 |
komunistdunya.org |
 |
|
 |
Son Yazýlar |
 |
|
|
 |
PDK Devrimci Bülten - Sayý 43 (3) |
 |
 |
 EMPERYALÝST ÝÞGAL,”ULUSAL” DÝRENÝÞ VE GERÇEKLER (1) Irak ve Kürdistan'daki emperyalist iþgal ve direniþ hakkýnda Türkiyeli ve Kürdistanlý bazý devrimci-demokrat çevrelerin tutumu üzerine... Irak ve Kürdistan’da (Güney) ABD + Ýngiliz emperyalist devletlerinin gerçekleþtirdikleri iþgal baðlamýnda bugüne kadar çok þey yazýldý-çizildi. ABD ve müttefiklerinin iþgaline karþý ortaya çýkan durum baðlamýnda yapýlan kimi deðerlendirmelere tavýr takýnmak; devrimci-demokrat çevreler içinde savunulan kimi yanlýþlarý eleþtirmek ve bazý konularý tartýþmak gerekir. Irak’ta direniþ baðlamýnda özellikle Türkiyeli bir dizi devrimci çevrenin konu üzerine hatalý-yanlýþ görüþlerini bir türlü terketmemeleri karþýsýnda eleþtirel bir temelde karþý düþüncelerin ifade edilmesi yararlý olacaktýr.
Sorun, esasýnda Irak’ta, Sudan’da, Afganistan’da ve benzer türden direniþlerin sürdüðü yerlerdeki güncel durumun kendisinden ileri gelmiyor; doðrudan marksist-leninist yaklaþýmýn terkedilmiþ olmasýndan kaynaklanýyor ve güncel durum aslýnda bu terkediliþe payanda yapýlýyor. Esasýnda ezici çoðunluðunu küçük burjuva devrimcilerinin oluþturduðu bu cenahta ulusal kurtuluþ ve antiemperyalist mücadele sorununda öteden beri derin bir yanýlgý ve neredeyse sistemleþmiþ bir pragmatizm hakim olduðundan Irak özgülünde zaaflarýný tekrarlamalarý beklenen bir þeydi...
“Komünist”, “marksisi-leninist”, devrimci iddiasýnda bulunan Türkiyeli çevreleri konumuz baðlamýndaki deðerlendirmeleri üzerine düþünmeye ve bir kez daha kötü ünlü üç dünya teorisi ile baðý içerisinde ele almaya ve ciddi þekilde kendilerini sorgulamaya davet ediyoruz. Dünya ölçeðinde “baþ düþman baþ çeliþki” tespitleri yapanlarýn da üç dünya teorisinin üzerlerindeki etkileri hakkýnda düþünmeleri yararlý olacaktýr. Ayrýca, emperyalizm denince her þeyi ABD özgülünde ele alan anlayýþýnda üç dünya teorisinin bir baþka tezahürü olduðu üzerine düþünmelerinde yarar var.
Ýþgale karþý ortaya çýkan hareket üzerine yapýlan saptamalarda hatalý tutumlar sadece Türkiyeli kimi devrimci çevrelerle sýnýrlý deðildir. Türkiyeli reformist kesimler arasýnda da yanlýþ deðerlendirmeler hakimdir; hatta denebilir ki, devrimci çevrelerin içine düþtüðü olumsuzlukta bunlarýn çok ciddi bir rolü vardýr.
Bu baðlamda, karþýdevrimci Aydýnlýk/Doðu Perinçek çevresinin olabildiðince aktif davranýþ içinde olduðu ve tespitlerinin çok yaygýn olarak etkisini gösterdiðini vurgulamak gerekir.
Ýþgal ve iþgale karþý hareket baðlamýnda Kürdistanlý sol çevreler de ciddi yanlýþ deðerlendirmeler içindedirler. Ýþgali olumlu bulanlardan ABD ile iþbirliðini savunanlara kadar oldukça tehlikeli ve zararlý sayýlabilecek pekçok görüþ savunulmaktadýr. Kürt halkýnýn iþgale karþý devrimci temellerde direnmesini doðru bulmayan; emperyalizme ve somut olarak ABD+Ýngiliz iþgalcilerine karþý direnmeyi “Kürt ulusuna zarar verir” mantýðý ile reddeden, iþe milliyetçi perspektif ile bakýp ýsrarla Arap ve diðer halklarla birlikte hareket etmeyi istemeyen... Kürdistanlý sol / reformist çevrelerin yaklaþýmlarý üzerine de yazmaya ihtiyaç var.
Bu makalede,Türkiyeli ve Kürdistanlý bazý devrimci-demokrat çevrelerin tavrý üzerine özel bir deðerlendirme yapmak istiyoruz. TÜRKÝYELÝ BAZI DEVRÝMCÝ ÇEVRELERÝN TUTUMU ÜZERÝNE...
Kimin ne dediðinin bilinmesi bakýmýndan öncelikle bazý devrimci yayýn organlarýnda aktarmalar yapmak yararlý olacaktýr. ·Devrimci Demokrasi: Bu dergi çevresi þöyle bir deðerlendirme yapma ihtiyacý duymuþ: “Irak emperyalizme karþý direniyor.”(1-16 Nisan 2003) Bir baþka sayýsýnda ise þu deðerlendirmeyi yapýyor: “Anti emperyalist mücadele içerisinde Ýslami çevreler objektif olarak daha aðýrlýk kazanmýþ ve Irak’ýn yönetiminde iþgalci güçlerin de önüne geçemeyeceði bir durumdadýrlar. Bu nedenle Irak’taki geliþmeler dikkatle izlenmeli ve gerekli tavýrlar alýnmak durumundadýrlar. Önderlik çizgisi ne olursa okun Irak’taki ý anti emperyalist güçlerin mücadelesi desteklenmeli Ýslami, gerici bir rejim altýnda mý, yoksa demokratik, devrimci bir önderlik altýnda mý mücadele edeceklerine Irak halklarýnýn kendisi karar vermek zorunda. Bu noktada Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarýna düþen görev az önce vurguladýðýmýz gibi Irak’taki anti-emperyalist mücadeleyle dayanýþma içerisinde olmaktýr. (1-16Mayýs2003) Eðer antiemperyalist bir mücadele var ise -arkadaþlar var diyor- bu mücadelenin önderliðinin çizgisi hakkýnda az-buçuk bilginin vs. olmasý, bu iddiada bulunanlarca ortaya konmasý beklenir. Ancak buna zerre kadar ihtiyaç duymadan antiemperyalist damgasýný yapýþtýrýveriyor arkadaþlarýmýz. Fakat dediklerinin ne anlama geldiði üzerine biraz kafa yorma zahmetine girseler o “islami çevreler objektif olarak daha aðýrlýk kazanmýþ” tespitinin (Baasçýlarýn, Ýslami iki mezhebin dinci-faþist güçlerinin, baþka dinci çevrelerin harekete -neredeyse- bütünüyle hakim olduðu olgu) antiemperyalist saptamalarýný ortadan kaldýrdýðýný göreceklerdir.
Diðer bir yerde ise þöyle diyorlar: “Irak ulusal direniþi”(16-Kasým 2003). ABD+Ýngiliz iþgaline karþý ulusal kurtuluþ temelinde bir direniþin varolduðunu neye dayandýrýyorlar anlamak çok zor. Dinci faktör baþat bir rol oynadýðý halde ciddi þekilde ulusal kurtuluþçu bir yan taþýyan hareketlerin ortaya çýktýðýný vb. biliyoruz. Bu tür hareketler “dün çýktý, artýk tekrarý olmaz!” denilemeyeceðine göre, benzerleriyle karþýlaþabiliriz. Ancak bugün Irak’ta olan ne gerçekten ulusal kurtuluþçuluktur ve ne de þeytandan dini kurtarmaktýr!
Benzer tavýrlar ayný gazetede köþe yazarý kimileri tarafýndan daha da derinleþtirildi. Bunlardan “Sýnýf Tavrý” baþlýklý köþede yazan Ýsmail Uçar þöyle bir deðerlendirme yapýyor: “Saddam Hüseyin Irak’ýn Mustafa Kemal‘idir. Saddam‘ýn güdük anti-emperyalist direniþi ve yönü görülmelidir. ABD ve Ýngilizlerin Irak’ý iþgal ve sömürgeleþtirme savaþýna karþý Irak halklarý ulusal direniþle cevap veriyor.”(1-16 Nisan 2003) Mustafa Kemal’in -güdükte olsa- anti-emperyalist olup-olmadýðý ayrý mesele, ama M. Kemal’i tavýr almaya zorlayan uluslararasý ve diðer koþullarla bugünün Kemal’i(!)Saddam Hüseyin’in koþullarýnýn neredeyse tamamýyla farklý olduðu tartýþma götürmez. Bu fark dikkate alýnmadan dogmatik ve basit bir tekrar neticesinde karþýlaþtýrma yaptýðý için Ý. Uçar arkadaþ fena halde bir yanýlgýya düþtüðünü farketmemiþ.
Köþesine “Sýnýf Tavrý” ismini uygun gören arkadaþýn sýnýf tavrý adýna ne tür inciler döktürdüðünü gördük; þimdi de “Emeðin Kürsüsü” baþlýðýný taþýyan köþede görüþlerini ifade eden Dursun Baþtuð’un yaklaþýmýna bakalým: “Saddam Hüseyin geçmiþte hir diktatör olarak suçlu olabilir ama bugün iþgal karþýsýnda bir direniþçiydi. (...) Kürt uzlaþmacýlarýn masumiyet edebiyatýna aldýrýþ etmeksizin iþgal karþýsýndaki direniþi sahiplenmekten hareketle Saddam Hüseyin’i de sahiplenmeli, Saddam Hüseyin’i de savunmalýyýz.”(16-3l Aralýk 2003) Aynen böyle yazmýþ emeðin kürsüsündeki arkadaþ! Gayet net bir þekilde ve doðrudan Saddam’ý (Baas’ý unutsa da!) sahiplenmesi devrimcilik adýna elbetteki çok aðýr bir yanlýþ, ancak hatalý da olsa tutumunu samimi bir biçimde ortaya koymasý iyidir. En azýndan devrimcilik adýna ne tür saçmalýklarýn savunulduðunun görülmesi çerçevesinde iyi bir iþ yapmaktadýr.
