[ Kurdî   English   Francais                                 PROLETER DEVRÝMCÝLER KOORDÝNASYONU (PDK)  13-04-2026 ]
{ komunistdunya.org }
   Açýlýþ_sayfanýz_yapýn  Sýk_Kýllanýlanlara_Ekle

 Site Menü
   Ana Sayfa
   Devrimci Bülten
   Yazýlar / Broþürler
   Açýklamalar
   Komünist Hareketten
   Ýlerici / Devrimci       Basýndan
   Kitap - Broþür PDF
   Sanat
   Görüþler

 Arþiv - Ara
   Arþiv
   Sitede Ara

 Ýletiþim
   Baðlantýlar
   Önerileriniz

_ _
{ }


_ _
{ Son Yazýlar }
Devrimci ve Demokrat...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Say...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
EMPERYALÝZM VE TÜRKÝ...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrýmcý Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
Devrimci Bülten Sayý...
_ _
{  PDK Devrimci Bülten - Sayý 31 (1) }
| Devrimci BültenÝÇÝNDEKÝLER
  • Üç Kasým Seçimleri ve Devlet
  • Komünist Hareketin Sorunlarý
  • Üç Kasým Seçimi Sonuçlarý Üzerine
  • Engels, Yaþamýnýn Sonuna Dek Kapitalizmin Devrimle Yýkýlmasýný Savundu
  • Toplumlarýn Birbirlerine Eklemlenme Sorunu
  • Devrimci Bülten’den Okurlara

3 KASIM SEÇÝMLERÝ VE DEVLET

3 Kasým seçimleri devlet iktidarýný elinde tutan politik güçler açýsýndan istenen sonucu vermedi. Çünkü seçim sonucunda ortaya çýkan AKP hükümeti, hiçte bu politik güçler tarafýndan istenen bir hükümet deðildir.  Bu nokta üzerinde aþaðýda biraz daha ayrýntýlý olarak duracaðýz.  Ama önce seçimler ile birlikte ortaya çýkan dört önemli noktayý belirtelim.
Birinci olarak,  seçimler faþist diktatörlüðün,  tarihsel ve toplumsal temelinin giderek daralmakta olduðunu göstermiþtir.  Ýkinci olarak seçimler,  kitlelerin siyasal yapýnýn deðiþmesi yönündeki isteklerini göstermiþtir. Üçüncü olarak,  devletin siyasal krizinin giderek daha da derinleþeceðini göstermiþtir. Dördüncü olarak da, Türk ve Kürt liberalizminin sefil durumunu bir kez daha göstermiþtir.
   
Gelecek sürecin genel yön ve eðilimini iyi anlayabilmek için, devlet ve AKP’nin  tarihsel þekilleniþini iyi analiz etmek gerekir. Gerçekte devlet ve AKP’ nin tarihsel çýkarlarý çakýþmakta mýdýr yoksa çatýþmakta mýdýr?  Çünkü Türkiye’de hükümet olmak ile iktidar olmak ayrý þeylerdir. Örneðin 1995 seçimlerinde Refah Partisi birinci parti olmasýna ve koalisyon ile hükümeti kurmasýna raðmen, 28 Þubat gizli darbesini durduramamýþtýr. Onun için önümüzdeki süreçte, devletin siyasal refleksinin yönünü daha iyi kavrayabilmek için, devlet ile AKP’nin ideolojik ve siyasal karakterlerini iyi analiz etmek gerekmektedir.
   
Önce devleti ele alalým.
   
Devlet, elbette ki genel olarak iþbirlikçi tekelci burjuvazinin devletidir. Bu sýnýfýn tarihsel ve toplumsal çýkarlarýný korumak ve kollamak ile yükümlüdür. AKP de, bu iþbirlikçi tekelci burjuvazi (ÝTB) içerisinde belirli bir katmanýn toplumsal çýkarlarýný ifade ettiði için, devlet bu sýnýfýn da devletidir. Ancak bu durum, ÝTB’larýn kendi aralarýndaki rekabeti dýþtalamaz. ÝTB içerisindeki her katman, toplumsal konumunu geliþtirebilmek ve pekiþtirebilmek için devlete ihtiyaç duyar. Ama bunu yapabilmesi için de belirli bir kitle tabanýna ve bu kitleyi de belirli bir toplumsal ereðe doðru harekete geçirecek belirli bir ideolojik ve politik çizgiye gereksinim vardýr. Hangi katman devlete sahip olmak isterse, devletin temel kurumlarýný (ordu, polis, bürokrasi vs. ) büyük oranda kendi ideolojik ve politik çizgisi temelinde biçimlendirmesi zorunludur.  Kendi içerisinde hükümeti, ordusu, polisi ve bürokrasisi ile tamamen uyum içerisinde olmayan bir devletin toplum üzerindeki hakimiyeti de zayýflar.
   
