büyümesinin (ayný þekilde toplam fiziksel üretim sayýsý ile sýnýrlanmýþtýr) bize sunulan eðrileri, XVIII. yüzyýlda Fransýz ekonomisinin Ýngiliz ekonomisinden daha hýzlý büyüdüðünü ve deðer (üretimi-K. E) olarak da ona üstün geldiðini ispat etmektedir(...). Fransýz üretim hacmi, gerçekten, 1715’te 100’den, 1790-1791’de 240 ; 1803-1804’te 247’ye; 1810’da 260’a yükselmektedir. Bu dönemdeki Ýngiliz üretimi ise 1715’te 100’den, 1800’de 182’ye yükselmektedir. Her ne kadar bu muhasebede, iki nokta gözardý edilse de fark olaðanüstü büyüktür:1-Fiziksel üretim muhasebesi üzerinde durarak, hizmetleri bir kenara býrakýyoruz; ama bu sektörde Ýngiltere kesin olarak Fransa’ya üstün gelmektedir. 2-Olasýdýr ki Fransa (sanayi üretimine-K. E) daha geç baþladý, geliþmesi daha hýzlý ve o halde diðer yarýþçýya (Ýngiltere-K. E) göre daha avantajlý oldu. ” (Fernand Braudel, Civilisation materielle, economie et capitalisme, XVe-XVIIIe siecle,cilt-III,s. 474,Livres Poches) Ýngiltere ile Fransa arasýndaki deðer üretim hacimleri karþýlaþtýrýldýðý zaman, Fransa’nýn ayný zaman dilimi içerisinde Ýngiltere’den daha çok deðer ürettiði görülmüþtür. Ancak sermaye birikimi açýsýndan da Ýngiltere’nin daha avantajlý bir konumda olduðu da ayný þekilde kanýtlanmýþtýr. O halde bu fenomeni nasýl açýklamalý? Braudel’den yapýlan alýntýda da belirtilmiþ olduðu gibi, Fransa’da kapitalist üretim iliþkilerinin geliþimi, Ýngiltere’ye göre geç olmuþtur. Bu durumun en dolaysýz sonucu, Ýngiliz kapitalistlerinin sermayelerinin organik bileþiminin Fransýz kapitalistlerinkinden farklý olmasýdýr. Yani daha yüksek bir üretkenlik düzeyine sahip olmalarýdýr. Ýki ülkenin ekonomilerinde ölçek farklýlýðý sözkonusudur. Bu durumda Fransa’nýn üretmiþ olduðu deðerlerin bir kýsmýnýn kendileri tarafýndan dünya pazarýnda realize edilmedikleri, Ýngiltere’nin ise yüksek emek üretkenliðinden dolayý , metalarýný deðerlerinin üzerindeki fiyatlarla gerçekleþtirdiðini ve bundan kaynaklanan artý bir kar elde etmiþ olduðunu rahatlýkla ileri sürebiliriz. Ýki ulusun ayný sermaye niceliðine ama farklý organik bileþenlere sahip olduðunu varsayalým. Diyelim ki her iki ulusun elinde 182 sterlinlik (basitleþtirmek için kafadan bu sayýyý alýyorum) bir sermaye var. Fransa’nýn toplam sermayesinin % 50’sinin deðiþmeyen sermayeden, % 50’sinin ise deðiþen sermayeden oluþtuðunu ; Ýngiltere’nin ise % 70’inin deðiþmeyen sermayeden % 30’unun ise deðiþen sermayeden oluþtuðunu varsayalým. Ýngiltere’nin emek üretkenliði Fransa’dan yüksek olduðu için deðiþen sermayesini % 50’den daha küçük almalýyýz ve alýyoruz. Yoksa üretkenlik farký olmaz. Bu durumda aþaðýdaki tabloyu elde ederiz: (4)
 Her iki sermayenin ortalamasý 109,2s + 72,8d’dir. Sömürü oraný % 100 olduðu için ortalama artý-deðer 72,8’dir. Bu durumda ortalama kar % 40 olur. 72,8’lik artý-deðer her iki sermayenin maliyet fiyatlarýna eklendiði zaman üretilen metalarýn pazar fiyatlarý yani deðiþim esnasýnda aldýklarý göreceli deðer de açýða çýkmýþ olur. Böylece Fransýz metalarý 213,8’lik bir fiyat ile Ýngiliz metalarý da 167,4’lük bir fiyat ile gerçekleþmiþlerdir ki, bu durumda Fransýz metalarý deðerlerinin altýnda (çünkü üretim deðerleri 232’dir), Ýngiliz metalarý ise deðerlerinin üzerinde (çünkü üretim deðerleri 149,2’dir) gerçekleþmiþtir. Kar oranlarý Ýngiltere ile Fransa arasýnda eþitlenmiþtir (%40 olarak) ama bu eþitlenmede Fransa’nýn ürettiði artý-deðerlerin (18,2’lik) bir kýsmý Ýngiliz kapitalistlerinin cebine akmýþtýr. Böylece Fransa %10 kar kaybýna (þayet üretim fiyatlarý deðer ile çakýþsaydý % 50’lik bir kar elde edecekti) uðrarken, Ýngiltere % 10 daha fazla kar etmiþtir (þayet üretim fiyatlarý deðerle çakýþsaydý kar oraný sadece % 30 olacaktý). Ayrýca Fransa’nýn ürettiði bir kýsým deðerin hiç