Konu hakkýnda öncülük Muzaffer Oruçoðlu’na aittir. Þöyle diyor: “Dünün düþman Saddam’ý, bugün müttefikimizdir. (Ayný yer) Oruçoðlu’nun felsefesi hiç tereddütsüz bu müttefiki kucaklamaya müsaittir! Nasýl olsa karþýtlar yer deðiþtiriyor; her þey deðiþtiðine göre, Saddam neden deðiþmesin!?
Bir dönem “üç dünya teorisi” olarak bilinen o kötü ünlü teoriye karþý çýktýðýný söyleyenlerden bazýlarýnýn bugün tam da iþgal baðlamýnda þu ya da bu þekilde üç dünya teorisini savunur pozisyonlara düþtüklerini -buraya kadar yaptýðýmýz kimi aktarmalar somutunda- görmek mümkün. Bazýlarý (örneðin Aydýnlýkçýlar) üç dünyacýlýðý savunmakla övünürken, kimilerinin üç dünyacýlýða “ateþ püskürterek” üç dünyacýlýk yapmalarý -devrimcilik adýna komik olsa da- artýk inkârdan gelinemez bir realitedir. ·Atýlým: Yaptýðý deðerlendirme / tespitler içinde birbirini dýþlayan pekçok þeyin yanýnda, iþgal baðlamýnda ortaya çýkan durumu alabildiðine abartan gazete þöyle bir tespitte bulunuyor: “Oysa Irak direniþi gerçekte Saddam rejimini geri getirmeyi deðil, ABD-Ýngiliz iþgalcilerini ülkeden kovmayý hedefliyor. Direniþin köklendiði temel kaynak, emekçi sýnýflardýr. Hedef, ABD-Ýngiliz iþgalinin sökülüp atýlmasýdýr. “(20 Aralýk 2003) Temel kaynak emekçi sýnýflar olunca, aslýnda ABD+Ýngiliz demekle eksik davranmýþ oluyorlar; halbuki bu “temel kaynak” nedeniyle “hareket emperyalizmi kovmayý hedefliyor” demeleri gerekirdi. Hatta temel kaynaðýn antikapitalist özünü öne çýkartýp “Irak’ta kapitalizme karþý devrim þahlanýyor...” tespitini yapmalarý -kendi içinde- daha tutarlý olurdu. Atýlým gazetesi iþgal karþýtlýðý baðlamýnda durumu alabildiðine abartmaktadýr, þöyle diyor: “Bir hafta boyuncan Necef’i bombalayan,Felluce’yi yakýp yýkan, açýktan sivil kitle katliamýna yönelen Amerikan güçlerinin saldýrýsý, Þii’siyle Sünni‘siyle Arap halkýnýn yükselen yurtsever kardeþleþme barikatýna çarpýp tuz buz oluyor. (21 Aðustos 2004) Amerikan emperyalizminin barbarlýðýný teþhir etmesi elbetteki doðru ve gerekli, ancak iþgal karþýtý durumu olduðundan farklý gösterme tavrý bütünüyle yanlýþ. Mezhepler arasýndaki derin çeliþki ve düþmanlýðýn, mezhepler adýna hareket eden gruplarýn arasýndaki uzaklýðýn ve çeliþkilerin bazý somut anlarda/ durumlarda kýsmen tali pozisyona düþmesini “Arap halkýnýn yükselen yurtsever kardeþleþme“si olarak sunmak esasýnda gerçeði deðil, Atýlým’ýn kendi beklentisini seslendirmesinden baþka anlam ifade etmiyor. Týpký ayný makale içinde “Marksist leninist komünistler, Irak Arap halkýnýn yurtsever direniþinden öðrenerek” tespitinde olduðu gibi, bir türlü olgulardan hareket etme tutumu içerisine giremiyor... Yaptýðý deðerlendirmenin mantýki sonucu olarak, adýna direniþ dediði hareketin esasýnda “Irak Arap ulusal kurtuluþ savaþý” þeklinde tespit edilmesi gerekirken, böyle bir saptama yapmaktan kaçýnmasý ise objektif durum ile tespitlerinin uyumsuzluðundan ileri gelmiyorsa eðer, o zaman doðrudan ulusal kurtuluþ savaþý temelinde soruna yaklaþmasý gerekir.
Irak’ta olan-biten üzerine yaptýðý deðerlendirmelerde kendi içinde çeliþkiler de taþýyan bu arkadaþlarýn bir diðer tespiti ise þu: « Bu kanýt direniþin yeni evresi boyunca öne çýkmaya baþlayan, iþbirlikçi güçlere yönelik yoðun ve kesintisiz yok edici yurtsever saldýrýlarla da fiilen görülmekledir. » (Ayný yerde) Bu deðerlendirmenin somutta ne anlama geldiðini ise yine Atýlým’dan okuyalým: “Ýþte ABD emperyalizmi; Irak’a yýðdýðý 100 bini aþkýn askerine ve devasa silah donanýmýna raðmen Kürtleri koruyabiliyor mu? Koruyamýyor. ABD ile iþbirliði yaptýðý için direniþçilerin bombalarý, Kürt liderlerinin karargahlarýna kadar giriyor ve patlýyor.”(18 Eylül 2004) Bunun ne anlama geldiði aslýnda çok açýk olmasýna raðmen, yine de ne demek istediklerine kýsaca bakmakta fayda var. Atýlým çevresine göre Hewler’deki katliam gayet isabetli ve yerindedir. Sami Abdurrahman’ýn katledilmesi isabetli olmuþtur! Yurtsever Arap direniþçileri bu tür eylemleri yapmaya devam etmelidirler! Hatta Kürt idari yapýsýnýn bütün yöneticilerini, çalýþanlarýný; Kürt peþmerge güçlerinin tamamýný ve Kürt kurumlarýnýn hepsini direniþin hedefleri arasýna koyup yoketmeleri tavsiyesinde bulunuyor arkadaþlarýmýz. Bunlarý savunuyorlar, savunabilirler; ancak bütün bu yanlýþlarý bari hiç olmazsa marksist-leninist komünistler olarak lanse etmesinler. Marksist leninist komünistlerin iþbirlikçiliði mahkum etme görevleri var, ama bu sorumluluk içinde ve olgular temelinde yapýlmalýdýr. Evet, Kürt önderliðinin de iþbirlikçi bir yönü var ve bu yön eskiden beri sürüyor; bu yönü teþhir etmek ile “Kürtleri koruyabiliyor mu?” þeklinde meseleyi ele alýp bir halký, üstelik sömürge bir ulusun önderliðinin (ister beðenelim, ister karþý çýkalým; diðer parçalardaki liderliklere yaklaþýmda olduðu gibi, Güney parçasýnda da ulusun buradaki bileþimi içinde aðýrlýklý olarak sözkonusu iki parti Kürt liderliði olarak kabul görüyor) ortadan kaldýrýlmasýný savunmak marksist-leninist komünistlik adýna olacak þey deðildir. ·Teoride Doðrultu: Atýlým gazetesi paralelinde deðerlendirmeler yapan Teoride Doðrultu dergisi ise iþi daha da ileri götürüyor: “Irak’ta ABD’ye karsý direniþ I. Körfez Savaþý ‘ndan beri sürüyor. “1991‘den Nisan 2003’te Baðdat’ýn düþüþüne deðin geçen süreç boyunca ABD’ye karþý direnen eski Irak‘týr. “Ama þimdi iþgale karþý direniþ içerisinde Arap halkýnýn Þii ve Sünni kesimleri arasýnda güven duygusu ve birlik isteði büyüyor. Irak‘ta, iþgale karþý ve anti-empertalist muhteva da taþýyan yeni halkçý bir ulusal bilinç geliþiyor. Ülkesi iþgal edilen, iþsiz, aç ve aþaðýlanmýþ Irak halký bugün iþ, ekmek, onur ve özgürlük için direniyor. “Nasýl ki, Türk egemen sýnýflarý iþgalcilerin yanýnda saf tutuyorlarsa, biz marksist-leninist komünistler ve Türkiye devrimcileri de Irak direniþçileriyle birlikte mevzileniyoruz. “Emperyalist saldýrganlýk, savaþ ve iþgal, þimdi Irak‘ta hýzla devrimci bir durumun oluþumuna yol açýyor. Gözlerimizin önünde emperyalist saldýrganlýk ve iþgalin yol açtýðý kaos içerisinde devrim mayalanýyor. Irak ‘taki direniþin anlamý bu. ‘(Temmuz-Aðustos 2003) Ýki mezhebin arasýnda güven ve birlik isteðinin büyüdüðünün ölçütü bilinen bir-iki somut örnektir. Yüzyýllara dayanan çeliþkinin ve düþmanlýðýn sözkonusu örnekler temel alýnarak yerini güven ve birliðe býraktýðý / büyüdüðü tespiti hiç bir bakýmdan doðru deðildir; ki hâlâ belirleyici olan çeliþki ve düþmanlýðýn hakim olduðudur. Diðer yandan “halkçý bir ulusal bilinç geliþiyor” tespiti de abartmadýr. Arkadaþlar, abartmalarýna uygun olarak “iþ, ekmek, onur ve özgürlük için direniyor” saptamasýný yapmakla da gerçek durumu deðil, akýllarýnda geçeni belirtmiþ oluyorlar. Elbette ki Irak’ta iþçi ve emekçilerin direniþi belirtilen konularý kapsamaktadýr, fakat Teoride Doðrultu bu normal durumu ajitatif bir söylemle vurgulayýp-abartarak “devrimin mayalandýðý” saptamasýna dayanak yapmaktadýr. Açýk ki, yanlýþ yapmaktadýr. ·Ekmek ve Adalet: “Halklarýn direndiði her yer Vietnamdýr!” üst baþlýðýný atan dergi, devamýnda þöyle diyor: “Irak baðýmsýzlýk savaþý, baþta Amerika olmak üzere, devrimciler dýþýnda tüm kesimleri þaþýrtarak sürüyor. Güçlenip yaygýnlaþýyor. (...) Ama korkunun ecele faydasý yok. Boyutlarý, hedefleri farklý da olsa, emperyalistler için baðýmsýzlýk savaþýnýn büyüdüðü Irak da bir Vietnamdýr” (9 Kasým 2003) Irak, Vietnam ölçeðinde ele alýnýyor! Ýyi ki, Vietnam’da olan bitenden -konuyla ilgili herkes- bir miktar malumat sahibi... Yalnýzca iþin direniþ boyutu vb. itibarýyla deðil, emperyalist saldýrganlarýn hedef ve planlarý, pratikleri bakýmýndan da böyle bir kýyaslama yapmak doðru deðildir. Vietnam’daki baðýmsýzlýk savaþý ile bugünün Irak’ý arasýnda benzerlik kurmak, üstelik bunu devrimcilik adýna yapmak -diðer þeyler bir yana- emperyalizme karþý baþarýlý bir devrim gerçekleþtirmiþ olan Vietnam iþçi ve emekçilerine, Vietnam halklarýna büyük bir haksýzlýktýr...
