[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 44 (5) }
| Devrimci BültenGENELKURMAY NEYÝN HAZIRLIÐINI YAPIYOR? (K. Erdem)

Türkiye’de son dönemlerde oldukça ilginç geliþmeler yaþanmaktadýr. Bu geliþmelerin özellikle de 12 Eylül öncesi dönem ile bazý benzerlikleri söz konusudur. 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden yolun önceden politik ve askeri olarak hazýrlandýðý ve uzun bir hazýrlýk döneminin sonucu olduðu, zamanla bu dönem üzerine olan deðerlendirmeler temelinde artýk anlaþýlmýþ bulunmaktadýr.
   
12 Eylül 1980 askeri darbesine giden süreç özellikle de 1 Mayýs 1977 yýlýndaki provakasyon ile baþlamýþ ve 12 Eylül 1980 tarihinde de son bulmuþtu. Bu üç buçuk yýllýk zaman zarfýnda, Özel Harp Dairesi odaklý olarak ordunun, devrimci harekete, iþçi hareketine ve demokratik kitle örgütlerine, özellikle de sivil faþist hareketin de kullanýlmasý ile “üstü örtülü” bir tür askeri ve psikolojik mücadelesi olmuþtur. Bunun sonucunda ise halkýn varolan örgütlülüðü çözülerek ve panik yaratýlarak askeri darbenin alt yapýsý hazýrlanmýþtýr.
   
Ama darbe politikasýnýn baþarýlý olmasýnýn altýnda yatan temel unsur gözden kaçýrýlmamalýdýr. Bu temel unsur 1975-1980 arasý dünya politikasýnda yaþanan durumdur. O zaman ki emperyalist dünya politikasýnýn genel çerçevesinin az çok kavranýlmasý ayný zamanda Türkiye’de bu dönemde yaþanan politik geliþmelere de ayna tutacaktýr.
   
12 Eylül askeri darbesini gerçekleþtirenler hiç kuþkusuz tek baþýna bunu gerçekleþtirmediler. Bu askeri eylemlerini belirli bir iç ve dýþ politik temele de dayandýrdýlar. Özellikle de bu dýþ destek olmazksýzýn bunu baþaramazlardý da. Bu dýþ desteði de politik olarak ABD saðladý. Bugün daha geniþ bir tarihsel perspektiften bakýldýðý zaman, 12 Eylül darbesinin ABD’nin bölgesel çýkarlarý ile ÝTB içerisinde bir kesimin çýkarlarýnýn birbirini tamamlamasý temelinde gerçekleþtiði hemen hemen kesindir. ABD o zaman ki dünya politik konjonktüründe, Türkiye’nin kendi politik ve ekonomik nüfuz alanýnda kalmasýnýn tek çýkar yolunun bir askeri darbeden geçtiðine kanaat getirmiþtir. Bu temelde de Türk ordusuna onay vermiþtir.

Ama herþeyden önce sorulmasý gereken soru þudur: ABD’yi buna iten tarihsel nedenler neydi?

1970’li yýllarýn baþlarýndan itibaren giderek derinleþen dünya ekonomik krizi ayný zamanda dünya politikasýnda çeþitli politik kýrýlmalara yolaçtý. Bazý ülkelerdeki sosyal altüst oluþlar, bazý ülkelerin   ABD’nin nüfuz alanýndan teker teker çýkmalarýna neden oldu. Ama bu nüfuz alanýndan çýkmalar öyle bir sonuç yarattý ki, bir bütün olarak ABD’nin Avrasya politikasýnýn dayandýðý çok önemli bir bölümünü felç etmeye ve ABD’yi Sovyet kampý karþýsýnda stratejik olarak güç duruma sokmaya baþladý. Þayet bu durum böyle devam etseydi, ABD’nin “Tansatlantik emperyalist ittifaký” içerisindeki konumunun sarsýlmasý hatta bu ittifakýn iç yapýsýnýn onarýlamaz bir biçimde tahrip olmasýna neden olmasý içten bile deðildi.

Bu noktayý biraz açmak gerekir.