gerçekleþmediðini çünkü 1763, 1773, 1783 ekonomik krizlerinin bir çok küçük kapitalistin iflasýna yol açtýðýný ayrýca burada belirtelim. Yukarýdaki örnekte deðiþmeyen sermayenin (s) harcanan kýsmýný Fransa için 50, Ýngiltere için 40 olarak aldýk. Harcanan s’yi her seferinde farklý aldýðýmýz zaman iþin özü yine deðiþmez, sadece farklý niceliklerde ayný kar oranlarý elde ederiz. Örneðin s deðiþtiði zaman kar oranlarý % 40 deðil, % 56 ya da % 20 vs. olabilir. Ama iþin özü yine deðiþmez. Bu yukarýdaki örnek aracýlýðýyla teorideki çok önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Örnekte Ýngiltere’nin elde etmiþ olduðu % 10’luk artý-kar’ýn, 1715’ten 1800’ kadar olan dönemde üretilen bütün toplam karýn (tarihte gerçekleþen durumda hesaplanmasý gerçekten güç ve devasa boyutlarda) % 10’u olduðunu okuyucuya ayrýca belirtmek isterim. Genel kar oranlarý eþitlenirken oluþan bu artý-karýn, sermayenin genel iþleyiþ mekanizmalarý içerisinde çok önemli bir tarihsel rolü vardýr. Bu rolün teorik olarak bilince çýkartýlmasý, çok önemli sorunlarýn çözümüne ýþýk tutacaktýr. Her seferinde en iyi üretkenliðe sahip olan katmanýn elinde biriken bu artý-kar, üretici güçlerin yeni bir atýlýmýnýn temeli ve destek noktasýný teþkil eder. Bu artý-kar, büyük sermaye içerisindeki en büyük katman tarafýndan rekabetin zorlayýcý etkisi sonucu tekrar üretken sermaye olarak yatýrýlýr. Bu yatýrýmlar sonucunda, bu katmanýn dünya pazarýna sürdüðü metalarýn kitlesinde bir büyüme olur. Dünya pazarý içerisinde giderek aðýrlýk merkezi olmaya baþlayan bu katman yani pazara sürülen metalarýn çoðunluðunu oluþturmaya baþlayan bu katman eþanlý olarak þunlara neden olur: - Diðer kapitalistlerin kar oranlarý onun kar oranýna göre þekil almaya baþlarlar (elbette ki onun ile ayný sermaye niceliðine sahip olan sermayeler). Yani bu katmanýn metalarýnýn deðeri üretim fiyatlarý ile çakýþmaya baþlar.
- Eskiden ortalama üretkenlik düzeyinin altýnda üretimde bulunan kapitalistler iflas etmeye baþlarlar:Sermayenin merkezileþmesi hýzlanýr.
- Sermayenin merkezileþmesi, üretimin daha yüksek bir üretkenlik düzeyinde geliþmesine neden olarak sermayenin yeni bir yoðunlaþmasýna ve elbette ki bununla birlikte de daha yüksek bir üretkenlik düzeyinde üretimde bulunan yeni bir katmanýn oluþumuna neden olur. Bu üretici güçlerin atýlýmýdýr ve artý-kardan kaynaklanan sermaye birikiminin sonucudur.
Bu üç noktada genel olarak özetlediðimiz süreç, ayný zamanda, Genel Kar Oranlarýnýn Eþitlenmesi denen þeydir. Bu eþitlenmeyle birlikte, en büyük kapitalist sýnýf ya da katmanýn elinde biriken artý artý-deðer yani artý-kar, geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretim temelinde ve böylece de kapitalizmin tarihsel geliþimi içerisinde “yeni bir üretim tarzý”nýn geliþtirilmesi için kullanýlýr. Burada kastedilen “üretim tarzý”, sermayenin yeni bir katmanýnýn hatta bu katmanýn kendi içerisindeki çeþitli dönem ya da devirlerine ayrýlan baþka alt-katmanlarýný ve yine bir bütün olarak bir biçimin oluþumunu karakterize etmektedir. Marx, Kapital’in II. cildinde Sermayenin Dolaþým Sürecini incelerken bu konuyu aslýnda iþler. Bu noktanýn teorik olarak anlaþýlmasý, bize, kapitalizmin bir biçiminin, diðeri içerisinden nasýl çýktýðýný, bununla birlikte de mali-sermayenin nasýl oluþtuðunu ve bu mali-sermaye temeli üzerinde (bugün bu uluslararasý mali-sermayedir) bir bütün olarak (Uluslararasý) Mali-Oligarþinin nasýl ve hangi biçimlerde oluþtuðunun cevabýný verecektir. Sermayenin dolaþým süreci ayný zamanda onun yeniden-üretim sürecidir de. Yeniden-üretim süreci de, kapitalizmin daha yüksek bir tarihsel geliþim temelinde kendisini biçimlendirmesidir. Bu geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretim süreci aþýrý-üretimi (ki her