 |
RSDÝP MERKEZ KOMÝTESÝ’NÝN ÝKÝNCÝ SOSYALÝST KONFERANS’A ÖNERÝLERÝ GÜNDEMÝN 5,6, 7a, 7b VE 8. MADDELERÝNE ÝLÝÞKÝN TEZLER: SAVAÞA SON VERÝLMESÝ ÝÇÝN MÜCADELE; PROLETARYANIN BARIÞ SORUNLARINA, PARLAMENTER FAALÝYETE, KÝTLE MÜCADELESÝNE VE ULUSLARARASI SOSYALÝST BÜRO’NUN TOPLANTIYA ÇAÐRILMASINA ÝLÝÞKÝN TAVRI Uluslararasý Sosyalist Komisyon, Ýkinci Konferansý toplantýya çaðýrýrken, örgütleri bu sorunlarý görüþmeye ve önerilerini, göndermeye çaðýrmýþtýr. Aþaðýdaki tezler, Partimizin bu çaðrýya verdiði yanýttir. V.Ý.LENÝN 1) Her savaþ, savaþý yürüten devletlerin, daha önceki barýþ zamanlarýnda da —ama barýþçýl yöntemlerle— yürüttükleri politikanýn bir devamý olduðu gibi, savaþa son veren barýþ da, savaþýn seyri içinde ulaþýlan güç kaymalarýnýn sadece bir saptanmasýdýr. 2) Bugünkü burjuva toplumsal iliþkilerin temel direkleri var olmaya devam ettikçe, emperyalist bir savaþ ancak emperyalist bir barýþa, yani küçük halklarýn ve devletlerin, sadece savaþtan önce deðil, savaþ süresince de muazzam bir geliþme göstermiþ olan mali sermaye tarafýndan ezilmesinin yaygýnlaþmasý ve güçlenmesine yol açabilir. Savaþan her iki grubun burjuvazisi ve hükümetleri tarafýndan savaþtan önce ve savaþ sýrasýnda sürdürülen politikanýn nesnel içeriði, ekonomik baskýnýn, ulusal köleleþtirmenin, politik gericiliðin artmasýna yol açar. Dolayýsýyla, savaþ nasýl sonuçlanýrsa sonuçlansýn, barýþ ancak kitlelerin politik ve ekonomik durumunun daha da kötüleþmesini saptayabilir — çünkü burjuva toplum varlýðýný sürdürmektedir. Emperyalist savaþýn sonucu olarak “demokratik bir barýþ” beklemek, —teoride— güçlerin savaþ öncesi ve sýrasýndaki politikasýný incelemek yerine boþ laf etmek demektir, kitlelerin politik bilincini karartarak, egemen sýnýflarýn yaklaþan barýþý hazýrlayan gerçek politikalarýný gizleyerek ve onlardan þu en önemli þeyi saklayarak pratikte kitleleri yanýltmak demektir: Bir dizi devrim olmadan demokratik bir barýþ imkansýzdýr.
3) Sosyalistler kesinlikle reformlarýn uygulanmasý için mücadeleden vazgeçmezler. Örneðin bugün de parlamentolarda, halklarýn durumunu düzeltecek önlemlere —bunlar ne kadar küçük olursa olsun— oy vermek zorundalar: Örneðin savaþtan etkilenen bölgelerde oturanlarýn uygun biçimde desteklenmesi için, ulusal baskýnýn yumuþatýlmasý için vs. Fakat tarihin ve tüm politik durumun ancak ve yalnýz devrim tarafýndan çözülecek sorunlar damgasýný vurduðu sorunlar için reform politikasý vaaz etmek bir burjuva aldatmacasýdýr. Bunlar emperyalizmin temel sorunlarýdýr, yani tüm kapitalist toplumun devamýna iliþkin sorunlar, son on yýllarda sadece olaðanüstü hýzlý biçimde deðil, ayný zamanda —ki bu çok önemlidir— olaðanüstü eþitsiz biçimde geliþen büyük güçler arasýndaki yeni güç dengelerine uygun olarak dünyanýn yeniden paylaþýlmasý yoluyla kapitalizmin yýkýlmasýný geciktirme olanaðýna iliþkin sorunlardýr. Kitleleri yanýltmaksýzýn, bugünkü toplumun güç dengelerini deðiþtirebilecek