Bugünün Türkiye’sine baktýðýmýz zaman, devletin temel kurumlarýnýn,  özellikle de ordunun, AKP hükümetinin kadrolarýný ve siyaset anlayýþýný benimse-mediðini ve sanki aralarýnda bir “soðuk savaþ”ýn olduðunu görmekteyiz. Devletin kendi içerisinde bu tür bölünmüþlüðü, onun hem uluslararasý politikada hem de iç politikada siyasal refleksini zayýflatmaktadýr. Belirli bir zaman diliminden sonra,  devletin yapýsýndaki bu zaafýn giderilmesine ve böylece devletin gerek dýþ gerekse de iç politikada daha da etkin kýlýnmasý saðlanýlacaktýr. Örneðin Türkiye tarihindeki üç darbe, hükümet ve devletin temel kurumlarý arasýndaki siyasal açýnýn haddinden fazla açýlmasýndan kaynaklanmýþtýr. Ancak þu da bir gerçektir ki, bu açý da her seferinde baþka tarihsel koþullar ve etmenler tarafýndan yaratýlmýþtýr. Askeri darbeler, devletin çeþitli kurumlarý arasýnda açýlan bu açýlarýn, devletin resmi ideolojik ve siyasal çýkarlarý doðrultusunda tekrar kapatýlmasý iþlevini görmüþlerdir.
   
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, ÝTB kendi içerisinde bu kadar büyük bir parçalanmýþlýk yaþamaktadýr. Bu parçalanmýþlýk kendisini siyasal alanda bir çok fraksiyona bölünme þeklinde göstermektedir. Bu bölünmenin altýnda yatan neden ise,  ÝTB’nin toplumsal ve tarihsel temelinin giderek sarsýlmakta ve zayýflamakta olmasýdýr. Ýþte bu sonuncu durum ise dünya ekonomisinin temel dinamiklerinde ve eðilimlerinde deðiþmenin sonucunda ortaya çýkmaktadýr. Bu sonuncu  nokta üzerinde kýsaca durmak gerekmektedir.
   
1970’lerin sonlarýnda, uluslararasý emperyalist sistemin derinleþmesi ve bu derinleþmenin dayatmýþ olduðu tarihsel düzey sonucunda 24 Ocak Kararlarý ve bunu tamamlayan 12 Eylül darbesi ile ÝTB’nin ithal ikameci sanayileþmeden,  ihracata dönük sanayileþmeye geçmesi saðlandý. Bu hem ÝTB’nin sermayesinin yoðunlaþmasýnda bir artýþ anlamýna geliyordu hem de ÝTB’nin dünya çapýnda sermayenin merkezileþme hareketinin girdabýnda dikey olarak uluslararasý tekeller ile daha fazla iç içe geçerek “Ortak Giriþim” biçiminde örgütlenmesine neden oluyordu. Yani sermayenin artmasý ile  (ki bu artma uluslararasý tekel ile anlaþma ve kaynaþma temelinde oluyordu) kendi baðýmsýzlýðýný giderek tedrici bir þekilde kaybetmesi atbaþý gidiyordu.
   
1980-2000 yýllarý arasýnda ÝTB adeta bir geçiþ dönemi yaþadý. Hem iç pazara dönük bir üretim gerçekleþtirmekteydi hem de bölgesel pazarlar temelinde ihracata dönük bir ekonomik faaliyet gerçekleþtirmekteydi. Yani Türkiye’de ithal ikameci sanayileþmeden tamamen ihracata dönük bir sanayileþmeye geçmek için,  tarihsel olarak ara bir dönem, her iki dönemin unsurlarýný geçici bir þekilde birleþtiren ara bir dönemin varlýðý gerekmiþtir. (1) Tarihsel geliþim içerisindeki bu ara durum, siyasal yapýda da yansýmasýný bularak, Özal ve ANAP biçiminde kendisini dýþa vurmuþtur. Zayýf bir Pantürkçü ve Panslamist eðilim ile birlikte zayýf bir “ulusalcýlýk”ý birleþtiren Özal ve ANAP eðilimi, tarihsel açýdan az çok dinamik bir eðilim üzerine oturmuþtu ve bundan dolayý belirli bir dönem yükselen bir eðilim izledi. Ama bugün bu eðilim tarihsel açýdan bir düþüþ eðrisi yaþarken böyle bir politikanýn ömrü hiçbir þekilde ANAP ile kýyaslanamaz. O dönemde böyle bir politik eðilim ÝTB’yi geliþtirirken, bugün tam tersine bu geliþmeyi dizginleme eðilimine sahiptir. Çünkü tarihsel temeli kayýp gitmektedir. Ýþte AKP, bu ara geçiþ döneminin çöküþü döneminde ortaya çýkmýþ ve bu ara dönemde ortaya çýkan ve oluþan ÝTB’nin bu katmanýnýn can çekiþen eðilimini yansýtmaktadýr.
   