Irak’taki geliþmelere “direniþ, ulusal kurtuluþ savaþýdýr” tespiti yaparak yaklaþan Ekmek ve Adalet dergisi, “Irak direniþi ve devrimci tavýr” baþlýklý yazýsýnýn 2. bölümünde þöyle bir tespit yapýyor: “Irak halký sadece kendi geleceði, baðýmsýzlýðý için direnmiyor. Direniþ, tüm dünya halklarýnýn geleceðini yakýndan ilgilendiren bir muhtevaya sahiptir.”(5 Eylül 2004) Tartýþma gerektirmeyecek kadar yanlýþ tespitler.
Þu anda Irak’ta adýna direniþ denen geliþmelerin iddia edildiði gibi baðýmsýzlýðý hedeflemediði kesin. Direniþ tespitini yapmakla yetinmeyip bir de bunun tüm dünya halklarýný ilgilendiren muhtevaya sahip olduðunu tespit ettiðiniz yerde daha vahim bir yanlýþýn içine düþüyorsunuz demektir. Doðru, Irak’taki ve Güney’deki geliþmeler tüm dünya halklarýný yakýndam ilgilendiriyor. Fakat bu ilgiyi baðýmsýzlýk ekseninde öne çýkarýr ve bu anlamda direniþi abartarak tüm halklarý ilgilendirdiði mesajý verirseniz hata yapmýþ olursunuz.
Örgütlü direniþin baþýný çekenlerin ABD emperyalizmini kovmak deðil, onunla anlaþmak ve iktidarda pay almak üzere direndikleri yeterince açýktýr. Böylelerinin býrakýn baðýmsýzlýðý, baðýmsýzlýðý savunan iþçi ve emekçi güçlerin düþmanlarý olduðu tartýþma götürmez. ABD emperyalizmine belli bir “darbe” vuruyorlar diye þu anda hareketin baþýna çöreklenmiþlerin baðýmsýzlýkçý gösterilmeleri kabul edilemez. Eðer gerçekten var ise baðýmsýzlýkçý güçler, bunlarý, savunduklarý görüþleri öne çýkartmak kaydýyla savunmak ve böylelerini tüm dünya halklarýnýn ilgisine çekmek lazým.
Tekrar belirtmekte fayda var, Irak’ta ve Kürdistan’ýn Güney parçasýnda emperyalist iþgale ve barbarlýða karþý direnen, mücadele eden deðiþik halklardan iþçi ve emekçilerin kavgasýný destekliyoruz. Emperyalist iþgale ve teröre direnen emekçi sýnýflarýn örgütlü veya daðýnýk (isterse tek tek bireyler halinde olsun) biçimde de olsa direniþini sahipleniyoruz. Her devrimcinin bu temelde direniþin yanýnda olmasý gerekir. Ama bu þekilde yaklaþmaz, patlayan her bomba ve parçalanan her arabanýn enkazýnýn ardýndan “direniþçilerin yanýndayýz” tespitleri yaparsanýz; bir baþka ifade ile genellikle intihar eylemleri þeklinde cereyan eden geliþmelere “ulusal kurtuluþ savaþý” derseniz, o zaman hata yapmýþ olursunuz. OLGULAR VE SONUÇLAR Türkiyeli devrimci-demokrat çevrelerden bazýlarýnýn tavrý üzerine kýsacada olsa görüþlerimizi ortaya koyduk. Þimdi ise kimi olgularý ve vardýðýmýz sonuçlarý özetleyelim... ·Arap ulusu, egemen-ezen ulus konumundadýr. Irak resmi devleti sözkonusu ol- duðunda -siyasi coðrafya kapsamýnda- Arap ulusu ezilen durumda deðil; baþta Kürt ulusu olmak üzere, diðer ulusal azýnlýklar ve gruplar karþýsýnda ayrýcalýða sahiptir. Kült ulusu, Asuri, Türkmen, Ermeni vd. halklar gibi ezilen ulus þeklinde sunulmasý gerçeklerle çeliþmektedir. Arap ulusunun esasýnda hâlâ çözülmemiþ anlamda bir ulusal sorunu yoktur. ·Irak’ýn resmi siyasi coðrafyasý bünyesinde ve bugünkü somutla da ulusal soruna sahip / ulusal sorunlarý çözülmemiþ halklar olarak baþta ulus bazýnda Kürtler olmak üzere Asuri, Türkmen, Ermeni vd. azýnlýklarýn ulusal ve ulusal azýnlýk kapsamýnda sorunlarý vardýr. ·ABD ve müttefiklerinin iþgali durumunda, yani son bir yýllýk sürede Arap halký için gündeme gelen emperyalist iþgale karþý ulusal kurtuluþ mücadelesi gerçeði Kürt ulusunun ulusal kurtuluþ anlamýndaki ulusal sorunu ile aynýlaþtýrýlamaz. Ýþgal somutunda ve ölçüsünde gündeme gelen bir iþgal karþýtý mücadele durumu ile ulusal sorunu çözülmemiþ bir diðer durumu aynýlaþtýrmak hiç bir þekilde doðru olmayacaktýr. ·Ýþgalciler, askeri güçlerini çeker ya da artýrýr, kesin olan þudur ki iþgal edenler ve bir biçimde iþgale ortak olan emperyalist devletlerin neredeyse tamamý (ve bölge sömürgeci devletleri) Arap ulusunun egemen niteliðini deðiþtirme siyasetine ve pratiðine sahip bulunmamaktadýrlar. Kürt ulusunun özgür ve baðýmsýz bir siyasal statü elde etmesini istememekte bu anlamda Irak özgülünde Arap ulusunun ezen ulus konumunda kalmasýna itiraz etmemektedirler. ·Emperyalist devletlerle iliþki içinde olan Kürt burjuvazisi kendi önderliðinde bir siyasal-idari yönetime sahiptir. Pratik olarak belli bir süreden bu yana Kürdistan’ýn Güney parçasý esasýnda sömürgeci Irak devletinin denetiminde deðildir. Fiili olarak Kürtler kendi kendilerini yönetmektedirler; iki ayrý yerel hükümet þeklinde de olsa yönetim ulus olarak Kürtlere aittir. Bu konumlarýný koruma ve hatta giderek daha üst bir noktaya taþýrma gayretleri anlaþýlýrdýr. Ýþgal deðerlendirmeleri baðlamýnda Kürt özerkliði hesaba katýlmadýðý için bir dizi devrimci yapý hatalý bir tutum içindedir. ·Irak’ta antiemperyalist bir direniþ bulunmamaktadýr. Bütün emperyalist devletleri, genel olarak emperyalizmi hedefleyen bir direniþten kesinlikle bahsedilemez. Hareketin içinde devrimci güçlerin -neredeyse- yokluðu ve iþçi-emekçi kesimlerin zayýf kalýþý vb. nedenlerle “emperyalizm karþýtý hareket” saptamasý yapýlamaz. ·Anti ABD temelde, belli bir programa ve hedefe sahip, kendi içinde örgütlü vs. bir direniþin varlýðýndan da bahsetmek çok güç. ABD karþýtý bir söylemin varlýðý ile, sözkonusu hareketin kastettiðimiz anlamda bir antiABD direniþ olduðu sonucuna varamayýz. ·Bazý güçlerin “vatan savunmasý” argümanýna sarýlmalarý gayet normaldir. Ve fakat bu savunu içinde bulunanlarýn ezici çoðunluðunun gerçekten vatanlarýna sahip çýkan yurtseverler olduklarýný söyleyebilecek durumda deðiliz. Ýktidar için hesap yapan ve bu hesabýn içinde herhangi bir emperyalist devletle iþbirliðini savunan; somut olarak ABD emperyalist devletinin önderliðindeki iþgalcilerin kendilerini iktidara ortak etmeleri halinde vataný satmaya dünden hazýr vatan savunucularýnýn(!) bu “silahý” yalnýzca aldatma amacý ile kullandýklarý tespit edilmelidir. ·Irak devleti yýkýlmamýþ, parçalanmamýþ ve bölünmemiþtir. Baþta iþgal edenler olmak üzere, hiçbir emperyalist devlet verili anda yýkýlmýþ, parçalanmýþ ve bölünmüþ bir Irak istememektedir. Öyleyse bugün için birleþtirme ve yeniden devlet kurma, kendi kaderini tayin anlamýnda devletine kavuþma sorunu-görevi Arap ulusunun önünde durmamaktadýr. ·Ýþgal’e karþý çýkanlarýn neredeyse tamamý Kürt ulusunun özgürlüðüne, kendi kendini yönetmesine de karþý çýktýklarý dikkate alýndýðýnda, ulusal kurtuluþçu olarak gösterilenlerin kendilerini kurtarýrken(!), diðer bir ulusu ise sömürge cenderesinde tutmaya devam ettikleri; özgürlüklerini baþkalarýnýn köleliðinin devamý üzerine oturttuklarý unutulmamalýdýr. ·M. Barzani ve C.Talabani somutunda, bir ulusun iþbirlikçi gösterilmesi, Amerikancýlýkla suçlanmasý ve askeri hedefler içine konulmasý vb. tavrýnýn savunulmasý, üstelik böyle bir yaklaþýmýn devrimcilik ve hele hele komünistlik adýna yapýlmasý son derece kötüdür. Kürdistan’da (elbetteki Irak’ta da) geliþtirilen bir dizi terörist saldýrý ve provokasyona tavýr alýnmamasý vb. devrimcilik adýna savunulacak þey deðildir. ·PDK ve YNK’ye ateþ püskürtmeye gerek yok, burjuva partiler olarak rollerini oynuyorlar. Kürt burjuvazisinin de her ulusun burjuvazisi gibi emperyalist devletlerle iþbirliði kurma hakký var. Bu iki partinin liderliðinden direniþçi bir tavýr beklemek, anti iþgal tutumlar aramak ve ABD karþýtlýðý yapmalarýný istemek vb. beklentilerinden / yakýnmalarýndan vazgeçilmelidir. ·Bugüne kadar burjuva önderlik altýnda mücadeleye dahil olan Kürdistanlý iþçi ve emekçilerin iþgal karþýtý bir tutum içine girmemeleri -bir yerde- anlaþýlýrdýr. Burjuva önderliðin etkisinin yanýnda, dün kendilerini yoketmeye çalýþan Baasçýlarla ayný konuma düþmemek