gerçek bir politik faaliyet, ancak þu biçimlerden birinden ibaret olabilir: Ya yabancý ülkeleri gaspetmede “kendi” ulusal burjuvazisine yardým etmek ve bu yardýma “anavatan savunmasý” ya da “yurdun kurtarýlmasý” demek. Ya da kitleler içinde þimdiden baþlamýþ olan galeyaný geliþtirerek, grevleri ve gösterileri destekleyerek vs., devrimci kitle mücadelesinin bugün henüz güçsüz olan baþlangýcýný destekleyerek ve proletaryanýn burjuvaziye karþý genel çatýþmasýný yükselterek proletaryanýn sosyalist devrimini yoluna koymak. Bugün bütün sosyal-þovenlerin, kapitalist gasp güçlerinin þu ya da bu grubundan gelen “alçakça” saldýrýya karþý “namuslu” bir savunmadan söz ederek halký kandýrdýklarý gibi, bugün “demokratik bir barýþ”tan söz etmek de tam bir aldatmaca ve boþ laftýr; sanki, þimdiden kapitalistler ve diplomatlar tarafýndan hazýrlanan gelecek barýþ yeni bir “alçakça” saldýrýyý olanaksýz kýlacak ve eski “namuslu” iliþkileri kurabilecekmiþ gibi; sanki bu barýþ daha çok, emperyalist politikanýn, mali sermaye yaðmacýlýðý, ulusal baský, politik gericilik, þiddetli kapitalist sömürü politikasýnýn sürdürülmesi, geliþtirilmesi ve onaylanmasý deðilmiþ gibi. Kapitalistlere ve diplomatlara, onlarýn bu “sosyalist” yardýmcýlarý, halký uyuþturarak, aptallaþtýrarak ve sayesinde gerçek politikalarýný gizledikleri, kitlelerin bu özü görmelerini, meselenin aslýný kavramalarýný engelledikleri ve halký devrimci mücadeleden saptýrdýklarý “demokratik barýþ” safsatasýyla iyi bir hizmet sunmaktadýrlar. 4) Bugün II. Enternasyonal’in en ünlü liderlerince savunulan “demokratik barýþ” programý bir aldatmaca ve ikiyüzlülük olarak görünmektedir. Bu Enternasyonal’in en otorite sahibi, resmi ve “teorik” temsilcilerinden örneðin Huysmans Arnheem Kongresi’nde ve Kautsky “Neue Zeit”ta, bu programý þöyle formüle etmiþlerdir: Emperyalist hükümetler barýþ yapasýya kadar devrimci mücadeleden vazgeçmek; o zamana kadar ilhaklarýn ve müsaderelerin reddedilmesi üzerine laflar, uluslarýn kendi kaderini tayin hakkýnýn kaðýt üzerinde tanýnmasý, dýþ politikanýn demokratikleþtirilmesi, politik anlaþmazlýklar için mahkemeler oluþturulmasý, Avrupa Birleþik Devletleri vs. laflarý. Bu sorunda “Enternasyonal’in görüþ birliði”nin kanýtý olarak, Londra (Þubat 1915) ve Viyana (Nisan 1915) Konferanslarýnýn, bu programýn temel maddesini, yani “uluslarýn baðýmsýzlýðýný kabul ettikleri gerçeðini aktarýrken, Kautsky bu “barýþ programý”nýn gerçek politik anlamýný özellikle açýk ifade etmiþtir. Böylece Kautsky, savaþ her iki tarafça, güçsüz halklarýn “baðýmsýzlýðý”nýn sistemli biçimde ihlal edilmesi ve köleliklerinin güçlendirilmesi ve yaygýnlaþtýrýlmasý amacýyla sürdürülürken, “baðýmsýzlýk” ve uluslarýn kendi kaderini tayinine iliþkin ikiyüzlü, hiçbir yükümlülük getirmeyen ve hiçbir sonuca yol açmayan yalancý inançlarýný “kendi” hükümetlerinin emperyalist politikasýnýn desteklenmesiyle birleþtiren sosyal-þovenlerin