Uluslararasý ekonomik ve politik krizin Avrupa’da yaratmýþ olduðu politik altüst oluþun ilk önemli sonuçlarý, Portekiz, Ýspanya ve Yunanistan’da ABD ile çok sýký ekonomik ve politik baðlarý olan faþist rejimlerin yýkýlmasý oldu. Buralarda oturtulan burjuva-demokratik rejimler ayný zamanda bu toplumlarý Avrupa’lý emperyalistlerin ekonomik ve politik nüfuzunun altýna alýnmasýnda da önemli bir manivela iþlevi görüyordü. Bu yeni rejimleri özellikle Avrupa’lý emperyalistler ve bunlarla birlikte de SSCB ve onun nüfuzu altýnda bulunan ülkeler, yine ayný þekilde Çin ve Küba gibi ülkeler de destekliyorlardý. Domino taþlarý gibi faþist rejimlerin yýkýlmasý bir sonraki halkanýn Türkiye olacaðý beklentisini yaratýyordu. Özellikle de 1963 Ankara Anlaþmasý ile Türkiye AET’ye üye olma anlaþmasý imzalamýþ ve bu yönde ekonomik ve politik olarak adým atmaya baþlamýþtý.

Avrupa’da bütün bunlar olurken, Asya’da çok önemli iki politik olay yaþanmýþtýr. Bunlardan ilki Ýran’da ABD yanlýsý Þah rejiminin devrilmesi ve yerine Avrupa’ya biraz daha yakýn duran politik islamýn geçmesi. Diðeri ise SSCB’nin Afganistan’da iþbirlikçileri aracýlýðýyla Afganistan’ý iþgal etmesi olmuþtur. Bu durum ABD’nin Avrasya politikasýný ve stratejik konumunu oldukça sarsmýþtýr. Böylece Fransa dünya politikasýnda tecritten kurtulmayý baþarmýþ ve yeni bir Avrupa emperyalist politik eðiliminin liderliðine daha fazla soyunmuþ ve taktik olarak SSCB ile belirli bir yakýnlaþma geliþtirmiþti. Ýran ve Afganistan’daki geliþmeler ile birlikte ABD, Avrasya’nýn batý kýsmýnda neredeyse insiyatifi yitirmeye baþlamýþ ve ikincil bir duruma düþmeye baþlamýþtý. ABD Türkiye’yi kaybetmekle, SSCB’yi kuþatma altýnda tutan emperyalist-kapitalist halka üzerindeki politik etkinliðini de ve dünya politikasýndaki önemli söz hakkýný da kaybetmiþ olacaktý. Üstelik Fransa ve yine benzeri ülkeler, SSCB ile bir araya gelip bu bölgelerin “sorunlarýný” anlaþarak da çözebilirlerdi. Bundan dolayý Avrupa’dan Ortadoðu’ya kadar uzanan hatta tamamen devreden çýkmayý önlemek için Türkiye’nin kaybedilmesinin önüne geçilmesi, ABD’nin çok önemli bir stratejik seçeneði haline geldi. ABD Türkiye aracýlýðýyla Avrupa ile Ortadoðu arasýna bir tampon bölge koymakla yetinmedi ama ayný zamanda SSCB’nin Ortadoðu politikasýna da büyük bir çomak soktu. Kýsacasý Türkiye’deki askeri darbe ve bundan çýkarý olan sýnýflarýn ABD’nin çýkarlarý ile örtüþmesi sözkonusuydu. Bu karþýlýklý tamamlama olmaksýzýn bir askeri darbenin baþarý saðlasa da otuz yýl ayakta kalmasý imkansýzdýr.