Ýçinden geçtiðimiz süreçte, ÝTB’nin en büyük katmaný, gerek ekonomik ölçeði bakýmýndan gerekse de  sermayesinin bileþeni bakýmýndan, bu ara dönemde oluþan ÝTB katmandan daha üstündür. Onun için bu geçmiþ dönemin ideolojik ve politik eðilimlerini hem benimsemez hem de kendisine uymaz. AKP’nin politik çizgisi, ÝTB’nin en büyük katmanýndan ziyade, onun hemen altýnda yeralan, ve dünya pazarýndaki rekabete ayak uyduramayarak giderek daðýlmaya baþlayan katmanýn genel eðilimini yansýtmaktadýr. Onun için bu politik eðilim, tarihsel bir düþüþ eðrisi içerisinde olduðu için, sistem içerisinde sadece kriz üreten bir politikanýn temsilcisi olabilir.
   
Ancak gelinen noktada ÝTB, çevresindeki bölgesel pazarlarda büyük bir hakimiyet kurmak zorundadýr. Daha doðrusu belirli bir emperyalist grup ya da dinamiðin etkisi altýnda böyle br yönelime girebilir. Bu durumu hem uluslararasý tekelci sermayenin hem de ÝTB’nin en büyük katmanýnýn sermayesinin tarihsel düzeyi dayatmaktadýr. Çevresindeki bölgelerde, enerji kaynaklarýndan, güvenlik sorunlarýna ve pazarlarýn korunmasý ve geniþletilmesine kadar her yön ve sorun ile ilgilenmek zorundadýr. Ýþte bu durum bölgesel ideolojik ve politik eðilimlerin geliþmesine ve güçlenmesine neden olmaktadýr. ÝTB, nüfuz alanlarýný ancak bu tür politik eðilimler aracýlýðý ile geniþletebileceðini sezerek, giderek ekonomik ve politik desteðini bu tür politik eðilimlere doðru kaydýrmaktadýr. Bu yönden bir politik açýlým gösteremeyen ve eski biçimleri kendisine temel alan bütün politik eðilimlerden de uzaklaþmaktadýr.
   
Ekonomik iliþkilerdeki bu deðiþim, devletin temel kurumlarýný da etkilemekte ve onlar da kendilerini bu tür bir ekonomik þekillenmenin ön plana çýkardýðý ideolojik-politik biçimlere uyarlamaktadýrlar. Böylece gerek ordu, gerek polis ve gerekse de bürokrasi, devetin güvenlik alayýþýný ulusal bazdan, bölgesel baza kaydýrmaktadýrlar. Bu noktada þu soru belirmektedir: Devletin temel kurumlarý hangi bölgesel ideolojik-politik eðilimlere daha çok yakýndýr?
   
Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet kurumlarý (ordu, polis, bürokrasi vs. ) kuruluþundan itibaren Türk milliyetçiliði temeline dayanarak oluþtular ve geliþtiler.  Bunun altýnda T. C. ’nin kuruluþ biçimi yatmaktadýr. T. C. , Osmanlý Ýmparatorluðu içerisindeki iþbirlikçi politik islam ile kopuþma ve daha çok Türk milliyetçiliði temelinde geliþti. Bunda ulus-devlet yaratma ve bunu milliyetçilik temelinde kurmanýn etkisi büyüktür. Böylece devet kurumlarý daha çok Türk milliyetçiliðine eðilim gösterme ve politik islama mesafeli olarak bir tarihsel þekilleniþe ve evrime uðradý. Bugün gelinen noktada, devletin bu biçim içerisinde geliþen tarihsel evrimi,  devlet kurumlarýnýn siyasal yönelimini belirlemede önemli bir etken olmaktadýr.
   
Uluslararasý emperyalist sistem içerisindeki rekabet, devletin kurum ve kadrolarý üzerinde muazzam bir baský yaratarak, onlarýn ideolojik-politik düþüncelerinin kristalleþmesini hýzlandýrmaktadýr. Devletin otoriter kurumlarý (ordu, polis, istihbarat vs. ), ÝTB içerisindeki, bölgesel politik eðilimlerden birisini seçmekle karþý karýya kalmýþ durumdadýrlar. Bunlar Avrupa Birliði,  Pantürkizm ve Panislamizm’dir.  Sonuncusu ile hiçbir þekilde hemfikir deðildirler. Birincisini ise görünürde (halkýn baskýsýndan dolayý) kabul etmektedirler ama pratikte hiçbir kriterine uymamaktadýrlar. Bunun nedeni, AB’nin burjuva-demokratik reformlarýna  uymasý halinde ordunun zinde yapýsýnýn daðýlmasý ve parçalanmasý ile sonuçlanacak olmasýdýr. Bu ise ordunun þimdiki faþist yapýsýnýn çözülmesi ve bundan çýkar saðlayan ayrýcalýklý memurlarýn ve zümrenin büyük oranda zarar görmesi demektir. Onun için ordu giderek politik düþünce ve duygu olarak statuquo’nun devamýndan yana olan Pantürkizm eðilimine ve yörüngesine kaymaktadýr. Ama bunu  siyasal hasýmlarýný (politik islamý ve AB yanlýlarýný) siyasal teþhire uðratarak, onlarý kendi içerisinde bölerek ve kitle tabanýný zinde tutmaya çalýþarak yapmaktadýr. 
   
AKP özünde bir koalisyondur ve bir çok eðilimin bir parti içerisinde birleþmesinden oluþmuþtur. Onun için ideolojik ve siyasal olarak saðlam bir yapýya sahip deðildir. Yüksek derecede bir siyasal basýncý uzun süre göðüsleyebilecek bir yapýda deðildir. AKP ne AB ile ne ABD ile ne de ordu ile tam bir politik uyum saðlayabilir. Temsil ettiði ve giderek yýkýma giden ÝTB katman nasýl ekonomik yönden ne yapacaðýný bilmez, þaþkýn ve kararsýz bir pozisyonda ise, AKP de aynen politik yönden öyle kararsýz ve þaþkýn bir durumdadýr. Bir yandan AB için bastýrýrken bir yandan da ABD ile oynaþmakta;eski hükümetin bütün politikalarýný devralmaktadýr. Ama önümüzdeki süreçte dünya politikasýnda emperyalist merkezlerin aðýrlýðýnýn giderek artmasý ve devletin önündeki kritik sorunlarýn kendini daha yakýcý bir þekilde hissettirmesi ölçüsünde, AKP’nin gevþek ve koalisyon yapýsý da giderek çözülmeye baþlayacaktýr.
   
Gelecek yakýn süreçte bir çok politik sorun, devletin temel dinamiklerini,  aþýrý Türk milliyetçiliðinin kanatlarý altýna itecektir. Bunlarý kýsaca ele alýrsak eðer:

1-)Avrupa Birliði Sorunu: AB’nin, pratikte de, burjuva-demokratik reformlar için bastýrmasý vede devlete muhalif ve karþý güçlerin, bunlarý kendisine politik destek noktasý yapmak istemesi, özellikle ordu, polis ve bürokrasi içerisindeki tutucu-muhafazakar kesimlerin güçlü bir direniþine ve tepkisine neden olarak, bu unsurlarýn politik olarak Türk milliyetçiliðinin etrafýnda giderek odaklaþmasýna neden olacaktýr.

2-)Kýbrýs Sorunu: Ýþin özüne bakýlýrsa eðer,  Kýbrýs sorunu,  devletin gündemine Türk azýnlýðýnýn haklarýnýn korunmasý temelinde girmemiþtir. Bu sorun T. C. ’nin Kýbrýs’a müdahalesi için bir bahane iþlevi görmüþtür. Daha çok bu sorun devletin gündemine, bölgesel ve uluslararasý güvenlik temelinde girmiþtir. Kendisini çevreleyen Yunanistan’ýn Enosis temelindeki siyasi ve askeri etkisini kýrmak için Kýbrýs’a müdahale yapýlmýþtýr. Eðer hatýrlanýrsa bu dönemde Yunanistan’da faþist bir devlet yönetimi sözkonusuydu. Türkiye KKTC ile güneyi askeri açýdan güvenlik altýna almýþtýr. Türkiye’nin Kýbrýs noktasýnda her sýkýþtýrýlmasý, T. C. ’nin siyasi varlýðýna yöneltilmiþ bir tehdit olarak alglanacaðý için, devlet içerisinde ama özellikle de ordu içerisindeki tutucularý milliyetçi politikalara doðru itecektir.