halký açýkça aldatmasýný tüm dünya önünde onaylamýþtýr. Nesnel olarak deðerlendirildiðinde, bu en geçerli “barýþ programý”, iþçi sýnýfýnýn burjuvaziye kulluðunu daha da güçlendirmeye yol açar, çünkü devrimci bir mücadeleye giriþmeye baþlayan iþçileri þovenist liderleriyle uzlaþtýrýr, çünkü sosyalist partiler içinde liderlerin çoðunun burjuvazinin safýna geçmesi sonucunu doðuran o duruma geri dönmek için, sosyalizmin krizinin derinliðini örtbas eder. Proletarya için bu “Kautskyci” politikanýn tehlikesi, kulaða hoþ gelen laflarla süslendiði ve sadece Almanya’da deðil, baþka ülkelerde de yürütüldüðü için, daha da büyüktür. Ýngiltere’de liderlerin çoðu; Fransa’da baþkalarýnýn yaný sýra Longuet, Pressemane; Rusya’da Akselrod, Martov, Çaydze vb. bu politikayý savunuyor; Çaydze þovenist “anavatan savunmasý” düþüncesini “anavatanýn kurtarýlmasý”na dair safsatalarla gizliyor. Bir yandan Zimmervald Konferansý zemininde durduðunu belirtiyor, öte yandan Duma Fraksiyonunun resmi açýklamasýnda Huysmans’nýn (Arnheem’deki) kötü ünlü konuþmasýna övgüler düzüyor, iþçilerin Çarlýk yanlýsý büyük-burjuva Savaþ Sanayii Komiteleri’ne gönüllü katýlmalarýna karþý tek sözcük etmiyor ve bu katýlýmý savunan gazetelerde çalýþmaya devam ediyor. Duma Fraksiyonu’nun bir baþka lideri temsilci Çenkeli, Duma’da apaçýk sosyal-yurtsever konuþmalar yapýyor, Savaþ Sanayii Komiteleri’ne katýlanlarý destekliyor vs. Ýtalya’da benzer bir politika Treves tarafýndan yürütülüyor. Bkz. italyan Sosyalist Partisi merkez organý “Avanti”nin 5 Mart 1916 tarihli sayýsýnda, Treves ve diðer “reformist-possibilistler”i teþhir etmek, “Parti yönetiminin ve Oddîno Morgari’nin, Zimmervald Birliði’ni ve yeni bir Enternasyonal yaratmayý hedefleyen eylemini boþa çýkarmak için bütün mayýnlarý patlatanlarý” kýskývrak yakalamak vs. vs. yönündeki tehdidi. 5) Barýþ sorunlarýndan en önemlisi bugün ilhaklar sorunudur. Ve bugünkü “sosyalist” ikiyüzlülük tam da bu sorunda ortaya çýkýyor, öte yandan da gerçek sosyalist propaganda ve ajitasyonun görevleri açýklýk kazanýyor. Ýlhakýn aslýnda ne olduðu, sosyalistlerin ilhaklara karþý neden ve nasýl mücadele etmeleri gerektiði aydýnlatýlmalýdýr. Her yeni toprak katýlýmý ilhak deðildir, zira genel olarak sosyalizm, uluslar arasýndaki sýnýrlarýn ortadan kalkmasýndan ve daha büyük devletlerin kurulmasýndan yanadýr. Her statüko ihlali ilhak deðildir. Böyle düþünmek gericiliktir ve tarih biliminin temel kavramlarýna aykýrý düþer. Bir ülkenin askeri yöntemlerle her dahledilmesi ilhak deðildir, çünkü sosyalizm, halkýn çoðunluðunun çýkarý için uygulanan zoru ve savaþlarý ilkesel olarak reddedemez. Biz ilhaktan sadece, bir ülkenin, o ülke halkýnýn iradesine raðmen dahledilmesini anlýyoruz. Baþka sözcüklerle: Ýlhak kavramý uluslarýn kendi kaderini tayin hakký kavramýyla en içten bir þekilde kaynaþmýþtýr. Fakat bugünkü savaþta, tam da bu savaþ savaþan her iki güçler grubu açýsýndan emperyalist bir