Son dönemlerde ABD’nin 12 Eylül öncesi gibi stratejik olarak Türkiye’ye olan ihtiyacý artmýþtýr. Bu ihtiyacýn bir kaç nedenini þöyle sýralayabiliriz:
  • ABD, AB’yi kendi istediði stratejik (Rusya ve Çin karþýsýndaki yeni stratejik konumlanma) doðrultuya tam olarak çekememiþtir. AB içerisinde çeþitli devletler aracýlýðýyla, özellikle de Doðu ve Orta Avrupa’da bulunan yeni AB üyesi ülkeler aracýlýðýyla, az çok etkinlik saðlamýþtýr ancak yine de Fransa gibi AB’yi kendi stratejik politikalarý doðrultusunda biçimlendirmek isteyen ülkeleri kontrol etmekte güçlük çekmektedir. Çünkü Fransa, Rusya’nýn emperyalist bir biçimde ayaða kalkmasý aracýlýðýyla AB’yi emperyalist bir güç olarak ayaða kaldýrmak istemektedir. Bu ise ABD’nin Rusya politikasýnýn zýddý bir politikadýr. Bu farklý stratejik bakýþ açýsý bir çok soruna yansýmakta ve ABD’nin dünya stratejisini olumsuz etkilemektedir.
  • Bu farklý bakýþ açýsýnýn en önemli sonuçlarýndan bir tanesi Türkiye’nin AB’ye üyelik sorununda yaþanmaktadýr. Özellikle NATO ve bununla birlikte de ordu aracýlýðýyla Türkiye’de büyük ekonomik, politik ve askeri nüfuzu bulunan ABD, Türkiye’nin mevcut yapýsýyla AB üyesi olmasýný istemektedir. Böylece Doðu ve Orta Avrupa’dan, Ortadoðu ve Kafkaslara vede Orta Asya’ya kadar uzanan hat içerisinde kendi nüfuzu altýnda bulunan ülkeler aracýlýðýyla Rusya ve Çin’i, burjuva-demokratik bir biçimde birleþmiþ ülkeler aracýlýðýyla kuþatmýþ olacaktýr. Bu kuþatmanýn burjuva-demokratik bir biçimde olmasý önemlidir, çünkü bütün bu devletler ancak böyle bir politik biçim altýnda tek bir cephede birleþtirilebilirler. Çünkü Transatlantik emperyalist ittifaký burjuva-demokratik politik deðerler temeline oturmaktadýr ve ABD ile Avrupa arasýnda, yine Uzakdoðu’da Japonya ile iliþkilerde bu burjuva demokrasisi temel bir ittifak çerçevesi oluþturmaktadýr. ABD’nin dünya stratejisinde çeþitli ülkeler ile uyumlu birlikteliði ancak bu burjuva demokrasisi ile saðlanabilir. Ýþte ABD’nin Rusya ve Çin karþýsýndaki cepheyi uyumlu bir þekilde birleþtirebilmesi için Türkiye’nin AB’ye üye olmasý, ABD’nin dünya politikasýnda önemli bir yere sahiptir. Ancak Fransa önderliðindeki bazý devletlerin buna politik set çekmesi  ABD’yi zora sokmuþtur.
  • Afganistan ve Irak’ta iþler ABD’nin istediði gibi gitmemiþtir. Özellikle de Irak’ta Baas rejimini deviren ABD, yerine istikrarlý bir iþbirlikçi kesim geçirmeyi baþaramamýþ, üstüne üstlük Irak’ta, Ýran ile dolaylý bir ortaklýk kurmak zorunda kalmýþtýr. Baas sonrasý Irak’ta, tek ABD’nin deðil ama özellikle de Ýran’ýn giderek güçlendiði bir durum sözkonusu olmuþtur. ABD, Baas rejimini devirmek ile Ýran’ýn bölgede güçlenmesine neden olmuþtur ve bu temelde Türkiye’nin yardýmýna olan ihtiyacý arttmýþtýr.
  • Özellikle Rusya’nýn eski SSCB sýnýrlarý içerisinde bulunan ülkeler (Ukrayna, Gürcistan, Türkmenistan, Azarbeycan, Ermenistan vs. ) üzerinde nüfuzunu tekrar güçlü bir þekilde tesis etmek istemesi ve bu temeldeki politikalarý, ABD’nin Türkiye’ye olan ihtiyacýný arttýrmýþ durumdadýr. Çünkü bu ülkelerin stratejik çýkýþ kapýsý Türkiye’dir. Türkiye’nin yardýmý olmaksýzýn bu ülkelerin ABD ve müttefiklerinin etkileri altýna girmeleri hemen hemen imkansýz gibidir. Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya’nýn, ABD’nin güçlü müttefiklerinin bulunduðu Avrupa ile baðlantýda tek halkadýr. Aksi taktirde Rusya ve Çin arasýna sýkýþýp kalmalarý ve Þangay Ýþbirliði Örgütü’ (ÞÝÖ) nün kaderine terk edilmeleri kaçýnýlmazdýr. Kafkasya ve Orta Asya’daki ülkelerin burjuva-demokratik bir biçimde ABD-Avrupa nüfuz alanýnýn içerisine çekilebilmesi için Türkiye’nin burjuva-demokratik bir biçimde istikrara az çok kavuþturulmasý gerekir. Bunun yolu da Türkiye’nin AB’ye tam üyeliðidir. Ancak Türkiye aracýlýðýyla bu ülkeler ABD-Avrupa emperyalist ittifakýnýn nüfuz alanýna çekilebilirler.
  • ·    Özellikle ABD’nin Ýran politikasý ve Nükleer Silah programýndan dolayý da acil olan yapýsý, ABD’nin Türkiye’ye olan ihtiyacýný arttýrmýþ durumdadýr. Zamanýn Ýran karþýsýnda giderek daralmasý ama hýzlý bir þekilde de hareket etme zorunluluðu, ABD’yi daha önce savunmuþ olduðu temel politikalarda önemli deðiþiklikler yapmaya götürmektedir.
Yukarýda kýsaca saymaya çalýþtýðýmýz bu nedenler, 12 Eylül öncesi gibi ABD’nin Türkiye’ye olan “özel” ilgisinin artmasýna neden olmuþtur. Mevcut AKP hükümetinin ABD’nin bölgesel politikalarý ile uyuþmayan bir politika sergilemesi ve Türkiye’de yükselen anti-ABD’ci politik eðilimin geliþmesi, seçimler yoluyla ABD yanlýsý bir hükümetin iþbaþýna gelmesini oldukça zor hale getirmiþtir. Ýþte tam da bu noktada ABD Türkiye’de “bazý kesimlere” göz kýrpmýþtýr. Bu kesimlerin hiç kuþkusuz aþýrý Türk milliyetçileri, ordunun yüksek kademe kesimleri olduðu tartýþma götürmezdir. Bundan beþ-altý yýl önce iç ve dýþ politikada oldukça sýkýþan bu kesim giderek politik tecrit ortamýndan sýyrýlmakla kalmadý ama bir darbe tezgahlamanýn neredeyse planýný yapar hale geldi.