kaygýsýyla iþgale karþý çýkmamalarý ise kesinlikle tasvip edilemez. ·Direnenlerin, sýrf direndikleri için desteklenmesi olacak þey deðildir. Niçin ve neden direndikleri bilinmeden, hedefleri üzerine yeterli bilgiye sahip olunmadan ve üstelik bilinenlerin ise çoðunlukla eski rejimi geri getirmek isteyen ve gerici-faþist bir iktidar kurmak isteyenlerden müteþekkil olduðu gözönüne getirildiðinde direnenlerin haklýlýðý ve meþruluðu, desteklenmesi düþünülemez. ·Irak’ta ulusal kurululuþçu bir çizgide direnen bir gücün olup-olmadýðý bilinmiyor. Bazý yapýlarýn isimlerine bakarak, ulusal kurtuluþçu olduklarýný söylemek olanaksýz. Her ne kadar kimileri (üslelik devrimcilik adýna) “ulusal kurtuluþçular” tespiti yapýyorsa da durum böyle deðildir. Varolan hareket genel çerçevede ulusal direniþ olarak adlandýrýlamaz; diðer þeyler bir yana, þu ana kadar ulusal kurtuluþ yönünde bir programla ortaya çýkan olmamýþtýr. ·Savaþ, esas olarak pastadan pay kapma üzerine yürümektedir. Ýþgalciler payýn büyüðünün kendilerine geçmesi için yýllarca yaptýklarý hazýrlýðýn ertesinde askeri iþgalle birlikte inisiyatifi ele aldýlar ve þu anda diðerlerine (içeride ve dýþarýda) ne kadar pay vereceklerini / verebileceklerini vs. hesap ediyorlar. Ýþgale karþý çýkanlar baðlamýnda ezici çoðunluk (askeri anlamda güç olanlarýn neredeyse tamamý) aslýnda payýn bölüþümünde kendi hisselerinin oranýný ne kadar yüksek tutabileceklerinin hesabý / direniþi içerisindedirler. Niteliði ve gücü bilinmemekle birlikte, iþgale karþý çýkan iþçi ve emekçiler dýþta tutulduðunda, esasýnda karþýdevrimin kendi içindeki bir hesaplaþmasýdýr yaþanan.... ·Irak’taki Arap ulusunun farklý mezheplerinin yürüttüðü direniþin iþgalin bitmesini-son bulmasýný hedeflemediði, bilakis iþgalcilerden kendi paylarýný verme garantisi peþinde olduklarý yeterince açýða çýkmýþtýr. Bunlarýn içinde Sünnilerin daha çok direniþ göstermesi (bazý sol kesimlerin hayranlýðýný kazananlar yani!) ise gayet normaldir; çünkü bunlar otuz yýldan fazla bir zaman süresince iktidar iplerini ellerinde tutmuþ, Irak’ý yönetmiþ ve devlet imkânlarýyla her alanda hakim hale gelmiþ bir mezhep olmalarý itibarýyla kaybettiklerinin -en azýndan bir kýsmýný- geri almak istemektedir. Þiilerin bunca zaman iktidardan dýþlanmýþ hallerine þükretmedikleri dikkate alýndýðýnda, her yola baþvurup iktidarda iyi bir yer kapmak için didinip durduklarý ise çok açýk. ·Ýþgal ve bununla baðlantýlý olarak iki mezhebin durumunun ele alýndýðý yerde de abartýdan kaçýnmak þart. Mezhep ayrýmý üzerinde kendilerini vareden güçlerin birbirlerine karþý düþmanlýklarý devam ediyor. Bir-iki geliþme ve yakýnlaþma örneðinin ertesinde mezhepsel çeliþme ve problemlerin “ortadan kalktýðý” ve “aþýldýðý” vb. türünden deðerlendirmelerin gerçekle alakasý yoktur. ·ABD ve ortaklarý pay daðýtýmýnda baþta yaptýklarý hatayý gidermeye çalýþtýkça, direnenlerin büyük bir bölümünün ne için direndiklerini kamuoyu daha fazla bilme durumundadýr. Bir yýl öncesine kadar iþbaþýnda bulunan Baasçýlarýn tekrar göreve getirilmeleri ve kendilerinden yararlanýlacaðý sözünün verilmesi karþýsýnda bunlarýn ne yaman(!) direniþçiler olduklarý görüldü. Öyle ya, burjuvazi arasýndaki çatýþmada büyük haydut küçüðüne gözdaðý vererek (bazen baþka yollarla), istediði kadar pay vermede -bir bakýma zoraki memnun etmede- baþarýlý olabilmektedir. Bu çizgi, bundan sonraki süreçte daha yaygýn uygulandýkça diðerlerinin de -þu anki durumlarýndan haraketle- ayný yola gireceðini söyleyebiliriz. ·Irak proletaryasýnýn ve halklarýnýn görevi bellidir: kendi burjuva iktidarlarýný yýkmak; emperyalist iþgale ve evet emperyalizme karþý baðýmsýz ve demokratik halk demokrasisi ülkesi ve sosyalizmin inþasýna giden yolu hazýrlamaktýr. ·Kürdistan (Güney) proletaryasýnýn ve halklarýnýn görevi: burjuva milliyetçiliðinin peþine düþmemek, baðýmsýz ve demokratik Kürdistan için mücadaleyi yükseltmek; kardeþ Irak Arap proletaryasýnýn ve halklarýnýn devrimci mücadelesi ile enternasyonalist iliþkiler geliþtirmek ve iþgale karþý mücadele etmektir. ABD+Ýngiliz iþgali, Irak’ýn olduðu kadar, ayný zamanda dolaysýz bir þekilde Kürdistan’ýn da baðýmsýz ve özgür bir ülke haline getirilmesi mücadelesi ve amacýna karþý geliþtirilmiþ, bir saldýrganlýk olarak mahkum edilmeli ve her alanda bu barbarlýða karþý devrimci temellerde direniþ geliþtirilmelidir. KÜRDÝSTANLI BAZI PARTÝLERÝN TUTUMU ÜZERiNE... Bu bölümde, Kürdistan’da sol, ilerici, ulusalcý hareket-çevrelerin ABD+Ýngiliz emperyalist devletlerinin iþgali ve Irak’taki direniþ, Güney’deki geliþmeler baðlamýndaki tavýrlarý üzerine bir deðerlendirme yapmaya çalýþacaðýz. Kürdistan’da, komünist, marksist-leninist, devrimci iddiasýna sahip çok az sayýda çevre bulunmaktadýr. Daha çok ulusalcý-yurtsever-demokrat çerçevede bir iddia hakim durumdadýr; bunlarýn içerisinde yeralan bazý güçler ise kendilerine sosyalist demektedirler. Sosyalist iddiasýna sahip bulunanlar arasýndaki farklýlýklar kadar, ulusalcý iddiasýna sahip olanlar arasýnda da çok farklý tonlara-renklere sahip çevreler vardýr. Öyle ki, ulusalcýlýk adýna hareket etmelerine raðmen “Kürt milliyetçisi” kimliðini haketmeyenlerden bütünüyle parçacý ve ulusalcýlýðý içselleþtirmemiþlere deðin pekçok güç-çevre mevcuttur... Deðiþik parçalardaki onlarca parti-çevrenin hepsinin konu hakkýndaki deðerlendirmelerini bütünlüklü bir þekilde birarada temin etmek mümkün olmadý. Bu durumda esas olarak Kuzey’deki kimi çevrelerle (Güney’de ise PDK) sýnýrlý bir deðerlendirme yapacaðýz. Kürdistanlý bazý parti-çevrelerin ABD+Ýngiliz iþgali baðlamýnda yaptýklarý deðerlendirmelere bakalým... ·PSK: PSK somutunda, Kemal Burkay’ýn deðerlendirmelerine yer vermek yeterlidir. Konu üzerine yaptýðý iki ayrý analizde K.Burkay þunlarý belirtiyor: “Irak olayýnda kimi sol çevreler, Bush’a , ya da Amerikan emperyalizmine karþý olma gibi bir gerekçeyle, El Kaide ve Taliban türünden bir ortaçað fanatizmini, Irak’ taki kanlý, þoven Saddam rejimini savunma gibi akýl almaz, gülünç bir duruma düþtüler. Buna saðlýklý bir sol siyaset denebilir mi? Besbelli bu, þu bildik “düþmanýmýn düþmaný dostumdur” anlayýþý. (...) “Amerika egemen güçlerinin, üstelik Bush yönetimi gibi oldukça daha saðda bir yönetimin, Irak ve diðer Ortadoðu ülkeleri için demokrasiyi istemesi mümkün müdür, bu çýkarlarýna uygun düþer mi? Ýþte sorun buruda. Bize göre belli koþullarda düþebilir.” (Dema Nü, 15-30 Nisan 2004] Çok açýkça görüldüðü gibi, Kemal Burkay “kimi sol çevreler”in “Saddam rejimini savunma”sýnýn karþýsýna “Amerika egemen güçlerinin” bölgeye, bu arada Kürdistan’ýn Güney’ine de demokrasi getireceðini savunarak çýkýyor. Böylece, kendisi de objektif olarak eleþtirdiði kesimlerin durumuna düþmüyor mu sorusu tam da bu baðlamda önem taþýyor. K. Burkay’da, kendisinden yukarýya aldýðýmýz yerdeki muhataplarý gibi bir bakýma “düþmanýmýn düþmaný dostumdur” esprisi temelinde hareket ediyor. Eðer ABD Ortadoðu ülkelerine demokrasi getirecekse / getirebilecekse, böyle düþünenlerin ABD’nin neden önce Suudi ve benzer “ortaçað fanatizmini” temsil eden devletlere sözkonusu demokrasiyi götürmediði sorusuna yanýt vermeleri gerekmez mi? Ya da þu ana kadar hangi ülkeye ABD veya ingiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Rusya ve diðer emperyalist devletlerin demokrasi götürdüðünü, ya da demokrasi için yolu açtýklarýný gösterebilirler mi? Bu ve benzer sorularýn yanýtlanmasý gerekir; bize göre tarih, belgeler ve olgular buna hayýr diyor. Bu tespitimize itirazý olan varsa, itiraz sahipleri iddialarýný kanýtlamalýdýrlar.