zaman sabit sermayenin aþýrý üretimi ve bundan kaynaklanan aþýrý üretimlerdir) ve bundan kaynaklanan bunalýmlarý (alým ve satýmlarýn birbirinden ayrýlmasýný) sürekli olarak baðrýnda barýndýrýr. Genel Kar Oranlarýnýn Eþitlenmesini, sürekli olarak geniþletilmiþ ölçekte bir yeniden üretim süreci ve bu sürecin unsurlarý olan yeni bir üretim tarzýnýn ortaya çýkýþý ve bu çýkýþ sýrasýnda aþýrý-üretim ve bunalýmlar vede bunlardan kaynaklanan sosyal altüst oluþlar izler. Geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretimin, Marx’ta sürekli olarak, sermayenin yeni bir biçiminin ortaya çýkmasý olduðu çok açýktýr: “Eðer sermayenin miktar olarak artýþý, üretkenlik gücünün geliþiminin sonucuysa, üretkenlik gücü de daha geniþ,daha büyümüþ kapitalist temelin varlýðýna dayanarak geliþir. Karþýlýklý etkileþim sözkonusudur. Daha geniþlemiþ bir temeldeki yeniden-üretim, (sermaye-ç) birikimi, baþlangýçta üretimin yalnýzca miktar olarak artýþýymýþ gibi görünse de--- ayný üretim koþullarýnda daha fazla sermaye kullanýlmasý--- belli bir noktada, her zaman, yeniden-üretimin gerçekleþtirildiði koþullarýn daha ileri bir üretkenlik biçimi altýnda niteliksel bir geniþlemeyi de ifade eder. ” (abç) (Marx, Artý-Deðer Teorileri-II, s. 501, Sol Yayýnlarý) Yine ayný yerde az ileride þöyle yazar: “... yeniden-üretim ve birikim sýrasýnda,ufak tefek iyileþtirmeler sürekli üstüste eklenir ve sonunda üretim düzeyinin tamamýný deðiþtirir. Geliþmeler üstüste yýðýlýr, üretken güçlerde kümülatif bir geliþme olur. ” (Marx, a. g. e. s. 502) Bu noktada çok önemli bir sorun belirmektedir. Geniþletilmiþ ölçekte yeniden üretim ve birikim ve de bu temelde kapitalizmin tarihsel geliþiminin belirli bir zamansal ritmi var mýdýr ve bu geliþimin tarihsel-zamansal sýnýrý (yani kapitalizmin tarihsel ömrünün zamansal sýnýrý) nedir? Marksizm buna bir cevap verebilecek bir düzeyde midir? Marksizm artýk, bu zor soruya aþaðý-yukarý doðru bir cevap verebilecek düzeye gelmiþtir. Bu sorunun cevabý da yine Marx’ta vardýr. Bu sorunun çözümü için, Marx’ýn sermayenin dolaþým sürecini incelerken yapmýþ olduðu tespitler ile bugüne kadar olan kapitalizmin tarihsel tecrübesini birleþtirmek gerekir. Marx sermayeyi teorik olarak analiz ederken, gözlemlemeleri sonucunda sýnai çevirimlerin aþaðý-yukarý 10-11 yýllýk dönemleri kapsadýðýný fark etmiþtir. Kapital’in II. Cildinin son sayfalarýnda “Birikimde IIs’nin Yerine Konmasý” bölümünün bir yerinde þu tespitte bulunur: “... 10-11 yýllýk bir sýnai çevirimde bazý yýllarýn, bir önceki yýla göre daha küçük bir toplam ürün gösterebileceði... ” (Marx, Kapital-II,s. 463, Sol Yayýnlarý) Marx, aslýnda “sýnai çevirimlerin 10-11 yýllýk bir dönemi kapsadýðýný” düþünüyordu. 10-11 yýllýk bir sýnai çevirimden bahsederken bu rakamlarý rastgele almýyordu. Bunu kapitalizmin genel tecrübesinden çýkarýyordu. Gerçekten de sermayenin devrini tamamlamasý ve niteliksel olarak yeni bir üretken devrenin açýlmasý her zaman aþaðý-yukarý 10-11 yýllýk (bazý sapmalar ile birlikte elbette) bir süreci kapsar. Marx’ýn bu tespitini kapitalizmin tarihine uygularsak (ki bunu doðru uygulamak gerekir) ileri sürdüðümüz görüþün doðruluðunun da ayný zamanda saðlamasýný yapmýþ oluruz. Kapitalizmin tarihsel olarak üç temel biçimi (Serbest rekabetçi kapitalizm, Klasik Emperyalizm ve Uluslararasý Emperyalizm) vardýr. Her biçimin de kendi içerisinde üç temel katmaný (küçük-orta-büyük) vardýr. Ama her katmanýn da içerisinde yine üç (küçük-orta-büyük) alt-katmaný vardýr. Ýþte biçim içerisindeki her katmanýn ve onun da içerisindeki alt-katmanýnýn kendi içerisindeki farklý büyüklüklerin ard arda geliþimi ve birinin diðeri içerisinde çýkýþýnýn her biri 10-11 yýllýk bir dönemi kapsar. Bundan da þu sonuç çýkar ki, kapitalizmin bir biçimi