Türkiye’nin AB’ye olan üyeliðinin gecikmesi ve sekteye uðramasý, Ýþbirlikçi tekelci sermaye içerisinde bazý katmanlarýn politik hareketlerinin kontrol altýnda tutulamamasýna neden olmaktadýr. Özellikle de bu durum Türk milliyetçiliðini daha da geliþtirmekte ve Türkiye’nin burjuva-demokratik politik eðilimden uzaklaþmasýna neden olmaktadýr. Bu durum da yukarýda saydýðýmýz ABD’nin dünya stratejisini olumsuz etkilemektedir. ABD’nin milliyetçi bir Türkiye ile bölge politikalarýný çözmeye çalýþmasý , AB ile iliþkilerini “Arap saçýna” çevirebilir. Ama iþte tam da ABD’nin sýkýþtýðý bu noktada Türk milliyetçileri ve ordu içerisindeki anti-AB’ci kesim ABD’ye yanaþabilirler.

Genelkurmay Baþkaný Yaþar Büyükanýt’ýn Genelkurmay Baþkaný olmadan önce ve sonra yaþanan bazý olaylar gerçekten çok ilginçtir. Alttan alta mevcut hükümetin iç ve dýþ politikasýna karþý paralel bir politikanýn partisiz bir þekilde “örtülü” bir biçimde örüldüðü söylenebilir. Son bir-iki yýlda ilginç olaylar yaþanmýþtýr. Bunlarýn bir kaçýný sayarsak eðer:
  • Danýþtay’a saldýrý ve AKP’ye karþý politik teþhirin yoðunlaþmasý.
  • Türk Silahlý Kuvvetleri (TSK)’nin kuvvet komutanlýklarýnýn Pentagon örneðine dayanýlarak tekrar yapýlandýrýlmasý.
  • Ege Ordusu’nun büyük oranda laðvedilmesi ve Kuzey Kürdistan’a kaydýrýlmasý.
  • Yaþar Büyükanýt gibi þahin bir Genelkurmay baþkanýnýn Yunanistan’ý ziyaret etmesi (kýrk yýl aradan sonra ilk defa bir Genelkurmay baþkaný Yunanistan’ý ziyaret ediyor) ve Ege’de Yunanistan ile yumuþamanýn saðlanmasý.
  • Ermeni asýllý gazeteci Hrant Dink’in suikasta kurban gitmesi.
  • Yaþar Büyükanýt’ýn ABD’ye ziyareti ve Baþkan Yardýmcýsý Dick Cheney ile Irak, Afganistan ve Ýran konularýný görüþmesi. (Sanki Türkiye’nin Dýþiþleri Bakaný yok!)
Bu yukarýda saydýðýmýz noktalardan en ilginci Ege Ordusu’nun K. Kürdistan’a kaydýrýlmasýdýr. Ýlk bakýþta bunun Güney Kürdistan ve PKK için kaydýrýldýðý düþünülebilir. Belki Genelkurmay hükümeti de böyle uyutmaya çalýþmýþ olabilir. Ancak bu asker kaydýrmaya Ýran’ýn bir diplomatik açýklama istediði hemen hemen kesindir. Çünkü Ýran, Güney Kürdistan ve PKK bahanesi altýnda Türkiye’nin K. Kürdistan’a asker kaydýrmasýný baþka þekilde yorumlamaktadýr. Türkiye’nin, ABD ve Ýsrail ile anlaþýp Ýran’a saldýrmasýndan þüphelenmektedir. Bu asker kaydýrmadan sonra Ýran, Türkiye’nin PKK bahanesi ile asker kaydýrmasýný önlemek için ve Türkiye’nin niyetini tam öðrenmek için, Türkiye’nin yerine PKK’nýn Kandil daðýndaki kamplarýný bombaladý. Her ne kadar Türkiye sýnýra yýðdýðý 250 bin kiþilik askerin bir kýsmýný geri çektiyse de ana gövdesini korumaktadýr.