Kemal Burkay, Dema Nü dergisinin bir baþka sayýsýnda ise þunlarý belirtiyor: “Bu iþin bir yaný. Diðer yanýna gelince, bugün Irak bakýmýndým gözden kaçan, ya da bazý çevrelerin bilerek gözden kaçýrdýðý þudur: Amerika hangi nedenle Irak’ý iþgal etmiþ olursa olsun, orada demokratik bir rejim kurmayý çýkarlarýna uygun buluyor. (...) “Bizdeki solcularýn çoðuna göre emperyalist Amerika koþullar ne olursa olsun herhangi bir ülkede demokrasi güçlerini desteklemez. (.....) “Her þey açýk: Direniþ güçleri denen kesim gerici bir savaþ yürütüyor. ABD iþgalinin bir an önce sona ermesi, egemen, demokratik ve barýþçý Irak’ýn gerçekleþmesi, bu kesimin yenilgisine baðlýdýr.” (31 Aðustos-15 Eylül 2004) Bu tespitleri yapanlar, antiemperyalist bir politikanýn savunucusu olmadýklarý için emperyalist iþgal karþýtý bir tavýr takýnmalarýný beklemiyoruz. Mesele, emperyalist iþgali, hatta daha da önemlisi bazý emperyalist devletleri demokratik rejimlerin kurulmasýnýn öncüsü gösteren tavrýn Kürdistan ulusal kurtuluþ mücadelesi ve somut olarak Güney özgülündeki yanlýþlýðýný ortaya koymaktýr. Bu vesile ile bir kez daha belirtmek gerekir ki, ABD ve Ýngiliz emperyalistlerinin (bu arada diðer emperyalist devletler de) Kürtler için ve güncel bakýmdan da Güney için özgürlük getirdiði ve bunu kalýcýlaþtýrmak istediði tespitleri gerçeklerle uyuþmamaktadýr. Ýddia edilenlerin ne kadar gerçeklerle alay etmek anlamýna geldiðini ayrýntýlý belirtmeye gerek yok; Saddam ve Rumsfeld’in ayný karedeki yanyanalýklarý her þeyi anlatmaya yetiyor. TC’nin en has koruyucu dostunun ABD devleti olmasý veya dünün Ýran þahýna desteðini vs. anmaya da lüzum yok; þu an Sudan’da, Orta ve Güney Amerika ülkelerinde yaptýklarý ve en son yardým adý altýnda Endonezya’ya askeri çýkartma vb. herþeyi ortaya koyuyor... Kýsacasý, dün özgürlükçü deðildi Amerikan emperyalizmi, bugün de özgürlükçü deðildir. Hiç bir ülkeye özgürlük götürmediðini, üstelik özgürlük götürüyorum adý altýnda kölelik ve esaret götürdüðü ise fazlasýyla belgelidir. ·KONGRA-GEL: Abdullah Öcalan’ýn yaklaþýmlarý temelinde soruna yaklaþan bu partinin tavrý da özünde iþgal karþýtlýðý temelinde deðildir. Durumdan istifade etme esprisi penceresinden meseleyi ele almak þeklindedir. Konu baðlamýnda A. Öcalan þu deðerlendirmeyi yapýyor: “Diðer nedenlerin yaný sýra, bölgemizde yaþanan siyasal geliþmeler de bizi acilen böyle bir kongre toplamaya zorlamýþtýr. Dolayýsýyla ABD’nin müdahalesini doðru okumak ve anlamlandýrmak gerekiyor. ABD’nin Irak‘a müdahalesi dar bazý ekonomik çýkarlar, salt petrol ya da egemen olma arzusu ile açýklanamaz. Bunlar ABD politikasýnýn deðiþmeyen renkleri olsa da, olay esas olarak týkanan sistemin açýlmasý hamlesidir. Ortadoðu’da eski statükonun aþýlýp yenisinin kurulmaya baþlandýðý yeni bir sürecin baþlatýlmasýdýr. Bu müdahaleyle Ortadoðu yeniden yapýlandýrýlýyor. ABD’nin küresel çapta emperyal bir imparatorluk kurma peþinde koþuyor olmasý bu gerçeði hiçbir biçimde deðiþtirmez. Kaldý ki, ABD’nin bu hedefiyle Ortadoðu’daki otoriter, oligarþik ve teokratik rejimlerin mevcut gerçeði çeliþki ve çatýþma içindedir. Halkýmýzýn geleceðini de yakýndan ilgilendiren bu geliþme karþýsýnda elbette kayýtsýz kalamayýz. (...) “ABD’nin Irak‘a müdahale ederek Saddam rejimini yýkmasý, hegemonik karakter ve amaçlarýnýn varlýðýna karþýn bölgemizde demokratikleþmenin yolunu açmak açýsýndan olumlu sonuçlar doðurmuþtur. Koalisyon güçlerine karþý eski rejim yanlýlarý, dinci ve milliyetçi kesimlerden kaynaklanan belli bir direniþ olsa da,sonuç itibarýyla bakýldýðýnda bunlarýn baþarý þansý yoktur. Yaþamýn kaotik durumuna raðmen süreç bölgenin yeniden demokratik yapýlandýrýlmasý yönünde ilerlemekledir. Bu da Kürdistan özgürlük Hareketi olarak bizim bölgenin demokratikleþtirilmesi ve Kürt sorununun demokratik esaslarda çözülmesinde Kürtlerin artan stratejik önemine uygun daha atak ve inisiyatifli davranmamýzýn koþullarýný sunmaktadýr.” (Kürdistan Halk Kongresi Demokratik Kuruluþ Belgeleri, Çetin Yayýnlarý, Aralýk 2003 Ýstanbul, sayfa 18-19) Bu satýrlarýn K. Burkay’ýn iddialarýndan fazla bir farký yok. Baþka bir ifade ile buraya aktardýðýmýz deðerlendirmelerinde anti-emperyalist ve tutarlý temelde anti-ABD’ci bir tavýr sözkonusu deðildir. Yukarýdaki aktarma ýþýðýnda soruna yaklaþan Duran Kalkan Eylül 2004 itibarýyla þunlarý belirtme ihtiyacý duyuyor: “KONGRA-GEL, ABD çatýþma halinde deðil. Ne bizim böyle bir politikamýz var ne de ABD‘nin güncel politikasý bunu gerektirecek durumda.Özgür iradeye dayalý bir iliþki olmak zorunda.” Açýkça görüldüðü gibi. Kongra-Gel yöneticileri ABD ile iliþki kurmaktan yana. Demek ki, diðer pek çok Kürt ve Kürdistanlý çevre gibi, bu kesim de Amerikan emperyalizmine karþý mücadeleyi doðru ve gerekli bulmuyor, bilhassa “Kürt sorununun” çözümü için iliþkilenmeyi benimsiyor. Bu parti de, ABD ile iliþki kurmak isteyebilir, kurabilir de. Bu parti baðlamýnda özel olarak dikkati çeken þey, ABD’nin Kongra-Gel’in isteðine raðmen bilinen siyasetini, yani imha etme ve sömürgeci TC politikalarýna destek verme tavrýný sürdürmede ýsrar etmesidir. Dahasý, iliþki kurma talebine olumlu yaklaþmasý bir yana yakýn zaman önce gerçekleþen üçlü zirvede görüldüðü gibi güncel politika bakýmýndan da bir þekilde tasfiye etme planlarý geliþtirmeyi tercih ediyor. ABD ile iliþkiler baðýntýsýnda bir kez daha belirtmek gerekir ki, her parçadaki Kürdistanlý iþçi, köylü ve emekçilerin önündeki temel görev Kürt ulusunun özgürlüðü ve ülkenin baðýmsýzlýðý için mücadeleyi büyütmektir. ·PDK: Bu partinin emperyalist devletlerle iliþki kurma baðlamýndaki genel yaklaþýmlarý üzerine -bu yazýda- durmayacaðýz. Ýþgal ve sonuçlarýna dair ne düþündüðünü ise Mesud Barzani ile Serbesti dergisinin yaptýðý röportajdan aktaralým: “Serbesti: Sanýrým 2001‘in sonunda, siz Mam Celal’la birlikte, gizli bir þekilde Washington’a gittiniz. Washington yönetimi o sýra size herhangi bir garanti verdi mi? Mesud Barzanî: Tabii, Kürdistan‘ýn bugünkü durumuna baktýðýmýzda Amerika ‘nýn bize yaptýðý yardýmlar az deðil. Amerika Kürtlerle ilgili çok bilinçli bir politika izledi. Tabii ki, Amerika her konuda istediðimiz gibi hareket etmiyor. Ancak Amerika‘nýn rolü bizim için çok önemlidir. Serbesti: Bilindiði gibi bu ayýn sonunda iþgal yönetiminin süresi bitiyor. Ýþgal yönetiminin sona ermesiyle birlikte, Amerika ordusunun da Irak’ý terk etmesi yönünde yoðun tartýþmalar var. Siz bu konuda ne düþünüyorsunuz? Mesud Barzanî: Hayýr, biz bu þartlarda Amerika ve Britanya askeri güçlerinin Irak’tan çýkmasýný doðru bulmuyoruz. Söz konusu olan askeri güçlerin, bu þartlarda Irak’ý terk etmesi, Irak’ta büyük bir kaosa yol açacaktýr; muhtemelen büyük bir felaket meydana gelecektir.Tabii ki, biz hiçbir yabancý askeri gücün ne Kürdistan’da ne de Irak ‘ta kalmasýný istemiyoruz. Zamaný geldiðinde tüm yabancý askerlerin Irak’ý terk etmesini istiyoruz ancak þimdi bunun zamaný deðil.”