3-Kürt Sorunu: Kürt sorunu Türkiye’de zaten Türk milliyetçiliðinin geliþmesinde en büyük etkenlerden bir tanesini oluþturmaktadýr. AB’nin Türkiye’ye dayatmýþ olduðu reformlar, Meclis’te reform paketinin tartýþýlmasý sýrasýnda MHP’nin tavrýnda ortaya çýktýðý gibi, Türk milliyetçiliðinin daha fazla azýtmasýna neden olmaktadýr.  Kürt sorunu, devletin aðýrlýk merkezleri tarafýndan, T. C. ’nin siyasi ve askeri varlýðýna karþý dýþarýdan kulanýlan bir güç olarak görülmektedir.

4-Irak Sorunu: Irak’ta eli kulaðýnda olan savaþ “devletin güvenlik öncelikleri”ni kaçýnýlmaz olarak etkileyecektir. Savaþ ortamýnda devletin reformlar yoluyla esnemesi deðil, katýlaþmasý beklenmelidir. Bu savaþ ortamýnda “güvenlik” gerekçesiyle en çok esecek rüzgar ise Türk milliyetçiliði rüzgarý olacaktýr.

5-MGK Sorunu: MGK’nun ortadan kaldýrýlmasý ve ordunun tamamen politik iradeye baðlanmasý sorunu da, ordu tarafýndan, her ne kadar açýkça belirtilmese de, devletin siyasi yapýsýna karþý yöneltilmiþ bir tehdit olarak görülmektedir. Bu noktada da ordunun direneceði kesindir.
   
Bir de bu yukarýdakilere Rusya ile Orta Asya ve Kafkasya’da olan nüfuz mücadelesi ile birlikte, Ýran ile olan sürtüþmeler eklenmelidir. ABD’nin de 11 Eylül’den sonra, radikal politik islama karþý olmaya baþlamasý, Türk milliyetçiliði seçeneðini daha fazla ön plana çýkarmaktadýr. Özellikle Irak’tan sonra eðer ABD Ýran’daki rejimi yýkma hedefini önüne koyarsa (ki bu büyük ihtimal), o zaman ABD Türkiye üzerine hem aðýrlýðýný daha fazla koyacak hem de Türk milliyetçileri aracýlýðý ile Ýran’daki Azeri sorununu daha fazla kaþýyacaktýr.
   
AKP hükümeti hiçbir þekilde bu yukarýdaki sorunlarýn üstesinden gelebilme yeteneði ve kapasitesine sahip deðildir. ABD ile AB arasýndaki açýnýn daha fazla açýlmasý (Ýran sorununda bu açýnýn daha fazla açýlmasý beklenmelidir), Türkiye’de ordu ile hükümet arasýndaki açýnýn daha fazla açýlmasýna  neden olmaktadýr. Bu ise devletin toplum üzerindeki hakimiyetinin zayýflamasýna neden olmaktadýr. Bu duruma ordu belirli bir noktadan sonra müsaade etmeyecektir. Özellikle ABD’nin Ortadoðu’da Irak ile sýnýrlý kalmayacak olan savaþlarý uzadýkça ve Türkiye Ortadoðu’daki bölgesel sorunlara daldýkça, ordunun devlet üzerindeki etkisi de daha fazla artacaktýr.
   
Devlet içerisideki bütün bu kasýlma ve geniþleme hareketlerine AKP’nin ideolojik ve siyasi yapýsý dayanamaz. Kýsacasý AKP hükümeti, devletin siyasi krizinin daha da derinleþmesine ve böylece toplumsal bir krizin giderek daha da geliþmesine neden olmaktan baþka bir iþe yaramayacaktýr. Ama,  bu derinleþen kriz, devletin daha da otoriter ve totaliter bir eðilime doðru kaymasýna neden olabilir. Çünkü,  þiddet, kriz ortamýnda geliþen en doðal eðilimdir.
   
DEVRÝMCÝ BÜLTEN 


Devrimci Bülten Sayý 31, Devamý...


|
_ _