TSK’nýn Ege Ordusu’nu laðvetmesi hiç kuþkusuz Türkiye’nin tehdit algýlamalarýnýn deðiþtiðinin bir göstergesidir. Ege ordusunun K. Kürdistan’a konumlandýrýlmasý, TSK’nýn kapsamlý bir savaþa hazýrlandýðýnýn ve bu temelde ordunun yapýlandýrýlmasýnýn en ciddi iþaretidir. Ama iþin ilginç tarafý böyle bir kaydýrma tek Türk diplomasisinin baþarýsýyla olabilecek bir durum deðildir. Yani Yunanistan ve Kýbrýs’ýn Ege’de tek TC diplomasisi durduramaz. Bu noktada ABD’nin güçlü desteðinin alýndýðýndan þüphe yoktur.

Türkiye’nin devlet politikasý kendi içerisinde giderek oldukça karmaþýk bir yapýya bürünmektedir. Mevcut AKP hükümetinin yanýnda giderek nüve halinde baþka bir hükümet doðmaktadýr. Bu ikinci hükümet, kendi politikalarýný mevcut hükümetin hemen yaný baþýnda ama ondan gizli þekillendirmeye çalýþmaktadýr. Görünen o ki þu anda kamuoyu oluþturmaya çalýþmaktadýr.

Devlet içerisinde böyle bir politik yarýlmanýn yaþanmasýnda ABD’nin rolü yadsýnamaz. Özellikle iki noktada bu politik yarýlmayý geliþtirmeye çalýþmaktadýr: PKK ve Ýran noktasýnda.

ABD, Irak deneyiminden ders çýkararak olasý bir Ýran savaþýnda Türkiye’nin desteðini alamama durumunda, Kürt iþbirlikçileri ile birlikte PKK ile de birlikte hareket edebileceði sinyalini  vermektedir. Bu noktada ABD, 1 Mart 2003 tezkeresini reddederek Irak’taki politik geliþmelerden tecrit olan Türkiye’nin, Ýran sorununda da ayný davranmasý durumunda, Irak’taki politik tecritten daha da kötü bir durum ile karþýlaþacaðý sinyalini vermektedir. PKK ile Türkiye arasýnda yaratýlan bu politik rekabet hem PKK içerisinde hem de TC devleti içerisinde önemli geliþmeler yaratmaktadýr. ABD Türkiye’ye bu korkuyu yaþatarak onun içerisinde kendi politikasýna daha fazla angaje olabilecek eðilimler yaratmak istemektedir.

Genelkurmay, ABD’nin Ýran politikasýna AKP Hükümeti’nin adapte olamayacaðýný anladýðý için ve bu durumun Türkiye’nin mevcut güvenlik politikasýný zaafa uðratacaðýný gördüðü için, devletin köklü bir þekilde yeni bir politik yörüngeye girmesine kanaat getirmiþ gibi görünmektedir.
Ýþte Genelkurmay odaklý olan ve anti-AB’cileri içerisine yalan ve Türk milliyetçiliðinin ideolojik ve politik  temelini oluþturduðu bir politik eðilim þu ya da bu biçimde özellikle de ABD desteði temelinde geliþmeye baþlamýþ gözükmektedir.

Bu eðilimin geliþiminin dýþ (ABD) desteðinin güçlü olmasý onun yakýn zamanda iktidara gelmesine neden olabilir. Bu geliþimin biçimi duruma göre farklý biçimler alabilir. Bir seçim yoluyla da olabilir, bir askeri darbe yoluyla da olabilir. Ama nasýl bir biçimde geliþirse geliþsin yol açacaðý tarihsel sonuçlarý ayný olacaktýr.