(Haziran-Temmuz 2004) Mesud Barzanî deðiþik açýklamalarýnda ABD’nin iþgaline karþý olmadýklarýný belirtti. Kürt ulusal sorununun çözümü baðlamýnda sahip bulunduklarý program doðrultusundaki tutumlarýný ýsrarla savunan bir güç olarak dikkati çeken bu parti iþgal güçlerine karþý siyasal tavýr olarak mevcut durumdan istifade etmeyi öne çýkaran bir politika güderek hareket etmeyi tercih ediyor. Zaten öteden beri þu ya da bu emperyalist devletle iliþkisi olan ve görüþmeler yapan bir parti olarak iliþki kurmayý reddetmiyor. Anlayýþý “bir büyük gücün desteðine ihtiyaç var” mentalitesine dayandýðý için, bu büyük güç dün Sovyetler Birliði idi, dönem deðiþince, ABD oldu. Bugün büyük emperyalist güçlerden ikisi doðrudan Kürdistan’da bulunduðu için dolaysýz bir þekilde bu iki büyük gücün yanýnda konumlanmayý benimsiyor, buna uygun hareket ediyor. PDK’nin bu tavrý için “neden böyle yapýyor?” þeklindeki bir yakýnmaya hiç gerek yok. Kendilerine tam da uygun olaný yapýyor ve üstelik bu kez önceki deneylerden de öðrenerek daha baþarýlý bir grafik çiziyor. ABD ile iliþkileri doðru ve gerekli bulan politikalarýyla, herhalde(!) emperyalist iþgale karþý peþmergelere silah baþý çaðrýsý yapacak halleri yoktu. Kürdistan’ýn Güney’ini yönetmeye talip bir amaç taþýyan Kürt burjuvazisinin, üstelik bir biçimde zaten kendi bölgesini yöneten “iktidar”daki Kürt burjuvazisi olarak Amerikan iþgaline karþý çýkmasýný beklemek abesle iþtigaldir. Þu ana kadar (ve hâlâ) güdük bir Kürt iktidarý var ve bu sýnýrlý yapýsýyla yönetici durumda bulunan burjuvazi herhangi bir emperyalist devletini kendisini koruyacak / tanýyacak temelde destek bekliyor. Kürt komünistlerine düþen görev, olgular temelinde meseleye yaklaþmaktýr. Biz, PDK’nýn ABD iþgaline karþý çýkmasýný beklemiyoruz. Çünkü amacý ve politikalarý böyle bir karþý çýkýþa imkân sunmuyor. Dönemsel olarakta, þu anda geçici / bir süre için de olsa anti-ABD’ci davranmasýnýn zemini-koþullarý yoktur. Hal böyle iken ne diye olmayacak bir þeyin peþine düþüp zaman kaybedelim ki? Boþ bir beklentiye kapýlmaktansa., Güneyli halkýmýza PDK politikalarýnýn gerçek kurtuluþu ve özgürlüðü getirmeyeceðini anlatmak ve somut olarak ABD hayranlýðýyla Kürdistan’ýn özgürleþemeyeceðini propaganda etmek....,bu göreve yoðunlaþmak doðru ve gerekli olanýdýr. ABD’YE KARÞI MÜCADELE YÜRÜTMEMENÝN BAZI GEREKÇELERi... Kürdistan’ýn bütün parçalarýndaki sol, ilerici, ulusalcý hareket-çevrelerin ezici çoðunluðunun emperyalizme ve emperyalist devletlere karþý mücadele programýna sahip bulunmadýklarý biliniyor. Ayný güçler, dönemsel bakýmdan da bugün için ABD+Ýngiliz emperyalist devletlerinin Irak ve Güney iþgaline karþý mücadele çaðrýsý yapmýyorlar. Bu politik duruþ, özellikle Güneyli güçler arasýnda oldukça hakimdir. Birkaç noktada, bunun nedenleri üzerine duralým. ·Baas + Saddam diktatörlüðünün yýkýlmasý faktörü:
Güney’deki Kürtler arasýnda, özellikle de önderliðe yakýn Kürt kesimleri arasýnda ABD’ne karþý belirgin bir karþý çýkýþýn olmayýþýnýn en önemli nedenlerinden biri, ABD’nin öncülüðünde Saddam rejiminin yýkýlmasý, yani son otuz yýlýn Irak sömürgeci devletinin temsilcisi Baas yönetiminden kurtulmalarýnýn yarattýðý politik ortamýn çok büyük, rolü vardýr.
Sömürgeci Baas diktatörlüðünün -neredeyse- on iki yýla yakýn bir zaman Güney’ in büyük bir kesiminde politik iktidarýnýn bulunmayýþýnýn doðrudan ABD öncülüðündeki güçlerin eliyle saðlanmýþ olmasýnýn; Kürtlerin kendi kaderlerini yönetir hale gelmelerinin; Kürdistan Federe Devleti’nin kurulmasýnýn vb. ABD tarafýndan yaratýlan imkânlarla elde edildiðine bizzat tanýklýk eden Kürt kitleleri kendilerini Saddam’dan kurtaran ABD’ne karþý sanki ödemeleri gereken bir borçlarý varmýþ gibisinden bir duygu ve yaklaþým içinde hareket etmekledirler. Býrakýn ABD’ne kafa tutmayý bilakis ABD’ye þükranlarýný sunmaktadýrlar. Geniþ halk yýðýnlarýnýn böylesi bir tavýr sergilemeleri kuþkusuz ki baþlarýndaki önderliklerin marifetiyle mümkün olabilmektedir. Düþmanlarýndan kurtulabilmek için büyük bir gücün desteðine ihtiyaç duyduklarýný savunan ve bu çizgi doðrultusunda kitleleri eðiten (onlarca yýl, hatta neredeyse seksen yýldýr bu içerikte bir propaganda ile kitleler yönlendirilmektedir...) siyasi önderliðin çabalarýnýn ürününü topladýðýný teslim etmek lazým. Emperyalist iþgal objektif olarak iç düþmanýn iktidar mekanizmasýnda bir deðiþiklik yaratmýþtýr. Bu geliþme, Güney’deki halkýmýzýn mücadelesine olumlu þekilde yansýmýþtýr. Ancak bu hiç bir þekilde doðan fýrsattan istifade ederken, önceki iþgalcinin yerine gelen-geçen ve asli görevi de yeni bir iç düþman hazýrlamak olan iþgalcilerin kutsanmasý ve onlarýn yanýnda yeralýnmasý anlamýna gelmez-gelmemelidir. Kürdistanlý iþçi ve emekçilere, ABD veya bir baþka büyük gücün þemsiyesi altýnda özgürlüðün ve baðýmsýzlýðýn gelemeyeceðini; somut olarak emperyalist iþgale karþý çýkýlmadan ve emperyalist iþgal güçleri ülkeden atýlmadan özgürlük ve baðýmsýzlýktan bahsedilemeyeceði gerçeðini anlatmak ve bu temelde örgütlemek Kürt komünistlerinin görevidir. ·Saddam dönemi Irak’ýný geri getirmek isteyenlere karþý duyulan tepki... Deðiþik nedenlerle ABD+Ýngiliz iþgaline karþý çýkanlarýn içinde Baas-Saddam rejimi döneminde iktidarý elinde tutan kesimlerin küçümsenmeyecek bir rolü ve güçleri olduðu çok açýk.Bunlar gayet net bir þekilde geçmiþ iktidarý geri getirme derdindeler ve bunu gizleme gereði de duymuyorlar. Geçmiþte Irak ve Kürdistan’da katý bir gerici-faþist diktatörlüðün uygulayýcýlarý olan bu kesimin tekrar iktidar olma þansýný yakaladýklarýnda aynýsýný-benzerini yapmak isledikleri kendi beyanlarý içinde yeralmaktadýr. Bu gerici diktatörlüðün geçmiþte neler yaptýklarýný burada ayrýntýlý ele alma þansýmýz yok; ama Güney’de yaptýklarýndan bazýlarýný sýraladýðýmýzda, bu parçadaki Kürt halk kitlelerinin Baas-Saddamcýlarla neden ayný karede yeralmak istemedikleri az-çok anlaþýlýr hale gelecektir. ·Mart Otonomi’sini yýkýp hemen ardýnda topyekün saldýrýya geçen; ·Enfal hareketinde 180 bin Kürdü, sýrf Kürt olduklarý için Arap çöllerinde yokeden; ·Halepçe suçunu iþleyen; ·4000 bin yerleþim birimini yakýp-yýkan; ·Yüzbinlerce Kürdü sürgün eden; ·Onbinlerce Kürdü katleden... Amerikan iþgaline karþý direniþ gösteren Baasçýlar iþte bu tablonun yaratýcýlarý, sömürgeci-faþist politika ve pratiðin sahipleridir. Bazýlarý, buna raðmen Kürt çevrelerinin, kimliklerinde yalnýzca barbarlýk yazan bu faþist çetelerle yanyana olmalarýný bekliyor. Baas-Saddam artýklarýnýn yanýnda Kürtleri göremeyince de inanýlmaz ölçüsüzlükte Kürtler hakkýnda “hain”, “uþak”, “savaþ aðasý” vs. teranelerini öne sürmeyi yeðliyorlar. Bu beklentiye, bir dizi Kürt çevresinin tepkiyle ters yanýt vermesi anlaþýlýrdýr. Ancak iki taraflý bir hata böylece birbirini tamamlamýþ olmakladýr ki, bu olumsuzluðu daha çok derinleþtirmektedir. Kimi