savaþ olduðu için, burjuva ve sosyal-þoven politikacýlarýn, düþman güç tarafýndan gerçekleþtirildiði ya da gerçekleþtirilmiþ olduðu ölçüde ilhaklara karþý çýktýðýný görüyoruz. Ýlhaklara karþý böyle bir “mücadele”nin, ilhaklar sorununda böyle bir “görüþ birliði”nin ikiyüzlülükten baþka birþey olmadýðý açýktýr. Alsas-Loren uðruna savaþý destekleyen Fransýz sosyalistlerinin, ya da Alsas-Loren’in veya Alman Polonya’sýnýn Almanya’dan ayrýlma özgürlüðünü talep etmeyen Alman sosyalistlerinin, ya da Polonya’nýn Çarlýk tarafýndan bir kez daha köleleþtirilmesi için yürütülen savaþý “anavatanýn kurtarýlmasý” olarak adlandýran Rus sosyalistlerinin, bütün bu sosyalistlerin gerçekten ilhakçý olduklarý açýktýr. Eðer ilhaklara karþý mücadele ikiyüzlülük ve boþ laflardan öte bir þey olacaksa, eðer kitleleri gerçekten enternasyonalizm ruhuyla eðitecekse, o zaman sorun, ilhaklar sorunundaki aldatmacanýn gizlenmeyip, bilakis halkýn onu kavramasý için, halkýn gözünü açacak þekilde konmalýdýr. Bir sosyalistin uluslarýn hak eþitliðini savunduðunu söylemesi ve her türlü ilhaka karþý çýkmak istediðine yemin etmesi yeterli deðildir. Her gerçek sosyalist, daha çok, bizzat kendi “anavataný” tarafýndan ezilen sömürgeler ve halklarýn derhal ve mutlak ayrýlma özgürlüðünü talep etmekle yükümlüdür. Bu koþul yerine getirilmezse, Zimmervald Manifestosu’ndaki kendi kaderini tayin hakkýnýn ve enternasyonalizm ilkelerinin tanýnmasý da en iyi halde ölü doðmuþ sözler olarak kalýr. 6) Sosyalistlerin “barýþ programý” gibi, savaþa son verilmesi için mücadelelerinin temelinde de “demokratik barýþ”, savaþan güçlerin “barýþçýl” niyetleri vs.ye iliþkin yalanlarýn teþhiri yatmak zorundadýr — bugün bütün ülkelerin demagog bakanlarý, pasifist burjuvalarý, sosyal-þovenleri ve Kautskycileri kitlelere bu yalanla gidiyorlar. Devrimin zorunluluðu propagandasýna ve halk içinde her yerde baþlamakta olan devrimci mücadelenin (huzursuzluk, protesto, siperlerde kardeþleþme, grevler, gösteriler, cephelerde savaþanlarýn, yakýnlarýný savaþ borçlarýna karþý çýkmaya çaðýran mektuplarý —örneðin Fransa’da— vs.) geliþtirilmesine dayanmayan her “barýþ programý” ikiyüzlülüktür. Savaþa son vermeye yönelik her türlü halk hareketini desteklemek, yaygýnlaþtýrmak ve derinleþtirmek sosyalistlerin görevidir. Fakat bu görevi ancak —Liebknecht gibi— parlamento kürsüsünden askerleri silahlarý býrakmaya çaðýran, devrimi ve emperyalist savaþý sosyalizm için içsavaþa dönüþtürmeyi öðütleyen sosyalistler yerine getirmektedir. Kitleleri devrimci mücadeleye çekmek, onlara “demokratik bir barýþ” olanaðý için devrimci önlemlerin zorunluluðunu öðretmek için þiar olarak ortaya atýlacak þey þudur: Devlet borçlarýný ödemeyi reddetmek. Zimmervald Manifestosu’nün, kitlelerin baþkalarýnýn deðil, kendi öz davalarý için özveride bulunmalarý gerektiðini söyleyerek devrimi ima etmesi yeterli deðildir. Halk neyin niçin yapýlacaðýný bilmek zorundadýr. Savaþ sýrasýnda devrimci eylemlerin emperyalist savaþý sosyalizm için içsavaþa dönüþtürmek zorunda olduðu çok açýktýr. Bu hedef, ulaþýlmasý ne kadar zor olursa olsun, hiçbir kuþkuya yer vermeyecek biçimde ifade edilmelidir, çünkü henüz yolun baþýnda bulunuyoruz. Zimmervald Manifestosu ile birlikte, “kapitalistlerin bugünkü savaþta anavatan savunmasýndan söz ederken yalan söyledikleri”ni ve iþçilerin devrimci mücadelede kendi ülkelerinin askeri durumunu göz önüne almak zorunda olmadýklarýný söylemek yeterli deðildir. Burada sadece ima edileni, yani bu emperyalist savaþta “anavatan savunmasý” kavramýný kullanýrken sadece kapitalistlerin deðil, sosyal-þovenlerin de kitleyi yanýlttýklarýný açýkça söylemek gerekir. “Kendi” hükümetini savaþta yenilgiyle tehdit etmeden savaþ sýrasýnda devrimci eylemin imkansýz olduðu; gerici bir savaþta hükümetin her yenilgisinin kalýcý demokratik bir barýþý saðlayabilecek tek þey olan devrimi kolaylaþtýracaðý açýkça ifade edilmelidir. Kitlelere son olarak, illegal örgütler kurulmadan, sansüre tabi olmayan illegal bir basýn olmadan, baþlayan devrimci mücadeleyi geliþtirmenin, ilerletmenin, atýlan yanlýþ tekil adýmlarý eleþtirmenin, hatalarýný düzeltmenin ve onu sistemli biçimde geliþtirme ve keskinleþtirmenin imkansýz olduðu söylenmelidir. 7) Sosyalistlerin parlamenter eylemine gelince, Zimmervald Konferansý’nýn, þimdilerde Sibirya’da çile dolduran beþ sosyal-demokrat Duma temsilcisine sadece sempatisini ifade etmekle kalmayýp, ayný zamanda onlarýn taktiðiyle dayanýþma içinde olduðunu da açýkladýðý dikkate alýnmalýdýr. Kitlelerin devrimci mücadelesini kabul etmek ve ayný zamanda sadece legal faaliyetle yetinmek mümkün deðildir. Böyle bir taktik, sadece, kitlelerin haklý hoþnutsuzluðuna, sosyal-demokrasiden uzaklaþýp anti-parlamenter anarþizme ve sendikalizme geçmelerine yol açar. Sosyal-demokrat temsilcilerin, konumlarýndan, sadece parlamentoda görünmek için deðil, ayný zamanda iþçilerin illegal örgütlerini ve devrimci mücadelesini parlamento dýþýnda çokyönlü desteklemek için de yararlanmalarý gerektiði, bizzat kitlelerin kendi illegal örgütleriyle liderlerinin faaliyetini denetlemeleri gerektiði açýkça ve herkesin duyabileceði biçimde söylenmelidir. 8) Uluslararasý Sosyalist Büro’nun toplantýya çaðrýlmasý sorunu, temel bir sorun olan, eski partilerin ve II. Enternasyonal’in birliðinin mümkün olup olmadýðý sorununu ortaya atar. Uluslararasý iþçi hareketinin Zimmervald’in iþaret ettiði yolda atacaðý her adým, Zimmerwald Konferansý çoðunluðunun tavrýnýn ne kadar tutarsýz olduðunu gösterir: Bir yandan eski partilerle II. Enternasyonal’in politikasý, iþci hareketi içindeki burjuva politikasýyla, proletaryanýn deðil burjuvazinin çýkarlarýný koruyan bir politikayla özdeþleþtirilmekte (örneðin Zimmerwald Manifestosu’nun “kapitalistlerin” bu savaþta “anavatan savunmasý”ndan söz ederken yalan söylediklerini ifade eden sözleri ve Uluslararasý