Makalenin baþlýðýnda sorduðumuz sorunun cevabýný þimdi verebiliriz. Genelkurmay iç politikada iktidarý tamamen ele geçirerek Ortadoðu’da ABD ve Ýsrail ile birlikte savaþa girme ve belki de dünya savaþýnýn fitilini çekme hazýrlýðýný yapýyor!



DEVRÝMCÝ BÜLTEN’DEN OKURLARA

Uzun zamandan beri Türkiye komünist hareketi içerisinde teorik çalýþmalar neredeyse bir kenara býrakýlmýþtýr. Daha çok hareketin kadrolarý politik kitle çalýþmasýna ama özellikle de politik ajitasyona yönelendirilmiþlerdir. Hiç kuþkusuz politik kitle ajitasyonu çok önemlidir ancak Türkiye komünist hareketi içerisinde bu çalýþma yanlýþ, plansýz ve programsýz yürütülmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi, hareketin pratik sorunlarýný aydýnlatacak ve onu tarihsel olarak doðru bir kanala yönlendirecek olan bir NÝTELÝKLÝ TEORÝK yaklaþýmýn olmamasýdýr. Halbuki komünist hareketin bugünkü durumuyla onun daha yüksek biçimleri arasýndaki baðlantýyý saðlayacak en önemli halka nitelikli bir teorik çerçevenin geliþtirilmesidir. Komünist hareket gerekli olan bu teorik  niteliði elde edemedikçe ve bu tarihsel düzeye çýkamadýkça hiçbir þekilde parti biçiminde biçimlenemez ve iktidar mücadelesi veremez. Bunun dýþýnda bir yaklaþým sadece küçük-burjuva ve liberal yanýlsamalar olabilir.
   
Türkiye komünist hareketi içerisinde, özellikle son yedi-sekiz yýldan beri, denebilirki hiçbir örgüt ve çevre PDK gibi varolan teorik sorunlarýn üzerine gidebilme ve onlara az çok nitelikli bir cevap verebilme kapasitesinde olmamýþlardýr. Bu noktada hiç kuþkusuz PDK çok olumlu bir noktadýr ve bugüne kadar en büyük kazanýmý ideolojik çizgisinin az çok saðlam temeller üzerine oturmuþ olmasý ve bu yöndeki eksiklerini de azami derecede aþmaya çalýþmasý yönündeki pratiðidir.
   
PDK’nýn bugünkü ideolojik kazanýmýnýn sonuçlarý aslýnda daha çok ileri süreçlerde ortaya çýkacaktýr. Kitle hareketi geliþtikçe ama özellikle de kendiliðinden kitle kabarmasýnýn boyutlarý büyüdükçe, örgütlerin bu kendiliðinden kabarma karþýsýnda gerçek yapýlarý da açýða çýkacaktýr. Yani kendiliðinden kabarma örgütlerin bu kitle kabarmasýný ne kadar çekip çeviremeyeceðini de ortaya koyacaktýr. Bu noktada kitlelerin kendiliðinden geri bilinç biçimlerine hapsolmamak ve onlarý doðru bir politik çizgi etrafýnda birleþtirebilmek için nitelikli bir komünist ideolojinin yol göstericiliðine ihtiyaç olacaktýr.
   
12 Eylül öncesi devrimci hareketin pratiði göstermiþtir ki, kitle hareketinin kendiliðinden kabarmasý yükseldiði zaman örgütlerin birden bire teorik sorunlarýn üzerine gidip ve çözme olanaðý olmayacaktýr. Sorun tek kitleyi kazanma sorunu deðildir. Sorun ayný zamanda kitleyi belirli bir politik hedef doðrultunda, onun geri bilinç taraflarýnýn azami derecede bastýrýlmasý temelinde kazanmak ve onu biçimlendirmek sorunudur. Kazandýðý kitleyi sürekli doðru eðitmesini ve doðru biçimlendirmesini bilmeyen bir hareket, hiç tartýþmasýz tarihin önemli dönemeçlerinde felakete uðrar. Bunun en iyi örneði Bolþevik Parti’dir. Muhalefetteyken harikalar yaratan bu parti, iktidarda teorik olarak donanýmsýz olduðu bir durumda felakete sürüklenmiþtir. Hiçbir komünist bu deneyimi unutma lüksüne sahip deðildir. Onun için gelecek ayný zamanda þimdiki teorik çalýþmalarýn niteliðine de baðlýdýr. Bunun savsaklanmasýnýn bedeli bir örgüt için tarihsel olarak aðýr olacaktýr.

DEVRÝMCÝ BÜLTEN
|
_ _