Kürt çevrelerinin sadece iþgale karþý çýkanlarýn kimliklerine atýfta bulunmasý ve özenle Amerika’nýn “Kürt dostu” politikalarýna sahip olduðunu öne çýkartmalarý ve buradan hareketle Amerikan+Ýngiliz iþgaline karþý Kürt emekçilerinin mücadele etmesine gerek olmadýðý vb. çaðrýlarý bilinçli yapýlmaktadýr. Bugün, Kürt proletaryasýnýn ve emekçilerinin elbetteki Baas-Sadam artýklarý ile ayný karede yeralmamalarý gerekir, ve fakat iki düþman tarafýn birbiriyle savaþýnda Kürt proletaryasýnýn ve emekçilerinin görevi bu iki düþmana karþý da mücadele yürütmektir. Yoksa Baas-Saddam artýklarýyla, El Kaidecilerle ayný safta görünmemek kaygýsýyla hareket edip, iþgale karþý mücadeleden kaçýnmak çare olmadýðý gibi, doðru da deðildir. ·Baas-Saddam dönemine hayran olanlara duyulan tepki... Türkiyeli pekçok sol çevre, yeni Irak bayraðý üzerine bir dizi enterasan senaryo üretti. Kimine göre “kölelik bayraðý” idi kimine göre “bir bez parçasý“ydý. Bazýlarý ise devrimcilik, sosyalistlik adýna Baas dönemi Irak bayraðýný gösterilerde taþýmayý vazgeçilmez bir tutku haline gelirdi... Devrimcilik, sol adýna gösterilen bu yaklaþýmlar-tablo karþýsýnda doðal olarak belli Kürt kesimleri arasýnda tepkiler geliþti. Baas dönemi Irak bayraðýný “direniþ bayraðý” þeklinde lanse edenlerin içine düþtüðü açmaz belki kendilerine fazla dokunmayabilir, fakat sömürge bir ulusa mensubiyetin verdiði anlaþýlýr ulusal hassasiyet sahibi Kürt kitlelerinin devrimcilik adýna Baas bayraðýný taþýyanlara tepki duymasý çok normaldir.Ýstanbul sokaklarýnda Kürt bayraðýný eline almaya bile tenezzül etmeyen egemen ulus devrimcisinin Irak bayraðýný kendine bayrak edinmesi karþýsýnda yalnýzca sýradan Kürdün deðil, politik kesimlerin de tepki duymasý anlaþýlýrdýr. Kürt kitleleri ve kimi politik kesimlerindeki bu tepki, eleþtiri düzleminde öne çýkarýlýr ve hatalý konumda duran egemen ulus devrimcilerinin düzeltilmesine yöneltilebilirse olumlu bir iþ yapýlmýþ olacaktýr. Yoksa, tepkili davranýp çareyi emperyalist devletlerden aramak Kürt emekçilerinin iþi olmamalýdýr. Kýsacasý, Baas bayraðýný taþýyanlarýn karþýsýna Amerikan bayraðýyla çýkýlmamalýdýr. ·Büyük devletlere yönelme eðilimi... Kürt ulusunun mücadeleci kesimlerinin çok büyük emek ve zahmetlerle yürüttükleri ulusal kavgada, dýþarýdan bir büyük güce dayanma eðilimi her zaman korunmuþtur. Berzenci’den, Seyit Rýza’dan, Kadý Muhammed’den, Mustafa Barzanî’ye kadar mücadeleye önderlik edenler dýþ bir güç, dünya siyasetine yön vermede aðýrlýðý olan bir devletle iliþki kurma arayýþýný savunmuþ ve bulabildikleri her fýrsatta buna uygun davranmýþlardýr. Ve fakat bu dýþ güçler için Kürt ulusunun özgürlüðü ve Kürdistan’ýn baðýmsýzlýðý deðil, kendi çýkarlarýný koruma-geliþtirme tavrý (bir dönemin Sovyetler Birliði hariç) belirleyici olmuþtur. Ne var ki sözkonusu önderlikler bu çarpýcý olgudan bir türlü ders çýkartmamýþlardýr. Kürdistan’da bugün de benzer bir geliþme yaþanmaktadýr. Güney somutunda ise emperyalist devletlere, somut olarakta ABD’ye karþý çok güçlü bir beklenti hakimdir. Dikkat çektiðimiz noktada, artýk bir gelenekten bahsedebiliriz.Bu gelenek nedeniyledir ki,Kürdistan toplumu ve özel olarak Kürt ulusu içinde emperyalizme karþý mücadele çizgisi geliþmemiþ, kimi antiemperyalist yönelimler kalýcýlaþtýrýlamamýþ ve neticede gelinen yerde emperyalizme “kafa tutanlar” için en uç noktada “aklýný kaçýrmýþ” sözleri sarfedilebilecek kadar bir savrulma içine düþülebilmiþtir. ·Perinçekçi takýmýn “2. Ýsrail” ve “Judaik devlet” tezine tepki... Türkiyeli bazý gözü dönmüþ azgýn þoven ve sosyalþoven çevrelerin Güney’deki oluþum için 2. Ýsrail suçlamasý temelinde açýk bir saldýrganlýk içerisinde hareket ettikleri biliniyor. Genel planda Kürt ulusunun ulus olarak kimi haklarýný almasý yönündeki çabalara karþý ýsrarla 2. Ýsrail eksenindeki saldýrganlýk haklý bir þekilde bir dizi Kürt çevresinde müthiþ bir tepkiye neden olmaktadýr. Bu ithama karþý oluþan doðal tepkinin doðru yöne kanalize edildiði söylenemez. Bunu yapabilecek güçlerin zayýflýðý-yokluðu nedeniyle, bu kez Amerikan emperyalizminin þirin gösterilmesi ya da desteklenmesi hatasýnýn önüne geçebilmek mümkün olamamaktadýr. Açýkça belirtmek gerekir ki, þoven ve sosyalþovenlerin suçlamalarý kadar, Arnerikan+Ýngiliz iþgalinin anlaþýlýr gösterilmesi tutumu da Kürt ulusunun özgürlük mücadelesine ve Kürdistan’nýn baðýmsýzlýðýna zarar vermektedir. Unutulmasýn ki, egemen sömürgeci ülkelerdeki þoven ve sosyalþovenlerin birleþtiði esas konu her ne biçimde olursa olsun, Kürt ulusunun ulus olarak kendi kendini yönetmesini engellemektir. Bunlar için bu amaca hizmet eden her þey mubahtýr; Kürtleri yanlýþa yönlendirmekte dahil, bu konseptte her þey mevcuttur. Yalçýn Küçük gibiler varsýn istedikleri kadar “Barzani ve Talabani’nin Ýbrani kökenli olduðunu, orda kurulmakta olan devletin bir Kürt Judaik devlet olduðunu söylüyorum.” zýrvalýklarýyla saçmalasýnlar... (Bu ve benzer yaklaþýmlar karþýsýnda elbetteki “bundan bir þey çýkmaz” deyip, olayý orada býrakmamak lazým...) Irkçý Y. Küçük’ün tavrýna tepki olarak “Kürdün ABD’ye kafa tutma gibi bir lüksü olamaz” demek ya da “ABD düþmanlýðýnýn Kürtlere bir faydasý yok” yaklaþýmlarýna saplanmak Kürt ulusunun ulusal kurtuluþ mücadelesine zarar vermektedir. Amerikan emperyalizminin (týpký öteki bütün emperyalist devletler gibi) Kürt ulusunun kurtuluþunu saðlama diye bir derdi yoktur, onun için belirleyici olaný çýkarlarýdýr. Bugünkü çýkarlarý içinde en önemli olanlarýndan biri ise Kerkük petrol rezervlerine konmaktýr... Kürdün, emperyalizme kafa tutma derdi vardýr-yoktur kýsýr döngüsüne girmeye gerek yok. Her ulus için geçerli olan bizim içinde geçerlidir; bizde de ulus kapsamýnda deðiþik sýnýflar ve politik kesimler vardýr ve ele aldýðýmýz konuda herkes kendine özgü bir tavýr-duruþ içindedir. Bu çerçevede,Kürt burjuvazisinin ABD’ye kafa tutma derdi olmaz. Ama Kürt iþçisinin, emekçilerinin, yoksul köylülerinin, iþsizlerinin, gençliðinin emperyalizme karþý mücadele derdi vardýr. Ulusal özgürlükten ve baðýmsýzlýktan yana olan herkesin de ABD ve öteki emperyalist devletlere karþý mücadele sorunu bulunmaktadýr. Üstelik emperyalizme karþý mücadele meselesi ciddi þekilde acil güncel görevdir. Tersi durumda sittin sene ne Kürt ulusu gerçek anlamda özgürlüðüne kavuþur ve ne de baðýmsýz Kürdistan “rüyasý” gerçeðe döner. Özetlemek gerekirse, egemen ulusa mensup ýrkçý, þoven ve sosyalþoven kesimlere tepki olarak emperyalist devletlere mandacýlýk çizgisine savrulmak zararlý ve tehlikelidir. ABD HAYRANL1ÐINA KARÞI MÜCADELE... Kürdistan’daki antisömürgeci ve anti-emperyalist mücadeleye olgular temelinde yaklaþmak gerekiyor. ABD ya da bir baþka emperyalist devletle iliþkisi olan ve iliþki kurmak isleyenlere karþý sorumluluk duyarak yaklaþmak; sekter ve liberal tavýrlardan uzak durmak gerekir. Her halkýn, ulusun özgürlük