içerisindeki her katmanýn ( ki bir biçim içerisinde üç temel katman bulunur) 30-33 yýllýk bir süreçte oluþtuðu ve bu sürecin sonunda da kendisinden sonraki katmana dönüþmeye baþladýðý görülmektedir. Ama bu dönüþüme her zaman toplumsal altüst oluþlar tekabül eder. Demek ki sermayenin her bir devir dönemi kabaca 10-11 yýllýk bir dönemi kapsar. Bazý dönemler bu 10 yýl bazý dönemler de 11 yýl olabilir. Onun için en iyisi ikisinin ortalamasý olan 10,5 yýlý almak gerekir. Kapitalizmin tarihinde buharlý makinenin bulunduðu ve üretim sürecine girdiði 1759-1763’ten komünist üretimin ortaya çýkacaðý döneme kadar, sermaye toplam 27 devir yapar. Çünkü sermaye üç temel biçime sahiptir. Her biçim üç temel katmana sahiptir ve her katman da üç alt-katmana sahiptir. Böylece 27 temel devir dönemi vardýr sermayenin tarihinde. Bu ise toplam olarak: 27 x 10,5=283,5 yýl yapar. Bu 283,5 yýlý 1759’un üzerine eklediðimiz zaman: 1759 + 283,5 =2042,5 tarihini elde ederiz. Burada aþaðý-yukarý 10,5 yýllýk fazla ve eksik bir sapma payý býrakmamýz gerekir. Böylece bu tarih 2032 ile 2053 tarihleri arasý yapar. Buradan kapitalizmin bir emperyalist ülkede ölmeye baþlamasýnýn yani komünist bir üretimin geliþmeye baþlamasýnýn (dikkat edilsin sadece baþlamasýnýn) 2032 ile 2053 yýllarý arasýnda oluþmaya baþlayacaðý sonucu çýkar. Bu hesabýn doðru olup olmadýðýnýn saðlamasýný yapmak pekala mümkündür. Bunun için yakýn geçmiþ tarihte iyi tanýdýðýmýz bir dönemi alabiliriz. Örneðin 1980 iyi bir tarih olabilir. Çünkü aþaðý-yukarý 1980’e kadar, Uluslararasý Tekelin küçük katmanýnýn bir geliþimi sözkonusudur. Bu tarihten sonra, uluslararasý tekelin küçük katmanýnýn içerisinde, sermaye birikimi ve organik bileþimi bakýmýndan daha geliþkin olan orta büyüklükte (buna orta dememizin nedeni ondan da büyük bir katmanýnýn tarihsel olarak var olmasýndan dolayýdýr) bir katmanýn çýkýþý sözkonusudur. Özellikle 1980’in baþlarýnda baþlayan bu dönem, ABD’de Ronald Reagan’ýn, Ýngiltere’de de Margaret Teacher’in ekonomide almýþ olduklarý “yapýsal önlemler”in sonucunda ortaya çýkmaya baþlamýþ ve diðer emperyalist ülkeler de bunlarý izlemek zorunda kalmýþlardýr. Türkiye gibi ülkelerde bunun yansýmasý ise Ýthal Ýkameci Sanayileþmenin yerini Ýhracata Dönük Sanayileþmenin almasýdýr. Bu gibi ülkelerde de iþbirlikçi tekelci sermaye bu temelde bir evrim geçirmiþtir. 1980’e kadar sermayenin toplam devri, iki biçim artý bir katman olarak 21 devir hareketine sahiptir. Böylece 1980’e kadar olan 21 devir: 21 x 10,5 yýl = 220,5 yýl yapar. Bu 220,5 yýlý 1759’un üzerine eklediðimiz zaman : 1759 + 220,5 = 1979,5 tarihini elde ederiz. Gerçekten de bu tarih, emperyalist dünya ekonomisinde 1960’larýn sonlarýnda baþlayan ve 1970’lerin sonlarýna doðru doruðuna ulaþan, emperyalist ülkelerde Kesim-I (üretim araçlarý üretimi)’de baþlayan ve Kesim-II (tüketim araçlarý üretimi)’ye uzanan ve oradan da bütün dünya ekonomisine yayýlan ve temelinde “aþýrý sabit sermaye üretiminin neden olduðu” bir dünya bunalýmý dönemidir. Bu dönem ayný zamanda uluslararasý tekelin küçük katmanýnýn kendi tarihsel geliþimi içerisinde orta büyüklükte bir katmana dönüþmeye baþladýðý bir dönemdir. Bu dönem daha bitmemiþtir ama sonuna doðru yaklaþmaktadýr. Bu dönemin yaklaþýk tarihini ise þöyle hesaplayabiliriz: 1979,5 + 31,5 = 2011 yýlý. Bu tarih sapmalar ile birlikte 2011 ile 2020 arasý olabilir. Kýsacasý çok büyük bir toplumsal devrimin öngününde bulunmaktayýz. Bu hemen hemen kesin gibidir. Tarihte 10-15 yýllýk dönemler aslýnda çok küçük dönemlerdir. Uluslararasý emperyalist dünya ekonomisi ve siyaseti, 2010’dan itibaren derece derece derinleþecek olan bir dünya bunalýmýna sürüklenecektir. Bunun arkasýnda da mutlak suretle bir sosyalist devrim bulunmaktadýr. Az yukarýda somut