Sosyalist Konferansýn (USK) 10 Þubat 1916 tarihli genelgesindeki daha da kesin açýklamalar bu kapsamdadýr), öte yandan Uluslararasý Sosyalist Konferans Uluslararasý Sosyalist Büro (USB) ile ayrýlýktan korkmakta ve USB‘nun yeniden toplantýya çaðrýlmasý durumunda kendisini feshedeceðini resmen vaat etmektedir. Böyle bir vaadin Zimmerwald’de sadece oylamaya sunulmamakla kalmadýðýný, bundan hiçbir biçimde söz bile edilmediðini saptarýz. Zirnmerwald Konferansý’ndan sonra geçen altý ay, Zimmerwald Konferansýnýn ruhuyla yürütülen faaliyetin —boþ sözlerden deðil, bir faaliyetten söz ediyoruz— bütün ülkelerde, gerçekten de bölünmenin derinleþmesi ve yaygýnlaþmasýyla iç içe geçtiðini kanýtlamýþtýr. Almanya’da resmi partinin kararýna karþý illegal, yani bölünmeyi hazýrlayýcý nitelikte açýklamalar yayýnlanýyor. Liebknecht’in en yakýn arkadaþý temsilci Otto Rühle, biri burjuvaziyi destekleyen, diðeri burjuvaziyle mücadele eden iki parti olduðunu açýkladýðýnda, Kautsky de dahil birçok kimse Rühle’yi payladý, ama kimse söylediklerini çürütemedi. Fransa’da bölünmeye kesinlikle karþý olan sosyalist Bourderon, kabul edildiði takdirde mutlak bir bölünmeye yol açacak olan bir karar öneriyor: Parti Yönetim Kurulu ile parlamento fraksiyonunu kýnama (“desapprouver la Com. Adm. Perm. et le Gr. Parl.”). Ýngiltere’de ILP üyesi T. Russel WilKams, ýlýmlý gazete “Labour Leader”de açýkça bölünmenin kaçýnýlmazlýðýný kabul ediyor ve yerel yöneticilerin yazdýklarý mektuplarda destekleniyor. Fakat Amerika örneði belki daha da öðreticidir, zira tarafsýz bir ülke olan Amerika’da bile sosyalist parti Ýçinde uzlaþmaz karþýtlýkta iki çizgi görünüyor: bir yanda “preparedness” (Hazýrlýklý olmak---R) yandaþlarý, yani savaþ, militarizm ve donanma yanlýlarý, öte yanda ise Sosyalist Parti’nin eski baþkan adaylarýndan Eugen Debs gibi, açýkça, hem de yaklaþmakta olan savaþla baðýntýlý olarak sosyalizm için içsavaþý öðütleyen sosyalistler. Gerçekten de bütün dünyada bölünme þimdiden gündemde, iþçi Sýnýfýnýn savaþa iliþkin, birbiriyle uzlaþmaz iki tavrý mevcut. Bunu görmezden gelmek olmaz, bu ancak iþçi kitlelerinin yanýltýlmasýna, bilinçlerinin karartýlmasma, bütün Zimmerwaldcilerin resmen sempati duyduklarý devrimci mücadelenin zorlaþmasýna ve Uluslararasý Sosyalist Konferans’ýn 10 Þubat 1916 tarihli genelgesinde kitleleri yanýltmak ve sosyalizme karþý bir komplo (“pakt”) hazýrlamakla suçlanan liderlerin etkisinin güçlenmesine yol açabilir. Ýflas etmiþ olan Uluslararasý Sosyalist Büro’yu yeniden kurmak, býrakýn bütün ülkelerin sosyal-þovenlerine nasip olsun. Sosyalistlerin önünde ise, kitleleri sosyalizm bayraðý altýnda burjuvazinin politikasýný yürütenlerden ayrýlmanýn kaçýnýlmazlýðý konusunda aydýnlatma görevi durmaktadýr. Nisan 1916 (Bu yazý Ýnter Yayýnlarý tarafýndan yayýnlanan “Lenin Seçme Eserler cilt-5’in 248-257. sayfalarýndan alýnmýþtýr)