ve ulusal kurtuluþ mücadelesi sürecinde emperyalist devletlerle iliþki kuranlar-kurmak isteyenler çýktýðý / çýkabileceði gibi bizim ulusal kurtuluþ mücadelesi sürecimizde de emperyalistlerle iliþki kuranlarýn ve kurmak isteyenlerin varolmasý gayet anlaþýlýrdýr. Ulusun deðiþik sýnýf ve katmanlarýndan, farklý politik kesimlerden vs. oluþtuðunun bilincinde olarak, her ulusun ulusal mücadele sürecinde yaþananlarýn bir biçimde bizde de cereyan etmesi hiçte garip deðildir. Herhalde Kürt ulusu ve mücadelesi yalnýzca proletaryadan ve komünistlerden müteþekkil deðil ki, biraz de emperyalist devletlerle iliþkilenenler karþýsýnda ürpertiye kapýlalým ve “olmaz böyle þey” diyelim. Hayýr, bilakis ulusal mücadele sürecinde böylesi geliþmelerle çok fazla karþýlaþacaðýmýzýn bilincindeyiz. Ulusumuzun bir kýsmýný oluþturan deðiþik burjuva sýnýf ve kategorilerin temsilcilerinin þu ya da bu emperyalist devletle iliþki kurmalarý-kurmak istemeleri normaldir ve fakat bu normal olan þey hiç bir þekilde ulusun bütününe maledilemez. Sözkonusu iliþkilerden hareketle Kürt ulusu “uþak”, “iþbirlikçi” vb. zýrvalýklarýna maruz býrakýlamaz. Emperyalist Amerikan devletine dayanarak Kürt ulusunu “kurtaracaklarýný” iddia edenlerin görüþleri bize garip gelebilir, ama yanýlmamak gerekir ki, bunlar (özellikle bir kýsmý) ileri sürdükleri tezlerinden gayet ciddidirler ve dahasý söyledikleri yaygýn bir kabul görmektedir. Kürt komünistleri olarak bizim bu olguyu ciddiye almamýz gerekiyor. Emperyalist devletleri ulusumuza þirin gösteren bu tür politikalara karþý sistemli ve kapsamlý bir ideolojik mücadele yürütmek zorunludur. Güncel bakýmdan ise Amerikan emperyalist devletinin Kürt ulusuna özgürlük getirmediði-getiremeyeceði gerçeði ýsrarla gündemde tutulmalýdýr. Kürt komünistleri ABD’nin; ·Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nin yýkýlmasý için elinden geleni yaptýðýný; ·Mart Otonomisi’nin yýkýlmasý için koþullarý olgunlaþtýrdýðýný; ·Halepçe ve Enfallerin yaþanmasýna zemin hazýrladýðýný; ·TC devletinin barbarlýðýna bütünüyle onay verdiðini; ·Sömürgeci düþmanlarýmýzý destekleyen ve statükoyu koruyan politikalara sahip bulunduðunu; ·Irak’ýn yeniden þekillenmesinde ýsrarla uniter Irak tezini savunduðunu; bu ve benzer politika ve pratiklerini, güncel görevleri kapsamýnda yalýn bir þekilde ortaya koymaya devam edeceklerdir. DOÐRU TUTUM NE OLMALI? Halihazýrda Kürdistan’da gerçekten komünist kimliðine layýk bir parti yok. Mevcut durumda ulusal mücadeleye deðiþik kategorilerdeki burjuva kesimlerin önderlik etmesi nedeniyle ortaya çýkan politik tabloda anormal olan fazla bir þey yok. Burjuva önderliklerin emperyalist iþgal baðlamýndaki tutumlarýna bakýldýðýnda, Kürt ulusunun ulus olarak problemini çözmeye muktedir olamayacaklarý fazlasýyla açýða çýkmýþtýr. Yalnýzca Güney’de deðil, neredeyse bütün parçalarda emperyalizme ve onun bir bölüðünün bugün Irak ve Güney özgülünde gerçekleþtirdiði iþgale karþý ulusun gerçek kurtuluþu ve ülkenin baðýmsýzlýðý yönünde hareket eden ciddi bir geliþmeden bahsedilemez. Emperyalist devletlerden gelecek destek temelinde Kürt ulusunun herhangi bir parçada görece “rahat nefes alma” konumunu yakalamasý mümkün. Kimi ulusal kazanýmlar edinmesi ve güdük ölçüde “iktidar”laþmasý da olanaklý. Ne var ki, bizzat emperyalist devletlerin eliyle saðlanmýþ bu tür olanaklarýn, emperyalist devletlerin çýkarlarý ile doðrudan baðlantýlý olduðu ve haliyle deðiþen þartlarda çýkarlarýna yanýt verecek yeni güçler nedeniyle saðlanan fýrsatlarýn rahatlýkla geri alýnacaðý(bunun böyle olduðunu daha önce yaþadýðýmýzý anýmsayalým); þu anda bunun bir dizi belirtisinin açýkça görüldüðü dikkate alýnmak zorundadýr. Gözüken odur ki, özellikle de ABD emperyalist devleti merkezi Irak devletini ayaklarý üzerine oturttuktan sonra Kürtlere gösterdiði alicenaplýktan yüzgeri edecektir. Daha þimdiden bir dizi geliþme buna iþaret etmektedir... Güney Kürtlerini çok büyük bir tehlike beklemektedir. Anda Kürt idari yapýlanmasýnýn varlýðý ve giderek kurumlaþmasý (yarý-iktidar / iktidarlaþma süreci yaþanýyor) nedeniyle herkesin ilgi odaðýnda Güney’deki geliþmeler bulunmaktadýr. Hangi þartlarýn ürünü olduðu gerçeði unutulmaksýzýn, bugün Güney’de gayet önemli ulusal kazanýmlarýn varolduðu olgudur. Dolayýsýyla mevcut ulusal mevzinin kaybý halinde etkileri de çok büyük olacaktýr. Zira bu geliþme tek baþýna Güneyle sýnýrlý kalmayacak, öteki parçalara da doðrudan yansýyacaktýr. Güney’deki idari yapýnýn korunmasý kaygýsýyla hareket edip emperyalist iþgale karþý mücadeleyi gereksiz görme tavrý savunulamaz. Uzunca bir zamandýr ülkemizin Güney parçasý emperyalist iþgal altýndadýr. ABD’nin epey bir zamandýr Güney’de konumlandýðý (Çekiç Güç, uçuþa yasak sýnýr çizimleri vs.) artýk sýr olmaktan çýkmýþtýr. Ne var ki þu ana kadar herhangi bir ulusalcý Kürt yapýsý bu iþgale karþý mücadele çaðrýsý yapmamýþtýr. Bu baðlamda, haklý olarak sömürgeci iþgalci devletlerin Kürdistan’dan defolmasýný isteyen ulusalcý güçlerin neden emperyalist iþgalcilere karþý da ayný tavrý takýnmadýklarý ciddi þekilde sorgulanmalýdýr. Kürt komünistlerinin tavrý, diðer bütün ulusalcý Kürt güçlerinin tavrýndan nitelik olarak farklýdýr. Þu an yapýlmasý gereken asýl þey baðýmsýz Kürdistan istemini öne çýkartmak ve doðrudun ayrýlmayý-ayrý bir devlet kurmayý merkeze koymaktýr. Ayrýlma siyasetinde ýsrar, ayný zamanda uniter Irak savunusunda direnen iþgalcilere karþý da tavýr demektir. Baðýmsýz Kürdistan istemi temelinde hareket etmek demek, emperyalist iþgalcileri istememek anlamýna gelecektir. Bu, ayný zamanda iþgalcilere karþý direnen Irak iþçi ve emekçi kesimlerin iþini de kolaylaþtýracaktýr. Bir süre önce (Eylül-Ekim aylarýnda),Güney’deki gösterilerde kitlelerin geleceklerine dair olumlu ve doðru istemler öne sürmeleri son derece önemli bir geliþme olarak görülmelidir. Süleymaniyeli emekçi kitleler baþta olmak üzere, deðiþik yerleþim birimlerindeki Kürt halk kitlelerinin geleceklerinin nasýl bir idari yapýlanma çerçevesinde olacaðýna iliþkin taleplerini dile getirmeleri, federasyon ve baðýmsýzlýk istemlerini öne çýkarmalarý ve dahasý gelecekleri hakkýnda karar alýnýrken kendilerine danýþýlmasýnýn ve görüþlerinin alýnmasýný ýsrarla vurgulamalarý tarihsel önemdedir. Ne var ki, bu gösterilerde mutlaka dile getirilmesi ve tavýr takýnýlmasý gereken çok önemli birþey yapýlmamýþtýr: Emperyalist iþgale karþý mücadele çaðrýsý... Halbuki Süleymaniyeli kitleler bu gösteride somut olarak emperyalist iþgale kargý çýkmalýydýlar. Ýþgalin, Irak ve Kürdistan için kabuledilemez olduðunu haykýrmalýydýlar... --------- (1) Bu makale Kürt komünist örgütlerinden Kürdistan Marksist Leninist Partisi'nin Ýnþasý Ýçin KOMÜNÝST HAREKET’in merkezi yayýn organý olan WELATE YEKBUYÝ’nin 2. sayýsýndan alýnmýþtýr. (DEVRÝMCÝ BÜLTEN YAZI KURULU) Devrimci Bülten Sayý 43, Devamý...
|
 |
|
|
|
 |
|
 |
|