bir örnek içerisinde gördüðümüz gibi genel kar oranlarý uluslararasý çapta eþitlenirken, üretken açýdan en iyi konumda olan katmanýn elinde bir artý-kar birikir. Bu birikimin uzun bir tarihsel süreç içerisinde (yukarýdaki örnekte 1715-1800 arasý olarak varsayýldý ama aslýnda bu dönem de kendi içerisinde çeþitli dönemlere ayrýlýr ama biz bu örneði öylesine aldýðýmýz için þimdilik bunu böyle varsayýyoruz) azar azar biriktiði artýk kendiliðinden anlaþýlýr. Bu artý-kardan kaynaklanan birikimin, tekrar üretken bir sermaye biçiminde yatýrýlabilmesi için belirli bir sýnýra kavuþmasý þarttýr. Çünkü daha yüksek bir üretkenlik için bir sermaye yatýrýmýnda bulunmak, herhangi bir sýnýrý deðil belirli bir nicelik sýnýrýný gerektirir. Onun için de bu birikimin uzun bir tarihsel sürece yayýlmasý kaçýnýlmaz hale gelir. Ama birikimin olabilmesi için de, paranýn sikke biçimindeki dolaþým aracý iþlevinden sýyrýlmasý gerekir: “... altýn ve gümüþ, ancak dolaþým aracý olmadýklarý sürece, kendilerini para biçiminde sabitleþtirirler. Bunlar, dolaþým aracý olmadýklarý zaman para haline gelirler. (Altý orjinalde Marx tarafýndan çizilmiþtir.) Þu halde, metaý sürekli olarak dolaþýmýn içinde tutmanýn tek çaresi, altýn biçimindeki metaý (yani parayý----K. E. ) dolaþýmdan çekmektir. ” (Marx, Ekonomi Politiðin Eleþtirisine Katký, s. 148, Sol Yayýnlarý) Üretilen metalarýn toplumsal deðiþimi para aracýlýðýyla gerçekleþir. Deðiþimin gerçekleþmesi için belirli bir para kitlesi, dolaþým aracý olarak dolaþýmda bulunur. Dolaþým aracý olarak iþlev gören para, sikke biçimindeki paradýr. Ama metalar birbirleriyle deðiþilirken yani M-P-M (Meta-Para-Meta) süreci toplumsal ölçekte iþlerken, bu süreç kesintisiz bir süreçten ziyade, bir çok kesintiye uðramýþ alýmlar olarak cereyan eder. M-P-M dolaþýmýnda ikinci uç ola P-M ucu, hemen gerçekleþmez. P’nin bir kýsmý dolaþým aracý yani sikke olarak dolaþýrken, diðer kýsmý ise dolaþým alanýnýn dýþýna çýkarak, dolaþým aracý biçiminden geçici olarak sýyrýlýr. Dolaþým alanýnýn dýþýna çýkan bu para, yýðýlan paradýr. Dolaþým alanýndan çýkarak, belirli biçimlerde yýðýlan para, aþaðý-yukarý üç temel biçimde ortaya çýkar: Gizlenmiþ sikke, Hazine ve Gömü. (6) Paranýn bu yýðýlma biçimlerinden bizi asýl olarak ilgilendiren, gömü’dür. Ama konunun daha iyi anlaþýlmasý için burada gizlenmiþ sikke ve hazine üzerine de bir kaç þey söylemek gerekir. Gizlenmiþ sikke, adýndan da anlaþýlacaðý gibi, dolaþým aracý olarak iþlev gören sikke biçimindeki paranýn, geçici olarak, belirli bir süre için dolaþým alanýnýn dýþýna çýkan kýsmýdýr. “... M-P-M dolaþýmýnda, ikinci P-M ucu, bir defada gerçekleþmeyen, ama P’nin bir kýsmý sikkeler halinde dolaþýrken, diðer kýsmý da para olarak uykuya dalacak þekilde, zaman içinde birbirini izleyen bir alýmlar serisi halinde daðýlýr(abç). Para, gerçekten burada gizlenmiþ sikkelerden baþka bir þey deðildir... ” (Marx, a. g. e. s. 146) Gizli sikkelere merkez bankalarýnýn ellerinde bulunan paralarýn bir kýsmý örnek olarak verilebilir. Merkez bankalarý zaman zaman belirli miktarlarda döviz ve yerli para satýn alýr ya da satarlar. Ýþte bu biçimde kullanýlan yýðýlý paralar aslýnda gizli sikkelerdir. Bu sikkelere yine, halkýn elindeki küçük birikimleri örnek olarak gösterebiliriz. Bu küçük birikimler kýsa bir zaman için biriktirilirler ve bu zamanýn sonunda tekrar satýn alýmlar yoluyla dolaþýma sokulurlar. Bu tür birikimleri, “dolaþýmýn kenarýndaki” gizlenmiþ sikkeler olarak belirtmek de mümkündür. Her devletin þu ya da bu miktarda biriktirdiði belirli bir altýn rezervleri vardýr. Bu altýn rezervleri, dolaþým alanýndan çekilen paralarýn, altýn ile deðiþilmeleri sonucu olarak ortaya çýkarlar. Altýn evrensel para olarak yok edilmez bir niteliðe sahiptir. Dolaþýmdan