DEVRÝMCÝ BÜLTEN’DEN OKURLARA Türkiye Komünist Hareketi (TKH)’nin sorunlarýný doðru ele alabilmek için, herþeyden önce bu hareketin tarihsel karakterini ve düzeyini doðru bir biçimde saptamak gerekir.Bu hareket tarihsel olarak nasýl bir eðilim üzerindedir ve kendi baðrýndaki en büyük sorun ve çeliþki nedir? Bu soruya verilecek yanýt ayný zamanda, þu an komünist hareket içerisinde temel dikkatin de nereye yönlendirileceðini de ortaya koyacaktýr. Daha yakýndan bakýldýðý zaman TKH de aslýnda evrensel hareketin geliþiminin deðiþik biçimlerini yaþamaktadýr. Tarihsel tecrübe göstermiþtir ki, bir ülkede komünist hareketin geliþimi, küçük-burjuva hareketlerin tarihsel parçalanmasýnýn ve bu parçalanma sonucunda uzun bir tarihsel dönemi kapsayan deneme-yanýlma sürecinin sonucunda oluþtuðunu göstermiþtir. Komünist öðeler, ilk önce, küçük-burjuva hareketler parçalanýrken onun içerisinde biçimsel bir þekilde çýkarlar. Yani bu aþamada, daha kendilerini bazý küçük-burjuva etkilerden ideolojik, politik ve örgütsel olarak kurtaramamýþlardýr. Bu dönemdeki komünist hareketin karakteristik özelliði, komünist ve küçük-burjuva özellikleri birarada kendilerinde barýndýrmýþ olmaktýr. Bu haliyle bu hareket, küçük-burjuvazi ile proletarya arasýnda yeralan ve yapýsýnda yarý yarýya hem proleter hem de küçük-burjuva özellikler barýndýran yarý-proletaryanýn konumuna benzemektedir. Zaten biçimsel komünist olmasý da bundan ileri gelmektedir. Yarý-proleterya yarýsý itibarýyla proleter, yarýsý itibariyle küçük-burjuvadýr. Bu hareketin daha üst bir tarihsel düzeyde biçimlenmesinin önündeki en büyük engel, küçük-burjuva unsurlarýn, komünist unsurlarýn geliþiminin önünü týkamasý ve ona ayakbaðý olmasýdýr. Komünist hareketin daha üst bir tarihsel düzeyde biçimlenebilmesi için, yarý-proleter bir karakter taþýyan bu hareket içerisinde küçük-burjuva ve komünist unsurlarýn tarihsel olarak birbirinden ayrýlmasýný saðlamak gerekir. Bu ayrýþmanýn ise eþanlý olarak parti biçiminde biçimlenmesi gerekir. Aksi taktirde komünist hareketin baðýmsýzlýðýný geliþtirmesi ve sürdürmesi imkansýzdýr. Rusya’da yarý-proleter hareket içerisindeki küçük-burjuva ve komünist unsurlarýn tarihsel olarak birbirinden ayrýlmasý RSDÝP’in II. Kongresi aracýlýðýyla, Bolþevik-Menþevik ayrýþmasý biçiminde gerçekleþti. TKH de içinden geçtiðimiz süreçte böyle bir ayrýmýn eþiðine doðru hýzla ve kaçýnýlmaz bir þekilde yaklaþmaktadýr. Þu ya da bu þekilde bu ayrýþma yaþanacaktýr. Bu ayrýþmanýn strateji ve taktiðinin hazýrlanmasý ve bu temelde somut görevlerin önplana çýkarýlmasý son derece önemlidir. Ama bu ayrýþmayý tarihsel bir görev olarak önüne koyan komünistlerin bir þeyi de iyice akýllarýna yerleþtirmeleri gerekir. Bu mücadele ancak ve ancak profesyonel bir þekilde yani herþeyiyle devrimci pratik faaliyete katýlmak ile yaþamda devrimci pratiði süreklileþtirmek ve ona günlük yaþamda tamamen yer açmak ile olanaklýdýr. Bunun dýþýnda bu mücadeleyi kazanmak mümkün deðildir. DEVRÝMCÝ BÜLTEN
|
 |