çekilen ve altýn biçimine sokulan para Hazineyi oluþturur. (7) Hazine biçiminde yýðýlan paranýn, dolaþým alaný dýþýnda, artý-deðerin bir kýsmýnýn para biçiminde yýðýlmasý olduðu gözden kaçmamalýdýr. Buradaki artý-deðer, devletin mülkiyetine geçmiþ olan toplumsal artý-deðerin bir kýsmýdýr. Hazine biçiminde yýðýlan paranýn, hükümetlerin politikasýna göre çeþitli iþlevleri vardýr. Örneðin Türkiye gibi ülkelerde altýn ve döviz rezervleri, yabancý sermayenin çekilmesinde önemli bir rol oynar. Yatýrýmda bulunan yabancý sermaye, toplumsal ve çeþitli politik riskler karþýsýnda bir hazine garantisi ister. Ýþte hükümetler bu garantiyi ellerindeki altýn rezervlerinin miktarýna göre verebilirler. Hiçbir altýn rezervi olmayan bir hükümetin vermiþ olduðu hazine garantisinin hiçbir deðeri yoktur. Dolaþým aracý iþlevinden ayrýlarak, gizli sikke ve hazine biçimlerinden farklý olarak yýðýlan para Gömü’dür. (8) Konumuz açýsýndan önemli olan ise aslýnda para yýðmanýn bu son biçimidir. Eski çaðlarda toplum içerisine rastgele daðýlan gömülerin aksine, kapitalist üretim iliþkilerinin geliþmiþ olduðu toplumlarda gömüler giderek belirli yerlerde toplanýr: “Dolaþým, sýrf madeni dolaþým olduðu ya da üretimin az geliþmiþ bir evrede bulunduðu ülkelerde, yýðýlý paralar, sonsuz derecede daðýlmýþlar ve ülkenin bütün sathýna yayýlmýþlardýr; oysa kapitalist geliþmenin yer aldýðý ülkelerde, gömüler, banka yedeklerinde toplanýrlar. ” (abç) (Marx, a. g. e., s. 158) Marx, gömüleri, dolaþýmdan çekilen paranýn, “yatak deðiþtirerek dýþa akýtýlan kanallarý”na benzetir: “Eðer fiyatlar düþer ya da dolaþým hýzý artarsa,gömünün meydana getirdiði yedekler, dolaþýmdan kaldýrýlan para kýsmýný yutarlar ; eðer fiyatlar yükselir ya da dolaþým hýzý azalýrsa, gömü serbest býrakýlýr ve kýsmen dolaþýma geri döner. Dolaþan para, gömülerek donar, taþlaþýr, ve bu gömüler sonu gelmez bir münavebeyle süregiden bir gidip gelme hareketine göre dolaþýma akarlar, bu gidip gelme hareketinde þu ya da bu eðilimin üstünlüðü, özellikle metalar dolaþýmýndaki dalgalanmalarla belirlenir. Böylece gömüler, dolaþýmdaki paranýn kaynaktan depoya giden ve yatak deðiþtirerek dýþa akýtan kanallarý gibidirler (abç), öyle ki, para sikke biçiminde, ancak bizzat dolaþýmýn doðrudan doðruya gereksinmelerinin belirlediði miktarda dolaþýmda bulunur. ” (Marx, Ekonomi Politiðin Eleþtirisine Katký,s. 157-158) “Yatak deðiþtirme” sözcüðü, sermayenin dolaþým sürecinin, kendi içerisine kapanan bir çember olmasýndan ziyade, daha çok, kendi dýþýna doðru yeni çemberler üreten ve helezonoik bir yapýya sahip olduðunu ima eder (Marx bunu sarmal olarak ifade eder). Gömü biçiminde biriken artý-kar, üretken sermaye biçiminde kýsmi olarak serbest kalýrken, bu serbest kalma, geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretim çerçevesinde, sermayenin daha üst bir tarihsel boyuta geçmesinin de önemli bir tarihsel kaldýracý olarak ortaya çýkar. Gömüler, böylece,sermayenin alt-biçimlerinden üst-biçimlerine doðru geçiþte önemli tarihsel ara halkalar iþlevini görürler. Özellikle de gömülerin toplumsal ölçekte merkezileþtirilmesinde bankalar çok önemli bir rol oynarlar. Gömülerde biriken artý-kar, belirli bir niceliðe ulaþýp, daha üst tarihsel boyutta, üretken sermaye biçiminde tekrar serbest kaldýðý zaman, tarihsel olarak ortaya çýkan bu artý artý-deðerin niceliði, toplumsal koþullarýn genel niteliði ile çeliþkiye düþer: “Para ya da özerkliðe ulaþmýþ olan deðiþim-deðeri, kendi niteliði gereði, soyut zenginliðin varoluþ biçimidir, ama öte yandan her bir belli para meblaðý, nicel olarak belirli bir deðer hacmidir. Deðiþim-deðerinin nicel sýnýrý,onun nitel olarak genelliði ile çeliþir ve para yýðýcýsý, bu sýnýrý, fiiliyatta ayný zamanda nitel bir engel haline de dönen ya da bu serveti ancak maddi zenginliðin sýnýrlý bir temsilcisi haline getiren bir engel gibi hisseder (abç). Para, kendisini,görmüþ olduðumuz gibi, genel eþdeðer olarak,sonu gelmez metalar dizisinin bir kýsmýný meydana getirmek üzere kendisinin de öteki kýsmýný teþkil ettiði bir denklemde doðrudan doðruya ortaya koyar. Para, bu sonu gelmez metalar dizisi içinde bir ölçüye göre yaklaþýk olarak gerçekleþir, yani bir ölçü içinde kendi deðiþim-deðeri kavramýna yanýt verir ki, bu ölçü, deðiþim-deðerinin büyüklüðüne baðlýdýr. Deðiþim-deðerinin hareketi,deðiþim-deðeri otomatik bir niteliðe sahip olduðuna göre,genel olarak ancak kendi nicel sýnýrýný aþma, onun ötesine geçme hareketi olabilir. Ama gömünün miktar olarak belli bir sýnýrý aþýldýðý anda,baþka bir engel doðar ki,bunun da ortadan kaldýrýlmasý gerekir. Engel olarak ortaya çýkan,bu yýðýlý paranýn þu ya da bu belirli sýnýrý deðildir, herhangi bir sýnýrdýr (abç). Demek ki, para yýðmanýn içkin bir sýnýrý yoktur, bizatihi ölçüsü de yoktur, o, sonuçlarýnýn her birinde bir yeniden baþlama nedeni bulan sonu gelmez bir süreçtir. Gömü ancak muhafaza edilmekle çoðaltýldýðýna göre, ayný þekilde, o, ancak çoðaltýlarak muhafaza edilir. ” (Marx,a. g. e. s. 152-153) Artý-karýn tekrar üretken sermayeye çevrilmesi sonucunda ortaya çýkan yeni üretici güçler, sermayenin daha önce kurulmuþ olan özel üretim iliþkileri ile çeliþkiye düþer. Bu çeliþkinin göreceli olarak ortadan kaldýrýlmasý ve üretici güçlerin düzeyine uygun olarak üretim iliþkilerinin yeni bir biçime kavuþturulmasý, üstyapýda tam bir altüst oluþlara yol açarak kendisini gösterir. Ama bu noktada en önemli sorun, belirli bir miktar paranýn dolaþýmdan nasýl çekildiðini ve banka yedeklerinde toplandýðýný açýklamaktýr. Bu açýklandýðý ölçüde de uluslararasý mali-sermayenin mantýksal ve tarihsel temeli de açýklanmýþ olacaktýr. Ama iþte tam da bu noktada çok önemli bir mantýksal ayýrým yapmak gerekir. Bizim burada inceleme konumuz,banka yedeklerinde, bütün kapitalistlerin ya da herhangi bir kapitalistin artý-deðerlerinin birikmesi deðildir. Bizim burada incelememizin nesnesi, en iyi üretkenliðe sahip olan kapitalistlerin (bu kapitalistin biçimi kapitalizmin çeþitli çaðlarýnda biçim deðiþtirir ve sürekli olarak içerisinde geçilen süreçte burjuva sýnýfýn en büyük katmanýdýr), elde etmiþ olduðu artý-karýn (artý artý-deðer) gömü biçiminde yýðýlma biçimidir. Onun için ortalama üretkenliðe ve bunun altýnda kalan kapitalistlerin banka yedeklerinde biriken para-sermaye biçimindeki artý-deðerlerini burada gözardý ediyoruz. Çünkü üretici güçlerin atýlýmýný gerçekleþtirenler bunlar deðildirler. En iyi üretkenliðe sahip olan kapitalistlerin, gömü biçiminde bu artý-karý yýðabilmeleri için, dünya pazarýna sürekli meta sürmeleri gerekir. Zaten elde edilen bu gömü biçimindeki artý-kar,yani dolaþýmdan çekilen bu yýðýlý para,dolaþýma meta sürülmüþ olmanýn da bir göstergesidir. Demek ki artý-kar biçiminde para yýðmanýn birinci koþulu,metalarýn aralýksýz dolaþýma sürülmesidir: “Metalarýn sahibi,dolaþýma meta biçiminde verdiði þeyi,ancak para biçiminde dolaþýmdan geri çekebilir. Demek ki aralýksýz satýþ,metalarýn durmadan dolaþýma sürülmesi,metalarýn dolaþýmý açýsýndan para yýðmanýn birinci koþuludur. ” (Marx,a. g. e. s. 148) Böylece en iyi üretkenliðe sahip olan kapitalistler,kendi üretmiþ olduklarý artý-deðerler ile birlikte fazladan elde etmiþ olduklarý artý artý-deðerleri (artý-kar),sürekli olarak dolaþýma sürdükleri metalar sayesinde elde ederler. Ama daha önce de belirttiðimiz gibi,bu süreç uzun bir tarihsel dönemi kapsar ve artý-kar,bu uzun tarihsel dönem içerisinde azar azar birikir. Bu da geniþletilmiþ ölçekte yeniden-üretimden baþka bir þey deðildir. Artý-kar gömülerde yani para-birikim fonlarýnda nasýl birikir ve ne tür tarihsel sonuçlara yolaçar? Birikimin olabilmesi için, geniþletilmiþ yeniden-üretimin olmasý gerekir. Birikim sürekli olarak geniþletilmiþ yeniden-üretimin bir sonucudur. Her birikim, bir üretken devrenin (yukarýda bunu ortalama olarak 10,5 yýllýk bir zaman dönemi olarak aldýk) sonucunda oluþur ya da yeni bir üretken devreyi (yani sýnai çevirimi) açmak için yeter niceliðe ulaþýr. “Ra... M’b-P’c-M’<E ve ÜAd ... R’e formülü üretken sermayeyi temsil eder; bu sermaye, geniþletilmiþ ölçekte daha büyük bir deðerle yeniden üretilmiþ ve artmýþ üretken sermaye olarak ikinci devresine baþlamýþ, ya da ayný þey demek olan,ilk devresini yenilemiþtir. Bu ikinci devre baþlar baþlamaz,biz,R’yi, gene baþlangýç noktasý olarak görürüz;ancak bu R,ilk R’den daha büyük bir üretken sermayedir. ” (Marx,Kapital-II,s. 76-77) Bu üretken sermaye devresi hem Kesim-I hem de Kesim-II için geçerlidir. En iyi üretkenliðe sahip olan sermayenin yeni bir üretken devreyi açmasý keyfi bir þekilde belirlenmez. Kaldý ki herhangi bir bileþene sahip olan bir sermaye de bu yeni üretken devreyi açamaz. Bu devrenin açýlýþýný belirleyen ve bunun için gerekli deðer birikimi tarihsel olarak üretim araçlarýnýn düzeyi tarafýndan belirlenir. Sürekli olarak bu düzeyi ise içerisinden geçilen çaðdaki en büyük sermaye katmaný ya da sýnýfý yakalar. Bu yeni üretken sermaye devresini açmak için paranýn belirli bir süre birikmesi gerekir: “Üretken sürecin ulaþacaðý geniþliðin boyutlarý keyfi olmayýp teknoloji tarafýndan belirlendiði için, gerçekleþen artý-deðer her ne kadar sermayeleþtirilmeye ayrýlmýþ ise de, birbirini izleyen birkaç devre sonucu çoðu kez ek sermaye olarak etkili bir iþlev yapmaya ya da iþlev yapmakta olan sermaye-deðer devresine girmeye yetecek büyüklüðe ulaþýr (ve zaten bu büyüklüðe ulaþana kadar da birikmesi gerekir). Artý-deðer böylece bir para-yýðma biçiminde katýlaþýr ve bu biçim içerisinde potansiyel para-sermayeyi oluþturur: potansiyel olmasýnýn nedeni, para-biçimde kalmaya devam ettiði sürece sermaye olarak hareket edememesidir. ” (Marx, Kapital-II,s. 75) Devrimci Bülten Sayý 42 Devamý...
(1) Tek emperyalizm dönemi deðil serbest rekabetçi dönem de sözkonusudur. (2) Bu makale Devrimci Bülten’in 41. sayýsýnda tarafýmýzdan yayýnlanmýþtýr. (3) Bu sorun, Lenin’in yaþamýnýn son dönemlerindeki teorik çalýþmalarýnýn adeta merkezindeki bir sorundu.1921 yýlýnda yazdýðý “Ayni Vergi Üzerine” makalesinde þöyle yazýyordu: “Ve ‘bizim’ sosyalizme doðrudan geçiþ sorunumuzu baþarýyla çözebilmemiz için, kapitalizm öncesi iliþkilerden sosyalizme geçiþ için hangi ara yollarýn, yöntemlerin, vasýtalarýn ve araçlarýn gerekli olduðunu anlamalýyýz. Bütün sorun budur.” (Ýþçi sýnýfý ve Köylülük, s.324 , Sol Yayýnlarý) Lenin’in aslýnda burada demek istediði ekonomik olarak kapitalizmin hangi biçimlerinin ya da biçiminin toplumu sosyalizme götürdüðüdür. Kýsacasý Lenin kapitalizmin en son biçiminin ne olduðunu soruyordu. Bunu da o zamanlar o zamanki emperyalist ülkelere bakarak cevaplýyordu. Ama bugün biliyoruz ki bu doðru deðildir. (4) Sömürü oranýný % 100 olarak kabul ediyoruz. (5) s : deðiþmeyen sermaye d : deðiþen sermaye (6) Bu biçimlerden ayrý olarak bir de, süs eþyasý ve taký olarak gömülen para vardýr: “Altýn ve gümüþ, soyut zenginliðin maddesi olduklarýndan , kiþi,onlarý somut kullaným-deðeri biçiminde kullanmak suretiyledir ki,zenginliðini,en gösteriþli bir þekilde teþhir eder ve eðer meta sahibi,üretimin bazý evrelerinde, servetini tam güvenlik içinde saklayabileceði her yerde saklýyorsa, bu, öteki meta sahiplerinin gözüne bir rico hombre (zengin adam) görünme gereðinin dürtüsüyledir. O, kendini ve evini altýnla donatýr.” (Marx, Ekonomi Politiðin Eleþtirisine Katký,s.155)
|
 |
|
|
|